// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Erotik Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erotik Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2014

“ Biri kulak mememe dokunduğumda kontrolümü kaybediyorum” : LelleBelle (2010)


















“ Biri kulak mememe dokunduğumda kontrolümü kaybediyorum”

Hollanda Sinemasıyla  çok alakam olduğunu söyleyemem, bu zamana kadar neden izlemediğimi de bilmiyorum. Hollanda ekolüyle tanışmam  “ LelleBelle”  filmiyle oldu. Mischa Kamp'ın  yönetmenliğini yaptığı  “ LelleBelle  “ genç bir kızın hayatını  keman üzerinden anlatıyor, Yönetmen Mischa Kamp kemanı metafor olarak kullanıyor.  Filmde ana karakterimiz Belle.  “ LelleBelle”  Belle’nin müzik hayatından başlayıp aşk ve cinselliğe kadar uzanıyor.

 Film Belle’nin bir Fransız sinemasını hatırlatan öpüşme sahnesiyle başlıyor. Bu sahne aynı zamanda bize Belle hakkında fikir veriyor.  Belle hiçbir erkeğe cinsi manada yakınlık duymuyor, filmin başlarında gördüğümüz erkek arkadaşıyla yakınlaşmaması, erkek arkadaşını arkadaşıyla sevişirken görünce ipleri koparıyor, kendini kemana veriyor.  Belle’nin ailesi görünür de fazla gözükmüyor, sekse düşkün annesini görüyoruz, o da her sahnede görülmüyor. Kızının deneyim sahibi olmasını istiyor.

 Keman seçmelerine katılıyor Belle,  başarısız olacağını düşünen Belle’ye keman seçmelerinde tanıştığı kişiler yardım ediyor. Bunlar aynı zamanda filme hayat veren karakterler. Keman dersleri için gittiği yerde Belle, yakın arkadaşı Yukshi ile kalıyor, sonrasında kendine jigolo tutuyor ama bu onu tatmin etmiyor, adam kendisinin hassas noktasını bulamıyor. Belle aslında kendine ilham verici birini arıyor. Filmin başlarından itibaren bunu gözlemliyoruz.

 Belle’ye yakın olan Yukshi yakın zamanda bir ilişki başlıyor, beraber yatmaya başlıyorlar, ikisi arasındaki kopuş noktası Belle’nin  Yukshi’nin aynı ortamda bulunan Jesse diye bir çocuğa aşık olmasıyla bitiyor.  Belle, Jesse ile değişim yaşıyor. Belle’nin İlham verici kahramanı Jesse oluyor,birbirinden hoşlandıklarını belli etseler de birbirlerine bir süre söyleyemiyorlar. Aynı zamanda olaylar karışıyor. Keman seçmelerinden jürilerinden biri Belle’ye keman dersi verirken, Belle’nin en hassas noktasını buluyor, bu Belle için zayıf halka olarak yansıtılıyor bize.

 İkisi arasında seçim yapmak zorunda kalıyor Belle. Jesse’nin Belle’yi başkasıyla çıplak halde görmesinden sonra Jesse ile Belle’nin ilişkisi bir süre kopuyor.  Belle kendisine tek ilham veren şeyin Jesse olduğunu biliyor, ve kendisine geri dönüyor. Keman seçmelerine katıldığı esnada karanlık bir yerde Jesse’nin dokunmasıyla başlayan süreç, Jesse’nin yeniden Belle’ye ilham vermesiyle sona veriyor.


Film adına bolca çıplak, erotik sahneler görüyoruz, erkeğin cinsel organının gösterilmesi ve bir çok şey  izleyiciyi rahatsız edebilir. Mischa Kamp’ın izlediği yol eleştirilebilir, fakat filme “ erotik” kategorisine sokmak yanlış olur. Filmin  müzikal/ romantik film  kategorisinde değerlendirilmesi yerinde olur.


Filmin başrolünde oynayan Anna Raadsveld  doğal oyunculuğuyla göze batıyor,  Anna Raadsveld’e   partner olarak gözüken Charlie Dagelet de oyunculuk adına iyi iş çıkarıyor. Metafor olarak Keman üzerinden yola çıksa da “ LelleBelle”  19 yaşındaki bir kızın tutkularının ve hissettiklerinin peşinden gittiğini bize gösterirken bir Fransız filmini hatırlatıyor.  Fransız filmini hatırlatırken   bu filme “ erotik film” yaftası yapıştırılması büyük yanlışlık olur.

CEM KURTULUŞ  - 

20 Nisan 2013

Kalbiyle Sevişenler: Combien tu m'aimes



 Bazı sevişmelerde ağır bedeller ödersiniz. Pahalıya patlar size. Ucuz sevişmelerin altında derin tutkular yatmaz, ama pahalı sevişmelerin pahalıya patlaması kimseyi şaşırtmaz. Bazı sevişmelerse tarihe gömülür. Vakitsiz nakitsiz geçen günlerin ardında günlerin önemi kalmadığında sevişmeler o boşluğu doldurur. Doluluk oranı ise yadsınamayacak bir gerçektir.

Kalbiyle sevişenler, ruhuyla sevişenler, teniyle sevişenler.. Erkek veya kadın.. Kalbiyle sevişen  insan sayısı azdır. Her erkek ya da her kadın kalbiyle sevişmeyi beceremez. Ucuz insan olmanın yolu bedeniyle sevişmekten geçer. Ait olmadığın bir beden, oynamayan gözler ve ıslak olmayan bir beden. Kalbiyle sevişenlerin ruhları sevgi ile doludur.

 “ Combien tu m'aimes” Monicca Belluci’nin fahişe rolünü başarıyla üstlendiği Fransız yapımı etkileyici bir film. " Bir ikramiye çıksaydı hangi kadını satın alırdınız"  sorusu filmde bize yöneltiliyor. Film, başlarda iki karakter üzerinde dönüyor. François kendisine ikramiye çıkan şanslı bir adam. Daniela’da bir gece kulübünde çalışan fahişe. Monica Bellucci filmin başından itibaren güzelliğiyle seyirciyi büyülüyor.

 Erkek karakterimiz aynı zamanda kalp sorunları olan biri. Daniela’nın güzelliği karşısında büyülenip, onun çıplak bedeni karşısında ilk başlarda heyecan yaşıyor. Gün geçtikçe buna alışıyor. François , kadın karakterimiz Daniela’yı karısı olarak görüyor, maaşa bağlıyor bir nevi. Daniela’nın güzelliği herkesi şaşırtıyor.

 Başta doktor dostunu şaşırtıyor. Doktor dostunun ölmesi de Daniela sayesinde oluyor. Çekiciliğini doktora karşı gösteriyor, bu sadece doktorla sınırlı değil. François ile Daniela’nın ilişkileri 8 gün sürüyor. Çıplak sahnelerin ve sevişmelerin sık sık göze çarptığı filmde cinselliğin daha çok ön planda olması kimseyi şaşırtmaz.

8 gün geçirdikleri bu ilişkide erkek karakterimiz hayatında mutluluğu tatmayan ama mutluluğu Daniela ile yakalamış biri. Yağmur yağdığında arabadaki sevişme sahneleri ise her çiftin yaşaması gereken sahnelerden. 8 günlük süren ilişkinin ardından François bir süre bunalıma giriyor. Aralarındaki ilişkiye bir süre ara veriyorlar, ara vermesi kadın karakterimizin başka bir erkeğe sahip olması.

 François gününü gün ediyor yan komşusunu düzüyor. Ayrıca belirtmem gerekirse François ile Daniel sevişirken yan komşunun kapıyı çalarak seslerden rahatsız olduğunu söylemesi üzerine geçen sahne seyirciyi gülmeye teşvik ediyor. İlişkilere dair mesaj veriyor gibi gözükse de film erotik sahneler sıklıkla görünüyor. Filmin çoğu yerinde çalan müzikler kulakları tırmalıyor.

 François’in Daniela’ya dönmesiyle işler farklılaşıyor. Daniela ile erkek arkadaşı Charley sevişirken Daniela’nın charley’e karşı ruhsuz sevişmesi sahnesinde Daniela’nın bir sözü günümüz ilişkilerine mesaj veriyor. “Kalbiyle sevişiyor François” demesi. Kadını meta olarak gören Charley kadınını para uğruna başkalarına sunan biri, sonra bunun acısını çekiyor.

 Ve film ikramiye kazanan bir adamın ve fahişeyle ilerlerken filmin bitimine doğru erkek karakterimizin ikramiye kazanmadığını öğreniyoruz. Yönetmenin bunu akıllıca seyirciye göstermesi filmi daha izlenebilir kılmış. Film ayrıca günümüz sevişmelerine inceden ayar veriyor.

 “ Kalbiyle sevişenler,ruhuyla sevişenler,teniyle sevişenler” diye günümüz ilişkilerine doğru dokundurma yapıyor. Her şey bu çizgide ilerlerken film françois’in iş arkadaşlarına eve baskın yapmasıyla son buluyor. Erotik sahneleri gözümüze sokan filmde Monica Belluci Fahişe rolüyle iyi bir iş çıkarıyor, hem de kusursuz güzelliğiyle seyirciyi büyülüyor.

 Yazan: Cem Kurtuluş

11 Nisan 2013

Gerçek Aşkın İçinde Erotizmi Göstermek : Dokuz Buçuk Hafta (1986)













Bazı  tutkulu  sevişmelerin bünyede bıraktığı etki zaman fark etmeksizin kayıplara yol açar. Bu kayıpla birlikte kendi mezarınızı kazarsınız. “ Aşk, erotizmin biçimidir, erotizm’de aşkın bir biçimidir” diyen şair de buna atıfta bulunmuştu bir dönem. " Nine ½ Weeks " adlı filmde böyle bir yapım. 80’lerde adından epey söz ettiren filminde göz alıcı unsurlar dikkatimizi çekiyor.

 Kostümler, mekan seçimi, dönemin müzikleri gibi unsurlarla film 80’ler atmosferini yansıtıyor. Kim Basinger’a defalarca aşık olmamız da bizi şaşırtmaz. Gençliğinde şahane güzelliğiyle, kusursuz fiziğiyle dikkat çeken Kim Basinger başarılı performansıyla dikkat çekiyor. Sevişme sahneleri olmasaydı film izlenir miydi? İzlenirdi. Çünkü film hüzün ile izleyiciyi karşı karşıya getiriyor.

  Filmi özet geçecek olursak; New York’ta sanat galerisinde  çalışan Elizabeth  hakkında az şey bildiği Borsacı John tarafından baştan çıkarılıyor. İlk başta karşı karşıya geldiklerinde bakışmaları ve sonrasında gelişen tanışmaları, John’un hatunu takip etmesiyle devam ediyor.

 Elizabeth’in beğendiği bir şeyi fazla pahalı olması nedeniyle alamaması nedeniyle   John o beğendiği şeyi alarak Elizabeth’e sürpriz yapıyor.  Boşanmış, gerçek aşkın peşinden koşan güzel Elizabeth aşka yelken açmıştır. John’un her istediğini yapmaktadır.Bu ilişki aynı zamanda gerçek aşkı hissettirmekle birlikte seks oyunları üzerine kuruludur.

 Erotizm sahnelerini çoğu yerde görüyoruz.  Tanışma sahnelerinde John’un Elizabeth’i yatağa atacağını çoğu kişi düşünmüştür, ben de izlediğimde bunu düşündüm. Delicesine, arzulu bir kadın olan Elizabeth’in güzelliği karşısında büyülenmemek elde değil.

 Filmde en muhteşem sahnelerden biri de bir kadının teninde gözlerin kapanıp buzun başrol oynadığı gece, buzdolabı önündeki striptizci gibi dans edip filmde çoğu erkeğin başını döndürmesi kimseyi şaşırtmayacaktır. 

John’un Elizabeth’in karşısında farklı fanteziler sonucu film farklı sahneleri sinema izleyicilerine yaşatıyor. John’un farklı fantezilerine sonra balı Elizabeth’e tattırmasıyla erotizm sınırları yükseliyor.  John ve Elizabeth ikilisi maceralı yollardan geçiyorlar. Katıldıkları bir yemekte arzulu bir kadın olan Elizabeth’in John’un aletini tutması da ne kadar çılgın bir kadın olduğunu seyirciye gösteriyor.

 John’un Elizabeth’in hiçbir arkadaşıyla tanışmak istememesi “ seni ben yıkayacağım, seni ben soyacağım, seni ben giydireceğim, seni ben yedireceğim” sözleri de atlanmaması gereken detaylar arasında.

 John, Elizabeth’e karşı farklı rollerde bürünse de John burada aslında erotizme önem veren bir erkek rolünde. Daha doğrusu erotizm noktasında birleşen bir aşkı paylaşıyorlar. Muhteşem müzikleriyle Billy Holiday’ın filmde dinlemek de müzikal bir şölen olarak da değerlendirilebilir.

Elizabeth'; "Bu adamı çözemiyorum. ama bazen anlamak çok kolay. belki de taktığı kravattan, okuduğu ya da okumadığı kitaplardan. ama bilirsin; neyin ilişkiyi bitireceğini. o yüzden boyun eğer ve beklersin. bu durumu katlanılır kılar. ama bu adam. belki gerçek aşktır. belki."

Elizabeth’in her gün John’u düşünmesi ama John’un bu ilişkiyi çok fazla iplemediği gerçeği önümüzde duruyor.


Elizabeth’in erkek rolüne bürünmesi filmde rollerin  değiştiğini seyirciye gösteriyor. Sonrasında başları belaya giriyor, bir adamın kıçına doğru Elizabeth bıçağı saplıyor. O sahneden sonra  yağmur yağarken tutkulu sevişme sahnesi izlenmeye değer.

 John’un Elizabeth’in gözlerini kapatıp odaya bir kadın alıp o kadını soyma sahnesi Elizabeth’i kıskandırması da görülmeye değerdi. Daha sonrasında Elizabeth aynı şeyi yapmaya çalışması ama bunu becerememesi Elizabeth’in John’a olan sevgisinden kaynaklanmaktadır.


Gerçek aşkın içinde erotizmin saklı olduğunu yönetmen bizlere gösteriyor. John karakteri aslında filmde görüldüğü gibi erotizme düşkün ve mazoşist bir yapıya sahip, Elizabeth karakteri de bunların hepsini uygulayan ama sonrasında bu gibi uygulamadan sıkılan bir tip. Bunu da John’un tahrik olamadığını söyleyip Elizabeth’in sürünmesini istemesiyle görülmektedir.


Filmde detay ve ayrıntılar oldukça var, gözden kaçan detaylar olabilir. Filmin sonlarına doğru her filmde olduğu gibi bir son belirir. Elizabeth bu dayanılmaz durumlar karşısında artık pes eder. Dokuz buçuk haftalık ilişki sona eriyor. 

 John’un, Elizabeth' e; "Gidiyor musun? Kalmayacak mısın?" sorusu karşısında yanıt alamaması, sonrasında geçmişini anlatması da işe yaramıyor.  Filmde en etkili repliklerden biri John’un söylediği sözler;


John: “ Bak, bir şeyi bilmeni istiyorum. daha önce bir sürü sevgilim, kadınım oldu. ama inan bana hiç böyle bir şey hissetmedim. sen sadece kollarımdayken o duyguyu hissettim. bu beklemediğim bir şeydi. seni böyle seveceğimi aklımdan bile geçirmemiştim."

 Elizabeth; "Birimiz dur deyince sona ereceğini biliyordum. ama sen söylemedin. çok uzun süre bekledim. eşyalarım için birini gönderirim" 

John: “Lütfen gelir misin 50’e kadar  sayacağım “

Artık iş işten geçiyor. Elizabeth monoton yaşantısına geri dönüyor. 3 yıl beraber olduğu boşandığı kocası şirkette çalıştığı arkadaşıyla beraberdir..


Sonuç olarak; Erotik film kategorisinde gösterilen " Nine ½ Weeks "  Ateşli sevişmelerin aşk için önemli olduğunu göstermekle birlikte hüznü içinde barındıran, Kadın teninde buz gezdirmelerin, bal sahneleri de erotizm adına etkileyici sahnelerle kendinden söz ettirmeyi başarıyor. Oyunculuklarda   Kim Basinger ve Mickey Rourke döktürüyor, filmin izleyeni   80’ler atmosferine soktuğunu da söylemek gerekir. 


Yazan: Cem Kurtuluş