// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

27 Şubat 2012

Çok Mutluyken Şarkı Yazamam: Mabel Matiz (2011)
























Mabel Matiz, Şarkılarını ilk olarak internette dinleyiciyle  buluşturdu.   Müzisyen dediğin üretir tanımlaması Mabel Matiz için geçerli . Birkaç müzisyene de şarkı vermiştir kendisi. Bu açıdan Sezen Aksu ‘ya benzerlik taşıyor.     Bilmeyenler için Mabel Matiz’in gerçek adı Fatih karaca.  Mabel Matiz, yazdığı şarkıların çoğunu mutsuzken yazdığını röportajlarında da belirtiyor.

 Mutsuzluk, her zaman insana bir şey yazdırır. Mutsuzluk, yalnızlık ya da başka şeyler ama umutsuzluğu kendine yasaklamış.  80’ler ve 90’lar Türkçe Müzik dinleyerek bugünlere gelen birinden bahsediyoruz.  Albümde de bunun etkileri var.  Farklı bir tarzı  var. Ne tam olarak rock, ne de pop.

 Ama  albümün pop tarafı daha ağır basıyor. O, sadece kendi şarkılarını duyurma derdinde, samimi bir kitle istiyor.  Kalıcı bir şeyler yapmayı savunuyor.  Mabel Matiz’in şarkıları dinledikçe sevilen ve anlam kazanan şarkılar. Kendinizden çok şey bulabileceğiniz, yalnızlığın izlerini taşıyan şarkılar.

 Albümün çıkış parçası ile Mabel Matiz bizi selamlıyor . ‘’Arafta ‘’ melodisiyle, sözleriyle akıllarda kalıcı. Girişi inceden dokunduruyor. Gelmeler, gitmeler, kayboluşlar ve insanlığa dair çok şeyi anlatıyor. Günümüz insanını özetliyor.

 Albümde dikkat çeken  diğer parçalardan biri ‘’Öteki ‘’. Parça,  Hrant  Dink’in ölümü üzerine yazılmış. Ayrımcılığa karşı burada selam ediyor. "Birtakım farklılıklarımız, cinsiyetimiz, etnik kimliğimiz ve dini tercihlerimiz bizi birbirimizden daha değerli ya da değersiz kılmıyor. Aslında özünde hepimiz biriz.  Mesaj bu. Kimliklerimiz ve cinsiyetlerimizin hiçbir önemi yok.  ‘’Hangi kan affeder bayım, kalbinizdeki kili’’ diye mesajı veriyor.

‘’Barışırsa ruhum ‘’ albümdeki diğer şarkılardan. Müziğin susmayacağından ,şarkının bitmeyeceğinden bahsediyor. Burada ‘’Dünyada savaşlar olsa da müziğin bir şeyleri anlatacağı ‘’ hissi veriyor.‘’Filler ve Çimen ‘’  Mabel Matiz’i  bir arkadaşımın tavsiyesiyle bu şarkıyla tanıdım.  Şarkı içinde değişik duyguları barındırıyor. Lalala kısımları ayrı keyif veriyor.  ‘’İhanet aslında sadakatın tavrını sever ‘’ sözleriyle akıllara kazanmıştır. Aynı zamanda kaybedenin şarkısı da denilebilir.  Mutsuzluk üzerine yazılmış şarkılar sıralamasında  önde gider.

‘’Zaman’’  akıp giden zamandır sadece durdurmayı bilmiyorsan. Bu da böyle bir hisse sahip, sessiz bir oda’da daha farklı.  Birhan Keskin’e ait ayrıca sözler.

Albümü değerlendirmek gerekirse Mabel Matiz  farklı bir albüme imza atmış, imzayı atarken ayrımcılığın da karşısında olduğunu belirtmiş.



 CEM KURTULUŞ, 2012

26 Şubat 2012

Deplase Eskişehir (26.02.2012)




















Nereden  ve nasıl başlamalıyım  hiç bilmiyorum. Çünkü bu yapılanlar bu ülkede kimseye yapılmadı. Bu abartı gelebilir belki ama durum bu şekilde.  3 Temmuzdan beri başlayan süreç yine devam ediyor.  Fenerbahçe taraftarı haksızlığa uğramaya devam ediyor. Çağlayan’da biber gazı, daha öncesinde  yapılanlar ve bunun çabası...

  Çoluk çocuk genç yaşlı ayırmadan sıkılan tazyikli sular ve hepsi Polis Devletinin olduğunu kanıtlıyor. Eskişehir deplasmanı için 1 ay önce otobüsler dolmuştu, büyük bir akın olacaktı Eskişehir’e.  Otobüslerin bir kısmı Salı pazarından bir kısmı da başka yerlerden kalktı. İnanılmaz kalabalık vardı. Daha önce bilet sıkıntısı vardı, bu çözüldükten sonra herkes yolculuğa hazırdı.  Sabah 11.00 gibi yola çıktık. Çok durakladık ama, saat 17.00 gibi Eskişehir’deydik. Yaklaşık 25 otobüs arka arkaya bekletildi.  Bütün otobüslerde bilet alanlar vardı.  Edinilen bilgiye göre içeriye girenlerin bir kısmı sahte biletle girmişti, deplasman yolculuklarında bu doğal olanlardandı. Bir yönden de Eskişehir'in kapasiteden fazla bilet satması durumu eklenince durumlar karıştı. 

15 otobüste dışarıda bekletiliyordu. Artık sabır taşmıştı. Taraftar stada doğru yürümeye başladı, çevik kuvvet de taraftarla yürümeye başladı. Ara sokaklar, bayırlar ve daha neler, neler...   Polis yolu kapatmak istiyordu, ara sokaklardan çıkıyorduk.Her yeri sarmak istiyordu ama buna güçleri yoktu. Bazıları minibüsle stadın yolunu tutmuştu. Bizler halen yürüyorduk stada doğru. Bir yerde kıstırılacaktık elbette.  Onlar yolu kapatırken biz farklı bir yönden gelip onları şaşırtıyorduk. Bu muamele " Türkiye’de sadece Fenerbahçe taraftarına yapılıyor’’.  Polisin bize yaptığı muamele hiçbir gazeteci yazmaz, hiçbir medya yazmaz çünkü onlar işine geleni yazarlar. Bu da Polis devleti olduğunun bir sonucudur.. O kadar biletli taraftar Eskişehir stadına sokulmadı. Gidenler de çıkmak istedi. 

 Eskişehir yönetimi ve kulubü, polisi;  bu yapılan muameleyi bu taraftar bilin ki unutmaz!  Bizi bir arada sıkıştıranlar bunlar unutulmayacak, dışarıda bizim gibi bu muameleyi görenler de bunu unutmayacak. 15 otobüs  ve fazlası  rağmen stada giremedi. Maçla ilgili söylemek gereken tek şey;  Taraftarlar stada girmek için kendini parçalarken takımın böyle yapması neyin nesi?

Son olarak Fenerbahçe yönetimine mesajımız;  Taraftarın dışarıda bekletilmesinden haberleri var mı? İşi düştüklerinde hep destek tam destek demeyi ihmal etmeyen yöneticiler umarım Fenerbahçe taraftarının da haklarını korurlar demek isterdik ama bunu sonralarında anlamadıklarını hepimiz her zaman gördük! 


iyisiyle,kötüsüyle; 25 otobüse yakın gidilen bu deplasmanda taraftar dışarıda kaldı. her zaman olduğu gibi taraftar suçlu oldu!

bu deplasmanı yaşayanlar haklıyı da ,haksızı da görmüş oldu...

selametle.


Cem Kurtuluş,2012

22 Şubat 2012

Yaya - Bay A'nın Hikayesi (2012):Ticari kaygı yerine, Bol Miktarda Samimiyet























“ BAY A’nın Hikayesi’’  Ata Akdağ'ın uzun bir süredir besteleyip sözlerini yazdığı özgün bir proje. 4 arkadaş bir araya gelerek “ Yaya’’ adlı grubu  oluşturdu. 2007 yılında çalışmalarını sürdüler. Oradan  buralara kadar sürdü grubun çalışmaları. 5 yıllık süreç sonunda “ BAY A’nın Hikayesi’’ adlı albümleri çıktı.  Türk Rock müziğinde eşine az rastlanır özgünlükte bir albüm yaratıldı.

  İçinde ticari kaygı yerine samimiyet barındıran bu albüm dinleyiciyi masalsı bir yolculuğa davet ediyor. Kendi yolunda ilerleyenlerin öyküsü albüme de yansımış. Albümün başından itibaren  ne kadar özgün bir proje ortaya koyduklarını bize gösteriyorlar.

  “ Buz kadın “ albümdeki favorilerimden ,gerek melodileriyle gerek sözleriyle keyif veren bir parça olmuş. Parçayı çekici yapan unsur içindeki melodiler.  Masalcı yolculuk “  Gazeteleri Biriktiren Çocuk’’ ile devam ediyor. Sandıklarımız, tam unutmaya çalışırken hafızadan silemediklerimiz ve hikaye böylece tamamlanıyor.  

Gelmeden gidenler, iz bırakanlar, ve bir rüyanın bitişleri.. bunların hepsi “ Genç Kız Ve Delikanlının Baladında’’  toplanmış .  Parça sakin sakin ilerlerken sonrasında hızlanmasıyla tempo değişiyor.  “ Ölümün  Uğradığı Issız Ev’’  şarkının başından itibaren evet bu şarkıda garip şeyler var hissine kapılmamak elde değil, melodilerin verdiği his , vokalin ses tonu… 

Kaçışlar, kayboluşlar, karamsarlıklar ve bir çok şey.  Gölgelerimden geç usulca diyerek her şeyi özetlemişler.

Genel olarak bahsetmek gerekirse  hayatın içinde yaşadığımız çok şey var albümde.   Son yıllarda müzik piyasasında iyi çalışmalardan biri “ BAY A’nın Hikayesi “

CEM KURTULUŞ


Yolculuk !

Bir yolculuk vakti daha gelmişti. Sabahın erken saatleriydi otobüs yerine başka bir aracı tercih etmiştim. Gece ,araca bineceğim yere gitmiştim. Kalabalık değildi. Cebimde üç beş kuruş para vardı
Yemek yiyebilecek kadar , fazlası yoktu.  Her şey pahalıydı. Kimileri uyuyordu ,kimileri geziyor kimileri sızıyordu.  Memurlar  kapıda bekliyordu, sonrasında cebimde üç –beş kuruş olan paraya bir simit aldım, oyalandım durdum orada.

Simidi yavaş yavaş yiyordum bitmesin diye. Geceyi onunla idare etmek zorundaydım
Ne kadar yavaş yesem de bitmişti.  Daha Sonra kalktım  dolaşmaya başladım.
Saatler bir türlü geçmiyordu, Bu  can sıkıcıydı.  Orada bir köşeye montumu koydum ve uyudum
Ama içimde bir şüphe vardı. Çantamın çalınma riski aklıma geldiğinde uyanıyordum,Zaman böyle akıp geçiyordu.

Sabah geldi araca binmiştim.Kemerler bağlanacak, anılar hatırlanacaktı
Kitabımı çıkardım. Okumaya başlayım derken  birden uyku bastırdı.
Kitap sayfalarını çeviriyordum zaman ne de çabuk geçiyordu. Belki de bana öyle geliyordu.

Araçtan inmiştim. Rüzgar esiyor ve saçlarımı savuruyordu. Kulaklarım ağarmaya başlamıştı
Belki de rüzgarın bir etkisi vardı . Küçük bir yere girdim, Orada biraz takıldım.Her şey olması gerektiğinden pahalıydı.  Belki o yere ait bir şeydi bu. Oradan çıkıp dolmuşa atladım, Gidilecek yer uzaktı.

Dolmuştan indikçe garip insanlar görüyordum. Yolun nereye gittiğine dair bir fikrim yoktu
Bir sokaktan girdim ve yürümeye başladım. Hep böyle olurdu bu, yürüdükçe yürümeye devam ettim.
Dönerciler   fazlasıyla vardı. Müşteri bekliyordu, onlara aval aval baktım. Yalnız başına yürümek sıkıcı olsa da yürüdüm durdum. Bir tren garı gördüm karşımda ve onun önünde oturan yaşlı bir adam duruyordu. Sonrasında karşıya konulanbir tren süs olarak ve karşıdan gelen engelli bir kadın görünce fotoğraf makinemi çıkardım. An’ı fotoğraflamaktı bu. Trene atladım, çuf çuf sesleri yükselirken kalabalıktı trenin içerisi. Hemen bir yer kaparak attım kendimi. Yol uzun olsa da beynimin içinde şarkılar çalmaya devam ediyordu. “ Bütün o sankiler,cankiler “ diyordu şarkıdaki ses. Sonra iyidir diye geçiştiriyordum bunu. İki sevgili de aynı zamanda yer yok diye ayrı yerde oturuyorlardı.  Başka yere geçtiler beraber. Tren yolculuklarının olmazsa olmazı dışarıyı izlemektir,bende öyle yaptım.

 İndiğimde yabancı bir kasabada kendimi bulmuştum,sora sora öğrendim bazı yerleri. En yakın sahildi, yürüme mesafesi uzun olmasına rağmen yürüdüm,daha sonrası bir dolmuşa atlayarak bir yerlere gidiyordum.. bir yere girerek gözleme yedim, pahalı değildi bu da benim için avantajlıydı. Sahil boyunca sağdan/ soldan yürümeye devam ettim. Bazı yerler çamurlu olsa da rüzgar esintilerini fazlasıyla hissediyordum. Trene binecektim,tren esnasında bir yere oturdum öylece,her yer boş görünüyordu. Karşıma bir kız oturdu, fotoğraf konusundan muhabbeti açtı. Bir süre konuştuk, sevdiği şehirden bahsetti. Ben kendimle ilgili bahsedecek bir şey bulamamıştım. Kısa bir muhabbetti ve artık herkes evine dönmek zorundaydı… bana sorarsanız zaten kızın cismini de ismini de hatırlamıyorum.




Cem Kurtuluş,2012...





Dağınık !

Günler başını almış gidiyordu
Yürüyordum sokaklarda
bilinmeyen insanların üzerine doğru
Ne yaptığımı bilmeden
Onları tanımadan
Hiçbir şeye önem vermeyerek
Kokuşmuş çoraplarım ayağımdan çıkmamıştı
Dişlerim pis ve kararmıştı
suratım asık,omuzlarım çöküktü
suratımda bir çeşit izler ve geçmişte bıraktıklarım
Sigara içmiyor içkiyle yetiniyordum
Bazı günler yorgun geliyordum
Kokuşmuş çorapların yanına
yatağa yatarken geceden kalma pantolonum eklenmişti
karanlık suratımı örterken
farklı düşler kuruyordum
hepsi bundan ibaretti


 Yazan:Cem Kurtuluş

17 Şubat 2012

Diyelim mi: Doğdum Ben Memlekette

Memlekette yaşamak büyük sorun gelecekteki dostum
Para pul da önemli bu memlekette yaşamak için
Başka türlü  yaşatmıyorlar
Nefes almak bile zorlaşıyor bilmez misin bunu
Festivallere  konuk olmuşuz
Kayıp eşya bürosunda kuşağımızı bırakmışız
Ama iyi ya da kötü yaşamaya devam ediyoruz
Yalnızlığım bile gitmiştir gece  bu saatlerde

Işık söndü
Karanlık üstümüze çöktü
Her şey elden gidiyor gelecekteki dostum
Senin ismini bile bilmiyorum baksana
Memlekette elden gidiyor
Yabancılar kapımıza dayandı
Bir ekmek parası yeter-di bize
Çok çabuk tüketiyorsun dostum
Geriye bir şeyler bırakman gerek oysa

Politikacılar yine konuşuyor
Vaatlerde bulunuyorlar
Bana versen milyon dolar
Ama cebimiz delik şimdi
Bunu daha önce düşünmen gerekmez miydi
Tükettikten sonra geriye kalan sarhoşluk belirtileri
Bazen bu da işe yarıyordu
Şehir soygunları ,politikacılar, iktidar sahipleri
Bak yine başa döndük diyelim mi
Yoksa burası başladığı yer mi denizin
Diyelim mi

Memleketimiz ne güzel değil mi
Denizi, havası, suyu, toprağı, insanı ,
Artık bunlardan faydası yok
Çık dışarı biraz temiz hava al
Birkaç yosun kokusu
Birkaç bira
Ve yine döndük memlekete gelecekteki dostum
Diyelim mi’ye takılı kaldık

Bir kaset çalarımız vardı dostum bir ara
O da gitti
Piller bozuk çıktı
Kalem kayboldu
Geri saramadık
Doğmuşum ben memlekette
Ama bazıları olmadığı yer de doğmuştu
İstemediği yer de

Memleket elden gidiyor
Bankalar batma eşiğinde
Savaş almış başını gitmiş
Ve biz halen yerimizde sayıyoruz
Başka yapacak bir şeyimiz var mı
Bu kadar oyun da fazla değil mi gelecekteki dostum
Ve adımızı bile bilmiyoruz

Bir de ödüller dağıtılmış
Ödüller dağıtılırken biz yoktuk ortada
Bir şeyler mi kaçırmışız yoksa
Benzinimiz kalmadı,aracımız da yok
Dışarıya baksana bazıları için her şey tıkırında
Biz olduğumuz yer de saymaya devam ediyoruz
Doğmuşuz memlekette..


Yazan:Cem Kurtuluş

Tatlıya Ketçap Dökebiliriz/Küçük İskender

Aslında tamamen bir konsantrasyon meselesi Delilik.
-       Delirdim artık ve tek ayağının üstünde durabiliyor içimdeki fizik kuralları!’’ demek yeterli.

Veresiye içki alamadığınız bir bakkalla nevroz arasında bir fark mı var sanki?! Hepimizin sarhoş olduğu günü düşünün! Ödenecek tek hesap, ayrılıp giden, terkedip giden nazik, bakımlı, jestlere düşkün, sümsük sevgililer olacak!

Kaç arkadaşım poloyla ilgileniyor ki..
Kaç arkadaşım zeplin sahibi
Kaç arkadaşım kıl dökücü krem kullanıyor
Kaç arkadaşım tv’ye çıktığı için böbürlenmekte..

Oysa bütün arkadaşlarım en az bir kere coplanmıştır ve dayak yemişlerdir babalarından, çocukken. Birini coplar gibi içmelerinin ve çocuğunu döver gibi sarhoş olmalarının nedeni budur. Biz içki MECLİSimize Başkan seçerken hiç zorlanmayız. Kim ki buzdolabını yiyecek ve içecekle tıka basa doldurur, Başkanımız odur. Kim ki kaya balığı yahnisini en kısa zamanda pişirir, biz ona ‘’GÜZEL SERSERİ’’ deriz. Kim ki sinyalden topladıklarını odanın ortasına olduğu gibi bırakır, AFİLİ DELİKANLIDIR. Kim ki aşk acısı çeken dostuna manitasını önerir BABAdır..

Ne yazık, tüm vosvos’lar büyüdüklerinde limuzin olmak istiyorlar. Kentin ara sokaklarında sürat yapıp fahişelerin üzerlerine çamur sıçratmayı planlıyorlar.

_  Nasıl ıslattık karıyı ama..’’
_Kirli zevk suyu! Kirli zevk suyu!’’
Sevgilinin ter kokan koltukaltlarında bir tayın yeleleri var.
Aslında tamamen bir konsantrasyon meselesi delilik.

_ Delirdim artık ve seviştiğim insanları kronolojik sırayla sayabiliyorum!’’ demek yeterli.

Birbirimizi yıpratmanın tadına varalım. Hey DJ ! Seni bir müzik kutusuna çevirip deliğine para tıkmadan çal şu şarkıyı! Birbirimizin göbek deliklerini yalayalım. Hey Barmen! Rakı tükürükle beyazlamaz! Yapma !

Birbirimizi kovalım evlerden, evlerden çıkalım lanet mide ve diş ağrılarıyla. Herşeye karışan doktor ve avukatlar hakkında ağır laflar edelim. Bizi sardıkları sakız jelatinlerinden  kurtulmak için daha kaç kere kendi çamaşırlarımızın içinde boşalmamız gerekecek?!

Salak adamlar!
Salak kadınlar!

Siz süslenmenizi sürdürün
Ben üstüme ketçap döküyorum!
Hem de acılı ketçap!

Markası da yok bu meredin!
Adını yan masada oturan ve
On beş dakikada on tabak tavuk gözü yiyen
Nasyonel sosyalistin koca kalçalı anası koysun !

(KÜÇÜK İSKENDER/İT CAZI/SYF 113/  )

Odamda/Orhan Veli Kanık

Ben miyim bu şeylerin sahibi?
Kafamda bir çocuk var,meraksız
İç alemim oyuncaktan farksız;
Odam,içime bir ayna gibi

Bir ışık oyunu var tavanda
Gölgeler seslerle birleşiyor
Ve bir karga beynimi deşiyor
Azaplar kemirdiğim bu anda

Kardeşini öldürüyor Kabil
İçimde bir yalnızlık duygusu
Ölüm kadar uzun yaz uykusu
Sıkıntı ile geçilen sahil

Bağlanıyor bir iple bir sürü
Düşünce köyleri birbirine
Çöküyor her şeyin üzerine
Hülyam boyunca kurduğum köprü

Ve doluyor sessiz,ordularım
Durmadan,dinlemeden odama;
Urbam içinde yatan adama
Hayretle bakıyor dört duvarım

Kardeşini öldürüyor Kabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu;
Ölüm kadar uzun yaz uykusu
Sıkıntı ile geçilen sahil

Düşüp yatağın dalgalarına
Günlerce sürüyor bu yolculuk
Durmadan akıtıyor bir oluk
Korkusu sükutun mezarına

Ve Delirmenin tatlı vehmini
Sessizlik odama dolduruyor
Kargam hala başımda duruyor
Bulmakçün beynin cehennemini

Kardeşini öldürüyor Kabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu;
Ölüm kadar uzun yaz uykusu
Sıkıntı ile geçilen sahil
Dünyada tek gelen insan gibi
Atılıyorum bir hint dağına
Giriyor kafamın darlığına
Kimsesiz dünyaların sahibi

Gidip,gidip gelmede aynı his
İskeleye ulaşmıyor çıma
Dikiliyor ansızın karşıma
Boynum kalınlığındaki ceviz

Kardeşini öldürüyor Kabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu;
Ölüm kadar uzun yaz uykusu
Sıkıntı ile geçilen sahil
  
ORHAN VELİ KANIK

 (Ankara ,Ekim 1936 /Varlık, 15.12.1936)
                          



Boş Caddeler !!


Boş caddelerden geçtiğimi hatırlıyorum
İnsanların o berbat kahkahaları yüzüme çarpıyor
Dalgaların suratıma çarpması gibi...
Kentler, caddeler, evler
Sinema çıkışı yağmur altında ıslananlar,
Yol ortasında yolunu bulmaya çalışanlar
Sessizliğe kurban gidenler,
Son içkisini yudumlamak için sokağın ortasında yapayalnız kalanlar...
İsimler var,
Binlerce yüz
Hem de tanınmadık yüz!

Tanımadan sevdiğimiz kadınlar
Onların terk edişleri
Ve bilinmeyen sorular
Öldürünceye kadar sorarlardı
Oysa hiçbir şeyin yanıtı yok, bir yatakta debelenmek ve sızmaktan başka
Sustukça, konuştular
Şikâyet etti konuşan sustuğun için ve şikâyet ettim konuştuğun için
Bir işim de yoktu,
İşim olsa değişirdi bir şeyler belki
Belkilerin arkasına sığınmak..

Son paran, son işin, ve yolun sonunda da hep sonlar var
Yolun sonuna varamamıştın daha
Yolun sonunun nereye çıkacağını bilmeden yürüyorum
Bildiklerim bilseydi beni iyi olurdu diye içimden geçirdim
Hiç bilemeyeceklerdi beni...

Onlarda cesaret eksikti
Bende de fazla olduğu söylenemezdi
Öylece olduğumuz yolda yürüdük gittik
Acı çekmekten, aşık olmaktan ,ağlamaktan aciz bir duruma gelmiştim
Her şey nasıl da suratıma çarpıyordu
Soğuk su misali

Ve anlamak isterlerdi hep seni
Ama kendilerini anlamaya izin vermezlerdi
Ben hep yanlış olandım, onlar ise hep doğrunun izinden gidenler...
Onların suratına doğru yapıştırdığım cevaplar suçlu yaparlar beni
Onlar bilgeliğe soyunurken ben aciz bir serseriyi oynuyordum
İnsanlar arasında kaybolmuştum
Dört duvar arasında kafayı yiyip duruyordum
 her şey ne kadar da boktan gidiyordu
İhtiyaç duyduklarım yanımda yoktu
Bana dokunamıyordu...

O boş oda ‘da sineklerin sesi duyuluyor sadece
İnsan seslerinin olmaması iyiye işaret belki de
Her gün yürüdüğüm yollar
Ne kadar da uzun geldi
Bunca insan arasında yok olmanın hesaplarını yaparken
Son tren çağırıyordu uzaktan..

Cem Kurtuluş

13 Şubat 2012

Deplase Karabük: (2012)

Deplasman yolculuklarının her zaman  farkı vardır. Karabük deplasmanı  da klasik olanlardandı.Maçtan 1 gün önce Kadıköy’de arkadaşlarla  evde sabahlıyoruz. İçkiler,muhabbetler, besteler, yemekler her bir şey oluyor . Bir de aklımızda “maça giremeyiz” düşüncesi oluyor, ki bu klasik mevzular. Yine de  bu çok da umrumuzda olmuyor.  Önemli olan deplasman yolu boyunca çektiğin çiledir sözünü hatırlıyoruz. Biletimiz yoktu. Karabük yönetimi biletleri “80 lira”  yapınca çoğu kişi bilet alamamıştı. 


Girenler bir şekil girmişti ama polis kontrolü  sıkıydı bu sene. Geçen sene 250 lira olan biletlere rağmen bu kadar sıkı kontrol olmamıştı.Bu sene işi ciddiye almışlardı.Pazar  sabahı 11 gibi hazırlanıp  yola çıkıyoruz.  Öncesinde ufak bir kahvaltı yapıyoruz ,sonra içkiler alınıyor yola çıkılıyor.  Yol boyunca içkiler içiliyor, muhabbet ediliyor, yine deplasman keyfi yaşandı deplasman otobüsünde. Tezahüratlar eşliğinde yol sürdü durdu.  Karabüğe yaklaşmıştık artık.Nerede çevik kuvvet derken birden çevik kuvveti karşımızda buluyoruz .Sonra taraftarlar otobüslerden indirildi,bir köşede bekletiiyor.

Çoğu kişi biletsizdi,dışarıda kalacaklar  belliydi. Kaçma planları yaparken köşelerden, yine amir bizi gözüne kestirerek   " Çocuklar nereye "  diyerek önümüzde duruyor. 1 otobüs,1 minibüs polis esaretinde tutsak kalıyoruz. Biletlerin Karabükte alıncağını söylemelerine rağmen ,amir taraftarı hiç dinlemiyor. “Sen hikaye anlatma”  diyerek  sözlerini tamamlıyor . Bizden açıkta kalanlar oluyor ,sadece bizden değil.  Başka bir otobüse bindirilerek orda da başımıza bir çevik kuvvet dikiyorlar. 

Dağ başında beklediğimiz yerde  ne dışarı çıkabiliyorduk ne de radyo açabiliyorduk.  İnsanın yok sayıldığı yerde radyoda sesleri duyuyoruz, dağ başında bekletiliyorduk sadece. Karanlık bir dağda arada maçı takip edenler oluyordu internetten yorumlardan gol yediğimizi öğreniyorduk.

 Dağ başında bekletilip içeri giremesek de “ mevzu,deplasman otobüsünde o havayı solumak “ desturuyla belki avunuyoruz. Yine de girilmeyen,dağ başında bekletilen bir deplasmanı daha hanemize yazıyoruz böylelikle.

 

Cem Kurtuluş, 2012

05 Şubat 2012

Masa da masaymış ha / Edip Cansever

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu

Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

EDİP CANSEVER

04 Şubat 2012

Nasıl/Özdemir Asaf

Kim nereden biliyor
Kimse bir yerden bilmiyor
Kimse kimseden bilmiyor
Kimse bir şey anlatmadı ki

Herkes kendinden biliyor
Kimse bir şey anlatmadı ki
Ben bunları ondan biliyorumsa
O bunları benden bilmiyor

Bana kimse durup anlatmadı
Ben,durun anlatayım dedim
Anlattımsa alışılmamış
Kimse bir şey anlamadı

Bu gece,gecelerden biridir
Ben,gece gündüz bekledim
Kimse bunu demedi
Ben ,gece gündüz bekledim

(Özdemir Asaf,Çiçek Senfonisi, syf 160)


Bur/Özdemir Asaf

Her yıl bir yerde bir kadın böyle güler.
Ben tasalarımı alırım
Tasalarda yerimi
Bir çağrıya ısıtırım kendimi
Her yıl bir yerde bir kadın böyle güler
Sezer benim dinlediğimi.
O sonra susar
Ben düşünürüm o biter.

(Özdemir Asaf,Çiçek Senfonisi,syf 166)

Görü / Özdemir Asaf

Ne iyi olurdu,herkesin,
…Ben yalan söyleyebilirim
Ama sana değil…
Bir ,sen’i olsaydı..
Ne iyi
Şimdi herkesin bir sen’i var.
Yalan söylediği

(Özdemir Asaf,Çiçek Senfonisi, syf 167)

Kim Bender demişti ki; Burası Kadıköy !

Gitmek istediğimiz yer deniz kıyısı
Kum ,çakıl taşları, yosunlar
 sahilde birkaç tanımadık yüz
 birkaç bira şişesi
şaraba selam duruşlar
iki kitap sayfası açmak
Zengin saymıştık kendimizi ok terse döndü cebimiz delikti

Düş  sayfalarında bir şeyler arayıp durduk
Aranılan Andıran otundaymış
Sayfa 26’da c.t rotayı belirledi
Dönmek, dönemedik
Ama gerçekten dönmek gerekiyor-muş bazen
Dönenler de vardı limana
Limanda tutsak olarak yaşayanlar da

Zaman geçti, esti rüzgar
Yine aynı ben olarak kaldın
Şarap şişen ile denize selam verdin
Her şey güzelmiş dedin, güzellik aldatıcıydı
Biz miydik ona kanan

Taksim, Kadıköy sokakları
Bir deplasman yolculuğu
Tarih belki bizi de yazar
Tarihin bizden haberi varsa
Rotayı belirleyen c.t ise tarihin ondan haberi vardır

Ama biraz geç oldu
Günlükler okuduk onaylanmak için
Geceler bize düşman oldu
Sen Hüdaverdi bisikletinle karanlıkta dolaşıp durdun
Başka bir hayat
Mümkün mü
Rotayı değiştirmen gerekiyordu İsmail
Bütün o sankiler
Hatıralar
Kıyıda sığınacak bir şey buldun
Sığındın
Şarabın yanında

Yalnızlar liginde üst liglere oynamak
Şampiyon olamadık
Ama çizgiyi biz belirledik
Topun başına çizgi metin geçti
İki şişe ucuz şarap bir tarih yazabilir
Belki de tarihi ilk baştan beri biz yazdık
Eğer öyle bir tarihe gerek varsa

Kadıköy sokaklarında boş kitap sayfalarına bakıp, pahalı plaklara gözün takıldı
Para dedin pul dedin
Cepler delik
Kaçış yolu bul

"Ve sokak
Yıllar geçse de aynı" 
Ama etraf karanlık
Şarabın tadı damağında kaldı
Kadıköydeyiz..

Kim Bender demişti ki; Egzozların ardından yükselen ayrılık şarkısını duydun mu?
Burası Kadıköy !


Onlar bize düşman biz onlara
Parasal sorun önümüzü tıkadı
Söyleyecek sözün kalmadı
Ve bitiş
Trenin sesini kestiler


Savunma derinliği
Buna müsait miyiz
Şimdilik zor
Ama Kadıköy’e geldik..
İniş var Kaptan


Yazan:Cem Kurtuluş






02 Şubat 2012

Abhorrence - Evoking the abomination (2000)




















Brezilya piyasasının yer altı çeteleri bitmek bilmiyor. Bunlardan birisi de  “  Abhorrence “   1997 yılında kurulan grup  death metal ‘in  öldürücü atmosferi  içinde barındırıyor.  Öldürücü sound,   ölüm  kusan vokaller, liriklerde  satanizm, savaş, ölüm temaları…   Asıl patlamayı  “ Evoking The Abomination’’  albümüyle yapıyorlar.  Bu grubun aynı zamanda üç demo kaydettikten sonra ilk albümleri olması özelliğini taşıyor.

Albümün açılış şarkısı olan  “ Abattoir’’  albümün nasıl gideceğine dair fikir veriyor.  Makineli tüfek gibi davullarla sarsan soundla   bir cehennem yaratılıyor. Sepultura, Morbid Angel eski okul dönemlerinin etkilerini bariz hissediyoruz.  Davulda Arroyo sınırını zorluyor, üç kişilik ekipte riff manyaklığı araya sıkıştırılan sololarla cehennem vari ortam yaratılıyor. “ Evoking the Abomination’’  tahribatıyla, Arroyo’nun davulda  kafamıza indirdiği balyozun devamı niteliğinde sözlerinde anti-religion teması hakimiyetinde, ki bu albümün geneline yansıyor.  Nefret ,bütün hızıyla “Sacrificial Offerings’’ ile  devam ediyor.  Kötülük, nefret, şeytan ve kiliselere duyulan nefret azalmıyor- büyük nefretle devam ediyor ve  " Rise Satan! Master of evil enthroned!’’ sözüyle özetleniyor.

Kaos’un içine  blasphemy temalı sözleriyle  bizi karşılayan bir yok oluş resitali sunan “  Hellish Annihilation’’ Fernando Arroyo’nun ölümcül davul darbelerinin devam ettiğini göstererek,vokalin ölüm kusmaya devam ettiğinin kanıtı.   Bunu takip eden nefret ordularını harekete geçiren sözleriyle “ Storming Warfare “ kaosun içinde kalmamızı sololarıyla da kendinden de söz ettiriyor.  “ Abhorrer Existence’’   Arroyo kardeşlerin delice performanslarıyla devam eden İsa’nın  lanetinden, şeytanın yeniden doğuşundan bahseden temasıyla öne çıkıyor.

Sepultura, Morbid Angel,Deicide gibi grupların bariz etkilerini hissedeceğiniz, Blashhemy temalı sözleriyle  kin kusan “ Evoking The Abomination”   Abhorrence grubunun ilk icraatı. Arroyo kardeşlerin öncülüğünde terör,pislik ve kaos karmasyonu vaat ediyor bize.  Güney Amerika death metal- brutal death metal  ihtişamını yaşamak için   yarım saatlik kaosa tanıklık edin!


Cem Kurtuluş, 2012