31 Ağustos 2011
Fenerbahçe Yönetiminin Suskunluğu Ve Üzerimize Oynanan Senaryolar
22 Ağustos 2011
Futbol'un Tarihi!
Futbol'un tarihi elbette bu yazdıklarımıza sığmaz sadece bunlar temel bilgiler ve bildiklerimiz. Ama şu bilinmelidir ki Futbol çok şeydir. Son dakikada gelen bir golün taraftara verdiği coşku, tribünlerin yarattığı ambians ve golden sonra tribüne koşan Futbolcu futbolun güzellikleri arasında yerini alır
20 Ağustos 2011
bugün doğum günün evlat
18 Ağustos 2011
Her günün aynı olduğunu düşün dur!
15 Ağustos 2011
CANLAR VAR VERİLMEYE FENERBAHÇE'YE:14 AĞUSTOS 2011
14 ağustos geldi çatmıştı herkes bugünü bekliyordu bütün Fenerbahçeliler. Herkes internet aracılığıyla örgütlenmişti. Çevik kuvvet tarafından buluşma noktaları kontrol altına alınmış Fenerbahçe formaları olanlar Taksim’e giremiyordu. Bunun daha öncesinden bahsetmek gerekirse bu organizasyonu 12numara.org adlı bir site düzenliyordu. Valilikten izin çıkmamış onlar organizasyonlarını iptal etmişti.
Ama eylem’in internetten değil sadece sokakta yapılacağına bizler inanmıştık. Saat 13.00 gibi Kasımpaşa tekke parkında toplandık. Fenerbahçe tribünü oradaydı. 80’lerde Fenerbahçe tribünü için mücadele eden,savaşan Fenerbahçe’yi karşılıksız seven insanlar orada toplanmıştı. Küçük,büyük önemli değildi önemli olan Fenerbahçeli olmalarıydı onların. Ama orada yaklaşık 1 saat bekledik ve bu bekleyiş bizim için hiç iyi olmadı çünkü daha sonra çevik kuvvet etrafımızı sarmıştı.
Taksim’e gitmemize izin vermiyordu. Benim bulunduğum arkadaş grubu taksim’e gitmeyi gözüne koymuştu. Tek çare Taksim’di. 3’er 5’er taksilere binmiş taksim’e doğru yola çıkmıştık ama hiçbir taksi durmuyordu. Bazılarımız ayrı ayrı gruplara ayrılmış Şişli Etfal’a gitmişti ama burada amaç polisleri şaşırtmaktı Taksilerden inmiş tek başımıza yürüyorduk dikkat çekmeden.
Taksim’de Galatasaraylılar da vardı. İyi ki karşılaşmamıştık. Çünkü iyi şeyler olmazdı. Her köşe başında Fenerbahçeli tanıdıklarımızı görüyorduk. Tünel’in sonuna gidene kadar. 150-200 kişi vardı baktığımda ama daha sonra bu daha da artmaya başlamıştı.
İstiklal caddesinde sıradan bir gün. Ve ansızın gök gürültüsü gibi bir ses. FENERBAHÇEEEE SEN ÇOK YAŞAAAA..!!!! işte aynen böyleydi.
Çevik kuvvet’in bize izin vermeyeceğini coplayacağını biliyorduk bunu herkes biliyordu. Ama biz vazgeçmeyecektik bu yoldan. Fenerbahçe sen çok yaşa sesimizi kimse kısamazdı . Sonra " ararım,sorarım ararım seni her yerde sorarım ıssız gecelerde cimbom bom nerede diye girmemiz efsaneydi. Aynı 20 yıl önceden olduğu gibi. Kol kola Fenerbahçe diye haykırarak yürüyorduk. Çevik kuvvet ve amirleri coplayarak insanları geçiyordu bana vurduklarında kendimi savunup bende onlara müdahalede bulundum. Ama onlar acımıyordu. Sonra sokaklara dağıldık bu kaçtığımızdan değildi elbette.
Sayıca bizden fazlalardı. Nefes nefese kaldık. Sonra ikinci defa toplandık. Vazgeçmek yoktu. Sonra yine " hiçbirşeye değişilmez senin sevgin bu dünyada" diye girdik yine polisler karşımızdaydı bizim. Ama vazgeçmek yok demiştik. Yine copla müdahale de bulundular. Bir dönerciye sığınmak zorunda kalmıştım ve 5 polis zapt etmek istiyordu. İçeri girdiler beni almışlardı alınma nedenim polise müdahale de bulunmamdı. Polis tarafından alınmıştım emniyet’e götürülecektim. 1 saat kadar bekledik otobüste. Ve otobüste çevik kuvvetin diyalogları şuydu bana karşı
‘’Gebersin ibneler klimayı açmayın’’
‘’konuşmak isteyenin sesini kesmeleri’’
‘’en ağır küfürleri etmeleri’’
‘’kendini padişah gibi hisseden çevik kuvvetler’’
Bunun gibi daha da şeyler ve yazımı bitirmeden önce spor büro amirlerinin bana karşı söylediği bir şey vardı.
"Fenerbahçe senin karnını mı doyuruyor
Ulan ben hayata karnımı doyurmak için mi geldim"
Bir daha olsa yürür müsün dedi adam evet yürürüm dedim. Fenerbahçe sana ne veriyor? Paranın üstün güç olduğu şu dünyada bir şey vermesine gerek yok tarifi edilemez verdiği şeyin ama bunu herkes anlamaz tabii. Ve güldüğünüz de bile gülmek yasaktır orada..
Ne diyelim Senin için Fener senin için…
Yazan:Cem Kurtuluş
13 Ağustos 2011
Tribünlerde ''Reis''Kavramı Üzerine
Cem Kurtuluş, 2011
08 Ağustos 2011
Memduh Bey'in Kürtlere Ağır Hareket Yazısı Hakkında
06 Ağustos 2011
Bir Ultras Projesi:ULTRAS PROJECT
03 Ağustos 2011
Fenerbahçeli Yazarların Fenerbahçe'yi Savunamaması
01 Ağustos 2011
Bir Dostluk Hikayesi: Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2011)
Emrah Serbes bir kitabında “Barış Bıçakçı’nın en iyi kitabı,
Aramızdaki en kısa mesafe. Ama o bunun farkında değil.” diyordu.
Bu tespitini ilk okuduğumda doğru bulmuştum Emrah Serbes’in. Yazarlar kendi
yazdıkları kitapları bazen görmezden gelebiliyordu, “ Aramızdaki en kısa
mesafe” haricinde Barış Bıçakçı’nın diğer iyi kitabı “Bizim Büyük
Çaresizliğimiz” Yakın zamanda erken yaşta kaybettiğimiz Seyfi Teoman’ın
sinemalaştırdığı bir eser “ Bizim Büyük Çaresizliğimiz. Kitaptan uyarlanan bu eser Seyfi Teoman’ın ikinci
filmi, ve (bu yazı yazıldıktan 1 sene sonra kendisinin ölüm
haberi aldığımız için, maalesef kendisinin son filmi oldu.)
Bizim Büyük Çaresizliğimiz’e Türk Sinemasının kayda değer işlerinden biri
olduğunu söylemek yanlış olmaz. Her ne kadar çoğu filmde olduğu gibi kitaptan
sinemaya uyarlanan eserlerde eksiklikler olsa da film bir açıdan bize
görüntüyü,belli yere kadar hissi verir, hiçbir şey kitabın yerini derinlemesine
anlatamaz,geriye sizin hissettikleriniz kalır.
Bizim En Büyük Çaresizliğimiz” çaresizliği merkeze
yerleştiren bir cenaze evi sahnesiyle başlıyor. Bu esnada her
şeyden habersiziz, filmin kahramanları ortalıkta yok. Annesi ve babasını
yitiren Nihal’ın nerede kalacağı mevzu bahis oluyor. Bu esnada Nihal’in abisi
Fikret’in “ napıcaz şimdi? Herkes evine, hayatına dönecek. Ben
bile cümlesi” ise kritik bir hüzün cümlesi oluyor. Filmin ilk yarısında
kendimizi Nihal’in Ender Ve Çetin’in yanına bir akşamüstü sarhoşken
geldiğinde anlıyoruz durumu.
Nihal’in arkadaşlarıyla içtiği bir akşam sonrası Ender ve
Çetin’in evine bırakılıp “ bana sakın iyi davranmayın “ cümlesi
ise Nihal’den kalan bir cümle oluyor. İki erkeğin hüzün dolu ve yalnız
dünyasına böylelikle bu sayede Nihal eklenmiş oluyor. İçine kapanan, akşamüstü
yemeklerine katılmayan Nihal’ın Ankara’nın karlı görüntüsünde Çetin ve Ender’in
arasına katılmasıyla film böylelikle şeklini almış oluyor. Filmin başlangıcında
sorduğumuz soru ise “ Ender ve Çetin arasında sıkı bağ bozulur
mu” dan ibaret oluyor. Yıllardır hayal ettikleri evde yaşamayı
istemeleri bir yana, bir kadının bir eve gelmesiyle düzen de yavaştan değişmiş
oluyor.
Ender’in Nihal ile adeta bir mektup edasıyla konuştuğu sahnede Çetin ile
arkadaşlığına vurguyu Ender “Çetin, İstanbul’a gittikten sonra
tanıştığım,yakınlaştığım erkek ya da kadın herkeste onu aradım” cümlesiyle
yapıyor. Ender’den cümleler akıp giderken film aynı zamanda “Fareler ve
İnsanlar “ kitabındaki müthiş dostluk hikayesindeki aptal görünümlü Lennie’den
bahseder. Bir kadının bir eve girmesi bir düzen yaratıyor olsa da iki erkek
içinse bir kafa bulanıklığına yol açtığını film kestirme yoldan hissettirmesini
biliyor.
Araya bir kadın girse de iki arkadaşın dostluğu zedelenmiyor. Rakı
içilen bir gün batımında Nihal’e ikisinin de aşık olduğuna tanıklık etmiş
oluyoruz. Ama ikisinin dostluğu öylesine kuvvetli ki geriye kalan tek
cevap “ ne olacaktı ki zaten “ cümlesinden ibaret oluyor.
Filmde daha çok Ender ve Nihal arasındaki
diyaloglar daha güçlü oluyor. Konuşmalar;edebiyat vari tümceler Nihal ve Ender
arasında,bazı yaşantılar ise Çetin arasında gerçekleşiyor.
Filmde her ne kadar Ender ve Çetin ikilisinin Nihal’e aşık
olmalarındaki çaresizlik aktarılsa da, asıl çaresizlik aslında Nihal’in Ender
ve Çetin gibi dosta sahip olamaması asıl çaresizlik. Film boyunca aşk mevzuları
ağırlıkta olduğu hissiyatı aktarılmaya çalışsa da Ender Ve Çetin’in
sıkı dostluğunu görüyoruz. Nihal’in “ Ender,ben seni özledim “ cevabına karşın,
“ biz de seni özledik “ cevabı ise filmde beklenen cevap oluyor. Evin içinde
paylaşılan duyguların çıktığı adres de tam burası oluyor.
Oyunculuklara gelirsek… Ender karakteriyle karşımıza
çıkan İlker Aksum, Çetin karakteriyle karşımıza
çıkan Fatih Al iki sıkı arkadaş nasıl olur sorusuna cevabını
oynadıklarıyla performansla yeterince vermiş durumdalar. İki erkek
karakterin yanında filmde tek kadın olarak gözüken Nihal karakterine
can veren Güneş Sayın rol olarak
mimikleriyle,bakışlarıyla iyi bir performans çıkarsa da başka bir oyuncu
tercihi yapılabilirmiş dedirtiyor. Bunların yanında yan karakter olarak kısa
performansıyla Murat karakterine can veren Taner
Birsel; o kısa sürede oyunculuğunun hakkını veren isimlerden oluyor.
Filmdeki Ankara manzarasındaki samimiyet ise sıcak anlatımına
yansıyor. Seyfi Teoman’ın böylesine ince ve samimi aktarımında
akılda kalan pek çok görüntü oluyor. Kahvaltı sahnesi,kokoreç ve bira, dans
sahnesi; Ender, Nihal,Çetin üçlüsünün gözlerini kapatıp yürüme
sahnesi hafızalarda yerini koruyor.
Senaryosunu ortaklarından Barış Bıçakçı’nın aynı adlı kitabından
uyarlanan, erken yaşta trafik kazasında kaybettiğimiz Seyfi Teoman’ın sıkı
dostluk hikayesini anlattığı “ Bizim Büyük Çaresizliğimiz” aşk
çaresizliğinden çok, bir dostluk hikayesi. Bu dostluk tam anlamıyla Behzat Ç-Hayalet-Harun-Akbaba karakterlerinde
güçlü bağ gibi yansıtılıyor. Ama Çetin ve Ender’in dostluğu eşsiz görülebilecek
dostluklardan. Bir kadının bir dostluğa parçalamayacağını, alt edemeyeceğini
gözünüze sokuyor Seyfi Teoman. Bu dünyada böyle güçlü dostluklar
var mı dedirten bir eseri sunuyor bize. Seyfi Teoman’dan kalan kıymetli
bir yapıt elinizdeki film Çok kez Ender ve Çetin’i kendinizde görebileceksiniz.
Son olaraksa iyi bir film kriteri Seyfi Teoman’a göre "
Benim için iyi film kriterleri; samimi olması, dürüst olması, herhangi bir
hesap içermemesi. " diyordu ve bu hikayede de bunu sade,
yalın şekilde anlatarak geriye müthiş bir eser bırakıyor Seyfi Teoman.
Belki de her şey filmin başında da , sonunu gösterdiği gibidir. Bir gün
herkes bizi bırakacak, ve biz de Çetin ve Ender gibi kendi hüznümüzle başbaşa
kalacağız.
İzlerken Altını Çizdiklerim;
“napıcaz şimdi
Herkes evine,hayatına dönecek
Ben bile”
“Çetin’le nasıl tanıştınız
Her iyi arkadaş gibi kavga ederek tanıştık”
“Çetin, İstanbul’a gittikten sonra tanıştığım,yakınlaştığım erkek ya da kadın herkeste onu aradım”
“okumak kimilerine yazmayı öğretti, banaysa yazmamayı”
“önemli olan yatıp yatmadığım değil,sevip sevmediğim”
“ Nihal hakkında ne düşünüyorsun?
Ben ona aşık oldum
Çetin
Bende be Bende “
“ Nihal: Seni özledim ender
Ender: Bizde seni
özledik, aile gibi olduk. Alışmışız sana. “
“ Bana yalnızca insan kendini anlayabilir gibi geliyor. O da zaman zaman”
Cem Kurtuluş, Ağustos 2011










