// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Cenk Taner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cenk Taner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2015

" İçmişiz bir Fil gibi artık Ne Varsa " : Cenk Taner Konseri Ve Kritiği (05.06.2015)














Yer, Mekan, Zaman.. Hepsinin işaret ettiği tek yer  Kadıköy’e tekabül ediyor. Sarhoşlukların hiçe sayılmadığı, var olduğu, sert kaldırımlardan yuvarlanıldığı, rüzgarlı yerlerden geçilen kendimizi frenlemediğimiz yerler.. Ve burada yine bol şekerli ve alkol oranının mideye çarptığı bir  Cenk Taner Konseri… 

Karışık bir rock’n roll akşamındayız.  Hem rock’n roll, hem akustik. Ellerimiz çoğu zaman bağlanıyor, çoğu zaman rock’n roll vari dansa davet ediliyoruz.  “ Şeyler arasında “ bişey miyiz diye gülümsemeler diyarında yolculuğa çıkıyoruz ilk başta, sonra umutsuzlukların dibine vurduğu şarkılar belleğimiz yer edinse de bu şarkılarla aynı zamanda umut dolu oluyoruz. Her şey sarhoş bir gecede karışık gidiyor “ Adını Unutmaya Devam ediyorum, Tek Kişiyim Ben Hala, “ ile devam eden bir playist ile devam edip sonrasında “ Ders Bitti “ ile melodilere eşlik etmenin mutluluğu uçsuz bucaksız azınlığın yüzünde.  Sarhoş kafalar, gülümsemeler, yasakları kırmızı birayla delmeler ve o gecenin verdiği sarhoşluğun kafasını dışarıya atmalar, evrene kusmalar... 

Sarhoşluğun bedelini gece sonunda “ İyidir İyi”  diyerek hafifletiyoruz ama kendi evrenimizde sadece.  “ Geyikli Baba “ ile neşeleniyoruz, paramızın çıkmadığı ucuz şarabı içtiğimiz kıyılara selam duruyoruz.  “ Duymuştum Şehirdeydim” ile dans’a kalkıyoruz, sarhoşluğumuzu sayıklamaya devam ediyoruz. Kapkaparanlık bir geceden sabaha doğru bir dalış yapıyoruz. Bu sabah ki mideler alt üst, kaldırımlar bomboş ve sokaklar olabildiğince fazla tehlikeli ve evet tam da sarhoşluğun istediği sokaklar.  “ İçmişiz bir fil gibi artık ne varsa”  sözcüğünün belleklerimize çaktığımız bir sabah bu sabah ve her şeyden önce bu sabahlardan geriye kalan tren yolculukları, yağan yağmur “ eve dönüş-ki yalnızlık dahildir içine “ sözünün acı bir tarifi. “ Buradan Uzaklara “ diyebilmek tam Kadıköy’ünde her şeyinin en önemlisi olarak kayıtlara geçti, çünkü konser bitiminden sonra yırtılan bilet ve bunun devamı yolculuklar oldu…

 İşte bu Kadıköy çok şeye şahit oldu olabildiğince. O şahitliği yaratan müzik, sarhoşluklar hep var olsun ki biz de var olalım!

Cem Kurtuluş, 2015 Haziran / Kadıköy 


02 Nisan 2014

Yoldan Çıkmanın Bedelini Ödeyenler: Yoldan Çıkmış Şarkılar














Yoldan çıkmanın bedeli ağırdır, herkes için aynı olmayabilir bu bedel ama bedel ödeyenler bunu iyi bilirler. “ Doğdum Ben Memlekette” albümüyle Metin Kurt’a selam ederek bizi ceza sahasına sokan Cenk Taner ve tayfası bu defa denizin okyanuslarına doğru yelken açıyor, küreklerinizi çekin talimatı veriyor.  Bir kaptanın görevlerini fazlasıyla yerine getiriyor geminin kaptanı. Tayfası da kaptan’a eşlik ediyor. Albümün çıktığı zaman dilimi İstanbul’un cayır cayır yandığı, biber gazlarının  gökyüzünü kapladığı zamanlar, bu nedenle gezi sürecine dair ne varsa işlendi bu albümde. Bir nevi bu albüm Kaptan’ın dediği gibi “ Gezi ruhuyla kaydedildi”

 Bunların yanında yer alan albümün kartonetinde yer alan ve malum Kadıköy ruhunu gayet güzel anlatan fotoğraflarda ise Engin Güneysu imzası bulunuyor.“ İzin vermedi yalnızlık “ albümünde albümün genel havası itibariyle kaptan Değirmendere’ye selam çakarken bu albüm Cenk Taner albümü değil de Kesmeşeker albümü demek daha yerinde olur.


“ Yüzyüze söylemekten korkarız ama onu kitlelere söylemek daha kolaydır”  diyor geminin kaptanı. Ve Söylenecek sözü bitmeyenlerin sözüyle yola çıkıyor “ Yoldan Çıkmış Şarkılar”  Meselenin özü de burada yatıyor. Biraz biber gazını ruha  enjekte edilip albüme yansıyor. Karanlık günlerden, umutlu günlerin olduğu günlere doğru..

 Kaptan ve tayfası üretkenliğin fazlasını yapıyor bu albümde, edebi mevzulardan gidiliyor. Şairane bir adamdan çıkıyor bu sözler.  “ Bir Şehre Merhaba Dedim” şarkısıyla şehre merhaba diyerek giriyor kaptan mevzuya. “ dağları kitaplardan, yolları insanlardan, denizi gülümserken çizmişim yıllar önce” sözleriyle gol vuruşu yapıyor Kaptan.  İz bırakan kitap cümlelerinden iz bırakan şarkı sözlerinden bir kesit bu şarkıda yatıyor. "bana verdiğin acıyı düştüm tesellinden."

Kaptan bu defa edebi mevzularla Turgut Uyar’ı  “Felek Felemenk’ten Geçmiş” ile selamlıyor, bu selamlamayla  bizlerin feleği şaşıyor. Turgut uyar olunca mesele, mevzu derin ,sözler bünyeye tesirli,  diğer bir deyişle “Kesmeşeker de bir nevi akordu hafif kaymış bir ikinci yeni gitarı  değil midir ki?” sözüyle onaylanmış oluyor.  Ufak da olsa şarkıda yalnızlık mevzularına el atılıyor, sessizliğin sesiyle büyüyenlere  kaptan  “ bu sessizlik zuldür bize” diye sesleniyor. 

Mutlu Olmak İmkansız Derneği’nde kurucu üye sıfatıyla  karşımıza çıkıyor Kaptan, “ Özgür Olduğunda Marmara” ile içkiler Kaptan’dan, söylemek sizden.  Kaçkınlar defterine isimleri tek tek  yazdırıyor. “ Bizim denizde yüzmek bize yasak oldu” diye yasaklı bölgelere dair bir gönderme mevcut.  Bu göndermelerinden biri tahmini gezi parkı, İstanbul cayır cayır yanarken albümün çıktığını var sayarsak bu tahmin yanlış olmaz.

“ Aklımın Sibiryası”   ‘ Versem sana bir soluk aşk gülümser misin”  her zamanki Cenk Taner vari sözlerle  şarkı bizi eğlencenin dibine itiyor. Mızıkanın rolü büyük olsa da şarkıda, kaptan’ın tayfası iyi iş çıkarıyor.

“ Geyikli Baba Uzaylılar Şarabı”  bir Kadıköy ağıtı ya da bir Kadıköy atasözü.  Manifestosunda tek başına krallık yatan  ya da kendi krallığını ilan edenlerin “ şarap en büyük hakikattır” diyenlerin kendi manifestosunu yazdığı, köpek öldüren şaraplarının içilmesiyle edilen muhabbetlerin, elde avuçta ne varsa birleştirerek alınan ucuz şaraplarıyla  tarihi yazanların, şarkısı, “ 2 şişe ucuz şarap bir tarih yazabilir “ sözlerine ithafen de Metin Kurt’u analım.

 “ Kimseden çıkmamış şarap parası ihaleyi açmışız öyle almışız budur halimiz “   sözleri ve mızıka ile kendinizden geçişleri şaraba dahil edelim.  Aynı zamanda şarabi bünyeler geyikli babayı bekleyemese de bir manifesto olarak köşelerde bir yerde yerini alacaktır.

“ Her Şey Siyaha Giderken” mevzusunu genele yayarak özetliyor Kaptan. Her şeyin berbatlaştığı, üstümüze bombalar yağdığı  ve gazlarla çevrili olduğu zamanlara da gönderme yapıyor inceden. Anlaşılmayanlar, yanlış anlaşılanlar, yoksullar ve bir çok şeye dair perde aralıyor.  Kendi kendine kendinle savaşanlara,  kendini vuranlara kendi kendine  yenik düşmüşlere kendini hatırlatıyor kaptan.  Bunla sınırlı kalmıyor, aşksal mevzulardan yalnızlığa kadar uzanıyor Her şey siyaha giderken. Kendisinde de dediği gibi “ Siyah kir göstermez.”

"  Öyle İnce "  derinlik sarhoşluğundan gelen akıntılara doğru şairane sözlerle nokta atış yapıyor. Memlekete dair mevzulara değiniyor, ince mesajları içinde barındırıyor.  Kaptan  Şarkılarla politika yaptığını daha önce bize gösterdiği gibi bu şarkıda da gösteriyor.   “ Sonra bu herifler yıprattı beni. Dershaneler ,tershaneler, memuriyet falan derken yedi bizi..”

“ Tahta Kılıçlar “ sessizliğin sesiyle büyüyenlerin ruhuna  bir nevi insülin enjekte ediyor. Andıran Otu kitabında geçen adanmışlar sokağı, çay bahçelerinde dolanmacalar  ve en sonunda “ savaşmaktan çekinmezdik aslında  tahta kılıçlarla” sözü.   Her şeyden bir dem var. Hayatın içinde ne varsa  Cenk Taner sözlerinde de o var. Sessizliğin sesinde kaybolanlar, anlaşılmayanlar, yanlış anlaşılanlar,  yalnızlığın gölgesinde saklananlar,  gençlik zamanlarına göndermeler, engel olan geçmiş ve geleceği selamlamak  ve savaşmaktan çekinmeyenler… 

Eski albümlerinde futbol vari sözlerini Cenk Taner “ Yarın Olsun“ şarkısıyla tekrardan hatırlatıyor.   Eski dönemde yapılan mahalle maçlarında gazozuna oynanan maçlara selam veriyor kaptan.  Futbolun borsada değil, arsada güzel olduğuna dikkat çekiyor.  “Kadroda yıldızlar, önümüzde kupalar var sandın/ Oysa hep biz bizeydik, oynuyorduk forma aşkına / … / Oysa hep biz bizeydik, oynuyorduk tozlu sahalarda, gazozuna” 

Yıl 1993,  Irkçılığa olan tepkisini “ Güney Afrika” şarkısıyla dile getiriyordu Kesmeşeker.(Cenk Taner) Aynı zamanda Mandela’ya selam ediyordu. Sene 2013’ü gösterirken Cenk Taner ve Tayfası  “Kara Şair “ ’le 3 Mart 1992'de Zonguldak'ta meydana gelen grizu faciasında hayatını kaybeden  263 maden işçisini unutmuyordu.  Şarkılarla senelerdir politika yapıyordu Cenk Taner, bunu şarkı aralarında verdiği mesajla gösteriyordu. Almak isteyen bu mesajı net şekilde alıyordu.  Buradaki " Kara Şair “ işte geldim buradayım dökülmüş sıvalarım “ diye gerçekleri acı bir dille anlatıyor.  Kara şair aynı zamanda edebiyat güzellemesi olarak karşımıza çıkıyor.  kaptan “ diğeri bir lorca, vurulmuş otuz altıda” diyerek Lorca’yı Mandela gibi selamlıyor.   “ Huzursuz bir yatakta huzura yattın, ama öyle bir coğrafya ki hep kana bastın  “ diyerek  memlekette kana bastığımız yerleri işaret ediyor.

“ Silah Sesinde Yunuslar”  daha önce Andıran Otu kitabında karşımıza çıkan bir metnin şarkı hali olmasıyla birlikte ufak eklemelerle melodiye dönüşmüş hali.  ‘ Silah sesinde yunuslar, ağır ağır kaçıyorlar. Yardım edemedim, kurtulanlara sevindim’  sözüyle tehlike çanları çalıyor. Gazların etrafı sardığı bir dönemde yayınlanmıştı “ Yoldan Çıkmış Şarkılar “   

Özgür olan Marmara’yı düşleyenlerin, kendi manifestosunu  bir sokak köşesinde şarapla yazanların , kendi kendine yenik düşmüş olanların, umutların yeşerdiği bir dünyaya Turgut Uyarla selam eden, içinde direniş ve özgürlük barındıran, gezi ruhunu yaşayanların albümü  “ Yoldan Çıkmış Şarkılar. “

Yapım: Ada Müzik
Kayıt ve Mix: Anıl Çifter - Jinxx Productions
Temmuz - Ağustos 2013
Kayıt (8): Mayday Stüdyoları - Alper Ketenci
Mastering: Demirhan Baylan

Tüm Şarkıların Söz ve Müziği Cenk Taner'e aittir.

Düzenlemeler: Cenk Taner - Mehmet Şenol Şişli - Veysel Çolak - Anıl Çifter
Cenk Taner: Vokal, Akustik Gitar

Karabataklar:
Mehmet Şenol Şişli: Bas Gitar, Geri Vokal
Veysel Çolak: Elektrik ve Akustik Gitar, Harmonium, Melodika, Geri Vokal
Gökhan Özcan: Davul

Çağrı Büyükçoban: Davul (8)
Mert Fehmi Alatan: Trompet
Cem Dinler: Hammond
Kerem Sefil: Perküsyon
Ali İzzet Çalışkan: Mızıka (4, 5)
Gülce Altunel: Mızıka (9, 12)
Serhan Baki: Tabla

Fotoğraf: Engin Güneysu
Tasarım: Ergin Yavaş
Karabatak Çizim: Nihan Şişli
Tipografi: Volkan Şeker

Cem Kurtuluş, 2014






27 Aralık 2013

Cenk Taner Konseri Kritiği @Karga (20.12.2013)















Yeni şarkılar,yeni albümler, yeni insanlar…

Kadıköy’de her şeyin değiştiği bir akşam..

  Gündüzün geceye karıştığı gecenin  gündüzü karıştığı 2 şişe ucuz geyikli şişe şarapların birbirine karıştırdığı insanların kendini kaybettiği bir akşam. Yoldan çıkılan bir Kadıköy akşamında selam edilerek  yeni bir şehre merhaba dedik. Bu şehrin adı “ Kadıköy” bilmeyenler bilsin, bilenler yerinde saysın. Kalabalık,sakinlik,köşede içenler, yer üstünde çökenler, şarabını hazır bir köşede hazırlayanlar…

Her şeyi bir kenara bırakalım” Bir şehre merhaba dedim” ile şehir ile deniz arasındaki bağlantıları yakalamanın huzuru yakaladık,ne kadar huzur o kadar hüzün deriz Kadıköy akşamında.. Siyah çalılıklar arasında “ Her şey siyaha giderken” siyahlıklar ardında içilen rakılar,kara şaire verilen selamlarla Kadıköy filizlendi.  

Sessizliğin sesinde filizlenen bir Kadıköy akşamında özgür olmayan özgürlüğü düşlemiş olanlar olarak” kaçkınlar defterine yazılmış adım” diyenler olarak bize yasak olanları selamladık, kimse anlamadı bizi.

Ucuz şişe şaraplarla birlilkte “ Geyikli Baba Uzaylılar şarabı” ile ‘ artık nerden bulduysak’ diyerek biriktirilen paralardan içilen ucuz şişe şarapları, uçsuz bucaksız köşelerde içilen şaraplar hatırlandı..

 Devam ettik yola, sakinleri selamlamanın güzelliğine vardık, “ sakin sular derin akar “ diyerek, elbette kimse anlamayacaktı. Neyse ki duyanlar duydu. “ Tek sorumlu” ile sorulan sorulara cevap veremeyen insanlar arasında kaldık derken biramızdan yudumlarken kendimizi zıplarken bulduk. “ S.O.S” derken kendimizden geçtik, nerelerdeyiz derken kadıköy’de olduğumuzu hatırladık. Şarkılar ilerledikçe, içmenin verdiği hazzı yaşıyorduk.  Terledik huzura vardık, hüzünü, coşkuyu yaşadık.

Şarkılar ardı ardına sıralandı,eski ve yeni şarkılar sıralandı. Kadıköy akşamında içilen biralarla bir nebze serinledik.Kadıköy Milli marşı “ Buradan uzaklara “ ile  uçurumun kenarında olanlara, deniz kıyısına yakın olara selam edildi, “ işte güneş” ile  zorunluluklardan koro halinde bahsettik bir Kadıköy akşamında” şimdi acil bir şekilde yaşamak gerek” diyerek yaşamdan uzak olanlara seslendik.

Her şey  hafif rakı içenlere,uçsuz bucaksız köşelerde ucuz geyikli şarap içenlere  ve bir Kadıköy akşamında yoldan çıkmış olanlar için…

Cem Kurtuluş, 2013


29 Temmuz 2013

Kaptanınız Konuşuyor: Cenk Taner İle Söyleşi (Karpit Fanzin)

















Yer Kadıköy. Tarihin yazıldığı, ucuz şarap şişelerin sert kaldırımlarda içildiği, moda’da rüzgara karşı yenik düştüğümüz yer. Kadıköy semalarından Kaptan’la söyleştik. Futboldan, uzak doğudan ,her şey üzerine konuştuk. Söz Kaptanda! Söyleşi Karpit Fanzin’in şubat ayının 2.sayısında yayınlanmıştır. 

KARPİT: Abi yıllardır herkesin merak ettiği bir soru vardı. Feridun bey’de ki malum popçu . Tarkan ya da teoman olabilir denildi. Kimdir o?

C.T: Onun bir ismi yok abi . 90’larda bir pop patlaması olmuştu. Ordaki popçularaydı. Genç çocuklardı o zamanlar. Şimdi büyüdüler (gülüşmeler)

Karpit: Peki abi şimdilerde pop müzikte de ,rock müzikte de araya rap ve elektronik müzik sıkıştırıyorlar hatta reklamlarda da görmüştük bir zaman

C.T: Olur abi dünyada böyle bu işler. Yapan yapıyor. Onun da birçok dinleyicisi var. Rock dinleyicisi ayrı bir kitle. Daha araştıran, daha sorgulayan  bir kitle. Gençlerde keza öyle. Ha reklam olayı,onu Aerosmith’de yapmıştı. Dünyada reklama çıkan bayağı adam var. Orda sorgulanması gereken çok şey var. Reklama çıktı vay nasıl çıkar diyorlar. Ayağında Adidas kıçında levis kot giyiyorsun ,yok araban Fransız malı,japon malı, televizyonun köreden geliyor bilmem ne reklama laf etmek..

Karpit: Abi japon malı demişken bu uzak doğu özellikle japon takıntısı nereden geliyor

C.T: Ben severim abi kendilerini. Japonlarla aram iyidir(gülüşmeler) yani bilmiyorum onu bir psikoloğa falan sormak lazım, belki köklerini orada buluruz derinlerde

Karpit: Hatta bu İsmail şarkının asıl şiirinde de geçiyor. Kitabında, müziklerinde bir Japonya durumları.
C.T: Ya varda ,sırf Japonya değil uzak doğu aslında ,Japonya biraz öne çıkıyor sadece
Karpit: Uzak doğu merakı mı var?

C.T: Tabii ,hatta bir güney kore –japonya’da konser bağlamaya çalışıyoruz
Karpit: Gitmişliğin var mıydı daha önce abi?
C.T: Yok. Yani aslında gidersem kalırım diye korkuyorum ( gülüşmeler)

Karpit: Hep deniz kenarı bir yerlere kaçarsın diye düşünüyorduk biz seni abi?
C.T: Japonyada deniz kenarı abi. Alayı deniz (bir kahkaha patlatıyoruz)  Ben kültürlerini falan da severim bize çok yakın insanlar. Bide benim 20 yaşındayken falan bir japon arkadaşım olmuştu Akale ismi. Kadın bayağı büyüktü bizden o zaman, dünyayı gezen bir gazeteciydi. Onunla da sohbetlerimiz olmuştu, Japon kültürünü anlatmıştı şöyledir böyledir şudur budur falan diyerek. Anlıyorlardı bizi zaten. “ Alnıma yazılmış yazı.” Diyorum,” aa bizde de var” Bizim eve gelmişti plaklar dinlendi Barış Manço falan uzun ince bir yoldayım dinletmiştim  ona. “ Ne diyor “ falan demişti. “ İçi kapalı bir han” dedim, “ ha bizdeki o muhabbet” dedi. (gülüşmeler) Şimdi bunu batılıya anlatamazsın tabi. Japon kitapları falan vardı bizde ,onları tercüme etmişti biraz.

Karpit: Japonca öğrenme olayına girişmişliğin var mıdır peki?
C.T: Yok yani  Japonca öğreneyim diye bir şey olmadı. Zaten bir 40 yıl alırdı herhalde. (gülüşmeler) tabii bizim millet bana takılmak için “ abi bunlar sapık” diyorlar bir sürü şeyleri varya, hani kültürü edebiyatı falan… Fazla çalışmaktan oluyor diyorum, adamlar ne yapsınlar ( bir kahkaha daha kopuyor) yani Japonya kore onlar orada başka bir ülke olarak duruyorlar,saygıda da kusur etmemek lazım

Karpit: O zaman uzak doğudan yakına gelelim. Abi Cenk taner neden kent ozanıdır?
C.T: Yani onu ben bilemem, öyle bir yakıştırma yaptı insanlar,hani neden kaptan diyorlar dersen keza onu da bilmiyorum..  Yani yakıştırdılar işte seviyorlar insanlar isim takımayı.

Karpit: Peki Cenk taner’in üstünde baskı var mı?
C.T: Öyle bir şey yok. Öyle bir şey olursa oturduğunda yerde oturursun. Ben devamlı kafamdakini yapıyorum, içimden geleni yapıyorum. “ Ben kent ozanıyım kente göre göre yapayım” diye bir şey yok Kadıköy filan. Yani bir misyon yükleseler bile ben tamamen kafamdakini yapıyorum. Hani öyle “ ben kent ozanıyım şuraya da bir Kadıköy yazayım” gibi bir şey değil.

Karpit: Abi senin politik duruşun var. Kesmeşeker’in en başından bu zamanlara özellikle son albümde daha çok belli oluyor. Ama bazen Cenk abi şarkıların dışına çıkıyor dünyada boktan olan şeyleri anlatırken” boktan şeyler oluyor” diyor. Bunu sanatçı değil,birey olarak da söylüyor. Tkp durumu da vardı sanki…

C.T: Şarkılarda çok belirgin zaten bu tavır. Tkp durumumuz yok. Nazım hikmette konser verdik sadece. Sadece Türkiye’de değil, dünya gidişatı ortada. Sonuçta bu gezegende yazıyorsan oranın Türkiye veya İngiltere olması fark etmiyor, olanı biteni izliyorsun. Onlar şarkılarında yalnızlıkla başlıyor, sonra niye bu kadar yalnızlık var diyorsun. Ortaçağ’da halk ozanı olsaydık belki yalnızlıktan böyle bahsetmeyecektik. Kraliçenin güzel kızı var filan öyle şeylerle takılıp..  (gülüşmeler,kahkahalar) Modern hayatın getirdiği bir yalnızlıktan bahsediyoruz. Ondan kent ozanı yakıştırması yapıyorlar. Kent ozanı deyince Kadıköy’le özdeşleştirilmiş bir  hal var. Sonuçta Türkiye’nin her yerinde çalıyoruz. Bu bir insanlık hali. İnsanlık hali yalnızlıktan bahsediyoruz. Eskişehir’deki Urfa’daki de aynı hissediyor.

Karpit: Cenk Taner kemal Sunal’ın filmindeki gibi orta direk hali var. Bu şarkıları yapar mıydı ? Yalnızlıktan bu kadar dem vurur muydu? Cenk Taner üst sınıf olsaydı Tarkan gibi para kazansa açılır gider miydi?

C.T : Öyle bir yapıdan gelseydin başka yolda olurdun. Parasızlık yazdırır mı dersen  Beatles, Pink Floyd’un hiç yazmaması gerek (gülüşmeler, kahkahalar) Orta sınıf aileden geliyoruz, inkar etmenin anlamı yok. Çok para adamı bozar. Bizim istediğimiz çok para değil. Yetecek kadar para olsun. Bankaya para koyayım diye kaygım yok. Şarap içmek istiyorsan onu iç, kitap mı alacaksın onu alacak kadar para.

Karpit: Abi mp3 e karşıt bir durumun var mı

C.T : Yok, Olsam kaç yazar yani. (gülüşmeler) Günümüzün gerçeği bundan bir kaçış yok. Ben ancak mp3 e şundan karşı çıkarım. Fazla sıkıştırılmış müzik dinliyorsun, bir sürü şeyi dinlemiyorsun. Kayıtta yapılan şeyler boşuna gitmiş oluyor. Plaktan dinlesen bambaşka bir şey.

Karpit: Plak demişken son zamanlarda aklıma gelen Büyük ev ablukada albümünü plakta çıkardı. Böyle durumlar var mı

C.T: Öyle takıntım yok ama solo albüm olabilir. Sahaflara dağıtmayı düşünüyorum (gülüşmeler
Karpit: Issız adamdan sonra plak olayı arttı.
C.T: Sorma ya.  Alıyorduk ucuz ucuz şimdi Pikaplara zam yapmışlar (gülüşmeler)
Karpit:  Yeni kitap kimden çıkacak abi? Nasıl olacak? Sınırlı sayıda mı olacak
C.T: Marjinalden kitaptan çıkacak. Onlara kalmış bir şey ne kadar basacaklar ne kadar basmıcaklar..

Karpit: Metin Kurt’un senin için önemi nedir abi? Metin Kurt’u daha önce izledin. Futbolla o dönem haşır neşir miydin ? mahalle maçları vs?
C.T: Mahallede top oynuyorduk. Metin abi oynadığı zaman ufaktık biz. Mahallede Gölcükteydi. O abiler mahallenin acayip topçulardı, sonra kaptık olayları çalım, şut filan. İsmen biliyorduk metin abiyi. Öyle seyretmişliğimiz yoktu. Aykırı topçu olduğunu biliyorduk bir şekilde, yıllarca unutturuldu. Yıllar sonra artık nerden geldiyse o şarkıda Metin Abi’nin adı geçti. Tanışmamız ondan sonra oldu.

Karpit: Kesmeşeker şarkılarında futbol ile hayatın benzeşmesi var?

C.T: Benzeşir tabii, andıran otunda da futboldan örnekler verdik. Ben hiçbir zaman o şeylerden olmadım. Bir ara  “ Abi nasıl fanatiksiniz siz, Kitap okuyorsunuz nasıl futbol seviyorsunuz” vardı. Öyle bir küçümseme şeyi vardı. Futbol da hayatın bir parçasıdır. Ekmeğe zam geliyor, taraftarlar hurra. Kocaelispor birinci ligdeydi maçlarına gidiyorduk, antrenmanlarını seyretmişliğim vardır. Hayata benzerlik şurdan.  11’e 11 adam var   sadece top oynanmıyor,  takım yapısı, kim kaleci olur.  Kaleci karakteri diye bir şey var, herkes kaleci olamaz. En kahraman, en gariban adamdır aslında. Gol yer küfür yer, kurtarırsa aslan kaplandır. Metin Kurt Yalnızlığındaki  yalnızlığı şöyle bir metafor “ yalnızım ceza sahasında” bütün stat ona bakıyor, onu seyretmeye gelmiş. Dünyadaki olayları yalnızlar yapar. Bruce Springsteen ‘ın lafı var.  “ Bütün iyi  rockçılar ağır yalnızlık deneyiminden geçmiştir ben de dahil, benim acayip yalnızlık tribim olmuştur” o tribin sonuna kadar gideceksin

Karpit: Yalnızsın ve dibindesin şarkı yapıyorsun o kısmını nasıl yapıyorsun

C.T: Yalnızlıktan çok şey çıkar abi.  Nasıl baktığına bağlı. Kafayı çektiğin zamanda iyi şeyler çıkar. Onu yapıyorsan, içinde varsa çıkarıyorsun. Diğeri başka bir trip oluyor

Karpit: Duraksadığın dönemi nasıl çözüyorsun abi?
C.T: Duraklamıyorsun abi. Daha sert yazıyorsun abi. Bizim o dönem insülin dönemiydi. Orada öfke vardı. “ Ne  kazanacak paran ne de kömür” o zaman tüptü. Soğukta kalıyorsun. Sansürlüyorum (gülüşmeler) bir şeyler çıkarıyorsan paylaşıyorsun. Alıyorsun kalemi yazıyorsun. Ben çok yalnızım arkadaşlar (gülüşmeler) Kadıköy’de  de yaşıyorum diyorsun. Ben bunu kaydedeyim diyorsun, Plak şirketlerine verip bassınlar diyorsun, ben yalnızım diyeceğim 20 kağıdınızı alırım diyecen (gülüşmeler, kahkahalar) Frekans gönderiyorsun. Kafa sakinliği gerektiriyor bu iş. O dönem yalnız olacan ki işin temelinde o var. Yazarken sessiz olması gerek. Eskiden de yazıyorduk 91-93- 95-98 yazıyorduk. 2004’te 7 senelik bir ara oldu, biraz dinlenmiştik.

Karpit: O dönem ne yaptı Cenk Taner?

C.T: Konser veriyorduk o ara. Hem kitap, hem albüm aynı anda çıktı. Şarj etmek gerekti. Bir sürü özel muhabbetler oldu. Oraya gittik, buraya geldik. Karşı cins ilişkiler filan (gülüşmeler, kahkahalar) Devam ediyoruz. Ben bahane üreten ekipten değilim.  O adamlardan fazla şey yapmam. Yapıyorsan bir şey yapıyorsundur,  bunun bahanesi olmaz artık. Olay bu kadar basit. İnce eleyip sık dokumam öyle. Kapak şöyle olsun filan (gülüşmeler)

Karpit:Şarkı üretme kısmı?

C.T: Öyle gördük abi büyüklerimizden (gülüşmeler)
Karpit: Arada tıkanıklık dönemi de olmuştur ister istemez?
C.T: Tıkanıklık olarak bakmamak lazım. Yeni bir şey için şarj oluyorsun. Gözlemliyorsun,gözlüyorsun. Yaşadığın her şey tecrübe oluyor.  Beatles dinlerdik o dönem, halen albüm yapıyorlar (gülüşmeler)

Karpit: Kaybedenler Kulubü gecesinde Cenk Taner’in çıkmasıyla  ilgili seyirciden tepki geldi mi?
C.T: 2001 gibi . Bizim onlarla çok mazimiz oldu. Baya muhabbetler oldu. Yoğundu. Araya bazı şeyler girdi, kopuş oldu. Tepki şöyle olmuştur. Film çıktıktan sonra moda oldu gibi.

Karpit: Filme iyi mi baktın kötü mü abi?
 C.T : Filme bakmadım  abi ben. Kanald’de çıkmıştı sanırım.
Tepki böyle bir kitleye neden çalıyorsunuz filan. Konser son anda olan bir konserdi. Hatır konseri gibiydi. 2 gün önceden belli olmuştu. Enteresan tepkiler oldu, ama tepki denilmez.

Karpit: Kitaba dair olmuştu.  niye bu kadar basılıyor basılmasın mı? Radyo yayınında sen söylemiştin abi fanatik hayranlar istemiyor? (gülüşmeler)

C.T: Söz söyleyen bir adam olarak o sözü ulaştırmakla mükellefsin. Öyle bir durumda var. O bencilliğe giriyor.  Niye mahrum kalsınlar diye bir durum var. Sen ne dinliyorsun abi diyorum “ Pink Floyd diyor” buraya gelmek için 5 ay para biriktircen (gülüşmeler) Onlara serbest bize yasak gibi durum oluyor .Onların korkusu popülerleşiyorlar mı diye bir durum oluyor. Öyle bir şey olmaz. Bunca yıl olmamış, yapı müsait değil. Bileti şu kadar yapmışsınız pahalı yapmışsınız, aşağı çekin diyoruz. Sürekli talep oluyor. Orda çalmayın, burda çalmayın. 6 da konser mi olur 10 da konser mi olur, hafta içi olmasın diyorlar ( kahkahalar ) Böyle olunca konser yapamazsınız. Onlara takılmadan yapmak lazım. Yaptığını yapacaksın. Urfa olayı güzel oldu.

Karpit: Uzak doğu olayı enteresan
C.T: Bakacağız kolay değil. ( gülüşmeler

Karpit: Kitaplarla aranız nasıl bu arada?
C.T: Başım kitap yığılı. Baştan sona okuma yapmak zor oluyor. Seçerek okuyorum
Karpit: Türk yazarlardan var mı önereceklerin?
C.T: Abi öneri yapmak  tehlikeli oluyor (gülüşmeler)

Karpit: Şu an okuduğun diyelim,dolaylayalım (gülüşmeler)

C.T: Karışık gidiyoruz. Şiir,roman,deneme gidiyorum genellikle. 5-6 yıldır kitap bakmıyorum. Kıyıdan köşeden keşif yapmak daha iyi. Son çıkanlara bakıyorum ne var ne yok diye. Bir kitap var Murat uyurkulak’ın iyiydi. Murat menteş’e bakmışlığım var  biraz.
Karpit: Felsefe yok  herhalde
C.T: Yok
Karpit: Adam kendi felsefesini yapıyor (kahkaha atıyoruz)

C.T: Zamanında çok felsefe okumuşluğumuz var, şimdilik okumuyorum. Ne bulursak onu okurduk. O ekolden geldiğin için böyle

KARPİT: Akmar pasajı döneminden bahsediyoruz
C.T: O zaman mahalle abilerinden plaktan alıp kasete çekerdik. Halen yüzlerce kaset var. Radyodan kasete çekerdik,frekans’ta duyulurdu. (gülüşmeler) Onlar zevkli şeylerdi ,mp3 gibi değil. 1000 tane parçayı ne zaman dinleyecen de edecen de oo (gülüşmeler)

Karpit: Dizi ya da reklam müziği teklifi gelirse değerlendirir misin?
C.T: Abi şimdi konuşmakla olmuyor. Teklif gelince bakmak lazım  yönetmen kim,senarist kim hangi kanaldır bakmak lazım. Her şey sermaye için sevgilim (kahkahalar )
Karpit: 30 yılda sermaye birikmedi mi ya ? ( kahkahalar )
C.T: Millet neler neler yapıyor abi (kahkahalar)

Karpit: Çay ısmarladık ya abi yetmez mi (gülüşmeler)
Karpit: Cenk taner sinemaya gider mi evinde mi izler?
C.T: Sinemaya pek gittiğim söylenmez. Bizim şöyle şansımız oldu abi. Çocukluğumuzda Değirmendere’de haftada 2 filme giderdik, onun da etkisi olmuştur. Dvd’ciden filmleri alıyorum o filmleri tekrardan izliyorum.
Karpit: Bi kesmeşeker belgeseli vardı abi çıkcağı söylenmişti . çıkmadı?

C.T: Az kaldı. Baya insanla konuştular. Baya materyal var ellerinde
Karpit: Ne zaman çıkması planlanıyor?

C.T: Az kaldı abi, 1 aya toparlanır. Güvenle konuşmuşlar, grup elemanlarıyla da konuşuyorlar.
Karpit: 20.yıl işte dvd, kitap geliyor,solo albüm geliyor. 2013 Cenk Taner’in sesi mi olacak
C.T: Ayrı bir box set 100 kağıt ( gülüşmeler, kahkahalar) Japon konsolosluğuna hediye edeceğim (gülüşmeler)
Karpit: Adamlar seni bir daha bırakmaz (gülüşmeler)

KARPİT: Kızılderililere hayranlığın var mı?
C.T: Hayranlık denmez tabii de ,onları da severim. Kimi dersen severim J (gülüşmeler) O bahsettiğim japon arkadaş  bolivya’da yaşıyordu, tam olmuş olay. Kitap baya etrafa gitmiş galiba. Konsere gidiyorum albümden çok kitap imzalatıyorlar

Karpit: Bulsam alacağım abi
C.T: Ben de alacağım abi, bende de yok (gülüşmeler)

Karpit: Apoldinyo bizden eski olmasın eskidir demiştiniz bir yerde? Kaçtan beri tanıyorsun?

C.T : 91 ‘den beri tanıyorum.  Skyturk’te program yapıyordu bir ara.Çok şeker adamdır Apo ( Gülüşmeler)
Karpit:Oynuyor musun abi sen?

C.T: Kimse dokunmuyor bana.” Abi kusura bakma” diyorlar.  (Gülüşmeler )Sol bek oynadım. 

Karpit: Küçükken kulüpte oynadın mı?

C.T: Yok, yani ama Kocaeli ‘de amatör küme takımında oynadım 17-18 yaşlarında. Futbolculuk başka bir hırs gerektiren bir şey.  Belli yapıdakilerin insanların yapacağı şey değil. Apartmandan çıkıp Mahallede oynuyorduk. Değirmendere’de bir takım vardı antrenmanlar yapıyordu, Kocaelispordan minik takımıyla maça gittik. Kocaelispor minik takımı o sene Türkiye  şampiyon olmuştu. İlk yarı beş tane çaktılar, ikinci yarı ayıp olmasın diye antrenörleri geri çekmişti. Orda o durum net olarak ortaya çıkıyor.  Onların oynama hırsı ile seninki ayrı. Mahalle arasında oynuyorsun sen. Onlar için yaşam biçimi olmuş. Hayatlarını ordan kazancaklar. Daha sonra o çocuklar profesyonel olarak Kocaelisporda oynamıştır.

Karpit: Kocaeli’ye kaçıyor musun arada abi?
C.T: Arada gidiyorum eş dost oluyor.

Karpit: Burda var mı adalar filan?
C.T: Kadıköy.. Ben kaçanlardan değilim abi, şehirden şikayetçi bir adam değilim.

Karpit: O zaman burada bitirelim istersen. Pek röportaj gibi olmadı ama ama olduğu kadar artık
C.T: Çay içirirseniz bu kadar olur abi. Akşam yapacaktık bak nasıl oluyor o zaman..

Röportaj: Ekoin Kajmer& Cem Kurtuluş / TEMMUZ 2013 

01 Aralık 2012

28 Kasım Cenk Taner Konseri Ve Kritiği ( Shaft Live /2012)















Kesmeşeker ve Cenk Taner arasında ayrım yapmak çoğu zaman zor . Cenk Taner’i tek izlemeye alışık bünyeler için durum farklı oluyor. Son konserlerde  solo proje kadrosunu izliyoruz. 28 Kasım gecesi solo proje kadrosu Shaft’ta çaldı. Güzel şeyler de oldu, çalınmayanlar çalındı, anılar hatırlandı. Güzel şeyler yad edildi.
Kafaların güzelliği de konsere de yansıdı.

 Kadıköy’e selam verilerek “  Buradan uzaklara”  ile konsere girildi, anılar hatırlandı, içkiler içildi, gözyaşları aktı, yüzler buruştu, bir damla sevinçti geriye kalan.. Kum albümü daha ağırlıktaydı, diğer albümlere göre farklı bir havası var nasıl olsa. ‘’Ders bitti’’ çalındığında gözler kapandı, şarkıya odaklanıldı ‘sevişmenin bedeli ölmek miydi’  derken acılar ve acımasızlıklar hatırlandı..

Değişenler, değişmeyenler derken insan halinin değişik halleri hatırlandı ve ‘ Değiştim Ben sevgilim’ çalındı, Tayfun Çağlar bu şarkıda mikrofonu aldı, kafaların güzelliğinden yararlanan insanlar da güzelce eşlik etti..

" Tek Sorumlu’  derken ‘ apoldinyo’ nerelerde diye içten geçirildi. Malumumuz bir süredir ortalıkta gözükmüyordu kendisi buradan da ona selam edelim.   ‘İstanbul İstanbul’ a geçildi. Tayfun çağlar performansının üstüne çıktı.  ‘Duymuştum Şehirdeydim’ konserlerin vazgeçilmezi oluyor genellikle, şehir dedik mi Kadıköy elbette..

Paranın bittiği yerlerde saplanan kalan bir gençlikte kalmadı değil arkada..  ‘Aşklar bizi terk etti’ kendimize geldik, ve yine Kadıköy dedik hep beraber. Kadıköy'de  kalan tek insan değiliz, tekliğe mahkumuz bunu hatırlayalım. Kendini kaybetmenin dibine vuruldu bunda da. ‘ herkes bize imrendi’ imrenen kim? Tam bu arada lodos çıkıyor Kadıköy’de karşımıza..

‘S.o.s’ ile coşku daha da arttı onun öncelerinde Eyalet çocuklarından dem vurularak bel altı,şikelere kadar mesajlar verildi. Tarih sahtekarlıklarla dolu bir de değil mi?

Her şey karışık gitti. Bitiş ‘Hamdık Piştik Olduk’ çalındı. Uzun süredir çalınmayan, Tayfun Çağlar’ın eşlik etmesiyle inanılmaz değişik bir gece oldu, özellikle kapanış parçasının bu olması bizleri şaşırtmadı değil, en azından beni şaşırttı.. ‘Cesursak eğer cesursak kötü olmayı göze alabilecek kadar, o zaman iyi olmaya hakkımız var’

Kadıköy’e ,Kadıköy’dekilere selam olsun öyleyse..

Cem Kurtuluş, 2012





09 Eylül 2012

Cenk Taner Akustik Konseri@Kartal

08.09.2012
Terk edilişimden sonra İlk Cenk Taner konseriydi.  Bu ilk terk edilişim değildi.  Son da olmayacaktı. Öyle ya da böyle bir bataklığa saplanacaktık kadınlar tarafından.  C.t ‘yi dinlemek  eğlenmeyi saf dışı bırakmaktır aslında, en azından bana göre. Eğlenceli tarafları da vardı. Sıkıntılarımdan kurtulmak çok zordu.

 Kıyısız denizlere yürümek, o denizlerden çıkamamaktır, orada sıkışıp kalmaktır. Arkadaşlarım yoktu, dostlarım yoktu, aradığım kimse yoktu. Şarap şişelerine boğulmuş gidiyordum. Akciğerim  ne durumda olduğunu şu anda bilmiyorum bu önemli değil.  Hiçbir şeyin önemi yok.  Konser öncesinde 1 litre şarabı alıp Kartal sahile inmiştik. Deniz ne kadar da kararmıştı belli değildi.

 Sağda solda gülen insanları gözlemlemek biraz iyi oldu ama gülemiyordum. Bir şeyleri yitirmiştim artık, bunlar senden alındığında onların geri gelmesi olanaksızdı.  1 Litre Avanos vadisi şarabını çok hızlı içtik, 50’lik bira bardakları boyunda plastik bardak almıştık.  Arkadaşım telefonla konuşurken ben şarabı hızlıca içtim. İçmem gerekiyordu, böylesi daha mı iyi olacaktı? Sanmıyorum…

İçtikçe içtim. 1 litrelik şarap 10 dakika da bitmişti. Hiçbir şey anlamamıştım bundan. Daha fazla içmeliydim, sarhoş olmalıydım, ağlamalıydım, kendimi kaybetmeliydim. Bir süredir kendimi kaybetmiştim zaten. Ben, ben değildim.  Hislerim benden alınmıştı, çalınmıştı,  az umudu olan ben o umuttan da yoksundum artık.  Umudunu  yükseltenler, artık yoktu.

Acılar sisleniyordu tekellerde c.t nin dediği gibi. Kartal sahil’de hafif esen rüzgarla şarap şişesini bitirdikten sonra , kafamız biraz iyi olduktan sonra, sonra sıra geldi dışarıda bira içmeye. Kırmızı Tuborg,  Efes, Bomonti ne varsa tükettim. Ne varsa tüketmeliydim, belki acılar biraz olsun böyle giderdi. Ama olmuyordu, acılar yerli yerindeydi.

Ben ise şunu sayıklıyordum ‘’  Ne hayaller kırıldı gözlerden ırak, Ben seni düşündüm, zaten çok vakit alır’’ . 

Sayıkladıkça sayıkladım, yürüyebiliyordum ama hissizce ne olduğunu bilmeden, ne olduğunu hissetmeden. Geçen günlerde çorabını cebinde unutan ve onu fark etmeyen bir adam olarak bardan içeri girdim. 

Barmenlerle aram yoktur, ama iyilerdi. Bira pahalıydı dışarıda oldukça tükettik. Ama uçsuz bucaksız azınlık  ile yine biralarımızı paylaşıyorduk. Cebimde o kadar fazla para olmasa da alkole yatırmaktan başka çarem yoktu. Akciğerlerim belki ileride iflas olacaktı, kim bilir. Bunu boşver ,evet..

Yere çökmüştük, sessizce dinliyorduk.  Ve ‘’Buradan Uzaklara’’ çaldığında  Kadıköy o’na ağlıyordu, ben ise Kadıköy’e ağlıyordum, göz yaşlarım öyle akıyordu ki durduramıyordum. Kadıköy’ü , modayı,  Moda’daki kayalıkları, sarhoş oluşları, sabahlamaları, ekmek arası yaptırdığımız o günü, üzerime atlayıp onu Bank’a kadar götürüp getirmemi, yediğimiz tostları,  Moda’da duran ağaçları ve onun yanındaki Tahterevalli’yi  her şeyi Kadıköy sokaklarına borçluyduk, seni de.  Ama şimdi Kadıköy sana ağlıyor, sen sıkıntılardan kurtulmuş olsan da kariyerler ve bariyerler arasında olsan da , yalnızlık ve özgürlüğün seninle şu an..

Biraları içiyordum yerde çömelmiş şekilde. Bazılarını ise karıştırıyordum. Hiç kimse bunu sorun etmiyordu. ‘’Atlar Dönmedi’’ derken kaptan yine bir şeyleri düşünür olmuştuk. Ama Atlar oysa ki hiç dönmezdi, Atlar hep kaçardı. Büyük sevgiye maruz kaldıklarında atlar da kaçardı, insanlarda . el mecbur onların ki demek, atların ki yani. İnsanların ki değil. Yine söylüyorduk. 

‘’Adını unutmaya devam ediyorum’’ şarkısıyla konsere girdiklerinde sessizlik her yere yayılmıştı, oturduğumuz yerde hem eşlik ediyorduk, hem acılarımız artıyor, hem hüzünleniyorduk. Biram yanımdaydı, onsuz olmazdı. Tekmeyi yemiştik öyle ya da böyle, koşmanın anlamı yoktu bu saatten sonra. Bu sessizliği seviyordum ben, ama sessizliğimi sevmemene bir şey diyemem ben. Bunu da biliyor olmalısın..

Kumandayı ver deyip sayıkladım hep aslında, yukarıda sizi kandırdım sanırım. Yok yok kandırmadım, o sözleri de hep tekrarladım.  Senin düşünmen bir şeyleri geri getirmez..  İyidir iyi demiştik ama her şey kötü gidiyor şu ara , tarih bizi geride bıraktı. Hani Kadıköy’deki biz dediğin ‘’Biz’’. O da kaldı mı ki. Wildy öldü sonunda.. Kahkaha at hadi, ne de olsa sıkıntılarından kurtulmuşun…

‘’Rüzgarlı Deniz Kıyısı’’ önümüz Marmara ama o da bir hayal olunca ve içinde sen olmayınca  deniz kıyısının da anlamı olmuyor. İki taştan bir kale olmaz artık, sadece kale değil. Bu çalındığında evet Kadıköy sokakları yine, insanların gülüşleri aklıma geliyor. Sen halen gülüyorsun.. kartal sahilde avanos vadisi şarabı , deniz kıyısına benden hediye, bir de japon balıkçı ihtiyar vardı önümde. Yitirdiklerime içtim..

‘’Eğ başını eğeceksen ‘’  Moda ‘da bu şarkı hiç susmazdı. Kadıköy’deki kayalar, gece 3 gibi gökyüzünde dolaşan yıldızlar buna şahit biliyorsun, bilmesen de olur mu ki. Bilmemen tuhaf olurdu. İstikametim sana doğru derken rotayı kendin değiştirdin. Özgürlüğün ve yalnızlığın senin istikametin oldu…

 Şarkılar arka arkaya sıralanırken acılar da arka arkaya sıralanmıştı. Duymuştum şehirdeydim, evet sen şehirde yoktun, şehir karanlığa bürünmüştü. Aşktan önemli dertlerimiz vardı, o da  çöplük oldu. Kendin iyi biliyorsun bunu..

Gecenin sonuna doğru yaklaşıyorduk. Kaptan’a ‘’Kumandayı Ver’’ diye çok söylendim, çalınmadı ama olsun. Avunmak da iyidir bir yerde. Gözyaşları sel oldu gitti, sarhoş olduk, ağladık, düşündük. Düşündüklerimiz bizi düşünmedi ama. Öylece kaldık olduğumuz yerde. Konser bitmeden rakı ile konseri bitirdim. Bir de unutulmaması gereken şeyler de var. Kaptan’ın ‘’ insan şurda akustik konser veriyor bi bülent ortaçgil havası yaşatmadınız’’ demesi de bizleri güldürdü..

Cenk Taner..
Sarhoş olmak..
Kartal Sahil..
Ağlamak..
Acılara acı eklemek..
Hüzünlenmek..
Kadıköy sokaklarına Buradan Uzaklara ile selam etmek..
Sen hep belki dedin dese miydik
Ama sen hiç belki de demedin..
Vapurlar da kalktı artık
Trenler de yok artık
Şimdi İstasyonsuzum..
Öyle bir konserdi..

Duygulu bir yazı oldu idare edin.. ağladık ,sarhoş olduk işte daha ne olsun...