A.C.A.B., 1940'larda
Birleşik Krallık madencilerinin grevleri sırasında kullanıldı ilk kez.Kısaltma olarak kullanılan şifrenin anlamı
sorulduğunda grevciler, Always Carry A Bible (Daima Kutsal Kitabı Taşı)
olduğunu söylemişlerdir. Taraftarlar arasında A.C.A.B (All Cops Are Bastards ) olarak çevriliyor, kimileri de "
All colour are beautiful " diye yapıyor bu açılımı.
Bu kelimeden dolayı kodese tıkılma
olasılığınız yüksek. Yabancıların tabiriyle polis ve çevik kuvvetin diğer
tanımı Aynasızlar. Her yerde onlar tarafından göz önündeyizdir, cop ve biber
gazı kullanma yetkileri vardır, aniden seni kodese götürme gibi yetkileri
vardır. Soru sordurmazlar, cevap veremezsin, ağzını her zaman kapalı tutmak
zorundasındır. Bu zorunluluk böyle gider. Şimdi 2012 yılında vizyona
giren “ A.C.A.B.: All Cops Are Bastards’’ filmini
ele alacağız. “ A.C.A.B “ Carlo Bonini’nin
kitabından uyarlanan bir film.
Filmde olaylar üç çevik kuvvet polisi
etrafında dönüyor. Kendilerini şiddet
dolu bir dünyaya orantılı/orantısız tepki verirken görüyoruz.
Orantılı-orantısız güç kullanımlarından dem vuruyor film. Çevik kuvvetin bütün
yetkileri elinde bulundurduğunu, bir yoldaşı öldüklerinden ortalığı dağıtmaya
kadar gideceklerini, ama bir taraftar öldüğünde ses çıkarmadıklarını ve aynı
zamanda polis ifade etmek zorunda kaldığında mazeret bulmaya çalışmasını filmde
çokça görüyoruz.
Her şey bir Napoli taraftarının bir polisi bıçaklaması
ve Polisin bir süre sonra Topal kalmasıyla başlıyor. Yatağına bağlı kalan bir
adam ne yapabilir ki bu durumda? Çocuğundan bir süredir haber alamaması onu
endişelendirmiştir, ve onu o ortamdan koparmak istese de bu işe yaramaz. O
ortama girdiğinde oğlu ona “ sen çevik kuvvetsin’’ diye sesleniyor. Ortamda bulunanların hepsi de Polis
düşmanıdır, adamı kapı dışarı etmişlerdir.
Filmde her türlü karaktere rastlamak mümkün.
Topal, deli, kafayı bozmuş psikopat.. Bir polisin öldürülmesiyle ekip toplanır,
polisi öldürenlerden hesap sorarlar, acımasızca coplarlar. Öldüresiye bir
işkence şeklidir bu, orantısız güçtür.
Lazio Taraftarının bir polis tarafından
öldürülmesiyle her şey daha da kızışıyor. Taraftarlar ayaklanıyor, Romalılar ve
Laziolular bir yerde toplanıyor ve polisler bunun haberini alıyor. Topal
Polisin oğlu 3 Arnavut’u öldürmekle suçlanıyor. Polis oğluna bunu yapmadığını
söylettirmek ister oğlu zarar görmesin diye. Polisler ,işler kendilerine
geldiğinde nasıl da her şeyi saklar. Filmdeki o sahnelerden biri de trende
geçiyor.
Polis, taraftardan kimlik çıkarmasını ister,
taraftar kimliği çıkarmaz ve polis sert bir şekilde taraftarı coplamaya başlar.
Coplasa da bu sonradan unutulacaktır, çünkü yalan uydurmaya başlamıştır polis
amirleri. Konu, taraftar olunca polis onu kodese tıkmak için elinden geleni
yapar, ama iş kendine geldiğinde mazeretler diz boyudur.
Polis gücünün orantılı-orantısız
kullanıldığı, sadece taraftara değil polisin herkese karşı şiddet uyguladığını
anlatan bir film olsa da “ A.C.A.B” bolca eksikleri olan film olarak da karşımıza
çıkıyor. Sinematografik anlamda konu çekici gibi görünse de film bekleneni karşılayamıyor. Filmin
isminin “ A.C.A.B” olması herkes gibi bende de heyecan yarattı, ama bu heyecan
filmi bitirdiğinizde heyecandan çok hayal kırıklığına dönüşüyor, kısacası " A.C.A.B " filmi A.C.A.B isminin ağırlığını taşıyamadığını ve altında ezildiğini söylemek yanlış olmaz!
Cem Kurtuluş, 2012