// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Yerli Albüm Kritikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yerli Albüm Kritikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2025

"Dehşet Verici Kuzuların Sessizliği" : Otonom Piyade - Kuzuların Sessizliği (2024)


 










Türkiye’de yaşıyorsanız “katli vacip” vakaların görülmesi ve toplumun ikiyüzlülüğüne dair söylenecek çok sözünüz vardır. Saian Sakulta Salkım ise otoritelere karşı isyan bayrağını çekip sözüyle de en sert şekilde makine usulünde yaptı. Bunun için sayısız örnekler var; en basit örneği ise Uğur Mumcu’yu katledenlere karşı söylemişti, safını pek önceleri belli eden  Saian ve K”st “ Otonom Piyade “ile işe koyulduğu ilk günden beri sert politik liriklerini K”ST ile birlikte “Otonom Piyade ”  adı altında  konuşturdular.  2017’de işe koyulan Saian ve K”st” dördüncü albümleri “ Kuzuların Sessizliği” albüm kapağında belli olduğu gibi liriklerinin ne kadar sertliğine dair mesajı baştan veriyor.  

Toplumda bu kadar adam kayırmaya, yolsuzluğa, hukuğun ezilmesine olan sözünü sakınmayacağının altını çiziyor. Albümün isminin “Kuzuların Sessizliği” olmasıyla ilgili cevap “ Kuzulara Sormalı” cevabı yatıyor.  Albümün giriş şarkısı “ La Havle Vela  Boom Bap”  ülkenin içinden alıyorlar bütün hikayeyi. Çocuk Tacizi, İstismar, Adam kayırmacılar, Katil müteahhitler,Faili meçhuller ve sonunda AKP iktidarına hicivleri ile güçlü politikliğini konuşturuyor. 

“Atamalarda torpil var, Hasankeyf'te dinamit/Oligarşi, emek üstünde, yükselen piramit,İçselleşen yolsuzluk ve örtbas” nakaratlarıyla  çalan ve çırpanlara, yoksulluğun dibine insanları mahkum edenlere sözünü söylüyor. K”st’ün araya girmesiyle “yattığı yerden maaş herkes tanıdığa beleş bitti iş ahlakı yolsuzlukla sürdü sefa gebeş” sözünü söylemesiyle mevzunun özeti gözümüzün önünde oluyor. Sözünü sakınmadan, haksızlıklara karşı gelen tavrıyla da bize gösteriyor bunu. Kuzuların Sessizliği konusuna Saian bir röportajında açık dille bunu şöyle dile getiriyor; “ Esasen bunları dert edinmeyen insanlara, yani o kuzulara neden bunları dert edinmediği sorulmalı. Dehşet verici olan kuzuların sessizliği.”

“Mevlana Kıskacı” ile  protestliğin çizgisinde söylemini değiştirmeden ana temasını vergiler kaçıran zümreye sözünü sakınmadan söylüyor. “vergilerden bıktık usandık ve her gün bir olay yavrum yurtdışından protest rap söylemek kolay” sözüyle de korkmadan,usanmadan,sakınmadan ve tam da adrese gitmesi gerektiği gibi. K”st ile daha da sertleşiyor lirikler, bu da argo dilinde “geğirince döl kokusu gelir senin ağzından kime sakso çekeceğini bilirsin en azından” nakaratlarıyla bir hale geliyor. 

“Nau Nau”  Thomas Hobbes’in meşhur sözü “ insan insanın kurdudur” sözüyle yola çıkıyor.  Bu söz aynı zamanda insanın içinde yaşadığı vahşi hayvanı temsil eden, barbarlığa giden durumunu ifade eder.  Toplumun ikiyüzlülüğünü ters yüz eden liriklerin yansımasını görüyoruz. “neden katliamlar batılıdan nükseder Afrika’dan, kan izini takip et yol çıkar Brüksel'e gazeteci cinayeti bir halk oyunu biz de devlet içinde başka bir paradigma gizli” nakaratlarıyla liriklerin büyüklüğünü bir kez daha anlamış bulunuyoruz. Basit bir anlamışlık değil, derinlik anlamında atılan sıkı bir yumruk minvalinde Otonom Piyade kendine ait sert duvarın olduğunu söylüyor bize bir nevi. K”st ile “O kareli ceketinizde s.o.s. logosu zorbalığı dikte eden badem bıyık korosu” ile de asıl adrese gönderiyor mesajı.  

“Skool of  Hard Knockz”   AKP’li yazar Abdurrahman Uzun’un “Açın kombileri yaz da olsa, havalar sıcak da olsa sonuna kadar yakın kombileri. Artık gaz patronuyuz.” cümlesiyle başlatıyor mevzusunu. Bu açıklamadan sonra doğalgaz’a yapılan zamların faturası halka ağır şekilde yansıtılmıştı, buna da ek parantez olarak belirtsek de/belirtmesek de gerçek budur.  Saian  “Burada adalet bir hayalettir/Halka ahlak öğreten avradını tekkelerde badeletir- Yobaz, bana faydasız kilisede papaz Senin dokuz milim, Saian'nın mermisi sarkazm"  nakaratlarıyla haykırıyor.

Şarkının gidişatındaki DJ Şivo’nun katkılarıyla  Scratchleri de bir o kadar etkili bir iş çıkartıyor. Scratch, ilk olarak 1970’lerde plaklar üzerinde yapılan bir DJ atraksiyonu denebilir, pek çok yetkin DJ kendi yaratıcılığını beatler üzerinde deniyorlardı.”Cim Karnında Bir Nokta” başlangıçta merkezde Çiçek Abbas’ı selamlayarak başlıyor. “Ben enflasyondan hiç söz etmeyen yüz bin kadar rapçiye dinleme sakın yapar metastaz” nakaratlarıyla inceden alt metini okuyoruz. (Metastaz; “kendisine en yakın damar dolaşımına geçerek bulunduğu bölgeden farklı bir vücut dokusuna ulaşması ve burada gelişimini sürdürmesidir.”)  

Toplumun şimdiki Z kuşağı adı altındaki nesile sözlerini sıralıyor Saian. “Taksit götüne kaçmış elinde ayfon” bölümünde dinliyoruz bunu. “Hiphop” ile geçmiş kuşaklara, yeraltındaki ruhu muhafaza edenlere sıkı bir ruhla cevap veriyor. “Rapti benim en dolaysız kendimi ifade formum” cümlesiyle sokaktan gelen bir neslin tutkulu tırmanışına bir ruhla cevap veriyor Otonom Piyade.

Albümün teknik konusunda;  Saian Sakulta Salkım & K”ST haricinde  prodüktör koltuğunda DJ Kaan Arslan,Miks de Berkant Merdivan, Mastering’i üstlenen Emrah Çelik ve Scratchlere yer veren DJ Şivo  bu  EP’de emeği geçip de unutulmaması gereken isimlerden.

Yaşadığın yerde sokakta yaşanan haksızlıkların,zorbalıkların, zulmün, sessizlik dilinin “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” minvalinde olanlara karşı isyan bayrağını çeken ve  haykıran “Otonom Piyade”  bir nevi “Kuzuların  Sessizliği” ile bir nevi kendi kuytu köşelerinde susturulmaya çalışan bir toplumun izdüşümünü/ yansımasını çiziyor. Hiphop kültürüne yakın olmayanlara bile, otomatik makine kıvamında old school sound’un hem altyapısıyla hem de lirikleriyle sıkı bir tokat/yumruk kıvamında “Otonom Piyade” memleketin ağa babalarına, halkı yoksullaştıranlara karşı sözü var!

Cem Kurtuluş, 2025

16 Ocak 2025

Hazardous - Highly Contagious (2023)


 











80’lerin Thrash Metal sahnesi dünyada pek çok kişiye  grup olma yolunda  ilham olmuştur ve olmaya devam ediyor.Türkiye’de sayısı azımsanacak şekilde thrash metal olduğunu düşünürsek halen bu işi inatla sürdüren birileri var. Yıllardır bu alanda üreten bir “THRASHFIRE” gerçeği var. Bununla birlikte ruhu delişken, bu işi kovalayan bir isimden bahsetmek yerinde olacaktır.

“HAZARDOUS”  20’lerde kanı thrash ile kaynayan ilk başta Ankara’da kurulup daha sonra da Kadıköy’de aynı ortamda takılan gençlerin gruba dahil olmasıyla ve sonrasında   80’leri kendine dert edinmiş,müziğine bunu yedirmiş ve müziklerindeki inatçılığı konserde de gösteren bir grup oldu benim için. Ekibin kadrosu Eradicate’den bildiğimiz Eray’ın da gelmesiyle son halini aldı. 

Lafı yerinde kesmek  gerekirse; yakın zamanda 4 şarkılık “Highly  Contagiaous” adında EP’leri ile  hızlı bir giriş yaptılar. Grubun  etkilendiği dönem 80 ve sonrası dönemin old school ve bununla birlikte liriklerde de klasik korku sineması ağırlıklı lirikler içeriyor. Grup, EP’nin da buna adandığını söylüyor.  

Bütün saldırganlığıyla, thrash metal kaosunun içine çeken ve giriş parçası olan EP’yi ismini veren “Highly Contagiaous”  beyninizde ayrı bir delik açarcasına, gitarlar ve davulların saldırganlığı noktasıyla, vokalin de o saldırganlığa aynı şekil cevap vermesiyle kaosun ortasında bulunmak kaçınılmaz oluyor. Ortalara doğru klasik old school thrash temposunun artmasıyla saldırma hissinin bütün emirleri yerine getiriliyor.”Long Live The New Flesh”  saldırganlıkta tempoyu azaltmadan, baş vokalin haricinde destek vokallerin artmasıyla atmosferin kaos içinde olduğunu gösteriyor. Başlangıç şarkısıyla başlayan davul atakları kaldığı yerden devam ediyor.

Öfke tufanını işaret eden, kaosa çeken “Fear  The Old Blood” ruhtaki kanı hissetmenin açlığına sert bir tokat, hızıyla ve saldırganlığıyla ve riffsel yönden yer yer death/thrash ortaklığını gösteriyor. “Feel the blood around you” nakaratıyla da belirleyici ve olması gereken adrese mesaj gidiyor.

Albümün kapanış şarkısı “Shapeshifter” saldırganlıktan geri kalmadığını ağır şekilde gösteriyor. “Kaçacak delik olmadığını gücündeki kanına güven“ mesajı veriyor. Başka bir konuya geçmek gerekirse; EP hakkında çok konuşulan konu ise grubun vokali. Grubun ilk malzemesine göre Avrupa’da pek çok kritikte grubun vokali Hamit’i bir yerme söz konusu oluyor, ama Crossover/Thrash açlığınız varsa kendinizi sadece soundun öfkesine kaptırıyorsunuz. Asıl mevzuya, ana temaya odaklanıp sounda kendinizi kaptırırsanız kaosun içine dalıyorsunuz.

Mevzuyu kısa kesmek gerekirse… Thrash Metal’in üvey evlat muamelesi gördüğü ve unutulmadığı yüz tuttuğu günümüz piyasasında Hazardous, genç yaşın getirdiği dinamitlikle Thrash’ın o sert ve saldırgan ataklarını”Highly Contagiaous” kafalara balyoz indirir gibi gösteriyor. Temponun saldırganlıkla yorulduğu, Crossover/Thrash atakların kesilmediği anda bir kargaşa ortamına giriyorsunuz.

Kaostan,saldırganlıktan geri kalmamak için albümün içine dalın!

 Kadro:

 Hamit – Vokal,Gitar (ritim)Bass

Eray Han – Davul

Deniz Ege Aydın – Gitar (Lead)

Kuzey Alemdar- Bass

Cem Kurtuluş, Ocak 2024

08 Ocak 2025

"Her şey yalan üzerine/ iktidarın sallansın" : Chaosdögs - Profane Charge (2024)


 










Bazı icralar ve diğer adıyla icraatlar tam anlamıyla korkusuz ve tutkulu şekilde olmalıdır. Bunu radikalleşmeye giden bir ülkede yapabilmek ise tamamen cesaret işidir.”Chaosdögs”/Chaosdogs” tam anlamıyla bunun icraasını Blackened /punk ile harmanlayıp “Profane Charge” ile ortaya döküyor.

“Era of Arrogancy” ile albümün açılışı yapılırken “kutsal Cuma akşamı/ geldi 7 günün sultanı” ile adrese mesajı Ortadoğu’da inceden mesajlara yer vererek söylüyor ve sonunda da şımarıkça yetiştirilen, düşünmekten yoksun ve tabiri caizse kimseyi iplemeyen  kuşağa “Sıfır akıl, içi boşlar, bunun adı, sikik z kuşağı” lirikleriyle neşteri vuruyorlar.

“Gospel of Hell” bir türlü Kadıköy’de yeraltında bir dönemki sokaktaki takılmalarıyla birlikte arkadaşlık bağını oluşturan insanlara saygı babında olarak hissettiriyor kendini. “Kadıköy’den yeraltına keder dolu sözlerle cehennemin en dibinden çıkageldim bak şimdi” lirikleriyle nokta atış yapıyorlar. “Blood Friday” ve  Middle Eastshithole” tam da adına yakışır şekilde radikalleşmiş Türkiye şartlarında giden ORTADOĞU gerçeğini sunan sıkı şarkılar.

“Whiskey Cult” tam olarak kaosa girmek için adanan şarkılardan, “get drunk and start a fight “ lirikleriyle birlikte  kavgaya girmek için hazır olan kitleyi hareket ettirecek bir tribün organizasyonu gibi adeta. GG ALLIN’e saygı babında “Live Fast Die Fast” adına yakışır “hızlı  yaşa hızlı öl” nakaratlarına sahip klasikleşmiş bir şarkı olmasına rağmen Chaosdogs bunu oldukça  klas ve o “blackened metal” adlı leşliğe yoğurarak yorumlamış.

Albümün finaliyle sonlanan; Uğur Mumcu’yu hem anmakla hem de Uğur Mumcu’nun “halk,din sömürüsünü affetmiyor” sözleriyle açılan “Ahiretin Bedeli”   her şey yalan üzerine olduğunu haykıran toplumdaki bütün pisliklere dair perde aralıyor. “Her şey yalan üzerine/iktidarın sallansın” sözüyle de nokta atış yapıyor.  Fizikel kopyanın içerisinde iki kayıt var; biri sadece leşlikle yoğrulmuş kayıttan canlı kayıt ve daha çiğ,daha leş, daha da içine çıkıyor.

Albümün mix ve master işleri Kadıköy’de sıkı işlere destek vermesiyle tanıdığımız Erhan Kabakçı’nın elinden çıkıyor,bununla birlikte Anti-Zine’da underground işlerle bizleri buluşturan Bekir Akman’da albüm kapağında klas iş çıkarıyor.

 Kadıköy’de "Born to kill ,live for total chaös” parolasıyla yola çıkan “Chaosdogs” Dismember,Bastard Priest,Toxic Holocaust gibi eski/yeni karışık ekol gruplardan beslenen bunu “Profane Charge “ ile ne kadar sıkı iş çıkardığını tabiri caizse cümle aleme gösteriyor.

Ortadoğu’da dönen pisliklere,bir ülkenin radikalleşmesini giden yolda sözünü cesurca söyleyen birileri var!

Halen “Underground “ diye bir iş yapmak istiyorsanız ilk işiniz bu albümü alıp bu genç ve icraat işlere imza atan çocuklara destek çıkmanızla olur.

 

STAY UNDERGROUND!


Kadro:

Noisebringer: Guitar&Vox
G.G. Cush: Drums
Jagöff: Bass&BackVox

Cem Kurtuluş Ocak 2025

09 Mart 2023

Ölümün Karanlık Vadisinden Sesleniş: Sermon - Till Birth Do Us Part (2023)

 












90’lar Türk Rock/Metal underground ortamından söz etmek gerekirse pek çok grup maddi yetersizlikten dolayı albüm çıkaramadı, pek çok çıkan albüme de yeterli destek gelmediğini söylemek yanlış olmaz. Bu sayede de grubunu kuranlar en kestirme tabiriyle “Demo çıkaralım, yaptığımız iş güme gitmesin “ mantığını izlemiştir sanıyorum, en azından ben bunu yapardım diyerek işin içinden çıkayım.

 90’ların ortaları gibi piyasaya çıkan “ Sermon” önceleri “ Moon” adıyla kuruluş aşaması oluyor, burada bir demo kaset yayınlayıp daha sonraları kişisel sebeplerden dolayı dağılıyor. 1995 yılına uzanan bu hikayeden 2 yıl sonra aynı ruh 1997 yılında Sermon’u kuruyor. Sermon’un kişisel öyküsü ise böyle şekillenmiş oluyor.  Sermon’un kurulduğundan itibaren besteler şekillenmiş oluyor, 3 demo kaset çıkarıyorlar.

 Daha sonra 2004 yılında müzikal faaliyetlerini durdurma kararı almıştı Sermon.  Geçen 17 senelik aradan sonra , 2021 yılı gibi grubun iskeletlerinden Cem Barut’un  tekrardan grubu faaliyete geçirmesiyle ,ve Durmuş Kalın’ın da gruptaki önemli konumuyla ve  vokalde Forgotten grubundan tanıdığımız Harun Altun’u da  Sermon bünyesine alarak aslında herkes için ne kadar heyecanlı bir iş geleceğinin habercisini veriyordu,ki bu Sermon tarihinde dijital ortamda yayınlanacak ilk albüm kaydını oluşturacaktır.

 Grup, geri dönmekle de alakalı albümün habercisini verdiği röportajda ; “Müzik bizim için 'zaman öldürmek' anlamına gelmediği için elimizden geleni yaptık ve insanlara hala burada olduğumuzu söyledik. Bunu yaparken de güncel gelişmeleri ve koşulları takip ederek müzik türümüzü şekillendirdik.”  diyor.  Kısaca bunun özeti de grubun dediği gibi “ geri dönmek için hiçbir zaman geç olmadığını öğrendik” sözünde yatıyordu.

 Grubun ilk albümü olan “Till Birth Do Us Part” albümüyle alakalı grup bu albümün konsept durumunun sorulması üzerine “Albümün konsepti genel olarak doğa ve insanoğlunun birbirine bağlı olarak yol açtığı tahribat ve yıkım üzerine. Doğanın yapay olarak yok edilmesi misillemeye neden oluyor ve insanoğlu bu konuda çaresiz. Doğa, insanların verdiği zarara bir cevap olarak intikamını alıyor.” cevabını veriyor.

 Albümün açılış parçası “Posthumous” ne kadar karanlık bir havada kasvetli hüzünlü bir kışın ruhunu yansıtırcasına üzerimizde etkiyi bırakıyor.” Posthumous” ise burada “ ölüm sonrası “ zamanı işaret ediyor. Aynı zamanda bu bölümde yer alan bir kısım Fransız Şair Charles Baudelaire şiirinden bir kısım içeriyor.

Harun Altun, vokaldeki ruh dolu performansındaki hüzne tanıklık etmiş oluyoruz,ki kendisi Forgotten’in son albümü “Returnless “ de de bir o kadar ruhlu performans çıkarmıştı. Gruptaki liriksel yönden Harun Altun’un beste konusunda yaratıcılığını da buna eklemek gerekiyor.

 Paradise Lost, My Dying Bride, Type O Negative 90’ların başı gibi Doom Metal’in hüzünlü ve kasvetli sounduna  sadık grupların izinden gittiğini görmek kaçınılmaz oluyor “Sermon “ için. Her ne kadar kuruluş tarihi 1997 olsa da arada kısa zaman dilimi olsa da Doom/Death Metal vari soundu duymamız kaçınılmaz oluyor. En önemlisi de bunların ikisini harmanlamak az buçuk bir iş sayılmaz dedirtiyor.

 “Sliver Splinter “ ile birlikte agresifliğe doğru yol alınıyor. Ritimin daha öne çıktığı sololarıyla da belli ediyor kendisini.  Burda da Charles Baudelaire’in başka bir şiirinden bölüm yer  alıyor. “And time engulfs me minute  by minute /as the immense snow a stiffening corpse" nakaratıyla yanıt veriyor bu şarkıda grup bize.  Ağır atmosferde giden şarkı ilerleyen bölümde hızını arttırarak basamak arttırıyor.

 Keman sesleriyle bizi karşılayan “Flawless Entropy” albümün ilk yarısında kasvetin,hüznün adresi oluyor. Başlangıcıyla birlikte içimizdeki cansız bir hava ile melankoliyi bir boşluk perdesinde hissedeceğimizin sinyalini veriyor. “Requitement”  arada gitar oyunlarıyla ve Harun’un o hırıltılı vokaliyle yükselen ve liriklerindeki doğanın bir gün geri döneceğini intikamını insanlıktan alacağına dair sözünü söylüyor.

 “Cerulean” orkestra vari girişiyle, ağır ve karanlık atmosferiyle dokunaklı rifflerle kendi başına hüznün basamaklarını tırmanıyor. Sololarıyla da iz bırakmayı biliyor. Sadece tek şarkıda değil, albümün genel hattında gitarların etkili olduğuna dair ayrı parantez açmak gerekiyor.  Cem Barut ve Durmuş Kalın isimlerinin de bu konuda yaratıcılığını eklememiz gerekiyor. Karanlık rifflerin üstüne Harun’un kusursuz ve hırıltılı vokali eklenince ağır bir kış hüznü yaşamanız da kaçınılmaz oluyor.

 Bir şairin “rüzgarla gelen,rüzgarla gider” uğuldaması, fısıldaması hissiyatıyla belleğe yerleşen “Destined To Decline” bir bölümü Charles Baudelaire’nin “ Elevation” şiirinden alıntılara yer bulan, dokunaklı, duygusallıktan ziyade melankoli ve hüzün koridorunu genişletiyor tek başına. Melodileriyle,riffiyle, Harun’un mezarlıklardan gelen vokaliyle ölüm hissiyatını yayıyor. Ağır ağır gezegenin yok olacağına milim kala hissiyatları almak kaçınılmaz oluyor.  Albümün kapanış şarkısı  “The Jupiterian Effect “ ölümün karanlık vadisinden kederli melodilerle süslenmiş bu yapayalnız gezegende hissiyatıyla etkileyeceğini ortaya koyuyor.  Daha da çok dünyanın akıbetiyle alakalı  dünyamızın yok olduğuna dair lirikleriyle işaret ediyor Sermon.

 Ölümün tedirginliği, soğuk oluşu, buz gibi mezarlıklardan gelen homurtulu ruh halinin hepsi  Sermon’un “ Till Birth Do Ust Part” ile kaçınılmaz oluyor. Albümün yazılma aşaması 2021 yılına denk düşüyor. Albümün lirikleri çoğunluk olarak kasvetli lirikleri Forgotten’dan tanıdığımız Harun Altun’a ait, bununla birlikte albümde gizli kahraman olarak söyleyeceğimiz isim “Durmuş Kalın “ oluyor.  Albümdeki kasvetli rifflerde yaratıcılık ve bu karanlık ve soğuk atmosferin yaratılmasında iskelet görevi üstleniyor Durmuş Kalın ve bununla birlikte mix ve mastering işi de kendisinin işi oluyor.Albümün kapak tasarımı Marcus Ganahl, İllüstrasyon işi Durmuş Kalın,  Digipack Artwork işini Ankara'nın gediklilerinden  Slim Rödriguez üstleniyor.

Prodüksiyon olarak tatminciliğin üstünde grubunda bahsettiği gibi “kalıpların dışına çıkmadan yaratıcı bir albüm hazırlamak istedik “ cümlesiyle bu cümle adrese gitmiş oluyor.Bununla birlikte grubun tekrar faaliyete geçmesiyle Cem Barut’un da 90’lar camiasındaki ağırlığına önem vermek gerekir.

 Sonuç olarak; 90’lar ruhunun samimiyetini hissettiren, Paradise Lost, My Dying Bride, Type O Negative, Entombed gibi grupların izini hissedebileceğiniz, kasvetli ve ölümün hüzünlü yanını karanlık bir atmosferde” Till Birth Do Us Part “ albümüyle fazlasıyla sunuyor bize.

Ölümün  karanlık sesleri  seni çağırıyor!

 Kadro;

 Durmuş Kalın – Gitar (Lead), Klavye, Davul Programcısı

Cem Barut – Gitar  (ritim)

Harun Altun -  Vokal/ (Bütün sözler/lirikler )

 Mix&mastering: Durmuş Kalın

 Label: BitumeProds

Cem Kurtuluş, 2023

23 Ekim 2022

"Bir İntihar Öyküsü" Asafated - Bileklerimi Keserken (2022)












İnsanın en büyük üretkenlik noktalarından biri melankolidir. Kendi içindeki hüznünü notalara taşırsa tehlikeli yollara girmesi kaçınılmaz. Bu tehlikeli yol ise depresiflik,melankolik,hüzün üçgeninde birleşmesi de yolun sonunda kendisini bekleyendir. Hüznün merkezindeki melodileri ruhuyla harmanlayıp servis etmek müziğin en zor işlerinden biridir.

Asafated’in 23 yıl sonra sessizliğini bozduğu, “Tout va Bien”  in devamı olan hissiyatla melankoli zehrini merkeze yerleştiren  “ Bileklerimi Keserken “ kaydı 90’ların ruhuna bir ağıt, melankolinin tırmandığı ve Tanju Can’ın dediği gibi “ Bir intihar öyküsü “ ve bu öykü 7 bölüme ayrılıp  23 dakikaya tek bir parça halinde yayılıyor.  

Albümün kaseti ilk başta sınırlı sayıda çıktığı. Albümün hem kaset versiyonun hem  CD kapağında “Sevgi ile “ notu bırakılıp Metal müzik ortamlarının emekçilerinden Çağlan Tekil ve ortamların hızlı metalcilerinden ve emektarlarından Parkinson Şeref anılıyor.

EP, eski  metal ortamlarının unutulmazlarından Parkinson Şeref’i unutmadığını gösteren Tanju Can ve Parkinson Şeref /Şeref Görülmüş) arasında 45 saniyelik telefon konuşmasındaki bir intro ile açılıyor . “Acayip mutluyum ağa. Son iki yılım kaldı” sözü bir o kadar hüznün saf hali, her melodi her notada kendini tekrarlamanız ve hissiyat olarak derin melankoli izi sizi baştan kendinize çekiyor.  

“Bileklerimi Keserken”  EP’ye adını veren şarkı ince dokunuşlarla ve “uzaklaştı her şey, gökyüzü deniz…” cümlesiyle melankoli ve depresif havayı soluyoruz. Hüznü insanın kendisine yollayan “Keder”   Mert Yıldız’ın hafif klavye dokunuşlarıyla  “Gecenin sessiz sohbetimde ben mecnuni bir vahim” sözleriyle vurucu ve duygusal,ballad niteliği taşıyan kuş ötmeleriyle açılan depresifliğe ayrı yelken açıyor. Atilla Tutumlu/Mert Yıldız imzası taşıyor. “Hayaller “ kuş seslerinin etrafa yayılmasıyla, melankoli zehrinin ruhlara enjekte edilmesiyle kapalı odalarda ağır bir tahribat oluşturuyor insanın kendine. İlk yarısının Enstrümantel şekilde sürmesiyle bir yerden bir yere savrulmak da çabası olsa da sözünü “vazgeçme hayalinden ölüm olsa bile“ cümlesiyle nokta atış yapıyor.

Bass’ın duygusunun ağır bastırıldığı, duygusal dokunuşlarını ağırlıkta olduğu “Tanrı” kısa vurucu sözlerle dibe gitmemize yol gösteriyor. 

 “Yıllar” ile keskin,melankoli, Tanju Can’ın iç yakan sesiyle melodilerin hüznü ile birlikte ağır ağır, atmosferin kasveti yıllara meydan okuyor. 

Albümün/ EP’nin genel kasvetli dokunuşlarında gitarda Atilla Tutumlu’nun yarattığı o atmosfer aslında bildiğimiz Asafated’in  ruhun kuytusunda olan bireyin yalnızlığıyla alakalı hissiyatına dair bir şey söylüyor.

Sonuç olarak; hissiyatıyla, ruhuyla, melankolinin yüksek basamaklarında dolandıran "Bileklerimi Keserken  yalnızlığın derin kuyularında kendiyle savaşan nesil için ağır hüzün ifade edecektir. Tanju Can'ın dediği " bir intihar öyküsü " sözü de ruhuyla,hissiyatıyla,melankolinin tırmanmasıyla bu sözü harfiyen yerine getiriyor!

Cem Kurtuluş,2022 Ağustos

31 Temmuz 2022

"THRASH, KAN,KAOS " Thrashfire - Thrash Burned the Hell (2011)


 










Geçmişe yolculuk yapacak olursam;biraz daha genç yaşlar herkesin kanı hızlı kaynardı ve Myspace gibi çağda bir keşif yolculuğu yapılırdı. Bu yolculukta thrash metal ile ilgili envanter çeşit bilgi toplanırdı. Forum sitelerinde paylaşılanlardan ötürü dayanışma çoğalırdı. Mevzu bahis burada; dayanışma cart curt diye konuşmak değil elbette. Mevzu bahis konumuz Ankara’lı thrash metal canavarları “ Thrashfire”  kendilerini myspace zaman diliminde “Kill the Fake God “ şarkısıyla ortalığa zehir salmışlardı,bunun devamının geleceği de bellliydi. Bu sürede PROMO Cd’leri edinmiştik bile, Old School Rock Bar’ın olduğu zamanlarda da grup o zamanlarda Artillery grubunun alt grubu olmuştu. PROMO’ların dağıtıldığı zamanlarda 2010 gibi bildiğim kadarıyla gruptaki bass gitarist Merter Kaygısızel askere gitmişti,dönüşte de grubun thrash canavarlarını kanıtlarcasına saldırganlıktan ödün vermeyen bir albüm gelecekti.

Thrash metal cehenneminin adını müjdeleyen  “Thrash Burned The Hell”  bu işe girişip ilk dönemlerinde thrash metal ateşini yangına çeviren, o saldırganlıktan ödünç vermeyen devamlı kaosa davet eden “bu gece zorlu bir konser olacak/poserlera yer yok”  nakaratlarına sahip “Thrash,Beer And Violence “ gibi adının da hakkını veren bir şarkıyla açılış yapıyor. Gitarlarda o eski kafaların riffleri, Burak’ın o hırçın vokali ve devamlı “Thrash,Beer And Violence “ nakaratlarının tekrarlanmasıyla devamlı kaosun devam edeceğini söyler,ki konserlerin devamlı olmazsa olmaz parçaları arasında yerini almıştır. Kaos ortamında şiddet tırmanırken headbang isteği ile birlikte uzun saçlar ucuz biralarla yağlanmış ve thrash ruhunun akibetini bu şarkı belirler.

“World Domination” dünyayı domine eden yalan politikalarıyla kendi halkını kandıran siyasetiyle mide bulandıran kravatlı kesime atıfta bulunur,ki bu şarkının çıkış süreci PROMO’da kendine yer bulmuştur. Liriklerindeki “Tell me motherfuckers did you have a good day?” nakaratıyla cevaplar Thrashfire bu şarkıyı. Davuldaki ataklarla, vokalde hızın şiddete katılmasıyla kaosa katılmamanız için hiçbir sebep yok!

Albüme ismini veren thrash metal cehenneminin habercisi “Thrash Burned The Hell” ile thrash metal cehenneminin yaratıldığı ile alakalı sözünü ilk başta nakaratlarıyla söylüyor Thrashfire. Jilet gibi riffler saldırganlığın ifadesi, kaosun içinde o gaddarlık gösterisi devam ediyor. Gitarların saldırganlığı davul ataklarıyla birleşince geriye vokalin öfkeli yok ediciliği kalıyor. Çift gitarın thrash metal’de etkisinin tartışılmaz bir gerçek olsa da burada jilet gibi rifflerin yağ gibi aktığı arada sololarla birlikte uçuruma doğru yol alıyoruz.

 “Backstreet Junkies “ arka sokaklarda dönen keşlere ağıt niteliğinde gitarların saldırganlığında tam gaz devam ediyor.  Liriklerde kendini pazarlayıp uyuşturucu almaya çalışanlara da atıf var, “bu yolun sonu yok” mottosu yerleştiriliyor.  Thrash metal şovunun devamı niteliğinde  “Hell Performance Hall” saldırıya kaldığı yerden  “Thrash is not dead you fucking bastards” sözleriyle karşılık veriyor. Albümdeki ilk şarkılara göre sönük gelebilmesi yüksek,ama  kaostan sizi geri çekmiyor.

 “Dead Collector”  bir cephe alanında cesetler ve kan kokuları üzeri lirikleriyle öne çıkıyor. Davul bölümleri herkes için cezbedici olur mu bilmem;atmosferin bütününe uyacak şekilde ilerliyor. Şarkının ilk yarısından sonra ayrı bir atağa çıkarıp kaosun içine davet ediyor. “Thrash “ kelimesinin agresif dolu ifadesiyle albümün en dinamik demirbaşlarından olan “Angels and Drunk Witches” bir öfke tufanı şeklinde ilerliyor. Özellikle gitarlardaki saldırganlık hissiyatıyla deliliğe doğru tırmanış yapmanız mümkün! Albümün genelinde gitarların saldırganlığı konusunda söz tabiriyle prim verilmiyor, bazı kritiklerde rifflerin tekrarlandığı söylense de bunu albüme ruhsal yönden yedirmek de zor olacaktır.

 Thrashfire’ın ilk çıkış zamanlarında yayınlanan, bazı forumlarda ve myspace döneminde gördüğümüz “ Kill the Fake God” yalan demeçlerin ışığında gözyaşı vaat eden ama bunu saklayanlara aynı zamanda isminden de anlaşılacağı mesajı direkt merkeze yolluyor.” No Mercy No Pain”  saldırganlık,öfke,kaos üçgeninde birleşerek merhametsizlik ve acımasızlık üzerinden kan dökenlere sesleniyor. Thrashy öfkenin her zerresini hissediyorsunuz. Merhametsizlik ve acımasızlık arasında bağlantının her riffte,her notada hissetmeniz kaçınılmaz oluyor. 

Ölümün acımasız yüzünde kayıpların ve çocuğunu yalnız bırakıp savaşa giden babaların hikayesini anlatan “ Death Is Near”  atmosferiyle, içinde bulundurduğu sololarla, davul ve jilet gibi rifflerle fazlasıyla o öfke tufanını sonuna kadar hissettiriyor...   Albümün final bölümüne giden yolda akustik girişiyle başlayan “Silent Torture” thrashy rifflerin saldırganlık ve kaosa davet etmesiyle insanlığın lanet sonuyla sonuçtalan katliam ve felaketlere lirikleriyle cevap veriyor.

 Albümün prodüksiyonuyla ilgili Alman Thrash’inin etkilerinin fazlasıyla hissedilmesi bu açıdan da  Mix ve Master işleri Deniz Durdağ’a emanet edilmiş. Albümün iki şarkısında back vokal olarak Tarkan Gürol’un katkıları var, bunun yanında grubun ilk kurulma aşamasında bildiğim kadarıyla  Şeref Umut, grubun ilk zamanlar myspace’te saldığı şarkıların emekçilerinden. Albümün fotoğraflar işlerindeki katkısı Bünyamin Salman ve Sanem Yücesoy’a ait. Albümün kapağı “thrash-militia” temalı ilk dönem thrash tutkunu olanları yansıtacak kadar klas duruyor!    Berkan Baltas, Derya Saraçoğlu, Emre Yıldır,Mert Aydın, Onurcan Soncul bu kapakta emeği geçenler. Bu açıdan onlara da ayrı not düşelim.

 Gençlik ateşiyle birlikte parlayan o amatör ruhun getirmiş olduğu olayı dinlediği gruplarla beslemek geçmişten bu yana her zaman iyi hareket olmuştur,ki bunu 80’lerde yapan bir ton grup vardı. Şimdilerde 80’lerde olmasa da Sodom,Slayer,Venom gibi grupların soundlarını harmanlayıp eski ürettiği besteleri gaddar şekilde sunan,Alman Thrash’inin balyoz gibi kafasına vurarak gösteren  “Thrashfire “ cehennemin thrash tarafını hem thrash-militia lirikleri hem de politiğe kayan lirikleriyle  “Thrash Burned The Hell” ile fazlasıyla gösteriyor demek belki basit ve ucuz bir cümle olacaktır ama onlar bunun 20'li yaşlarda genç başına fazlasıyla gaddar şekilde gösteriyorlar!  

Not; Yıllarca dinlenen bu kayıtın albüm kritiğinin böyle detaylı, böylesine yıllar sonra yapılması ise Thrashfire’a bir teşekkür içermektedir!

 Kadro;

 Burak Tavus, Vokal

Merter Kaygısızel, Bass Gitar

Onurcan Soncul, Gitar

Can Selman, Davul

 Cem Kurtuluş,2022

15 Haziran 2022

Eradicate - Demise Towards The Dasein (2022) Demo


 











Felsefe tarihi boyunca tartışılmış boyutta bunun ilerisine geçen bir varoluşçuluk sorunu var. Pek çok felsefeci buna açıklık getirse de bununla alakalı pek çok konuda savlar türetilmiştir. Heidegger’in “Dasein “ kavramından yola çıkarsak; Heidegger daha doğrusu insanın varlığını kaygısal durumlarla ortaya koyar.  Hayatın içinde yer alan hiçlik,bunaltı,kaygı gibi kavramlar Heidegger’in dünyasındaki “Dasein “ kavramına örnektir. “Dasein” her ne kadar Almanca’da “varoluş” anlamına çıkıyor olsa da sadece varoluştan değil var olduktan sonra insanın kendi dünyasındaki sıkıntılarına doğru bir yolculuk olarak da özetlenebilir.

 “Dasein” kavramından ufak olarak bahsetme nedenim  Kadıköy menşeli gaddarca  eski death metal sahnesini müziklerine yerleştiren bu yolda ilerlemek isteyen “ Eradicate” grubunun  demosunun baş temasının “ dasein” kavramı üzerine olmasından ötürü. 

 Eradicate’in  “Demise Towards The Dasein”  demosu  ürkütücü, karanlık,dehşet verici tanımlamalarına sığacak bir o kadar kara bulutlar üzerindeki hissiyata sahip “Maddening Darkness of Obscruity”  ile açılıyor. Kaosa davet eden bir o kadar Efe’nin gaddarlığın üst seviyelerine çıkan vokali ve Eray’ın  davul ataklarıyla da tekme tokat dayak yeme hissiyatında atmosferde Whispering Paranoia” bir nevi kendi dünyasında paranoyaklaşan, uyku ve uykusuzluk arasında giden her insanın sıkıntılarına lirikleri doğru temas eden  bir anlayışla devam ediyor. “Involution Within the Void” başlangıçta  kaotik ve bir o kadar doomy atmosfer içeren daha sonrasında öfke ataklarının devreye girmesiyle hırçınlaşmasını bilen kimlikle ve Efe’nin gaddar vokaliyle ve tüm ekibin de klas iş çıkarmasıyla, kozmik yaşamdaki lirikler üzerine ve  sözünü söylüyor.“Madness consumes them/When faced the loneliness” nakaratlarıyla da son sözünü söylüyor.

 “Pseuodic Liberty of the Mind”  thrashy rifflerin döşemeliğinin kenarında death ve doom senteziyle karanlık atmosferiyle demonun kapanış parçası oluyor.

 Demoyla ilgili müthiş kapak Bekir Akman’ın eseri; mix ve master işlerinde bu işte klaslığını konuşturan Erhan Kabakçı’ya emanet edilmesi bu soundun olmasında grup kadar kendisini de emektar listesine eklemek gerekir.

 Sonuç olarak; yaşları 20’lerde olan üç gencin çıkardığı bu iş ilk olarak Bestial grubu olarak kurulan Eradicate’ın daha sonra death ve doomy işlere karışmasıyla en son halini “ Demise Towards The Dasein “ demosuyla klas şekilde gösterdiğinin kanıtı. Bununla birlikte Heidegger’in “Dasein “ kavramı dediği varoluş meselesine değinen lirikleriyle, karanlık riffleriyle bu öfke tufanına tanıklık edin!

 Kadıköy’ün kaotik atmosferini eski death metal sahnesinin riffleriyle donattığını Eradicate’in  “ Demise Towards The Dasein “ demosu ile görmek fazlasıyla mümkün!

 Kadro;

 Vokal/Gitar: Efe

Davul; Eray

Bass: Sarzu

 Cem Kurtuluş,2022

15 Nisan 2022

Saints 'N' Sinners - Rise Of The Alchemist (2022)


 










Maziye dönecek olursam;yıl 2008, Masstival’de Whitesnake ve üstüne Def Leppard izliyorum, bununla birlikte nitelik anlamında da epey doyurucu grup çıkıyor ve  sonra o zamana kadar isimlerini duysam da canlı dinlemeye tanıklık etmediğim bir gruba denk geliyorum. Saints ‘N’ Sinners  adında büyülü bir grup çıkıyor, hiç tanıklık etmediğim ergenlik çağının diğer evresine geçişte bir şok yaratmışlardı bana. Sahnede yarattığı enerjisiyle heavy metal’in o güçlü yanını fazlasıyla yansıtıyorlardı. Kendileri de bir o kadar  Whitesnake ve Def Leppard gibi grupların hastası da olduklarından müziklerinde de bu etki bariz hissediliyordu. O soundda olmasa da harmanlamayı fazlasıyla iyi biliyorlardı.

 Konuyu kısa kesmek gerekirse; 2013’de  kendi isimleriyle çıkardıkları albümden bu yana dokuz sene gibi bir süre geçti. Yeni albüm hazırlığındayken grup teklilerini piyasaya sunmuştu albümün gidişatıyla ilgili de Deniz Tuncer “Bir önceki albümle bu albüm arasında büyük bir sıçrama var. Yeni şarkılar başlı başına senfonik olmasalar bile, adeta bir film müziğinden fırlamış ve metale dönüşmüş gibi geliyor kulağa” yorumunu yapmıştı. Bu, bir grup için uzun süre olsa da bunun sahaya etkilerinin farkında olacağı malumudur,ki grup “Rise of the Alchemist“ ile sahalara geri dönüş yaptı.

 Albüm kritiklerinde pek çok albüm kritiğinin aksine lirikler önde önem verdiğim konu olsa da bu albümde müzisyen olmasam da heavy metalin zirvesine doğru adım atan değil,aslında günden güne çıtayı yükselten bir albüme ağırlık vermek olacak bunun adı. Albümün açılış parçası “As Above So Below”  hikaye vari bir girişle daha sonra katmanlı şekilde güçlü şekilde rotayı belirleyen bir çizgide belirliyor.Vokalde Mehmet Kaya’ya parantez açmak kimseyi şaşırtmayacaktır; vokal kullanımının yazılan melodilere göre uyumundaki akışkanlık da Mehmet Kaya’nın güçlü ve dinamik vokali bir kez daha ortaya çıkıyor. Klişe bir tabirle dinleyenlerin tabiriyle “ insana ülkesini şaşırtan“ cümlesi de Saints ‘’N” Sinners grubu için kullanılabilir. Çünkü ülke standartlarının üzerinde bir soundun fazlasını görmek mümkün.

 Sign of Things to Come” oyun vari melodilerle süslenerek apayrı hava katarak marş vari şekilde ilerliyor. Klavye kullanımının etkisi, melodinin coşkusu, dinamik rifflerle gitarların güçlülüğü ile gelen vokalin hikayeyi anlatır havada ilerleyip daha sonrasında tempoyu arttırarak koro vari stadyum konserlerinde seslendirecek ambiansa sahip. Mehmet Kaya’nın avrupa standartları üstüne yakın performansı şapka çıkarılacak cinsten. Vokalin nasıl kullanıldığında nasıl etki bırakır sorusunun cevabını bırakıyor, bu da müziğin ve bestelerin düzenlemesiyle vokaliste yol açar. Klavyenin etkili kullanıldığını “Sacred Ground“ da bir daha tanıklık ediyoruz, melodinin akışına göre giden kısımlarda vokalin hünerlerini sergilediği anlar büyüleyici. Belki abartı kaçmış olabilir;ama böylesine vokali etkili ve doğru kullanabilmek müziğin insanın içindeki sihirde saklıdır.

 “ Saviour of the Damned” girişi itibariyle düşük tempolu bir parça olarak başlıyor, atağa geçerek sol gösterirken sağ ile yapacağını yapmasını biliyor. Dinlerken Helloween ve Edguy arası dinliyor olmanız kaçınılmaz. Özellikle Helloween’ın ilk dönemlerine bir selam niteliğinde hissiyatı da oluşmuyor değil.

 “Dreamer” dokunaklı,duygulu klavye dokunuşlarıyla ve sonrasında Mehmet Kaya’nın kadife sesiyle duygusal yolculuğa çıkarıyor. Aor’un o ballad halinin bir tık fazlası bu şarkıda  görmek mümkün. Edebi terimle uzaklara gidişin habercisi minvalinde bir çağırışım olarak da adlandırabilir.  Klavye demişken; kendi isimlerini yayınladıkları albümde klavyede Melih Yüzer yer alırken bu albümde klavye görevi Kıvanç Kaytanlı’ya emanet.

 “Death Comes In Winter “ ismiyle birlikte girişiyle ürkütücü tonlara sahip. Değişken vokal oynamalarıyla Mehmet Kaya’nın yarattığı iş hafife alınacak gibi değil, bu da bunun en doğrulayıcı örneği oluyor.İlerleyen bölümlerde tempo artarak;heavy metal’in o lezzetli soloları ve bununla birlikte artan tempoda gitarların saldırganlığı üzerine yoğunlaşılıyor.

 Queen of the Nile” girişiyle sanki daha önce dinlemiş olduğum ya da tanıdık gelen riffleri hatırlatıyor bir yandan. “ Ivory Tower” güçlülüğü,dinamikliği avrupa standartlarını sollayacak cinsten melodileriyle akıllara kazınıyor. Edguy,Helloween,Gamma Ray gibi ekole yakınlığı da şaşırtıcı değil. Türkiye’de heavy metalin geriye gittiği dönemde kendi alanında ise fazlasıyla sıyrılmaya başaracak çapta oluyor bu şarkı. Şarkının ilk yarısı ve sonrasında final kısmına gelen kısmı iki bölüme ayrılıyor.

 Albüme ismini veren “Rise of the Alchemist albümün en uzun şarkısı olmakla birlikte,  uzun şarkılara alışamamış olanlara karşıtlığıyla dinletmesini bilmekle iniş ve çıkışlarıyla dinamikliğiyle gövde gösterisi yapıyor. 11 dakikası olman karşın, melodisi ve altyapısındaki güçlülüğü dinletmesini fazlasıyla biliyor. Albümün kapanış şarkısı “Catch 22” ile kapanıyor.  Mehmet Kaya’nın güçlü, yer yer değişen vokal yapısıyla büyüleyici bir işe imza atılıyor. Edguy’dan Tobbias Sammet’i dinlerken hissiyatı kendisinden almak mümkün.

 İyi bir albümün türü ne olursa olsun; önce sıkı bir altyapısı, döşenen melodiler ve besteler önemli bir yer teşkil eder.  Görünmeyen diğer kısmı ise prodüksiyon aşamalarıdır. İyi bir kayıt, iyi bir miks ve master ile aşama kaydedebilir. Albümün prodüksiyonu grubun kurucusu Deniz Tuncer üstleniyor, aynı zamanda grup  kendine ait stüdyosunda gerçekleşiyor bunları. Sns Records adı altında çıkıyor albüm de.  Miks ve mastering işine eski dostu Max Marton bakıyor,ki bir önceki albümde de kendisiyle çalışmıştı grup. Gruba klavyede ve geri vokalde Max Marton ve yine geri vokalde Meltem Yumulgan’ın eşlik ediyor.

 Grubun ilk albümünde yer alan “Virgil” maskotu bu albümde de yerini alıyor, albüm kapağı Berkay Sönmezler’e ait. Pandemi sürecine denk gelinen dönemde İstanbul,Münih,Kiev’de kaydediliyor albüm.Grup, ilk albümü çıkardıktan sonra dokuz senelik bir süreç bekleniyor, neden beklenildiği sorusu uzun bir soru olsa da bu albümdeki şarkıların pek çoğu 8-9 sene önce yazılmış şarkılardan oluşuyor.

 Sonuç olarak; “ Rise of the Alchemist”   heavy metal açısından sounduyla, prodüksiyonuyla dinamitliği güçlü bir power metal ürünü. Edguy,Helloween,Gamma Ray gibi grupların eski işlerini hatırlayacağınız sıkı bir iş. Mehmet Kaya’nın güçlü vokali, Deniz Tuncer’in müzikal dehası ve bestelerinde çıkardığı işler,klavye’de Kıvanç Kaytanlı’nın dokunuşları ve grubun bütün ekibin çıkardığı sihirli bir dokunuş!

 

Kadro;

 Mehmet Kaya – Vokal

Deniz Tuncer – Gitar

Kıvanç Kaytanlı- Klavye/Gitar

Doğan Rekkalı – Davul

Berkan Çakmak – Bass


Cem Kurtuluş,2022

12 Ağustos 2021

Diabolizer - “ Khalkedonian Death” (2021)


 











“ Ölüm Metali “ diğer anlamda Death Metali icra etme konusu sıkı bir iştir, bunun olayında da o ölüm kokusunu içinize çekmeniz gerekir, bunu o hayvansı soundda aramak gerekir. Kadıköy’de Ölüm Metali 2000’lerin ortalarında beri yükselişteydi, ama pek çok yerde az kişiye konserler oluyordu. Teknolojinin de gelişmesiyle bu durum yükselmeye başladı.Ölüm metalini değil, sadece “ metal “ kelimesinden yola çıkarak devam edersek; bu müziği icra etmek sıkı arkadaşlık gerektirir, bunun akabinde de o istediğini bilen kişilerle o yolda bir cehennem vari tabaka oluşur, bu da hayvansı ve öfkeli bir şekilde müziğe yansır.

Pek çok ortak grupta da beraber çalışmış olan bir arkadaşlıkprojesi olan  Diabolizer’ın son ürünü olan “ Khalkedonian Death”  o bilindik Diabolizer’ın o yıkıcı,cehennem vari ateşleriyle bir köşeye sıkıştırıp alevli toplar yollayıp insanlığa nefret kusacak şekilde bir bombardıman yapacağını ilk çıkış şarkısıyla biraz belli ediyordu. Albümün giriş şarkısı “ Dawn Of Obliteration”   bombardıman davul atakları akabinde, Ali’nin nefret kusan vokalleriyle öfke katmanlarını yükseklere çıkarıyor. Cehennem vari bir kaosta yıkım eyleminin fazlası gerçekleşirken final cümlesindeki “Rise, Diabolos rise!/Obliterate all life with wrath! “ cümlesi şeytani ordulara selam yolluyor.

Kasveti selamlayan “ Maelstroms Of Abhorrence “ o girişiyle aslında old school vari duruşundan taviz vermeden dinamik bir şarkı olduğunu kanıtlıyor. “Death to mankind  cümlesiyle olayı özetlese de, bu şarkı için bu sözden fazlasını söylüyor Diabolizer. Başlangıçtan itibaren gelen o kasvet vari riffler, yerini 2.17’de yine o karanlık rifflere çeviriyor. Mustafa’nın çıkardığı klas işi yabana atmadan hatta abartarak zirvelere çıktığını söylesek  yanlış olmaz. Malik’in bass’ta çıkardığı hünerlerle gelen Ali’nin o cehennem vari kükremeleri akabinde insanlığa kusan liriklerle de acayip iş çıkarıyor. Ürkütücü kahkahalara tanıklık ettiğimiz  “Cloaked In An Aura Of Madness”  eski ölüm metalini yaşatan, tavizsizliğiyle devam eden; liriklerde de dediği gibi “ Cain “ i selamlayan bir iş oluyor. “ Cain “ katil, kabil gibi anlamı olsa da tarihteki ilk cinayetin kendileri tarafından işlenmiştir Kabil’in, şarkı da liriklerini buradan alıyor gözüküyor.

Albümün  en uzun şarkısı olan  “Mayhemic Darkness And Possessed Visions”  Mustafa ve Can işbirliğiyle muazzam bir iş çıkarılmasının yanında “ tek adalet ölüm” şiarıyla da meseleyi özetliyor. Cannibal Corpse etkileri de bariz hissediliyor. (-Albüm çıkmadan önce Karga konserinde de söylenmişti )

Karmaşık rifflerin odağı olan “Sulphuric Vengeance”  Engin’in davulda hızlı ataklarıyla, Mustafa’nın rifflerde yardırmasıyla 2.28’de yükselen o hayvansı cehennem vari kükreyişlerle ardı sıra sololarla da bir iç hesaplaşmayla “No holy words, nor a prayer “ cümlesiyle özetleniyor. Gitarların saldırganlığını göstermesiyle de şiddet körüklenmiş oluyor.

“Bringers Of Khalkedonian Death “  pislikler içinde yüzen lağım dolusu atıkların şehire akıtılmasına dair lirikleriyle ağır bir ders veriyor.  Kıytırık bir tercümesini yaparsak  “ hayatlarımız akıyor,kanalizasyondaki bir pislik gibi “ cümlesi de nokta atış oluyor. Canice saldırgan öfke kusan davullar, Ali’nin o cehennem vari vokalleri, devam eden saldırganlık ve o zehirli sound durdurak bilmeden hangi istikamete gideceğini iyi biliyor.

Nefret,öfke,ölüm üçgeninde birleşen “Spearfuck The Throes Of Treason” Mustafa ve Can’ın klas işbirliği,Engin’in boyun kopartıcasına hızlı atakları, Ali’nin saldırgan vokalinde yarattığı cehennem vari gaddarlığıyla kaosun ortasına atıyor. Albümün kapanış parçası  “Perishing In His Oceans Of Blood “  sınırları zorlamasıyla hiçliğin girdaplarına doğru mekik dokuyor.

Albüm kaydına gelirsek; Covid19/Pandemi olayının ağır bastığı günlerde  gitarlar ve bass gitarlar ayrı ayrı grup üyeleri tarafından kaydedildi, vokaller “ Mezar Sound “  da kaydedildi. Davullar, Deadhouse stüdyosunda Ozan Yıldırım tarafından kaydedilmiştir, ki  kayıt,miks,mastering olayı da Ozan Yıldırım’ın elinden geçiyor.  Böylelikle  kayıtın hayvani bir old school ruhuna sahip olduğu da gayet açıktır.  Bunun yanında  albüm  kapak resmi  Jon Zig’e ait.

Sonuç olarak; Eski kafa death metal’den beslenen, o şeytani gücün meşalesini taşıyan Diabolizer’in  “ Khalkedonian Death “ i  tam anlamıyla  “ Kadıköy Cehennemine hoşgeldiniz piçler “ dercesine;  vahşi, mezarlıktan hortlamışcasına, boğukluklarla, hırıltılarla yıkım,vahşet ve kaos vaad ediyor.  Mezarlıktan fırlamışcasına sound arayanlar için, ölümün soğuk nefesini duymak isteyenler için!  

Kadro;

Abomination - Vocals

Mustafa - Guitars

Can - Guitars

Malik - Bass

Aberrant - Drums

 

 

Cem Kurtuluş,2021