// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

28 Kasım 2009

Fenerbahçe-1 Kasımpaşaspor-3



Cezalar verilmişti,bu maçı seyircisiz oynayacaktık.Stat çevresinde 10.000 kişi olacak diye tahmin ediyordum ama 10.000 kişi yoktu bu bayram nedeniyle mi bilemiyorum.İnsanlar bayramıda bahane etmiş olabilir.Saat 4’ten itibaren stadın çevresinde dolaşıyordum öyle.Stadın etrafından fazla kişi yoktu,iki içki içmek için nazlı’ya doğru yol aldık.Sonra yeniden stadın oraya gittik.Arkadaşlarla görüşmek için stadın karşısında maçkoliğe girdik öyle.Maç öncesi ligtv röportaj yapıyordu.Yanımdaki bir abi karşıya geçti,bir baktım ligtv muhabiri abiye sorular yöneltti,güzel güzel cevaplar verdi.

Her neyse maça geçelim.kadrolar verilmişti,ama kadro’dan memnun değildim.Selçuğun oynadığı futbolu hiçbir zaman sevmedim.ama daum bu maça orta sahada Selçuk baroni memet topuz,alex 4lüsüyle çıkmış,ileride de çift forvet olarak semih ve guiza’yı koymuştu.Ne çift forvetmiş be arkadaş.Orta sahan yoksa nasıl gol atabilirsin ki,daum bunu düşünememiş herhalde.Maçın daha başı volkan,kasımpaşa’ya gol hediye etti.ve spiker Gökhan güleç’i iki dakikada yıldız yaptı.Yazık çok yazık.Ondan sonra sahneye guiza çıktı,golünü attı.Elbet bu guiza’yı kurtarmaz.6 maç yat,1 maç gol at böyle bir şey yok.

Takım hiç oynamadı,böyle rezil futbolu ben geçen sene aragones döneminde görmüştüm.Bir de bu dönem işte.Zaten kaç haftadır adam akıllı top oynamıyoruz.böyle olacağı belliydi.Futbolcular sanırım şöyle demiş ‘’Kasımpaşa yı ne de olsa yeneriz’’düşüncesine kapılmış.Böylece maçı kaybedersin zaten.Yılmaz Vural ne zaman bir takıma geçse yendiği ilk takımlardan biri Fenerbahçe oluyor.

Bu muhabbetleri geride bıraktıktan sonra 2.yarıya döndük.Kasımpaşa,hala etkili futbolunu sürdürüyordu.İkinci gol tam bir komediydi.Cenk’ide yıldız yaptılar.Defanstaki hataları görmemek için kör olmak gerekir.İlk yarı biraz vardık ama ikinci yarı sanki hiçbirşey oynamadık.Devid ve özer girdi her ne kadar biraz hareketlensede oyun gol yoktu.Bugün ün tanımını şöyle yapıyorum.

Rezil ve Ruhsuz Futbol

Umarım hafta içi twente’yi yenerizde yolumuza devam ederiz.

Yazan:Cem Kurtuluş

27 Kasım 2009

Nerede O Eski Bayramlar!



Eski Bayramlar

Nerede o eski bayramlar.Bayram geldiğinde insanlar heyecanlanırdı.Ama artık sokaklar bomboş,ve insanlar tatile geliyor.Akraba ziyaretleri eskidenmiş,o bayram kutlamaları eskidenmiş.Küçükken apartman apartman gezerdik,çocukluğun verdiği bir şeydi bu.Ama çok zevk alırdık. Yıllar geçtikçe demek ki bir şeylerde değişiyormuş. Şimdi insanlar yakınlarını ziyaret etmek yerine tatil yapmayı tercih ediyor ne garip!

Bayramların amacı küs insanları barıştırmak,yakınlarınla beraber olmaktır. Ama bayram bile artık’’Bayramlıktan’’çıktı. Artık ziyarete gelen de az. Her şey çocukken güzeldi,toplardık bütün mahaleyi hurra para toplamaya.bozuk paraları toplar toplar harcardık,bazıları hep şeker verirdi,al çocuğum derdi.bizde alırdık çocuğuz ya o bakımdan. İnsanlar bayramlarda sevdikleriyle beraber olmak ister,görmediklerini görmek,onlarla hasret gidermek ister.

Bayramlar artık bana bayrammış gibi gelmiyor.Normal bir günden farksız sanki.Özlüyorum o günleri.Şimdi ise her şey bomboş geliyor.

Yazan:Cem Kurtuluş

26 Kasım 2009

The Mamas &The Papas
















"The Mamas & The Papas" 1960`ların karakteristiğini en iyi yansıtan kısa ve öz bir kariyere sahip Amerikalı Psychedelic ve Folk Rock grubudur. Denny Doherty, Cass Elliot, John Phillips ve Michelle Phillips dörtlüsünden oluşan grup ilk patlamasını "California Dreamin"  parçasıyla yakaladı.Başarıyı yakaladığı diğer parça da Monday Monday’dir.

 Grubun şarkılarında «Çiçek Çocuklar» felsefesinin yansımaları açıkça gözükmektedir. Ayrıca grubun 2 erkek -2 kadından oluştuğunu söylemeliyim. . İlk 4 isim grubun taşlarını oluştururken son 2 isim eklenip çıkan yan isimlerdir ve John Phillips ile Michelle Phillips karı-kocadır. Ne yazık ki grubun 4 temel taşından 3’ü bugün hayatta değiller.

Konumuza dönersek... Grubun her şarkısı hayat dolu, coşkulu ve kendine özgü. Grup elemanları bazı söyleşilerinden uyuşturucu kullandıklarını itiraf etmişlerdir. Grup aynı zamanda   ebeveynlerin ciddi anlamda korkulu rüyası olmuştu.

Grup, müzik piyasasında kısa süreliğine bulunmasına rağmen önemli bir yer tutar. California Dreamin ile grup  Amerika’da hitler arasında yerini almış,dördüncü sıraya kadar yükselmiştir. Ama İngiltere’de aynı başarıyı tekrarlayamamıştır. Grup ilk albümüyle başarıyı yakalamıştır. Özellikle İngiltere’de üçüncü sıraya kadar yükselmiştir.John ve Michelle Philips boşandıktan sonra 1972 yılında grup dağılmıştır.


Grubun Diskografisi


If You Can Believe Your Eyes and Ears (1966)

The Mamas & the Papas (1966)
Deliver (1967)
Papas & The Mamas (1968)
People Like Us (1971)


Cem Kurtuluş,2009

24 Kasım 2009

Praying Mantis - Sanctuary (2009)



Praying Mantis 2009 albümünde Sanctuary albümüyle hayranlarını selamladı. Albümü masaya yatırmadan önce isterseniz Praying Mantis grubunun öyküsüne kısaca göz atalım. İngiltere’de kurulan N.W.O.B.H.M. grubunun en bilinen çalışması debut albümleri Time Tells No Lies; bu albüm sonrası grup melodik rock/ AOR türüne evriliyor. Grubun debut albümü Time Tells No Lies zamanına göre bir başyapıt. Grubun eski kadrosunda Iron Maiden elemanlarından Clive Burr’da yer almaktaydı.. 1981 yılında çıkardıkları malum çalışmada vokalin güçlü sesiyle, eğlenceli ritmler ve harika sololar dikkat çekiyordu. Grup en son albümünü 2003 yılında çıkarmıştı. Tam 6 sene sonra Praying Mantis hayranların karşısına çıktı. Albüm 10 şarkıdan oluşuyor,ortalama 50 dakika uzunluğunda.

Kayıt tertemiz. Kullanılan enstürümanları çok net duyabiliyorsunuz. Albüm Frontiers Records etiketiyle piyasaya sunuldu. Albümü piyasaya sunan plak şirketi daha önce Asia, Kip Winger, Kingdom Come gibi gruplarla çalışmış. Bu plak şirketi genellikle bünyesinde melodik hardrock/aor grupları barındırıyor. Müzik kalitesi yüksek bir albümle karşı karşıyasınız. Melodik rock severler için ideal bir albüm. Bunu baştan belirtiyim. Bunun yanında hızlı gitar riffleri ya da yüksek tempoda çalınan davullar arıyorsanız bu albümün sizi pek açacağı söylenemez. Troy kardeşler’in grupta önemli bir yere sahip olduğunu belirtelim.Ayrıca albüm çoğu eleştirmenden tam not almıştır.

Albüm "In Time" şarkısıyla açılıyor. Şarkı power metal özelliklerine sahip. Vokalin enerjik sesi, hızlı davullar bunu oldukça belli ediyor. Arada giren sololarda gayet yerinde ve oturaklı. "Turn the Tide" çok sağlam girişi olan bir parça. Vokal yeteneklerini bu şarkıda gösteriyor. Piyano, akustik gitar ve pürüzsüz bir ballad desek bu şarkıya yakışır. Dinlemeye başladığınız andan itibaren bağımlısı olacaksınız. Bu şarkıyı dinleyince nedense aklıma birden Survivor geldi. Hüzünlenmemek elde değil. Şarkının girişi parçayı anlatmaya yeter sanırım. Akustik gitar, piyano ve sonra vokalin büyüleyici sesiyle birleşince ortaya mükemmel bir şarkı çıkmış. Favori şarkılarımdan biri.

Büyüleyici bir balladtan sonra mid tempo "Restless Heart" geliyor. Bu şarkı da güçlü gitar ve vokal uyumuyla bana Survivor’u hatırlatıyor. Tıpatıp aynısı da desek yanılmayız herhalde. Tek eksik mikrofondaki Jimi Jamison... Tempolu, enerjik, neşeli,insanı harekete geçiren bir parça. 2.37’de parça hızlanıyor. Sonra yavaşlıyor. Ne yapacağını kestiremiyorsunuz vokalin fazla bunu dert etmesek iyi olacak. Çünkü vokal sizi şaşırtabiliyor.

Ve hassas bir şarkı "Tears In The Rain". Kusursuz vokal, mükemmel gitar uyumu, klavye’nin şarkıya etkisi. Bu üçünü bu şarkı için sıralayabiliriz. Güzel Girişe sahip olan parçalardan biri daha "Touch the Rainbow" parça mükemmel davul ritimleri ve hoş melodilerle başlıyor. Vokalin enfes sesi, içinizi rahatlatıyor. Albümde şu şu diyip göstereceğim bir parça yok. Albümde bütün şarkılar kalite kokuyor. Melodik Rock severler için ideal bir albümle karşımıza çıkıyor Praying Mantis. Bu albümü es geçmeyin!

Kaçırmayın!

Parça Listesi

1. In Time
2. Restless Heart
3. Tears In The Rain
4. So High
5. Lonely Way Home
6. Touch The Rainbow
7. Threshold Of A Dream
8. Playing God
9. Highway
10. Sanctuary

Yazan:Cem Kurtuluş

15 Kasım 2009

Misafirperverlik ve Haldun Üstünel



Daha önce yapılanlar unutulmadı ve unutulmayacakta.Buna bir yenisi daha eklendi.Çirkef Galatasaray taraftarı yine kendini gösterdi.Hani fenerlilere derler ya çirkef diye,bakalım gerçek çirkef kim miş.Ey Haldun üstüne! Daha geçen güne kadar biz misafirperver bir takımız diyen sen değil miydin.Şimdi ne oldu da sustun.Bu maçta taraftarını Adnan Polat ile sen ancak alkışlarsın.Başka bir şeyde yapmazsın zaten.Haldun üstünel geçen gün fakir edebiyatı yapıyordu,benim taraftarım temiz diyor yani.Ve görevlinin kafası yarıldı ama bunları kimse gördü mü görmemiştir herhalde.

2-3 gün sonra bunlar unutulur.Gazetelerde fazla yer almaz.Oysa futbol maçında bizim yaptıklarımız hala konuşuluyor Ne ilginç değil mi.Demek ki buradan federasyonla gassaray’ın bir ilişkisi olduğu ortaya çıkıyor. Bakalım kaç maç ceza gelecek.Gelmese de şaşırmam gerçi.Hani bir bağlantı söz konusu ya o bakımdan.Maç uzatmaya gitti kazanabilirdikte,ama yapamadık.Tanjevic in bazı hataları oldu tabi. Ayrıca bizim bu maça çıkmamamız gerek.Seyircilerin taşkınlığı buna sebep gösterilebilir.Bunun aynısı 2-3 sene önce Cafer ağa’daki Fenerbahçe –gassaray basketbol maçında olmuştu.Demek takımına göre değişiyormuş bu.

Yazan:Cem Kurtuluş

14 Kasım 2009

KESMEŞEKER













“ Kesmeşeker” sözleriyle hayatımı yönlendiren, ritimleriyle farklı ufuklara götüren Türk müzik tarihinin en kaliteli ismidir.  Kasıntısız ve rahat müzikleri bir bakıma devrimdir. Kesmeşeker konserleri her zaman olmaz ,ama olduğunda duyan gelir, tıka basa dolar. Cenk Taner, Kesmeşeker fanlarını “ Uçsuz bucaksız “ olarak  tanımlıyor. Kesmeşeker’in kemikleşmiş kitlesi olduğunu herkes söyler,ki öyledir. Konserlerinde şarkılar bir arada marş halinde  söylenir. Cenk Taner’in “ uçsuz bucaksız azınlık”  olarak tanıttığı kitle Kesmeşeker’i Ankara'da da ,Konya'da da  hiçbir zaman yalnız bırakmamıştır.

 Kesmeşeker, ağızlara hiçbir zaman  sakız olmamıştır. Sözleriyle anlaşılması zor bir grup olmuştur . Anlaşılması zor bir grup olduğu an itibaren kendine özel bir kitle yaratmıştır. Bu kendi aralarında konuştukları özel bir dil gibi. İlk dinlediğinizde gizemli grup olduğuna inanırsınız. Dinlediğinizde büyülenirsiniz,ki bu en yakın olasılıktır.Belki basit bir tabir olacak Kesmeşeker içimizdendir. Bir gün gelir de rakı sofrasında cenk taner’le kadehi tokuşturabilirsiniz.  Bir gün gelir konserde haykırarak şarkınızı söylersiniz. Samimiyetin getirdiği olaydır bu. 

Kişisel olarak yolculuğa çıkacaksam; Kesmeşeker’i Aşk ve Para albümüyle tanımıştım. Müzik çalarımda ilk dinlediğim albümdür Aşk ve Para. Aşk’tan paradan ,hayatta yaşanılanlardan ,yanlışlardan, doğrulardan ,futboldan, tribünden, bir şeylere duyduğumuz özlemlerden, özlediğimiz şeylerden, emekten bahsediliyordu. Hayatın içinde ne varsa Kesmeşeker’in sözlerinde de o vardı. Hayatın içindekileri kestirme yoldan anlatıyordu. Kupalardan,şampiyonluklardan,amatör ruhun kaybedilmemesi gerektiğinden dem vuruyordu.

 Sözün tabiriyle  Kesmeşeker ne çilekeş’tir ne Manga’dır.  Bir takım düşünün o takımı yönlendiren bir kaptan vardır işte o geminin kaptan'ı Cenk Taner. Zaten bu herkesin bildiği bir durumdur. Kesmeşeker dinleyicileri Ben ,Sen,O değil, "Biz’dir’’. Bir topluluktur. O topluluktur ki birçok şeye karşı duyarlıdır. İçlerinde yaşlısı, genci ,emekçisi, her kesimden birey vardır. Kesmeşeker, dinleyicisiyle bir bütündür, hem de ayrılamaz bir bütün!


Kesmeşeker, "Aşk ve Para" albümüyle artık hayatıma girmişti. Ve hayatımın en önemli parçasıydı. Büyüleyici ses, gitar tonları, hayatın dışında ama hayatı anlatan sözler.. “İnsülin”  albümünü dinlediğimde çarpılmıştım.  Kesmeşeker, yine yaşadıklarımızın ,hayatımızın acı yanlarından bahsediyordu. İnsülin albümünü ve bundan bir önceki albümü dinleyenler kesmeşeker için “ Çok karanlık,mutsuzluk verici"  gibi tabirler kullanıyordu. Bu dinlenen şeyin doğruca kavranmamasından kaynaklanıyordu." En Çok Seni,Feridun Bey ,İşte Güneş, Yoksulluk,Para Pul" şarkıları albümde klas birkaç şarkıdan biriydi. Ekonomiden,sefaletten başlayıp birçok konuya açıklık getiriyordu.

" İşte Güneş"  sefaletten, önümüze çıkan engellerden,bize zorla yaptırılan şeylerden,savaşlardan, bahsediyordu. Albüm Kesmeşeker’in savaş karşıtı bir grup olduğunu aynı zamanda  ortaya koyuyordu. Kesmeşeker’in kuşkusuz en protest albümü İnsülin olduğunu söylemek doğru olur. 1991 yılında çıkan Dipten ve Derinden albümü de aynı zamanda bu açıdan önemli bir albüm. " Güney Afrika'da şarkısı ırkçılığa karşıt en önemli şarkılardan biri olduğunu 90’ların başında kanıtlamıştı. Yine insülin'e dönersek  bunları dile getirebilmek  önemlidir.

 

" bıkmıştın sefaletten, nefes almaktan, vermekten

onun haberi bile yok ne kadar çok sevdiğinden

bıkmıştın okullardan, ceketten, kravattan

seni hep zorluyorlar, ruhunu istiyorlar"

 

Zorunlu olarak uygulanan okul çağlarına böyle tepki veriyordu Kesmeşeker. Back vokallerde grubun eski isimlerinden Tayfun Çağlar yapmıştı. 90’lı yıllar Türk Rock’ı için bir milattır. Gruplar o zaman popülerliğe önem vermez, televizyona çıkmak için hiç uğraşmazdı(!) Şimdi görüyoruz ki çoğu grup televizyona çıkmak için can atıyor. " işte şarkı, ne zaman yazıldı? ne listeye girdi, ne de bir ödül aldı." sözüyle de olaya olan tepkisini dile getiriyordu.

Albüm " İşte Güneş"  şarkısından ibaret değildi. İşte Güneş, birçok şeyi anlatıyordu. Bu şarkı yarım saatte yazılmıştı. Feridun Bey’de  kent ozanımız Cenk Taner bu şarkıda memleket olaylarına değiniyordu.  Şarkı aynı zamanda Türkiye'nin 80 öncesinin kapalı yapısından liberal ekonomiye geçiş dönemini en iyi anlatan eserdir. Cenk Taner şarkıya Feridun Bey'i anlatarak girer. Feridun bey, küçük bir şehirde kıt kanaat geçinen bir emekli memur’dur. Pek çoğumuzun dedeleri, babaları gibi hep aynı partiye oy verip sonra da "niye acaba bu ekonomi bizde böyle de, japonlar'da böyle" diye şaşmıştır. nakarattaki “ Amerikan sigarası, dış mihrak tezgahları", Marlboro'ların, kent'lerin bir dönem sigara tezgahlarında satıldığı düşünülerek yazılmıştır.


“ Japon malı Tv'sinde, batmış Türk sineması’’ dibe vuran ekonomiye gönderme söz konusudur.

“En çok seni “  Kesmeşeker severler için ballad niteliği taşıyan   “ kafam batı yüreğim doğu’’diyerek edebi mevzulara giren bir parçaydı. .Pişman olduğumuz zamanlara gönderme yapmıştır.  Hayatın içinde olan şeyleri Kesmeşeker bize anlatmaya devam ediyordu. "Yoksulluk" şarkısında. Hem kalben, hem fikren vurgun yapılıyordu. ‘ Gemi benim kaptan benim’ diyerek bir ailede gemide kaptan’ın görevlerine dikkat çekiyor.


Derken " Tut Beni Düşmeden"  albümüyle tanıştım. “ Eyersiz Atlar”  şarkısı başımı döndürüyordu, bu şarkıda diğer şarkılar gibi  bağımlılık yapmıştı yeterince. Bu albümü dinlemek eyersiz atlara binmek gibi’ydi ’’Gayet yalın,gayet çıplak’’

Albümün adı kadar ruhu da Mevlanaydı. Eyersiz atlar, Maria, Sanaloğlan her biri harikuladeydi.1999’da bize kusursuz bir albüm sunmuşlardı .  “Maria”  şarkısı yolculuklara dair bir çok şeyi içinde hissettiriyordu bize ve Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'dasına selam çakıyordu Kesmeşekerin en son albümü ise ‘kum’ . Bu albümle ilgili bir yazıda bu albümden şu sözlerle bahsedilir.


" Cenk taner ve arkadaşları yeniden hayata dair nefis bir “soundtrack” hazırlamışlar. başrolde kim mi var? ben, sen, o, biz, siz, onlar…" 

Çoğu kişi tarafından bu albüm eleştirilir. Oysa Kum albümü bir altın kadar değerli. Değerine bilemeyen insanlara selam olsun. Cenk Taner bu albümde bize erken kalkmak zorunda olduğumuz lodoslu sabahları, gitmek istediği deniz kumundan yerleri anlatıyor.

"Tek kişiyim ben hala"  kendini zenginden sayarak gençliğinden bir şeyler saklayan gençlerin , ağızdan damardan aşk isteyenlerin, sevdiğini savaş meydanlarında arayanların, aldatılanların ,düşlerinden ayılanların ,hiç uğruna üzülenlerin , yalnızların, Kadıköy'deki kayalara tarihi yazmış olanların şarkısıyla yolculuğa çıkmışlığın tadını almıştık. 


Kesmeşeker düz bir grup olmaktan ziyade içimizdendir. Kesmeşeker ben,sen ,o değildir “ Biz’dir” .Kesmeşeker grubu insanlara karşı samimidir.’’Uçsuz Bucaksız Azınlıktır’’.


Burda kişisel notlar olarak benim için yerini almıştır.

 

Cem Kurtuluş,2009

13 Kasım 2009

Grizu - Gri (2009)





















90’lara damgasını vuran Türkçe sözlü rock gruplarından biri idi GrizuTuzlabuz albümü bir başyapıt olmakla birlikte  dönemin laylaylom müziklerine karşı bir tepki idi. Grizu’ya bu imkanı sağlayan şirket Ada Müzik o zamanlar  bu tarz gruplara imkan sağlıyordu. Ancak plak firmasının bütçesinden dolayı albüm fazla bir tanıtım imkanı bulamadı. Dağıtım yetersizliğinden kaynaklanan  nedenlerle topluluğa olan talep yanıtsız kaldı. İnsanlar sağdan soldan Grizu’nun şarkılarını  duyuyordu, fakat pek çok kişi grubun kim olduğunu bile bilmiyordu. Bunun yanında şansızlıklarda grubun peşini bırakmadı . Her şeye rağmen Grizu  12 yıl sonra Gri isimli albümü ile sahnelere geri döndü. Kimilerine göre albüm hayal kırıklığı, kimilerine göre harika bir albüm. Albümü  sound açısından  değerlendirmek  gerekirse Tuzlabuz’un yanından bile geçmez, beklenti içerisine girecekler bunu dikkate alarak dinlemesi önerilir.  Grizu Kanal 1'e konuk olduğunda sorulan sorulardan biri kaçınılmaz olarak iki albümün ve soundların karşılaştırılması idi.


Emre sorulan bu soruya malum çalışma 10 yıl önce çıkmıştı diye cevap verdi kaçınılmaz olarak. Zaman ilerledikçe insanların düşünceleri de değişiyor sanırım. Yeni albüm OnAir etiketiyle piyasaya sunuldu. İçinde 11 şarkı var. Grup bu albümde esiklerden  “ Bira ve Kahve” şarkısını yeniden seslendirip  albüme koymuş. Ayrıca bu şarkıda Tuzlabuz albümüne bir gönderme söz konusu. Grizu’nun ismini bilmeyen insanlar bile  o zamanlar “ Bira ve Kahve” parçasını dinliyordu. 

Albümde  göze batan şarkılardan biri "Çalar  Saat", insanların işkolik hayatlarına dair gerçekleri dile getirir. Tuzlabuz albümünün soundunu anımsatıyor bana. Grizu gerçekleri göstermeye devam ediyor. Favori parçalarımdan biri diğeri ise  “ Kötü de Olsa” soft sounduyla duygusal yolculuğa,gecelere dair ballad özelliği taşıyor.   “ O Gitti “ de soft sounduyla öne çıkıyor.

“ Sen Uyurken” gitarların girişleriyle kendini konuşturduğu, ama genel olarak başarılı olarak görmediğim parça. Bu albümü Tuzlabuz albümüyle karşılaştırırsam gölgede kalır. “ Tek Rüya”   ülkedeki sorunlara bir gönderme söz konusu.

1996 “Tuzlabuz” albümü sonrası 13 sene sonra “ Gri “ albümüyle dönen Grizu beklenilen Grizu’dan uzak bir görüntü çiziyor. Pek çok kişi de beklentiye girdiği için hayalkırıklığı yaratıyor.

1. Sen Uyurken
2. Kocacam
3. Tek Rüya
4. O Gitti
5. Çalar Saat
6. Yabancı
7. Gri
8. Üşümez Misin
9. Sebep
10. Kötü De Olsa
11. Bira ve Kahve (Akustik)

Cem Kurtuluş,2009


12 Kasım 2009

Slayer – World Painted Blood (2009)






















 “ World Painted Blood “   son albümünüz olabilir mi?”  soruları soruluyordu albümün çıkışına birkaç hafta kala Slayer için.  Etrafta dedikodular dönmeye başlamıştı .Çünkü bir çok müzik eleştirmeni grubun dağılacağını söylüyordu eleştirmenlere tokat niteliğinde bir cevap geldi. Cevabın adı, World Painted Blood  idi. Sloganları ise Dünya’yı kana boyayacağız kelimesinden ibaretti.

Diabolus In Musica , God Hates Us All albümlerini çıkardıklarında beklenen Slayer’dan uzaktılar. Özellikle Diabolus In Musica albümü benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Diabolus In Musica çıktığında davulda Paul Bostaph vardı, Dave Lombardo yerini Paul Bostaph’a bırakmıştı. Paul Bostaph elbette kötü davulcu değildi , iyi de iş çıkarmıştı.  Ama albüm sound olarak nu-metal’e kaydığı için çoğu thrash metal sever tarafından sevilmemişti.

 World Painted Blood albümüne  yakın zaman kala Slayer’dan Kerry albümün çıkışına yakın zaman kala albümün tüm albümlerden karışım olduğunu bunun içine “ Seasons in the Abyss "  albümünden karşılaştırmalar olacağından bahsediyordu. Konumuza gelelim. “ World Painted Blood” grubun on birinci stüdyo albümü. Albümü dinlemeye başladığınızda dikkatinizi çeken ilk şey, tabii ki prodüksiyon. Grup,  Death Magnetic’i katletmekle suçlanan Greg Fidelman ile çalıştı.   11 şarkı toplamda 40 dakika gibi bir süreye tekabül etmekte albümde, gerekli bir detay olmasa da 6 şarkı Kerry King imzası taşıyor.

Albüme adını veren  “  World Painted Blood,” ile açılıyor albüm.  Slayer'ın her zaman ki açılış parçalarından biri olmuyor,ama Black Sabbath rifflerini etkini gösteren bir başlangıç oluyor. Bu bölümden sonra Tom Araya’nın öfkeli vokaliyle saldırı hissi yükseliyor,şarkının ikinci yarısında Tom, vokal söylemini değiştiriyor bu da etkiyi azaltıyor. Klipte baş merkezde Bill Clinton’a benzeyen biri vardır, savaş araçlarının altına kalan insanoğlu resmedilir.   “Man himself has become God “ sözüyle özet geçer.

Unit 731”   ikinci dünya savaşında  731. Birim olarak bilinen  biyolojik ve kimyasal savaş birimine verilen ad,aynı zamanda insanlar üzerinde pek çok deney bu birim üzerinden sağlanmıştır. Tom Araya bununla ilgili  Nazi toplama kampında bir doktor olan Josef Mengele’nin bu tür şeyler yaptığının,şarkının konusunun da bunun içeriği olduğunu söyler.  Dave Lombardo bu şarkıda tabiri caizse döktürüyor. Lombardo, atakları söz konusu olduğunda kendini göstermesi şaşırtmıyor.  Pure thrash-hardcore karışımı ortaya bir şey çıkmış. Yer yer Angel Of Death şarkısına bir gönderme de mevcut vokalde.  Dave Lombardo’nun davul ataklarından bizi mahrum bırakmadığı, Kerry King imzalı   “ Snuff “  “ murder is future “ sözlerine dayalı sözler üzerine kurulu.

Eski dönem Slayer etkilerinin hissedildiği “ Beauty Through Order”  kadın seri katili olarak tanınan  ortaçağ kontesi  olarak bilinen Elizabeth Bathory ile ilgili.   “my birthright, is murder”  sözleriyle de bahsedilen karakter hakkında olanı anlatıyor. Tanrı tanımaz sözlerin ağırlıkta olduğu  “ Hate Worldwide ” eski Slayer dönemlerinden bariz etkiler hissediliyor.Hızlı sololarla birlikte, Tom’un alışageldik vokallerinde klaslık olarak albümün dinamiklerinden.

Mareşal yasası   sözleriyle “ Public Display Of Dismemberment “  bir nevi tarihte de Marshall Planı olarak bilinen gerçeklere atıfta bulunur.  Adaletin yalan olduğu vurgusundan dem vurulur,ama şarkıda bir nevi Marşhall planının ABD’yi getirdiği nokta anlatılır. En azından şarkıyı yazan Kerry King şarkıda  huzursuzluk,kargaşa gibi temalardan yola çıkar. Buna yakın temalarla politik mesajla “ Americon “ albümün vasat parçaları arasında yer alıyor.

 “ Psychopathy Red”  tarihte öldürdükleri insanları kanını içmesiyle bilinen Rus seri katil Andrei Chikatilo’yu merkeze koyuyor. Hanneman imzasını taşıyan şarkı  albümün aynı zamanda ilk yayınlanan parçası.   Speedy rifflerin de sıkıştırıldığı Hanneman söz cambazı olduğu gibi riff konusunda da ustalığı bu parçada açığa çıkarıyor.

Sonuç olarak; “ World Painted Blood “  dünyayı kana boyamak parolasıyla yola çıkan bir albüm.  Lirikleriyle özellikle  bir kan haritası çiziyorlar.  Eski Slayer kalmadı cümlesinden ziyade sonuçta bu albümü yapan Slayer ismi ve Hanneman’ın ağır işçiliğinin önde olduğu,  Kerry King’in pek çok şarkıda imza attığı, Dave Lambordo’nun müthiş iş çıkardığı, Tom Araya’nın öfkeli vokalleriyle delirttiği bir albüm vaat ediyorlar bize.  Kötü bir albüm değil, ama bu kadro için yapılan klas işlerden biri.  Ne kadar Slayer vari konusuna girersek çıkamayız ki; sonuçta bu albümde de Eski Slayer yok.


Kan yağmuru dinmesin, dünya kana bulansın!

Cem Kurtuluş, 2009

11 Kasım 2009

Sana Bir Özür Borçluyuz Aslında



Bir dönem Fenerbahçemizde kaleci olarak görev yapan Kaleci Enke Öldü.Haberi dün almama rağmen çok üzüldüm. Enke geldiğinde çok haksızlık yapıldı.Bende hatalıyım bu konuda aslında.İnsan’ın kendini eleştirmeside bir erdemdir.İstanbulspor maçını hatırlıyorumda ,asılmadığı kalmıştı.Türkiye’de böyle haksızlıklar sadece Enke’ye yapılmadı.Nice oyunculara haksızlık yapıldı.Ama Enke’ye bir kez olsun güvenmediler. ‘’Biz sana güveniyoruz’’demediler. Bavulunu topla,ve çek git dediler. Gerçekler maalesef acıdır. Bir iddiaya göre trenin önüne atlayarak intihar etmiş. Polis olayı araştırmaya devam ediyormuş. Yine bir iddiaya göre küçük kızının doğuştan gelen kalp hastalığı yüzünden ölmesi onu derinden etkilemiş. Ölen öldü. Ardından yanıtsız kalan soruları bırakıyor işte böyle. Sebeplere dair ne dense bu saatten sonra boştur.

Bu saatten sonra ne söylesek boştur.Çünkü insan ölenin kıymetini daha sonra anlıyor. Belki çok geç kaldık ama benim gibi düşünen her Fenerbahçe taraftarı adına senden özür diliyorum. Bizi duyamayacaksın ama bunları söylemem gerek. Maraton sitesinin yaptığı rezalete ne demeli.’’Fenerbahçe’nin Milli Kalecisi İntihar etti’’diye başlık mı atılır kardeşim.Hay ben sizin haberciliğinize !

Enke,gittiğin yerde huzur içinde yatasın.

Fenerbahçe Taraftarı Seni Unutmayacak.Gittiğin diyarlarda yalnız değilsin.

Yazan:Cem Kurtuluş

10 Kasım 2009

Son Ders: Aşk ve Üniversite (2007): Dersi Hayat İnsanın Kendisine Verir!
























“Hayatta söylemek istediklerini, duygularını, sevdiğini söylemeyi erteleme. Çünkü hayat planladığın gibi gitmeyebilir, yarın hiç olmayabilir.”


Ferhan Şensoy’u nasıl bilirsiniz bilmem ama kendisi sinemada olsun, tiyatroda olsun mesaj vermekten çekinmeyen sanatkar halkın içinden biri.  “ Pardon” filmi başta olmak üzere filmografisine baktığımızda da çoğu filminde vermek istediği mesajı vermiştir. Halka dair öğütler, iğneleyici diyaloglarla halkın gönlünde taht kurmuştur. Ferhan Şensoy’un başrolde oynadığı “ Son Ders: Aşk ve Üniversite” 70’lerin sol mücadelesini kapsayan, sadece politik anlamda değil pek çok anlamda ezberci sisteme, zihniyete ayar veren bir film olarak karşımıza çıkıyor.

 Hikayemiz, 70’lerin başında 5 arkadaşın kendilerine söz vermesiyle ve polis baskınıyla başlıyor. Hikayenin sonrasıysa Üniversite çevresinde şekilleniyor. Baş kahramanımız Saffet siyasi davadan 30 yıldır aranan, kimliğini saklayarak ülke topraklarını giren öğrencilere ‘ Hayat size dersi kendisi’ verir parolasıyla yola çıkan biri.  Derste öğrencilere sorgulamanın iyi bir şey olduğunu Saffet Hoca ile daha iyi anlamış oluyoruz. İlk girdiği derste öğrencilere " “ İlk dersimiz kimsenin buradan alınacak derse ihtiyacı olmadığıdır.diyerek giriyor Saffet Hoca

 Her şeyi geride bırakan Saffet Hoca olsa da, geride bırakamadığı tek şey öğrencilere aktaracakları olmuştur. Saffet Hocanın portresinde müfredata göre hareket eden, klasik üniversite öğretmenini değil de, hayatın içinde kavgaları yaşayan ve bu kavgaları öğrencilerini öğreten bir adamı görüyoruz.  70’lerin sol mücadelesinde yer alan Saffet Hoca’nın okulunda ‘ solculuk’ üzerine şekilcilik yapanlara yönetmen ayar vermeyi unutmuyor. Bu da filmin ince noktalarından biri. Asıl noktaya gelecek olursak; film sorgulama çerçevesinde ilerliyor.

Ezberci zihniyete, şekilciliğe, eksik öğretilenlere karşı masaya yumruğunu koyuyor.Ezberci zihniyete karşı koyarken; sosyalist adamların polisle nasıl iş birliği kurduğundan, söz verdikleri sosyalizmden nasıl kapitalizme döndüğünü film bize resmediyor. Asıl mevzumuza dönecek olursak; polis baskını öncesi sevdiğini söyleyemeyen kimlik değiştiren Saffet Hoca’nın “ Hiçbir şeyi erteleme ‘ sözü önemsenecek bir söz. Üniversite’de Ulaş, Cem, Hande, Burak dörtlüsü olarak takılan gençler’den farklı olarak gözüken Ulaş’ın yolları Saffet Hocayla kesişiyor.

Ulaş için aynı zamanda bu dönüm noktası oluyor. Saffet Hoca’nın yapamadığını Ulaş yapıyor. Saffet Hoca’nın yaptığı ertelemeyi Ulaş, Deren’e açılarak daha fazla ertelemiyor.  İşler Ulaş’ın aşkını itiraf etmesiyle karışıyor. Üniversitede çevreyi katledenlere karşı kendini zincirleyenlerin başında olan Deren’ın başı belaya giriyor, sonrasında buna Ulaş’ta katılıyor. Saffet Hoca’nın kendilerini kurtarmak istersen 30 yıl aramanın bedelini onları kurtarırken ödüyor, o bedeli öderken söylediği sözse her şeyi anlatıyor; “ Baktık kavgayla olmuyor, o zaman çocuklarla”


Oyunculuklara geçecek olursak; Ferhan Şensoy’un haricinde  Durul Bazan oynadığı “ Cem” karakterinin rolünü  hem esprileriyle hem şekilciliğe ayar verdiği diyaloglarla veriyor, Durul Bazan’ın yanındaki yan karakterler de kendisinin yanında sırıtmıyor. Sonuç olarak; Hayattan çıkaracak dersi olanların, şekilciliğe ezber zihniyetine karşı olan bir karşı duruş filmi “ Son Ders; Aşk ve Üniversite”  

İzledikçe tekrar izlenmesi gereken bir başyapıt kelimesi belki abartı olacaktır, ama izlediğinize pişman olmayacağınızın garantisi cebinizde dursun.



Oyuncular

Ece Uslu , Ekin Türkmen (Deren) , 

Engin Hepileri (Hakan ın gençliği) ,
 Kaan Urğancıoğlu (Ulaş) , Burak Sarımola (Veli) , Durul Bazan (Cem) , Aylin Kontente (Hande) , Neriman Uğur (Melda Hoca) , Ali Yaylı (Sezgin) , Ege Aydan (Caner) , Dost Elver (Ayhan Hoca) , Ferhan Şensoy (Saffet)

İzlerken Altını Çizdiklerim:

İlk dersimiz kimsenin buradan alınacak derse ihtiyacı olmadığıdır.

“Hayatın değerlendirdiği kadar yaşıyoruz zaten. Acıları da sevinçleri de.”

“Aşk bir kişinin dünyanın geri kalanından daha önemli olmasıdır.”

“– Saçmaysa niye okudunuz hocam?
+ Kabul etmediğimiz bilgilerden uzak durmak, o bilgilerin yanlış yönlerini görmemizi engeller.”

“Bilgi, hap gibi bi’şey değil ki, hooop, yut, ekle kendine!..Hem, hap bile olsa, yan etkisi olur bunun.”

“Böyle bir takım hatunlar var, iki kişinin yaptığına inanmak mümkün değil.. Sanki yapım aşamasında ekip çalışmış.”

“– Ben para vererek bir kadınla ilişkiye girmem.
+ Oğlum biz o parayı ilişkiye girdiğimiz için vermeyeceğiz. Sabah kalktıklarında gittikleri için vereceğiz.”




CEM KURTULUŞ, 2009





01 Kasım 2009

Kayserispor-1 Fenerbahçe-1



Maçtan önce’’ Kazım oynarsa 3-4 tane atarız dedim’’ama kadroyu görünce 1 gol bile zor atarız dedim.Kadro fazla değişmemişti aslında.Komutan Alex bu maçta yoktu,takımın yükünü Emre’ye yüklediler.Sonuçta bütün yükü Emre’ye yüklersen işte böyle olur.Christian Baroni’nin golüyle öne geçtik.Ama Süleymanu’nun hatasını görmemezlikten gelemeyiz. İlk yarı kısır geçti.Kayseri’de Cangele ve Makukula ile pozisyonlar yakaladı,ama atamadı..Makukula’ya Lugano göz açtırtmadı.İlk yarı’da Önder gerekli müdaleleri yaptı. Hakem’in gereksiz kartlar gösterdiğini söylemeliyim.Cangele ,o kadar el kol hareketi yapmasına rağmen kart yemedi.Ama aynısını Kazım yaptı,kartı yedi.Hakemlerin adaletli davranmaları gerek.

İkinci yarı büyük heyecanla başladı.Atak üstüne ayak oluyordu.Ve yine yanlış kararlar vardı.Carlos çekti ama adam düşmediği halde penaltı verdi.Bunun aynısını bizim maçlarda da görebilirsiniz.Ama penaltı verilmedi. Çok garip kararlar bunlar.Zemin’in kötü olduğunu belirtmeliyim.Futbolcular ikide bir kayıyorlardı.Bu futbol oynamasına engel olamazdı. Guiza’yı 90 dakika neden oynattı anlamadım. Guiza’nın maç boyunca yaptığı 2 olumlu hareket yok.Kazım,ondan daha etkili olmuştur.Ama gel gör ki kazım dışarıda Guiza içeride. Daum,maçı kazanmak için bir şey yapmadı.Takımı defansa çekerek,oyunu kendi sahasında oynamayı tercih etti. Kayseri golü attıktan sonra daha da yüklenmeye başladı.Ofsayt olan bu pozisyonlar verilmedi ve o pozisyonlar az kaldı gol oluyordu.

Maçın ikinci yarısında bizimde net pozisyonlarımız vardı.Özellikle Memet topuz’un çektiği şut gol olsaydı,her şey bambaşka olabilirdi. Ama kayseri’nin bizden daha iyi olduğunu söylemeliyim.Golü isteyen,daha çok yüklenen Kayseri idi. Daum’un yanlışlıklarını söylemem gerek.

Dakika 85 tam özer oyuna girecekken denizi oyuna alması.
Bazı kişiler Önder’in sakat olduğuna dair şeyler söylüyor.Zaten 5 dakika kalmış arkadaş,eğer Önder i çıkarıyorsan Özer i neden almıyorsun.Kayseri’ye beraberlik için mi geldin.
Büyük takım böyle mi olunur

Daha fazla bir şey söyleme gereği duymuyorum.Daum,gereken dersleri umarım bu maçtan çıkarmıştır.

Umarım hafta içinde oynayacağımız Steaua Bükreş maçını kazanırız,yolumuza devam ederiz.

Yazan:Cem Kurtuluş