Vizyon Tarihi: 27 Şubat 2015
Süresi: 119 dakika
Yönetmen: Alejandro González Iñárritu
Oyuncular: Michael Keaton, Zach Galifianakis, Edward Norton
Davul çalmayı seviyorsunuz ve ilerde bir grupta çalarken sonrasında
kendinizden söz edilmesini istiyorsunuz. Elleriniz kanıyor, trafik kazası
geçiriyor, ailenizden destek almıyor ve sınırları zorlamak istiyorsunuz. “
Whiplash “ adlı uzun metrajlı filmini çekmeden önce kısa film
çekip çekip Sundance Film Festivali’nde ödül
kazanan “ Whiplash “ 2014 yılının Film
Ekiminin gözdelerinden ve 29
yaşında Damien Chazelle adında genç bir yönetmenin elinden
çıkan bir film.
Filmin yönetmeni Damien Chazelle bu filmi çekebilmek için pek çok sıkıntı çekiyor, ilk önce para bulamadığı için bu filmin kısa filmini çekiyor. Kısa filmde Miles Teller yer almıyor. Filmin çekimleri 19 gün sürdü, 19 gün süre bir film için az bir süre. Filmde yaşanılanlar gerçekten de yapılıyor. Milles Teller’in davul çalarken ellerinin kanaması çekimler sırasında olmuştur. Tekrardan filme dönecek olursak; “ Whiplash“ New York'ta dünyanın en iyi müzik okullarından birinde davul (bateri) eğitimi alan Andrew'un (Miles Teller) hikayesini ele alıyor.
“ Whiplash “ Andrew’un davul çalmak için girdiği odada Okulda orkestra çalıştıran tecrübeli öğretmen Fletcher’in Andrew’i keşfetmesiyle başlıyor. Çalışkan isimleri bünyesine katan, ilk zamanlarda iyi izlenim veren Fletcher daha sonralarında bir şeytana dönüşüyor. Filmin ilk yarım saatinde inandığı şeyler uğruna neleri yapabileceğini gösteren genç bir çocuğun dramını çıplak gözlerle izletiyor seyirciye.
Tecrübeli öğretmen Fletcher’in ağzı bozuk, küfürbaz, öğrencilerini bu meslekten bunaltan bir kişiliğe sahip olduğuna tanıklık ediyoruz, ama bu küfürbaz hareketleri Andrew üzerinde o kadar etkili olmuyor. Andrew ne kadar baskı hissetse de üstünde inandığı uğruna nelerden vazgeçebileceğini gösteriyor seyirciye, ailesinin desteğini görememesine rağmen azimle çalışıyor.
Filmde caz müzik üzerinden konuya dalmak istense de asıl mesele öğretmen-öğrenci ilişkisi ve öğretmenin öğrenci üzerinde uyguladığı sert metodlar. Andrew’ın pes etmesi için tecrübeli öğretmen bir çok yol deniyor, Andrew’i kendisinden nefret etmesini sağlıyor. Öğretmen gerçek yeteneği ortaya çıkarmak için öğrencilerini en iyisini yapmalarını istiyor, uyguladığı yöntemde de buna inanıyor.
Eğer sınırları zorlarsanız her şeyin üstesinden gelebilirsiniz mesajı veriyor “ Whiplash “ bu mesajı verirken çoğu sahnede Andrew’in azimle çalışarak,parmaklarını kanatarak nasıl sınırı zorladığını seyirciye gösteriyor. Karakterimiz Andrew en usta davulcu olabilmek için bütün sınırları zorluyor. Elini kanatıyor, daha hızlı çalmak için uğraşıyor, “ Ben usta olmak istiyorum “ deyip kız arkadaşından ayrılıyor, trafik kazası yapmasına rağmen gideceği yarışmaya yetişmeye çalışıyor, ailesi destek olmamasına rağmen inandığı yoldan gidiyor.
Filmin ikinci yarısında Andrew, davul ile bir yarış içine giriyor, davulu kendi yönlendiriyor, sonunda Andrew “ Azimle çalışırsanız en yetenekli siz olabilirsiniz “ dedirtiyor seyirciye. Kendi kurallarını kendi koyuyor, öğretmen Fletcher’in metodları Andrew’e geçiyor. Andrew Karakterini oynayan Miles Teller oynadığı süre içinde etkili bir izlenim bırakıyor seyircide. Ayrıca Miles Teller’in bu rolde bu denli etkili oynayabilmesi haftada 3 gün 4 saat aldığı derslerle mümkün olduğunun altını çizmek gerekir, davul sahnelerinde ellerinin kanaması da, tecrübeli öğretmen Fletcher tarafından dayak yemesi de gerçekten yapılmış.
Sonuç olarak; Bir insanın başarı uğruna ne kadar ileri gidebileceğini ve sınırları zorlayarak yeteneğini ortaya çıkarabileceğini gösteren “ Whiplash “ muhteşem kurgusuyla, gerilime tırmandırmasıyla, J.K Simmons Ve Miles Teller’ın etkileyici oyunculuklarıyla azmin zaferini bize yaşatıyor.

1929-1930.. Dünyada Amerika’da
borsanın çöküşüne ithaf edilse de dünyada ekonomik olarak bunalımda olduğu
dönem. Bunalım en çok sanayileşmiş şehirleri vurmuş bu kentlerde işsizlik ve
evsizlik sorunları yaratılmıştı. Büyük bunalımın olmasında Birinci dünya
savaşının etkisini göz ardı edilemezdi. Bunalım, dünyada 50 milyon insanın
işsizliğine neden olmuştu. Böyle bir dönemi anlatma nedenim “ Bonny ve
Clyde” adlı filmin 1930’lı yıllarda yaptıkları casusluğu konu
edinmesiyle ilgili mevzusuna denk düşüyor.
Savaştan çıkıldığında pek çok farklı ülkede değişimler yaşanıyordu. 60’larda endüstri değişiyor, dünyada çoğu yerde sosyal ve politik öğrenci hareketleri, başkaldıranlar oluyordu. Filmler de dönem itibariyle gerçeğe yakın. Öğrenciler isyanda, filmler de cinselliğe daha çok yer veriliyor, daha cesur. “ Bonny ve Clyde” 1967 yapımı Amerikan film, pek çok kimse filmin o dönem ne kadar iyi iş çıkardığından da haberdar. Başlangıçtan itibaren gerçekçi bir hikayeye uzanan film,bir takım bilgilerle başladıktan sonra kısa bir tanışma hikayesiyle birlikte Clyde Barrow ve Bonnie Parker karakterlerinin dünyasına ışınlıyor bizi. Bu dünyada Clyde Barrow ilk başta görünen karakter olsa da; bir kadının kendisini numaracı görmesiyle hikaye başlıyor. Eğlenceli bir aşk hikayesinden ziyade; eğlenceli bir hırsız hikayesinin aşka dönüşmüş halini Clyde ve Bonnie’nin yüzündeki ifadelerde görmek mümkün. Country müziklerin filme yedirilmesiyle Clyde ve Bonnie için maceralı bir yolculuğa tanıklık ediyoruz.
Aniden uyumu yakalayan çift bir süre sonra Clyde’ın Bonnie’ye bir takım silah nasıl kullanılır dersinin de anlatılmasıyla ilerliyor. Bu da eyalet eyalet neler yapacağını baştan açık eder. Filmin dili ise bir nevi “ o arabayla gelmişsek, o arabayla döneceğiz anlamına gelmez bu “ cümlesinde saklı oluyor. Bonnie Parker’in ilk defa silah tuttuğunda hedefi tutturamaması ile Clyde’ın kendisine cesaret vermesiyle kendisine cesaret vermesiyle de aralarındaki bağı başından itibaren hissettirir bize. Filmin başlarında çıkılan yolculukta Bonnie Parker’in Clyde Barrow ile arabada sırnaş olmasıyla başlayan süreç Clyde Barrow’un bu işlerle alakalı olmadığını bize resmediyordu,daha sonralarında da daha önce sevişmeyen bir adama tanıklık ediyoruz.
Clyde Barrow’un sevişmeden bir adam olduğunu bize resmederken film bir yandan Bonnie Parker’ın zengin biri değil,aslında tutkulu ve arzulu biri olduğunu da bir yandan hissettiriyordu. Clyde Barrow’un abisinin de ekibe katılmasıyla işler büyüyor; polisle çatışmalar devam ediyor. Bir yandan da halkın güvenliğini değil, sadece banka soyanların peşine düşen polislere film mesajını iletiyordu. Başından itibaren haydutluğun kol gezdiği bir çağda maceravari bir hikaye anlatımıyla sunuyor “ Bonnie ve Clyde” bize.
Daha çok şiddet tırmanmalı derken hikaye aslında tam tersi şekilde aksiyon
ekseninde ilerlerken karakterler de masumvari şekilde aktarılıyor. Kanun
adamları ile ilgili meseleye Clyde Barrow’un söylediği “ bizi büyük gösteriyorlar ki
yakalandığımızda onlar da büyük görünsün “ sözü bir nevi mesajı doğru yere
yolluyor bir.
Filmin ilk yarısı Barrow çetesinin maceraları,soygunları, eğlenceli
hayatlarıyla sürerken,ikinci yarısında şeriflerin barrow çetesiyle olan
kıyasıya kapışması olarak yansıtılıyor. Acımasızca bir final sahnesine tanıklık
ediyoruz. Her şey tıkırında giderken, her şey kaçmaya elverişliyken yapılan
tuzaklar sonucu vahşice katledilen tarihte iz bırakan Bonnie ve Clyde
ikilisinin finali de bir o kadar klas oluyor.
Filmin bitmeden önceki sahnede Bonnie'nin Clyde Barrow'un hayatını anlatması sonucu karaladığı şiirde görülmeye değer. Senaryoya geçecek olursak; David Newman ve Robert Benton senaryonun merkezinde bulunan iki isim, ama kaynaklara göre “Film, 1930'ların şiddet içeren gangster filmlerinin modern film yapım teknikleriyle güncellenmiş romantik ve komik bir versiyonu olarak tasarlandı.” Senaryonun ilk ele alınması ise 1960’lı yılların başında olup Fransız Yeni Dalga sahnesinden etkilenerek yapılıyor. Bazı kısımlarda bazı karakterlere Clyde Barrow ile ilgili sorular sorulması bunun bir diğer göstergesi oluyor. Fransız Yeni Dalga ile Amerikan Ganster tarzı birleştirilip daha sonrasında macercası bir hikaye anlatılma yoluna başvuruldu.
Oyunculara gelirsek; Bonnie Parker karakterine can veren Faye Duneway , Clyde Barrow karakterine can veren Warren Beatty asıl iskeleti oluşturan ve can katan iki isim oluyor,ki bunun için Warren Beatty neşeli tavırlarıyla, adrenalin dolu haliyle dikkat çekerken Faye Duneway ise masumluk ve tatlılık arasında mekik dokuyup mimikleriyle neşe taşıyor. Bunun yanında yan karakter olarak geride kalsa da C.W.Moss karakterine can veren Michael J. Pollard yan karakter olarak en başarılı isimlerden biri oluyor. Bunun yanında Blanche Barrow karakterine can veren Estelle Parsons rol gereği cılız bir o kadar da saf numarası yapan birini canlandırıyor, yanında Buck Burrow karakteriyle kendisine yol arkadaşı olan Buck Burrow bir o kadar iyi iş çıkarıyor.
Sonuç olarak; Fransız Yeni Dalga ile Amerikan Gangster birleşiminden ortaya çıkıp döneminde şiddetinden beslenmek yerine bunu komedi usülü anlatmayı tercih eden “ Bonnie ve Clyde “ hüzün,mizah, acımasız ayrıntılarla gösteren 1960’ların hatırlanacak filmler arasında yerini ayırtıyor.