Etiketler

Loading...

Tarih

Kategoriler

10 Mayıs 2016

Kor (2016)
















Not: Okuyana not; " Kor " üstünde irdelenmesi gereken pek çok mevzunun konuşulacağı bir film. Film eleştirmeni değilim, bu yazıda eleştiri niteliği taşıdığını söyleyemem. 


Zeki Demirkubuz filmlerine aşina olanlar için kural tanımaz diye bir tanım vardır. Ya tam olarak seversiniz, ya da nefretsi bir duygunuz olur. Ya da ortalarda dolanıp durursunuz.  Çünkü Zeki Demirkubuz filmlerinde alacağınız mesaj çoğu zaman bir önceki filmlerine selam çakma niteliğindedir.  “ Kor “ filminin öyküsü de bu paralel de ilerleyen Zeki Demirkubuz filmlerinden biri, filmin detaylarına girmeden önce bu filmin   Yasujiro Ozu’nun "Kaze no naka no mendori" adlı filminden esinlendiğinin altını çizmek gerekir.  Bu faslı geride bıraktıktan sonra filmin asıl mevzusuna odaklanmak gerekir. 

“ Kor “  başlarda el işçiliği yapan bir kadının hayatına odaklanıyor.  Bu kadının hayatı ilk başlarda sıradan görünen ama daha sonrasında farklı bir hayatı gösteriyor bize.  Bu hayatta  odaklanan hikaye Emine’nin hayatı olmasından ziyade, karma karışık bir hayat.  Bu hayatta Emine’nin eşi Cemal, Emine’nin duvar köşesinde sakladığı fotoğraflardan ibaret, onun haricinde Ziya da Emine’ye yakınlık duyan bir karakter olarak karşımızda. Filmin ilk yarısında Ziya’yı Emine’ye yardım eder vaziyette görüyoruz, kamerada Ziya ve Emine’ye odaklı. Bu civarlarda Cemal’ın sadece ismini duyuyoruz ama kendisi görünür de yok.

Asıl mevzu;  Emine’nin ‘ Abi’ diye bahsettiği Ziya karakteri, çünkü Ziya, Emine’ye karşı duygular besliyor. Zeki Demirkubuz; Emine ile Ziya’nın cinsel arzularının birleştiği sahnede kamerada hiçbir şeyi saklamıyor, Emine karakterini canlandıran  Aslıhan Gürbüz cüretkar,bir o kadar  çıplak sahneleriyle kendinden söz ettiriyor,  özellikle Aslıhan Gürbüz’ün göğüs hatlarını seyirciden saklamıyor Demirkubuz. Zeki Demirkubuz’a da bu sahnelerde kamera’da bu sahneleri saklamadığı için şapka çıkartmak gerekir,ki bu sahneler filmin en cüretkar sahneleri  arasında yerini alıyor. Bu sahneleri pek çok kişi itici buluyor olsa da Demirkubuz bu sahnelerde cesur davranmış, saklama telaşına girmemiş.   Zeki Demirkubuz; Ziya ile Emine arasındaki sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla verirken, Emine ile Cemal arasındaki sevişme sahnelerini bu kadar ayrıntılı vermiyor, aralarda bir kopukluk olduğuna dair şeyler oluyor.


Seviştikleri sahne her ne kadar yapmacık gibi görünse de ayrı bir parantez açma gereği duyduğumuz cümle Emine’nin ağzından dökülen “ Abi yapma cümlesi “ oluyor.  Daha sonraları Görünmeyen “ Cemal “ karakterini çocuğunu görmesiyle görüyoruz. Filmde “ Cemal “ karakterinin gelmesiyle filmde başka bir boyuta geçiyor, çünkü Emine’den öğrendiğimize göre Romanya’da iş tutan Cemal bir anda filme ekleniyor ama Cemal hakkında Romanya’da bir iş yaptığına dair bir iş yok ortada. Nedensizlikler arası bir yolculuk yaptırıyor bize Demirkubuz. Cemal’in neden Romanya’ya gitmesiyle başlayan bir soru cümlesiyle ilerleyen “ neden “ üzerine kafa kurcalayan pek çok şey var. Cemal’i canlandıran  Caner Cindoruk’un hem fiziksel yapısı, hem sakin görünürlüğün altında yatan sert görünümüyle bu role oturuyor.

 Filmin ana hatlarından biri; Emine’nin doğurduğu küçük çocuk Mete’nin kalbi delik olma vakası, bu vaka Ziya ile yakınlaşmaya başladığı süreçte Mete’nin iyileştirilmesine dayanıyor. Çünkü bu vaka da bu mevzudan ötürü Emine ile Ziya’nın yakınlaşmasına yol açıyor ama Cemal gelince işler bozuluyor. Filmin en buruk sahnelerinden biri belki de kalbi delik çocuğunu iyileştiren Emine oluyor, çünkü bu mesele de ihanet de var gurur da var. Emine dayak yiyor, ama ihanet ettiğini söyleyemiyor,  Cemal sadece “ gurur “ olarak biliyor her  şeyi, belki de çoğu izleyen “ orospu, kaltak “ olarak geçiştiriyor izlerken.  Bu esnada kamera çoğu zaman tek odaklı bir çekim yapıyor. Arkası flu, sadece tek kişiye odaklı bir portre çiziyor. Demirkubuz’un klasik işlerinden biri olarak izliyoruz olan bitenleri.  Bu olup bitenleri izlerken “ Yeraltı”  ve “ Kader”   filmlerinden kamera açıları yakalıyoruz. Bunun yanında “ Yazgı “ filminden sahneler görüyoruz, bu da  Demirkubuz filmlerinde görünen Demirkubuz’un sık sık başvurduğu, karakteristik özelliklerden biri. Filmde ayrıca Demirkubuz kendi tuttuğu takımdan da vurgu yapıyor.  

Senaryoyla ilgili dipnot düşmek gerekirse;  “ Kor “ filminin senaryosu geçmişe dayanıyor.  1996 yılı gibi yazılmaya başlanmış,  yazım aşamalarında sekmeye uğramış ama Demirkubuz bu film için “ istediğim gibi olmuyor “ deyip vazgeçmiş, sonradan tekrardan çekmeye devam etmiş.

Emine’yi izlerken biz Demirkubuz  her şeyi bir sineye çekme durumunu analiz etmiş . Burda  toplumda da her şeyi bir sineye çekme hastalığı var. Bu daha sonraları Cemal karakterine de yansıyor, “ ayrılmak istiyorum “ diyen eşine “ tamam “ diyerek karşılık veriyor. Her şeyden sakin, her şeyi kabul etmiş gibi. Ama içinde yaşadığı dünyayı farklı hissettiriyor bize Demirkubuz. Demirkubuz’un dünyasındaki düşünce şekli; bazen hayat acımasız olsa da bunlara rağmen yaşamaktan başka yapacak bir şeyimiz yok “ mesajı veriyor Demirkubuz, olması gerekenin bu olduğuna ikna ediyor bizi. Her şey birbirinden saklanıyor film boyunca. Emine’nin Cemal’a ihaneti, Cemal’in içindeki dünya ve karamsarlıklar ve birçok şey. Cemal’i çoğu zaman evin koltuğunda televizyona bakarken görüyoruz, Demirkubuz’un sıklıkla başvurduğu yöntemlerden biri bu. Tek kişiye odaklı durum oluyor. Bazen bu Ziya oluyor, bazen Cemal, bazen de Emine. Bu üçlü arasında dönüyor çoğu şey. Üçünde de farklı bir dünyayı amaçlıyor Demirkubuz.

Cemal’in kahveye takıldığı süreçte kahvedeki arkadaşların diyalogları da tam Zeki Demirkubuz filmine cuk oturuyor. O anları izlerken filmin damarlarından akan samimiyeti hissettiriyor bize Demirkubuz.  Film boyunca nedenler arasında gidip geliyoruz. Emine, kocasına çocuğuna yardım ettiği için mi ihanet ediyor? İhanet ettiği kocasına söylediği yalan gerekli mi? Bu sorular içinde yüzüyoruz. Filmin sonuna kadar Cemal bu ihaneti öğrenemiyor, Emine hamile kalıyor ama bunun kimden olduğunu yine öğrenemiyor Cemal ya da her şeyi oluruna bırakıyor. Belki biliyor da bunu yansıtmıyor.

“ Kor “ bitmeden Emine’nin hapları içip kötü duruma girmesi “ Haneke temalı bir film “ düşüncesini akıllara getiriyor, genellikle Haneke sinemasının olmazsa olmazlarından biri ölümle sonuçlanan mutsuz bir sondur, Demirkubuz bunu mu yapacak derken hikaye yeniden Cemal Ve Emine’nin aynı yatağa girmesiyle bitiyor.  Demirkubuz her karakterde farklı bir dünya yaratıyor. İnsanın psikolojik yapısını, gel-gitleri seyircinin gözüne gözüne sokuyor. Oyunculara gelirsek; Filmde yan karakterler  işin hakkını veriyor, usta başı olarak görev aldığı Atölye’de bir işçiyi azarlayan Cemal’in karşısındaki kız gerçekçi oynuyor, sırıtmıyor. Ortalıkta fazla gözükmeyen “ Selahattin” karakterine can veren İştar Gökseven sinemanın eskimiş yüzlerinden, Demirkubuz klasına bir seçim olmuş.  Filmde fazla gözükmese de, gözüktüğü sahnelerde işin hakkını veriyor. Aslıhan Gürbüz çaresiz ve her şeyi oluruna, sineye çeken bir kadın olarak karşımızda. Bu çaresiz kadını öyle etkileyici oynamış ki bize söz bırakmamış.  Demirkubuz’un kendisi hakkında  “ İnandırıldıktan sonra  oynayamayacağı hiçbir rol yok, sezgileri inanılmaz bir kız “ diyor Aslıhan Gürbüz için. Bu da oynadığı rol için yeterli bir söz oluyor.  

Sonuç olarak; “ Kor “  Zeki Demirkubuz filmlerine alışmış (aşina )  olanlar için meselesini iyi anlatan ve nitelikli bir iş ortaya koyan  bir yapım, tek şikayet edilecek tarafı uzun süresi. Demirkubuz’a aşina olanlar için bu uzun süre dert olmuyor, çünkü Demirkubuz öyle diyaloglar oturtuyor ki zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorsunuz, ama bazı sahnelerin de gereksiz uzatıldığı fikri filmin eksi puanlama olarak yerini aldığını söylemek gerekir.  Bu filmin özünde biraz da bu işlere “ Onlar çekiyorsa bu filmi, bende çekebilirim “ diyen bir adamın emeği yatıyor. Toparlamak gerekirse; Kor da insanoğlunun  iç dünyası, zedelenişi, çöküntüsü, ve birçok mevzu var. Demirkubuz yapmak istediğini yapıyor. “ Neden “ diye soruyor, sonra bunu izleyicinin cevaplamasını istiyor. İzleyici buna kafa yorarken bir yandan bu beyin bulanıklığı içinde filmden çıkarken bambaşka karışık bir dünyayla karşılaşıyor. Bu izleyicinin olması gereken dünya mı, olmaması gereken dünya mı bilmiyorum ama Demirkubuz’un amaçladığı tam da böyle bir dünya.




İzlerken Altını Çizdiklerim:

"Bunca yıllık karınım senin. Bir hata mı yaptım? Gururunu mu kırdım? Şimdi bunların karşılığını vereceğin yerde piç gibi ortada bırakıyorsun. "

"Beni istemiyor ya da pişmanlık duyuyor olabilirsin. Eğer öyleyse açıkça söyle. Gereken neyse yaparım ama bana alacaklı muamelesi yapma! “

"Sana iltifat ediyorum, güzelleştin diyorum, karşında bok varmış gibi bakıyorsun. Ne demek lan bu? Rahatsız mı oluyorsun benden?"




Cem Kurtuluş, 2016 Mayıs


0 yorum: