28 Şubat 2012 Salı

Hepiniz Ermenisiniz, Hepiniz Piçsiniz Pankartı Üzerine
















Geçen günlerde Ermeni yalanına sessiz kalma başlığı altında bir yürüyüş düzenlendi. Her şey güzel, ama yürüyüş de yanlış olan şeyler daha fazla. Hocalıdaki insanları anmak için mi düzenliyorsun bu yürüyüşü yoksa Ermenileri, Kürtleri aşağılamak için mi? Burası işte çok önemli. Hocalı Katliamının sorumlusu Ermeni Hükümetidir, Ermeni vatandaşlar değildir.


 Aynı zamanında Yahudilerin yaptığı gibi ve Yahudi vatandaşların suçsuz olması gibi. Suçlu varsa hükümetlerdir.  Gerçekten neyiz biz orada bu’cuyuz şurada şu’cuyuz. Neyiz biz ? Burada hassas noktalarından biri şudur. Haklar çiğnendiğinde her bir şey olursun. Fransa’da Cezayirli,  Ermenistan’da  Azeri, Hrant Dink’in öldürülmesinde Ermeni, Maraş Katliamında Alevi , İsrail’de Filistinli..

 Ama nefret bizim için handikaptır. Ve yürüyüşe gelince. ‘’Hepiniz Ermenisiniz, Hepiniz Piçsiniz’ yazısını görmeyen yoktur.  Sonrasında diğer yazılar da var. Bunlar tasvip etmediğimiz görüşler.  Nefretle bir yere gelemeyiz, ölen insanımızı geride getiremeyiz.  Her yerde olduğu gibi yürüyüşte de yürüyüşü provoke edenler olacaktır.

 Hrant Dink yürüşünde de muhakkak olmuştur. Ama Hocalı yürüyüşünde  insanların amacı 1992’de Hocalıda olan katliamı protesto etmekti. Ama 3-5 kendini bilmezin pankartları konuyu başka yerlere çekti. Yürüyüşte değildim. Yürüyüşte olsaydım ‘’Hepimiz Azeriyiz ‘’ derdim.

İnsanlık onuru adına derdim, katliamları protesto etmek adına. Hepiniz Ermenisiniz, Hepiniz Piçsiniz görüşü ırkçılıktır. Faşist söylemlere girer. Bunu savunmak Faşizm’i savunmaktır.  Ermeni insanı öldürülmedi mi? Öldürüldü.  Mesele burada nefret tohumları atmamaktır. 

 Tarih, katliamlarla doludur önemli olan bu katliamlardan ders çıkarabilmek ve nefret tohumları atmamaktır. Keşke Hrant Dink’e gösterilen  saygı, Uğur Mumcu’ya da gösterilseydi.. Mesele insanlık onuru burada, ama herkese eşitçe dağıtılan insanlık…

Yazan:Cem Kurtuluş

27 Şubat 2012 Pazartesi

Mabel Matiz - Mabel Matiz (2011):Çok Mutluyken Şarkı Yazamam
























Mabel Matiz, Şarkılarını ilk olarak internette dinleyiciyle  buluşturdu.   Müzisyen dediğin üretir tanımlaması Mabel Matiz için geçerli . Birkaç müzisyene de şarkı vermiştir kendisi. Bu açıdan Sezen aksu ‘ya benzetmedim değil onu.    Bilmeyenler için Mabel Matiz’in gerçek adı Fatih karaca..  Mabel Matiz,yazdığı şarkıların çoğunu mutsuzken yazdığını röportajlarında da belirtiyor.


 Mutsuzluk, her zaman insana bir şey yazdırır. Mutsuzluk, yalnızlık ya da başka şeyler ama umutsuzluğu kendine yasaklamış.  80’ler ve 90’lar Türkçe Müzik dinleyerek bugünlere gelen birinden bahsediyoruz.  Albümde de bunun etkileri var.  Farklı bir tarzı  var. Ne tam olarak rock ne de pop.


 Ama  albümün pop tarafı daha ağır basıyor. O, sadece kendi şarkılarını duyurma derdinde, samimi bir kitle istiyor.  Kalıcı bir şeyler yapmayı savunuyor.  Mabel Matiz’in şarkıları dinledikçe sevilen ve anlam kazanan şarkılar. Kendinizden çok şey bulabileceğiniz, yalnızlığın izlerini taşıyan şarkılar.


 Albümün çıkış parçası ile Mabel Matiz bizi selamlıyor . ‘’Arafta ‘’ melodisiyle, sözleriyle akıllarda kalıcı. Girişi inceden dokunduruyor. Gelmeler, gitmeler, kayboluşlar ve insanlığa dair çok şeyi anlatıyor. Günümüz insanını özetliyor da diyebiliriz.


 Albümde dikkat çeken  diğer parçalardan biri ‘’Öteki ‘’. Parça,  Hrant  Dink’in ölümü üzerine yazılmış. Ayrımcılığa karşı burada selam ediyor. "Birtakım farklılıklarımız, cinsiyetimiz, etnik kimliğimiz ve dini tercihlerimiz bizi birbirimizden daha değerli ya da değersiz kılmıyor. 


Aslında özünde hepimiz biriz.  Mesaj bu. Kimliklerimiz ve cinsiyetlerimizin hiçbir önemi yok.  ‘’Hangi kan affeder bayım,kalbinizdeki kili’’ diye mesajı veriyor.


‘’Barışırsa ruhum ‘’ albümdeki diğer şarkılardan. Müziğin susmayacağından ,şarkının bitmeyeceğinden bahsediyor. Burada ‘’Dünyada savaşlar olsa da müziğin bir şeyleri anlatacağı ‘’ hissi veriyor.


‘’Filler ve Çimen ‘’  Mabel Matiz’i  bir arkadaşımın tavsiyesiyle bu şarkıyla tanıdım.  Şarkı içinde değişik duyguları barındırıyor. Lalala kısımları ayrı keyif veriyor.  ‘’İhanet aslında sadakatın tavrını sever ‘’ sözleriyle akıllara kazanmıştır. Aynı zamanda kaybedenin şarkısı da denilebilir.  Mutsuzluk üzerine yazılmış şarkılar sıralamasında  önde gider.


‘’Zaman’’  akıp giden zamandır sadece durdurmayı bilmiyorsan. Bu da böyle bir hisse sahip, sessiz bir oda’da daha farklı.  Birhan Keskin’e ait ayrıca sözler.


Albümü değerlendirmek gerekirse Mabel Matiz  farklı bir albüme imzasını atmış. Keyifli dinlemeler.


Yazan:Cem Kurtuluş


26 Şubat 2012 Pazar

Eskişehirspor -2 Fenerbahçe -1 : @DEPLASE ESKİŞEHİR

Nereden  ve nasıl başlamalıyım inanın hiç bilmiyorum. Çünkü bu yapılanlar bu ülkede kimseye yapılmamıştır.  3 Temmuzdan beri başlayan süreç yine devam ediyor. Ve Fenerbahçe taraftarı haksızlığa uğramaya devam ediyor. Çağlayan’da biber gazı, daha öncesinde  yapılanlar.

  Çoluk çocuk genç yaşlı ayırmadan sıkılan tazyikli sular ve hepsi Polis Devletinin olduğunu kanıtlamaktadır. Eskişehir deplasmanı için 1 ay önce otobüsler dolmuştu, büyük bir akın olacaktı Eskişehir’e.  Otobüslerin bir kısmı Salı pazarından bir kısmı da başka yerden kalktı. İnanılmaz kalabalık vardı.

 Daha önce bilet sıkıntısı vardı bu çözüldükten sonra herkes yolculuğa hazırdı. Ve sabah 11.00 gibi yola çıkıldı. Çok durakladık ama. Saat 17.00 gibi Eskişehir’deydik. Otobüsler bekletiliyordu. Bu kadar kontrol nedendi? Anlamak zordu onu. Bütün otobüslerde bilet alanlar vardı. Ve edinilen bilgiye göre içeriye girenlerin bir kısmı sahte biletle girmiş.

 Ve 15 otobüste dışarıda bekletiliyordu. Artık sabır taşmıştı. Taraftar stada doğru yürümeye başladı, çevik kuvvet de taraftarla yürümeye başladı. Ara sokaklar, bayırlar ve daha neler, neler.  Polis yolu kapatmak istiyordu, ara sokaklardan çıkıyorduk.

Her yeri sarmak istiyordu ama buna güçleri yoktu. Bazıları minibüsle stadın yolunu tutmuştu. Bizler halen yürüyorduk stada doğru. Bir yerde kıstırılacaktık elbette.  Onlar yolu kapatırken biz farklı bir yönden gelip onları şaşırtıyorduk. Bu muamele ‘’Türkiye’de sadece Fenerbahçe taraftarına yapılıyor’’.

Bunun altı çizilmeli. Ve Polisin bize yaptığı muamele hiçbir gazeteci yazmaz, hiçbir medya yazmaz çünkü onlar işine geleni yazıyor. Bu da Polis devleti olduğunun bir sonucudur.. O kadar biletli taraftar Eskişehir stadına sokulmadı. Gidenler de çıkmak istedi. Taraftarın hakkını gasp edenlere yazıklar olsun.

 Eskişehir yönetimi, kulübü,  Polisi bu yapılan muameleyi bu taraftar bilin ki unutmaz. En unutmayacağı şey de yapılan muamele.  Ve Çevik Kuvvet’in müdahale edeceğiz arkadaşlar müdahale edeceğiz sözleri de akıllardan çıkmayacaktır. Bizi bir arada sıkıştıranlar bunlar unutulmayacak, dışarıda bizim gibi bu muameleyi görenler de bunu unutmayacak. 15 Otobüs gelmesine rağmen stada giremedi. Sözün Özeti ‘’FENERLE KİMSE BAŞA ÇIKAMAZ’’.

Maçın 90 dakikasını izleyemedik. Ama maçın özetlerine göre yorum yapmak gerekirse sahada baskılı oynayan Taraf  Eskişehir takımıymış. Deplasman karnemiz son maçlarda çok zayıf,ve ortaya koyulan mücadeleyi de söylemek gerek. Ama nasıl bir mücadele? Takımın  ortaya koyduğu vurdumduymazlık mı? Taraftarlar stada girmek için kendini parçalarken takımın böyle yapması neyin nesi? Herkes kendine çeki düzen vermeli.

 Ve Caner’e gösterilen kırmızı kart  çok ağır. Sarı kart verilebilir ama kırmızı kart tabiri caizse saçma bir karar olmuş. Hakemin Avrupa’daki maçları takip etmesini öneririm.  Caner’in kırmızı kart yemesinden sonra Sow golü atsa da bu ileriki dakikalar için umut olmadı.

 Maç genelinde takımı için mücadele etmeyen oyunculara bu takımda yer olmamalı. Kötü oynayabilirsin, ama kötü mücadele edemezsin. Bu taraftar seni kötü oynadığında da alkışlar ama kötü mücadele ettiğinde alkışlamaz.

Ve son olarak Fenerbahçe yönetimine bir şey söylemek isterim. Taraftarın dışarıda bekletilmesinden haberleri var mı? İşi düştüklerinde hep destek tam destek demeyi ihmal etmeyen yöneticiler umarım Fenerbahçe taraftarının da haklarını korurlar..

Yazan:Cem Kurtuluş

22 Şubat 2012 Çarşamba

Yaya - Bay A'nın Hikayesi (2012):Ticari kaygı yerine, Bol Miktarda Samimiyet























‘’BAY A’nın Hikayesi’’  Ata Akdağ'ın uzun bir süredir besteleyip sözlerini yazdığı özgün bir proje. 4 arkadaş bir araya gelerek ‘’Yaya’’ adlı grubu  oluşturdu. 2007 yılında çalışmalarını sürdüler. Oradan  buralara kadar sürdü grubun çalışmaları. 5 yıllık süreç sonunda ‘’BAY A’nın Hikayesi’’ adlı albümleri çıktı.  Türk Rock müziğinde eşine az rastlanır özgünlükte bir albüm yaratıldı.


  İçinde ticari kaygı yerine samimiyet barındıran bu albüm dinleyiciyi masalsı bir yolculuğa davet ediyor. Kendi yolunda ilerleyenlerin öyküsü albüme de yansımış. Albümün başından itibaren  ne kadar özgün bir proje ortaya koyduklarını bize gösteriyorlar.


  ‘’Buz kadın ‘’ albümdeki favorilerimden ,gerek melodileriyle gerek sözleriyle keyif veren bir parça olmuş. Parçayı çekici yapan unsur içindeki melodiler.  Masalcı yolculuk ‘’ Gazeteleri Biriktiren Çocuk’’ ile devam ediyor. Sandıklarımız, tam unutmaya çalışırken hafızadan silemediklerimiz ve hikaye böylece tamamlanıyor.  Sakin bir şekilde ilerliyor parça. Gece gece bira eşliğinde iyi giden parçalardan biri.  


Gelmeden gidenler, iz bırakanlar, ve bir rüyanın bitişleri.. bunların hepsi ‘’ Genç Kız Ve Delikanlının Baladında’’  toplanmış .  Parça sakin sakin ilerlerken sonrasında hızlanmasıyla tempo değişiyor.  ‘’ Ölümün  Uğradığı Issız Ev’’  şarkının başından itibaren evet bu şarkıda garip şeyler var hissine kapılmamak elde değil, melodilerin verdiği his , vokalin ses tonu.. 


Kaçışlar, kayboluşlar, karamsarlıklar ve bir çok şey.  Gölgelerimden geç usulca diyerek her şeyi özetlemişler.


Genel olarak bahsetmek gerekirse  hayatın içinde yaşadığımız çok şey var albümde.  Dinlemeyenlere dinlemelerini öneririm. Son yıllarda müzik piyasasında iyi çalışmalardan sadece biri.. 


Yazan:Cem Kurtuluş

Yolculuk !

Bir yolculuk vakti daha gelmişti
Sabahın erken saatleriydi otobüs yerine başka bir aracı tercih etmiştim
Gece ,araca bineceğim yere gitmiştim
Kalabalık değildi
Cebimde üç beş kuruş para vardı
Yemek yiyebilecek kadar 
Ama her şey pahalıydı

Kimileri uyuyordu
Kimileri geziyordu
Memurlarda kapıda bekliyordu
Sonrasında cebimde üç –beş kuruş olan paraya bir simit aldım
Oyalandım orada

Simidi yavaş yavaş yiyordum bitmesin diye
Geceyi onunla idare etmek zorundaydım
Ne kadar yavaş yesem de bitmişti
Sonra kalktım  dolaşmaya başladım
Saatler bir türlü geçmiyordu
Bu çok can sıkıcıydı

Orada bir köşeye montumu koydum ve uyudum
Ama içimde bir şüphe vardı
Çantamın çalınma riski aklıma geldiğinde uyanıyordum
Zaman böyle akıp geçiyordu
Sabah geldi araca binmiştim
Kemerler bağlanacak, anılar hatırlanacaktı
Kitabımı çıkardım
Okumaya başlayım derken
Birden uyku bastırdı
Kitap sayfalarını çeviriyordum
Zaman ne de çabuk geçiyordu
Belki de bana öyle geliyordu

Araçtan inmiştim
Rüzgar esiyor ve saçlarımı savuruyordu
Kulaklarım ağarmaya başlamıştı
Belki de rüzgarın bir etkisi vardı

Küçük bir yere girdim
Orada biraz takıldım
Her şey olması gerektiğinden pahalıydı
Belki o yere ait bir şeydi bu
Oradan çıkıp dolmuşa atladım
Gidilecek yer uzaktı

Dolmuştan indikçe garip insanlar görüyordum
Yolun nereye gittiğine dair bir fikrim yoktu
Bir sokaktan girdim ve yürümeye başladım
Yürüdükçe, yürüdüm

Dönerciler  orada fazlasıyla vardı
Müşteri bekliyordu
Onlara avalca baktım
Yalnız başına yürüyordum
Bu çok sıkıcıydı

Sonra bir tren garı gördüm karşıda
Ve onun önünde oturan  yaşlı bir adam
sonrasında karşıya konulan bir tren süs olarak, ve karşıdan gelen engelli bir kadın
Fotoğraf makinemi çıkardım
Yapılabilecek en iyi şey buydu

Trene atladım
Çuf  çuf  sesleri yükseliyordu
Kalabalıktı trenin içi
Hemen bir yer kaptım
Oturdum öyle

Yol uzundu
Kulağımda bazı şarkılar çalıyordu
Bütün o sankiler beynimdeki cankiler sözü aklıma gelmişti
Sonra iyidir diye geçiştirdim bunu
İki sevgili ayrı ayrı yerlerde oturuyordu yer yok diye
Kız ,güzel değildi
Çocuk da  yaptıklarından bahsediyordu bana
Ben de gülümsüyordum öyle
Parası bol biriydi anlaşıldığı kadarıyla
Ailesi orada yaşıyordu
O ise başka yer de

Sonra yerler boşalınca yanımdan kalktı
Başka yere geçtiler beraber
Camdan dışarıyı izliyordum
Hep yaptığım şeydi bu
Sıkıntının birazını böyle atlatmak belki iyi gelebilirdi
Bir süre böyle devam ettim

Sonra uyudum
Kalktığımda Trenden yolcular iniyordu
Ben de indim
Sonra biraz yürüdüm
Yabancı bir kasabada kendimi bulmuştum
Sora sora öğreniyordum bazı yerleri

En yakın yer bir sahildi
Oraya doğru yürüdüm
Ama daha da yürüyecektim
Atladım bir dolmuşa
Bilmediğim yerlere gidiyordum
Sahilden yürüdükçe yürüyordum
Şık hatunlar geçiyordu yanımdan
Bazıları iyi gözükse de
 bazılarında fazla makyaj göze çarpıyordu

bir yere girdim  gözleme yedim 
o kadar da pahalı değildi
sahil boyunca bir sağdan
bir soldan yürüyordum
bazı yerler çamurluydu
rüzgar esintileri fazlasıyla vardı

denizin yakınındayım
dalgalar sertçe çarpıyordu
yürüdükçe yürüdüm
sonrasında geriye dönmüştüm
her şeye rağmen yürümek iyiydi
kasabaya yeniden geri dönecektim

Trene binecektim
tren esnasında bir yere oturdum öylece
her yer boş görünüyordu
karşıma da bir kız oturdu
fotoğraf makinesinden muhabbet açıldı
bir süre konuştuk öyle sevdiği şehirden bahsetti
benim bahsedecek pek bir şeyim yoktu

biraz konuştuktan sonra
ben uykuya daldım
o da ileriki durakta indi
ben yoluma ve uyumaya devam ediyordum
yolculuk fena sayılmazdı
artık olduğumuz yere dönme zamanıydı..

Yazan:Cem Kurtuluş





Dağınık !

Günler başını almış gidiyordu
Yürüyordum sokaklardan
 bilinmeyen insanların üzerine doğru
Ne yaptığımı bilmeden
Onları tanımadan
Hiçbir şeye önem vermeyerek
Kokuşmuş çoraplarım ayağımdan çıkmamıştı
Dişlerim pis ve kararmıştı
suratım asık,omuzlarım çöküktü
suratımda bir çeşit izler ve geçmişte bıraktıklarım
Sigara içmiyordum
İçkiyle yetiniyordum
Bazı günler yorgun geliyordum
Kokuşmuş çorapların yanına
yatağa yatarken geceden kalma pantolonum eklenmişti
karanlık suratımı örterken
farklı düşler kuruyordum
hepsi bundan ibaretti


 Yazan:Cem Kurtuluş

20 Şubat 2012 Pazartesi

Fenerbahçe -4 Sivasspor -2 :Direnişin adı FENERBAHÇE !

Direniş  son sürat devam ediyor. Direniş’in ismi ‘’FENERBAHÇE’’. Beşiktaş maçından sonra ceza alınmasından sonra stat 46.000 yakın çocuğa ve kadına bırakılmıştı.  Sevgilerini haykırıyordu bunca insan. Bu soğuk havaya rağmen takımlarını yalnız bırakmadı. 80 yaşındaki dede, 7 yaşındaki çocuk ve onun annesi. Bir Ordu.

   Kaptan Alex, bu maçta da farkını ortaya koydu.  Sow’un Alex’le  yaptığı paslar gözden kaçmadı. Sow, akıllara Deivid’i getirdi. Ve zaman geçtikçe daha iyi olacak.  Emre’nin golüyle öne geçmiştik. Sonrasında  Sivas’in 2 golüne engel olamadık. Ve Kral sahneye çıkarak klasını tekrardan konuşturdu.

 Maçı kazandıran Kaptan oldu,istekliydi. Orta saha yine istenileni veremiyordu, oyundan düşüyordu. Mehmet topuz ve baroni bunlardandı. Dia uzun zaman sonra sahadaydı. O da varlık gösteremedi.

Caner ve stoch’un yokluğu takımı etkilemişti. Özellikle Stoch’un olmayışı bizim için dezavantajdı. Özgür Çek’in sonradan oyuna girişi ‘’hocam ben ilk 11’de oynamak istiyorum ‘’ mesajı da önemliydi. Galatasaray’ın galibiyet aldığı bir haftada kazanmak önemliydi,yenilseydik her şey geride kalabilirdi bu sene için.  Direnişimiz devam edecektir sonuna kadar..

Yazan:Cem Kurtuluş

17 Şubat 2012 Cuma

Diyelim mi: Doğdum Ben Memlekette

Memlekette yaşamak büyük sorun gelecekteki dostum
Para pul da önemli bu memlekette yaşamak için
Başka türlü  yaşatmıyorlar
Nefes almak bile zorlaşıyor bilmez misin bunu
Festivallere  konuk olmuşuz
Kayıp eşya bürosunda kuşağımızı bırakmışız
Ama iyi ya da kötü yaşamaya devam ediyoruz
Yalnızlığım bile gitmiştir gece  bu saatlerde

Işık söndü
Karanlık üstümüze çöktü
Her şey elden gidiyor gelecekteki dostum
Senin ismini bile bilmiyorum baksana
Memlekette elden gidiyor
Yabancılar kapımıza dayandı
Bir ekmek parası yeter-di bize
Çok çabuk tüketiyorsun dostum
Geriye bir şeyler bırakman gerek oysa

Politikacılar yine konuşuyor
Vaatlerde bulunuyorlar
Bana versen milyon dolar
Ama cebimiz delik şimdi
Bunu daha önce düşünmen gerekmez miydi
Tükettikten sonra geriye kalan sarhoşluk belirtileri
Bazen bu da işe yarıyordu
Şehir soygunları ,politikacılar, iktidar sahipleri
Bak yine başa döndük diyelim mi
Yoksa burası başladığı yer mi denizin
Diyelim mi

Memleketimiz ne güzel değil mi
Denizi, havası, suyu, toprağı, insanı ,
Artık bunlardan faydası yok
Çık dışarı biraz temiz hava al
Birkaç yosun kokusu
Birkaç bira
Ve yine döndük memlekete gelecekteki dostum
Diyelim mi’ye takılı kaldık

Bir kaset çalarımız vardı dostum bir ara
O da gitti
Piller bozuk çıktı
Kalem kayboldu
Geri saramadık
Doğmuşum ben memlekette
Ama bazıları olmadığı yer de doğmuştu
İstemediği yer de

Memleket elden gidiyor
Bankalar batma eşiğinde
Savaş almış başını gitmiş
Ve biz halen yerimizde sayıyoruz
Başka yapacak bir şeyimiz var mı
Bu kadar oyun da fazla değil mi gelecekteki dostum
Ve adımızı bile bilmiyoruz

Bir de ödüller dağıtılmış
Ödüller dağıtılırken biz yoktuk ortada
Bir şeyler mi kaçırmışız yoksa
Benzinimiz kalmadı,aracımız da yok
Dışarıya baksana bazıları için her şey tıkırında
Biz olduğumuz yer de saymaya devam ediyoruz
Doğmuşuz memlekette..


Yazan:Cem Kurtuluş

Tatlıya Ketçap Dökebiliriz/Küçük İskender

Aslında tamamen bir konsantrasyon meselesi Delilik.
-       Delirdim artık ve tek ayağının üstünde durabiliyor içimdeki fizik kuralları!’’ demek yeterli.

Veresiye içki alamadığınız bir bakkalla nevroz arasında bir fark mı var sanki?! Hepimizin sarhoş olduğu günü düşünün! Ödenecek tek hesap, ayrılıp giden, terkedip giden nazik, bakımlı, jestlere düşkün, sümsük sevgililer olacak!

Kaç arkadaşım poloyla ilgileniyor ki..
Kaç arkadaşım zeplin sahibi
Kaç arkadaşım kıl dökücü krem kullanıyor
Kaç arkadaşım tv’ye çıktığı için böbürlenmekte..

Oysa bütün arkadaşlarım en az bir kere coplanmıştır ve dayak yemişlerdir babalarından, çocukken. Birini coplar gibi içmelerinin ve çocuğunu döver gibi sarhoş olmalarının nedeni budur. Biz içki MECLİSimize Başkan seçerken hiç zorlanmayız. Kim ki buzdolabını yiyecek ve içecekle tıka basa doldurur, Başkanımız odur. Kim ki kaya balığı yahnisini en kısa zamanda pişirir, biz ona ‘’GÜZEL SERSERİ’’ deriz. Kim ki sinyalden topladıklarını odanın ortasına olduğu gibi bırakır, AFİLİ DELİKANLIDIR. Kim ki aşk acısı çeken dostuna manitasını önerir BABAdır..

Ne yazık, tüm vosvos’lar büyüdüklerinde limuzin olmak istiyorlar. Kentin ara sokaklarında sürat yapıp fahişelerin üzerlerine çamur sıçratmayı planlıyorlar.

_  Nasıl ıslattık karıyı ama..’’
_Kirli zevk suyu! Kirli zevk suyu!’’
Sevgilinin ter kokan koltukaltlarında bir tayın yeleleri var.
Aslında tamamen bir konsantrasyon meselesi delilik.

_ Delirdim artık ve seviştiğim insanları kronolojik sırayla sayabiliyorum!’’ demek yeterli.

Birbirimizi yıpratmanın tadına varalım. Hey DJ ! Seni bir müzik kutusuna çevirip deliğine para tıkmadan çal şu şarkıyı! Birbirimizin göbek deliklerini yalayalım. Hey Barmen! Rakı tükürükle beyazlamaz! Yapma !

Birbirimizi kovalım evlerden, evlerden çıkalım lanet mide ve diş ağrılarıyla. Herşeye karışan doktor ve avukatlar hakkında ağır laflar edelim. Bizi sardıkları sakız jelatinlerinden  kurtulmak için daha kaç kere kendi çamaşırlarımızın içinde boşalmamız gerekecek?!

Salak adamlar!
Salak kadınlar!

Siz süslenmenizi sürdürün
Ben üstüme ketçap döküyorum!
Hem de acılı ketçap!

Markası da yok bu meredin!
Adını yan masada oturan ve
On beş dakikada on tabak tavuk gözü yiyen
Nasyonel sosyalistin koca kalçalı anası koysun !

(KÜÇÜK İSKENDER/İT CAZI/SYF 113/  )

Sea !!

Denizi seven bir kadındı . Sessizdi ,Pek konuşmazdı. Bazen çok konuşurdu
Adam ise sallanan bir vapur gibiydi. Yorgun, bitkindi. Onu göreceği günü bekliyordu. Günleri sayıyordu, günler geçmek bilmiyordu. Yağmurlu bir gündü . Fırtınalıydı. Görüşmelerine hiçbir şey engel olamazdı. Sabahın erken saatlerinde kalkmıştı heyecanla .Uyuya kalabilirdi.

Evden çantasını alıp çıktı. Üstünde bir kot mont bir de  deri mont , Altta ince kot pantolon ve bot . Üşüyeceğini biliyordu. Pek önemli değildi bu onun için. Adam, Yolculuk boyunca kitabını okudu, Denize bakıp durdu, Heyecan vardı . Bu kimileri için önemli oluyordu, kimileri için olmuyordu

Vapur dolu değildi . Hava fırtınalıydı bu nedenle herkes içerideydi. Sayfaları çevirdikçe kadın aklına geliyordu .Kadınlar kitap sayfaları gibiydi . Çevirdikçe bakardın boş boş . Okuyamazdın belki içini..

Vapur karaya yanaşmıştı . Ve adam inmişti . İnmeden önce bir kadının çantası ağırdı
Kadının bu çağrısını cevap verdi ses etmeyerek orta yaşlardaki kadının ağır çantasını  taşıdı. Sonrasında indi. Kadını bekliyordu. Biraz dışarıda bekledi . Hava soğuktu .İçeri girdi ısınmak için..

Kadın acaba gelmeyecek miydi ? Halen bekliyordu adam . Camdan vapurlara bakarken adam, Kadın gelmişti. Adam pek bir şey beklemiyordu. Bekledikleri de farklıydı Çünkü onu her zaman farklı görmüştü. Bir dost da değildi kadın, Bir arkadaş da değildi; ama  önemli biriydi. Bu önem değişkenlikti biraz da.

Adam sabah kalktığında kahvaltısını yapmamış ,Kadın da kahvaltı yapmamıştı
İkisi de alışkın değildi. Kadının elinde bir şemsiye bir de eldiven .Üşüdüğü her halinden belliydi.

Adam da üşüyordu .Bunu ilk başta belli etmiyordu .Sonra ikisi bir yere girdiler . Kahvaltı ihtiyacını giderdiler yanında da bir çay.  Adam ellerini ısıtmak için almıştı çayı
Kadın ise istemiyordu çay. 4 senedir düzensiz bir hayatın içerisindeydi kadın .
Adam da öyleydi.

Sonra dışarı çıktılar beraber . Yağmur yağıyordu  Sokakta insan yoktu ikisinden başka
Aptalca dolanıyorlardı. Beraber ıslanıyorlardı Adamın söylemek istediği çok şey vardı ona . Ama adam hep korkmuştu. Kadın konuşturmak istiyordu onu .Bir yere oturdular
Yağmurun biraz dinmesini beklediler.

Kadının o yumuşak elleri ,parmakları üşümüştü .Eldiven giyince biraz olsun ısınıyordu
Sigara üstüne sigara içiyordu kadın. Alışkanlıktı.. Adam uzun süre sessiz kaldı
Sonrasında aşk dan, müzikten, siyasetten, ilişkilerden ,başka şeylerden ve  her şeyden konuştular.

Kadın, Umutluydu hayata karşı ,Ya da öyle gözüküyordu . Adam ise sessizliğini koruyordu . Neden böyle olduğuna dair kendisi de bir şey bilmiyordu Oradan da kalktılar sonra. Hep aynı yerde dolaşıp durdular.
 
Akşam olacaktı. Yeniden bir yere gittiler bira içmek için.  Sigara içmeye orda da devam etmişti kadın . Orada da biralarını yudumlamışlardı . Adam hızlı gidiyordu
Bu onun için pek mühim değildi. Oradan da sıkılıp biraz üşümenin iyi olacağını düşündüler. Sonra kalktılar o yerden de.

Son biralarını içeceklerdi, Kendisi  kahve söyledi. Birayı hızlı içiyordu adam Kadınsa kahveyi yavaş içiyordu. Adam onun gözlerinde başka bir şey görüyordu Kadına göre belki bu aptalca bir bakıştı. Bakışlarında hiçbir anlam da olmayabilirdi

Adam için bu umutsuzluktu belki . Adam halen öyle bakmaya devam etti
Sonra şarkı açtılar. O şarkıyla dinlediler. Adamın heyecanı devam ediyordu .Kadın öyle miydi adam bunu bilmiyordu . Soramazdı da. Korkutucuydu bu Ona dair çok şey söylemek isteyen adam söyleyememişti yine.

Günün birinde söyleyebilirdi Ama o gün Kadın  olduğu yerde olmayabilirdi
Kadın ve adam bulundukları mekandan ayrılmışlardı .Yürüyorlardı

Beraber yolda şarkı söylemek isterken .Şarkı sözlerini de unutmuşlardı
Bu arada olur böyle dedi adam. Sonrasında telefonundan hatırladı kadın şarkının girişini
Ve devam etti şarkıyı söylemeye ‘’ne zaman gitti tren’’ dedi. Tren belki de gitmişti
Adam tren i hep bekleyen taraftaydı.

Yürüye yürüye vapurun yolunu bulmaya çalışıyorlardı. Adam o esnada yine ona bakıyordu
Yine aptalca gelmişti adama.  Kadın şarkı söylüyordu . Ve  o sözler takılmıştı adamın aklına
‘’sen gel yalnız sen gel’’ diyordu kadın. İzin verir miydi gelmesine adamın. Bu da şüpheli bir soruydu

Cesaret kapılarını açar mıydı kadın . Vapurun gelmesine az kalmıştı
Dışarıdan sesler geldi. Adam için artık ayrılık zamanıydı Kadına sarıldı isteyerek
Kadın sanki bir an önce uzaklaşmak istiyordu. Arkasına baktı önce kadın  sonra da adam baktı.

Adam o gidene kadar baktı . O gittikten sonra da bakmıştı Bunun anlamı olmayabilirdi
Belki o bakışlarının da anlamı yoktu kadın için.  Kim bilir!

Kadın gitmişti . Adam halen vapura binememişti .Yolcular içeri diyordu kaptan.
Ama adam halen onun yolunu gözlüyordu. Kadın için önemli miydi bu dedi adam
Sonra vapurun içine geçti uyumaya başladı. Sonrasında sadece
Kadın dedi..

Yazan:Cem Kurtuluş





Odamda/Orhan Veli Kanık

Ben miyim bu şeylerin sahibi?
Kafamda bir çocuk var,meraksız
İç alemim oyuncaktan farksız;
Odam,içime bir ayna gibi

Bir ışık oyunu var tavanda
Gölgeler seslerle birleşiyor
Ve bir karga beynimi deşiyor
Azaplar kemirdiğim bu anda

Kardeşini öldürüyor Kabil
İçimde bir yalnızlık duygusu
Ölüm kadar uzun yaz uykusu
Sıkıntı ile geçilen sahil

Bağlanıyor bir iple bir sürü
Düşünce köyleri birbirine
Çöküyor her şeyin üzerine
Hülyam boyunca kurduğum köprü

Ve doluyor sessiz,ordularım
Durmadan,dinlemeden odama;
Urbam içinde yatan adama
Hayretle bakıyor dört duvarım

Kardeşini öldürüyor Kabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu;
Ölüm kadar uzun yaz uykusu
Sıkıntı ile geçilen sahil

Düşüp yatağın dalgalarına
Günlerce sürüyor bu yolculuk
Durmadan akıtıyor bir oluk
Korkusu sükutun mezarına

Ve Delirmenin tatlı vehmini
Sessizlik odama dolduruyor
Kargam hala başımda duruyor
Bulmakçün beynin cehennemini

Kardeşini öldürüyor Kabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu;
Ölüm kadar uzun yaz uykusu
Sıkıntı ile geçilen sahil
Dünyada tek gelen insan gibi
Atılıyorum bir hint dağına
Giriyor kafamın darlığına
Kimsesiz dünyaların sahibi

Gidip,gidip gelmede aynı his
İskeleye ulaşmıyor çıma
Dikiliyor ansızın karşıma
Boynum kalınlığındaki ceviz

Kardeşini öldürüyor Kabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu;
Ölüm kadar uzun yaz uykusu
Sıkıntı ile geçilen sahil
  
ORHAN VELİ KANIK

 (Ankara ,Ekim 1936 /Varlık, 15.12.1936)
                          



Evin Yolunu Tutmak !

Önemsiz günlerin birinde  karanlık çökmeden içmeye başlamıştık Moda’da . Önce 2-3 bira sonrasında 2 şişe de şarap almıştık . 2 kişiydik. Bir şeylerden bahsediyorduk . Futbol, kadınlar, siyaset, aklınıza gelecek her bir şey.  İçtikçe içiyorduk.  Biraları çabuk tüketmiştik. Sonrasında şaraplara geçtik. Ucuz şaraptı ,en dandiğinden bir şeydi.

Onu da hızlıca tükettik.   Hızlı gidiyordum doğrusu. Kendimi kaybetmek istiyordum. Sorduğum sorulardan biri; kaybedecek başka neyin var? Belki de kaybedeceklerimiz sırada bekliyordu. Sonra kalktım otobüs durağına doğru yürüdüm.

  Yavaş adımlarla gidiyordum ama şarap şişesi halen elimdeydi. Elim üşümüştü. Deniz havası çarpmıştı.  Otobüs durağına az kalmıştı. İçki fena halde çarpmıştı. Kendimi kaybetmenin bir sinyaliydi bu.  Otobüs durağının köşesindeki kaldırımda oturdum, durdum. Orada, üstüm başım dağınıktı. İnsanlar bu çocuğa da ne olmuş diye bakıyorlardı.

Ben de kendime bakıyordum.  Ne olduğunun farkında değildim. Hayat, insanın kendisinin  ne olacağına dair fırsat vermiyordu. Bir süre orada kaldım. Beni tanıyan insanlar oluyordu ama ben o yüzleri hatırlayamıyordum gibiydim,arada tanıdıklar da çıkıyordu..

Hadi kalksana oğlum diyenler elimden tutup kaldırmaya çalışıyordu. Ben de ‘’ siktirin gidin  başımdan rahat bırakın beni ‘’ diyordum. Bu, bir süre devam etti. Yaklaşık yarım saat orada durdum.  Kaldırımda başımı öne eğmiş uyuyordum. Gözlerimi açtığımda her yer karanlıktı. Artık otobüs ‘e binme  zamanı gelmişti. Bir süre orada oturduktan sonra evin yolunu tuttum.

Yazan:Cem Kurtuluş

Boş Caddeler !!

Boş caddelerden geçtiğimi hatırlıyorum
İnsanların o berbat kahkahaları yüzüme doğru çarpıyor
Bu, dalgaların suratıma çarpması gibiydi
Kentler, caddeler, evler
Sinema çıkışı yağmur altında ıslananlar
Yol ortasında yolunu bulmaya çalışanlar
Sessizliğe kurban gidenler
Son içkisini yudumlamak için sokağın ortasında yapayalnız kalanlar
İsimler vardı
Binlerce yüz
Hem de tanınmadık yüz

Tanımadan sevdiğimiz kadınlar
Onların terk edişleri
Ve bilinmeyen sorular
Seni öldürünceye kadar soru sorarlardı
Oysa hiçbir şeyin yanıtı yoktu bir yatakta debelenmekten ve sızmaktan başka
Sen sustukça onlar konuştular
Sen, onlar  konuştukça , onlar , sen sustukça şikayet ettiler
Bir işin de yoktu
İşin olsaydı değişirdi bir şeyler belki
Belkilerin arkasına sığınmak..

Son paran, son işin, ve yolun sonunda da hep sonlar vardı
Yolun sonuna varamamıştın daha
Yolun sonunun nereye çıkacağını bilmeden yürüyordun
Bildiklerin seni bilseydi iyi olurdu diye içinden geçirdin
Asla bilemeyeceklerdi seni

Onlar da cesaret eksikti
Bende de fazla olduğu söylenemezdi
Öylece olduğumuz yolda yürüdük gittik
Acı çekmekten, aşık olmaktan ,ağlamaktan aciz bir duruma gelmiştim
Her şey nasıl da suratıma çarpıyordu
Soğuk su misali

Ve anlamak isterlerdi hep seni
Ama kendilerini anlamaya izin vermezlerdi
Sen hep yanlış olandın, onlar ise hep doğrunun izinden gidenlerdi
Onların suratına doğru yapıştırdığın cevaplar da seni suçlu yapardı
Başta suçlu sendin çünkü
Onlar bilgeliğe soyunurken sen aciz bir serseriyi oynuyordun
İnsanlar arasında artık kaybolmuştun
Dört duvar arasında kafayı yiyip duruyordun
 her şey ne kadar da boktan gidiyordu
İhtiyaç duydukların yanında yoktu
Sana dokunamıyordu

O boş oda ‘da sineklerin sesi duyuluyordu sadece
İnsan seslerinin olmaması belki de iyiye işaretti
Her gün yürüdüğün yollar
Ne kadar da uzun gelmişti artık
Bunca insan arasında yok olmanın hesaplarını yaparken
Son tren seni çağırıyordu uzaktan..

Yazan:Cem Kurtuluş