// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

28 Şubat 2010

İstanbul Büyükşehir Belediyespor-2 Fenerbahçe-1

 

Haftalardır Puan kaybediyoruz. Vestelmanisaspor,Diyarbakırspor,Bursaspor,Şimdi de İstanbul Büyükşehir  belediyespor ‘a puan kaybettik. Sebepleri belli. Futbolcular hala bir şeylerin farkında değil,ya da başkan bunlara bir şeyleri hatırlatmamış,ya da üstündeki formanın Fenerbahçe forması olduğunu bilmiyorlar. Olimpiyat stadına Fenerbahçemize destek için yola çıktım,soğuk havada Takımımızı yalnız bırakmadık. Ama mükafatı bu olmamalıydı,elbette bizler takımımızı karşılıksız seviyoruz ,ama taraftarın istediği tek şey vardır o da ölümüne mücadele’dir. Fazla bir şey istemiyorlar.

İlk yarı İstanbul Büyükşehir belediyespor bizim kaleye daha çok geliyordu. Bizde geliyordukta tehlikeli pozisyonlar yaratamıyorduk.

Selçuk,wederson,Gökhan gönül,santos,guiza,alex bunlar sahada var mıydı bilmiyorum. En azından ben bir şey yaptıklarını görmedim. Alex şık gol etti ,onu da es geçmeyelim.Daum efendi bu kadroyu normal bir vatandaşta çıkarır. Senin kadronda semih ,Gökhan ünal,deivid gibi oyuncuların var ,ama sen deniz i kanatta oynatıyorsun. Aureolio dan önlibero yarattın ama deniz den kanat yaratamazsın. Senin elinde deivid gibi oyuncun var ama yedek oynatıyorsun,sonra oyuna aldın ama deivid daha etkili oldu oyunda.

Ayrıca Deniz in ilk yarı attığı gol ofsayt nedeniyle sayılmadı. Ofsayt mıydı tam göremedim. Ama deniz in ofsayt a girip çıktığını söylediler bana. Ne kadar doğru bilmiyorum. Fırat aydınus alex i atarak yine Fenerbahçe düşmanlığını gösterdi.

Avrupa da birkaç maç izlesinde Fırat aydınus kendine gelsin. Ne zaman Fener maçlarını bu adam yönetsin bir şey çıkıyor. Alex i attıktan sonra zaten belediye golü buldu,ama ofsayt olduğuna dair söylentiler var. Hakem mevzusunu geçelim bir süre takımın neden sahada bir varlık gösteremediğine gelelim.

Şimdi gençleri çıkaralım oynasınlar demeyeceğim elbette. Sahada savaşan kaç kişi var ben her maç olduğu gibi yine çırpınan Emre’yi gördüm,bu maçı ne kadar takdir etsek az doğrusu.

Bir de bilica ya parantez açalım. ‘’BU ADAM BU TAKIMIN FUTBOLCUSU OLAMAZ,OLMAMALI AMA GEL GÖR Kİ OYNUYOR İŞTE’’.İlk goldeki hatasını görmezdende gelemeyiz.

Yine hüsran,yine hüzün.

Yenilsende yensende taraftarız senle üzüntünle sevincinle seninle birlikteyiz Fenerbahçem.

Aşkımız renklere,Sizlere değil.

Yazan:Cem Kurtuluş







26 Şubat 2010

"May The Force Be With You.."















İşte bu herşeyi anlatıyor .
Taraftar hazırdı şova,futbolcularında hazır olmasını beklerdik. Bu güzel geceye leke sürdürmemek gerekirdi.Taraftar sesi kısılcanaya kadar bağırdı,gösteriler yaptı.
Ama birşeyler yerinde gitmiyordu,belliydi.
Taraftara en güzel hediye ''Galibiyet idi''ama o da olmadı.
Yarın olur der misiniz yarına bile şüpheyle bakıyorum.

Bazen insan şüpheye düşüyor.
Fenerbahçe işte adamı şüpheye düşürüyor,elden gelen birşey yok.
Dün herşey Mükemmeldi .Taraftarlık budur.

Ünifeb&Vamos Bien&Grup Ck'ya Teşekkürler...

Yazan:Cem Kurtuluş

Sercan Candemir - Kaybettim Kendimi (2009)




















Tek başına savaşmak çoğu zaman insana güç gelir.  Ne kadar didinse de bir şeylerle insan  sorunlar hayatta hep vardır. Dertlerden yakınırız. Mutluluğa takılırız, geçmişe geleceğe dair kendimize sorular sorarız. Yarın var mı deriz. Ama vardır işte bugün gidersin yarın gelirsin. Yarın hep devam  eder. Kaybettiklerimizle yaşarız, insanın içinde umut vardır. Umut bizi yaşatan tek şeydir. Ve Sercan Candemir nam-ı değer Jerry bizlere ne yaptığını söylüyor.

"Evet, biz kaybeden tribi yapıyoruz’’

Sercan Candemir eline almış klasik gitarı ve bizi uzaklara nasıl götüreceğini düşünmüş. Sercan’ın hayatına dair, insanlaraa  dair herşey var demoda. Ve Kaybettim Kendimi adlı çalışmayla karşınızda Sercan Candemir, ama onun yaptıkları kaybeden tribi. Tüm yaptığı bu.

"Kaybettim Kendimi": Son iki üç dört şarkı başlar diye şarkıya  girer.

Hayaller bizi ayakta tutan şeyler değil mi şu hayatta. Fırtınalar kopmuş, sessizliği isteriz çoğu zaman yalnız kalmak insana iyi gelecektir. Hayallerini kaybeden insanın kaybedecek bir şeyi yoktur bu hayatta. Umutsuzluk yasak olmalı, umut var olmalı.  "Kaybettim kendimi, tüm hayallerimi" deyişiyle her şey anlatılmış zaten...

"Serenin Şarkısı" isimli parçaya ilk dinlediğimden beri takılı kaldım. Yollarda geçen bir adamın sözleri, yalnızlıkla tek başa kalmış insanların şarkısı. O  güzel bu güzel diyip laf ebeliği yapmak istemem.

"Şehir uzakta ben kendim yollardayım" dizesi herşeyin özeti. Hayallerle dolu olan bir insan düşünün. Hayal çok şeydir çok,onların yaptıkları da çok şey. Tek bir kişi yapıyor gibi gözükebilir size ama içinde kaybeden tribi ruhu var.

"Seni Düşünmek" hayatın yorgunluğu ve tüm güçlüklere karşı tek başına savaşmak üzerine...
Hayatın yorgunluğu üzerimizde, tek başına savaşmak insana güç gelir. Yorgunluğu üzerimizden atamayız, sıkılırız bir şeylerle uğraşırız zamanı geçiririz öyle. Girişi insanı rahatlatıyor,zaten tek gitar var. "Herşeyin bir bedeli, bedeli varmış; yalnızlıkların bedeli varmış" sözleri aklıma Kesmeşeker’in "Gerçekten Özleyince" şarkısının nakaratları geldi.

"Kendini Bil"in hikayesi diğer parçalara göre daha hareketli.  Daha önce dinlememiş olsam şarkıyı"  insanın kendini tanıması"  olarak tanımlardım. Melodiler oyun melodilerine benziyor. " Ne diyorduk" deyişi bir anda bana Kesmeşeker’in "Duymuştum Şehirdeyim" şarkısını   hatırlattı.

"Derinden", derin uyku adamı diye  söze girmek ne kadar doğru olur bilemem, benimki de bir 
Cenk Taner sözü işte. Biraz sakinlik, biraz yol , biraz da deniz havası katıyor Sercan bu şarkıya, sakinlik ağır basıyor. " Kendi dertlerimle yaşıyorum kafamda bitmeyen sorular, cevaplarr! " 


"Ne çıkar" isimli parçada yine eline almış  Sercan gitarı bizi yalnızlığa doğru götürüyor.
"Neresinden tutsam elimde kalıyordu hayat’’ parçanın kilit cümlesi . " Çünkü Ben İsa da değilim,Musa değilim" sözüyle de bir kurtarıcı olmadığını da söylüyor bize. Bir nevi hayatı tarif ediyor.

2008 yılında Kaybeden Tribi olarak Bu Şehirde demosuyla bizleri selamladılar. Malum demo ile kendilerini tanımıştım ve 2009’da Kaybettim Kendimi ile tekrar kendilerini hatırlattılar. Masaya yatırdığım demo baştan aşağı Sercan Candemir'in eseri ama Kaybeden Tribi ruhu demoya sinmiş.  Sercan Candemir akustik gitarıyla bizi uzun bir yolculuğa davet ediyor.


Cem Kurtuluş,2010

Fenerbahçe-1 Lille-1















Maçtan önce türlü türlü yorum yapılıyordu bu maç için. Eksikler bahane ediliyordu,ama eksiklik bahane olamazdı. Sen Fenerbahçe isen yenmelisin.Maçtan önce Galatasaray maçını izledim ve atletico Madrid yendi çok sevinmiştim. Bizim maça geldik. Kadrolar verilmişti. Bilica ve Bekir stoperde sağda önder solda deniz onların önünde Gökhan gönül wederson orta sahada emre Selçuk alex onun önünde guiza. Şu kadroya bakınca yenmemeleri için hiçbir neden yok.

Tribünler harika
Pankartlar hazırlanmış açılmış.
Futbolcularında daha da istekli olması gerekir
Ben o isteği fazla oyuncuda göremedim. Guiza sık sık pres yapıyordu,ama arkadan yardıma gelen kimse olmayınca etkili olamıyordu. Maçın en istekli oyuncularından biri de Emre idi,heryere koştu. Kalktı,savaştı ne yapması gerekiyorsa onu yaptı. Golünüde attı,ama orda önder faktörünüde es geçmeyelim. Kaleciyi şaşırttı.

Gol atsakta o kadar etkili oynadığımızı söyleyemicem. Karşı takımda en iyi oynayan genç hazard idi,bu adamı birkaç sene sonra kaparlar. Yetenek var bu adamda. Bütün topları iyi kullandı. Hakem de her şeye faul çalıyordu. Adamlara dokunsan faul,maçın içinde alex e yapılan faul u es geçti. Aynısı onlara yapıldı verdi,adam kendini güzel atıyor.

Alex in kale önünde kafayla vurduğu top kaleciye çarptı kornere gitmişti,bu en tehlikeli pozisyonumuzdu. İkinci yarı ne kadar etkili gözüksekte etkili değildik. Bunu kabul etmek gerek. Attığımız gol emreden gelmişti. 1-0 a yattık,bunu yaparsan Turu zaten kaybetmişindir. Korkarak oynamak fayda etmez. Bugün beğendiğim iki oyuncu vardı biri Bekir biri emre idi hakkını vermek gerek. Yine hüzün yine hüsran sağolun…

Yazan:Cem Kurtuluş

22 Şubat 2010

Fenerbahçe-2 Bursaspor-3- (Ertuğrul Aldın Mükafatını)



















Yine Hüsran ,yine hüsran. 2-0 öne geçtiğimizde 3 yaparız diye düşünüyordum. Ama tam tersi oldu. 2-1 oldu ve sonra geriye çekildik. Sahada didinen çarpışan savaşan bi Emre yi gördüm,bir de guiza pres yapıyordu ama her zamanki gibi golleri kaçıyordu.Ama pozisyona giriyordu en azından,ama bunları gole çevirmek önemli. Yine bilica kafayı yedirtti bizlere. Fenerbahçe nin stoperi değil bu adam,kaç defa dedim hala söylüyorum. Duyan yok işte ama havaya işte.

Guiza ilk yarı gol kaçırdı tamam.
Hakem faullerimizi es geçti
Ertuğrul sağlam şimdi biryerlerine kına yaksın,yok faulumuz verilmedi yok bir şeyimiz verilmedi diye ağlamasın.
Bu maçlarda ne pozisyonlara kartlar verilmedi görsün. Tabi gözleri görürse
Gözlerini açsın,bir daha laf ebeliği yapmasın.


Ozan,ali Tandoğan,İbrahim denen oyuncu o kadar itiraz etti nerde kart.
Alex e atılan tekmeler,özer e yapılan fauller verilmeyen kartlar bizim haklı itirazımıda verilen sarı kart hepsi düzmece.
Ertuğrul sağlam hala ağlanıyordur .Ağlama Ertuğrul yeterince torpil geçtiler sana zaten. Ağlanmanın mükafatı işte.
Hakem e bahane bulmuyorum ben ,yapılanları söylüyorum. Gerçekliği her zaman söyledim. Fenerbahçe tarafından bakmadım olaya.

Alex in şutu direkte patladı.  Fazla atağımız  olmasada  etkili pozisyonlar bulduk.
Özer sakatlandı bu bizim için kötü oldu .Eğer oyuncu almasan böyle kalırsın işte. Gökhan gönül den sağ kanat yaratmak istiyorsun,wederson dan da sol açık. Ne kadar garip değil mi.
Zamanında aurelio dan önlibero yaratan daum bunlardanda bir şeyler yaratmak istiyor.
Taraftarın yaptıklarına da açıklık getirmek istiyorum

Alın size Semih ne yaptı

Mücadele etti mi
Koştu mu
Pozisyona girdi mi
Bağırdığınız ne oldu
Zaten alacaktı semih i
Guiza pres yapıyordu,
Ama semihi bugün anlayamadım.
Ne koştu,ne pres yaptı ne bir şey.

Bazıları sevinsin şimdi.En son kim sevinir o bilinmez.

Yazan:Cem Kurtuluş





21 Şubat 2010

Kaybeden Tribi - Bu Şehirde (2008)




















Herşey Myspace semalarında dolanırken Kaybeden Tribi'ne denk gelmemle başladı. Sessiz, dinlerken insanı uzaklara götüren melodileri vardı. Onların tanımıyla  yaptıkları müzik sadece kaybeden tribi, çok şey değil... Kim bilir belki de çok şey. Odanızda yalnızlığınızla tek başına ve şarkınız yanı başınızda . Sigarayı yakarsınız, şöyle kafanıza bir şeyler takılır. Geçmişe dair, geleceğe dair hayaller kurarsınız. Karaladığımız şeylerin belki de hepsi Kaybeden Tribi'nde toplanmış, Bu Şehirde demosunda.

Hayat, garip bir oyun gerçekten. Bizi götürdüğü yerler farklı olabiliyor. Çıkmaz sokak girişi var çıkışı yok işte.  Kendi kendimizi eğlendiriyoruz bir şeylerle uğraşarak, zaman geçer mi diyoruz, ne kadar geçer gider desek te bazen o zamana takılı kalıyoruz. Hayat insana bazen anlamlı geliyor bazen anlamsız, yorgunluk gün geçtikçe üstümüze çöküyor.


"Bu Şehirde", Kesmeşeker’e göz kırpan bir parça ve bahsetmeden geçmek olmaz Kaybeden Tribi için zaten herşey Kesmeşeker ile başlamış.  Biraz sessizlik  ve yalnızlık iyi gelecektir. Sadece ufak bir gezinti. ‘’Ne acı ama gerçek, dolduramadık içimizdeki boşluğu’’ dizeleri insanın içini acıtıyor, klasik gitarın her teline vurduğunda içimizden bir şeyler kopuyor. Bu şehirde ama hangi şehirde yoksa kaybolanların bir şehrinde mi, ismi olmayan bir şehir...

"Kadın" neşeli geldi diğer parçalara göre. Biraz hareketlenmek belki iyi gelecektir. Yerini tutmayan bazı şeyler vardır hani, geçip gider desek de geçmeyen, bir ok gibi kalan... Hayali bir kız canlanıyor bu şarkıda kafamda, kim bilir o hayali kız herkesin kafasından canlanıyordur, belki de...

"Bir Sigara Yaktım" genelde isteklerimizin gerçekleşmediği hayat oyununu konu almış. Kaçış planları kuran birini düşünün, ama bütün kaçış yolları kapalı. İşte parçanın bana hissettirdikleri. "Bu yollar bana uzun olmuş". Uzun bir yol,uzun bir hikaye ama kaçış yok...

"Bilmiyorum"
tam bir Cenk Taner şarkısı gibi, çok güzel... Başarılı gitar tonları  harika, içinizi ısıtıyor parça. "Aklım hala on beş  yaşında’’'
deyişi bana Cenk Taner ‘in  "Aşk için tüm yaptıklarım senin için'' sözlerini anımsattı.
Sen giderken: Karanlık bir yolda yürümek, hayat yalnız başına..

Hayat yalnız başına dediğinde aklıma  Cenk Taner’in "tek kişiyim ben hala’’ sözleri dank etti, ne kadar güzeldir. Ne de olsa iki taştan bir kale olmaz artık. Rüyadan uyanmanın vakti gelipte geçiyor. Hayat ile ilgili sözcüklere bolca yer var şarkıda.

"Melek Girmez"
parçası ile bir Sercan Candemir Klasiği ile karşı karşıyasınız.  Elinde olan ama bir gün kaybediceklerimizden bahsediliyor, gitse de gitmiyor bazı şeyler. Ama her zaman umut var değil mi. Umutsuzluk yasak.

Dinlediğinizde demoyu ne kadar çok şey olduğunu anlayacaksınız.

Cem Kurtuluş,2010


19 Şubat 2010

Lille-2 Fenerbahçe-1

















Lille maçı öncesi endişelerim vardı. Eğer Fenerbahçe gibi oynarsak,gerçekten inanırsak Lille ı yenerdik. Ama bunun tam dersi oldu,ilk dakikalar çok koşuyor gibi gözüksekte,gol bizi yıktı.Bunda volkan’ın hatası çok büyüktü. Volkan anlaşılan hala dersler çıkarmamış. Emre bir şeyler yapmak için çabalıyordu,cristian özer guiza yokları oynuyordu. Wederson da öyle denilebilir,ama golüne diyecek bir şey yok. O da inanamadı gole. Alex e hiçbirşey yapmıyor diyenler maçı iyice ve dikkatli izlesinler. Guiza ya kaç tane pas attı,ama guiza beceriksizse alex e suç atmanın anlamı yok.

 Hakem e değinmesek olmaz. Bu hakem barcelona atletico Madrid maçını yöneten bir hakem. Ama adamlara bir müdalede bulunsan hemen faul veriyordu. Lugano nun tekrardan sakatlanmasına üzüldüm. Böyle bir şey olacağını tahmin ediyordum,ve oldu. Onun yerine deniz girdi oyuna,önder girseydi daha faydalı olabilirdi. Daum un denize takıntısı var,deniz i almasa olmuyor. Bizi yakan futbolcuların başında deniz geliyor. Amatör bile yapmaz bu hatayı.

Guiza guiza guiza,bu adam necidir,bize gol kralı olarak getirildi. Ve gerçek şu ki fos çıktı. Bu adam her maç yüzde yüz 5 net pozisyon kaçırıyor,sadece yüzde yüz olan bu. Fırsatları hiç değerlendiremiyor. Bize kaliteli forvet gerekiyor,böyle gol atma becerisi olan. Hani yıldızda istemiyorum,bizi taşıyabilen  bir forvet olsun yeter.


Maçta Guiza saç baş yoldurdu. Topa vurmaktan aciz,mücadele etmekten aciz bir oyuncu Guiza,Bunları söylemeliyim. Dost acı söyler. İkinci yarı başladı,Lille 51 dakikada deniz in hatası sonucu golü buldu. Böyle basit bir hata olamaz . Amatörler bile yapmaz bu hatayı. Bir de topu takip etmiyor bırakıyor.Daum oyuncu değişiklerine gitti. Mehmet topuz u aldı,o da etkili olamadı. İkinci yarı alex yine klas paslar attı,guiza her zamanki gibi golleri kaçırdı.Umarım bu skor turu geçmemize yeter.


Yazan:Cem Kurtuluş

18 Şubat 2010

Dünyayı Kelimeler Değiştirebilir: Ölü Ozanlar Derneği(1989)


 " Size kim ne derse desin. Sözcükler ve fikirler dünyayı değiştirebilir. " 



Zorunlu eğitimin dünyada insanı berbat yollara soktuğu söylenebilir, bu yola insan girdi mi kurtulması da biraz zor olur. Bu zorunlu eğitimin temelinde zorunlu disiplin yatar ve sonrasında da baskılarla birlikte insan kendini kapana kısılmış gibi hisseder. Bunları söylemek nereden aklıma geldi bilmiyorum;  ama 1989 plakalı “  Dead Poets Society “ namı diğer adıyla Ölü Ozanlar Derneği; kalıplaşmış eğitim sistemini ele alan, bozuk sisteme  ve ezberci zihniyete vurgu yapan bir konuyla karşımıza çıkıyor. Film, başlangıcı itibariyle bir okulda ezberlenmiş “ Disiplin, Mükemmeliyet “ gibi kavramların/tanımların  öğrencileri ezberletilmesi, ve daha sonra yemek sofrasına öğrencilerin oturtularak  “ amin”  demesiyle başlangıcını yapıyor. 

 Film daha sonra bizi aykırı bir öğretmen olan John Kearning ile tanıştırıyor. Bu öğretmeni tanıdığımız andan itibaren bütün kuralları yıkıyoruz, insanın kendine dair yapabilecekleri bu öğretmenin dünyasında gerçekleşiyor.  Okuldaki öğrencilerin John Keating’e ait eski bir defteri bulmasıyla Ölü Ozanlar Derneğin ne anlama geldiğini bu sayede öğreniyoruz. Kurallara uyup, ailesinin dediklerinden dışarı çıkmayan bireylere Ölü Ozanlar Derneği, aslında bu dünyada olan siz değilsiniz deyip  hayat dersi veriyor. Filmin bir saatlik diliminde; John Keaning, öğrencilerine hem öğretmen oluyor, hem de arkadaş oluyor. Onlara ezberletilen bütün düşüncelerinden arınmalarını söylüyor, ve öğrenciler buna bir okul kitabında öğretilen bir önsözün yırtılmasıyla bu anlam kazanıyor.  Daha sonraları “ Carpe Diem “ dediğimiz anlamın farkına varıyor öğrenciler. 

Ölü Ozanlar Derneği dediğimiz uygulamaya da bir zaman sonra geçiyorlar. Bir mağarada karanlıkta birbirlerine şiirler okuyorlar, kendilerinin özel olduklarını hissediyorlar.  Filmin özellikle 1 saatlik bölümünde şiire dair altı çizilmesi gereken pek çok nokta bulunuyor. Şairlerden alıntılarda bunun çabası içinde oluyor. Okul müdürüne karşı yapılan diyaloglarda John Keating’in  müdüre karşı yaptığı savunma cümlesinde “ Konu Shakespeare değil hür düşünceler “ sözü öğrencilerinin özgür düşünen birey olmasına vurgu yapıyor. John Keating’i filmin genelinde müfredata, eğitim sistemine uyan bir öğretmen değil, öğrencilerinin bir şeyler yaratmasını isteyen bir öğretmen  profilinde izliyoruz. Filmin ilk bir saatinde akıcı anlatım yerini, filmin ikinci yarısında durağan bir anlatıma bırakıyor. İlk bir saatte devamlı gördüğümüz öğretmeni bu süreç boyunca daha az görüyoruz, daha az konuşmaların içinde oluyor. Filmin ikinci bölümündeki en ince mesajsa bir babanın çocuğunun yapmak istediği şeyi yapmaması için önüne engeller çıkarmasını çıplak gözlerle izliyoruz. Bunun sonucunda tutkusunun peşinden giden çocuk bu baskılara dayanamayıp intihar ediyor.  

Filme göre bunun sorumlusu öğrencilere özgür bir birey olmayı öğreten, tutkularının peşinde olmalarını söyleyen John Keating suçlu oluyor, çünkü o hür bireyler yaratmayı düşünürken başkaları düşünmemelerini istiyor ve film bu  noktaya iyi parmak basıyordu. Film boyunca izlediklerimiz eğitim sisteminin bozukluğunu iyi anlatıyordu, ve iki öğretmen kavramını da daha iyi incelememiz gerektiğini söylüyordu bize . Müfredata uymayıp öğrencilerin düşünmelerini sağlayan gerçek bir öğretmen ile sadece müfredata göre ilerleyip “ bu kitaptan başka kitap okumamalısın “ diyen öğretmen profilini gösteriyor bizlere. Filmin finaline doğru; John Keating hepimize  filmin başında " size kim ne derse desin. Sözcükler ve fikirler dünyayı değiştirebilir "  sözünü bize tekrardan hatırlatarak  öğrencilerinin kendi izinden gittiğini bize kanıtlamış oluyor.  



Sonuç olarak;  doyurucu senaryosu, ( Tom Schulman'ın burada hakkını vermemiz gerekir )   kusursuz oyunculukları ve  sistemi yıkan cümleleriyle " Ölü Ozanlar Derneği " yıllar geçse de kelimelerin gücünü bize hissettiren bir yapım olarak hafızamızda yerini alacaktır.


Cem Kurtuluş, 2010

16 Şubat 2010

Alice Cooper-Trash(1989)


 1970'li yılların başında stadyum konserlerin olduğu zamanlar Alice Cooper  yaptığı makyajla birlikte sahne şovlarıyla öne çıkıyordu.  Konserlerde de yapabileceği deliliğin en tehlikelisini sunuyordu seyirciye.  80'lerin ortasından itibaren hardrock  ile birlikte hardn heavy grupları, glam rock-metal grupları albümlerini çıkarmaya devam ediyordu.    Trash albümü yayınlandığı 1989 yılında piyasaya bomba gibi düşer. Bu albümde seks-aşk  arası  sözler  ağırlıktaydı. Albüm; " Poison " ile açılıyor. Zehir saçan melodileriyle kendini esareti altına alan, ve çıktığı andan itibaren otoriteler gözünde tam not alan aynı zamanda hit şarkılardan biri olur. Bir erkeğin zehirli bir kadına karşı çaresizliği ve çırpınışı anlatılır.  Eğlenceli melodileriyle, klasik hair metal kıvamında bir parti şarkısı olan "Spark In The Dark"   seksüalite sözleriyle dikkat çekiyor.

"House of Fire"  albümün dinamik şarkılarından birisi olması yanında, enerjisiyle ve temposuyla  hair metal dönemlerini selamlıyor.  Şarkının kilit dizesi ise ; "Seni açmak için bi anahtara ihtiyacım yok bebeğim, sadece aşkımı kullanıcam"  sözleri oluyor.   Melodileriyle, hızıyla süratiyle, temposuyla, uçuşan sololarıyla  " Why Trust You " albümde öne şarkılar arasında yerini alıyor 
"Only My Heart Talking"  albümün ortalarında bizi esiri altına alan geceleri hüzne sevkeden eşşiz bir ballad. Alice mikrofonu alır, sakinlik rotasında bir yol çizer kadife sesiyle deniz kıyısında huzura varmış gibi söyler şarkısını.  Şans arayan,  yardıma ihtiyaç duyan birinden bahsedilir şarkıda. "Bed of Nails"   "birbirimizi acıtacağız ama aşk böyle olur"  vari mesajıyla öne çıkıyor.  Albümün tartışmasız hit'i  "Poison" dan aldığınız hazzı bu şarkıdan  alma oranınız yüksek.  

“ This Maniac's in Love with You “ kontrolünü kaybetmiş aklını kaybetmişcesine aşık olanı anlatıyor. Sololarıyla, enerjisiyle diğer şarkılar gibi kendini dinletmesini başarıyor. "Hell Is Living Without You".... parçanın Türkçe meali "sensiz yaşamak cehennem gibidir"  sözüyle her şeyi özetliyor. Klasik balladlar arasında yerini alan parça Alice'nin kadife sesiyle hüzün bulvarında gezdiriyor. "On my own and I feel like hell " sözleri içeriğini özetliyor.  O kadife sesle, şarkı aralarında gelen sololarla birlikte hüznün kat sayısı artma aşamasına geçiyor. 
Şarkının 80'li yılların hit makinesi üçlü Jon Bon Jovi, Richie Sambora ve Desmond Child ortak bestesi olmakla beraber, ballad bizi acımasızca kalbimizden vuruyor, adeta kalbe saplanan bir ok kadar etkili!

Sonuç olarak; 80'li yıllar dönemi kapanmadan çıkan " Trash " albümü pek çok kişi için hardrock /hair metal arasında gezen, duygusal ve seksüalite içerikli sözlerin merkezde olduğu bir albüm olarak öne çıkıyor. Bu albüme  Joan Jett , Diane Warren, Richie Sambora, Jon Bonjovi , John McCurry gibi isimler şarkı yazma sürecinde katkıda bulundu.   Pek çok otoriteye göre önemli bir albümdü " Trash "  ve bazı otoriteler bu albümü başyapıt olarak yorumluyordu.  Kuşkusuz bu albüm bundan yirmi yıl sonra bile dinlenerek hatırlanmaya devam edecektir.  

1. "Poison" (Alice Cooper, Desmond Child, John McCurry) – 4:29
2. "Spark in the Dark" (Cooper, Child) – 3:52
3. "House of Fire" (Cooper, Child, Joan Jett) – 3:47
4. "Why Trust You" (Cooper, Child) – 3:12
5. "Only My Heart Talkin'" (Cooper, Bruce Roberts, Andy Goldmark) – 4:47
6. "Bed of Nails" (Cooper, Child, Diane Warren) – 4:20
7. "This Maniac's in Love with You" (Cooper, Child, Bob Held, Tom Teeley) – 3:48
8. "Trash" (Cooper, Child, Mark Frazier, Jamie Sever) – 4:01
9. "Hell Is Living Without You" (Cooper, Child, Jon Bon Jovi, Richie Sambora) – 4:11
10. "I'm Your Gun" (Cooper, Child, McCurry) – 3:47


Cem Kurtuluş,2010


14 Şubat 2010

Manisaspor-2 Fenerbahçe-2

















Bugün takımımızın berabere kalmasıyla Liderlikte gitti. Maç öncesi  kadrolar belli oldu. Defansın sağında Gökhan solunda dos santos savunmanın ortasında deniz bilica onların önünde emre ve cristian sağda Mehmet topuz solda forvet arkası olarak alex, forvette semih vardı. Gollü geçeceğini  maç öncesi tahmin ediyordum. Vasat bir oyun sergilendi. Alex kaç haftadır sessiz ama diğer oyuncularda da o kadar iş yoktu. Emre rakibe baskı uyguluyordu,cristian açık bölgeleri kapatıyordu.

 Mehmet topuz’da bir şeyler yapmaya çalışıyordu,bundan 2 hafta önce Mehmet topuz’un mücadele etmediğini savunuyordum,çünkü önünden geçen adama yaklaşmıyordu. 2 Hafta sonra biraz dirilmiş gözüküyor. Özer bugün sahada yokları oynadı. Pas hataları yaptı,topu dolaştırdı. Sakatlıktan yeni çıktı belki ondan olabilir. Ama bugün takımın en vasat oyuncularından biri Özer idi,topları geri dönüyordu hep.

Semih ise forvette bir şeyler yapmak için çabalıyordu. Alıyordu orta sahadan topları,kanata doğru açıyordu. Bir de Gökhan gönül’e değinmek istiyorum. Gökhan gönül çok çalıma kaçıyor arkadaş,biri geçersin,iki geçersin orta yaparsın ama sen geç geç orta yapmıyon.  Bilica klasik hareketlerini tekrarlıyordu.

 Issac onu yıkıyordu,oysa bilica fizik olarak daha iyi. İlk yarıda hakem vestelmanisasporluların yaptığı faulleri hep es geçti. Özellikle Simpson’un birkaç defa yaptığı ve sarı kart gösterilmemesi ilginçti. Ondan sonra 4 numaralı yiğit denen oyuncu Alex e kaç defa indirdi sayamadım,ama kart görmedi. Fenerbahçe bugün hiç sert oynamadı diyebilirim. Manisasporlu oyuncular daha sert oynadılar. Sertliğe sertlikle karşılık vermelisin. Bunları anlattıktan sonra maç hakkında biraz konuşalım.

İlk yarı Özer’in içeri çıkardığı topta Alex topun arkasından atladı cristian klas bir gol attı. Alex olmasa başka birisi olsaydı belki üstünden atlamaz,kaleye şut çıkardı. Mehmet topuz’un bir pozisyonu vardı,dönerek vurarak kaleciden döndü,o pozisyonda maçın en tehlikeli pozisyonlarından biriydi. İlk yarı daha tempolu geçti,45.dakika Isaac ile Manisaspor beraberliği yakaladı. Defanstaki hatayı iyi değerlendirdi Isaac. Volkan’da topu izledi. O kanattan  orta yaptırmamalıları gerekiyordu,zaten orta yapıncada gol oldu.

İkinci yarı manisaspor daha etkili oynamaya başladı. Özellikle Güven ile kaçırdıkları pozisyonları söylemeliyim,hepsi netti. Atsalardı onları fark açılabilirdi. İkinci yarı  Mehmet topuz un kaçırdığı bir net pozisyon var. Kayserispor dayken bunları değerlendiriyordu. Kaleci İlker sakatlandı yerine bulut girdi. Bu ondan daha iyi çıktı. Abartmakta istemiyorum.

Bizimkilerin becerisizliği birazda. Ama oyun tamamiyle bugün vasattı. Alex inden tut,Özer’ine kadar takım berbattı. Emre orta sahada bir şeyler yapmak için çabalıyordu. İkinci yarı Isaac ile yine öne geçtiler. 90+7 oynanıyordu o arada Wederson’un ortasında Gökhan ünal yükselip kafa vurdu ve gol oldu. 1 puana razı olduk.  Daum artık bazı şeyleri düşünse iyi olacak. Yolun sonu iyi gözükmüyor.

Yazan:Cem Kurtuluş

11 Şubat 2010

Bursaspor-3 Fenerbahçe-1






















Bursayı ilk maçta 3-0 yenmenin rahatlığıyla maça çıktık. Daum ,öyle bir kadroyla çıkmıştı ki ben gözlerime inanamadım. Orta sahada Deniz ,Selçuk,Gökhan,wederson defansta önder Bekir bilica santos ,forvette guiza ve Gökhan ünal ilk 11’iyle sahaya çıktık. Bursa, taraftarının desteğiyle hızlı başladı maça.  Ama bu kadar yere yatan bir takım görmedim,hem sert oynuyorlar hem itiraz ediyorlar. Saçma sapan goller yedik,orta sahadan hemen geliyorlar. Orta sahanın ortası bomboş,geçiyorlar öyle. Emre gibi dinamik bir orta saha oyuncusu neden oynamaz.

Ey daum efendi,Bursa’yı hafife almışın çok. Ama futbol’da şunu unutmayacaksın. Mücadele etmezsen ,yenilmeye mahkumsundur. İglesias la öne geçti bursa ,çok komik bir gol açıkçası. Bilica nın pimi çekilmiş bir bomba olduğunu her zaman söylemişimdir. Volkan şen’e yaptığı harekette hakem penaltıyı verdi,Bursa 2-0 öne geçti. İlk yarı böyle bitti,ama ilk yarıda kaçan yüzde yüz pozisyonlarımız vardı. Gökhan gönül ve Gökhan ünal net pozisyonları harcadı. Özellikle en net pozisyon Gökhan ünal’ındı. İkinci guiza ile karşı karşıyayız diye düşünmedim değil.

İkinci yarı emre oyuna girdi,az da olsa orta saha toparlandı.  Bilica da oyundan çıkmıştı.,çıkmasaydı sarı kart yiyip oyundan atılabilirdi. Bursa 64’te 3-0 öne geçmişti.Tribünler öyle eğleniyordu,benim umudum hala sürüyordu. Onların hayallerini yıkacağız diyordum ve Guiza’nın 90+2 de gol atmasıyla gerçekleşti. Berbat futbol,rezalet futbol,zevk almadık,ama Kupa’da Bursaspor’u eledik. Kimileri sevinemedi,kimileri sevindi. Futbolda mücadele etmezsen her zaman yenilirsin. Daum ,yaptığın hataları bir daha yapmaz,çünkü bu pahalıya patlıyordu.

Birde bazı şeyler söyleyeceğim. Volkan’ın Sercan a yaptığı pozisyon faul değil,dikkatli bakarsanız volkan topa müdale ediyor. Ondan sonra  Turgay ın ilk yarı sarı kartı olduğu halde elle topu alması ve sarı kart verilmemesi ayrı bir şey. Volkan şen in ikide bir itiraz etmesi,santos un ilk itiraz ettiğinde kartı yemesi  görülmesi gereken yerlerdir.

Yazan:Cem Kurtuluş

10 Şubat 2010

Ağlamak için Gözden yaş mı Akmalı?

Ağlamak için Gözden yaş mı Akmalı? Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? Öldürmek için silah, hançer mi olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
 (Victor Hugo )

Hayat ve Ders

Hayat mı bir ders ,Yoksa ders mi bir hayat. Her ikiside olabilir ne dersiniz. karmakarışık şeyler işte.
Başlarız birşeylere,aynı güne başlamak gibi.Tren nedir,adem icadı onun bunun yaptığı  birşey
Ve sonunda gözyaşları. Kimin Bunlar
Hepimizin

He bir de sevişmenin bedeli ölmekti değil mi
Çoğunlukla öyle oluyor. 
Ders bitti,oyun bitti.
Kaptan ne demiş, Bu Gözyaşları Hepimizin.. 

Gerektiğinde hayat dersi insanın kendisine verir.

Yazan:Cem Kurtuluş 

08 Şubat 2010

22 Tl Sadece Kandırmaca mı


 Evet 22 tl yapılmıştı maç biletleri ve herkes gibi bende stadımı özlemiştim. Oysa uzun süredir gidemiyordum,en son adam gibi izlediğim maç 2007 deki inter maçıydı. O maçtaki tribünler harikaydı,sırf o maçta değil elbet. Palermo maçında da tıklım tıklımdı. 22 tl yapınca Fenerbahçe taraftarları bursa maçına akın etti. Açıkların nerdeyse tamamı doluydu.

Migros’ta doluydu,tabi ben bu durum karşısında şaşırdım. Ben telsimdeydim,telsimde bağırmayan bir kişi yok en azından benim gözlemlediğim kadarıyla yoktu. Maç öncesi stada girmiştim,maç öncesi dediğim 45 dakika kala.Okuldan anca çıkmıştım,her neyse konu bu değil bilet fiyatları.

Fenerbahçe halktan koparılıyor demiştik,stad dolmaz demiştik,neden mi uygun bilet fiyatları olması gerekiyor. Her Fenerbahçe’linin  formasını ıslatan futbolcuları görmesi gerek,ama engellersen nasıl görebilir. Aziz başkanın yaptığı paran varsa gel yoksa gelme. Onun istediği müşteri,aynı İngilteredeki gibi. 

Oturan seyirci istiyor,parayı ver ve otur yerine diyor. Paran yoksa Fenerli değilsindir,ama gaz vermeyide ihmal etmiyor. Anlayacağınız hikaye okuyor. 22 tl yapınca Fenerbahçe batmaz,tersine fenerium’da satışlar artar,gelirin artar. Ama işleri güçleri para. Anadoludan gelen adam 20 tl lik maça gelebilir ,ama 44 tl olunca İstanbuldaki adam bile zor gelir.

Nedeni belli,benzin parası 30 lira de 44 tl bilet yemeği desen 20 sigarası varsa bu adamın. Fiyat arttıkça artar. 30 da yapsan bilet fiyatlarını kimsenin sesi çıkmaz. Ama normali 20 tldir,öğrenciside yaşlısıda işçiside gelir. Fenerbahçe Halk’tır..

Yazan:Cem Kurtuluş

Umuda Dair

Umut hayattaki yaşama nedenlerimiz, dünyada ki yerimizdir. Yapacaklarımız, etki ediceklerimiz, değiştireceklerimizdir. Var olma nedenimizdir.Umudu olmayan insan yaşayamaz derler.Umutlarımız vardır,ama her umut gerçekleşir mi peki,eğer o umudumuz gerçekleşmesse hayal kırıklığı yaşarız.Bazılarımız çok üzülür,bazılarımız hayat devam ediyor der.Dünyada kalma niyetindeysek elbet buluruz yeni bir umut. Yeni şeyler keşfederiz,yeni birşeylere adım atarız.

Her şey Umut üzerine kurulmamış mıdır,İnsanoğlunu besleyendir umut,onu ayakta tutandır.Dünyayı ayakta tutandır Umudun  olmadığı yerde zaten insanda yoktur. İçimizde bizimle beraber dünyaya gelendir o. Bizimle değişen. Gerçekleşenler, gerçekleşmeyenler, iyi olanlar, kötü olanlar, ama hep etkileyenler. 

Ne zaman ki umut çıkar içimizden bizde dünyadan çıkarız. Çünkü dünya umut üzerine kuruludur. Umutsuzu kabul etmez dünya. Umutsuz bir yaşam kabul edilemez.Herşey kazanmak için,yaşama devam edebilmek için. Bir savaşa girdiğinizi düşünün,eğer umutsuzsanız kaybedersiniz savaşı,eğer umudunuz varsa o sizin zaten en büyük silahınızdır.

Gerçekleşmeyen umutlar,gerçekleşip kaybolan umutlar bizi karamsarlığa iter çoğu zaman. Umudun başı yoktur,sonu olmadığı gibi. Her daim devam eder. Umut etmek zorundayız,hayat devam ettikçe Umut’ta devam eder. Hayatımızın gerçeğidir Umut,Hayatın ta kendisidir Umut. İçimizde ki umut olduğu sürece var olacağız ve var olduça değişip, değiştireceğiz. Umut,hayal gibidir,hayal ettiğimizde bazı şeyler gerçekleşmez hayal kırıklığına uğrarız. Umut’ta öyledir,umduğumuz şeyler gerçekleşmez bazı zamanlar,karamsar karamsar düşünürüz. Ama Hayat devam eder.

Yazan:Cem Kurtuluş

07 Şubat 2010

Fenerbahçe-1 Diyarbakırspor-1














Bir takım düşünün 10 kişi defans yapsın, bütün çirkeflikleri yapsın ve hakem bunu görmesin ,penaltılarınız verilmesin, haksız kırmızı kart verilsin işte bu gece yapılanlar bana Denizli akşamını hatırlattı. İlk yarı iyi oynamadık belki,  ama mücadelemiz vardı. Diyarbakır 10 kişi savunma yaptı, 10 defa adamımızı indirdiler ama ne sarı kart var ne bir şey var her şeye itiraz eden bir ayman var ,her şeye itiraz eden 21 numaralı barış var.

Bunları söylerken bizimde yaptığımız hatalar var. Emre, haddinden çok itiraz etti, kart yemedi hakem verebilirdi. Emre’nin daha sakin olması gerek, haklı olduğu yerlerde var. İlk yarı bebe’nin şutu direkte patladı, en etkili pozisyonları oydu,.

Hiç mi pozisyonumuz yok ilk yarı tabiî ki de var ,Semih’in  şut çekipde kalecinin çıkardığı, Alex in şutu defansa çarpması.

İkinci yarı mücadele içinde geçti, sakatlıklar oldu. Özer çıktı guiza girdi, oyun daha beter oldu. Guiza hiçbir şey yapamadı, yorgun sanki hali yok gibiydi. Galatasaray’ın puan kaybettiği hafta kazanmalıydık. İkinci yarı bolca pozisyon vardı, ama Diyarbakır takımı 10 kişi defans yapınca maçın keyfi kaçtı.

Diyarbakırın da kaçırdığı pozisyonlar vardı. Emre’nin ikinci yarının 59.dakikasında  hatalı pasında tazemanta kaleciyle karşı karşıya kaldı, ama volkan pozisyonu önledi. İçeri girmeden vursa belki gol olabilirdi. 83.dakikada ayman ile diyarbakırspor öne geçti,ama defansın bunda büyük hatası vardı. Adamın yürüyüşünü izlersen böyle gol olur,kurnaz olacaksın.90.dakika’da santos ile golü bulduk ve yükleniyorduk gol bulmak için. Şimdi pozisyonlara geçelim.

-Guiza nın ceza sahasında indirilmesi nedir
-Semih in kaleci Gökhan tarafından indirilmesi nedir.
-Bilica nın diyarbakırsporlu futbolcuyu indirmesini de geçemem,objektif olmak gerekir. Sarı kart verildi,kırmızı kart versede bir şey diyemem.
-Lugano arkada takip ediyor onu da es geçmemek gerekir.
-Mehmet e verilen haksız kırmızı kart,lucas neil makulula ’nın kafasına vuruyor nerde kırmızı,Mehmet’inkide aynı arkadaş,demek ki ayrım var.
-Ayrıca Mehmet e kırmızı kart veriyorsan,barış a niye vermiyon
Ben Burada artniyet ararım.


Mücadele sonuna kadar ,emeklerimiz çiğnensin. Aziz yıldırım ey başkan,kulüpler birliği başkanlığından çekil yoksa bu böyle gitmez.

Yazan:Cem Kurtuluş