// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Konser İzlenimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konser İzlenimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2026

YOK OLUŞ BOZUKASI : DEATH TO ALL KONSERİ VE KRİTİĞİ (15.06.2026,IF Performance Hall Beşiktaş)


 








Kuşkusuz ki Death Metal tarihi için “ölümsüz” diye bir isimden bahsedeceksek bu Chuck Schuldiner’dan başkası olamaz. Bu söylem biraz abartılı olsa da kuşkusuz death metal tarihi için pek çok kişi öyle düşünüyordur.  Death Metal tarihiyle alakalı Chuck bunu bir röportajında  Venom grubuyla ilgili cevaplasa da bu da kendisi açısından mütevazı olmanın ötesi desek yanılmış olmayız. Chuck Schuldiner’in mirasına sahip çıkmak parolasıyla rotasını belirleyen “Death To All” klas kadrosuyla dün gece IF Beşiktaş sahnesinde karşımıza çıktı. 

Kadrodan basitçe bahsetmek gerekirse;ilk bahsedeceğim isim kuşkusuz Testament ve Dark Angel’da yaptığı hayvani ve insanlık üstü davulda kafamızı balyozu indirmesiyle  bilinen Gene Hoglan olacaktır. Daha sonrasında  Death ve Testament yıllarında bass gitarını tabiri caizse öttüren  Steve DiGiorgio  olacaktır. Altyapısı jazz çıkışlı olan “Symbolic” albümünde yaptığı harikulade işlerle bildiğimiz Bobby Koelble ve bu kadronun yaş ortalamasının altında olan öfkeli vokaliyle nefret saçan  Max Phelps… 

Kadrodan kısaca bahsettikten sonra konserin ortamı, kitlenin kalabalığı ile ilgili mevzulardan bahsetmek yerinde olacaktır. Günler öncesinde biletler alınmış, son dakikalarda biletlerin bitmesiyle birlikte konserin SOLD OUT olduğu açıklanmıştı.

 İnsanlar Chuck Schuldiner’ı anmak için planlarını aylar öncesinde ayarlamış,şehir dışından akın akın gelmişti. Konser alanına ulaştığımızda hıncahınç bir kalabalık bizi karşılıyordu. Konserin saati 21.30 olarak belirlenmiş, konser sırası sokağın sonuna uzanıyordu.  Yaş ortalamasının 35 ve üzeri olduğu bir ortamda herkes birbirini uzaktan ya da yakından bir şekilde sima olarak tanıyordu. Maksimum alkolün artmasıyla birlikte sıraya geçme pozisyonumuzu almıştık.

Death To All’un tişörtünü kapmak içinde standlara hücum ettik. İçerideki ortamın ne kaos vaat ettiğini söylemek klasik bir söylem olacak olsa da kaosun kokusu damarlarımızda yüksek sesle yankılanacağının sinyalini almıştık.  Bekleme moduna geçmişken sahneye ilk çıkan isim Gene Hoglan olmuştu.  Gene Hoglan’ı görünce o karizmatik dahiyane ve hayvanlıkta sınır tanımayan adamın konserde neler yapacağı malumumuzdu.

Konser faslına geçersek; 1990’ların Death Metal ortamındaki patlayan alev toplarından biri olan  Spiritual  Healing’in ilk yarısındaki şarkılarla ortam hızlanmaya başlanmıştı. Ortamın adeta bir öfke patlaması ile kaosun içine girmek en yerinde karar oluyordu bizler için. “Living Monstrosity" ile öfke boyutu başka seviyelere çıkıyordu ve "Defensive Personalities"   durdurak bilmeden devam ediyorduk ve DiGiorgio’nun mikrofonu alıp seyirciyi gazlamasıyla “Altering the Future” ile kaos daha da yükseliyordu. 

Mekanın havasızlığına bile artık  aldırış etmiyorduk. 1500 kişiye yakın insan kendinden geçmekle kalmıyor ve her biri şarkılara eşlik ediyordu. Özellikle konserin orta tarafları herkesin bildiği gibi delişken, enerjisiyle kaosun dibini yaşıyordu. Mevzular böyle sürerken “Zombie Ritual”  “The Philosopher” Spiritual Healing” ile birlikte kendimizden geçmeye devam ediyorduk.

 DiGiorgio’nun önceki Death To All konserlerinde yaptığı gibi yine gaza basmasıyla  ve seyirciyi ateşlemesiyle  seyircinin “Symbolic” diye haykırmasıyla kaldığımız yerden devam ediyorduk.  “Zero Tolerance” , “Empty Words” Crystal Mountain” ikinci yarısında çalınanlardan bazılarıydı. 

 Grubun karşısında bizler yoruldukça grup bitmek bilmeyen enerjisi,adrenaliniyle bizi kaostan  bir dakika uzaklaştırmıyordu. Bir de mekanın havasızlığını göz önüne alırsak,ki mekanın tuvalet bölümüne kadar hıncahınç bir kalabalık vardı. Nefessizlik, ter, ve mekanda klima olmayışı ya da çalıştırılmamış olmaması mekan adına eksi yazacağım bir özelliktir,ki bununla ilgili sanırım orada olan herkes benimle hemfikirdir. 

Asıl bugünün şapka çıkarılacak bölümü ise mekanın ses sistemindeki başarısıdır. IF Beşiktaş Sahnesi, “Death To All” konserinde jilet gibi ses sisteminin hakkının üstesinden  gelmiştir,bunda elbette grubun sesçilerinin katkısı daha fazladır ama bu zamana kadar gittiğimiz konserlerde IF BEŞİKTAŞ sahnesi ses sistemi ile alakalı  ciddi bir sorunla karşılaşmadık. Bu da oraya gelen herkes için alkışlanacak bir harekettir.

 Sonuç olarak;Chuck Schuldiner’in ruhunun yaşatıldığı,gecenin geç saatlerine rağmen grubun kusursuz çalması,seyircinin buna coşkuyla ve kaosla karşılık vermesi sonucunda kusursuz bir geceye tanıklık ettik.

 Cem Kurtuluş, 2026 Haziran 

07 Mart 2026

-GEÇMİŞİN RUHU: HELLSODOMY’E VEDA ( BESTIAL STRIKE,HELLSODOMY, KARGA BAR, 06.03.2026)







-GEÇMİŞİN RUHU: HELLSODOMY’E VEDA ( BESTIAL STRIKE,HELLSODOMY, KARGA BAR, 06.03.2026)

 

20'li yaşların başları... Heyecanın,asiliğin,saçlarda kokan birayla hoşnutuz.Taksim'de ilk ve tek thrash metal bar olan old school rock bar  açılmış,her cumartesi yek gidip dağıtıyorsun kendini.Sonrasında sabaha kadar otobüsü bekliyorsun ve saçlar,eller, ruhunda bira kabarıyor.Buradan meseleyi başka yöne cevirirsek olursam; direkt Kadıköy'e ışınlanıyoruz.Leşliğin aktığı,kırmızı tuborg'un eksilmediği,ve devamlı ortamdaki herkesin uğrak noktası milli piyango önünde takilmaca ve işgal evinin oralar kıyak zamanlardı. Buradan yola çıkarsam: Hellsodomy ile kişisel hikayem tam olarak böyle başlamıştı. Ve  tam da o senelerde Nekro Yunus(Kasil)’i tanımış  oldum ve aynı senelerde de Motörhead’i izlemek bu tayfayla olmuştu, ama konuyu  çok bulandırmanın alemi yok,konumuza dönelim. 

Hellsodomy’nin sahneleri bırakıyor olması bizden bir parça kopardı. Son zamanlar Thrashfire grubundan özleştirdiğimiz Burak, Radical Noise'dan Kerem Onan'ın ayrılması da biz de aynı etkiyi bırakmıştı. Bir yerde aidiyete, ruha dair bir şey varsa biz de bunların peşinden koşmayı kendimize borç edinmiştik. Hellsodomy’e veda gecesi olacağından konserin “Sold Out” olması kaçınılmazdı, biletleri öncesinden Karga Bar’dan alarak yerimizi garantilemiştik, ki ve kısa bir süre sonra da hem HAMMER Müzik’te biletlerin bittiği hem de gruplar tarafından Sold Out olacağı açıklanmıştı.  Cuma günü iş çıkışı  en boktan durumlardan biri olsa da bu konserde yer almak Hellsodomy’e borcumuzdu ve öyle de oldu. Mekana yaklaştığımızda Hellsodomy’nin bu hikayeye başlamasında KARGA’da olanlar nasıl geçmişte orda oldularsa kapı önü demlenmecesinde o tanıdık isimler vardı.

Hellsodomy kadar bizler için ayrı bir parantez konusu olan gruplardan biri şüphesiz Bestial Strike idi. Bilmeyenler için grubun tarihçesi OLD School Rock Bar’da Impact’in kafa isimlerinden oluşuyordu. Impact o zamanlar Yıldırım ve Özgür tarafından kurulmuş,sonrasında Erdem’le birlikte yola devam etmiş,ama sonrasında dağılma aşamasına gelmişti. Sonra yıllar sonra bizler gibi o dönem Violence, Coroner coverlarıyla geçtiğimiz zamanlarda Ali Tuğşad  da bizden biriydi ve bir adım atarak jilet gibi gitarların hakim olduğu tam anlamıyla saldırganlığın devam edeceği Bay Area Thrash Metal’in ruhunu yaşatmak için yola koyuldu.  Kitleleri az olsa da yaptıkları müzik kitlelerinden büyük olacağı gerçeğini değiştirmiyor. Bu sadece Bestial Strike’ı övmek için söylenen kelimelerden ibaret değil. Günümüzde daha çok cover çalmaktan ibaret grupların adam sayıldığı bir çağda kendi bestelerini üretenler çoğunlukla geride bırakılıyor. 

“Vulture Attack” EP’leriyle de  saldırganlık taviz vermeyeceğini de gösterdi Bestial Strike. Konser mevzusuna gelecek olursak; mekana çıktığımızda kalabalık hafiften çoğalmıştı, Hellsodomy olsa da bütün odak noktası, bizler ön sırada yerimizi Bestial Strike için almıştık. Ve bizler için mevzu şu ki; kaosun sürekliliği, yerinde duramayan thrash kafaların ortamı kaosa çevirmesiydi, bunun sayısı az bile olsa eskiden IMPACT grubunu izlediğimizdeki gerçeklik yıllar sonra Bestial Strike ile devam ediyordu. Konser başlamadan önce setlist’e baktığımızda  Dark Angel coverı de bizi mest eden ayrı bir olaydır,ki Bestial Strike’da olanların kendileriyle ruhsal olarak bağı yüksek olduğundan tam nokta atış olmuştu. Bütün mevzuları aktarmadan grupta  Persecutory grubundan davula  Eren alınmıştı,ki konserde de müthiş saldırganlığıyla klas iş çıkardığını söylemek kendi adıma doğru olur.  

Headbangin kesilmediği, yedi şarkıyla nasıl terör estirebileceğinin kanıtıını Bestial Strike fazlasıyla gösteriyordu,ki pestilin çıkma vaziyetini fazlasıyla getirmişti, ve bununla birlikte “Stay Underground” dediğimiz olayın hakkını da kendi açımızdan vermiş bulunduk bu sayede de tişört koleksiyonumuzu da Bestial Strike ile genişletmiş olduk. Bestial Strike’ın final şarkısı Black Hole olsa da Dark Angel’dan Merciless Death gecenin en delik deşik,bizi sürprizle karşılayan bir o kadar terör yaratmamızı sağlayan iş oldu.  Erdem’in mikrofonu ortamdan seyirciye vermesinden kudurtucu mod artmıştı. Bestial Strike sahneden inmeden önce Erdem,  Hellsodomy ile olan geçmişlerine dair ve bu sahnede Hellsodomy ile çalmaktan bahsetti, tabii bunun veda konserine denk gelmesine de üzüldüğünü belirtti. Herkes bilir ki aynı ruhu paylaşanlar bu durumlar karşısında üzülmesi kaçınılmazdır.Böyle ortamlarda 90’lar ruhundaki headbang yaparken birayı arkadaşınla paylaşmaya eşittir.

 Bestial Strike’dan pestilimiz çıkmış şekilde hava almaya çıkalım derken; her yerimiz “kan,ter,boyun ağrısı” sözüne dönüşmüştü adeta, derken Hellsodomy’de azgın bir kalabalık tam da olması gerektiği  gibi yerindeydi. Bütün hikayenin Karga’da başladığı düşünülürse, Karga’da biteceğine dair şüphe yoktu. Bu açıdan Karga ekibinin old school ruha desteklerine minnettar olduğumuzu söylemek gerekir. Hellsodomy sahneye çıktığında biraz arkalarda kalsak da Bestial Strike de öyle pestilimiz çıkmıştı ki Hellsodomy’de orta bölümlerde kendimize yer bulduk. Ortamın azgın kalabalığında sakat kalma ihtimalimiz yüksek ihtimaldi. 

Tekmelerin havada uçuştuğu, üstüne stage dive’ın sert hali eklenince kendimizi yerde bulmamız ve böyle durumlarda birbirlerine yardım eden ruhların orda olması da bu ruhun gereğidir.  Hellsodomy sahneye çıktığında insanların ne kadar bu müziğe aç oldukları anlaşılmıştır ve adrese gitmiştir mesaj.  Durdurak bilmeyen, ve death/thrash soundunun kaos adına büyük terör yaratan ismiydi benim için Hellsodomy. 

“Sodomy  Is Nıgh” ı yayımladıklarında yıl 2015 idi, bizler gençlik çağımızda sert biralar içip kendimizden geçip “bu ne dev sound lan” diye iç geçiriyorduk ve konserde de başlangıç şarkısı “Satanic Bloodlust” olmuştu, “Bring Them Chaos” ile Karga cehenneminde kaos yükseliyor, ve vücudumuzda ağrılar artıyor, bundan zevk almayı iyi biliyorduk ve o esnada hırpalanmanın verdiği keyifin açıklaması daha iyi açıklanamaz durumdaydı.  

Çoğu Hellsodomy konserinde “Total Disgust” bir marş niteliği manasındadır, kaosun yükselmesine de en hunharca şekilde eşlik eder ve seyircinin gaz seviyesi de böylelikle artmış olur. Bu konserde ise başlangıçta yer alıyordu, böylelikle kaos seviyemiz olabilecek en yüksek seviyeye doğru adım atıyordu. Sodomy Is Nıgh ile başlayan cehennem kükremesi, daha sonrasında yerini 2019’da Morbid Cult gibi klas işe bırakmıştı. Kafa kırıcılıkta saldırganlıkta taviz vermeden nefret tohumlarını ekiyordu Morbid Cult ile Hellsodomy. Konserde de Nekro Kasil’in seyirciyi gaza getirmesiyle kaosa doğru bizi sürüklemesi “Endless Demise “ile devam ediyordu, bunun devamı “Pestilence of  Black Blood” ile azgın şekilde sürüyordu. “Chaostorm” albümüne geri dönüş yaptığımızda canlı bomba habercileri "Drop Dead Ritual, Antiscene 666” da öfke tufanı artmış seviyedeydi. Karga’nın kapalı hava sahası bir yana ne kadar terlemiş vaziyette olursak olalım, herkes bu durumdan memnundu ve aksine konserin bitmesini istemeyecek seviyedeydi.

Yıllarca Kadıköy’ün sokaklarında kırmızı tuborg içerek, Milli Piyango önünde ve İşgal Evi zamanında yaşattığı ve kaosu bize derinden hissettiren Hellsodomy’e dev teşekkürler. İçimizde burukluk,hüzün,bir parça kopsa da bu müziğe ortak olmak her şeye değer bizler için. 

Bu veda hiç olmadı, ama belki bir gün daha delici soundla başka bir iş ile karşımızda olurlar

 STAY UNDERGROUND!

Cem Kurtuluş,  Mart 2026, KARGA

14 Temmuz 2025

"ABIGAIL" : KING DIAMOND KONSER VE KRİTİĞİ (13.07.2025)


 








Bazı büyülü anlar vardır, bunu sözlere dökebilmek ise en zor iştir. 24 yıl önce İstanbul’a gelen  Kim Bendix Petersen/King Diamond   tekrardan İstanbul’daydı, bunun heyecanıyla konserde bilet bitmesin diye avantajlı dönem biletleri çıkar çıkmaz bir savaşın ortasında bulduk kendimizi. Günler günleri, aylar ayları kovaladı ve beklenen gün gelmişti. Mekana girmeden önce klasik konser önü demlenmeceleri derken saatler 21.00’u gösteriyordu ve King BABA için sıralar oluşmaya başlamıştı. Şov için cadı avı başlamasına az kalmıştı, KING BABA bize eski cadı kazan hikayelerini anlatacaktı.

 

 Muhteşem bir görsel şovun eşliğinde “Arrival” ile girildiğinde bütün hikayenin o büyüleyici an’ı başlayacaktı. “A Mansion  in Darkness” ile tempo artıyor, o büyüleyici anlara King’in yıllara meydan okuyan sesinin dokunaklılığıyla arşa doğru yolunu yapıyordu. 1986 plaka  “Fatal Portrait” albümünün kafa başlarından “Halloween” ile gösteri devam edecekti. Bir müzisyenin ses rengini yıllar boyu koruması ancak işine duyduğu saygıyla açıklanabilir, bunu da Kim Bendix Petersen, namı diğer King Diamond  adeta bunun canlı örneği oluyor.

 

”Spider Lilly” ile sesini koruyan birinin devleştiğine sahnede çıplak gözlerle izlemiş oluyoruz, bunun diğer bir adı bizler için “mest olmak” oluyor. Sahnede hikayenin gerçekliğini teatral açıyla izliyoruz.  Tempo arttıkça delilik gösterisi devam etmiş bulunuyor.  1989 yılının önemli şahaseri “Conspiracy”  albümünün dinamitlerinden “Sleepless Nights" baş döndürücülüğü ve şölen vari şekilde çalınmasıyla herkeste ayrı bir etki yaratmıştı. Bütün şarkıları tek tek yazmak yerine gecenin ihtişamı üzerine konuşmak tek meselemiz olsa da, bir King Diamond harikası “Masquerade of Madness” üzerine de sözümüzü söylemek gerekir.

 

Kim Bendix Petersen her ne kadar  kafa isim olsa da bir o kadar yıllarca köşede yaptıklarıyla adeta bir sihirbaz gibi büyüleyici notalarıyla olan  bir Andy  LaRocque gerçeği var. 1986’dan 2000’lere kadar yarattığı notaların kusursuzluğu üzerine pek fazla söz söylemek gerekir, ki konserde de canlılığıyla, dinamitliğiyle seyirciyi coşturan konumda oldu. “Eye Of the Witch”  ile o büyüleyici şovun eşşiz anlarından biriydi ve bununla devam eden “Burn” ateşleyici oldu. 

 

70 yaşına rağmen bitmek bilmeyen enerjisiyle sesinin büyüleyici etkisiyle kusursuz bir gecenin içinden geçiriyordu bize Kim Bendix Petersen. Sahnede yarattıklarını bu zamanlarda yaratanlar azalmışken böylesine kusursuzluğun tek açıklaması “olağanüstü” cümlesinde saklı olur demekten kendimi alamıyorum. Ve gecenin sonuna yaklaşırken, 20’li yaşların başında dinlediğim “Abigail” albümüne ismini veren”Abigail” şarkısına tanıklık etmek büyülü ve esrarengiz anlardan biriydi. Kelimelerin ihtişamı mı yoksa tiyatro izler gibi yarattığı atmosferdeki o kusursuz şov mu deseler; hepsi bir arada demek durumunda kalan yüzlerce kişi çıkabilir.  

 Gecenin diğer başarılı ve önemli konusu; ses sisteminin muazzamlığı idi. En azından pek çok yerde ses konusunda problemler çıkmasına rağmen Zorlu’da izlediğim Overkill konseri ve bu konser ses sistemi açısından problemli değildi.Bir dinleyicinin istediği şey; sesin kusursuz şekilde aktarılmasıdır ve King Diamond gibi Okült ve devasa, milyonlara kitleye  hitap ediliyorsa bu daha da önem arz ediyor ve o açıdan Zorlu’nun ses sistemi için ayrı kutlamak gerekir, ki AVM içinde her ne kadar konserlere karşı olan biri olsam da böylesine büyüleyici anlara tanıklık etmek her zaman olacak bir iş değildir.

 

Sahnedeki görsel şov, ışık, dekor, ses sisteminin muazzamlığı ve eksi bir durum yazılacaksa o da güvenliklerin yaka paça birkaç kişiyi konser anında götürmeleri idi,ki oraya da pek vakıf değildim. Konserin kusursuzluğuna böyle şeyler gölge düşüremezdi ve öyle de oldu.

 Sahnesinde devleşen bir Kim Bendix Petersen izlemek hiç bu kadar kusursuz oldu mu bilmiyorum, ama bu dokunaklı ve büyülü gece hafızalarımızın bir köşeşinde kalacak, gerçeklikse gerçeklik!

 Cem Kurtuluş, 2025 Temmuz


27 Haziran 2025

Radical Noise “Rapsodi” Lansman Konseri Kritiği (26.06.2025)


 








Mevzu “Radical Noise” ise “kaos kaçınılmazdır” sözü herkese göre olmasa da Radical Noise ruhunu taşıyanlar için tek geçerli sebep olacaktır. Bilindiği üzere, yıl 2012’i gösterdiğinde Indigo’daki o kaos dolu, saçları bira kokan, ve yaş ortalaması en gencinden en yaşlısında olanlar için o gecenin tarifi çok başka boyuttaydı. Hissedilen boyut tam olarak bu gece o kısımdaydı, “Rapsodi” EP’sinin yayımlamasının ardından bir Lansman konseri kaçınılmazdı ve öyle de oldu ve bu sadece hikayenin en kısa olanı. 

Saatler 22.00’a yakın sahneyi gösterdiğinde kalabalık kendini göstermiş, ve kaosa doymuşluğa aç şekilde bekliyordu. Konsere girişin yeni EP ile birlikte dalmalarıyla birlikte “Sis “şarkısının tempoyu arttırmasıyla grup dozarjı arttırmak isterken haksız değildi, yaklaşık yaş olarak  20’lerden 50’e uzanan kitle de tam olarak bunu istiyordu. EP’deki şarkılara yer verdikten sonra eski old school dönemlerdeki o efsane çıkışlar saldırganlığa, kaosa davet etti. 

Chaos Flows”  “Burn a Fire” “Angry Son”  ateşlenen fitillerden bazılarıydı, mekanın ilk başta klimalı ortamı sıcak bir ortama bıraktı ve Stage Dive’larla birlikte yere çakılanlar da bundan nasibini aldı. Tam olarak istenilen şey; kaos, kızgınlık,agresiflik ve saldıgranlıktı. Hafta içi olmasına rağmen pek çok kişi mekanı tıka basa doldurmuştu. Ve sonraları Sivas katliamına ithafen “Çığlık”  ondan sonralarında  Çağlan Tekil’i anma niyetine” Bazen” ve niceleri yüksek sesle  haykırıldı. Gezi Parkını "Salla Merkezi" ile mekanda "Her Yer Taksim, Her Yer Direniş" ve "Birleşe Birleşe Kazanacağız" sloganları yükseldi. 

Indıgo 2012'de yere çakılan, saçlarından bira dökülen gençlik için bu gece çok şey demekti ve RADICAL NOISE tabiri caizse bu gece herkesi yok etti!

Terle, samimiyetle, sahicilikle bize yaşattıkları için iyi ki varsın RADICAL NOISE!

Cem Kurtuluş,26.06.2025

02 Haziran 2025

MASSACRE KONSER KRİTİĞİ (01.06.2025)


 








20’li yaşların başları itibariyle Morbid Angel, Autopsy, Massacre ve Cancer başlıca kafa gruplarımdı, sayısız isim sayabiliriz ama heyecanın yüksek bir o kadar kendi alt kültürümü yaratma peşinde koşuyordum. Massacre da benim için sıkı death metal fanatiği olmasam da ilk dinlediğimde aklımı kaybettiğim gruplardan biri olma özelliğini taşıyordu, özellikle 1991 plaka “From Beyond” ayrı delik deşik ve kaosa davet eden  tehditkar bir saldırıydı. 

Massacre konser haberini aldığımdan itibaren hemen bileti almaya koştum, konserin çok kalabalık olmaması da en olağan durumlardan biri olurdu,yine de “bugünün işini yarına bırakma” şiarıyla hareket edildi. Massacre  öncesi Ankara’da katliam yaratan Gore Dimension;  yine her zamanki gibi işi olan bol gore vaat ederek kazımalı riffleriyle gecenin fitilini ateşledi.  Massacre’ye yaklaşırken kalabalık beklenenin altında olsa da, yaş aralığı daha çok old school ruha hitap eden bir ortam vardı. Massacre için geri sayıma geçip hazır kıta bekliyorduk. 


“From Beyond” albümünün ağırlıklı olduğu bir setlist ile çıkmaları zaten en beklenen durumdu.  “Dawn of Eternity” ile başlayan albümde ilerledikçe, “Biohazard  ve From Beyond, “Defeat Remains”   çalınması en beklediklerimizdi.  Hiç durmadan, enerjilerini seyirciye yansıttıklarını gösterdiler, kaos durmadı, sürekli kaosun dili hakim oluyordu geceye.

Konsere az katılım olması bir yana grubun kendi istifini bozmadan delik deşik bir öfke tufanıyla makine gibi çalması da ancak “ Yok ettiler” cümlesiyle mümkün olurdu benim için. Kam Lee, kendine özgü karakteristik vokaliyle halen benim için sayılı en gaddar death metal vokallerinden biri. Kaos olabildiğince yüksek, olabildiğince en yüksek adrenalin şekilde grubun da samimi, yok edermişçesine yardırması da bizi daha da kamçılıyordu. 

Hayatsızlığa meydan okuyan alkolü derin enjekte eden bizler için bu gecenin anlamı o kadar büyüktü ki böylesine Florida’nın en gaddar gruplarından biri olarak düşündüğüm MASSACRE’yi izlemek tam anlamıyla delilikti. Kendimizden geçerken  üstümüz sırılsıklam ter içindeydi. Grup, kapanışı son konserlerde yaptığı Death coverı olan  “Corpse Grinder “ile delilik seviyesini daha da artmıştı. Böyle konserlerde en önem verilen mevzu ses sistemine odaklanmaktır. Holly Stone sahnesi bu açıdan bu işin üstünden kalktı. 

Hepsini toparladığımızda; Deathground Organization ve Egerock 35 ortaklığıyla böyle bir efsaneyi bize izledikleri için ayrı  saygıyı hak ediyor.

Daha öncesinde Suffocation, şimdi Massacre, belki önümüzde daha delirtici işler göreceğiz.


STAY UNDERGROUND!

Cem Kurtuluş, Haziran 2025

12 Nisan 2025

Tutku Her Zaman Kazanır: Udo Dirkschneider Konseri ve Kritiği... (11.04.2025,IF Performance Hall Beşiktaş)


 









“Cesaret bir alışkanlık ya da doğal bir eğilim değil de bir tutku olduğu zaman ruhu mahiyetleri ne olursa olsun,yapmak istediği şeyleri icra etmeye kuvvetle yönelmek için yatkın kılan ateşlililik (enerji) ve hareketliliktir. Atılganlık da ruhu en tehlikeli şeyleri yapmaya yatkın kılan bir tür cesarettir” der Descartes, “Ruhun Tutkuları” kitabında.  Diğer bir deyişle Tutkular, vazgeçebilen değil, ne kadar ileri gidebilmenle alakalı bir tespit de denebilir. 

Konuya bu denli giriş yapma sebebimin kişisel tarihine katkıda bulunmak ancak böyle bir giriş yapılabilirdi. Bu Tutku yolunda öncellikle; heavy metal tarihine sayısız isme ilham kaynağı olmuş, yol göstermiş, ve yetiştirmiş ve halen yetiştirmekte olan Udo Dirknschneider’in bu tutku yolunda şansına münhasır biri diye nitelendirsek tam da isabet olur.  

Şimdilerde 70’lerini geçmiş, ama enerjisiyle adeta öfke ve enerji patlamasının tutku yönü UDO’yu anlatan kelimeler oldu hep benim için. Kendi kişisel tarihimde; bundan tam 15 yıl önce; öğrenci ve işşiz halimle kendisinin İzmir/Foça’ya duyar duymaz içimdeki tutku o zaman kabarmıştı, o işşiz ve parasız halimle oralara doğru rotamızı bir tutku neticesinde gerçekleştirmiştik, kimse yollara ucuz şeyler için düşmez.

Konunun aslına gelecek olursak; UDO Dirknschneider dün gece İstanbul’a teşrif etti 15 yıl sonra, en azından bizler için yeniden UDO denince heavy metalin altın adamı deyimi fazlasıyla gelecekti. Otobüsten indiğinde salona girişi ve o ağırlığı karizmasını gördüğümüzde heyecan sayımız artmaya başlamıştı. Konserin Cuma günü olması, çoğu kimsenin şehir dışından yollara düşmesi ve klasik konser önü kapı demlenmeceleriyle alkolün seviyesini arttırmak durumundaydık, ki biraz sonra olacak enerji patlamasına hazır olalım,ama bir detayı vurgulamak gerekir,ki konsere giriş yapılırken kuyruğun sonu gözükmeyecek vaziyette idi ve yaş ortalaması çoğunlukla 35-50 civarı kitle dediğimiz bir dinozor kitle oradaydı. 

Kuyruk faslını bıraktıktan sonra; konser tam da saatinde başlamıştı,sıradayken ilk şarkıya yetişsek de yanılmıyorsam UDO girişi “ Fast as a Shark” ile başlatarak hızlı bir giriş yapmıştı, bu sadece başlangıçtı. Peter Baltes’in karizmasının da kendisinin yıllarından bir şeyler götürmemişçesine tabiri caizse yardırıyordu. 40 yıla dayanan bir heavy metal önderi/komutanı artık nasıl adlandırırsanız adlandıran sahnede adeta bir canavarın görüntüsünü yansıtıyordu.

“Midnight Mover” bundan 15 sene öncesinde de Foça sahnesinde oldukça enerji patlaması yaşadığımız ender anlardan biriydi, ve yeniden “Midnight Mover” çalındığında duygu seli akıyordu. Tempo,hız, hareketlilik artıyordu; heavy metal/speed metal tarihine yön vermiş 1983 yılının müthiş şahaseri “Restless And Wild” albümünün dinamiklerinden “ Flash Rockin’Man “ adeta yerimizde durmamışçasına enerji patlaması kaldığı yerden devam ediyordu. Klasikleşen,marşlaşan, artık UDO fanatiklerince adeta bir stadyum korosuna dönüştürülen “Metal Heart” çaldığında seyirci adeta kendinden geçmiş, “ Ooooo” nidalarıyla mekanı esir alıyordu adeta. 

Herkes coşkulu şekilde en az UDO kadar kendinden geçiyordu ama UDO’nun ilerleyen yaşına rağmen böylesine devleşmesi içinde bambaşka heavy metal canavarı olduğunu bir kez daha ispatlıyordu bize. Daha sonrasında Peter Baltes mikrofonu alıyordu, duygu selleri başka yöne akıyordu “Breaking Up Again” ile.  Peter Baltes tarihte bir kez daha başka biri olduğunu kanıtlıyordu ve UDO’nun yıllar boyu kendinden vazgeçmeyişi gibi bir gerçeği de gözardı edemeyiz.

“Duvarlar yıkılsın,çatışmalar başlasın” minvalinde tarihin en popüler parçası, ve UDO fanatiklerince yeri göğü inletecek olan “Balls  to the Wall” karşılıklı söyleniyordu. “London Leatherboys” ile tempo azalmıyor, daha da artıyor ve biz yerimizde zıplayıp terlerken UDO hiç sanki 70 yaşında olmamışçasına destan yazıyordu. Tarihin en sıkı yalnızlık anlatısı olarak sanatın nasıl icra edildiğinin bir portresi olan “Winter Dreams” i ilk defa canlı dinlemek ise paha biçilemez bir duygu biçimiydi, anlat deseler anlatılamayacak derecede hisli,dokunaklı ve ezici ve buna şahit olmak eski dinazorların hakkı olduğu kadar,biz orada bulunanların da hakkı

“Love Child” ile birlikte sürekli seyircinin karşılıklı yüksek sesle “Love Child” diye bağırması da coşkuyu,tempoyu,azaltmıyordu. Kişisel tarihimde çok önemli yere sahip olan  “Princess of the Dawn” da UDO ve ekip bu müthiş gecenin hiç bitmemesini hissettirmekten ötesine geçiyordu. Böyle durumlarda eylem konuşur,müzik konuşur, gerisini sessizliğe bırakırsın.

Kapanış ise “Burning” ile sonlanmış olsa da sanki sonsuzluğun tarihini yazıyordu UDO sahnede. “ IF Beşiktaş Performance Hall “ sahnesi  ses kalitesi konusunda  geceyi başarılı şekilde geçirmemizi sağladı. Gecenin UDO ve ekibi kadar iyi geçme sebebiniz diğer bir yanı UDO ve Accept tarihine  uzak olmayan kitlenin alanda bulunmasıydı,böylesi zamanlarda bu da tutkuyu hızlandırıyor.

Bazı zamanlar bir tarihe tanıklık etmek istersin ikinci defa, ve tutkuların ne kadar büyük güç olduğu da bir kez daha kanıtlanır. Yollara “UDO” için düşen dostlar,arkadaşlar olacaktır tutkuları güçlü oldukça.

Klasik bir tabir olacak; Aşk da ,dostluk da, arkadaşlık da tutku varken mümkündür

 İşte bu gece tam olarak; 70’lerini geçmiş UDO başta olmak üzere görkemli bir gecenin öfke,enerji patlamasının dönüşüne katkı sağlayan bütün ekibin destansı olduğunu bizlere kanıtladı

Sözler uzatılabilir;ama ne kadar uzatılırsa belki de içi bu büyük görkemli geceyi anlatamayacak

Bazı zamanlar kelimeler susar, gece konuşur!

Cem Kurtuluş, 2025

29 Kasım 2024

"THRASH TILL DEATH" Destruction Konseri Kritiği (28.11.2024, IF BESIKTAS /ISTANBUL)

Tutkunun olmadığı yerde eksiklik vardır. Çünkü tutku bir şekilde gitmen gerektiği yeri mecbur kılar, ne kadar zor şartlardan geçersen geç orada bulunman gerektiğini işaret eder. Arkadaşlıkta, dostlukta, veyahut diğer önemli her mevzuda tutkusu olan belki kaybeder ama asla geri adım atmaz.

Yıl 2018’i gösterdiğinde Destruction’u izlemek için kolları sıvamış bekleme aşamasına geçmiştik, bu konserin bizler için “önemli” kelimesinden önem teşkil ettiği ortadaydı. “Curse the Gods” ile yararak geçmeleriyle başlayan süreç geceye bir hırpalayıcı kaos dolu gece bırakmıştı. O zamanlarda da, şimdi de hissettiğim tek şey “KAOS” idi. İnsanın yaşamadığı zaman diliminde başvurduğu şeyin kaynağı KAOS’tur.

 Bu mevzuyu kısa kesersek… Destruction konseri nihayet yeniden yaklaşmıştı. Mekandan içeriye girdiğimizde tıkabasa bir kalabalık yoktu, ama olması gerekenler yine 2018’deki gibi oradaydı. Destruction’un kemikleşmiş, kendisini bilen ve “poser” değil de her şeyin farkında olan bir kitlesi vardı. Bodoslama olarak nelere çalındı mevzusuna girecek olursak; İstanbul konserlerinde genel olarak hep old school setlistle çıkıyor grup. Burda da bu sekmedi.

 “Infernal Overkill” döneminden “Invincible Force” delirmeye geçerken, “Madbutcher” ile yine Alman Kasaplığı için atağa geçtik. Yine o dönemin Ağırbaşlarından ve dinamitlerinden “Total Desaster”  es geçilmedi.

 “Bestial Invasion” ile gaddarlık gösterisi devam etti, seyircide de kaos seviyesi artmış oldu. Eski dönemlerden “Antichrist” da olmazsa olmazlardandı. 1987 yılından “Release from Agony” ile devam edildi. 2000’lerin başında “The Antichrist” albümünün demirbaşlarından “Nailed to the Cross” da seyirci ve grup arasındaki müthiş sinerji akıp gidiyordu ve o esnada “Nailed - failed – nailed/Nailed to the fuckin' cross! “ naraları bir tezahürat eşliğinde söylendi. Bununla birlikte 2024’te bizi karşılayan “No Kings No Masters” ı da bugün canlı izlemiş olduk.

 Olmazsa olmazlardan, oraya gelenler için bütün mevzunun ana sebebi olan şarkı  “Thrash Till Death” asla kendinden ödün verilmeyen şarkılardan idi, orda da kaos temposu azalmadı,tersine arttı. “Thrash Attack” ile ataklar azalmadı, kaos daha da delirtici hale gelmişti. Şüphesiz ki konserin en eksik şarkılarından biri bir Thrash Metal klasiği olan “Tormentor” şarkısının çalınmamış olmasıydı.

 Son dönemlerde konserlerde konuşulan mevzu; konserlerdeki ses sorunuydu. IF BEŞİKTAŞ sahnesi zaman zaman ses sorunu olduğu konserlerde izledik, dün gecedeki gibi ses sorunu yaşamadan atlattığımız konseri de izledik. Dün gece IF BEŞİKTAŞ sahnesi ses konusunda müthiş iş çıkardı, grup kendi ses mühendislerini getirdi mi bilmiyorum ama ses konusunda seyirci olarak pek çok kişi memnun ayrıldı.

 Diğer bahsetmek istediğim husus; seyirci konusu. Testament konserinde ellerinde telefon, sosyal medyaya story atmak için kendini yarıştıran, canlı yayın yarışında olup konserin kaosunu,coşkusunu, enerjisini yaşamayanlar bu konserde yerini daha coşkulu, daha azgın ve kaos dolu bir kitleye bırakmıştı. Böyle olunca da konser daha çekilir bir hale gelmişti.

 Seyirci de Destruction’a konser boyu coşkusuyla  katılım sağladı. Çoğalan konserler neticesinde konser tamamen dolu olmasa da, Destruction ile seyirci arasındaki bağ  her zamanki gibi müthişti, çünkü dediğim gibi Destruction’un kemikleşen bir kitlesi var o da dün gece kendini belli etti.

 Sonuç olarak; 6 yıl sonra tekrardan izlediğimiz aynı sahnede aksaklık olmadan, Destruction’un bizi kaosun içine attığı bir Thrash Metal gecesi yaşadık.


Fotoğraf: Levent Vural

 

Cem Kurtuluş, Kasım 2024

 


20 Kasım 2024

16 Yıl Sonra Tarihe Tanıklık Etmek: TESTAMENT KONSERI KRİTİĞİ... (19.11.2024)


 








Umutsuzluğun doruklarında yürüyen herkes için tek kurtuluş yolu ya alkolle kendini unutmak ya da en agresif müzikle kaosun içine dalmaktır. Herkes için geçerli olmasa da bazıları için geçerlilik durumu bundan ibarettir. Yıl 2008’i gösterdiğinde ergenlikten yeni çıkmış halimiz thrash metal’i damarlarımızı enjekte ettiğimizle TESTAMENT izlemiştik, o konser mevzulu bir konser olması yanı sıra güvenliklerle mevzu çıkmış sonrasında barikatlar yıkılmıştı. Bundan 16 sene sonra yeniden TESTAMENT’ı görmek paha biçilemez olacaktı bizler için.

Konserin günü açıklandığında akıllarda tek soru konserin olacağı yere ulaşım sorunuydu,ki pek çok kişi bu durumdan ötürü konsere gitmekten vazgeçmek zorunda kaldı ve üstüne de hafta içi sebebinin ertesi günün de iş olması nedeniyle bu mevzu uzadı. Konser alanına ulaştığımızda kimi taksiyle bu sorunu çözdü,kimisi otobüsle. Bu konuyu çok uzatmamak adına;mekana geldiğimizde de konser saatine yakın bir zaman vardı. Klasik olarak metal müzik konserlerinde konserin zamanında  başlamama gibi durumları düşünüp konserdeki alanda ilk şarkıyı kaçırarak girmiş bulunduk.  “DNR” ile giriş yapmıştı TESTAMENT. 

 Bir önceki konserlere göre “Eerie Inhabitants” ile giriş yapan grup bu defa rotayı değiştirmişti.  Konserin ilk yarısında en rahatsız edici durum sosyal medyalarına story atmak için birbiriyle yarışan kitlenin salonda olması ayrı bir tiksindirici boyut oluşturuyordu. Bunu bir tarafa bırakırsak…  İlk yarıda grup farklı bir setlist ile çıktı.  The Gathering’den “3 Days In Darkness” ile başlayıp daha sonrasında  sırasıyla  “WWIII”  “Children of the Next Level” ile devam etti.

“Practice  What You Preach” te thrash metal seviyesinin doruklara çıkardığı ve delirmenin de akıp gitmeleri artmıştı. Grubun en eskilerden ziyade bütün albümlere yakın çalması da ayrı klaslıktı.  

Şöyle bir gerçek vardı; Chuck Billy 60 yaşını geçmesine rağmen halen “BAY AREA’nın en güçlü seslerinden biri benim” diye haykırıyordu adeta.  Bunun yanında hem davulcu Chris Dovas’ın performansı, hem de Alex Skolnick ve Eric Peterson’un hünerleriyle gayet klaslığa giden bir gece yaşatıyordu.

 Eskileri de grup sonlara saklamıştı. Bir yandan da “Souls of Black” çalınmasını beklemediğim halde sürpriz şekilde gelmesi de ayrı klas hareketti.  Son çıktıkları konserlerde “Souls of Black” e hiç yer vermemişlerdi. Kendi açımdan sevmediğim bir şarkı olan “True American Hate” çalınması da beklemediğim şarkılardandı, buna da bu konserde grup yer verdi.  

Bütün şarkıları değerlendirmektense aslında grup bütün ağır topları,dinamitleri sona saklamıştı. “Trial By Fire” diye sayıklarken bir anda kendimizi kaosun ve delirmenin eşiğinde bulduk. “Alone In The Dark” da da seyircinin müthiş katılımı vardı. Finali de delirtici, kudurtucu “ Into The Pıt” ile yaptılar.

 Her konserde olmazsa olmaz Testament tarihinin ağır toplarından “Over The Wall” çalınmaması da konser adına eksiklik olarak sayabiliriz. Bununla birlikte ses sistemi çok iyi derecede olmasa da dinlenmeyecek durumda da değildi bizim açımızdan. Konseri sahne önünden takip edenler için “rezalet” şeklinde yorumlar duyduk, ama orta bölümde izleyenler için bu kadar rahatsız edici bir şey yoktu.

 Konser açısından en büyük sorun ise konser alanına nasıl ulaşacağımız sorusuydu. Mevzu Testament ise gerisi bir şekilde çözülür manasıyla gidildi. Bir o kadar insan böylesine bir yerde konser vermesini anlayamadı ve böylesine bir yerin varlığından da ilk defa haberdar oldu. Buradan organizatörler duyarlar mı bilmem ama daha konumu rahat yerler varken böylesine yer insanlar için bir çileye sebep oluyor. Hem şehir dışından gelenler için, hem de aynı şehirde konsere gidenler için.

 Sonuç olarak; Alex Skolnick,Eric Peterson,Chuck Billy’li Testament kadrosunu 16 sene sonra gördüğümüz ve  tarihe tanıklık ettiğimiz bir gece yaşadık. “Belki de tekrarı olmayacak” dediğimiz gecenin kahramanı da benim açımdan 60’ları deviren, sahnede adeta canavara dönüşen CHUCK BILLY idi!

 

Cem Kurtuluş, 19.11.2024


19 Ekim 2024

Tutkunun Gecesi: ACCEPT & Saints 'N' Sinners Konseri Kritiği (17.10.2024)


 






Her hüznün arkasında bir kaos vardır. Debelenerek gidilen hayatın altında kaosu aramak en kaçınılmaz durum olur. Mevzuyu burada kısa kesersem; ACCEPT için biraz daha eskilere gitmek yerinde olacaktır. Heavy Metal tarihinde pek çok az grup vardır ki kitlesiyle büyüleyen ve o kitlesiyle de marş vari sloganları bugünlere kadar gelen, çeşitli tanımlama getirebiliriz ACCEPT için, bunlar belki de boş cümleler serisi gibi de gözükebilir.

2010’da  Sonisphere’a gelmelerine rağmen maddi olaylar patlak verince o konserde bulunamamıştım, sonrasında grubun buraya gelme girişimleri olmuştu 2016’da, son olarak da o girişimin çabaları sonuç vermişti, 14 yıl sonra ACCEPT bu defa karşımızdaydı. Kritiği sıkmamak adına mevzuya direkt bodoslama girmek yerinde olacak olsa da öncesinde bir sonbahar akşamında kalabalık ve kendini bilen bir kitlenin varlığıyla daha içeri girmeden coşkulu ve tutkulu bir konserin bizi beklediği aşikardı. 

DJ’de Adil Akbay’ın bulunması da ayrı bir motivasyon kaynağıydı,ki Running Wild,Motörhead ve sıralanan giden bir setlist mevcuttu. Pek çok kritikte konserin akışına göre sıkı setlistler hazırlayan DJ’lerin hakkı yeniliyor,bu konuyu es geçmemek yerinde olacaktır.

ACCEPT öncesi  “Saints ‘N’ Sinners” sahnedeki yerini alsa da, grubun fanatiği olmasam da dışarıdan sesleri işitiyorduk, grup son albümü “Rise of the Alchemist” üzerinden gidiyordu. Accept öncesi bizi nasıl ses sistemini beklediğinden habersiz olsak da, grubun kendi sesçilerini getirmesi bizler için ekstra motive kaynağı olmuştu,ki üstüne mekanın ses sisteminin iyi olması da eklenince bunun meyvelerini “Saints ‘N’ Sinners da  görmüş bulunduk. İlk grupta içeride olunmadığı için,sadece sesleri işittiğimiz için, bir de birkaç videodan aşina olduğumuz için kitleye iyi performansla karşılık vermişti ‘Saints ‘N’ Sinners.

Konser alanına girdiğimizde oldukça sıkı bir kitlenin, özellikle 30 yaş üstü kitlenin alanda olması da konser adına artı bir durum olmuştu. Konsere bodoslama bir giriş yaparak, “Humanoid” albümünün demir başlarından sayılabilecek “The Reckoning” ve sonrasında devam eden “Humanoid” bizi karşılamıştı. Daha başlardan itibaren adrenalin yükselmiş, herkes de olduğu gibi bizde de tutkulu  ve coşkulu bir konserinin devam edeceği aşikardı. 

Grubun kimyası,isteği, seyirciye verdikleri pozitif enerji ile birlikte durmaksızın seyircinin de buna karşın verdiği karşılıklı etkileşim ile hız sınırı artıyordu. Grubun ses mühendisleri/sesçileri ile gelmesiyle birlikte sesin muazzamlığı karşısında seyirci de keyif almaya devam ediyordu. “Restless And Wild” ve “London Leatherboys “ile birlikte enerji böyle bir sonbahar akşamında iyice yükselmişti. ACCEPT tarihinin olmazsa olmaz şarkılarından biri olan “Midnight Mover” ile gaza iyice basılmıştı, geri dönüş yoktu. Seyirci de bundan nasibini coşkuya karşılık vererek arttırıyordu tempoyu.

Sığdırılacak bir çok şarkı varken ACCEPT tarihine bütün şarkıları sığdırmak zor olacak olsa da, Thrash Metal tarihine yön vermiş  “Fast as a Shark” da delirmişlik seviyesi daha da sert hale gelmişti.  

Klasikleşmiş bir metal müzik marşı ve çoğu kişi için ACCEPT tarihinde bir klasik olan “Metal Heart” ve bununla birlikte terör estiren “Teutonic Terror” ile birlikte adrenalin/tempo gittikçe artmaktan kendini alamıyordu. Grubun turne rehberinde aslında bu konserde daha fazla şarkı çalınıyordu, grup da  seyirciye bu pozitifliğini geçirmiş çaldıkça çalmak istiyor, o tutkulu halini seyirciye gösteriyordu. Böyle konserlerde en önemli durum seyirciyle birlikte yakaladığın sinerji ve bunun devamıdır. Mark Tornillo öncülüğünde, Wolf Hoffman’ı bütün ekiple o sinerjiyi yükseltmesiyle seyirci de gaza basmış durmuyordu.  Sadece o değil, davulcu Christopher Williams seyircinin coşkusunu katlayarak devam ettiriyordu. 

Grubun sinerjisiyle birlikte yorgunluk belirtisi seyirciye geçse de gruptaki enerji kaldığı yerden devam ediyordu. Tahmini süre olarak turnelerde çaldıklarından az çalmalarını beklerken bunun daha fazlasını çalmaları da seyircinin enerjisini arttırıyordu. ACCEPT tarihinde kültlükte zirvede olan “Balls to the Wall” çalındığında seyircideki istek seviyesi daha da yüksek yerlere tırmanmıştı,ki grup bunu o kadar iyi çalmıştı,ki artık şaşmanın ötesine geçmiştik. Enerji,Sinerji,Tempo,Coşku,Tutku… Her biri bu gecenin içinde vardı,ki grup finali “I’m Rebel” ile bitirmişti.

 Bu gecenin tarifini yapacak olsaydım; “Tutkunun Gecesi”  tanımını koyabilirdim. Organizasyonun tıkır tıkır işlediği, özellikle ACCEPT’in sesçilerini getirmesiyle ses sisteminin böylesine muazzam işlediği, grubun ve seyircinin bir bütün halinde olduğu konserlerde samimiyet daha yüksek sesle haykırılıyor.

 Denizin ortasında, Sonbahar’da Heavy Metal’i doruklara kadar hissettiğimiz bir gece yaşadık ACCEPT ile.

 Kelimelerin bittiği yerde ACCEPT yeniden diriltir

Çünkü Heavy Metal bunun için var! 

Fotoğraf:T24

 Cem Kurtuluş, 2024 (17.10.2024)@Küçükçiftlik Park 


23 Eylül 2024

Gaddarlık,Sahicilik, Öfke: AURA NOIR KONSERİ KRİTİĞİ (22.09.2024)



“Gaddarlık, Sahicilik, Öfke”

Bu üç kelimenin çağrışımı benim için dün gecenin anahtar kelimeleri olabilir, bunun hakkını veren grup ise “AURA NOIR” oldu. 2010’dan beri dinlediğim, ilk döneminden itibaren o gaddarlıktan nasibini almamız da dün gece gerçekleşti. Buralara girmeden önce daha öncesinde altyapısını “HELLSODOMY” ile gerçekleştirdik. Konser alanında kalabalık bir kitle beklemiyordum, olması gereken kitle olduğu yerde oldu. “STAY UNDERGROUND” diye bir şey varsa dün gece başta HELLSODOMY-AURA NOIR gecesinde gerçekleşti.

Klasik konser öncesi demlenme hikayeleri, birkaç muhabbet, ve maksimum alkolle birlikte öfke yayılacaktı. “HELLSODOMY” yeni albümden girdi mevzuya daha sonrasında ilk dönemler ve sonrası “Morbid Cult” dönemiyle nefreti yayma görevini fazlasıyla gösterdi. Pek çok defa aynı  mekanda konser izlenilmesine karşın bu defaki ses sistemine şapka çıkarttık. Gaddarlığı yürütme vaziyetini AURA NOIR eline aldı. Ortamda az kişinin bulunması sebebiyle daha hırçın bir hal bizi bekliyordu.

AURA NOIR, mevzuyu 90’lara giderek “Black Thrash Attack” ile başlattı, gaddarlığın yükselen alevleri arasında bir öfke tufanında kaybolmanın peşinde kaosun içinde yok oluyorduk.  Devamlı agresifliğin yayıldığı, temponun düşmediği, kitlenin de en azından grubu bilen boş bir kalabalıktan ibaret olmaması ve ses sisteminin harikuladeliği ve grubun da samimi,içten,sahici hiç bıkmamışçasına çalmasıyla klaslığa doğru gidiyorduk. 

“Black Metal Jaw”   ile delirgenlik seviyesinin hızının arttırıyorduk,” Funeral Thrash” ile thrash metal damarlarımız kabarıyordu. “Condor” Hells Fire  ve bununla birlikte Black Thrash Attack kelimesinin içinin tamamen doldurulduğu, gitarların saldırganlığı, öfkenin vücut bulmuş haline tanıklık ediyorduk.

Çokluğun bokluk getirdiğini söylemek her zaman kaçınılmaz olacaktır, grubun kendisini bilen içi boş kalabalık olmaması, ses sisteminin aksamaması grubun  öfkeyi yayma görevini üstlenmelerine de seyirci kayıtsız kalmıyordu.

Memleket sınırları içerisinde çok gaddar, çok asi, ego ve bencillikten kendini arındırmış “AURA NOIR” gibi gruplara defalarca ihtiyacımız olduğu da bir gerçektir.

 BLACK THRASH ATTACKKK!

Cem Kurtuluş, Eylül 2024

17 Mayıs 2023

Gaddarlığın Gecesi; SUFFOCATION& CARNOPHAGE (LIVE IN ISTANBUL, 16.05.2023)


 








Öyle noktaya erişirsiniz ki yalnızlığınızda aslında kaosun içinde var olmak kendini unutana kadar içip de kafanın gözünü duvarlara vurmak sana iyi gelebilecek noktadadır... Çıkış yolunun kalmadığı zamanlarda insanın psikolojisi delilik seviyesine eriştiğinde başka hiçbir şeyin önemi yoktur. Böyle yazıya girişme nedenim nedendir bilmem ama kendi dünyamızdan bakış açısıyla olması da bize kalsın.

 Lafı uzatmazsam; 16.05.2023 gecesi tarihi bir geceye tanıklık ettik.  Mevzu bahis konusu Amerikalı Old School ve yıllarca gaddarlığıyla bilinen SUFFOCATION olsa da bazen kritiklerde sözü olmayan alt gruplar vardır; ben ondan söz edeceğim; çünkü bir grubun sahnedeki vahşiliği,samimiliği,dürüstlüğü ve Death Metal adına hayvaniliğine “Carnophage” ile fazlasıyla şahitlik ettik.

 Yılların eskitemediği gruplardan biri olduğunu “Carnophage” bir defa daha bize gösterdi. Bu ortamlarda oluşu yaklaşık 16-17 senelik bir zaman dilimine dayanıyor. Yıllardır izlemek istememe karşın bir türlü tarihlerin uyuşamaması ve türlü sorunlardan ötürü bugüne kadar izleyememiştim kendilerini, dün gece bu açlığımı giderdiler. “Oral Akyol” ise  TR sahnesinde görülebilecek,emeğin hakkını fazlasıyla veren ruhunu tamamen sahneye aktaran frontmenlerden olduğunu bir defa klasıyla gösteriyor.

 Kendisinin de dediği gibi “Carnophage” değil olay burada aslında TR sahnesinde şu an emeğini akıtan herkesin ruhu var diye haykırdı kendisi. Grupların isimlerini saysa da asıl mevzunun bu sahneye hakim olanların ruhu desek  söz asıl yere gider. Yeni albümle alakalı müjdeyi de buradan verdiğini söyleyelim. Yine gaz,yine canice ve gaddarlığıyla sahnelere hakim olacaklar. Alt gruptan böyle pestili çıkar vaziyetten ayrılınca enerjinin azalması mümkün olabiliyor.

 Kapı önünün kalabalığının ardından alkol seviyesini yükseklere çekmek ve konserin yakınına doğru tek Tekel Bayi’nin bulunmasıyla bira arayışlarıyla kısa sürede BİRA’yı temin edip agresifliğe devam modumuzu SUFFOCATION’ın sahneye çıkmasıyla başlatıyoruz.Amerikalı  Old School Death Metal grubu SUFFOCATION bütün gaddarlığıyla boğazın karşısında gaddar seyirciyi selamladı. Logoyu görmemizle birlikte seyircideki coşku, agresiflik, gaddarlık üst seviyedeydi. SUFFOCATION, gaddarlığın açılışını “ Thrones of Blood “ ile yaptı.

 Konserlerinde devamlı seyircinin kurduğu ilk parçalar arasında yerini almıştır. “Frunk Mullen” in sahnedeki gazının açıklaması çok az şey ile açıklanabilir.Devamlı seyircinin ortama girmesini gaddarlığa katılmasını sahneden vücut diliyle teşvik ediyordu. “Catatonia” nın çalınmasıyla birlikte gaz daha iyice artttı, kaosun içinde kendimize yer bulmaya çalışıyorduk. Grubun her elemanının seyirciye yakınlığı ile birlikte enerji, mekanın her yerine yayılmıştı. Sıralama faslını geride bırakırsak aslında grubun diskografisinde her zaman kült albümün kült şarkısı “Pierced from Within’ oldu.Bunla da bizi tokatlayarak gösterdiler. 

Yine eskilerden 1991 yılından “Effigy of the Forgotten” ile tekme tokat dalmaya " daha yeni başladık" dercesine üstümüze saldırıyorlardı.Bunlar olurken ses sistemindeki muazzamlığını teknik ekibine şapka çıkaralım. Eric Morotti’nin davuldaki kusursuz performansı taramalı tüfek gibi beynimizin içinde yankılandı. Bir futbol takımı gibi temiz oynadılar, gaddarca yönettiler sahneyi. Bir ara konser esnasında bir mevzu oldu grup orada “acil yardım” çağrısında bulunarak da ilk yardımı çağırdı sonra mevzu fazla uzamadan konser kaldığı yerden devam etti…

 Bütün şarkıları teker teker yazmak yerine bütün gaddarlığın yayıldığı bir geceyi izlediğimizi söylemek daha yerinde olur.  Alkolün de tozunu arttırmasıyla seyirci, grubu; grup da seyirciyi gazladı.  Bu maçın ilk dakikasından son an’a kadar devam etti…

 Bu konserde Egerock35 tayfasının emeklerine böyle gaddarca bu ortamı hazırladığı için, sorunsuz şekilde ses sistemindeki muazzamlık ile kulaklarımızın pasını silmek haricinde bir de bu kaos ortamına katkı sağladıkları için dev teşekkürler! Bununla birlikte Bursa,Samsun,İzmir,Ankara,Antalya ve onca yerden gelerek bu gecenin katliamına  katılan öfkeyi yayan tayfaya  dev teşekkürler!

Cem Kurtuluş, Mayıs 2023


19 Ekim 2022

Tarihe Tanıklık Etmek: HAZY HILL KONSERİ KRİTİĞİ @LIVE ANKARA ,15.10.2022


 







İnsanın en büyük zaafı tutkulardır, ama bir o kadar da insanı ayakta tutan da tutkuyla gittiği yoldur. Tutku bu nedenle büyük önem taşır.” Tutkuda insan kolayca ağlar, çünkü sevgi kalbe doğru çok miktarda kan göndererek gözlerden çok buhar çıkmasına ve kederin yarattığı soğukluk da buharların hareketini geciktirerek daha yukarıda açıkladığımız gibi onların gözyaşına dönüşmesine neden olur “ der Descartes tutku üzerine. Tutkunun bu açıdan geniş yelpazede de ele alabilsek konuyu uzatmama tarafındayım…

Puslu bir Kadıköy sabahı. Tutkulu çıkılacak bir deplasman için öncesinde planlar yapıldı, tutku adına yapılması gerekenler ise yola çıkmaktı. Bu da basit gözükse de geri sayım başlamıştı. Mevzu bahis konusuna geçecek olursak; en son konserini 2000’lerde vermiş Hazy Hill grubunu görmek herkes için heyecan verici olmanın ötesindeydi.  30’lı yaşlarında olanlar için çok şey demekti, ama 40’lı yaşlar ve civarı için fanzininden,kasetine,kasetinden radyo programına kadar Hazy Hill bir çok şeye bahis konusu olmuştu.

 İsmini anmadan geçmeyeceğimiz isim ise burada “Baron” lakabıyla Hazy Hill konserini bugüne kadar arzulayan, bu konseri yapmak içinden tabiri caizse elinden geleni ardına koymayan Çağlan Tekil idi. Bu konser gerçekleşiyorsa şayet en büyük imza kendisindir.  Yolculuğa ufaktan geçecek olursak; 4.5 saat yolculuktan sonra Ankara’ya inmiştik. Kasvetiyle bizi karşılayan Ankara’da yapılacak ilk iş sabahında Ankara simidi yemekti, bunun sonrasında konser için geri sayım başladı.  Öncesinde pek zaman yaratılamasa da alkole ufaktan da olsa yüklenilip Ankara’da kolay ulaşımla konser alanına  vardık.

Konser alanına vardığımızda metal konserlerinin klasik olayı sokak biralaması es geçilemezdi, zaman kısıtlamasına rağmen bu da yapıldı. Mekana vardığımızda hıncahınç bir kalabalık bizi karşılıyordu. En arka sıralara doğru uzanan kalabalık yılların özlemini andırıyordu. 2000’li doğumluların ağırlıkta olması Pentagram grubundan ötürüydü,ki öngrup olan Hazy Hill’e pek çok yabancı kişinin olması tuhaf karşılanmazdı.  Mekana daldıktan sonra havasızlık hafiften bize sirayet etse de olay tutkuysa her şey vız gelir minvalinde ön tarafa doğru kendimizi attık.  Ön tarafta pek çok genç nesil vardı, havasızlık sorunumuzu başlar başlamaz Hazy Hill’in jilet gibi soundu çözmesini bildi. 

Konserin ilk yarısında  ortama jilet gibi “ No Traces Left “ ile dalan Hazy Hill hepimiz için agresifliği başlatmıştı, ki bunun için nasıl bir agresiflik olacağı muhakkaktı. Hazy Hill’in ilk 10 şarkısı arasında  delilik belirginliği gösteren şarkılar arasındaydı.  “Fan of your Fancy” den “ Friendly August Sun”  ile birlikte ilerleyip daha sonra “Suicide Pack”   “ Irony Insıde “ ve “Point Blank”  ile birlikte  jilet gibi performanslarının yanında seyirciye bir yandan gaza getirmenin ötesine geçiyordu Hazy Hill.  Yaş ortalamasını düşünürsek pek çok kişi ilk defa izliyordu,ki tanıyıp da yıllar sonra ilk defa izleyenler de oradaydı. Ufuk Önen’in seyirciyi gazlamasındaki o coşku, o adrenalin sadece Hazy Hill’i bilenler için değil, bilmeyenler için de o coşkuyu başka bir boyuta taşımıştı.

 Final şarkısına gelirken “ Murky Bedlam “ herkes için demirbaş bir demonun gaddar bir şarkısı olarak tarihte yerini almıştı, performansın uzatılıp seyirciyle birlikte coşkulu halde söylenmesine de artı bir puan eklemeliyiz.  Bir o kadar yılların gaddar şarkısı olan “Burning Shades “ içimizde ukde olarak kalmıştır.

Hazy Hill’i bilen ve bilmeyen arasında özel bir bağ kurmasını gece boyu ciddi şekilde yapan Ufuk Önen gece adına kahramanı olsa da, yok edicilik adına Hazy Hill bir Ankara deplasmanında üstümüzden panzer gibi geçti!

Bugüne kadar verdiği emekler, metal camiasında emekçiliğiyle öne çıkan şu an aramızda olmayan Baron lakabıyla bildiğimiz  Çağlan Tekil bu konseri Ankara’da izlese hüzünlenmenin ötesine geçerdi, böyle bir konserin kritik konusunda da kendisinin isminin geçmemesi benim adıma eksi bir durum olurdu.

Sonuç olarak; Hazy Hill’in en son konserini verdiği 2000 yılından bu yana 22 sene geçti, 22 senelik araya rağmen böylesine jilet gibi performans ender görülür. Bizim Ankara’ya gitmemizi tutkuya bağlıyoruz, Hazy Hill’in 22 yıl sonra sahneye çıkması da tutkudan başka bir şeyle açıklanamazdı!

On the hills with haze! 

 

Not; Fotoğraf; Kaan Koçakoğlu’ya aittir.

 Cem Kurtuluş, 2022 Ekim

30 Ağustos 2021

Katliam Gecesi: DIABOLIZER, SULFUR ENSEMBLE,METALIUM (27.08.2021)


 







Beklenen gün gelmişti, en azından bir süredir bizler için sosyalliğin konser alanında kaosa karışmak gibi bir alışkanlığınız varsa bu kaçınılmazdı. Bir konser açlığı mevcuttu, bu açlığı gidermek de yerinde olacaktı. Mevzu bahis konusu bazıları için ve benim gibiler için “ Metalium” olsa da daha sonrasında “ Gaddar “ grubunun sağlık sorunları nedeniyle Diabolizer gibi köklü Kadıköy’de katliam yaratan bir grubun eklenmesi konsere ayrı bir ekstrem durum ve ayrı bir kaos niteliği taşıyordu.  Alelacele gelinen bir konser önünde en iyi iş; mekana hızlıca yetişip, alkolü hemen tüketip ve mekana hemen dalmaktı.  Bizim için tek çekince mekanda daha önce izlenilen konserde oturarak izleme sıkıntısıydı,bundan çekinerek konser alanına ulaşşak da geldiğimizde manzara eskisi gibi Park Orman’da düzenlenen konserleri anımsattı, bunun haricinde diğer konserlere nazaran “ Fotoğraf makinesi “  yasaklanmıştı,en son Overkill konserinde bununla karşılaşmamıştık.

Bu organizasyon şirketiyle mi alakalı bilmiyorum. Bu muhabbeti uzatmamak gerekirse; İlk grup Diabolizer çıktığında o gaddarlığın üst seviyelerini zorlanacağını biliyorduk ve öyle de ortamda kaos vari bir atmosfer; ama Diabolizer’ın kafa adamı Ali’nin sahnedeki o öfkeli performansı ve katliama giden delilikleriyle birlikte sahne ortasında genç kitle tabiri caizse hakkını veriyordu. Hunharca sıcağa rağmen grup bir an olsun frene basmıyor,daha da gazı arttırıyordu.  “Khalkedonian Death "  katliam yaratan son zamanlarda çıkan en  sıkı death metal albümlerinden biri olsa da ülke genelinde bunu canlı dinlemek de paha biçilemezdi. 

Albümde nasıl çalınmışssa, canlıda da bir an olsun geri fren yoktu, vitesi arttırıp fazlası için efor sarf eden bir katliam ekibi vardı sahnede. Zaten amaç da uzun zamandır konser açlığını dindirmek,bu açlığı da sahnede bir katliam yaratırmışcasına nefret halinde kusmak deyimi Diabolizer’in sahnesinde gerçekleşti.  “ Spearfuck the Throes of Treason”  ve  “Bringers of Khalkedonian Death” gibi albümün ağır dinamitleriyle birlikte ortamda kaos yükselmişti,sadece bununla sınırlı olmamakla ortama bir anda gençlerin arasına giren güvenliğin ayırmaya girmesi de ayrı bir durum olsa da bu neyse ki fazla uzamadı.

Diabolizer’in beyni diyebileceğim Ali’nin o delirtici ve öfkemsi performansıyla birlikte ortamda şiddet ve kaos artıyor, çoğunluk da bundan keyif alarak o kaostan besleniyordu. Karanlığın öfke hali Diabolier’ın katliamında tanıklık etmek ayrı bir delirticiydi. Diabolizer’ı Ankara’daki Heavy Stage sahnesinde kaçırmışken böylesine bir an’a tanıklık etmeye tabiri caizse büyük yıkım oldu!

Diabolizer’den sonra sahneye “ Sülfür Ensemble “ çıkmıştı. Daha önce canlı tanıklık etmediğim, merak ettiğim; sadece youtube vari izlediğim yerlerden çok da içine bulunamadığım bir gruptu Sülfür Ensemble. Sahne şovlarından her zaman söz ettirirlerdi. Erdem Çapar’ın büyük adrenalin seliyle devam ettirdiği Sülfür Ensemble; siyah bayraklar, türk filmlerinden alınmış örnekler, o karanlıkta yarattığı ambians, pek çok fantastik öğe ile geceye damgasını vuran grup oldu.   “Die Like John Entwistle” ve “ Daily Hate”  konserde pek çok kimsenin bildiği şarkılar olunca ve sahneyi yöneten Erdem Çapar ‘ın seyirciyle bütünleşmesiyle ayrı bir yol katedildi. Küçükçiftlik Park’ın sahnesinin hakkını verme deyimi Sülfür Ensemble’in yarattığı o harikulade şov da görmek mümkündü ve öyle de oldu.

Son grup, yıllara meydan okuyan, her konserde enerjileriyle gençlere taş çıkartan “ Metalium “ idi. “ Tenebris “ albümünün 25 yıl sonra çıkışından sonra bir lansman planlanmıştı, virüs olayının patlamasıyla büyük bir özlem ve büyük açlık oluşmuştu.

“Tenebris”  albümünden sıkı parçalarından çalınmasıyla başladı mevzu. Lucid Dreams, Critical Solstice,Testimony of Doom çalınanlardan bazıları oldu; bununla birlikte eskinin ağırlığını bilenler için Pessimistic Warning, Denial, Behind The Power, Draggin’ to Mayhem’ler ard arda çalındı,özellikle eski sıkı parçaların ard arda çalınmasıyla beynimizdeki ağırlıklar artıyordu. Suffer, The End, Circle of Despair da diğer beynimizde tahribat oluşturan ve öfkesinden kurtulamadığımız eskilerdendi. Eski-yeni karışımıyla da agresif,kaos dolu bir performansa imza atıyordu Metalium. 

Her konserde sıkı performansını denk geldiğimiz Metalium’da 55 yaşına gelmiş Mazhar Şiringöz, tabiri caizse yönetiyordu.” Virüs muhabbetinden dolayı da arayı çok arayı açtık biliyoruz,ama şimdi kaos zamanı “ minvalinde sözler söyleyince delirmek de içten oluyordu. Bununla birlikte en sıkı dostlarından biri olan, yol arkadaşı Akmar Pasajında yıllarını geçirmiş ve aileden biri olan metal müzik emektarı Çağlan Tekil’i sahnede selamlıyor ve anıyordu. Bunu yaparken aynı zamanda bu konserde emeği geçen Yüzdeyüz Metal ekibi olmak üzere sahnede harikalar yaratan her grubu selamlamak da bana kalırsa ayrı bir babacanlık örneğiydi.

Konserle ilgili kısa da olsa bahsedilecek konu; Metalium grubunun konser öncesi plak,cd,kaset imzalamasıyla birlikte fotoğraflamalar, kapı önünde merch,t-shirt standları kuran Hammer Müzik ve Diabolizer’ın ürünleri..

 Sonuç olarak; Diabolizer’ın yıkımıyla ve öfkesiyle başlayan gece, Sülfür Ensemble’ın görsel şovuyla birlikte bir ayine dönüşürken, bütün hepsinin birleşiminde “ Metalium” son olarak o kaosu devam ettirerek;üç grubun toplamıyla bir katliam gecesi yaratarak tarihe tanıklık ettirdi. Üstelik bu fiyat bazında bu üç grubun gürültüsünü dinlemek bir daha mümkün de olmayabilir.


Cem Kurtuluş, 2021 Ağustos