// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

25 Nisan 2010

Sadece Türk Diye Bir Gruba Destek Verilir mi



Piyasada aslında çok tartışılan bir konu. Sadece Türk diye bir gruba destek verilir mi. Neden Dinleyiciler sadece Türk diye bir gruba destek verir. Kaliteli veya kalitesiz olması onlar için önemli değil mi? 

Yabancı gruplara para kazandıracağıma Türk gruplara kazandırıyım mantığı nereye kadar gidecek. Bu noktada Kaliteyi bilmek gerek. 2000’lerde çıkan çoğu grup birkaç tanesi Hariç , piyasada Rock müzik adı altında geçiyor. Eskiden de Teoman,Kıraç bunlar geçiyordu şimdi ise Manga,Emre Aydın Türevleri geçiyor. Ama bizim dinleyici kitlemiz daha çok popüler olmuş gruplara  önem verdiği için müzikte bu sayede ilerleyemiyor. 

90’ların Türk rock gruplarına baktığınızda büyük desteği hak ediyorlardı ve hala hak ediyorlar. Çoğu grup bu işi bıraktı,bunda maddi sorunlarda oldu  tabi. O dönemki Rock müzikle şimdiki Rock müzik arasında epey bir fark var. Bizler ilk dönemde yapılan müzikleri seviyoruz,her şeyin ilki olan. Ama yıllar geçtikçe sanırsam her şey değişiyor. 2000’lerde Rock müzik adına birkaç grup iyi iş yapıyor. 2000’lerde takip ettiğim fazla grupta yok biri Zardanadam,biri Arşmahal. Arşmahal’da Kadıköy tayfasından. Kadıköy derken ‘’Kadıköy Sound’’ diye tabir ettiklerimizden. .

Sorunumuz kaliteli ayırt edip edemediğimizden dolayıdır. 

Her eline gitar alanı ‘’Rock müzik yapıyor’’zannediyorlar. Sorun bu olsa gerek. Gerçi sorunlarda hiç bitmiyor ki, herkes ekmek kavgasında o ayrı konu da ,kendinden ödünç vermeden de ekmek kavganı yapabilirsin. Ama Rock müzik altından prim yapmakta da piyasadakilerin üstüne yok. Daha çok konu ayrı yere kaydı, ama bunları da göz önünde bulundurmamız gerek. 




Yazan:Cem Kurtuluş



23 Nisan 2010

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

















Önemli bir gün bugün ulusal ve egemenlik çocuk bayramı ,dünyadaki bütün çocukların bayramı. Sadece Türkiye'ye has birşey değil bu,televizyonlarda denk gelmişsinizdir. Çeşitli ülkelerden çocuklar televizyona çıkıp gösterilerini sergilemiştirTrt'de güzel bir oyun oynandı. Çeşitli ülkelerden çocuklar bir arada. .Rusyalılar ve moldovyalılar çıktı güzel bir oyun sergilediler. Sonra  bizim çocuklar çıktı. Zeybek oyunuyla bitirdiler. Peki gerçekten sadece bir çocuk bayramı mıdır?  Türkiye'de sadece çocuk bayramı olarak geçer. Ama bugünkü yaşantımıza göre bakarsam ulusal kelimesi bana yabancı geliyor.  Başka uluslar tarafından yönetilip kukla yerine konulup yabancıların egemenliği altında yaşayan bir toplum için " Ulusallık" uzak bir kavram!





Bu ulus zamanında hiçkimseye bağlı olmamış,bağımsızlık uğruna savaşan bir ulustu. .Şimdilerde  toprakların yabancılara satıldığı, çeşitli ülkelere borçları olan bir ulusla karşı karşıyayız, üstelik kendi ülkenizin yabancıları topraklara satılmış durumda!

Sadece Türkiye'nin değil Dünyadaki bütün çocukların bayramı kutlu olsun.Barış manço'nun sözlerini hatırlatmakta yarar var



"Bugün bayram erken kalkın çocuklar Giyelim en güzel giysileri Elimizde taze kır çiçekleri üzmeyelim bugün annemizi"

Ve Edip Cansever'in sözü bu noktada önemli!


" O çocuklar büyüyeceko çocuklaro çocuklar.."




Not:1 sene önce yazılan yazıdır,hala bu fikirdeyim.

21 Nisan 2010

Cristiano Ronaldo&Lionel Messi












-->



Cristiano Ronaldo &Lionel Messi
İkisi de dünyanın en iyi futbolcularından biri.
Biri uzun biri kısa
Biri 24 yaşında Biri 22 yaşında.
İkisi de gençler şampiyonasında keşfedildi.
Birisinin yıldızı Barcelona da ,Birisinin yıldızı Mancester United ‘da parladı.
Messi daha çok ceza sahasına girebilen bir oyuncu , Cristiano Ronaldo uzaktan şutlar çekmekte teknik olarak Messi’den önde


Ronaldo egoistir, kendini beğenmiştir 
Messi ise daha çocuktur ama gözü öyle yükseklerde değildir, Playboyluk peşinde koşmaz.

Messi’ye geleceğin maradonası denilmiştir, Maradona ve Pele nin gözünde ayrı yerdedir.
Ronaldo nun performansı oynadığı takıma göre değişir.

Mancester United’ta oynarken Ronaldo adeta tek başına şov yapar, ayrıca Mancester United takım oyunu oynar. Barcelona da takım oyunu oynar ,ama artık sistem oturmuştur.

Ronaldo yüksek bonservis bedeliyle Real Madrid’e transfer oldu, Messi takımında kaldı.


Ama bu yıl ki performanslarına gelirsek Messi daha öndedir, Çünkü Barcelona takım oyunu oynamaktadır. Ayağa paslar yapar Barcelona ,Real Madrid’in sistemi daha farklıdır. Orta sahası güçsüzdür. Ama Ronaldo her zaman tektir. Tabi kimine göre Ronaldo kimine Göre Messi Büyüktür.

Yazan:Cem Kurtuluş


20 Nisan 2010

Can Yücel #Gitmek


Bu günlerde herkes gitmek istiyor
Küçük bir sahil kasabasina 
Bir baska ülkeye, daglara, uzaklara...
 
Hayatindan memnun olan yok.
Kiminle konussam ayni sey...
Herseyi, herkesi birakip gitme istegi.
 
Öyle "yanina almak istedigi üç sey" falan yok.
Bir kendisi
Bu yeter zaten.
Herseyi, herkesi götürdün demektir..
Keske kendini birakip gidebilse insan.
Ama olmuyor.
 
Hani kendimizden raziyiz diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herseyi yüzüstü birakmak göze alinmiyor.
 
Böyle gidiyoruz iste.
Bir yanimiz "kalk gidelim",
öbür yanimiz "otur" diyor.
 
"Otur" diyen kazaniyor.
O yan kalabalik zira...
is, Güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma dugusu...
En kötüsü aliskanlik
Aliskanligin verdigi rahatlik,
Monotonlugun dogurdugu bikkinligi yeniyor.
Kaliyoruz...
Kus olup uçmak isterken, agaç olup kök saliyoruz.
 
Evlenmeler...
Bir çocuk daha dogurmalar...
Borçlara girmeler...
isi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alikoyabiliyor.
 
Misal ben...
Kapidaki Rex'i birakip gidemiyorum.
Degil busehirden gitmek,
iki sokak öteye tasinamiyorum.
Alip götürsem gelmez ki...
Bütün sokagim köpegim oldugunun farkinda 
Herkes onu o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
 
"Sirtinda yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardir;
Evet, sirtimizda yumurta küfesi var hepimizin
Kendi imalatimiz küfeler.
 
Ama egreti de yasanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazim.
 
Barik ufak kaçislar yapabilsek.
Var tabi yapanlar, ama az
Sadece kaymak tabakasi
Hepmiz kaçabilsek...
Bütçe, zama, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
 
Ne mümkün
Sabah 9, aksam 18
Sonra baska mecburiyetler
Sikisip kaldik.
Sirf yeme, içme, barinmanin bedeli
Bu kadar agir olmamali.
 
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karsiligi, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar midir bizi bu hale getiren?
Galiba.
 
Ben her bahar asik olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittigim olmadi hiç.
Ama olsun... istemek de güzel.
 
Can Yücel

17 Nisan 2010

Olasılıksız#Adam Fawer

Hayat  santranç gibi evet, ikisinde de oyun oynuyorsun.
_____________________________________________________________

"Satranç hayat gibidir David," demişti babası. "Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işe yarar, bazılarysa sonunda. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu. Satrancın güzelliği budur işte. İşler her an tersine dönebilir. Kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmek."

                                                                                                  Adam Fawer,  Olasılıksız(Sf.108)

15 Nisan 2010

Ahmet Türk'e Yumruk














Bugünlerde efenim gündemde bir konu var ,Yumruk. Kime yumruk ,neden yumruk. Ahmet Türk efenim yumruk yedi ama ortalık karıştı yazarların biri bu yumruk atan kişiyi faşist olarak değerlendirdi kimileri farklı bir şey söyledi. Peki Deniz Bakkal’a yumurtalı saldırıya neden bir şey denilmedi,’’Ona yapılan da faşistliktir’’diyen biri çıktı mı,faşistlik demek ağır bir itham olur. Ve Ahmet Türk’ü bu ülkede seven insan sayısı azdır herhalde.

Samsun  vatansever ,milliyetçidir  de denildi,Ahmet Türk ü savunanlarda oldu. Ahmet Türk yine bu arkadaşı faşistlikle suçladı,sonra yine bildiğimiz hikaye Halkların kardeşliğinden bahsetti. Halkların kardeşliği elbette yumruk atmak değildir,ama şöyle bir şey vardır ki Ahmet Türk’ü sevmeyen  insan sayısı fazla,sen ‘’Pkk terör örgütünü’’savunursan yumruk yemen kaçınılmazdır.Ve sonra yine Türk milletini suçlaman ne kadar aciz olduğunu göstermektedir. Böyle yapmak kimseyi yükseltmez.

Başbakan’da geçmiş olsun diye aramış,doğru davranıştır yanlış davranıştır demem ama şöyle bir şey vardır ki aynısını neden’’Deniz Bakkal’a yapmadı’’hüsümetim var da diyebilirdi, ama bunu medya ya açıklamak ta ona kalmış. Ve Ahmet Türk’e yapılan saldırıdan sonra Pkk Terör örgütü yandaşları Otobüs yakmaya devam ettiler,demek ki sen haklıyken vuruyorken onlar haksızken yakıyor. Bu ülke de garip şeyler dönüyor.

Yazımdan ‘’Pkk Terör örgütünü savunduğum,Ahmet Türk’ü savunduğum,ve Halkların kardeşliğini savunduğum düşünülmesin’’. Bu ülkede Kürt,Türk,Laz,Çerkez,Arnavut,Boşnak,Ermeni yaşamaktadır ve hiçbir sorun yokken Kürt tarafından neden sorun çıkar anlamak ta güç.

 Daha doğrusu Ahmet Türk gibi insanlar yüzünden bütün bu şeylerin Kürtlere mal edilmesi üzücü bir şey. Şimdi soracaksınız Ahmet Türk e yapılan saldırıyı doğru buluyor musunuz ,’’İyi ki vurmuş,keşke daha sert vursaymış mı diyeceğim ama hak edene dayak atılmalıdır, hep barıştan bahseden Ahmet Türk otobüslere Molotof atan kişilere barış çağrısı yapsın, tabi onlar Ahmet Türk ü dinlerse.

Yazan:Cem Kurtuluş

13 Nisan 2010

The Restarts Konser Kritiği@Kemancı/11 Nisan
















Herşeyi ile dün akşam güzel bir geceye tanıklık ettik. Arka sokaklarda alkol ile gece başlamıştı, sonra polisler gelip orayı dağıtınca bizlere Kemancı yolu gözüktü. Bunun daha öncesi de vardı, arkadaşları beklemeye koyulmuştum sonra tanıdığım elemanlara denk geldim onlarla arka sokaklara takıldık. The Restarts’ın 9 gibi mekanda olacağını öğrenmiştim, saat yaklaşınca yazının başında söylediğim gibi Kemancı’ya doğru girdik. Ön gruplarda gayet sağlamdı en çok merak ettiğim gruplardan biri ise Poster İti idi ve sonrasından Malazlar vardı.

İki grubu ilk defa izlememe rağmen çok keyif aldım. The Restarts elemanlarıda gayet samimiydiler, ön grupları izliyorlardı köşede... Ortam karışmıştı, gereksiz tipler de yok değildi. Ön grup olarak en son Standback çıkmıştı,o da fena değildi. Gayet enerjikti fazla kişi ortalıkta eşlik etmese de onlarda gazı vermişlerdi.

Sonunda The Restarts sahneye çıktı ve arkadaşla en önde yerimizi aldık. Dün gösterilen ilgi gayet yeterli düzeydeydi, belki The Restarts elemanlarıda bu ilgiden memnun kalmışlardır. Rob’un The Accüsed tişörtü gayet klastı, bir ara ona odaklanmıştım. The Restarts’ın İlk parçaya girmesiyle  seyirci çılgına dönmüştü, elemanlar gerçekten bu işi biliyor. Seyirciyle iletişimi iyiydi elemanların, Rob’un.

"Sağol" demesi gülüşmelere neden oldu; arkamızdan da "Thank you motherfucker" sesi gelmişti bu da komikti. Setlist hemen önümdeydi benim, ama aklımda kalanlar "No Escape", "Enemy’s Enemy", "Outsider", "Crucified" ve "Same Old Shit" idi.

Ama kapanışı "Outsider" ile bitirmeleri daha klastı. İlk şarkıdan son şarkıya kadar öndeydim, arkaya çekilmedim hiç. Gayet klas bir konser olduğunu düşünüyorum. Eve geldiğimde saat 2.00 olmuştu. Dün yazmam gerekiyordu aslında bunları, ama o yorgunlukla yazamazdım. Sözün özü gelenler çok eğlendi, gelmeyenler ise bir şeyleri kaçırdı.


Cem Kurtuluş

11 Nisan 2010

THE RESTARTS






















Londra’nın hırçın çocuklarından oluşan, Anarko Punk, Crust Punk, Street Punk’ı harmanlayarak tabir edebileceğimiz    “The Restarts”    1995 yılında Londra’da Armed and Hammered'in elemanı olan Kieran Plunkett öncülüğünde gitarda Mik Useless ve davulda Bram tarafından oluşturuldu. Mik üç parçalık bir konserde yer aldıktan sonra o da grubu bırakmıştı. Sonra gruba daha sonra gruba Alan katıldı. Gitar’a Alan geçtikten sonra “System Error” kaydedildi. “System Error” ilk çalışmaları değildi ama ska,punk etkilerinin izini sürdüğü bir ürün olmuştu. Bu aynı zamanda grubun yeraltı sahnesinde de tanınmasını sağlayan bir iş oluyordu. Gruptaki işleyişe tekrardan dönecek olursak; Grupta daha sonra Alan Uk Subs grubuna gitceği için gruptan ayrılmıştı. Sonra yerine yeni gitarist Robin geldi böylece kadro şekillendi. Onları etkileyen grupların başında şöyle uzun bir liste geliyor.

Rudimentary Peni, DOA, Feederz, C.R.A.S.S., Chaos UK, Discharge, Devo, NomeansNo, VorkriegsJugend, AC/DC, Johnny Cash, Poison Idea, Le Tigre, ABBA (...LOL), Subhumans, DK's (original), GERMS, Los Crudos, Limpwrist, Innerterrestrials, Killing Joke, La Fraction, MDC, Ramones, Rezillos, Spits, Stranglers


1996’dan başlayıp ürünlere baktığımız Demo’dan,Split’e oradan da uzun çalarlı işlere uzandığın görüyoruz.  

2006 yılında Kapsamlı Avrupa ve Amerika turnesine çıktılar, orada old school punk sahnesinin önemli gruplarıyla turladılar.


Grup Üyeleri


Kieran Plunkett - bass/vocals
Robin - guitar/vocals
Bram - drums/vocals


Eski Grup Üyeleri

Mik Useless - Guitar, vocals, (1995-2002)
Darragh - Drums (1995-2008)
Alan Campbell - Guitars & back-up vocals System Error (2003)

Discography

Jobclub demo
Frustration EP
Just Gets Worse EP
State Rape split twelve inch with Zero Tolerance
Your World split seven inch with Broken
Legacy of Bigotry split seven inch with Left for Dead
State Rape split CD with Fleas and Lice (2002)
Slumworld CD/LP
System Error CD/LP
Actively Seeking Work compilation CD
Outsider CD (2007)
Mobocracy split CD with Millions of Dead Cops (2009) 

Cem Kurtuluş, 2010





10 Nisan 2010

Anadolu Rock ve Türk Rock Tarihine Genel Bir Bakış



 Anadolu Rock,Türkiye'de rock müziğin gelişiminde büyük rol oynamıştır.Cem Karaca,Barış Manço,Erkin Koraylar,Üç Hürel,Moğollar, unutulmaz isimler arasına girmiştir. Daha sonraları Türkiye de hardrock ve diğer rock müzik türleri Türkiye'de giderek yaygınlaşacaktır. Ülkemizdeki grupların birçoğu  şarkılarında zorlukları,sıkıntıları,Anadolu da olup bitenleri anlatmıştır.

 Bulutsuzluk Özlemi, Objektif, Kesmeşeker, Whisky daha çok politik tavrı ile ön plana çıkmıştır,sadece bununla sınırlı değil Diken şarkı sözlerinde milliyetçi bir politika izlemiş Radical Noise ise yine politik bir tavır izlemiştir buna örnek olarak Sivas’taki Madımak katliamını anlatan bir şarkısını dinleyicileriyle paylaşmıştır.

İlk albümlü punk grubumuz Rashit’te birçok politik soruna şarkılarında değinmiştir. Paradan Puldan,Devletin katliam yaptıklarından ve birçok sorundan bahsetmişlerdir. 90’larda Athena  çıkmıştır, Athena ilk dönemlerinde hardrcore-punk/thrash arası müzik yapmıştır, ilk çalışmalarıyla sonra ska etkisi görülmüştür müziklerinde

Her ne kadar ilk çıktığında thrash metal kökenli olsa da Pentagram bu ülkenin değerli gruplarından biri olmuştur. Trail blazer albümüyle piyasada iyi bir yer edinmişlerdir.Daha sonra"  Anatolia" albümünü çıkararak  tarz olarak değişmiştir. Daha çok o albümde Anadolu’dan bahsedilmiştir,Gündüz gece şarkısı bu albümde yerini almıştır.

Türkçe sözlü Heavy metal olur diyen Whisky’e destek çıkan birbaşka grupta Diken oldu.  Diken yukarıda bahsettiğim gibi sözlerinde milliyetçi bir politika izlemiştir,hatta bir dönem diğer politik bir grup olan Objektif ile araları açılmıştır. Biri sağ biri sol düşünceyi benimsediği için böyle şeyler oldu.

Aramızdan zamanında ayrılanlarda oldu. 1993 senesinde Whisky'in gitaristi Kamil Özaydın ani bir şekilde geçirdiği beyin kanamasıyla, 1999 yılında  Barış Manço,2001 yılında Yavuz Çetin intihar ederek,2004 yılında  Cem karaca aramızdan ayrılmıştır. Türk Rock Tarihinde mihenk taşlarıdır.

Anadolu Rock ve günümüz Türkçe rock tarihi üzerinde durmaya çalıştım. Bir de yanlış anlaşılmalarla dolu bir rock tarihi var. Haluk Levent,Murat Göğebakan,Kıraç gibi sanatçıların Anadolu rock yerine koyulması pek doğru değil. 

Haluk Levent ilk dönemler kendi alanında başarılı çalışmalar yapmıştır,bunu inkar edemem kişisel olarak. Birçok toplumsal soruna 90’lı yıllarda değinmiştir. Ve seneler geçtikçe o da değişmiştir,kendini popülariteye kaptırmıştır. Para insanı değiştirir derler onun için geçerli olmalı. Ama nice büyük olarak nitelendireceğim böyle tuzaklara yenik düşmemiştir. Gökalp Baykal,Cenk Taner gibi müzisyenler bunun belli başlı örnekleridir.

90’lı yıllarda Medya rock dinleyicilerine karşı önyargılı biçimde yaklaşmış bu önyargı Satanist damgası vurmaya kadar gitmiştir . Akmar pasajı döneminde Apaçhi ayhan'ın gözaltına alınmasını gözardı edemeyiz. Engin Ardıç bir zaman ‘’Metalll ‘’yazısıyla ne olduğunu gösteriyordu. Bütün aileler çocuklarından şüphelenmeye başlamıştı. Kabataslak kişisel olarak rock tarihine bakışım bu şekilde, elbette daha çok isim yazılabilir, yazı uzatılabilir

Cem Kurtuluş,2010

Heathen - The Evolution Of Chaos (2010)






















Bay Area’nın gururu ,thrash metal in aydınlık yüzü Heathen uzun süren bir aranın ardından The Evolution Of Chaos ile aramıza döndü. Bu adamlar 80'li yılların unutulmaya yüz tutmuş gruplarından biri ne kendi memleketlerinde değeri bilinmiş, ne de bizim memlekette. 80’lerin thrash metal sahnesinde  yer almış; Breaking The Silence adında taş gibi albüm yapmış ama gel gör ki bu adamları kimse görememiş. Aynı Artillery, Whiplash, Dark Angel, Death Angel gibi... Ama adamlar hiç bunları umursamamış yoluna devam etmiştir.

Üç şarkıdan oluşan geri dönüş demolarını 2005 yılında piyasaya sürmüşlerdi.  Demodaki üç  parça da farklı izler vardı, ne mutlu ki bu parçaların hepsi bu albümde...  Albüm kapağını ilk gördüğümde "Gayet iyi çizim,bu adamlar iyi iş çıkarır" demiştim. Bu adamlardan 80’lerde yapılan çalışmaları istemek nankörlüktür, hangi grup 80’lerdeki gibi müzik yapıyor artık. Hayatları değişiyor,gezegenleri değişiyor.

Artillery’nin son çalışmasını sevenler  bu albümden keyif alabilir,albümdeki genel tema kaos üstüne.Artillery albümüne de doğu etkisi fazla bulaşmıştı, bu albüme de ama ben Artillery albümünden daha fazla keyif almıştım.  Bu albümü Metallica, Sabbat gruplarının albümlerine  benzetenlerde var.  Bunları anlattıktan sonra albüm hakkında birkaç şey karalasak iyi olacak.

Çalışmaya doğu etkisi biraz fazla bulaşmış. "Dying Season" da bunu rahat hissedebilirsiniz. Uzak Doğu - Orta Doğu karması bir ezgi ve sitar efektiyle açılış yapıyor.  Bunu 2005’teki çalışmada da görmüştük, o yüzden yabancı değil. Kapanışa doğru güzel soloyla bitirmişler parçaya, hani fena da olmamış. Abilerimiz sözlerde yine aşmışlar. Yine savaşlar, savaşı başlatanlar, yenilgiler, vatana ihanetler, sonsuz öfkenin içinde kaybolanlar birçok şeye bu parçada değinmişler. İşte şu sözler bir şeylere gönderme yapıyor;

"Kayıp, kayıp sonsuza dek
Kurban olmak kaderin bir hediyesi, Zaman bitmiyor  Sadece hatıralar ve sonsuz yaralar’’


"Arrows of Agony" daha girişiyle belli ediyor kendini. Tempo düşmüyor, akılda kalıcı parçalardan biri ayrıca favorilerimden. Bas gitar ve elektrik gitarların uyumu fazlasıyla tatmin edici. Sololar cezbedici, hızlı ve akıcı, Speed Thrashin getirdiği yüksek hızdaki kusursuz riff zenginliği bu parçada oldukça mevcut.

Ölüme terkedilmiş bir dünya, savaşanlar,  günahsız ve masum halka zarar verip tecavüz edenler ve birçok şey için "Control By Chaos". Gitar soloları Exodus’tan Gary Holt’a ait ve bazı incelemelerde bu solo için "rezalet" yorumu yapıldı. Parçaya ısınamadım ama sözler her zamanki gibi  kendini aşmış.Ve sözlerden yine bir kesit

"yaşamaya değer bir hayat fedakarlıklarla dolu,eğer ölüm sadece başlangıçsa,aldığı bedeli hak ediyor’’.


"No Stone Unturned" parçasında bir başka dev isim  Steve Di Giorgio abimizin katkı sağlıyor. Girişi böyle Metallica’nın ilk dönemlerine benziyor sanki... Parça 11 dakika kusur sürüyor. Kimi için sıkıcı gelebilir, fazla melodik geldi bana. Parçanın yarısında ballad havasına bürünüyor  parça.

"A Hero's Welcome"  için sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim ballad gitmemiş Heathen’a... Özellikle şarkının girişi benim için hayal kırıklığı oldu.  Epik bir şarkıya doğru yola çıkıyorsununuz, baştan uyarıyım.

Bu albüme Overkill’in Ironbound albümünden iyi diyenler de var, ama bende öyle bir etki bırakmadı. Ama albüm öyle rezalet bir albüm de değil... Yine de fena iş çıkartmamışlar.

Parça Listesi

01. “Intro”
02. “Dying Season”
03. “Control by Chaos”
04. “No Stone Unturned”
05. “Arrows of Agony”
06. “Fade Away”
07. “A Hero’s Welcome”
08. “Undone”
09. “Bloodkult”
10. “Red Tears of Disgrace”
11. “Silent Nothingness”


Cem Kurtuluş, 2010

09 Nisan 2010

Municipal Waste - Massive Aggressive (2009)



Gaz, coşku, adrenalin... İşte onları tanımlayan sözcükler. Karşınızda Municipal Waste.  80’leri Crossover tarzından etkilenen grup sözlerinde  politik ve toplumsal konulara ve thrash metal klişelerine değiniyor. Hızlı, süratli, gürültülü, eğlenceli, saldırgan ve kendinden geçmiş şovlarıyla Municipal Waste dinleyicide büyük bir etki yarattı. Daha bundan üç sene önce  The Art Of Partying albümünü yayınladıklarında ne kadar hızlı, gürültülü müzik yaptığını anlamıştık..

Yerinde duramayan bu  punk çocuklar içindeki bütün nefreti şarkılara kusuyor.  Gitar rifflerinde bariz punk etkisi var.  Çoğu kişinin bunları Waste’em All albümüyle tanıdığını tahmin ediyorum. Bu elemanlara yeni nesil D.R.I diyorlar; gel gör ki yalan da değil bu tespit!  2007’de The Art of Partying gaz albümden sonra 2009’da  Massive Aggressive albümüyle hayranlarına selamı çaktılar. Myspace adreslerine yanılmıyorsam   ilk olarak "Wrong Answer" şarkısı düşmüştü, Earache etiketiyle yayınlanan albümün prodüktörlüğünü Chris "Zeuss" Harris  üstleniyor. 

Albüm 2009 mart ayında Red Planet Stüdyolarında kaydedildi, elemanlar anlaşılan yine ortalığı kızıştırmak için stüdyoya girmiş ve en gürültülü, en saldırgan şekilde çalmışlar. Albüm; crossover-thrash etkilerinin  hissedildiği “Masked by Delirium “  ile açılıyor.  Eski crossover gruplarının izinden gittiğini kanıtlarmışçasına kontrolü olmayan, saldırganlık hissiyatıyla ilerliyor.

Etrafı dağıtmak üzerine  müzik felsefeleri olan ve  hızın, süratın en gaz olduğu şarkılardan biri  olan "Mech-Cannibal"     nükleer olaylar, programlanan düşünceleri anlatıyor,gelecekte insanlığı bekleyen tehlikeye dair mesaj veriyor "Divine Blasphemer"  ile  kötülüğün kapıları açılıyor, dünyada iyilik yapan,yalan söylemeyen dine inanmayan sözleriyle öne çıkıyor. Albüme ismini veren "Massive Aggressive"  akılda kalıcı riffleriyle gaz,tempolu,coşkulu . Tony Foresta’nın güçlü ve bitmek tükenmeyen enerjisiyle agresifliği üzerine birleşince yüksek temposuyla yardırıyor.
 
“ Wolves Of Chernobyl”  ile grup üyeleri hız konusunda sınır tanımadıklarını bir kez daha gösteriyor.   Radyasyon hastalıklardan, çoğu insanın hayatını kaybetmesinden ve tarihin en elim nükleer kazalarından olan Çernobil'in insan hayatına verdiği zararlardan bahsediyor Bir katliam olduğunu yüksek sesle haykırıyorlar!

 Municipal Waste; 2000’li yıllar baz alındığında “ thrash metal öldü abi “ geyikleri adı altında bir ton mevzu dönerken, crossover-thrash adı altında işi gayet iyi becerdiğini, toplumsal mevzulara da lirikleriyle anlattığını “ Massive Aggressive “ albümü altında gösteriyor. 

Tony Foresta tayfası boş geçmiyor ve affetmiyor!

Cem Kurtuluş,2010


Arryan Path - Terra Incognita (2010)




















90’ların sonuna doğru Kıbrıs’ta kurulmuş  epic /power metal grubu Arryan Path 6 sene sonra sessizliğini bozdu. Grup ilk demoları  Road to Macedonia'yı  1999’da yayınlamış. İsminde de anlaşılacağı üzere grubumuz şarkı sözlerinden tarih,savaşlar ve mitolojik konuları işliyor. Terra Incognita  grubun 2010 yılında yayınladığı son çalışması.

Albümde farklı   tadlar alacağınızı şimdiden söylüyorum. Doğu etkileri albüme yansımış, ondan sonra yer yer Helloween'i  andıran yerlerde yok değil. Bazı şarkılarda  ilginç bir şekilde Orphaned Land etkileri de sezdim. Özellikle albüme ismini veren parça "Terra Incognita" bunu çok belli ediyor. Şarkı oryantyal bir giriş ile başlıyor. 

Etkilenimlerden bahsetmişken albümde kimi şarkıları Blind Guardian’a, kimi parçaları ise Kamelot’a benzetenler bile var.  "Cassiopeia’’ küçük bir epik introsuyla dikkat çekiyor. Oryantal temalar ön planda, girişteki sesler kilise müziğini andırıyor biraz. Vokal her ne kadar iyi olsa da,müzik vasat kalıyor. "Molon Lave’’ albümdeki favorimlerimlerinden biri, akılda kalıcı melodilere sahip ve yüksek tempoda devam ediyor.Albümün içinde en akılda kalıcı parçalardan biri.

Hızlı, yüksek tempolu bir diğer şarkı ise "Open season". Davul ön planda, parçanın en etkili yönü aynı tempoda devam etmesi, temposunun düşmemesi.  "Ishtar" bir çok açıdan "Cassiopeia" parçasını andırıyor "The Blood Remains on the Believer" (Türkçe tercümesi Kan inananda kalır) savaş temalı bir parça fakat yüksek tempoda devam etmesine rağmen o kadar sevdiğimi söyleyemiyeceğim.

İşin özü şu ki farklı bir albüm dinledim. Ama sevdiğimi söyleyemem. Farklı tadlar almak isteyenlere hitap edebilir bu albüm. Bazı müzik eleştirmenleri tarafından 2010 yılının başarılı çalışmalarından biri olarak gösterildi.


Yazan:Cem Kurtuluş

Bu bir albümdür ki İçinde İçindekiler Vardır: Kesmeşeker - İçinde İçindekiler Vardır (1999)









Bu bir albümdür ki ”içinde, içindekiler vardır”
Kesmeşeker dinleyicisidir ki ”uçsuz bucaksız azınlıktır”
Onlar ”kaç” değil ”kimdir”


On senelik yolculuğun beşinci durağıdır… 1.2.3.4 deyip hep beraber canlı çalınmıştır… Gözlemleri, okumaları, muhabbetleri ihtiva eder; yolcular birbirini anlar…Muhiddin-i Arabî, Mevlana Celaleddin-i Rumi, samimi müzisyenler, eski aşklar, Şavkar Altınel, Orhan Veli, Atılgan Mürettebatı, Kaleci Yasin,Kaptan Kirk,  Cami, Jimenez, O. Paz, Barış Manço, Einstein, Kadıköy sahafları bu yolculuğun manevi konuklarıdır… 1999 Şubat ayında tamam oldu…


İnsülin sonrası gayet yalın gayet çıplak. Beatles’a selam çakmalar, Mevlana etkili sözler .Yine Kadıköy, yalnızlık, mağlup aşklar, yitirilmiş aşklar, yerine aranan yeni aşklar, muhabbet, lodos, içki, tütün, çay  kısacası gündelik hayata dair her şey. Malum teknolojiden ve dijital ormanlardan arındırılmış, "Kim" olan "uçsuz bucaksız azınlığın" albümüdür. Kadroya bakalım bir de... Her zamanki gibi  Cenk Taner arkadaşlarını yanına almış. İlk albümden Belen Ünal’ı(gitarlar,vokaller) ve Tayfun Çağlar’ı (geri vokaller) görüyoruz bir köşede, bas gitara Tansu Kızılırmak ve son olarak davulun başına da Emre Sarıtunalılar geçmiş. Kadro böyle şekillenmiş.

Albüm, zehir gibi rockn roll şarkısı olan "Aşklar Bizi Terk Etti" ile açılıyor. Kayıt eski zaman ruhunu yansıtıyor; ziller kah önden geliyor kah arkadan... Distortiona boğulan gitarlar ve en önde Cenk Taner 'in nefis sesi. Ve bağıra bağıra şarkıya eşlik etmenin tam zamanı. "hem yorgunsun, hem olgun "... diye inceden mesaj yolluyor kaptan.

Hemen arkasından "Ol dedin bak oldum" geliyor . "Müzik benim zikrimdir, döndüm durdum, ol dedin bak oldum bir irade bana hakim’’ iyiden iyiye tasavufi etkiler söz konusu. Eski aşkları, eskiye dönüşleri,özlediklerinizi hatırlatıyor kaptan bize. . İlk dinlediğimde şaşkına dönmüştüm arada yabancı sözler dönüyordu meğer Beatles’a ufaktan selam çakıyorlarmış "all you need is love in bodrum" diye.

13 şarkıdan oluşan albümde  Belen Ünal'a ait 3 şarkı var,bunlardan biri de "Sıradışı Makinalar" . Şarkıyı sanki fabrikada dinliyormuşşunuz gibi yaşıyorsunuz. Arkadan makine, füze, köpek sesleri "come on ,get down’’ diye telsizden gelen sesler...İlk anda alışmak zor fakat sonrasında vazgeçilmezleriniz arasına giriyor.

"Düşün Sabaha Kadar Düşün"...  Uyu, düşün, yap, et, çırpın, savaş, selam durmak gerek rakıya şaraba biten günlerin ardından. "Rakıya, şaraba, bilumum dolmuşa, kasvete, sıkıntıya" kısmı bağıra bağıra söylenmeli. Protest sözlerde mevcut .İşçiye, memura zam bugün bir şey getirir mi.? Getirmiyorsa yine devam yola. Selam dur komutuyla hazır ola geçilmelidir.

"Konya'dan Hindistan'dan" mistik ve ilk dinlemede anlaşılmayacak bir parça. İnsanın içinde garip duygular oluşturuyor bu sözler basit görünsede hayattan, yaşadıklarımızdan izler bu parçanında içinde saklı belki de..  Şarkının sonuna doğru gülmeler ise bahsedilmesi gereken önemli bir ayrıntı.

Maria bizlere durup duruken "ne kadınmış be" dediritiyor. Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna kitabının baş kahramanı kendileri ... Çoğu kişi gibi bende albümü ilk dinlediğimde garipsemiştim taa ki Maria’yı dinleyene kadar... O sözlerin derinliğini biraz olsun anlayana kadar. "Sanki yarın yok gibi yaşamak ister’’ sözler Kesmeşekercilerin dilinde, anlayan anlıyor işte.

"Kaptan" benim için herşeyin başlangıcı olan şarkı...  "Malum teknoloji tanrım koru bizi, gerginliklerden, kuru şöhretten"  Her şeyin tanımlandığı yer işte . "Kaptan seninleyiz, kaptan kaç feet’teyiz". Gemisiz kaptan neye yarar ki?  Her ne kadar başka albüme konuk olsa da gemisiz kaptan nakaratı burada kullanılması daha doğru olur. Her şey malum teknolojiden arınmak için, şöhrete kapılmamak için. Ve onlar her şeyi biliyor...

İlk dinlediğimde ağzıma sakız olan "Sanaloğlan" günümüzü anlatıyor. Yoklukları yaşayan ve teknolojiden önceki hayat.  "Hayat kurtarır bazen telefon hatları
dostum eyvallah, oku şu kitabı yak gitsin şu dijital ormanı" dizeleri ile teknolojinin yarardan çok zararı olduğunu ortaya koyuyor. Teknoloji ile birçok imkan oluştu, hayatlar değişti, teknoloji her ne kadar gelişse de insan eskiyi  yad etmeden duramıyor.  Kaleci Yasin, kaptan Kirk’e buradan selam çakıyor.

Tayfun Çağlar’da albüme  katkı yapan diğer bir müzisyen. "Uyandır O Ateşi" parçasını  yanık sesiyle bizlere seslendiriyor.  " Olmaz Olmaz " albümün ağır toplarından, bir o kadar es geçilenlerinden. Belen Ünal'a burada şapka çıkartıyoruz azınlık olarak.

"Eyersiz Atlar" birçok kişi için  ayrı olan bir parça . Gayet yalın, gayet çıplak.  "Yerde hep vardı, Manço izleri" dizesi de Barış Manço 'nun ölümü üzerine yerleştirilmiş söz konusu noktaya. Cesaret bir çok kapıyı aralar bu hayatta, her ne kadar cesaret edip bazı şeyleri söylesek de ummadık cevaplarla karşılaşabiliyoruz. Cenk Taner   parçayı 1989 yılı içerisinde yazdıklarını  fakat yayınlanmak için 10 yıl beklendiklerini söylemişti satır arasında... 


90'ların sonuna doğru çıkan " İçinde İçindekiler Vardır " her yeri selamlıyor. Kadıköy'den Hindistan'a uzanan bir yolculuk bu, bazen bir füze sesi duyuyorsunuz, bazen Kadıköy'ün sahaflarına uğruyorsunuz. Bazen Orhan Veli diyorsunuz, Bazen Barış Manço. İşte öyle bir albümdür ki bu albüm " İçinde İçindekiler Vardır " 

Not: Kesmeşeker.org'a teşekkürü borç bilirim...

Cem Kurtuluş, 2010

05 Nisan 2010

Fenerbahçe-2 Kayserispor-0 (İnandınız)




















Bugünlerde pek çok sorun yaşadım. Birincisi Telefon kesildi her neyse maçın analizinin geç yapmamın sebebide buydu. Galatasaray maçının anlam kazanması için bu maçtan mutlak galibiyetle ayrılmamız gerekiyordu. Bizim önümüzde olan Bursaspor maçı kazanmış bizde kazanmak zorundaydık başka çaresi yoktu. Bizim Çocuklar sahaya’’Bizler İnandık Sizde İnanın’’pankartıyla çıkmıştı,bu da haliyle seyirciyi ateşlemişti. Bundan daha doğal bir şey olamazdı tabi.

 Hafta içi bütün biletler bitmiş,stad tıklım tıklım doluydu. Taraftarın müthiş desteğiyle oyuna başladık. Oyuncuların çoğu istekliydi,geçen haftanın müthiş oyuncusu Selçuk bu haftada fena oynamamıştı. Guiza 1 haftada antermana 1 defa çıkmıştı ve daum guizayı oynatmıştı bu da aslında iyi bir şey değil. Zaten Guiza da sakatlanarak oyunu terk etti.

Guiza çıkmış yerine Gökhan ünal girmişti. Her şey bundan sonra başlıyor.

Objektif olmam gerekir her şeye karşı.

Alex in durduğu pozisyon ofsayt idi,bu ofsayt değil demek yanlıştır elbette,doğruları konuştuğumuz gibi yanlışlarıda konuşmalıyız.

Emre her maçta olduğu gibi istekliydi,Selçuk ta bilica ileri çıktığında gayet yerinde hamleler yapmıştı. Kanatlar yine çalışmıyordu. Ama bu maçta Mehmet topuz un hakkını vermem lazım,çok didindi,.çok mücadele etti. Orta sahayı gelip Alex e yardım etti,kanatta baskı uyguladı.Ama Özer vasattı,biraz daha sabredelim belki yoluna girer her şey.

Gökhan Ünal,maç içinde yaptığı tek olumlu hareket gol atmasıydı,elbet başka bir oyuncu olsaydı o da atardı. O da Guiza gibi güçsüz. Adam eksiltemiyor,fiziğini iyi kullanamıyor. Semih i harcadılar.

Alex te maç içinde doğru şeyler yaptı,zaten 2 tane asist yapması her şeyi gösteriyor.

Lugano,maçın adamlarından biri gol attı diye söylemiyorum. Heryere koştu çırpındı,forvetlere göz açtırmadı sonuçta Drogba yı da zamanında durduran Luganoydu.

Bilica yine birkaç hata yaptı,Ama Lugano oynayınca fazla hata yapmıyor.

Maçın geneli iyiydi,çok pozisyon bulup,çok harcadık. Onları ne olursa olsun atmalıydık.

Bir de Saidou nun alex e yaptığı hareket kırmızı karttı,başka bir oyuncu olsa kesin kırmızı idi.Hakem hatalar yapmadı mı yaptı 2 3 kişi yerde iken oyunu devam ettirmesi garipti.

Santos a değinmemişiz,santos ta haftalardır formda. Umuyorum daha fazla inanırsak Şampiyonluğa ulaşacağız.

Ayrıca Sercan a yapılan penaltı ise Mehmet topuz a yapılan da penaltıdır. Tabi hani çifte standart uyguluyor ya hakemler,ee kime çifte standart.


Yazan:Cem Kurtuluş





03 Nisan 2010

Hiç Konuşmadan Anlaşabilir miyiz? : Başka Dilde Aşk (2009)





















“Sana büyük bir sır söyleyeceğim, korkuyorum senden”


Hiç konuşmadan anlaşabilir miyiz? Konuşmak o kadar da önemli midir?  Konuşmadan anlaşmak nasıl mümkün olabilir? Bir ilişkide konuşmak mı çok önemlidir, sessizlik mi?

 Bazı aşk filmleri klişeden öteye gitmez,klişeye öteye gitmemesi halinde izleyiciyi sıkıntıdan patlatır.Bazı aşk filmleri de etkileyici oyunculuğuyla,senaryosuyla, hikayenin sahiciliğindeki diyaloglarla izletmeyi başarır. "Başka Dilde Aşk”  hiç konuşmadan anlaşabilenler için minvalinde öne çıkmakla birlikte filmin merkezine sağır ve dilsiz bir karakteri yerleştiriyor.

Tesadüf eseri bir partide tanışan iki genç, filmin kahramanları. Biri sağır dilsiz, kütüphanede çalışan ama asıl mesleği grafik tasarımcılığı olan yakışıklı bir genç erkek, diğeriyse çağrı merkezinde  “hadi arkadaşlar, aynalarımıza bakıyoruz, gülümsüyoruz” diyenlerin yanında çalışan bir genç kadın.  Film işitme engellilerin hayatına bizi davet ederken, aynı zamanda telefonla iletişim kurmak zorunda olan çağrı merkezi çalışanlarının sorunlarını sunuyor önümüze.Filmin başlangıcında parti ortamını gözlemleyerek başlıyoruz. Partide tanışan Zeynep ve Onur’un aşka yelken açacağını ise Zeynep’in barmenden bira isterken, Onur’un birasından içmesiyle birbirlerine tebessüm ettiklerinden anlıyoruz.”Hayatımın erkeğini buldum,hiç konuşmayacak” cümlesini de Zeynep’ten duyarak da ilişkinin başladığına buradan tanıklık etmiş oluyoruz.   

 Çağrı merkezinde çalışanlarına uygulanan mobbing’i de filmin anlatımı ele veriyor, ve bunu  tüm çalışanların çalıştıkları yerde isyanıyla görmüş oluyoruz.Aşka yelken açtıkları sırada Zeynep’in Onur için işaret dili öğrendiğine tanıklık ediyoruz. Edebiyattan beslendiğini de film bize Onur’un Aragon’un “Aşk Şiirleri” kitabı hediye ettiğinde anlıyoruz. Aşk duygusunun güçlü yanını Zeynep ve Onur çiftinde görmek mümkün oluyor. Aynı evde yaşamanın zorluğu,insanın insanla anlaşmasını zorluğu olduğu kadar biz burada daha çok mutluluktan sarhoş olmuş bir çifte tanıklık ediyoruz. Çağrı merkezi çalışanlarına uygulanan mobbing ile birlikte çağrı merkezi şefi Aras’ın “ ne kadar çok satarsanız o kadar para satarsınız” cümlesi, iş yerinde “bugün satış için ne yaptın” sözü de insanların ruhuna kemirenlere bir mesaj olarak da okunabilir. İşin verdiği yorgunluktan bayılan çalışanın durumuyla alakalı “abartılacak bir şey yok” diyen bölüm şefinin köle gibi davranmasıyla iyi bir mesaj veriyor film.

 Onur’un annesi rolünde karşımıza çıkan Lale Mansur var. Her Anne gibi fedakar ve güçlü. Çocuğuna sahip çıkıyor. Oğluna sahip çıkarken bu sahiplik duygusu oğluna zarar veriyor. Çünkü aklında kalan tek şey “Baban  bizi bir kadın için terk etti” cümlesinden ibaret oluyor. Onur ve Zeynep arasındaki ilişki beraberinde kavgaları,kıskançlıkları, polis altında gözaltı meselesine kadar gidiyor. İnsanların haklarını savunması için yaptıkları ufak çaplı protesto da filmin anlamlı sahnelerinden biri oluyor. Onur ve annesinin birbirleriyle olan konuşmaları, etki ve tepkileri filmin en kırılgan bölümlerden birini oluşturuyor.Onur ile Zeynep’in aşka yelken açtığı kısımda nasıl başlıyorsa,finalde öyle bitiyor.

 İlksen Başarır’ın “Başka Dilde Aşk” ilk sinema deneyimi değil, daha önce başka filmlerde karşımıza çıkmıştı, yüksek bütçeli filmler çekmiyor kendisi.  “Zaten bizi rahatsız eden şeylerle ilgili yazabiliyoruz “ diyen bir yönetmen İlksen Başarır. Bu filmdeki başarısı Mert Fırat ile işbirliğinden kaynaklanıyor.  Elinde olanla yetiniyor, bundan da biraz şikayetçi. Türkiye’deki sinema sektörü bu şekilde ilerliyor.

 Başka Dilde Aşk’ın meselesi işitme engelliler değil diyor İlksen Başarır, meselesi de anladığımız kadarıyla bizi rahatsız eden şeyleri eleştirmek, yanlış bulduklarımızı sinemaya aktarmak. Bunu etkileyici bir dille, iyi oyunculuklarla zirveye çıkarıyor İlksen Başarır.

 Bu filmin bu kadar başarılı olma faktörlerinden biri Mert Fırat.  Sağır ve dilsiz rolünü öyle etkileyici şekilde oynamış ki Mert Fırat, ona filmde eşlik eden partneri Saadet Işıl Aksoy sönük kalmış dedirtebiliyor.   “Mert Fırat’ı tanımasaydım gerçekten Mert Fırat’ın sağır olduğuna inanabilirdim” sözü filmi özetleyici bir cümle olabilir.  Filmin müziği   Uğur Akyürek’e ait.

 Her ne kadar İlksen Başarır işitme engelliler değil meselemiz ,o filmde bir metafor”   dese de bizi rahatsız eden şeylere karşı mesajımızın olduğunu sade bir dille anlatıyor “Başka Dilde Aşk” 

Kelimelerin, gözlerin, sözlerin önemli olduğunu, her dilde aşk’ın yaşanacağını seyirciye aktarıyor.

 “Sana büyük bir sır söyleyeceğim ört kapıları

Ölmek daha kolaydır sevmekten”

 

Cem Kurtuluş,2010