Boş caddelerden geçtiğimi hatırlıyorum
İnsanların o berbat kahkahaları yüzüme doğru çarpıyor
Bu, dalgaların suratıma çarpması gibiydi
Kentler, caddeler, evler
Sinema çıkışı yağmur altında ıslananlar
Yol ortasında yolunu bulmaya çalışanlar
Sessizliğe kurban gidenler
Son içkisini yudumlamak için sokağın ortasında yapayalnız kalanlar
İsimler vardı
Binlerce yüz
Hem de tanınmadık yüz
Tanımadan sevdiğimiz kadınlar
Onların terk edişleri
Ve bilinmeyen sorular
Seni öldürünceye kadar soru sorarlardı
Oysa hiçbir şeyin yanıtı yoktu bir yatakta debelenmekten ve sızmaktan başka
Sen sustukça onlar konuştular
Sen, onlar konuştukça , onlar , sen sustukça şikayet ettiler
Bir işin de yoktu
İşin olsaydı değişirdi bir şeyler belki
Belkilerin arkasına sığınmak..
Son paran, son işin, ve yolun sonunda da hep sonlar vardı
Yolun sonuna varamamıştın daha
Yolun sonunun nereye çıkacağını bilmeden yürüyordun
Bildiklerin seni bilseydi iyi olurdu diye içinden geçirdin
Asla bilemeyeceklerdi seni
Onlar da cesaret eksikti
Bende de fazla olduğu söylenemezdi
Öylece olduğumuz yolda yürüdük gittik
Acı çekmekten, aşık olmaktan ,ağlamaktan aciz bir duruma gelmiştim
Her şey nasıl da suratıma çarpıyordu
Soğuk su misali
Ve anlamak isterlerdi hep seni
Ama kendilerini anlamaya izin vermezlerdi
Sen hep yanlış olandın, onlar ise hep doğrunun izinden gidenlerdi
Onların suratına doğru yapıştırdığın cevaplar da seni suçlu yapardı
Başta suçlu sendin çünkü
Onlar bilgeliğe soyunurken sen aciz bir serseriyi oynuyordun
İnsanlar arasında artık kaybolmuştun
Dört duvar arasında kafayı yiyip duruyordun
her şey ne kadar da boktan gidiyordu
İhtiyaç duydukların yanında yoktu
Sana dokunamıyordu
O boş oda ‘da sineklerin sesi duyuluyordu sadece
İnsan seslerinin olmaması belki de iyiye işaretti
Her gün yürüdüğün yollar
Ne kadar da uzun gelmişti artık
Bunca insan arasında yok olmanın hesaplarını yaparken
Son tren seni çağırıyordu uzaktan..
Yazan:Cem Kurtuluş
0 yorum:
Yorum Gönder