// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2013

Dar vakitlerde seviştik/Turgut Uyar













"Seviştik ya elbet sevişiriz
sevişmek oldum olası bizim işimizdir
bir ateş varsa dağlarda
bir ateş varsa karanlıklarda
bir ateş varsa bomboş şehirlerde
bizim ateşimizdir”


-Turgut Uyar

06 Mayıs 2013

Darağacında Üç Fidan-İdam edilmeden önce Yusuf Aslan'ın Akrabalarına mektubu



















2 mayıs 1972
Mamak –Askeri cezaevi/ Yusuf Aslan'ın idam edilmeden önce Akrabalarına mektubu...

Bütün Akrabalara,
Bu mektubumu okuduğunuz zaman artık aranızda olmayacağım. Mektubumu, senatonun idamlarımızı onayladığını öğrendiğim anda yazıyorum. Şundan emin olmalısınız ki; bu güne kadar davamda olan inancım sarsılmamıştır. 

Sehpaya gidene kadar da ufak bir sarsılma olmayacaktır. Ben halkımın kurtuluşu, Türkiye’nin tam bağımsızlığı için savaştım. Sizler beni tanıyorsunuz. 

Bir yıldan beri ,bu bir avuç sömürücüler, vatan satıcıları, işbirlikçiler; ellerindeki bütün imkanlarla ,bizi dışardan yardım gören, beyinleri yıkanmış, vatan haini, dışardan emir alan, bölücü, anarşist diye tanıtmaya ve halkımızdan bizi koparmaya çalıştılar. Bu bir avuç azınlığa göre vatanseverlik; vatan satmak, yabancılarla işbirliği yapmak, NATO'u, Amerika'yı savunmak, 6'ıncı filoyu ağırlamak, Milyonlarca köylünün geçimi olan haşhaş ekimini elinden almak, işçinin grev hakkını engellemek, Amerika'ya ve emperyalizme hizmet etmektir. 

Biz bunlara karşı çıktık. Bunun için biz vatan haini, onlar vatansever oldular. Bizi bu mücadelemizden dolayı, güya adil mahkemelerinde yargılayan ve yine adil kurumların eliyle asacak olanlar bilmelidirler ki; biz halkımızın kurtuluşu ve Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi uğruna ,şerefimizle bir defa öleceğiz.

 Bizi asanlar ve astıranlar ise her gün bir defa ölecektir. Son sözüm; yaşasın işçiler, köylüler! Yaşasın devrimciler! Yaşasın halkımın kurtuluşu ve bağımsızlığı için savaşanlar! Yaşasın tam demokratik Türkiye’nin kurulmasından yana olanlar! Kahrolsun emperyalizm! Kahrolsun sunay,erim, tağmaç, faşist koalisyonu

T.Yusuf Aslan

Darağacında Üç Fidan/sf 82

08 Eylül 2012

'' Kalan/ Özdemir Asaf ''

Bir şey kaldı gecelerden birinde
Senden.
Öncesinde bilinmemiş birşey,
Silinmez bir ses gibi giden..
Kelimelerden büyük, kelimelerin içinde,
Bir şey kaldı senden
Yaşamalar'ın arasında kaçamaklı.

Veriliş rengi başka, alınış rengi başka..
Söylemeye vakit kalmadan
Dudakların altına bırakılmış bir şey.
Karanlıkların tam ortasında bir kırmızı nokta..
Gözlerce pırıl pırıl, ellerce saklı.

Bir şey kaldı, bir denizin kıyısında senden,
Bakışlarla yüklü, söylemelerle sessiz..
Seninle dolu, seninle sensiz bir şey..
Arandıkça bulunmamış yıllar yılı,
Bulundukça aramaklı.

Özdemir Asaf/Çiçek Senfonisi- Sf 96

17 Ağustos 2012

Bazı/Murathan Mungan ! !


bazı gecelerin sabahı yoktur
yalnızca karanlık olarak kalırlar

bazı ayrılıkların dönüşü olmaz
giden gider
borçlarıyla yaşar kalanlar

geleceği yoktur bazı kalplerin
aşk uğramaz onlara bir daha
tek bir hatırayla yaşlanırlar

bazı pişmanlıklar uzun sürer
zamana yayılırlar

kendinden kaçanlara
saklanacak yer kalmaz dünyada
gün gelir kendileriyle tanışırlar
asıl yalnızlık o zaman başlar
hayata geç kalmıştır kendine geç kalan
şairin dediği gibi
bir daha yaşamak zorunda kalır
geçmişi anlamayan

bazı geceler
bazı insanlar
bazı yerlerde
sahiden karşılaşırlar
bazı insanlar bazı aşklar bazı şarkılar
bu yüzden unutulmazlar
bazı hayatlar hayal tutmazlar
bu yüzden
bazı bazı bazı
çabuk yaşayıp 
ansızın kaybolmalar
bazı bazı bazı

Murathan Mungan

14 Ağustos 2012

Atilla İlhan /SEN YOKSUN


Sen yoksun 
deniz yok 
yıldızlar arkadaşım 
ya bu gece harika bir şeyler olsun 
yahut bir bomba gibi 
infilak edecek başım 

ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım 
İstanbul minareler odamda gibi 
gökyüzü temiz ve parlak 
işte kol kola girmiş en mesut günlerimiz 
muhalif bir rüzgar karşı sahilden 

fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz 
havada kanat sesleri 
ve çılgın kokular 

deniz yok 
yıldızlar uzaklaşıyor 
ben yine yalnız kalıyorum 
İstanbul minareler kaybolmuş 
sen yoksun

Atilla İlhan 

11 Temmuz 2012

Küçük İskender -İllegal ruh potansiyeli (SF 43)

Aşka kan tüküren bir yanın var senin. Köpeğimsin
Bir cerrahi operasyon gibi bakıyorsun. Hep bak!
Yeşil buzlu bir çift viski kadehi gözlerin . İçtim!
Gözlerine hap atmışsın. Evrimim durdu. Gelmem.
Az önce bazı kelimelerimi bombaladılar
Az önce melankoli, sahtekar olduğunu itiraf etti
Şehrin dört yakasına birer as bıraktı acı.
Acı, büyük kumarbaz. Olmaz . Gelmem
Ters anlaşılır. Yanlış anlaşılır bilançom. Köpeğimsin.
Sakat kalır bedduam.
İstediğim şarkıyı çalmaz radyo.
Bilinçaltımdaki orospu kaliteli çıkar
Kendi çıkar. Ben dokunmam. Olmaz. Gelmem
Tabana doğru genişleyen gövden yeryatağım.
Anladım: Sevmezsin
Anladım: Cephanen bitti
Anladım: suyun kurudu . Köpek !
Bu gece senin uyuşturucu yanında sabahlarım
Olmaz. Ölmem

KÜÇÜK İSKENDER/illegal ruh potansiyeli-sf 43/İt Cazı Kitabından

01 Haziran 2012

Külot/ Charles Bukowski


Kaç yaşındaydım bilmiyorum, yedi belki
Lila yan komşunun kızıydı
O da altı yaşındaydı belki, bir gün bahçesinde duruyordu
Ve bana baktı
Eteğini kaldırıp külotunu gösterdi
Hoşuma gitti külotunu görmek, gözlerimi dikip baktım,
sonra eteğini indirip uzaklaştı
‘’Lila ,’’ diye seslendim, ‘’geri dön !’’
Dönmedi
Ama ondan sonra her gün
Beni gördüğünde
Eteğini kaldırıp
Bana külotunu gösteriyordu
Temiz, beyaz ve kıçını saran külotlar giyiyordu sonra eteğini indirip uzaklaşıyordu
Bir gün arka bahçedeydim, daha önce görmediğim üç çocuk koşarak gelip bana yumruklarını salladılar
Onlara başarılı bir şekilde karşılık vererek şaşırttım kendimi
Hatta iki tanesinin burnunu kanattım, kaçtılar.
Ama aralarında en irileri kaldı ve dövüşmeye devam ettik
Yavaşça beni alt etmeye başladı
Sırtımı tel örgüye dayamıştım
Ve her attığım yumruğa karşılık üç yumruk yiyordum
Elleri benimkilerden daha büyüktü
Çok güçlü bir çocuktu
Sonra küt diye bir ses duyuldu
Biri başına bir şey indirmişti
Büyük bir şişe.
Lila’ydı
Şişeyle başına bir kez daha vurdu
ve çocuk başını tutup inleyerek kaçtı bahçeden
‘’teşekkür ederim, Lila,’’ dedim
‘’bana külotunu göster’’
‘’hayır ‘’ dedi
Evine yürüyüp içeri girdi
Ondan sonra birçok kez bahçede gördüm onu
‘’bana külotunu göster, Lila’’
Diyordum her gördüğümde ama her seferinde hayır diyordu
Sonra ailesi evi sattı taşındılar
Ne anlama geldiğini hiçbir zaman tam olarak bilemedim
Hala da bilmiyorum.

Charles Bukowski/İlham Perisine Oynamak syf 25-26



25 Mayıs 2012

Charles Bukowski/Sokakta Bir Adamla Tanıştım

Bana , " bana iki yıl boyunca yaşama gücü verdin,seninle tanışmak gerçekten inanılmaz ‘’ dedi" teşekkür ederim "  dedim, " ama bana yaşama gücünü kim verecek?’’
Bu soruyu daha önce de sordum
Ama henüz müşfik bir gülümsemeden
Başka karşılık almadım
Ama iyi bir soru
Haftada birkaç kez
İntihar etmeyi düşündüğümden haberleri yok
Birkaç kitabımı okumuşlar
Ve bu onlara yetiyor
Ama ben o kitapları sadece yazıyorum
Okumam söz konusu değil.

Charles Bukowski/İlham Perisine Oynamak syf 140 

Yaşamak/Orhan Veli Kanık

Biliyorum, kolay değil yaşamak,
Gönül verip türkü söylemek yâr üstüne;
Yıldız ışığında dolaşıp geceleri,Gündüzleri gün ışığında ısınmak;
Şöyle bir fırsat bulup yarım gün,
Yan gelebilmek Çamlıca tepesine...
-Bin türlü mavi akar Boğaz'dan-Her şeyi unutabilmek maviler içinde
Biliyorum, kolay değil yaşamak;
Ama işte Bir ölünün hâlâ yatağı sıcak, Birinin saati işliyor kolunda.
Yaşamak kolay değil ya kardeşler, Ölmek de kolay değil;
 Kolay değil bu dünyadan ayrılmak !

ORHAN VELİ KANIK

06 Mayıs 2012

Darağacında Üç Fidan/Deniz Gezmiş'in Mektubu





















MERKEZ CEZAEVİ

Baba
Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı  istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar , ölürler, önemli olan çok yaşamak değil yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.

 Bu nedenle, ben erken gitmeyi normal karşılıyorum, ve kaldı ki, benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın, oğlun ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, u bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu, seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum.

 Sadece senin değil Türkiye’de yaşayan  Kürt ve Türk Halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya’da bildireceğim. Ankara’da 1969 da ölen arkadaşım Taylan Özgür’ün yanına gömülmek istiyorum.

 Onun için cenazemi İstanbul’a götürmeye kalkma, annemi teselli etmek sana düşüyor, kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum, kendisine özellikle tembih et, onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir, seni annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin  olanca ateşiyle kucaklarım.
                                                                                                                                OĞLUN DENİZ GEZMİŞ

Darağacında Üç Fidan/Nihat Behram syf 50

06 Nisan 2012

Lavinia /Özdemir Asaf

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim.
Ama gitme Lavinia.
Adını gizleyeceğim,
Sen de bilme Lavinia

ÖZDEMİR ASAF

17 Şubat 2012

Tatlıya Ketçap Dökebiliriz/Küçük İskender

Aslında tamamen bir konsantrasyon meselesi Delilik.
-       Delirdim artık ve tek ayağının üstünde durabiliyor içimdeki fizik kuralları!’’ demek yeterli.

Veresiye içki alamadığınız bir bakkalla nevroz arasında bir fark mı var sanki?! Hepimizin sarhoş olduğu günü düşünün! Ödenecek tek hesap, ayrılıp giden, terkedip giden nazik, bakımlı, jestlere düşkün, sümsük sevgililer olacak!

Kaç arkadaşım poloyla ilgileniyor ki..
Kaç arkadaşım zeplin sahibi
Kaç arkadaşım kıl dökücü krem kullanıyor
Kaç arkadaşım tv’ye çıktığı için böbürlenmekte..

Oysa bütün arkadaşlarım en az bir kere coplanmıştır ve dayak yemişlerdir babalarından, çocukken. Birini coplar gibi içmelerinin ve çocuğunu döver gibi sarhoş olmalarının nedeni budur. Biz içki MECLİSimize Başkan seçerken hiç zorlanmayız. Kim ki buzdolabını yiyecek ve içecekle tıka basa doldurur, Başkanımız odur. Kim ki kaya balığı yahnisini en kısa zamanda pişirir, biz ona ‘’GÜZEL SERSERİ’’ deriz. Kim ki sinyalden topladıklarını odanın ortasına olduğu gibi bırakır, AFİLİ DELİKANLIDIR. Kim ki aşk acısı çeken dostuna manitasını önerir BABAdır..

Ne yazık, tüm vosvos’lar büyüdüklerinde limuzin olmak istiyorlar. Kentin ara sokaklarında sürat yapıp fahişelerin üzerlerine çamur sıçratmayı planlıyorlar.

_  Nasıl ıslattık karıyı ama..’’
_Kirli zevk suyu! Kirli zevk suyu!’’
Sevgilinin ter kokan koltukaltlarında bir tayın yeleleri var.
Aslında tamamen bir konsantrasyon meselesi delilik.

_ Delirdim artık ve seviştiğim insanları kronolojik sırayla sayabiliyorum!’’ demek yeterli.

Birbirimizi yıpratmanın tadına varalım. Hey DJ ! Seni bir müzik kutusuna çevirip deliğine para tıkmadan çal şu şarkıyı! Birbirimizin göbek deliklerini yalayalım. Hey Barmen! Rakı tükürükle beyazlamaz! Yapma !

Birbirimizi kovalım evlerden, evlerden çıkalım lanet mide ve diş ağrılarıyla. Herşeye karışan doktor ve avukatlar hakkında ağır laflar edelim. Bizi sardıkları sakız jelatinlerinden  kurtulmak için daha kaç kere kendi çamaşırlarımızın içinde boşalmamız gerekecek?!

Salak adamlar!
Salak kadınlar!

Siz süslenmenizi sürdürün
Ben üstüme ketçap döküyorum!
Hem de acılı ketçap!

Markası da yok bu meredin!
Adını yan masada oturan ve
On beş dakikada on tabak tavuk gözü yiyen
Nasyonel sosyalistin koca kalçalı anası koysun !

(KÜÇÜK İSKENDER/İT CAZI/SYF 113/  )

Odamda/Orhan Veli Kanık

Ben miyim bu şeylerin sahibi?
Kafamda bir çocuk var,meraksız
İç alemim oyuncaktan farksız;
Odam,içime bir ayna gibi

Bir ışık oyunu var tavanda
Gölgeler seslerle birleşiyor
Ve bir karga beynimi deşiyor
Azaplar kemirdiğim bu anda

Kardeşini öldürüyor Kabil
İçimde bir yalnızlık duygusu
Ölüm kadar uzun yaz uykusu
Sıkıntı ile geçilen sahil

Bağlanıyor bir iple bir sürü
Düşünce köyleri birbirine
Çöküyor her şeyin üzerine
Hülyam boyunca kurduğum köprü

Ve doluyor sessiz,ordularım
Durmadan,dinlemeden odama;
Urbam içinde yatan adama
Hayretle bakıyor dört duvarım

Kardeşini öldürüyor Kabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu;
Ölüm kadar uzun yaz uykusu
Sıkıntı ile geçilen sahil

Düşüp yatağın dalgalarına
Günlerce sürüyor bu yolculuk
Durmadan akıtıyor bir oluk
Korkusu sükutun mezarına

Ve Delirmenin tatlı vehmini
Sessizlik odama dolduruyor
Kargam hala başımda duruyor
Bulmakçün beynin cehennemini

Kardeşini öldürüyor Kabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu;
Ölüm kadar uzun yaz uykusu
Sıkıntı ile geçilen sahil
Dünyada tek gelen insan gibi
Atılıyorum bir hint dağına
Giriyor kafamın darlığına
Kimsesiz dünyaların sahibi

Gidip,gidip gelmede aynı his
İskeleye ulaşmıyor çıma
Dikiliyor ansızın karşıma
Boynum kalınlığındaki ceviz

Kardeşini öldürüyor Kabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu;
Ölüm kadar uzun yaz uykusu
Sıkıntı ile geçilen sahil
  
ORHAN VELİ KANIK

 (Ankara ,Ekim 1936 /Varlık, 15.12.1936)
                          



05 Şubat 2012

Masa da masaymış ha / Edip Cansever

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu

Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

EDİP CANSEVER