// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Passoligsiz Deplasmanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Passoligsiz Deplasmanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2016

Passolig Yok, Parti Var ! : Türkiye Kupası Finali ( Away Antalya )














Yine bir deplasman arefesindeyiz. Kimimizin patronlarına yalan söylediği, kimimizin az buçuk parasıyla deplasman yollarını zorladığı dönemdeyiz. Hepsini bir araya topladık mı ortaya çıkan tek cümle “ Fedakarlık “ oluyor.  Böyle deplasmanın bizim için iki önemi oluyor; biri passolig yok, diğeri yarı yarıya olması. Passolig’in olmaması daha da önemli kılıyor, bir yandan da deplasman yasakları aklımıza geliyor. 2000 kusur adamı gönderemeyenler bu deplasmana aynı yola giden insanlara yasak koymuyor, buna da böyle bir dönemde şaşırmıyoruz.

Mevzuyu kısa kesecek olursak;  geceden hazırlanan nevalelerimizle birlikte bir an önce yola çıkmanın hazırlıklarındayız. Bütün şartlar hazır oluyor hepimiz için. Daha önceleri bu deplasmana gidenlerin kimisi biraz deniz’in keyfini çıkaralım düşüncesinde oluyor, bunda da haksız sayılmazlar ama tamamen tatil moduna girmiş olanlar için söylenecek pek  bir şey yok. Antalya’da havanın sıcak olmasıyla beraber, ellerimizde biralarla tezahüratları  yükseltiyoruz. Genel olarak ciddi bir karşılaşma olmuyor Galatasaray’lılarla, ufak tefek birkaç şey haricinde hatrı sayılır bir karşılaşma olmuyor.  Daha sonraları toplanma yerine geçiyoruz, orada da elimizden biralar düşmüyor.

Ortama bakıldığında tribün bazında  ilk başta iyi bir tribün izlenimi alamıyoruz , daha sonraları kortej halinde stada doğru yürüyoruz. Karşı taraftan Galatasaraylıları görünce tribün kendi adına refleks gösteriyor, o da fazla uzamadan stada giriyoruz. Yeni modern statlara Antalya ekleniyor en son. İçeriye girdiğiniz andan bunu hissediyorsunuz. Her kat ayrı olarak kategorileştirilmiş, bunlar yapılsa da tribün yardımlaşmasının mevzusunun birliğini hep beraber giriyoruz. Üst kattan alt kata atlayanlar, bu atlamanın sonucunda o insanlara yardım telaşında olanlar , polis olsa da halen bu mücadelenin içinde olanlar, kimseye adam vermemeler ‘le gidiyor bu mücadele. Daha sonralarında tribün tam şeklimizi alıyoruz.

 İki tribünde maç öncesi küfürlerle bu ortamı özlediğini gösteriyor.  Daha küfürlerle birlikte agresiflik devam ediyor, ama bu deplasmanda her deplasman olduğu gibi maraton tribünü Galatasaray ‘ın alması onları daha avantajlı yapıyor.  Fenerbahçe tribünü hakkında söylenecek çok şey var,  ama bu şeylerin başında birbiriyle ego yarışında olup set dediğimiz bölgede bir yığın olanlar oluyor. Herkes kendini göstermenin peşinde oluyor, özellikle Sefa Kalya ‘nın ( Sefa Abi’nin ) ölümünden sonra Fenerbahçe Tribününde neler değişti sorusuna Antalya’daki set gösterilebilir. 

Bu yaşananları bir kenara bırakacak olursak; tribünün ilk yarısında iki tribün tarafından meşaleler patlıyor, iki tribünde ne kadar özlediğini gösteriyor bu ortamları. Passolig’in olduğu maçlarda göremediğimiz meşale dumanını bu maçta fazlasıyla içimize çekiyoruz.  Burada aklımıza eski bir slogan’ı Türkçe’ye çevirmek gerekirse “ Passolig Yok, Parti var “ sloganını düşünüyoruz. Agresifliğimizi, tribününün özlediği meşale dumanını, bağırmayı özleyenleri bu maçta rahatlıkla görüyoruz.

Kısaca toparlamak gerekirse;  meşale dumanını fazlasıyla içine çektiğimiz, agresifliğin dibine vurulduğu, yarı yarıya tribünlerin tribünün hakkını verdiği bir deplasman olarak kaldı bizler için Antalya deplasmanı. Passolig’in olmadığı tribünlerin görsel şova dönüştüğünü de bu sebeple tekrardan hatırlatmak gerekir, belki passolig’i çıkaranlar bu şovları izler de biraz bu ruhlu tribünlere imrenirler.

Passolig’in olmadığı, yarı yarıya tribünlerin agresif olarak yaşandığı, meşale dumanını içine çekeceğimiz, kağıt biletin devam ettiği deplasmanlarda görüşmek üzere…

Selametle.

Cem Kurtuluş, 2016  Mayıs

21 Mart 2016

“ Şu Deplasman Yollarında Seni Yaşamak Var ya…” : Away Karşıyaka















Planlar önceden hazırlanmıştı, önümüze ne çıkarsa çıksın bu deplasmana gitmenin planlarını daha önceden yapmıştık. Önümüzde öyle çok engel vardı ki, bu engellerinde bi şekil çözüleceğini bilerek bu deplasmanda olmamız gerektiğine inandık. İstanbul, Ankara başta olmak üzere terör olayları patlak verdi, bir yandan çoğu kişiyi ister istemez korkular sardı, ama bu da bizi yolumuzdan etmedi. Başta “ Passolig “en büyük belamızdı, deplasman yapamaz hale gelmiştik. Bir avuç adam İstanbul’dan bu düşüncelerle Karşıyaka’ya doğru yola düştü. 

Nevaleler alındı, yol boyunca karanlığa teslim olurken bir yandan alkolümüzü tüketiyor bir yandan buğulu camlara bakıp bestelerimizi söylüyorduk. Menemen’de yapılan iyi bir kahvaltıdan sonra buluşma noktasına geçtik yavaştan. İzmir’de in cin top oynuyordu geldiğimiz saatlerde. İstanbul ve Ankara’da patlayan bombalar burayı da etkisi altına almıştı. İstanbul’daki serin hava yerini İzmir’de güneşe bıraktı bizim için. Alsancak’tan otobüslerle toplu şekilde salona geçtik.  Kağıt biletin sona erdiği bir dönemde bu maça kağıt biletlerle girip anı tazeliyoruz yavaştan. Passolig’in olmadığı nadir yerlerden biri olması bu deplasmanı özel kılıyor, çünkü tribünün tribün gibi yaşanılan yerler çok az kaldı ve Sonda söyleyeceğimi başta söylemeliyim; Karşıyaka deplasmanı tribün kovalayanlar için gidilmesi gereken deplasman listesinde ilk sıralarda yerini rahatlıkla alır. Hem deplasman tribününün bulunduğu yer, hem de salonun genel yapısı her şeye müsait. Ama salonun içinde ter içinde kalmamız da bunun çabası.  

Bunu geride bırakırsak; Salona girer girmez pankartlar asıldı, tribüne ısınmak için besteleri söylemeye başladık. Girer girmez her iki tribünde İstanbul’da ve Ankara’da patlayan bombalara tepkilerini verdi. Karşıyaka tribününde her maçta dolu olan tribün maç günü boştu. Bu faslı geçersek; Fenerbahçe tribünü yaklaşık 250 civarı taraftarla yerini aldı. İnişli çıkışlı bir grafik çizildi tribün adına. Çoğu zaman kendimizden geçiyoruz, enerji patlaması yaşıyoruz tribünde. Karşıyaka’lıların küfürlerine de küfürle karşılık veriliyor ve bunun altında kalınmıyor. Salonda Karşıyakalılar sahaya etki etme konusunda iyiler, yer yer iyi ses çıkarıyorlar ama bu maçta sınıfta kaldılar.

Maçın sonlarına doğru ortalık kızışıyor.” Bize Her yer Trabzon “ atkısının açılmasıyla tribün bunun karşılığını verme noktasına geliyor. Herkes öfke patlaması yaşadı birden, orada bir amirin “ Karşı tarafın ne yaptığını sorgulamıyorum “ gibi cevabı da gülünç derecedeydi hepimiz için. Mevzu daha fazla büyümüyor o olaydan sonra, Karşıyakalılar şov vari hareket yapmaya çalışıyor. İstanbul Tayfalarına karşı  bugüne kadar ezilen Karşıyaka tribünü bu maçta da ezilmenin tadını yaşıyorlar. 

Maç sonrası İstanbul’dan yaklaşık 1000 kusur km gelen bizler seslerimiz kısık şekilde araca biniyoruz, araçta da besteler dilimizden düşmüyor, sesler kısık bir şekilde yola devam ediyoruz.  Arada kaynamasın diye bize İzmir'e indiğimiz andan itibaren " Group İzmir"  tayfasına ayrı selam ediyoruz bu yazıyla. Her şey bir yana , sabah ölü bir şekilde işe gidecek olsak da bu deplasmanın hakkını vermenin mutluluğunu yaşıyoruz, sözü  karanlık bir deplasman dönüşü bir bestenin  kısa sözüyle bitiriyorum “ Şu Deplasman Yollarında Seni Yaşamak Var ya…” 

Cem Kurtuluş, 20.03.2016/ Karşıyaka 

07 Kasım 2015

Adın Başlatır Bir İsyanı : Away Ajax (07.11.2015)















Hikaye’ye tam nereden başlanır bilmiyoruz. Bu yolculuğun hikayesi fedakarlıklarla dolu bir yol hikayesi üzerinden geçiyor.  Bu yol hikayesini anlatmanın tam zamanı şimdi.  Kiminin daha önce gittiği yurtdışı deplaseleri, kiminin ilk defa gidecek olması. Bu deplasmana gitmeden önce birçok fedakarlık yapıldı. Üçüncü sınıf iş’te çalıştığı bir parayla patrona söylediği yalanla bu deplasmana gelen de vardı, birikmiş parasının üstüne  bu deplasmanı zorlayan da. Saatler 17.45’i göstermeden önce passaport kontrolleri,  Duty Free’den alınan içkilerle ufaktan kafamıza alkolü enjekte edip  uçağa doğru yolumuzu aldık. Düşüncelerde geçen tek şey “ Bu deplasmanın hakkını verebilme “ konusuydu.   Yaklaşık önümüzde 3.5 saatlik bir deplase yolculuğu bizi bekliyordu.  Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan kendimizi Amsterdam’da bulduk. 

Herkes birbirine bakıyordu, “ bilet yok lan ne bok yiyeceğiz “ sorularıyla başlayan sorular çoğalıyordu sonra çaresini buluyorduk, daha sonraları otobüse atlayarak yerleşceğimiz yere doğru yolumuzu alıyorduk. Yerleşir yerleşmez’in ertesi gününde şaşırıyorduk bazı şeylere. Şehrin en rahatlatıcı olayı; bisiklet süren insan topluluğuydu, bu şehri oluşturan insan sayısının çoğunluğuysa turistlerden ibaret. Binalar renkli, insanların başkalarını garipseme durumu gibi bir durum yok ortada. Bu şehir’e ilk defa gelmişseniz kaybolma ihtimalinizse yüksek ihtimal, çünkü her sokağın birbirine benzeme lüksü var. Şehre yabancı olanlar olarak; bu şehirde es geçmemeniz gereken ve  yemeniz bir şey patates. Ayrıca illegal (yasadışı ) olan ne varsa bu şehirde var. Sokakların etrafından yayılan esrar kokularıyla birlikte içmeseniz bile dumanı içinize çekiyorsunuz. Her sokak köşesinde cigarayı kökleyen birini görmeniz çok normal, görmemeniz ise garipsenecek bir durum.  

Şehirle ilgili anlatılacak çok şey olduğundan bu muhabbeti yarıda kesiyorum. Karaborsa’ya düşen biletlerden ötürü herkes Karaborsa’nın peşine düşüyordu. Bu esnada Karaborsa yapmaya çalışan  biri de darp edildi.   Buluşma meydanı olarak DAMN meydanı seçilmişti.  Hollanda’nın yağışlı havası çoğumuza İnönü deplase havasını hatırlatmıştı. Kapşonlar takıldı, marketten biralar alındı ve bu biralara polis çökmeye çalıştı. Şişe bira içmek sokakta yasak, polisler bunun için tetikte. İçmeniz halinde polisler size “ Teröristlik” üzerinden işlem yapma hakkına sahipler. Türkiye’ye göre Polisler insanlarla konuşma hakkını seçiyorlar, eğer birçok kez tekrarlarsan aynı yaptığın şeyi seni tutuklamaya kadar gidiyor mevzu. Daha sonraları meydanın orada Polisle olaylar başladı. 

Fenerbahçe tribünü nerede olursa olsun, az da olsa çok da olsa kendisine yapılan haksızlığa karşı tepkisini Amsterdam’da da gösterdi.  Atılan meşaleler, atlı polisleri korkutmaya yönelik atılan torpiller, sandalyeler havada uçuştu. Bu olaylar olduktan sonra Kortej halinde bütün tribün yürümeye başladı eski günlerdeki gibi. Ellerde biralar, ağzımızda besteler yürüyoruz.  Bu yürümeyle birlikte FENERBAHÇE TRİBÜNÜ, metro turnikelerini işgal ediyor, bu işgal etmeden sonra bazı turistler metroda söylediğimiz bestelerin gazabına uğruyor. Metrodan sonra köprüde hepimiz bir çiş molasından sonra bestelerle stadın önüne geliyoruz. 

İstanbul,İzmir,Ankara, Europe Tayfa başta olmak üzere kimsede bilet olmuyor. Yönetimin taraftarını dışarıda bırakması bu maçta da tescilleniyor. İstanbul’dan gelip biletini 250-300 Euro’ya okutan sözüm ona kendini Fenerbahçeli gören herkes bu karaborsa olayı karşısında nasibini alıyor. Maç saati yaklaşıyor, bilete çözüm bulunamıyor. Ajax’ın  stadının modern bir stat olduğunu düşünürsek; kapılara biletsiz girmek yasak ve giriş yaptığınız takdirde karşısınızda atlı polisleri görüyorsunuz. Arkadaşlarını dışarda bırakmamak adına EUROPE Tayfası maça girmeme kararı alıyor. Kısacası; Ultras kültürünün gereğini yerine getiriyor EUROPE,ama onlara yapılan yanlışı da kimse sineye çekemez!  Stadın akustiğinden ötürü tribünsel anlamda ses TV'den takip edenlere fazlasıyla duyulmuş, ama tribünsel anlamda eksikliğin de hissedildiği bir deplasman olduğunu söylemek gerekir. 


Başta polisle başlayan mücadelede olan, kardeşini yarı yolda bırakmayan, İstanbul’dan buraya gırtlak patlatmak için gelen, karaborsa yapmayan herkese selam olsun…



















Cem Kurtuluş, 06.11.2015...

12 Ekim 2015

Hayat, Deplasman Dönüşü Başlar: ( Deplase Samsun) Fenerbahçe- Galatasaray Bayanlar Basketbol Cumhurbaşkanlığı Kupası Finali







































E- bilet, deplasman yasakları, cart curt/ bir ton yasak varken her şeyden uzaklaştırılmıştık. Yeterince her şeyden uzak kalarak her şeyden soyutlanmış duruma gelmiştik, ama arada tribünün bütün unsurlarının geldiği maçlarda oluyordu. Bunlardan birini İzmir’deki  Beşiktaş voleybol maçında yaşamıştık, ikincisi de  Samsun’da oynanan  Fenerbahçe- Galatasaray Cumhurbaşkanlığı Kupası maçıyla oldu.

 Bu maç için önceden hazırlıklarımızı yapmıştık. Maddi yönden terso durumda kalsak da borç, harç herkes bi yerlerden parasını bi şekilde buldu, bütün imkanlar seferber edildi, iş için yalanlar söylendi.  Mevzu Galatasaray maçıysa, ve yarı yarıya tribünlerde bu maç hiç bahane edilmeden kaçırılmamalıydı.  Bizde bu düşünceyle  gittik bu maça. İstanbul’dan yaklaşık 5 araçla yola çıktık, daha fazla olabilirdi  ama bu da yeterli bir sayıydı.   Samsun'a indiğimizde yakın bir kahveye girdik.   Kahveye girer girmez " gençler öğrenci misiniz " muhabbeti daha sonra bizim " Biz Fenerbahçeliyiz" diyince kısa sürede sona erdi. Biz de uzatmadan bir süre sonra salona doğru yol aldık.  Samsun’a indiğimizden itibaren haberler etrafa yayılmaya başlamıştı. Yolda mahsur kalan Galatasaray’lılara  Fenerbahçelilerin saldırması sonucu 3 Galatasaray’lı yara aldı. Böyle maçlarda klasik olaylardan biridir bunlar. Sen yara vermezsen, birileri gelir sana yara verir. Bu işlerin genelde kuralları böyle işler.  Bunlar anlık olaylardır, çabukluğa bakar. 

Burada asıl konu içeride olabileceklerdi, içeriye girmeden önce polislerin saçma sapan nedenlerden ötürü bazı pankartları almaması saçmalık ötesiydi. Bunlardan biri E-bilete karşı tepki pankartıydı.  Bu muhabbetleri geride bırakırsak; ilk iki periyot Galatasaray tribününün üstünlüğüyle geçti, diğer periyotlarda daha da iki tribünün de şişeler atılması sonucu kaos ortamı oluştu. E-bilet’in gelmesinden sonra hemen hemen her maçtan geri tribüncüleri bu maçta böyle ortamları özlediğini gösterdi. Bir tribün ortamında ne yapılması gerekirse bu maçta da o yapıldı. 

Fenerbahçe tribününden Galatasaray tribününe yollanan meşale, Galatasaray tribününden Fenerbahçe tribününe yollanan sis, sonrasında iki tarafın birbirine attığı torpiller maçın kaosunu arttırdı. Çoğu kez başka şehirlerde maçın iptal edilmesinden ötürü; “ tekrar iptal olacak mı “ diye kendimize sorarken Emniyetin tribünleri dışarı çıkartmaması hepimizi şaşırttı. Olaylar bir süre devam etti.  Olması gerekenler oldu sadece. Fenerbahçe tribünü kısmında çok fazla ailenin olması tribünün performansını etkiledi. Lafı fazla uzatmadan; bu deplasman E-bilet’in yok sayıldığı, tribüncülerin istediklerini yapabildiği, Kaos’un içinde var olabildiği bir deplasmandı. Deplasman dönüşündeki yorgunluklar, deplasmandan döner dönmez işe gitmek de “ Hayat deplasman dönüşü başlar “ sözünü hatırlattı hepimize. Sabah kimileri tatlı uykusunda uyurken km'lerce yol tepen, bunun cefasını çekenler deplasman dönüşü iş'lerine doğru yola koyuldu. 

E-biletin olmadığı, tribünün tribün gibi hakkının verildiği, yarı yarıyaların daha agresif yaşandığı maçlarda görüşmek üzere...

Selametle 



Cem Kurtuluş, Ekim 2015



22 Nisan 2015

Yarı Yarıya Tribünlerdeki Atışmaları Özleyenler: Fenerbahçe - Beşiktaş : Deplase İzmir (18.04.2015)













Yarı yarıya maçların hasretiyle tutuşanlar için yarı yarıya maçların yeri her zaman ayrı olmuştur. Bu parolayla tribüncüler için de böyle maçlar kaçırılmaması maçlardan demeye pek de gerek yok.  Buna göre her şeyi ayarlayıp parolamızı buna göre çizdik. Çok olmasa da Fenerbahçe tribünü İstanbul’dan İzmir semalarına doğru 1 gece önce nevaleleri hazırlayıp yola çıktı. Böyle maçlarda her zaman tahmin edeceğiniz bişey vardır; o da maçların olaylardan dolayı oynanmayıp iki tribünün de dışarı çıkartılmasıdır. Maç öncesi iki tribününün de buluşma noktaları daha önceden belirlenmişti. 

İner inmez İzmir’in o güzel havası sonrası kahvaltı şeklinden sonra beklemeye koyulduk. Toplanacağımız yer Fenerium önünde demleniyorduk, zamanın geçmesini bekliyorduk. Böyle zamanlarda bir yerlerde rakip tribünle öyle ya da böyle karşılaşırsın. Maç öncesi takılırken çevik kuvvet daha ortalıkta yoktu,4-5 yunus polisin haricinde de ortalıkta olaya dair bir şey yoktu, ki Beşiktaşlılar yaklaşık 30 kişi  arka taraftan saldırmaya çalıştılar. Bu saldırının ardından  bira şişeleri,taşlar karşılıklı havada uçuştu, 3 Beşiktaşlı  bunun sonucunda yara aldı. Olaylar fazla devam etmedi, çevik kuvvet takviyesi geldi daha sonraları.  Mevzu anında en önemlisi 30 kişi saldırıyorsan 30 kişi kalma politikasıdır, ama Beşiktaşlıların o esnada arkadaşları vurulurken kaçmaları yanlıştı ve 30 kişinin 300 kişi Fenerium’un önünde bekleyen kitleye saldırması da bir o kadar kendileri için zararlı oldu. 

Bazı Beşiktaşlıların en büyük yanlışlığı da internetten” asarız  keseriz “ felsefesi yapmalarıydı. Bu olaylar bittikten sonra tribün olarak kortej halinde salona doğru ilerledik, Beşiktaş’lılar polis barikatını aşmaya çalışırken aşamadılar, karşılıklı atışmalar daha sonra salona geçtik. Fenerbahçe tribünü olarak, Beşiktaş tribününe göre sayıca fazlaydı bu sayı fazlalığını tribünsel anlamda da gösterdi. Salon içindeki atışmaları bu maçta nasıl özlediğini iki tribünde gösterdi. Küfüre küfürle karşılık vermeler, el-kol hareketleri, ve sonunda iki tribünden yükselen torpil sesleri ve en sonunda iki tribünün sahaya attığı meşaleler… Tribünün olmazsa olmazı olan bütün unsurlar bu maçta bir araya gelmişti. İki tribünde elinden geleni yaptı. Coşkunun daima yükseldiği, e-biletin olmadığı iki tribünde bu deplasmandan fazlasıyla keyif aldı. İki tribün dışarı çıkartılsa da iki düşman tribünün böylesine birbirine atışmaları olarak bu deplasman tarihe geçti.

Cem Kurtuluş, 18.04.2015 

27 Ağustos 2014

Road To Manisa:(25.08.2014)




















Bazen yollar  bitmez,  çocukluğunda maçlarını izlediğin takımın peşinden kilometrelerce gidersin hiçbir çıkar gözetmeden.  İki  ay önce planlar hazırlanmış maç için havaya girmiştik. Son maçımız mı olacaktı bunu bilmiyorduk ama  Fenerbahçe yalnız bırakılmamalıydı Manisa’da ve Manisa sokaklarında. Her şey hazırlandı Manisa’ya gitmek için gece toplanıldı. Sabah yola çıkmamanın iki negatif yönü vardı; biri erken kalkamayacak olmak, biri de  güneşe yakalanmamak. Bu düşüncelerle yola çıktık. “ Şoför abi bas şu gaza, Çok kralsın Abdurrahim” tezahüratlarıyla hafiften başlamıştık. Bursa’ya gidilirken Feribot’ta yakılan meşaleler, atılan fişekleri vapura biner binmez uygulamaya geçirdik.  Feribot’tan indikten sonra Bursa’ya gelelim de Köfteci Yusuf’a uğurlayalım dedik. Köfteci Yusuf  bizi bekliyordu.

Ne zaman feribota binip Bursa civarından gitsek Köfteci Yusuf bütün tribün için  olmazsa olmazdır.  En erken yola çıkan ilk otobüstük. Anında köfteler geldi, acılı ezmeyi yedik,  çaylar içildi, yolumuza devam ettik. Kaybedecek vakit olmasa da Manisa’ya yaklaşırken sıcaklık oldukça yüksekti.  Çevik Kuvvet  gelen otobüsleri bekletiyordu, ilk gelen otobüs olduğumuz için yaklaşık 1.5 saat beklettiler, bizle birlikte gelen diğer otobüsleri de bekletip erkenden saldılar. Hal gibi yer vardı bekletildiğimiz yerde, hal'in arkası tellerle çevriliydi çıkış yolu yoktu, eğer çevik kuvvet söylediği zamanda salmasaydı bizi bir kamyona atlayıp oradan ayrılmanın yolunu bulacaktık. 

 Sıcak tepemizde yürüdükçe yürüyorduk. Ara sokaklardan birine daldık. Ara sokaklardan nadiren bir otobüse 30 kişi bindik yolumuza devam ettik. Bu sıcakta otobüs bulmak bizim için büyük şanstı. Şehir merkezine gitmenin tek yolu buydu. Bu sıcaktan kurtulmanın tek yoluysa bir park bulup çimlere uzanmaktı. Maç öncesinde olanlar orada oldu, bunlar her maç öncesi ve sonrası gerçekleşen abartılmaması gereken olaylardan, ama gazeteler, internet siteleri öyle abartıyor ki “ 5 ölü, 2 ağır yaralı” var zannedersiniz, ki çoğu insan böyle zannetti. Medyanın insanları aldatması, kandırması burada başı çekiyor. Olayları geride bırakırsak stat önlerinde demlenmeye başladık. Sıcağın tepemize vurması sonucu gölge bir yere çekildik. Her statta olan şeyler orda da vardı doğal olarak. Köfteciler,Pilavcılar vs...  

Kimimiz maça girdi, kimimiz girmedi. Biletli olanlara ufak da çevik kuvvetin gaz saldırısı oldu, bir süre polisle arbede yaşandı. Sonra tribünün çoğu geç de olsa içeri girdi. Maçla ilgili analizi yapacak değilim. E-biletin uygulanmadığı bir deplasman olduğu için çoğu tribüncü tribündeki yerini aldı, meşaleler yandı, flashlar atıldı, su şişeleri atıldı. Her derbi öncesi olan şeyler bu maçta da olmasına rağmen  medya bu olayları abarttı. Bunlar tribünün olmazsa olmazı. Tuzu biberi desek daha doğru olacak. Bu deplasmandan sonra kendimize şunu soracağız

” E-biletten önce nasıldı tribünler, e-biletten sonra nasıl olacak? " 

Cem Kurtuluş, 2014

06 Şubat 2014

Deplase Ankara: (Andre Santi Respect/ 06.02.2014)
















Bu yazıya nereden başlayacağımı tam bilemiyorum.  Nereden başlayacağımı bilememek Andre Santi’nin aramıza katılmasıyla başladı, İki gün öncesinde  bir arkadaş vasıtasıyla tanımıştım kendisini. Kendisi Brezilyalı. Lafı fazla uzatmadan kendisini Ankara deplasmanında İstanbul tayfası olarak konuk ettik.  İstanbul’dan hafta içi olması sebebiyle  Ankara’da oynayacağımız  Trabzon maçına 1 servis kaldırdık. Sabahın erken saatlerinde deplasman otobüslerinin kalktığı yer olan  Salı pazarından nevaleleri alarak yolumuza koyulduk. Makarasıyla, alkolüyle, tezahüratıyla...

Her zaman olduğu gibi çiş molaları olmazsa olmazımız olarak yol boyunca devam etti, bunun dışında  Andre Santi abimizin “ ananın amı Galatasaray, lavuk cin gibi”  Türkçe konuşması bizi bizden alarak deplasman yolculuğunun daha eğlenceli gitmesine neden oldu. Alkolün dibine vurduk, Andre reisle konuşmalara devam ettik. Göt kadar serviste 23 kişi iyi sığdık, ama hiçbirimiz bundan şikayetçi değildik, bu daha da deplasmanın keyifli geçmesini sağladı.

Bolu’da yemek molası verildi, Andre abimiz bazı Fenerbahçelilerin yapamadığını yaparak, Galatasaray Store’a girip içerde “ ananın amı Galatasaray” diyerek bizi kendimizden geçirdi.  Sonrasında “ Fenerbahçe sen çok yaşa” sesleriyle Bolu’dan yola devam ettik. Bizimkiler  hem Andre abiye ufaktan Türkçe öğretiyordu, hem de tezahüratlarla yola devam ediyorduk.

 Ankara’ya gelmişken bütün Fenerbahçelilerin kortej halinde yürüyeceği Beşevleri es geçemezdik, Andre’yi oraya götürdük, ortamı soludu, birasını  içti.  Çoğu tezahürata eşlik etti. Maça yarım saat kala salondaki yerimizi aldık. Salona doğru yürürken “ Ali İsmail Korkmaz” tezahüratlarıyla yürüdük, salona girdikten sonra pankart kontrolü derken güvenliğin “ 1907” adlı pankartı yarım saat incelemesi saçmaydı, herhalde pankart amirlerine tehlikeli gelmiş olabilir.

 Salona girdikten sonra  üstlerimizi çıkarıp tezahüratlara başladık. Andre reiste bizden geri kalmıyordu. Tribün olarak ezici bir üstünlüğümüz oldu, maç sonu makaramıza  salondan geç çıkarak yanıt verdik. “ Ali İsmail Korkmaz, Fenerbahçe Yıkılmaz “ diye haykırarak Ali İsmail  Korkmaz’ı Fenerbahçe taraftarı olarak  yeniden kendisini  unutmadığımızı  gösterdik. “ Şişt şişt Polis, şişt şişt Memur “ da salondan çıkmadan önce yaptığımız son makaraydı. Salonun önünden geçerken kısa bir süre “ Ali İsmail Korkmaz” tezahüratına devam ettik.  Seslerimiz kısık, karnımız aç şekilde servise binip İstanbul’a dönüş yolundaydık.

 Bolu’da yemek molası verdiğimiz esnada götümüz donsa da içtiğimiz çorbayla ısınmaya çalıştık. Andre abimiz yemek ayırt etmiyordu, bizden biri herhalde brezilya’ya gitse andre gibi rahat olmazdı, yemek konusunda seçici olurdu. Etrafı sis bulutlarının kapladığı yer sanırım bolu yolundaydı. Kafamı cama yasladığımda cam buz tutmuştu sanki. Bunu fazla dert etmedik, yemeği yer yemez servise zıplayarak yolumuza devam ettik. İstanbul’a yaklaştığımız esnada yakınımızda bir araç yanıyordu, iki kamyon tarzı araç da devrilmişti. Andre abimiz istanbul’da bir arkadaşımızın yanında kaldığı günlerde hem kaldığı eve hırsız girdi, hem de deplasman yolunda kazaya şahit oldu. Özet olarak deplasman yolunda hem bizi eğlendiren, hem de makaralarımıza ortak   olan  Andre Santi’yi biz  çok  sevdik, umarım bir kez daha  buralara gelir bir deplasman otobüsünde  buluşup, daha fazla içer ve daha fazla tezahürat söyleriz onunla…


 We Love You Andre Santi! 

Cem Kurtuluş, 2014 Şubat


13 Şubat 2012

Deplase Karabük: (2012)

Deplasman yolculuklarının her zaman  farkı vardır. Karabük deplasmanı  da klasik olanlardandı.Maçtan 1 gün önce Kadıköy’de arkadaşlarla  evde sabahlıyoruz. İçkiler,muhabbetler, besteler, yemekler her bir şey oluyor . Bir de aklımızda “maça giremeyiz” düşüncesi oluyor, ki bu klasik mevzular. Yine de  bu çok da umrumuzda olmuyor.  Önemli olan deplasman yolu boyunca çektiğin çiledir sözünü hatırlıyoruz. Biletimiz yoktu. Karabük yönetimi biletleri “80 lira”  yapınca çoğu kişi bilet alamamıştı. 


Girenler bir şekil girmişti ama polis kontrolü  sıkıydı bu sene. Geçen sene 250 lira olan biletlere rağmen bu kadar sıkı kontrol olmamıştı.Bu sene işi ciddiye almışlardı.Pazar  sabahı 11 gibi hazırlanıp  yola çıkıyoruz.  Öncesinde ufak bir kahvaltı yapıyoruz ,sonra içkiler alınıyor yola çıkılıyor.  Yol boyunca içkiler içiliyor, muhabbet ediliyor, yine deplasman keyfi yaşandı deplasman otobüsünde. Tezahüratlar eşliğinde yol sürdü durdu.  Karabüğe yaklaşmıştık artık.Nerede çevik kuvvet derken birden çevik kuvveti karşımızda buluyoruz .Sonra taraftarlar otobüslerden indirildi,bir köşede bekletiiyor.

Çoğu kişi biletsizdi,dışarıda kalacaklar  belliydi. Kaçma planları yaparken köşelerden, yine amir bizi gözüne kestirerek   " Çocuklar nereye "  diyerek önümüzde duruyor. 1 otobüs,1 minibüs polis esaretinde tutsak kalıyoruz. Biletlerin Karabükte alıncağını söylemelerine rağmen ,amir taraftarı hiç dinlemiyor. “Sen hikaye anlatma”  diyerek  sözlerini tamamlıyor . Bizden açıkta kalanlar oluyor ,sadece bizden değil.  Başka bir otobüse bindirilerek orda da başımıza bir çevik kuvvet dikiyorlar. 

Dağ başında beklediğimiz yerde  ne dışarı çıkabiliyorduk ne de radyo açabiliyorduk.  İnsanın yok sayıldığı yerde radyoda sesleri duyuyoruz, dağ başında bekletiliyorduk sadece. Karanlık bir dağda arada maçı takip edenler oluyordu internetten yorumlardan gol yediğimizi öğreniyorduk.

 Dağ başında bekletilip içeri giremesek de “ mevzu,deplasman otobüsünde o havayı solumak “ desturuyla belki avunuyoruz. Yine de girilmeyen,dağ başında bekletilen bir deplasmanı daha hanemize yazıyoruz böylelikle.

 

Cem Kurtuluş, 2012