Etiketler

Loading...

Tarih

Kategoriler

17 Mayıs 2016

Sahici Bir Trajedi Örneği : Ana Yurdu (2016)
















Bazı filmler konusu itibariyle bir merak duygusu oluşturur insanın içinde, yaşadığın topraklarda fazla izleyici kitlesine sahip olmasa bile o filmi izlemek istersiniz, özellikle yaşadığın topraklara dair bir konudan söz ediyorsa bu filmi izleme merakınız daha da artar. Sözünü edeceğimiz film olan “ Ana  Yurdu “  Senem Tüzen’in elinden çıkan, konusuyla yaşadığımız toprakları tanıtan, bu topraklarda neyin nasıl olduğunu gösteren bir yapım olmakla birlikte  Senem Tüzen’in  ilk uzun filmi.  Film; eşinden boşanmış bir kadın olan  Nesrin’in (Esra Bezen Bilgin ) romanını bitirmesi için İstanbul’dan köyüne dönen bir kadının hikayesini anlatıyor. Bu hikayede çoğu şey sahici, günümüzdeki toplum değerlerinden yola çıkıyor.  Muhafazakar toplum yapısı, din ritüelleri, köy dedikosu yapan kadınlar, nasihat veren anne'ler...   

Filmde Nesrin’i romanını yazmak için kendi odasına, kendi dünyasına çekilmiş bir karakter olarak, Nesrin’in annesi Halise’yi de  “ Anneyim ben her şeyi yaparım, benim sözümden dışarı çıkmayacaksın “ tavrında ilerleyen bir karakter olarak gözlemliyoruz. Tam da toplumdaki anne’liği özetliyor Halise bize.  Bu karakterde Nesrin sözü olan ama sözsüz kalan biri, öyle ki baskıcı zihniyete karşı. Annesi , Nesrin’e sürekli nasihatler veriyor, Nesrin bu nasihatlerde bile o toplumun dışında olduğunu gösteriyor seyirciye. Bunları bile aslında toplumun baskısıyla yapıyor.   Cami’ye gitme nasihatleri, kurban kesiminde kesilen kurbana acıma gibi sahneler filmde güçlü sahneler arasında yerini alıyor. Filmde anne/kız içi çatışmayı yönetmen güçlü bir şekilde aktarıyor izleyiciye. Anne/kız arasındaki arkadaşlığa bağlanan mesele daha sonraları tekrardan anne’liğe geri dönüyor. Çünkü  anne “ benim dediğim olacak “ tavrında ısrarcı oluyor. Hem kızınla arkadaş olmak istiyor,hem de anneliğin ağır bastığını gösteriyor “ Ana Yurdu “  

Filmde, Kameraman ‘ın anne /kız arasındaki çatışma duygusunu boğucu bir hisle anlatmasına da ayrı bir parantez açmamız gerekir. Anne ve kız arasındaki sohbetler, ağlamalar, sarılmalar…Bunların her biri etkileyicilik namına iyi işleniyor. Filmde genel anlamda karanlık hakim, ama bu film adına duyguyu abartarak değil, olması gerektiği gibi  işlemiş oluyor.

Filmde erkek oyuncu eksiktir, ama buna “ cinsiyet düşmanı bir yönetmen bu “ diye bakmak yanlış olur, çünkü meselenin özü aslında toplumda kadına nasıl davranıldığı, bu toplumda Anadolu’nun bir köy köşesinde işleniyor. Bu köy köşesi yönetmenin memleketi olan Niğde, ve filmde mekan olarak pek fazla bir yer yok, ama bu da rahatsızlık vermiyor.  Filmde samimiyetten bahsetmek gerekirse; bu da köy arasında dedikodu yapan amatör oyunculuklarıyla doğal bir portre çizen kadın oyuncular oluyor, muhabbetler öyle toplumun içinden geliyor ki ; bunun için “ Oyuncularını, bastığın toprağı tanıman lazım” diyor Senem Tüzen.   Daha sonrasında da  “  Kadın filmi diye bir şey yok “ diye ayrı parantez açıyor Senem Tüzen, çünkü ayrımcılığa bu nokta da karşı oluyor kendisi, belki sadece  kadın/ erkek olayına değil, filmin asıl meselesine odaklanması gerektiğini düşünüyor. 

Bunun yanında anne rolüne yakışan Halise karakterini oynayan  Nihal B. Koldaş bu filmde annelik hakkında da “Anneler kendi yaşayamadıkları şeyleri kızları yaşamaya kalkınca, o cesareti gösterince, tuhaf, açıklanamaz bir kıskançlık mı diyeyim, korumacılık mı diyeyim, kendi kıramadıkları kabuğu, kızları kırdığında erkeklerden daha önce onlar set çekiyorlar. Bu filmdeki karakterlerde de var bu.  “ diyor. 

Filme geri dönecek olursak;  karanlık atmosferde ilerleyen “ Ana Yurdu “  meselenin özünü iyi yakalıyor. Erkek oyuncu olarak sadece Halil karakterini oynayan Semih Aydın’ı, bir de Nesrin arabasını almaya giderken gördüğümüz ustayı görüyoruz, bunun haricinde erkek oyuncu göremiyoruz pek.  Filmin finaline doğru tek bir soru soruyoruz “ Nesrin neden bunu yaptı “ toplumun baskıcı zihniyetinden mi, yoksa kendi iç dünyasında yapamadıklarından mı?  o sahne hayvanları kaçırtıyor, doğayı ürkütüyor, Nesrin'in kapandığı dünyadan kaçma hissi veriyor izleyiciye.  Nesrin'in yüzündeki korku ve endişe de bunun bir çabası oluyor.

Sonuç olarak; “ Ana Yurdu “  güçlü bir hikayesi olan, yıkıcı bir o kadar topluma bazı dertleri anlatmak için yola çıkan bir yapım ve  bir anne ile kızın çatışmasını toplum gözünde etkileyici bir şekilde anlatıyor hepimize. Topraklarımızda yaşanan  o muhafazakarlık yapısına da  parmak basmayı unutmuyor. Etkileyici bir trajedi örneği sunuyor, bu trajedi de  sahici insanlık hallerini, bu insanlık halleri üzerindeki toplum baskısını anlatıyor. Kısacası  sinemamızda konu bazında eksik bir yeri  Senem Tüzen tamamlıyor, belki seyirci olarak fazla bir rakama ulaşma gibi bir şey söz konusu olamıyor ya da " kült " dediğimiz filmler kategorisine girmiyor  ama sinema adına kaba bir tabirle Senem Tüzen  “ icraat “ yaptığını hepimize gösteriyor.



Cem Kurtuluş, Mayıs 2016 

0 yorum: