// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

30 Haziran 2010

Airbourne - No Guts No Glory (2010)
























Kimileri için AC/DC kopyası bir grup, kimileri için Rock’n'Roll’un genç lejyonerleri. Müziklerindeki coşku,adrenalin duygusu  paha biçilemez. Onlarla  tanışmam 2008 yılının Sonbahar'ında  oldu. Runnin' Wild albümünü dinlediğimde ne kadar coşkulu ne kadar rock'n'roll bir albüm olduğunu hissetmek kaçınılmaz oldu.Hatta yolda yürürken sizi tehlikeye bile  sokabilecek ve  araba sürüyorsanız sizi uçuruma doğru sürükleyecek tahribatta coşkularını hissetmek mümkün ve Airbourne 3 sene aradan sonra”No Guts No Glory” ile  bomba gibi döndüler. Coşku, adrenalin, ve bir Rock’n'Roll dersi vermeye döndüler. Piyasada da bu tür gruplar fazla yok. Varsın AC/DC kopyası bir grup desinler, bunların hiçbirinin önemi yok. Müzikteki coşkuları çok önemli, eğer dinleyicide bunu  alıyorsa sorun yok. Roadrunner etiketiyle yayınlanan albümde 13 şarkı bulunuyor, bonus şarkılarla birlikte 18’i buluyor. Roadrunner’ın firma olarak böyle grupları bulması da şaşırtıcı değil.


Albüm kapılarını bize "Born to Kill" ile açıyor,  akıllarda  Full Metal Jacket filmi ve oradaki askerlerin kafasına taktığı şapkada yazılı “Born to kill “notu geliyor.  Bununla birlikte liriklerde “You hit me again, your gonna realise/I was born to kill till the day I die” nakaratıyla mevzuyu özetliyor.  Genel anlamda da rock’n roll dur durak bilmeyen coşkun seli ve adrenalinin akıp gitmesine yol veriyor grup.  İyi bir iş, sevdiğin bir kadın ve her şeyin terse gitmesiyle oluşan şartlara oluşan şarkının kendisi "No Way but the Hard Way"  oluyor.  “Dibe vurduğunda tavsiyeye ihtiyacım yok” diyerek de konuyu özetliyor. Albüm çıkmadan önce piyasaya sunulan parçadır. 2007’de Runnin’ Wild albümündeki coşkuyu bu şarkıdan alıyorsunuz, tam bir uzun yol şarkısı olan çalışmada tek kelime ile insan yoldan çıkarıcı!

"Blonde, Bad and Beautiful" hızlı, coşkulu, adrenalin dolu insanın içini kıpır kıpır eden bir parça. 80’lerin Los Angeles club’larında glam metalin zamanlarına ait lirikleriyle kendini gösteriyor. Sarışın kadını merkeze koyan şarkının liriklerinde bunlara bonus olarak;  sarışının kadının yüksek topuklu ayakkabıları ve dudak parlatıcısıyla birlikte gelen şehveti anlatıyor. Albümün dinamit gibi patlamaya hazır şarkısı olan  "Raise the Flag" ile Rock 'n' Roll ölmez mesajı veriyor elemanlar.  Özellikle coşku,adrenalin, yerinde durmayan ritim ve melodileriyle uçuruyabilecek güce sahip. Sololar da vokalin  enerjisi ile birlikte  etrafa yayılıyor..  "White Line Fever"  patlamanın habercisi olmakla “yola çıkıyoruz hazır olun” diyor


2000’lerin başlarıyla rock’n roll macerasına başlayan, pek çok avrupa kritiği/incelemesinde  “ AC DC kopyası “olarak gömülen grup bazılarınca “abartılı” olmuştur, ilk albümleri  “Runnin ‘Wild” sonrasında da pek çok kişide “No Guts No Glory” beklenenden etki yaratmadığı söylense de  coşku seli kaldığı yerden devam ediyor. Bazı grupların kopyası olmak zordur, hele ki buna birebir yapabilmek daha da zor bir iş. Bunun üstesinden kalkıyor Airbourne, en azından 2000’lerin başlarından itibaren buna yakın bir şey görmemekle birlikte “Airbourne” gençlik ateşinin verdiği gazla tam da “ rock’n roll  böyle yapılır” mesajı yapıyor, daha iyisini yapabilen varsa sahneye çıksın!

Cem Kurtuluş,2010

0 yorum: