// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Punk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Punk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Ocak 2015

Sheffield'ın Punk Çocukları: Mau Maus













70’lerin başları ve  sonları, Punk her tarafa iyice yayılmıştı, konserlerde müziğe aç bir kitle vardı, bu kitle aynı zamanda müziğin saldırgan tarafını da ortaya çıkarmıştı. Bu kitleye ciddi şekilde seslenen birileri vardı.Mau Maus”  adını verdikleri İngiliz punk stilini yansıtan müzikleriyle öne çıktılar. Mau Maus ismini Kenya'nın 1950’ lerdeki gizli siyasi eylemi, adını aynı adı taşıyan bir Amerikan Hardcore hareketinden esinlenerek aldı.  1979’da Sheffield bölgesinde kuruldu.

 Hiçbir donanıma sahip değillerdi kurulduklarında. Grup 1981 gibi küçük barlarda sahne almaya başladı. Bu onlar için tecrübe demekti, kazanç demekti. Grup daha sonra Pax Record’un kurucusu, konser organizasyonunu ayarlayan Marcus Featherby ile bir araya geldi, Angelic Upstarts  Sheffield Marples Club’e davet etti.  Grup 1982 yılında Londra’da  Upstars, Urban Dogs ve Dead Kennedys ile birlikte çaldı, grup Pax Records ile anlaştıktan sonra punk ortamlarında önemli başarılı elde etti.

 82 yılının nisan ayında grup 5 saat içinde 8 şarkı kaydetti.  “ The Kill”  başarılı Wargasm derleme albümünde yer aldı.  Society's Rejects  adında bir süre sonra piyasaya sürüldü.  Grup boş durmayarak 1982 Eylülünde yeni EP’si için stüdyoya girdi. Lee Wilsin Infa Riot prodüktörlüğünde Londra Matrix stüdyolarında 4 şarkı kaydettiler.  İlk single kadar on kat maliyet çıktı

1983 yılına geldiğimizde grup boş durmadığını “ No Concern “  ve “ Fact Of War “ Ep’siyle bize gösterdi.   Fact Of War çalışmasında grup  “ Just Another Day “ gibi işsizlik marşını barındırıyordu. Savaşa karşı olduğunu grup  “ Running With the Pack “ şarkısında dile getiriyordu. Grup bu çalışmaları yaparken zirveden de geriye kalmıyordu, birçok grubun gerisindeydi ama başarısından söz ettiriyordu.

1984 yılında grup yeniden stüdyo ortamlarına geri döndü.  Söylenenlere göre Featherby paraları alıp kaçmıştı.  1984 yılı geldiğinde EP’lerden sonra grup “ Live At the  Marples” adında bir LP ile yoluna devam etti . Bu grubun aynı zamanda İlk LP’siydi.  Bu LP’den sonra  aynı yıl içinde  “ Tear Down The Walls “ adında bir EP çıkardı. Yine saldırgan, yine İngiliz punk ortamlarının iyi çalışmalarından biriydi bu.  1 sene sonra ikinci LP’leri  “ Fear No Evil “ çıktı, sonra da “ Nowhere To Run”  adında EP çıkardılar. 

Grubun son çalışmalarında back vokal görevini üstlenen Bunny bu çalışmada bas gitara geri dönmüş, ikili gitara Richard  Hall gelmişti. Grubun diğer çalışmalarını “ Running With The Pack “ ve 1996 yılında çıkardıkları “ The Punk Singles Collection “ isimli oi çalışması izledi. Bu çalışmayla grup en üretmeye devam ettiğini gösterdi. Bu çalışmanın diğer bir özelliği eski şarkıların bu albümde yer almasıydı.  Sonuç olarak “ Mau Mau’s “ 70’li yıllara damgasını vurmuş rock’n roll tabanlı, İngiliz punk ortamlarına balyozla darbesini vurmuş gruptur. 70’li yıllardaki punk ortamlarını seviyorsanız böyle bir gruba kayıtsız kalmayın!

Cem Kurtuluş, 2014


26 Ağustos 2013

Rashit - Telaşa mahal yok (1999)




















Underground piyasaya sert  giriş yaptılar.  "Hayatımızda az da olsa renk varsa bunun nedeni punk rock'tır.”   sözü  müziklerindeki tutkuyu anlatıyor.  Punk’ı kendi hayatlarına kattılar, bu çizgide ilerlediler, çoğu grubun içinde sıyrıldılar. Yazdıkları sözlerle sert bir yumruk attılar düzene, politikacılara, kapak güzellerine ,parasızlığa ve sistemin dalaverelerine sövdüler.  Müziksel zenginliğiyle çok her şeyi barındırdılar müziklerinde.  “ RASHIT”  ilk yasal   albümlerini çıkarıp kendi kitlelerini oluşturdular. “ Telaşa Mahal Yok “   punk adına atılmış en sert yumruklardan biri. Sistemin eline ayar verdiklerini sert sözlerle bizlere gösteriyor Rashit.

 “ Altıdan Dokuza “  sabahtan akşama kadar patronların emrinde çalışan paranın köpeği olan insanlığın şarkısı.   Eğlencenin dibine vuran “hava soğuk yağmurlu ört kıçını orospu” nakaratlarıyla eğlendiren aynı zamanda lise yıllarına selam çakan klasik Rashit şarkısı  "Hava soğuk" Aptal pozlar, kapak sayfalarını erotik pozlarla süsleyen hatunlar ve futbolcuların  mankenlerle olan ilişkisini daima dergide kapak sayfalarına taşıyanlara Rashit “ Kapak güzelleri” şarkısıyla ayarı veriyor, sonrasında “ oy oy oy” ska etkisi görülüyor.

Meçhul cinayetler, suçsuzca öldürülenler ve katilleri bulamayan Devlet. “ Katilin adı yok”  eski ve yeni düzeni anlatarak devlet makamlarına sövmüş kadar bizi iyi hissettiriyor. Katilleri barındıran devlete bir takım sövmeler olarak şarkıyı tanımlayabiliriz. “ Ne Yaparsan Yap” sisteme bütün küfürleri barındıran, fikrini söylemeyen devletin tekelinde her şeye onay veren bireyi konu alıyor.“çok konuşan erkenden ölür ,
 konuşmayan sömürülür /konuşmayan yaşarken ölmüştür “ sözüyle de özetliyor durumu.

“ Niye Böyle” Cumartesi punklarına selam veren aynı zamanda baba parası yiyip, saçlarına boyatıp ortalıkta gezip  “ punk’ım” denilen bir kitleye Rashit ayarı veriyor.  “ Paran yoksa öl” eski ve yeni düzen arasındaki farkın olmadığını, düzene saydıran, sert sözlerle  yaşadığımız düzene ayar veriyor. Boş yere ölen askerler ve birçok şeyi Rashit şarkıda özetliyor. “Şehitler hep fakirdir
çünkü zenginden olmaz asker”
sözüyle de durumu özetliyor.

 “ Rutin hayat “ her şeyin değiştiğini sandığımız anda her şeyin tekrar sahnelemesini gösteren  , her gün aynı şeyleri yapan “ yat, kalk ,çalış, uyu” tarzı çalışan insanın hayatını özetliyor. “ Çok mu zor” ırk ayrımına ne gerek var sorusunun cevabı olduğu şarkı.  Klarnetçinin eşlik etmesi bize cümbüş havası yaratıyor. Sert sözlerle noktayı koyuyor Rashit. “insanların suçu yoktur savaşlarda , tek suçlu varsa o da garip politika” 

“ Şark cephesi” çözümsüzlükler, ezilmeler, dövülmeler, darp edilmelerin devam ettiği günümüz düzenini  sert sözlerle anlatıyor. “ polis yine dövüyor ,işçi eziliyor .burjuvazi en üstte , şark cephesinde yeni bir şey yok”


Özetlemek gerekirse 93’ten itibaren demolarıyla kendi kitlesini yaratan Rashit bu yasal albümle devletin en üst makamlarına ayarı veriyor ve kendilerinin de  bir söyleşide söylediği sözleri hatırlatmak gerekir. Kendilerinin dediği sözlere dediği gibi;"Sözleri yazarken, kimseye bir şey öğretebileceğimizi düşünmüyoruz. Yol göstermeye de çalışmıyoruz. Hayatın içinde ne varsa onu alıyoruz. Gerçeklerden bahsediyoruz"

Cem Kurtuluş, 2013 Ağustos



14 Temmuz 2011

BOIKOT!




















1987 yılında İspanya’nın Madrid şehrinde kurulan Boikot, İspanya’ da sol görüşü temsil eden bir Hardcore/Punk grubudur.  Grup 1987 yılında barlarda,partilerde  çalmaya başladı. Grup kurulduktan 3 sene sonra ilk albümünü yayınladı. 

Albüm çıkardıktan sonra  grup çeşitli rock festivallerinde boy göstermeye başlamıştır. Çeşitli sosyalizm/devrim içerikli parçaları coverladıkları görülür. Bunlardan en önemlileri Hasta Siempre (Che Guevera), Bella Ciao ve Ines’tir    Grup bugüne kadar 12 albüm çıkarmıştır. Müziklerinde ska etkilerini görmek oldukça mümkün.

  Boikot’un etkilendiği grupların başında The clash geliyor.  Sadece ska değil grubun müziklerinde balkan müziğinin etkisi de boy göstermektedir. Ayrıca Latin ritimleri de dinlerken gözümüzden kaçmıyor.

Grubu ‘’ La Ruta del Che I - No Mirar’’ albümüyle tanıdım. Eğlenceli,ska etkisinin daha fazla olduğu bir albüm.  Ska sevenlere önerebilirim grubu. Ülkemizi 2007 yılında Barışarock kapsamında ziyaret etmişlerdir.

Kadro
Alberto Pla: ritim gitar ve vokal
* «Kosta» Vázquez: solo gitar ve vokal
* Juankar: bas gitar ve vokal
* J.C. «Grass» Zapata: davul
Discography
  • Los Ojos de la Calle, 1990
  • Con Perdón de los Payasos, 1992
  • Cría Cuervos, 1995
  • Tu Condena, 1996
  • Ruta del Che - No Mirar, 1997
  • Ruta del Che - No Escuchar, 1997
  • Ruta del Che - No Callar, 1998
  • Historias Directas de Boikot, 2000
  • De Espaldas al Mundo, 2002
  • Tus Problemas Crecen, 2004
  • Amaneció, 2008
  • Ni un paso atrás (en directo), 2008

Yazan:Cem Kurtuluş

04 Şubat 2011

Broken Bones - Fuck You & All You Stand For! (2010)



















 “Broken Bones”   1983’ten beri bu müziğin içinde olan  hardcore punk/crossover thrash tarzının en hatırı sayılı gruplarından biri. Öfkeli müzikleri, tehditkar sözleriyle her zaman ön planda oldular. 2009 yılında çıkardıkları “Death Walks The Streets” isimli EP'lerini saymazsak grup son albümünü 2005 yılında çıkardı.   “ Death Walks The Streets “  EP’sinden sonra grup yedinci albümü olan Fuck You and All You Stand For ile karşımızda. 11 parçanın yer aldığı albüm; temponun yüksek olduğu, Discharge,Slayer etkileri bariz albümde görülüyor. 

Discharge özellikle çoğu punk grubunda görülen bir etkileşim. Albümde 11 şarkı var; tempo bir an olsun düşmüyor, punk’ın hırçın tarafında öncelerinde olduğu gibi gösteriyorlar. Hızıyla,temposuyla, adrenaliyle kaosa davet ediyor bizi bu albüm. Her şarkıya yetişmeniz bazen zorlaşıyor. Kaosun içine girmek için zaman kaybetmeyin! Eski old school köklerine sadık, kaos ve öfke tufanıyla birlikte Broken Bones fazlasıyla iyi iş çıkarıyor.

Cem Kurtuluş,2011

18 Ocak 2011

AUS-ROTTEN
























Aus-Rotten
  1991’de Amerika’da kurulmuş olan punk/crust grubudur. Aynı zamanda anarko hardcore punk grubu diyede adlandırabilir.  Şarkılar ve sözleri genelde küreselleşme, kapitalizm, toplumlarda koşullandırılmış seksizm, sistem, din misyonerliği gündemi, hayvan hakları ve diğer benzer tartışmalı konuları ele alır.  Grup;  Crass, Conflict, Subhumans gruplarından fazlasıyla etkilenmiştir. Ayrıca grubun müziğinde Motorhead etkileride bariz görülüyor.

 Grup ilk kurulduğunda kadroda lead vokalist Dave trenga ,Vokal /gitarist  Eric Good Bass gitarda Corey Lyons,  davulda Matt Garabedian yer almaktadır.  Spitboy grubundan Adrienne Droogas daha sonra gruba katılır. Gruba katılmasındaki başlı neden sık sık cinsiyet sorunları ile yazdığı sözlerdir. Aus-Rotten’ın 94 çıkışlı «Fuck Nazi Sympathy» EP’si tüm zamanların en iyi çalışmalarından biridir. Grubun şarkı sözlerini dave trenga yazar. Şarkı sözlerininin içeriği yukarıda belirtildiği gibidir.

Grup 2001 başlarında dağıldı ve üyeler daha sonra Caustic Christ ve Behnind Enemy Lines’ı kurdular.
Fuck Nazi Sympathy sağlam bir çalışmadır. Etrafa saldırma hissi uyandıran bir çalışma. Fuck Nazi Sympathy ve A.I.D.S dikkat çeken şarkıların başında geliyor. Özellikle anti faşist olan grup bunu fuck nazi sympathy şarkısında belli ediyor. 1996 yılında yayınladıkları The System Works For Them  en sevdiğim çalışmalar arasında yerini alır.

Son kadro:
* Corey Lyons - Bas
* Dave Trenga - Vokal
* Eric Good - Gitar, Vokal
* Bill Chamberlain - Gitar
* Matt Garabedian - Davul
* Adrienne Droogas (ex-Spitboy) - Vokal

Eski üyeler:
* Ajax - Gitar
* Richie Carramadre - Davul
* Doug Weaver - Davul
* Pat Crawford - Davul
* Tim Williams - Davul

DİSKOGRAFİ:

Demolar:
* «We Are Denied, They Deny It» (1992)

EP’ler:
* «Anti-Imperialist» (1993)
* «Fuck Nazi Sympathy» (1994)

Stüdyo albümleri:
The System Works For Them» (1996)
And Now Back To Our Programming» (1999)
The Rotten Agenda» (2001)

Compilation’lar:
Not One Single Fucking Hit Discography» (1997)

Splitler:
Aus-Rotten / Naked Aggression» (1994)

Cem Kurtuluş,2011



08 Aralık 2010

Hükmen Mağlup - Hükmen Mağlup
















Hükmen Mağlup Eskişehir’de kaliteli işler ortaya koyan oi punk grubu.  Bu adamları hızlı rock’n roll punk olarak tanımlayabiliriz. Çok gaza getiren bir müzik anlayışları var. 2007’de çıkardıkları demoda kaliteli bir iş ortaya koydular.  Grup sözlerinde yaşadığı şehrin ve ülkenin sorunlarını ,ayar olduğu tipleri,kendilerine eğlendiren şeyleri yazıyor.   

Hey gidi punklar baya anlamlıdır.  " Sokayım böyle sisteme " derken her şeyi  anlatıyorlar. İnceden de giydiriyorlar.  Tv mamülleri’ni de  sona doğru olan kısımlar dinlenmeye değer.  Giriş’’ haha ‘’diye devam ediyor, enerjik melodilerle açılıyor.

Çakma rock starlar,modası geçmiş filmler, saçma sapan diziler, televizyon hakkında ne varsa giydiriyorlar.  Hem gülüyorlar hem şarkıyı söylüyorlar gülünç olan nokta  böyle çakma rock starların televizyonlar önünde poz vermesi. Sadece onlar değil tabi.   İbrahim Tatlıses hakkında bir şeylerde söyleniyor orası pek komik.ahaha’’Bakire değilim diyor kız sona doğru rahibe değilim diye düzeltiyor’’ahaha

Hükmen mağlup adlı şarkıda favorilerimden.   Es es es ki ki ki eski eski es diyerek başlıyoruz " şehir " adlı şarkıyla. Eskişehirin sorunlarını anlatıyor. 2007’de çıkmış hükmen mağlup demosudur. Pek türlü soruna ayar veriyorlar,  Eskişehirli olduklarını tribüncü bir ağızla " Şehir" adlı şarkılarında dinleyenlere gösteriyorlar.

Eskişehir'de yaşıyorsanız ve punk'la ilginiz varsa bu adamlara kayıtsız kalmayın!

Yazan:Cem Kurtuluş




30 Eylül 2010

Londra'nın hırçın çocukları: The 4 Skins



















" The 4-Skins "  Punk’ın ana vatanı olan Londra’da 1979 yılında kuruldu.  Grup üyeleri  kendisini Punk’a vermiş insanlardı, müziğe tutkuluydu.   Grubun ismi bu dört kafadarın punk’a olan tutkusuyla belirlenmişti. The 4 Skins oluşmuştu.

 Skins= Skinhead  bu da her şeyi anlatıyor herhalde. Öyle boş konulara yazan grup değil The 4 Skins. 70’lerin sonu 80’lerin başında çoğu Oi Punk grubunda “ A.C.A.B “  vari sözler yazılıyordu, The 4 Skins’de bunlar arasındaydı.  Grup sahneye çıkmadan önce “ One Law For Them" adında ilk single’larını yayınladı. Oi’ye katkıda bulundular.  Liriklerinde önemli mesajlar veriliyordu. Şehir yaşamının zorluklarından, polislerin insanlara nasıl zulüm ettiğinden, anlayacağınız bir mesaj veriliyordu. Zaman ilerledikçe grupta birçok  değişiklik oldu. O zamana kadar grupta tek değişmeyen eleman Hoxton Tom McCourt’du.Gruba daha sonradan katılanlar oldu. 1983 yılında gruba Roi Pearce ve Paul Swain katıldı. Bunlar daha sonra Skrewdriver grubuna  katıldı. 

 Bunu sonra   Gary Hodges  Steve 'H' Harmer telafi ettiler. Bunun daha öncesinden de bahsetmek gerek. Grubun benim için şüphesiz en iyi albümü onları tanıdığım albüm  The Good, The Bad  and  The 4-Skins’’ albümüdür. Öfke dolu, etrafı dağıtmak isteyenlerin istediği tarzda bir albüm. Albümde öne çıkan parçalar  “ Chaos, I don't wanna die, A.C.A.B, Manifesto’’. Bütün parçaları sayabilirim. Nasıl müzik yapılır bize gösteriyor elemanlar. Cesaretli sözlerle ön plana çıkıyor, dinlerken de nefretiniz daha çok artıyor. Ve A.C.A.B’tan sözler.

 Coppers come up & say what's the matter with you?
Now they see what we can do
Next thing i knew i was in a cell
All my mates are in there as well’’



Tek bir parça bile grubu özetlemeye yeter bile, ama grup her şarkısıyla ön plana çıkıyor. I don’t wanna die’da  grubun en baba şarkılarından.  Şarkının sonunda seyirciler ikide bir bağırıyor “ A.C.A.B’’Diye. Elemanda Fuck off diye cevabı verir. Sonra A.C.A.B girer seyircili coşkudur.

Grup 1984 te dağıldı , 2007’de yeniden bir araya geldiler. Festivallere çıktılar “ İşte biz burdayız’’mesajı verdiler.  Grup 2010’un nisan ayında “ The Return’’ albümünü yayınladı.  80’lerdeki gibi albümler bekleyemeyiz 2010 yılında da ,çünkü elemanlar değişti. Ama yine de eleman kötü iş çıkarmamışlar.

The 4 Skins, İngiltere'de  oi punk sahnelerinin en önemli gruplarından. 70’LER ve 80’ler punk ortamlarına dalmak istiyorsanız bu grubu es geçmeyin.

Grup Üyeleri

As Gary Hodges' 4-Skins
Gary Hodges
Graham Bacon
Tom Brennan
Sedge Swatton

Eski grup üyeleri

Hoxton Tom McCourt
Roi Pearce
Paul Swain
Ian Bramson
Gary Hitchcock
Steve 'Rockabilly' Pear
John Jacobs
Tony 'Panther' Cummins
Pete Abbot
Steve 'H' Hamer
Mick Geggus
Andy Russell

Diskografi 

The Good, The Bad & The 4-Skins (Secret Records (SEC 4), 1982)
A Fistful Of...4-Skins (Syndicate Records (SYN 1), 1983)
From Chaos to 1984 (Live) (Syndicate Records (SYN LP 5), 1984)
The Return (Randale Records (RAN 050), 2010)


Cem Kurtuluş, 2010


09 Ağustos 2010

The Broadsiders- Pressed To Kill (2010)



















Dallas’ın çılgın çocuklarını size 2008 yılında çıkardıkları Against the World albümüyle tanıtmıştım. Sıcağı sıcağına masaya yatırdığımız 2010 tarihli çalışma iser sadece internet üzerinden satışa sunulmasına rağmen kısa sürede paylaşım sitelerine düştü. Türkiye’de bu gruptan kaç kişi haberdar bilmiyorum, ama bu çokta önemli değil. Bu adamlara kendi ülkelerine elbet değer veriliyordur. Eminim bizim ülkede böyle bir grup olsaydı uçup gitmişti, ki böyle bir grup ülkemiz sınırlarında yok. Albüm çıkmadan önce "bu albümde kesin coşku ve enerji dolu olacak demiştim" ve ne mutlu ki albümü dinlerken yanılmadığımı anladım.

İlk albüme göre farklılıklar var tabi, ilk albümde marş gibi şarkılar tezarühat eşliğinde parçalar mevcuttu. Kısacası kendinizi Liverpool tribününde hissetmemeniz kaçınılmazdı. En azından elemanlar bana o coşkuyu veriyordu. 2010 tarihli  Pressed To Kill albümünde de  yine hızlı yine coşkulu yine dinamik parçalar mevcut. Adamlardaki enerji görülmeye değer. "Castle Law" ile girerler ve parça eski dönemi andırmasada vokal her zamanki gibi dinleyiciyi zıplattırıyor. Kesinlikle vasat bir parça değil ama eskiyi andırmıyor o ayrı.

"Southern Identity"
de sözlerin hep tekrarlanmasıda gayet keyifli. Sololar kısa da olsa hoş. Girişteki gitarlar bana AC/DC ‘yi hatırlattı. Vokal yerinde durmuyor. Bizi coşturmak için elinden geleni yapıyor. "1836" coşkulu gitar melodileriyle açılıyor. Elemanlar "durmak yok yola devam" düsturu ile hareket ediyor. Malum parçanın direksyion başında dinlenmesi tehlikeli belirtmeden geçmeyeyim. Davullar bi yukarı bi aşağı tadında, vokalde zaten enerjisiyle coşturmaya devam ediyor, back vokalleride unutmayalım.  Back vokal adamı hasta ediyor bu parçayı canlı dinlemek isterdim açıkçası, belki bir gün o da olur.

Coşku "Lion’s Den" ile devam ediyor.  Tekrar eden nakaratlar, vokalin coşku dolu performansı ile favorilerimden biri oldu. Bununla birlikte "Face Value" ve "Modern Times" da albümde en sevdiğim parçalar. Olay şudur ki elemanlar yine kaliteli bir albüme imza atmışlar. Punk, direniştir ölmez. Böyle gruplar olduğu sürece kaliteli işler çıkacaktır.


Yazan:Cem Kurtuluş

31 Mayıs 2010

The Broadsiders-Against the World (2008)





















Dallas’tan çıkan bu elemanları ilk dinlediğimde çok tutmuştum, yaptıkları müzik tam anlamıyla sokak müziği diğer bir deyişle street punk diyelim.Bizim elemanlar müziklerinin üstüne bir de rock’n' roll eklemişler müzikleri çok güzel bir hal almış. Türkiye’de hayranı var mı bilemem ama bu elemanlar gerçekten müziğin hakkını veriyorlar. İlk dinlediğim çalışmaları Against the World idi. Elemanlar nostalji takılmayı sevenlerden. Şarkılarında bahsettiği konular futbol, barlar ve benzeri konular kendileri böyle açıklıyorlar.

Daha ne olabilir ki zaten müziklerinde büyük bir coşku var. Tempoyu iyi ayarlamışlar. Bu adamları dinlerken kendinizi  Liverpool maçında tezarühat yaparken bulabilirsiniz. Öyleyse tribüne "Defense of Cales" ile girelim ordaki coşkuyu iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Back vokaller tam yerinde. Melodiler ise müziği tamamlıyor, vokalde dinleyiciye müthiş enerji veriyor bunu atlamayalım.

"Big boy" dinleyiciyi girişiyle gaza getiriyor, zira parça dinlediğimden beri favorilerimden biri oldu. Vokalde insanı bitiren cinsten ... Bir kez daha belirtmekte yarar var parçadaki coşku dolu back vokallere dikkat.

Hız kesilmiyor, tempo düşmüyor, son sürat "Seven Pounds of Pressure" ile coşkuya devam. Girişte gitarlar çalışıyor, melodiler her yandan fışkırıyor sonra araya vokal giriyor ve geri vokal desteği geliyor. İşte coşkuda tam orada ortaya çıkıyor. 2.08’de gelen soloyla da olay kopuyor.

Adamlar bu işi biliyorlar dinleyicilerini etkilemeyi başarıyorlar . "Old Country" ile yola devam ediyorlar. Elemanlardan isteğim şu ki bu müziğe uzun süre devam etsinler. Böyle gruplara ihtiyaç var. Demem o ki bu çalışmayı kaçırmayın.


Biraz Punk, biraz rock’n roll alın size The Broadsiders.


Yazan:Cem Kurtuluş

13 Nisan 2010

The Restarts Konser Kritiği@Kemancı/11 Nisan
















Herşeyi ile dün akşam güzel bir geceye tanıklık ettik. Arka sokaklarda alkol ile gece başlamıştı, sonra polisler gelip orayı dağıtınca bizlere Kemancı yolu gözüktü. Bunun daha öncesi de vardı, arkadaşları beklemeye koyulmuştum sonra tanıdığım elemanlara denk geldim onlarla arka sokaklara takıldık. The Restarts’ın 9 gibi mekanda olacağını öğrenmiştim, saat yaklaşınca yazının başında söylediğim gibi Kemancı’ya doğru girdik. Ön gruplarda gayet sağlamdı en çok merak ettiğim gruplardan biri ise Poster İti idi ve sonrasından Malazlar vardı.

İki grubu ilk defa izlememe rağmen çok keyif aldım. The Restarts elemanlarıda gayet samimiydiler, ön grupları izliyorlardı köşede... Ortam karışmıştı, gereksiz tipler de yok değildi. Ön grup olarak en son Standback çıkmıştı,o da fena değildi. Gayet enerjikti fazla kişi ortalıkta eşlik etmese de onlarda gazı vermişlerdi.

Sonunda The Restarts sahneye çıktı ve arkadaşla en önde yerimizi aldık. Dün gösterilen ilgi gayet yeterli düzeydeydi, belki The Restarts elemanlarıda bu ilgiden memnun kalmışlardır. Rob’un The Accüsed tişörtü gayet klastı, bir ara ona odaklanmıştım. The Restarts’ın İlk parçaya girmesiyle  seyirci çılgına dönmüştü, elemanlar gerçekten bu işi biliyor. Seyirciyle iletişimi iyiydi elemanların, Rob’un.

"Sağol" demesi gülüşmelere neden oldu; arkamızdan da "Thank you motherfucker" sesi gelmişti bu da komikti. Setlist hemen önümdeydi benim, ama aklımda kalanlar "No Escape", "Enemy’s Enemy", "Outsider", "Crucified" ve "Same Old Shit" idi.

Ama kapanışı "Outsider" ile bitirmeleri daha klastı. İlk şarkıdan son şarkıya kadar öndeydim, arkaya çekilmedim hiç. Gayet klas bir konser olduğunu düşünüyorum. Eve geldiğimde saat 2.00 olmuştu. Dün yazmam gerekiyordu aslında bunları, ama o yorgunlukla yazamazdım. Sözün özü gelenler çok eğlendi, gelmeyenler ise bir şeyleri kaçırdı.


Cem Kurtuluş