31 Aralık 2011 Cumartesi

İnsan İlişkileri

İnsanlar birilerinin hayatına kolay giriyordu
Kolay çıkıyordu
Nedenleri önemli olmuyordu
Ya da ayrıntılar
Girmek ve çıkmak sadece
Bahaneler her zaman ilk sıradaydı
Şampiyonluğa oynayan takım gibiydiler

Ve insanlar
Birilerinin hayatına girdiğinde
Orada iz bırakmadan çıkmıyordu
Bahaneler ise peş peşe sıralanıyordu
Çünkü bahanelerin her zaman önceliği vardı
İnsanlar  bir şeyleri mahvetmek için hep  vardı
İyi giden bir şeyde bunu rahatlıkla yapabiliyorlardı
İstedikleri buydu
İnsan hayatının düzgün gitmemesi için; her şeyi yapıyorlardı
Bunlardan kurtulmak ise insanların istemesiyle mümkündü


Yazan:Cem Kurtuluş






Yeni bir yıl !!

 Yeni bir yıl
Geçen boktan günler
Biraya ve şaraba selam duracağın saatler
Boş bira şişesi
Köşede duran yalnız adam
Saçma insan hayatı
İnsan ilişkileri
Her şeyin yolunda gittiği anda ters giden durumlar
İnsanların bir yere girip iz bırakmadan çıkmamaları
Prezervatif dağıtanlar
Saçma televizyon kanalları
Televizyon ekranlarında sahte gülüşler
Aile toplantıları
Sonrasında sıçışlar
 Birkaç mutlu insan
 Sokakların pisliği
Fahişe avına çıkan am meraklıları
Sokakta sürtenler
Yapılması gereken sadece
Birkaç bira içmek
Bir de müzik
Fazlası değil
Şerefe Hank!

Yazan:Cem Kurtuluş





Orospular Güzeldir !

Orospular hep güzeldir
Bir hikayesi vardır onların
Siyah beyazdır
Giydikleri  renkli elbiseler
Gösterişler
Yaptıkları  makyaj
Yatakta attığı çığlık bile farklıdır
Belki bir kurtuluş sesi
Belki başka bir şey
Onların da yalanları vardır
Başkaları gibi

Yalan sevişmeleri vardır
Her sevişmenin ardından
Başa dönüş
Bir mutsuzluk
Yüzlerinde bazen bir kızarıklık
Bazen de mutlu numarası yapan birer aptal ifadesi vardır

Kokuları vardır teninde
Yalan veya gerçek
Sorunları vardır onların aynı başkaları gibi
Sadece düzüşmez onlar
Ve hikayeleri kötü ve çirkindir onların
Ama orospular hep güzeldir
Çirkinleri bu dünyada bulunup
Bazıları cehennemin dibini boylasa da

Ruhlarını kaybeden vardır içinde
Ruhlarını kazanmak için uğraşanlar da vardır
Ama her şeye rağmen dünyada orospuların da güzeli vardır
onlar bu bok parçası evrende kurtulmak istese de

Yazan:Cem Kurtuluş






28 Aralık 2011 Çarşamba

Ekoin [MaviBiDoN] - Ev Kayıtları -(2011):


















Ne yaptığını bilmemek çoğu zaman kafayı yemeye sebep olur ve bu albüm de böyle çıktı denilebilir belki de .  Telif hakkı filan yok sadece korsan bir şey. Uzun yolculuk yapmayı seven ,aynı zamanda bir şeyler üreten, Kesmeşeker sever   ve aynı zamanda Kadıköy ruhu taşıyan arkadaşımız Ekin ‘in  ‘’Mavibidon’’ projesi ile karşı karşıyasınız.

 Biraz deniz havası bir deniz kokusu,  kayıklar , sakinlik ,sessizce hallerimiz ,gitarın tınıları ama çok şey olmayan ama sadece bir şeyler,  bir haber bir mektup gibi, cuf ,cuf  sesiyle kalkan trenler ,bir bekleyiş  misali, yıktıklarımız, yaktıklarımız, yerine onardıklarımız, onaramadıklarımız, beklediklerimiz ,  yitirdiklerimiz, yitirmek için uğraştıklarımız, bir sebep uğruna hiçliğe dönüşlerimiz..

 Denize karşı bakışlarımız ve zamanın çabuk geçmesini bilmek, denize karşı attığımız taşlar, moda sahilinde içtiklerimiz , bir gece yarısı çalmayan telefonun yalnızlığında kaldığın saatler, ağlayışlarınız ,  bizi hiçten sayanlar  varlığımızı yoka sayanlar,  aradıklarınızı bulmak ya da bulmamak, şarap şişesine selam durmak o nereye dönüyorsa oraya dönmek , bize uzak olanlar sonucunda yalnız mı kaldığımızı hissettiren durumlar ve içinde yaşadığımız durumların hepsi de denilebilir albüm için. Az mı çok mu saydım bilemedim.

Her sabah uyanışlarımız ,sonrasında yıkamadığımız yüzler, aynada utandığımız bir yüz , yaprağın kopması gibi hissedişleriniz ama kopamadıklarınız,  ve sayamadıklarımız..

 ‘’Belki de ‘’  tarifi zor yapılan bir şarkı. Gecenin bize anımsattıkları, sıcak bir kahve gibi , bulunamayan bir şey ‘’oysa  ne yağmur gibi oysa ne yalnız gibi oysa  ne yağmur gibi ararım seni ‘’. Hüzünlendirir, sakinliğiniz de artar ,deniz kıyısında oturursunuz elinizdeki şaraba bakarsınız durursun sadece. Önünüzdekileri düşünürsünüz..

‘’ Ağlamaktan durduğun an’’ yıllar geçer  hastalanırsın işin yoktur,  bomboş gezersin,  bir de Kadıköy sokakları, caddeler,  telefonun çalmaz , dört duvar arasında kalmanın verdiği his ,sıcak bir kahve, önünde bir kitap o kitabın içinde kaybolduğun satırlar ve ağlayışlar kalmıştır geriye artık..  ve pek severim bu şarkıyı da .. politik bir şarkı da denilebilir  ‘’işten atar zam denince ‘’ bunun için yeterlidir.

‘’Halime Acıma’’ Düşler ve içinde kaybolduklarımız , acılarımız ve her şey. İlk başlarda sakin gidiyor şarkı sonrasında bir hızlılık söz konusu orası pek güzel. ‘’

‘’Yalnız mıyım yoksa ‘’  yalnızlıkta boğulma halleri, bir gece sonrasında köşede kalan şarap, ‘’uzak mısın bana yalnız mıyım yoksa ‘’ kısmı can alıcı yer.

‘’Yağmur ‘’  Kadıköy ‘ü anımsatan aynı zamanda yalnızlara ve bütün tren yolcularına adanmış bir parça sanki, öyle hissettiriyor. Sakinlik, huzur ve deniz kıyısı..

Korsan albüm olsa da edinin dinleyin efenim. Bir Kadıköy yağmuru eşliğinde iyi gider bu albüm.  Kadıköy eseri diyelim albüme , deniz kıyısında içmeyi seven bir adamın yazdığı sözler. Yaşamın içinde bulunan her şeye değinmiş de diyebilirim albüm için..

O’na, Kadıköy’e, tren yolcularına selam olsun…

Yazan:Cem Kurtuluş


27 Aralık 2011 Salı

Kesmeşeker - Doğdum Ben Memlekette (2011):Alın Teriyle dolu kaplarda boğulanlar için






















Bazı siyah beyaz filmler vardır, bazen de siyah beyaz hayatlar vardır bunu tahmin etmek zordur. Efsaneler geçidi vardır.  İşte o Efsane albüm kapağında göründüğü gibi ‘’Metin Kurt ‘’oluyor.   Albüm kapağında bir süre önce Metin Kurt belirlenmişti. 70’lerin efsanevi futbolcusu aynı zamanda sosyalist ayrı bir kişilik. 

Metin Kurt  anarşist ruhlu olduğu ve  isyankar bir yapıya sahip olduğu için Galatasaray tarafından gönderiliyor bu 70’li yıllara  denk geliyor. O’na çizgi metin derlerdi o zaman, sağ açık oynardı. Topu götürürdü.  Futbolcuları örgütlerdi, sonra  Spor Emek-sen ‘i kurdu.  Ve Bunun Kesmeşekerle bağlantısı ne açalım biraz.

  Kesmeşeker şarkı sözlerinde her zaman Hayat’ı  ‘’futbol terimleriyle’’  anlatmıştır.  Ters köşe olma durumları, ceza sahası, geride kaldığımız zamanlar, hayatın şartlarına karşı yenik düşmemek, dünyada aşktan çok acıkanların olduğu bir gerçek, sisteme karşı yenik düşmemek ,muhalif olmak ,ve grubun duruşu en önemlisi..   

Albüm kapağına baktığımızda Metin Kurt gerçeği var. Endüstriyel futbol gerçeği ortaya çıkıyor . Endüstriyel Futbol, Tribünler, hayat üçgeninde birleşiyor albüm. Bunların haricinde memlekette doğmuş olma hallerine dair  anlatılar da var.

 Ve en son  Kum albümü çıkmıştı 2004’te. Onun üzerinden 7 sene geçti. Uçsuz bucaksız azınlık bekliyordu. Konserler fazla olmuyordu.  2010 itibariyle konserler fazlalaşmaya başlamıştı.

 Konserleri kaçırmamaya özen gösterdik.  Ekim ,Kasım derken Aralık’ta albüm çıktı sonuç itibariyle beklemeye değdi. Her konserde soru üstüne soru soruyorduk ‘’albüm ne zaman çıkacak diye ‘’. Ve albüm Perşembe günü çıktı. Kimileri albümü internetten sipariş etti çabuk gelsin diye kimisi müzik marketlere koştu.

 Ben de öyle yapmıştım. Perşembe günüydü iyi hatırlıyorum.  Herkes albüm alırken o gün ben okuldaydım. Okuldan çıkar çıkmaz  Mephisto ‘ya   gittim. Gitmemle gelmem bir olmuştu. Albümü alıp otobüs durağına doğru koşuyordum eve bir an önce yetişebilmek için. Albümü beklemek ‘’maçı beklemek gibiydi’’.

‘’Metin Kurt yalnızlığında’’  Kaptan bize ‘’iki şişe ucuz şarap bir tarih yazabilir’’ diye sesleniyor. Hayatın futbol terimleri arasında kayboluşu gibiydi bu, ceza sahası durumları ,ters köşe olma Durumları, dünyanın düzeni ,yapılan düzenbazlıklar , yalnızlığın içinde kaybolan ceza sahası içinde kendini arayanlar,  Kuşkular ,Kul’a kulluk etmeyenler, sistemin önünde eğilmeyenler ‘’ve ne güzel’’ derken bir tebessüm oluşur yüzümüzde.

 Ve melodisiyle eski albümleri andıran çalışmalardan. Dinleyip de bıkmadıklarımızdan. Şarkı bitmeden ‘’spiker Metin’in  golünü anlatır ‘’ sonrasında ne güzel nidaları yükselir.

‘’Her şey sermaye için sevgilim ‘’ bu parçanın öncesi vardı birinden duymuştum albüm çıkmadan önce  kiraz sözleri geçiyor o zaman merak içindeydim. Ve dinlediğimde de favorilerimden biri olmuştu.

    Zaman geçer karanlık çöker , yolculuk vaktidir artık martılar deniz aramaya çıkmıştır, kemerler bağlanmıştır.  Sonrasında kaptan ‘bir mektup yaz parasız yatılıya derken  ‘’ kaptan okuduğu dönemlere  selam çakar.   ‘’Bu dünyada aşıklardan çok acıkanlar var ‘’ derken dünya düzenine tepkide bulunuyor.  Sistemin Acımasızlığı ,yaşama sandviçleri  ona rağmen ayakta duranlar.

7 yıl olmuştu artık bir şeylerin değişme zamanıydı. Ve ‘’Atlar dönmedi’’ ile devam ediyoruz.  Can Alper şarkıyı mükemmel hale getirmiş.  Bulamadıklarımız, bulup da  bizden uzakta olanlara , geçmişte bıraktıklarımız, hala orda mıyız diye söylenmeler,  dönmek isteyip de dönemediklerimiz  ve gerçekten özleyince dönmek gerek ‘’başka insan, başka şehir başka lisan başka nehir bilmem ben ‘’   her şeyi özetler.

‘’Kim sessizse o ağlasın ‘’ şarkının ismi tuhaf kaçabilir.  Kim bilir bir devrimciye yazılmış da olabilir.  Kimliksizlere atılan tokatlar, doğmak istemediğimiz yerler, yarı yolda düşen bir arkadaş, sesini çıkaramayanlar, sesini yükseltince kodese tıkılanlar ve niceleri.  Kaptan’ın sesiyle uzaklara doğru yolculuğa çıkmış oluyoruz.

‘’Gittiğin Gün ‘’ gittiğin gün geldiğin güne uzaktan baktım girişiyle bu parça çoğu kişiyi mest etse de benim ısınamadığım parçalardan biridir.  Yalnızlar ligi, rakiplerin zorluğu  ve niceleri bu şarkının bana anımsattıkları..

‘’Eğ başını Eğeceksen ‘’  zamanında kent ozanları albümünden yer alan şarkı olmakla birlikte değiştirilmiş olması ayrı bir hava katıyor şarkıya.  Ama ben her zaman akustik gitarla çalınmış halini tercih ederim.

‘’Sıcak ve Kurak ‘’   temposuyla bizi sarsan albümün bombalarından.   Can Alper  coşmuş ,esmiş ,gürlemiş albümde genel olarak ama bu şarkıda ayrı bir performansı var ,ayrıca davulda emre iyi  çıkarmış.   Konserlerde farklı bir coşkuyla söyleniyor bunun da altını çizelim.  Sözler de vurucu özellikle ‘’Hem önemsiz hem de nemsiz bir yerde geçer hikayemiz ‘’ kısmı ayrı.

‘’Doğdum ben memlekette ‘’  geçmişe dönüş ,memlekette doğmuş olma halleri,  yaşamın sıkışıklığı arasında yaşama halleri, başka bir şey olabilmek   ve ‘’ bana versen milyon dolar / oyununda oynamam ki / diyelim mi?’’  vurucu sözler devam ediyor.  Medya patronlarına sisteme karşı bir savaş,  kayıp kuşağa sesleniş, muhalif yanlar da her kesmeşeker albümünde olduğu gibi burada da var. 

‘’İsmail’’.  Dinlerken ilk göze çarpan  sözler, sonrasında gitar temposu.   Denizin ve yosun kokularını alanlar,  rota bulamayanlar, rotasını şaşıranlar, yol bulmak isteyenler. Andıran otu kitabının etkileri yok değil sözlerde..     Konserde çalınmasını istediğim şarkılardan. ‘’Burası bittiği yer mi başladığı yer mi denizin ‘’ Andıran otu kitabında geçer. 

‘’Benim Adım ne ‘’    politik mesajlar önemlidir ama kesmeşeker bunu şarkı aralarında verir.  Savaşa karşıt olmalarını söylemeye gerek yoktur sanırım. ‘’ Benim adım ait değil ki barışa / bütün dünya bir yana / her şey bir yana / benim adım ait değil ki savaşa ‘’  . ölenler, kalanlar, hiç uğruna savaşanlar ,  başkalarının keyfini bekleyenler  ve adı oraya ait olmayanlar.. bu şarkıda ait olmayan şeylere mesaj var. En önemlisi de politik mesaj var.

‘’Tezatlar Kitabı’’ İnsanın kendini tanıyamadığı zamanlar vardır ruh hallerinin farklılaştığı dönemler, kendine hakim olamadığı dönemler, insanın kendine karşıt olduğu dönemler ,  bütün mesele ‘’karşıtlık’’ üzerine.  Sakin ve aynı zamanda  huzur veren ‘’rüzgarlı deniz  Kıyısını’’ andıran bir parça .  3.Haymatlos Konserinde çalındığını da ekleyelim. Albümdeki şarkıları biliyorduk ama bu şarkının çalınması sürpriz oldu.  Moda sahilinde iyi gider bu parça.

7 yıl bekledi Uçsuz Bucaksız Azınlık. ekim denildi ,kasım denildi sonunda albüme kavuştular.  Kadıköy, Kesmeşekerdir , biraz deniz ve yosun kokusu almak isteyenler için, tribünleri selamlayıp ceza sahası içinde kendine yer bulamayanlar için.  Farklı bir Sound, muhalif sözlerin baskın olduğu bir albüm ve Metin Kurt’la efsaneleştirilmesi albüme farklı bir hava kattı. Yazımı bitirmeden şu sözlere yer vermeliyim.

‘’  iki şişe ucuz şarap bir tarih yazabilir. verdiğim tüm sözler bir anda uçabilir. sıcak bir bira, patlak bir sigara, Metin Kurt gibi yalnızız ceza sahasında. Ne güzel, ne güzel. Ne güzel Ne güzel...’’

Ve alın teriyle  dolu kaplarda boğulanlar için…

Yazan:Cem Kurtuluş 





22 Aralık 2011 Perşembe

Karne !!

Sanırım 5.sınıftaydım. Haylaz biri olarak dünyaya gelmiştim. Maceracıydım . Ne yaptığımı bilmeden yaşıyordum.  Ne yapacağını veya neler yapacağının insan farkına varamıyordu. Tembel bir öğrenci olduğum kesindi,bu tam anlamıyla doğrulanmasa da kendim tarafından bunu doğrulamıştım.

Sınıfta haylazlar ordusu vardı. Öğretmenler tarafından sevilmezdi. Zıplayan bir çocuk olarak anılıyordum. Bunun karşısında gülüyordum. Gülmemden de şikayetçilerdi,neden böyle olduğunu bilmiyordum. Ama onların o suratlarını görünce başka bir şey yapamazdım herhalde. Onlar da sırıtmıyor değildi.

Bunu saklayamıyorlardı. Belli ediyorlardı. Saklamak isterlerdi belki ben görmeyeyim diye. Ama artık olan olmuştu. Ve karne almaya az kalmıştı. Evdekiler umutsuzdu,çünkü beni hep haylaz çocuk olarak görürdü. Evde yapmadığım şey yoktu,küçüktüm. Maça gidiyordum,arkadaşları bir yerlere götürüyordum (bu genellikle maç oluyordu) bir ara onları götürdüğüm yerde kaybetmiştim.

Yolu bilen bendim,gidelim de döneriz diyişimi hatırlıyorum da hataydı. Karneler alınacaktı. Sırada bekliyorduk. Pek heyecan yoktu ama bazı çocuklarda bu heyecan vardı. Bu da olağan bir şey gibi gözüküyordu. Beni çağırdıklarında ilk başta duymamıştım sonrasında gittim.

 Masada ‘’Teşekkür belgesi’’ duruyordu. Bu şaşırtıcıydı. Ben de şaşırmıştım,başkaları da. Böyle bir haylaz öğrenci nasıl alabilirdi ki bu belgeyi? Sonra sınıftan çıktım ,gittim. Yağmur yağıyordu,karneyi cebime sıkıştırmıştım. Evin yolunu tutmuştum. Eve geldiğimde bizimkiler de şaşırmıştı buna. Ama sonrasında onlarda alışmışlardı. Bir defa da olsa hayatta böyle şeyler oluyordu.

Yazan:Cem Kurtuluş

Saz !

 13 sene sokak köşelerinde yatmış,hayatını bira şişelerine bakarak geçiriyordu. Bazı zamanlar çöplüklerin içinde yatmış, bazı zaman bir köprü altında, bazı zamanlar sokak kaldırımında, bazı zamanlar  içi bok kokulu olan bir otel’in odasında.  Bunun böyle devam etmeyeceğini biliyordu.

Kendisi dışarıda oldukça tanınıyordu. Onu fotoğraf çekmeye gelenler,onunla muhabbet etmek isteyenler fazlaydı. Yalnızlığı devam ediyordu. 2 çocuğu vardı ama onlardan ayrıydı.   Dostları vardı etrafta ,bazıları etraftan kaybolmuştu. Hayata postayı koyan dostlardı onlar.

 Kimileri ortalıkta hiç görünmüyordu kimileri de aniden çıkıyordu.  13 sene sonra bir eve yerleşmişti. Yıkık,dökük bir mahalle ve bir ev. Bundan öncesi kötüydü,sokaklar ona sahip çıkıyordu. Birkaç kuruşu saz çalarak alıyordu . Tek geçim kaynağı Saz çalarak aldığı paralardı.  Evi dağınık,düzensiz pek bir şey yoktu.

   Televizyon,ayna denen şeyler yoktu orada. Sigara küllüğü ,küçük bir lamba, posterler, bir yorgan ve yatacak bir yer. Her gece geç gelirdi evine ,yorgun olurdu. Hemen yatardı ,sonrasında sıkıldığı günler meyhane’ye girer orada içerdi ,tanıdık ve tanımadık kim varsa muhabbet ederdi.

Meyhanede birkaç dost edinmişti,hep adamın yanına uğruyordu.  Haftada 2-3 defa saz çalmaya giderdi köprü altında. Tek yaptığı da buydu. Geçim kaynağı ve her şeyi. Sazı, onun dostu gibiydi.

 Anlamazlardı,biliyordu. Hayatını böyle devam ettiriyordu. İsyan ettiği şeyler vardı. Kızlarının  ondan uzak olması ,karısının onun uzağında olup bitmek bilmeyen gürültüsü.. Hayat her şeye rağmen devam ediyordu, bunu düşünerek '' evet hayat devam ediyor '' diye haykırdı.

Yazan:Cem Kurtuluş

her birinden biraz,biraz !!

Din ve siyaset. İnsanı ayıran iki şey . Kimileri bu bataklığa girse çıkamıyordu, kimisi de hiç saplanmadan yoluna devam ediyordu.. 

Siyaset hakkında bir şeyler yazdım çizdim,ama fazlası olmadı. Politikacılar karşında öterken senin, sen onlara aval,aval baktın durdun . Fazlasını da yapamıyordun. Konuşurken kodesi boyluyordun ,giriyordun hücrenin içine duvarlara bakıyordun sadece. Ve memurlar orada sana su vermiyordu.

 Memurlar ,susturuyordu,konuşmana izin yoktu orada.  Bir yandan da üşüyordun  ,üstünü ısıtacak şey eğer üstünde deri mont varsa o olurdu. Onun haricindeki her şey etkisizdi.  Ve din ,onun hakkında ahkam kesmedim fazla.

 Ahkam kesmek bana göre değil dedim kendi kendime.  İkisi hep karşı karşıya gelirdi hayatta. İnsanların ayrımcılıkları vardı,insanlar bunu yapamadan rahat duramazlardı. Bir köşede otururdu karşındakine soru sorardı . ikisi için durum böyleydi işte. İkisi de aynıydı zaten.

 İkisinde de insan kararsızdı,düşünceler beynini kemiriyor içinden çıkamıyordun. İnsanlar sorguluyordu ,ama  içinden çıkmak kolay olmuyordu.  Bok çukurunu boyluyor muydun bilinmiyordu. Ama siyaset her zaman bir adım önde olmuştu. 

Politikacılar sokak köşelerinde değil lüks evlerinde viskilerini yudumlarken dışarıda  aç kalanlar sürünmeye devam ediyordu. Bu onların hiç bir zaman umrunda olmadı ve olmayacaktı.

 Ve kitabı çıkan yazarlar kendini büyük yazar zannediyordu.  çok satıyorlardı paraları cepteydi. bir kalem,bir kağttı yaptıkları. kimileri esinledikleri şeyleri unutuyordu,kimileri yazdıkları şeyin içinde yaşıyordu. onlardan kopamıyordu,kopmak da zordu zaten.  Dünya gittikçe pis bir hale geliyordu. bu pislikten çıkmak neredeyse imkansızdı. 

  Radyo hayali kuranlar,sokak köşelerinde sadece içeceği içkiyi düşünenler,ve köşe başında pahalı bir müşteri bulurum onu yolarım diye düşünen fahişeler. Dünya böyle dönüyordu. İnsanlar fazlalaşıyor,pislikler gün geçtikçe çoğalıyordu.  

THE END !

Yazan:Cem Kurtuluş

21 Aralık 2011 Çarşamba

rakipler zordu

Yalnızlar ligi zordu
Haliyle rakipler de zordu
Kanatlardan etkili ortalar geliyordu
İleride yalnız bir kahraman
Ve geriye baktığında
Çakılı bir defans
Gol bulmak kolaydı
Ama kendi kalende golü görmek hüsrandı
Bir kaleci ne yapabilirdi ki
Sadece tek başına
Sadece beklerdi
Ve izlerdi
Bir de gözlemlerdi
Defans uyanıktı bazen
Bir uyku hali
Ama kalecinin gözleri açık olmalıydı
Etrafı keskin gözlerle kesen bir kaleci
Sonunda kalesinde golü görüyordu
yalnız bir kahraman forvet
gerçek bir kahraman kaleci
kahramanlar
dışarıda kaldı
atış serbest !


 Yazan:Cem Kurtuluş

Antalyaspor -0 Fenerbahçe -0:Golcü sorunu çözülmeli !!

Golcü sorunu bu maçta da devam etti.  Sezon başından beri bu devam ediyor. Niang ‘ın ayrılışından sonra eğer forvet bulunamadıysa bu yönetimin hatasıdır.  Ucuz bir rakama geldi. Ucuz rakama gelmesi önemli değil,gelişime açık olabilir ama şu bilinmelidir ki; Fenerbahçe taraftarı takımına çabuk uyum sağlayan golcüleri sever ve sabırsızdır.  

Maçın ilk yarısında yürüyerek oynayan bir Fenerbahçe vardı. Antalya’nın fazla tehlikeli pozisyonu yoktu  .   Stoch,kanattan içeriye katetmeye devam ediyordu,semih ise bir şey yapmak için çabalıyordu. Serdar kesimal yine maça damgasını vuran oyuncuların başında geliyor.

Yobo ile iyi anlaşıyorlar. Uche-högh ikilisini hatırlatıyor desem yalan olmaz. Emre de çok çabaladı. İkinci yarı başladığında Antalya daha etkili gelmeye başladı ve Bienvenu’nun kaçırdığı 2 net gol pozisyonu  Fenerbahçe taraftarına saç baş yoldurttu. Ve %100 net pozisyonu bu denli kolay harcayan bir oyuncu var mıdır bilinmez.

Guiza da çok kaçırıyordu ama puan kaybı olmuşsa Bienvenu’nun bunda katkısı fazladır. Aykut Kocaman’ın Özer ısrarını anlamak zor doğrusu. Dia ‘yı almamasını anlıyorum 9 haftalık Afrika kupasına gidecek. Takıma onu yerleştirse dahi bir süre sonra takımdan ayrı olacak.  Bu maçta puan kaybettik ama endişelenecek bir şey yok. İkinci devre takım takviye yapılırsa eğer daha iyi olacaktır. Özellikle golcü sorunu çözülmeli..

Yazan:Cem Kurtuluş


81 yılı !!

81 yılı olduğunu hatırlıyordu.  Geçmişe baktığında aklında kalan tek şey buydu.  Dönemin gerginlikleri vardı ,işkenceler ,devletin kıydığı canlar . Bunlar aklındaydı,akıldan silinmeyen şeylerdendi. Yanında çırılçıplak işkenceye uğrayan arkadaşlarını görmüştü,kendisi de işkence görmüştü.

 Devlete göre, onlar devlet düşmanlarıydı, temizlenmesi gerekenlerdi. Devlet onları temizlemek için her yolu deniyordu ve döneme ait  onun için akılda kalan başka şeyler de vardı. Bunlar da ''  Uzayan ekmek kuyrukları, verilmeyen maaşlar ,geçim derdiydi. 

  Yaşı büyük değildi.  Dışarı çıkma yasağı vardı, o istese de çıkamıyordu. Dışarıdan görünenlerde sadece kan vardı. Bir tarafta aç olanlar,bir tarafta üstün olanlar ve patron olup işçiyi süründürenler..  Futbol maçlarına giderdi yaşı küçük olmasına rağmen.

 O zamanlar pek yapacak bir şeyi de yoktu. Çünkü sokağa çıkma yasağının olduğu dönemi var sayarsa her şey ortadaydı.  Sabah okula gidip,sonrasında eve dönüyordu. Maçların olduğu günlerse maçlardaydı. Orada hatırladıkları ‘’ Bilet kuyrukları,köfte ekmek sıraları, sabahlamalar ,dostluğun dostluk olduğu dönemler ‘’.

  Tehlikeli dönemler olduğunu kendisi de biliyordu.  Tehlikeden kaçmıyordu daha çok onun üstüne gidiyordu. Ölüme mi açtı,ölüm mü onun üstüne geliyordu bilmiyordu. Ailesi sıkıydı. Ailede siyasi çatışmalar vardı. Babası sol örgüttendi,mitinglere katılıyordu. Babası bu mitinglerin peşinden yıllarca koştu geride hiçbir şeye bakmayarak.

  Ne zaman miting olsa önde yer alıyordu. Polisler ilk önce hep onu kodese tıkardı.   Polisler için ya da devlet için önemli isimlerdendi babası.  Aileden küçükler '' baba artık mitinglere katılma dese de '' bunun bir yararı olmadı.

 Babası bildiğini okuyordu, herkesi hiçe sayarak yapıyordu bunu. Seneler geçti zaman çabucak akıp gitmişti. Geriye dönerek şöyle bakmıştı. Neden hep mitingler peşinde koştum diye kendine sordu.  İsyan eden biriydi,ama yıllar ondan çok şey götürmüştü. Çocukları da bundan zarar görmüştü,bu zararı ilk başlarda anlayamamıştı. Ama zaman geçtikçe bunu da anlamıştı. İnsan her zaman  bir şeylerin farkına geç varıyordu, babası da böyleydi işte. 

Yazan:Cem Kurtuluş

20 Aralık 2011 Salı

oysa bu onun her zaman yaptığı bir şeydi !!

Uzun zamandır geleceğini  düşünüyordu. ‘’Gelecek’’ konusunda endişeleri vardı,sonrasında ne olacak bu halimiz diyordu,yapılacak şeylerden hiç emin değildi. Yazdıklarının boşa gittiğinin farkındaydı ,bazen tıkandığının bazen bu  sikik hayata bakarak ‘’bu mu benim hayatım’’ diye söylendiği oldu.

 Bunu sıkça yapıyordu. İnsanlar kafasında soru işareti açmıştı,özellikle kadınlar.  Sıkıcı şeylerdi hep yaptığı. Başka yapılacak ne var diye bağırdı bir sokağın ortasında. Küfürbaz biriydi,insanlar bu durumu sevmiyordu. Ağzı bozuk piçlerin arasında büyümüştü o,sokaklarda büyüyenlerin peşinden gitmişti.

  Çöpçülerle,ayyaşlarla dertleşmeyi severdi.  Bir gün köşelerin birinde otururken son parasını bir bira şişesine vermişti. Bira,çabuk bitmişti.  Ama yanına bir ayyaş yanaşmıştı. Ayyaşlardan korkanlar vardı,ama o ,orada kaldı.  Ne zararı olacak ki dedi.

 Adam,geldi bira istemişti sadece,oysa ki birası vardı adamın. Hayatları değişmezdi sokaktakilerin,bazen bir değişiklik olurdu tamamen  hayatı alt üst olabilirdi bazen de bakmışsınız o sokak hayatından kurtulmuş lüks bir yaşantısı olabilirdi insanın.

Birasının bittiğini fark ettikten sonra  ayyaş’ın yanına yaklaşarak ayyaşın birasından bir yudum çekti. Ayyaşın da parası yoktu , iyi geldi diyerek yanından uzaklaştı.  Sokaktaki binalara, onların yanlarında bulunan dükkanlara, karşıda duran piliçlere bakıyordu. 

Karşıdan güzel görünüyordu ama alacak parası da yoktu.  Baka,baka  kendi yoluna gitti. Hava gittikçe soğuyordu,üstünde ince bir şey vardı. Sabah otobüsü beklemeye koyuldu,oysa bu onun her zaman yaptığı bir şeydi.

Yazan:Cem Kurtuluş

Serhat:eski bir hikaye

Sanırım 90’ların sonuydu. Mahalle’nin karışık olduğu,kavga’nın eksik olmadığı günlerdi.  Her gün bir kavga mutlaka oluyordu. Mahallede haylaz olan birkaç çocuk vardı. O çocuklardan biriydi Serhat.

Haylazlardan şikayet edenler de vardı. Bu önemli değildi. Zaten o zaman mahalle için hiçbir şey önemli değildi. Burçak ve Tuğba denen iki hatun vardı yan apartmanda yaşayan. Tuğba’nın bir seks bombası olduğunu düşünürdü Serhat.

 Bunu karşıdan belli ederdi. Burçak karşıdan  daha farklı gözükürdü sanki o dönemler ona. Her okul gününde Tuğba’yı o mini eteğiyle görüyordu. Onun hakkında erkeklerin altına yatıyor diye duyuyordu. 

Bir gün, okulda Tuğba’nın okulun arkasında bir herifle sikiştiğini görmüştü. Okul  dağılmıştı,anlaşılan planlarını önceden yapmışlardı. Ve ikisi de soyunmuştu. Tuğba’yı o delikten izlerken ne muhteşem vücudu olduğunu anlamıştı , bunu daha önceden de belli ediyordu diye de düşündü.  Hep onun hayalini kuruyordu Serhat,aklı fikri ondaydı ama yapılacak bir şey olmadığını biliyordu.  

 Onu böyle izlesem de onun  beni görmediğini biliyorum diyordu serhat. Zaten görmesine de gerek yoktu. Serhat onu görse de  kızın o zamanlar Serhat'ı görmediği ,siklemediği ortadaydı.

Ama konuşmamıştı onunla serhat . Zaten yaşı da yeterince büyük değildi. Ama onu beceren herif şanslı olmalıydı diye içinden geçirdi.   En azından okul kapısının deliğinden vücudunu gördüğünde bunu anlamıştı ve sinirle okulun kapısını tekmeleyerek çıkmıştı. Kapıdaki ses onlara kadar gitmemişti,ama onlar Serhat'ı görememişti. Serhat, aniden oradan uzaklaşmıştı. 

Yazan:Cem Kurtuluş

19 Aralık 2011 Pazartesi

Uydurma bir senaryo !!

Kapı’nın çaldığını duydu ve kapıyı açmak için ayağa kalktı. Gelen kapıcıydı. Adamın ekmeğini getirmişti. Kapıcı başka bir ihtiyacın var mı diye sorduğunda adam yok diye cevap verdi. Ve kapıcı yoluna devam etti. Adam dolaptan çıkardığı peynir ve domates ile kahvaltısını yaptı. Kahvaltı’ya alışkın değildi adam. Ama aç kalmamak için bunu yapmak zorundaydı. Bir şirkette grafiker olarak çalışıyordu.

  Maaş’ı iyi olmasına rağmen şirkette kendini huzurlu hissetmiyordu. Ofis,adamın evine uzak bir yerdeydi. Tek sorun mesafe değildi. Çalıştığı iş arkadaşlarınla anlaşamıyordu ama anlaşır gibi gözükmek zorundaydı. Ofis’te 5 kişi çalışıyorlardı. Gamze,Sibel,hasan,cenk diğer arkadaşlarının isimleriydi. Her gün yaptığı işlerden biri kahve içmekti.

 Güzel bir güne başlamak için bu gerekliydi.  Gamze, şirketin sahibi tarafından işten çıkarılmıştı. Ne kadar isyan etse de buna faydası olmadı. İş’ten çıkarılma sebebini patron ‘’işlerin iyi gitmemesi ‘’ olarak açıkladı. Adam ben niye çıkarılmadım diye içinden geçirdi.
 Patron bir gün ofis’e uğramıştır ve bu yeni iş arkadaşınız diye ofistekilere müjdeyi verir. 

Aralarına katılan yeni arkadaşın ismi Elif’tir.  Elif, içeri girince adamın dikkatini çekmişti. Kahverengi gözleri,topuklu ayakkabısı ve uzun saçlarıyla dikkat çekiyordu. O gün’e kadar iş yerinde huzursuz olan adam o geldikten sonra güler olmuştu.

Günler geçtikçe adam kızı daha yakından tanıyordu. Kız’ın çalışkanlığı üstündeydi. Adam,öğlen yemeklerini elif’le yiyor onu daha yakından tanımak için çaba sarf ediyordu. Kız bunu sonra fark etmiş o da adamı yakından tanımak istiyordu.

-        H:Merhaba elif
-        E:Merhaba hakan
-        H:Nereden geldin İstanbul’a
-        E:Ankara’dan geldim
-        H:Daha önce nerelerdeydin
-        E:Ankara,kayseri ve İstanbul’a birkaç kez gelmiştim
-        H:Ne zaman gelmiştin
-        E:Bundan 10 sene önceydi
-        H:Ne için gelmiştin
-        E:Bir akraba ziyaretiydi

Elif ve hakan bu kısa konuşmadan sonra evlerine gitmişlerdi. Elif,Bakırköy’de hakan Beşiktaş’ta oturuyordu. Günler geçtikçe daha yakın olmaya başlamışlardı. Elif,İstanbul’a bir süre önce yerleşmiş ortamı tanımaya çalışmaktaydı. Hakan’da elif’i ortama yabancı kalmasın diye gezdiriyordu.

 Hakan , bir gün elif’i evinden alır yemeğe çıkartır. Orada,elif’e hissettiklerini söyleyecektir.  İlk önce ailesiyle ilgili sorular yöneltir Elif’le yemek yemeye başlarlar. Ve hakan konuşmaya başlar. 

Hakan:Elif ,senin bakışlarında farklı bir şey var 
Elif:Ne gibi
Hakan: Sanki birilerini bekliyormuşsun gibi.
Elif:Bir süre elif susar sonrasında hakan devam eder
Hakan: Daha Ofis’te ilk girdiğinde bunu fark etmiştim.

 Kız, adamın  bu söylediklerine cevap vermedi.  Ama eve gittikten sonra elif ,hakan’a telefon açıp ‘’seninle aynı fikirdeyim’’ diye telefon’da Hakan'a bunu söyler. İnsan hep bir şeylerin farkına hep sonradan varıyordu,Elif'te de bu böyle olmuştu.

Artık Elif ve Hakan aynı evde yaşamaya başlar. Hayatları düzenli bir biçimde gitmektedir.  İşlerine beraber gidip geliyor,mutlu bir biçimde hayatları devam ediyordur. Daha sonra evlenirler bu birliktelikle hakan’ın tek başınalığı sona erer…

Yazan:Cem Kurtuluş





Fenerbahçe -1 Trabzonspor-0 :Fenere selam,şike'ye devam

Son 6 aydır yargısız infazlara,haksızlıklara  isyan etme günüydü  bu maçın olduğu gün.  Fenerbahçe taraftarı bu maça özel olarak hazırlanmıştı eğer ki aksi bir sonuç olsaydı farklı şeyler olabilirdi. Biletler günler öncesinden karaborsa’ya düşmüştü,Fenerbahçe taraftarı biletleri tüketmişti.  Migros tribünü uzun zaman sonra tribünde inanılmaz performans sergiledi.

Sarı-Lacivert-Şampiyon –Fener   tezahüratını da başlatan onlardı. Belki de bunların hepsi bu maça özel bir şeydi. Şehir dışından çok sayıda cefakar Fenerbahçe taraftarı gelmişti.
Günler öncesinden hazırlanan koreografi’ye diyecek bir şey bulamıyorum. 

Büyük emek verildiği ortada. Stattaki pankartlar her şeyi gözler önüne seriyordu. Maç öncesi takım çağrıldı. Bunun öncesinde bu hafta tartışılan emre-Aykut kocaman olayı vardı. Bunlar da tatlıya bağlanmıştı artık. (Aykut Kocaman'a hak vermiştim bunun altını çizmeliyim)

Fenerbahçe ,maça  taraftarının desteğiyle hızlı başladı.  Kaygan zemin vardı ama bu bahane olamazdı. Hakem,Trabzon’un sert oyununa göz yumuyordu,olmadık yerlerde oyunu kesiyordu.  Statta bizler desteğimize devam ederken o esnada Mehmet topuz’un golü geldi. Gol sevincini teknik heyetle ve taraftarla paylaştılar.

 İlk yarı oyunun hakimiydik. İkinci yarı tablo biraz daha değişmişti.  Trabzon 10 kişi kaldıktan sonra daha çok mücadele etmeye başladı.  Kaçırdığı pozisyonlarda vardı. Bizim kaçırdıklarımızın yanında ne kadar etkiliydi orası tartışılır. Alex, gününde olsaydı her şey farklı olabilirdi. 

Serdar kesimal yine bu maçta kendini gösterdi. Sıfır hatayla oynadı diyebiliriz. Aynı geçen hafta oynadığı gibi.  Trabzonlu tolga da dün maçın en iyilerinden biriydi .  Fenere selam şikeye devam..

Yazan:Cem Kurtuluş

18 Aralık 2011 Pazar

birşeyler

Geceleri müzik  bazen
Şüpheli sözcükler
Kelimelerle oynayışlar
Erken uyuyan insanların listesi karşında
Yıkık şehir
Çökük binalar
Porno izleyen adam ve kadın
Adını bilmeyen adam
Ait olanlar
Sahip olanlar
Senin olan ya da olmayanlar
Bir ağlayış
Bir sızı
Yalnızlığa gömülmüş bedenler
Yalnızlıktan çıkmak istemeyen
O çukurda boğulanlar
Ve aynı zamanda mutluluk isteyenler
İsteyip de ondan kaçanlar



 Yazan:Cem Kurtuluş

16 Aralık 2011 Cuma

yaz aylarıydı

yaz aylarıydı
işim yoktu
geç kalkıp
geç  yatıyordum
yemek düzensizdi
dışarı pek çıkmıyordum
yapabileceğim şeyler sınırlıydı
kitap,müzik,tütün, çay arası gidiyordum
müzik’le karnımı doyuruyordum
bazı günler yemek iyi geliyordu
bazı günlerse yemekten yoksundum
yorgun bir halim vardı
güneşi sevmezdim
ama evin içine doğru vuruyordu
perdeler bile kapatmıyordu güneşi
evin içinde bunalmış
dışarıya adım atmak zor geliyordu
sıkıntılar almış başını gidiyordu
insanların işi vardı
paraları vardı
dışarıdan onlara bakıyordum
benim gibi olanlar var mı diye düşündüm
sonra olur dedim böyle şeyler
ne kahvaltı ne para
günlerim böyle sona eriyordu
müziğe doyamıyordum
ama tek doyuran da o’ydu

 Yazan:Cem Kurtuluş

15 Aralık 2011 Perşembe

olasılıklar !

Olasılıkları düşündüm
ihtimalleri
gözümde olanları ya da olmayanları
yanılsamaları
sanıları,birçoğunu, kapı önünde bırakılan bir alkolik adamı sonrasında üşüdüğün bir an’ı,
olmayanları
söyleyemediklerini,herhangi bir kadını, sonrasında otobüs durağında bekleyen birini
deniz kenarında iç çeken yorgun ihtiyarı, taksiciye paraya uzatınca senin suratına bakmamasını
bar kenarında bekleyen barın içine  giremeyen bir adamın barmen karşısında çaresizliğini ve barmenlerin seni iplememesini
yol kenarından geçen fahişeleri
halkları kandıran hükümetleri, bir Japon balıkçısını, tek kale ya da çift kale oynadığımız maçları, geriye dönemediklerimizi
dönüp de söyleyemediklerimizi,söyleyip de  ulaşamadıklarımızı, içip de unutamadıklarımızı
futbol maçlarında on numara olduğumuz halleri
yol ortasında bir adama ya da bir kadına seslenişlerimizi sonunda onların seni iplememesi.  Her şeyi…

Yazan:Cem Kurtuluş

13 Aralık 2011 Salı

Arşmahal - Gezegen Seyahatleri (2011): Arşmahal ile yola devam !!





















Onların yolculukları 2000 yılında başladı.  7 yıl sonra Yana Yana Döne Döne albümünü çıkardılar. Bu albümün üzerinden 4 sene geçti Arşmahal’da ses yoktu ve Arşmahal severler yeni albümü bekliyordu artık. 2 kişinin çıkardığı bir albüm bu ve sözler Selçuk bal ve Selim kesen’e ait.

  2011’in aralık ayına doğru Arşmahal’ın ‘’Gezegen seyahatleri’’ adlı albümü çıktı. Albüm öncesinde gruptan selim kesen  ile konuşuyordum albümün ne zaman çıkacağına dair. Sonunda merakla beklediğim albümü almak için yola koyuldum.

Albümü aldıktan sonra dinlemeye başladım. Ve albüm beni kendine hayran bırakmıştı. ‘’Olmuyor’’ şarkısıyla albüm açılıyordu bunun öncesinde bu şarkıya video çekilmişti bunu da bilmeyenler için eklemem gerek.

 Grup, sözlerinde hayatta ters giden şeylere,karşımıza çıkan engellere değiniyor. ‘’Olmuyor’’ şarkısında bu açıkça belli oluyor.  ‘’Geçiyor hayatlar seyirciyiz’’ nakaratıyla bunu bize gösteriyor. Sakin gidiyor şarkı hem karamsarlık taşıyan bir havası hem de umuda doğru bir sinyal var.

Umutlar,umutsuzluklar ve bir çok şey. Hayatın devam edileceğine dair sinyaller,devam edecektir öyle bir şarkı işte’’Meğer’’.  Bazen fark edemediklerimiz,bazen fark ettiklerimiz bazen zamana yenik düştüğümüz olmuştur. Vokal bizi alıp götürüyor . ‘’Hayat Mahali’’ ile devam ediyoruz albüme.  Eğlenceli bir yönü var bu parçanın,mutlaka dinlenmeli. Favorilerimden biri. Hayat’ı bir yolculuk olarak düşünebilirsiniz bu parçada,ve parça size onu hissettiriyor. 

Ve’’Değerli yolcular,dikkat tüm yolcular’’ diyerek kemerlerinizi bağlayın
‘’Değil’’ de eğlence yönü baskın olanlardan. Ve bu yönünü sevmemek elde değil,değil derken ben de değilde takılı kaldım. Hayat üzerine değilleri saymış müzisyen. 

Aşk,seçim,cesaret,yolcular,özgürlük,tutsaklık ve bir çok şeye bu parçada değiniyor.
Albüme ismini veren’’Gezegen seyahatleri’’ ile devam ediyoruz. Arşmahal ile yolculuk bu şarkıyla devam ediyor. ‘’Ve biz iki kayıp ruh sonsuzluk dansında ,tek vücut olduk gezegen seyahatinde’’ nakaratlar mevcut.  Geçmişe bir özlem yok da değil aslında.

‘’Dön Geri’’   tarifi yapılamayacak ve aynı zamanda favorilerimden. Moda sahilinde dinlenecek şarkılardan biri olabilir denize karşı. Sessiz ,,tek başına yollarda yürürken bir köşede kaldırımda yalnız başına otururken bu melodilerin aklına gelmesi bünyeyi kötü edebilir. ‘’Rastlaşırız belki çok sevdim acemiyim hala ‘’ .

‘’Üstad’’ sound olarak gitar temposunun yüksek olduğu parçalalardan biri.  Gitar –vokal’de Selçuk bal gayet iyi performans gösteriyor bu parçada.  Araya sıkıştırılmış soloları unutmamak gerek.

‘’Güzel şeyler’’ albümdeki son parça,güzel bir bitiş.  Hatırlananlar, yaşanılanlar,unutulmayanlar,düşlerde kalanlar,pusulu yollar,değişmez haller,günlük gelişmeler ve bir çok şey..

Arşmahal’ın bu albümünü bir süredir bekliyordum. Ve gayet güzel iş çıkarmışlar. Beklemeye değdi gerçekten. Yolları açık olsun. Arşmahal severleri arşmahal’ın bu albümünün orjinalini almaya davet ediyorum.

Yazan:Cem Kurtuluş