Kadıköy’ün güzel
insanıydı Erol Abi. Üşümemek için kafasında siyah-beyaz bereden ve ayağında
belediyeden aldığı siyah bottan başka bir şey yoktu. Elleri çürümüş taş
tutmuştu, soğuk havalarda kalın mavi eldivenini
çıkarmazdı ellerinden. Kadıköy’de ne
yaptığına dair çeşit çeşit şeyler söylenirdi ama herkes severdi onu. Kimseyi ayırmazdı. Şarap
sevmezdi ama elinden birasını da eksik etmezdi. Beyoğlu’ndaki tuborg kutuları ezen şeref abi
gibi büyük nama sahipti.
Sokakta herkes onu tanırdı. Sokaktaki çocuklar selamı
sabahı eksik etmezdi erol abiden. Tanıyanlar sadece onlar değildi. Torbacısı, şarapçısı, anarşisti, emekçisi,
eşcinseli, her biri onu tanırdı. 60’lı yıllarda yoksul yaşamıştı, 70’li yıllarda askere gitti
, 80’li yıllarda darbeyle tanıştı. Darbenin hak olduğuna inanırdı, Kenan evreni
sevmezdi, devleti seviyordu, hükümeti sevmiyordu, polise öfkesi yutulur cinsten
değildi. Samsun Çarşambalıydı, oralarla
ilgisini uzun zaman önce kesmişti.
Sokakta kalmasa,
piyangoyu bulsa ilk yerleşeceği yer köyü olurdu. Halen sokakta yaşamını sürdürüyordu. Bazen
sığınacak yerin olmadığını bile bile yaşamak ve hayata gülümsemekti onun
yaptığı..
Bira kutularını
biriktirir evinde saklardı. Memurlar da tanırdı onu. Selam sabahı eksik olmazdı memurların. Arada mahalleye
uğrar hal hatır sorardı insanlara. Böyle şeffaftı. Belki de her şeyini
kaybetmişti. “ param olsa rakıdan başka bir şey içmezdim” diyen dert adamıydı.
Oldukça görmüş ve geçirmişti. Ondan iyisi şam da kayısıydı.
Rakı onu
anlatandı, dertlendirendi. Diğerleri fasa fiso geliyordu. Zaten şarap da
sevmiyordu. Sokaktaki çocuklara yazılır
iki bira kapar, diğer eksiğini eski tütünlerle kapardı sonra sokaktan yaylanırdı. Anlatacağı şeyler
bitmeyen biriydi. Köyünden bahsetmeyi ihmal etmezdi, imkanı olsa tek
istediği bu kalabalık şehirden kaybolup
köyde tarlada iş peşine koşmaktı. Bunları anlatmaktan geri kalmazdı Erol Abi.
Her defasında iç
geçirirdi ama hiç fayda etmezdi. Gel zaman git zaman onu tanıyanların ondan
şikayeti yoktu, daha doğrusu onu görmedikleri zaman merak içinde olurlardı.
Mermer taşlarının üstüne oturmuştuk bir akşam, iki lafın belini kırmıştık.
Çürümüş ellerini kıpırdatmadan kalın ses tonuyla “ çok yorgunum be evlat”
derken sesi titredi…
Kalın ses tonuyla
yavaş yavaş saf bakır bulan bir adamı anlatmaya başladı. Adamın zeki
olduğundan, bu işi bildiğinden köşeyi döndüğünden bahsetti. Anlatırken iç
geçiriyordu aynı zamanda birasından bir yudum aldı, sönmüş tütününün
yenisini sarmak için kollarını sıvadı.
Tütünü hızlı
içiyordu, birası bitmişti, şarap istemedi. Saf bakır adamı anlattığındaki
içtenlik herkesi etkileyecek cinstendi. Sonra adamın bir gün battığından, bu işlerde bir gün yerin dibine
gireceğinden söz etti tütününden bir fırt alarak. Ağır ağır oturduğu yerden
kalkarak kalın ses tonuyla” gece uzun evlat burada fazla oturduk” diyerek
uzaklaştı…
CEM KURTULUŞ