// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

31 Ağustos 2009

Fenerbahçe Halk Demektir



Her zaman haykırdım haykırmaya da devam edeceğim Fenerbahçe Halk demektir bunu anlamıyorsa birileri elbet bir gün anlayacaklar.Ama Fenerbahçe şu an halktan uzaklaşmış durumda,Sivas maçıyla birlikte başlayan bu süreç ,Vestel manisaspor maçında da devam etti.Sivas maçında doluydu,şahsen ben yönetimin stadı doldurduğunu düşünüyorum.Sivas maçından sonra gördük ki boşluklar bariz göze çarpıyordu.Vestelmanisaspor maçı bunun en basit örneğidir,migros tribünündeki boşlukları muhakkak görmüşünüzdür,yönetim her maç dolduramaz ki saraçoğlunu elbet boş kalır.Çünkü 55 lira gerçekten çok durumu olan var olmayan var,adam 55 liraya 1 hafta geçimini sağlar.Uzun lafın kısası Fenerbahçe Halktan uzaklaşmış bulunmaktadır,Fenerbahçenin tek sahibi Fenerbahçe taraftarlarıdır.Başkanlar gelip geçicidir ama Taraftar her zaman buradadır.

Halka kapılarımızı geniş açalım iki gözüm !
kapılar 55 lira be gözüm !


Yazan:Cem Kurtuluş

30 Ağustos 2009

Loikaemie - Oi! That's Yer Lot (1997)



Loikaemie kariyerinin her döneminde hippileri ve burjuvaları eleştirmekten hiçbir zaman geri kalmadı.  Grup; genellikle şarkı sözlerinde işsizlik, geçim sıkıntısı gibi konuları işliyor.  Onları "Good Night White Pride" şarkısıyla tanısam da  , altını çizmemiz bir nokta var ki o da grubun anti - faşist bir siyasi düşünceye sahip olması.

Grup ikinci E.P. çalışması Oi! That's Yer Lot ile 1997 yılında yayınlandı. Eğlence, gaz, saldırganlık ne ararsanız var İşte Punk’ın gerçek yüzü dedirtiyor insana, sözler ise vurucu. EP, "Irgendwann" açılıyor. Kavga, saldırganlık ve öfkeyi anımsatıyor.  Sözlerinde büyük bir nefret hakim, grup bunu müziğine de yansıtmış. "Das Haar im Bier (Part I)" bu şarkıdaki davul tonlarına lütfen dikkat, ancak bir şarkı insanı bu kadar eğlendirir. E.P.’de şarkı ayırt etmek ayıp olur, favorisi olduğum diğer parçalardan biri "Das Haar im Bier". "Das Haar im Bier (Part II)" parçanın girişindeki bass tonları, eğlenceli davul tonları şarkının gidişatını belirliyor.

"Oi! That's yer lot" albümden sadece bir parça seçmek hakkım olsa kesinlikle bu parçayı seçerdim. Ayrıca Skinhead’ların iş başında olduğunu gösteren parçadır, sözlerde bir sertlik hakim. Onlar Skinhead’dir, onlara kimse karışamaz diledikleri gibi yaşarlar, kimseye hesap vermezler, diledikleri gibi gezerler, diledikleri gibi içerler. Onların sözlerin anladığım şu; dostum bizim müziğimizi sevmiyorsanız umrumuzda değilsiniz, olay bu kadar basit.

"Dagegen sein" E.P.nin kapanış parçası; girişi sakın sizi yanıltmasın, parçanın devamı son derece enerjik ve keyifli. Bu vokal’in sesini nedense çok seviyorum, moraliniz bozuk olduğu halde sizi yerinizden kaldıracak kadar enerjik. Eğer enerjik ve keyifli albüm dinlemek istiyorsanız bu albümden başlayın.

Parça Listesi

1. Irgendwann
2. Das Haar im Bier
3. Oi! - That´s yer lot
4. Dagegen sein

Cem Kurtuluş, 2009

29 Ağustos 2009

Bruce Springsteen - Working on a Dream (2009)



Bruce Springsteen'ı tanımam   bir dostumun  Born in the Usa albümünü tavsiye etmesiyle başladı. Born in Usa'yi dinlememle Bruce Springsteen arşivlerim arasında yerini aldı.   Daha çok konserleriyle dikkat çekiyordu Bruce Sprinsteen.  " Born in the Usa" şarkısıyla dünyada yanlış anlaşılmalara maruz kalan bir adamdı, insanlar Bruce'un Amerikan milliyetçisi olduğunu,v atansever olduğunu iddia etse de böyle bir şey yoktu.  Asıl mevzumuz Bruce Springsteen'in 2009 yılında çıkardığı " Working on a dream" üzerine.


2009 yılı bereketli bir yıl mı bilmiyorum ama güzel albümlerin geldiği bir yıl gibi görünebilir. Deep Purple’ın efsane vokalisti I’an gillan’ın çıkardığı One Eye to Morocco albümü  ,Bruce springsteen’ın çıkardığı Working on a Dream albümü başta olmak üzere  bu yılın iyi albümleri arasında yerini almış gözüküyor.

İlk albümünü bundan 36 yıl önce yayınlayan Bruce Springsteen'nin 2009 albümü "Working o a Dream" raflarda yerini aldı.

Kariyerinin 24'üncü albümü olan ve içinde 13 Springsteen şarkısının yer aldığı albümün kayıtları, Bruce Springsteen ve E street Band tarafından gerçekleştirildi. Albümün çıkış parçası albümle aynı isimdeki "Working on a Dream" olurken, bonus şarkı olarak başrollerinde Mickey Rourke'un yer aldığı "The Wrestler" filmi için kaydedilen şarkı da yine albümde yerini alıyor. Columbia Records etiketiyle çıkan albümün prodüktörlüğünü Brendan O'Brien üstlenmiş.

Rock’n roll dolu bir adamın hayatına  “ My Lucky day” şarkısıyla tanıklık ediyoruz. “ Bugün benim uğurlu günüm,benim haricimdeki bütün bahisler kaybetti” diyor bu adam.  Bu adam başka hayatlarda geziniyor “Working On A Dream “  rüyalar, aşklar,gerçekler üzerine kurulu parça olmakla birlikte bir seyahat şarkısı olarak kayıtlara geçmesi olası.  Bruce Springsteen yine yapacağını yapıp dinleyeni yolculuğa çıkarıyor hem de hayaller üzerinde çalışan birinin sadece aşk’ın bu hayali gerçek yapacağından bahsediyor.  “ Outlaw Pete “ ile kanunsuz Pete’den bahsediyor bize bu defa. Pete’nin banka soyduğundan,hapise girdiğinden, Mustang çaldığından bahsediyor, bizi teksas’ın ortasına yerleştiriyor, ezgileriyle de bu dünyada dolanıp duruyoruz.



“ What Love Can Do “  Blues öğelerinin baskın olduğu hafiften de country müziğe selam niteğiyle dolaştırıyor Bruce Springsteen  Aşkını göstermesi için izin vermesini istiyor Bruce burada, arada attığı sololarla eğlendirmesini biliyor. “ This Life” albümün en rahatlatıcı şarkılar arasında yerini almakla birlikte ders veren şarkı olarak kayıtlara geçiyor. Saksafon sesleriyle büyücü bir etki bırakıyor. 
“ Good Eye “Müzikal olarak what love can do şarkısına benzemekle birlikte  Blues armonisi ile kavruluyor Çeşitli enstürümanlarla donanmıştır. Mızıka ile açılıp rock’n roll vari bir gidişat ile yolunu belirliyor enstrümanları kestiremiyoruz çoğu zaman. 

“ Tomorrow Never Knows” gecenin karanlığına uygun, ve Bruce Springsteen bizi geceye bıraktığı şarkı. Bu şarkıyı klasik gitar tonlarıyla “ Life Itself “ takip ediyor.  Son olarak Bruce Springsteen’dan herkes böyle bir albüm bekliyor muydu bilmiyorum ama benim için fazlasıyla doyurucu bir albüm oldu “ Working  on a dream “ Rüyanıza giden yolda bu albüm bir kabus değil,bir gerçek olarak sizi doyuruyor!



Cem Kurtuluş, 2009

Dokken - Lightning Strikes Again (2008)



Son albümün üzerinden dört yıl geçmiş, Dokken hayranları büyük bir umutla yeni albümü bekliyorlardı. Hell to Pay albümünden sonra Dokken bombayı patlatmıştı. Albümün adı Lightning Strikes Again olarak duyuruldu. Albüm aslında 24 Ekim 2007’de Japonya’da yayınlanacaktı, ama yayınlanamadı. Albüm 29 Ekimde tüm dünyada yayınlanacaktı ama planlamalara göre albümün çıkış tarihi 2008 yılına kaydırıldı. Ve albüm en sonunda bitmek bilmeyen ertelemelerin ardından albüm ABD’da 13 Mayıs tarihinde yayınlandı. Bazı rivayetlere göre bu albümün grubun en iyi performansı olduğu söyleniyor. Zira albüm Billboard listelerine 133. sıradan girerek grubun 1995 sonrası en büyük liste başarısını tescilledi.

Albümde bir eksiklik var o da gitarı ağlatan George Lynch’ın olmayışı. Onun sololarından mahrum kalmak çok kötü bir şey olsa gerek. Tabi Jon Levin’e kalitesiz gitarist demek istemiyorum. Çünkü öyle biri değil. Öyle biri olsaydı Dokken grubuna gelmezdi. Fakat George Lynch her Dokken hayranı için kült isimdir. Duygu dolu gitar sololarıyla insanı ağlatır.

Albümde her şarkıyı anlatmaya gerek yok. Ama başlangıç şarkısı insanda bir coşku yaratıyor. Özellikle şarkının başlarından bunu anlayabiliriz. Bazı şarkılar gerçekten gerektiği kadar insanı eğlendiriyor. "Give Me a Reason" şarkısı bunun en basit örneği. Her ne kadar George Lynch’ı beğensem de Jon Levin’de işini layıkiyle yerine getiriyor.

"How I Miss Your Smile" hızlı şarkılardan sonra karşımıza çıkan sessiz, sakin, rahatlatıcı ve huzur verici bir ballad. "I Remember" girişi ile etkileyen ve insanı kendine çeken bir parça. Şarkının bütününde ise duygusallık var. Slow ve tam yolculuk şarkısı. Uyumadan önce süper gidiyor. Eğer uyumadan önce rahatlamak istiyorsanız bu şarkıyı playistinize atmanızı öneririm.

"Heart to Stone" şarkısına yorum yapmadan geçersek ayıp etmiş oluR. Don Dokken'ın insanı rahatlatan vokalleri, zaman zaman Levin'in o klasik soloları şarkıya renk veriyor. Şarkıyı dinlerken sanki üzerinize bir hüzün çöküyor. Don Dokken'in bu noktada etkili olduğunu söylemeliyim. O melodik vokalleri ile insanın ruhunu okşuyor ve "Hard Rock budur" diyorsunuz.

Diğer hızlı bir parça "Disease" . Özellikle başlardaki vokaller sizi şaşırtabilir. Açıkçası vokaller bana bile farklı geldi. Bu şarkıya neden ısınamadım bilmiyorum, belki vokalin farklı gelmesi şarkıyı sevmememe neden olmuştur. Ama Levin bizi o güzel sololarından marum bırakmamış. "Point of No Return" balladları andıran bir şekilde açılıyor. Fakat sonrasında davul ritimleri, ve Don Dokken'ın hızlı vokalleri ile kimlik değiştiriyor. Kesinlikle es geçilmemesi gerek!

Hayatınızda kaç tane "Judgement Day" şarkısını dinlediniz,sizi bilmem de ben 2 tane dinledim ilki Whitesnake'ten ikincisi ise Dokken grubundan idi. Özellikle bu şarkının sololarını çok beğendim. İnsanı rahatlatıyor, huzura kavuşturuyor.

Sonuç olarak albüm fena olmamış. Yine dinlenebilesi bir albüm yapmışlar. En azından albüme göz atmanızı öneririm.

Kadro

Don Dokken - Lead Vokal
Mick Brown - Bateri & Back Vokal
Jon Levin - Gitar
Barry Sparks - Bass

Parça Listesi
1.Standing on the Outside" - 3:52
2."Give Me a Reason" - 3:50
3."Heart to Stone" - 3:56
4."Disease" (Mick Brown, Don Dokken)- 3:30
5."How I Miss Your Smile" (Don Dokken) - 4:01
6."Oasis" - 3:40
7."Point of No Return" - 4:23
8."I Remember" (Don Dokken) - 4:48
9."Judgment Day" - 4:02
10."It Means" - 4:42
11."Release Me" - 5:45
12."This Fire" - 4:42

Hazırlayan:Cem Kurtuluş

Ölümle Dans Eden Albüm: Dance Of Death (2003)



















































Ölüm;
her şeye gebe bir mevcu, üstünde konuşulması gereken bir şey. Bunun hakkında ne dersek diyelim kaçışın olmadığı tek gerçek ölümün kendisi. Ölümün olmayacağını düşünmek hayalden öteye gitmez hepimiz için.
  “ Dance Of Death” de Iron Maiden’ın ölüm üzerine mevzuları anlattığı albüm üzerine içinde çok söz söylenen bir albüm, Harris yine edebiyat parçalıyor. Savaş mevzusundan gidiyor Ölüme.

“ Dance Of Death” Iron maiden’in şüphesiz en çok tartışılan albümlerinden biri.  Bunun nedeni  albüm kapağı. Albümün kapağı David Patchett tarafından hazırlandı.  Albümün kapağında gördüğümüz tasarım aslında Patchett'in hazırlık aşamasında çizdiği bir taslaktı. Ancak grup kapakta bu taslağı kullanmaya karar verdi.  Bu nedenle tartışmaya yol açtı. Iron maiden halen üretmeye devam ediyor. Brave New World gibi bir klasikten sonra, Iron Maiden'ın hala neler üretebildiklerini görmek için eşşiz bir albüm " Dance Of Death"

Iron maiden albümleri her zaman karanlık, korkutucu ve gizem doludur. Iron Maiden’in işlediği temalar her zaman hayatın içinden seçilmiştir.  Savaşlar, üzüntüler, Ölümler, kayboluşlar ve daha niceleri...


Iron Maiden’in vazgeçemediği şarkı sözleri genellikle savaşlar hakkındadır. Grup İngiltereli olduğu için ,İngiltere’nin geçmiş tarihinde yaşanmış olayları anlatır. Bunun en basit örneği “ Paschendale”  şarkısıdır. Şarkının ana teması, adını 1917 yılında Alman ve İngiliz ordularının karşı karşıya geldiği, tarihin en kanlı savaşlarından birinden alır. Her iki taraftan 300.000 civarında askerin yaşamını yitirdiği Paschendale muharebesini anlatan şarkıdır.

“  Wildest Dreams”  Albümde çıkan ilk single olma özelliğini taşır. Şarkı hızlı davul ritimleriyle, bruce’ın hızlı vokalleriyle dikkat çekiyor. En sevdiğim kısım bu nakaratlardır."I'm on my way Out on my own again." Şarkının sözleri ise The x Factor albümünü aklımıza getiriyor. Steve harris’in 90’ların başında karısından boşanmasıyla steve bu sözleri yazmış olabilir. Bir yol şarkısı içi ideal kesinlikle. Şarkıya farklı açılardan bakarsak şu ayrıntıyı yakalayabiliriz. Hiçbir şeyi umursamayan takmayan kaçmak isteyen insana sesleniş " Wildest Dreams"

 Solo’dan sonra sessiz bir biçimde bruce’un girmesi olayı kopartıyor.  “ I'm on my way ,Out on my own again , I'm on my way” tekrarlanan nakaratlarla noktayı koyuyor Bruce.

" Rainmaker" Albümdeki favorilerimden.  Hız ,heyecan,coşku,enerji hepsi bu şarkıda  . Konserlerin vazgeçilmezlerinden.   Murray,Harris,Dickinson üçlüsüyle karşı karşıyayız. Bu şarkıda 3 gitarı da net bir şekilde ayırt edebilmekte güzel bir duygu.  Lirikler  bir o kadar etkileyici. Çölde dolanan gerçeği aramak için yola çıkan bir adamı anlatıyor.  O adam gerçek ve hayal arasında gelip gider. Acı çeker, yok olacağını düşünür ,ve birden meleklerin sesini duyar,ve meleklerin ona yardım edeceğini düşünür.  Şarkı bu  duygular içinde geçer.

" No More Lies"  Klasik bir Steve Harris şarkısıyla karşı karşıyayız. Yavaş clean tone da gitarlarla başlıyor. Bu şarkıda olumsuz bir yer varsa o da hızlandırılmış bir şekilde No More Lies kelimesini bruce’un tekrarlamasıdır.3.51’den 4.11’e kadar çalan gitarlar olağanüstü. Şarkıda üçlü gitar saldırısını hemen hissediyoruz

" Zaman doldu
dönüş yok
gökyüzü karardı,
sis çöktü"

işte bu duygularla ilerleyen bir şarkı.

" Montsegur"  Iron maiden yaşanan gerçekleri güzel bir dille anlatmayı biliyor. Bunu şarkıya dökmesi de ayrı mevzu.  Şarkı Ortaçağ'da yaşanan Cathar (Kathar)  katliamını konu alıyor.  Şarkının ana teması 13.yy´da katolik kilisesinin bölge halkını kadınlar ve çocuklarla birlikte ateşe atlamak zorunda bırakmak suretiyle gerçekleştirdigi katliamdır.

" Biz hepsini katlederken  Tanrı kendi kahkahasını  duyacak
 Onlar öbür tarafı boylarken güneşe çıktım
 Bir köpek gibi yan yada bir köle gibi yaşa
 Ölüm ödemen gereken bir bedel
  Katharlar'la kalıp ölmen için  Ruhunun özgürlüğü için…"

 Janick şarkı da gitar pozisyonunda biraz geride kalmış. Şarkıda Steve Harris, Bruce ve de özellikle Adrian Smith daha çok öne çıkıyor.

“ Dance Of Death “ Albüme ismini veren şarkının olmasının haricinde bu şarkı başlı başına bir yapıt.
Kahramanımız hikayeyi anlatmaya başlıyor. Bruce'ın şarkıya girmesiyle ölümü iliklerimizde hissediyoruz ilk saniyeden itibaren.

 "Yaşam kadar gerçek, ölüm kadar acımasız bir hikaye
 Bir gece ormanda dolaşırken yaşadığım bir şey hakkında
 İçkiliydim ama fazla değil
 Amaçsızca geziyordum, ay ışığının tadını çıkararak, yıldızları izleyerek
 Çok yakınımda olan bir varlığın haberinde olmayarak; o her hareketimi izliyorken ."

" Bir varlık üzerime saldırdığı zaman korktuğumu hissettim, dizlerimin üstüne düştüm.
 Beni din de olmayan bir yere götürdü. Saygınlığımı kaybettiğim yere.
 Beni geri çağırdılar, onlara katılmam için, unutulmuşla dans etmem için.
 Ateş çemberine onları takip ettim, çemberin ortasında önderleriydim."

 Hepimiz anlam veremediğimiz gerçeklerle karşılaşmışızdır. Tanımlayamadığımız varlıklar görmüşüzdür. Bir çoğumuz bunun farkına bile varamamıştır. Bunun tesadüf olduğuna inanmışızdır. Onlara hayal adını vererek unutmayı tercih etmişizdir. Gerçeklerle yüzleşmenin tek yolu ,hayallerden uyanmaktır.  Hayal olarak gördüklerimiz kısa zamanda gerçeğe dönüşür. Iron Maiden vurucu sözlerle mevzuyu anlatmaya devam eder.

" Zaman durmuş gibiydi, ben korkudan dona kalmıştım
  Hala gitmek istiyordum, ateşin alevi beni yakmadı
  Kızgın kömürlerin üstünde yürüdüğüm zaman transta olduğumu anladım
  Ruhum bedenimden yükseldi. Sadece bir kişi tanık olsaydı yaşadıklarıma.
  Onlarla dans ettim, oynadım ,şarkı söyledim hepsinin gözlerinde ölüm vardı,
  Cansız figürlerdi hepsi ölüydü, Onlar cehennemden yükselmişti.
  Ben ölülerle dans ettikçe, özgür ruhum gülüyor ve haykırıyordu
  Ölü bedenimin altından Ölülerin çemberinde sadece dans ettim.
  Ruh ve bedenimi yeniden birleştirme zamanı gelene kadar, ruhum geri gelmişti.
  Ölü müyüm canlı mıyım bilmiyordum. Diğerleri bana katılana kadar.”

“ Ölümüyüm canlı mıyım bilmiyorum . Gerçeği görebilmem için ölümü görmem gerekir. “ Bu da şarkının ana teması. Ölüm ve yaşam arası farkları bizlere sembolik bir şekilde anlatıyor. . Anlatılanlar ölüm ve gerçek arasından çizgidir.



“ Gitmeme neden izin verdiklerini sanırım hiç bilmeyeceğim
 ama bir daha asla gitmeyeceğim, ölüler dans edene kadar.”


 Şarkı Janick Gers’in gitar tonlarıyla başlıyor. Bir süre devam ediyor. 31. saniyede bruce’un şarkıya katılmasıyla sessizlik oluşuyor. Şarkının en sevdiğim yeri gitarların hızlandığı kısımdır. Şarkıya en büyük katkısı olan eleman janick gers. Janick ile Harris iyi iş çıkarıyorlar, bunun sonrasına Bruce’un güçlü vokali eklenince  ölüm dansına hazırlanıyoruz.

“ Gates Of Tomorrow “ Albümün en zayıf şarkısı olarak görülür. Girişte gitar oyunlarıyla karşılaşıyoruz.  Lirikleri gerçekten korkutucu ve büyüleyici . Şarkını genelinde klasik janick gers sololarına rastlıyoruz.

" Kalbinin ve ruhunun etrafından bir ağ örülü, gözlerini aldatıp seni yoldan çıkarıyor.
 Gemiler geceleyin geçerken, kimse onları görmezken
 Günün ilk ışıklarını çocuklara ve kadınlara teslim ederler Ölülerin ruhlarına…"

" Ben onların kitabını gördüm, Gittiğim yerde merhametten söz edilmemişti
 Affedilmek istiyorsun ama bunu ucuz sanıyorsun
 bunu o kadar kolay sanma. İnanan birine kurtuluşu için ödül vermem."
 Sen kendini kurtarmazsan seni kurtaracak tanrı yok 
Bunun için bir deliyi suçlayamazsın, delirirsen 
Devam edecek gücü ver bana “

Şöhretin bedelini ödediğinde acı çekersin. Arkana baktığında seni kurtaracak bir tanrı yoktur. Şöhret sevdalıların sonu her zaman hüsranla bitmiştir, önce olaylar güzel gelişir ,sonra felakete döner ve arkasına baktığında her şeyi kaybetmiş yardım eden kimse yoktur.


Şarkıda asıl konu bir ağda tuzağa düşen insanları anlatır.

" Ağın içinde takılı kaldım – ama ipleri kestim
Sana yarının kapılarını gösteriyorum"

Bazen ağın içinde takılı kalmışızdır ,ipleri kesmişizdir ama bizi kurtaracak bir şeye ihtiyaç duymuşuzdur. Yarının kapılarını aralayan gizli bir güç,a ma bu ne , yardımıza koşan,her zaman yanımızda olan bir şey.

" New Frontier"  Nicko’nun ismini görmek bu şarkıda güzel.. Zaten Steve'in dediği gibi Iron Maiden için tüm elemanlar şarkı yazabilir.. Önemli olan tek şey yazılan şeyin gerçekten güzel olması. Nicko da bunu yerine getirmiş. 20 yıl sonra grubun bateristi Nicko Brain karşımıza çıkıyor bu şarkıda.  Bruce’un sesi ve ,Nicko’nun hızlı davul ritimleri  harekete geçiriyor bizi. 3.07’de gelen sololar ise olağanüstü.

Şarkının içeriğinde basit bir hikaye geçmiyor. Dr. Frankenstein’den söz ediliyor. Şimdiki yazacağım satırı alıntı yapmak istiyorum. Bu satır dr.frankenstein ile ilgilidir.

“ Ama diğerlerine inanıyorsun; Adem'le Havva'ya,
 cennetle cehenneme, iyiyle kötüye..
Bunların hepsi hurafedir.'

Dr. Frankenstein, yıllar süren çalışmaları sonucunda 'yaşam sıvısı' nı bulmuş, manyetik alan oluşturarak hayatın kaynaklanmasını sağlamıştır. Bu yaşam sıvısı plasentayı hatırlatan, adeta hayatın ana rahminde yeşerdiğini akla getirmek için kullanılan bir sembol olan bir sıvı. Bu sıvıda gelişip sonunda bir insan biçimini alan yaratığın duruşuysa cenini andırıyor.

Bu inanılmaz keşfini öğrenen etrafındaki herkes Frankenstein'a kızmaktadır: 'Tanrı rolünü oynayamazsın! ' ama o, oynamak istemektedir.

Frankenstein’in hikayelerini daha önceden okumamıştım. Korkutucu, sırlarla dolu, büyüleyici, esrarengiz demekten kendimi alamıyorum. Bu şarkı bir şeyi sorgulamanın ifadesidir. Orda Frankstein ,tanrı’nın rolünü oynamak ister. Ama insanlar frankenstein’e kızmaktadır. Sen tanrı’nın rolünü oynamazsın diye tepkilerini koyarlar. Merhametsizce ve korkusuzca tanrıyı oynuyoruz. İşte bu cümleler kesinlikle bu şarkıyı anlatıyor. Şarkının içinde bilimsel konular anlatılır, klonlama gibi konulara değinilmiştir.

" Paschendale"  albümün baba şarkısı. Hem müzikal olarak hem liriksel olarak olağanüstü. Yukarda bahsettiğimiz gibi bu şarkıda mevzu I.Dünya savaşı.  Şarkının 3.20’liğindeki kısmı etkileyici.

" Yabancı bir toprakta uzanmıştı tek başına asker,bilinmeyen mezar.
 Son sözlerinde dua edip yalvarıyordu.
 Paschendale’in dünyasını söylüyordu. "

Şarkı bir savaşın hikayesi değil bir askerin hikayesini anlatır.

" Bunca zamanki acısını hafifleterek ruhuyla son alışverişinde
 Gözyaşlarıyla kurşunları paslandırdı Bana onunla ilgili yılları anlat "
Kanla kaplı siperde uzanıyordu timi öldürmüştü
Benim ölümüme kadar yüzümde yağmurları hissediyorum arkadaşlarımı bir daha göremeyeceğim."

Savaş anındaki bir askerin yaşadıkları ile ilişkili cümleler. Dumanın içinde çamur ve kurşunla beraber . Korku, dehşet,acımasızlık  , en sonunda zaman duvarı aşma zamanıdır. Kesintisiz ateş ve hepimizin sonudur. Ölü arkadaşlarıyla birlikte gelecek askerin yaşadıkları!

" Islıklar ,bağırışlar yerde yatan insanlar daha fazla ateşlenen silahlar
 yaşamsız bedenler dikenli teller üzerinde asıllı duruyor .
 Savaş alanında kan gövdeyi götürmüş, göz gözü görmüyor.
 Askerler yerde kıvranıyor.
 Sonunda ölü arkadaşlarımla bir araya gelebileceğim."

Bir askerin ne yaşadığını acımasız şekilde anlatıyor Maiden, bunu yapmayı sever ama bunu anlatırken karşındakinin de bunları hissetmesini ister.



" 18 yıl boyunca bir sürü asker çamur içinde süründü
Daha fazla gözyaşı yok
Kimsenin kazanamadığı bir savaş var öldürme zamanı geldi çatıyor."
Evden çok uzakta yaşama şansımız sadece savaşmak evden çok uzaktayız.
Fakat yaşama şansımız savaşın kaderine bağlı
Bizim ve düşmanlarımızın bedenleri ölüler denizinin dışına taşıyor artık,
Kimsenin toprağında bir tek tanrı biliyor,ölümle dalga geçiyoruz adeta.
Ölüme meydan okuyoruz.
Çarmıha gerilmiş gibi müttefikler toplanmış halde kayıpları için yas tutuyorlar
Alman savaşı sadece propaganda makinesi oldu
Daha önceden hiç görülmemişti böylesi.
Tarihin en kanlı savaşlarından biriydi.
Etrafı kan götürüyordu, insanlar ölüyordu.
Acılar ,sefaletler ardı ardına geliyordu.
Çünkü bu savaş tarihin en kanlı savaşlarından biriydi.
Yüzbinlerce insan öldü ve sakat kaldı."
Meleklerin ağlamalarını duydum
Tanrıya şükredelim ki fazla ölüm olmayacak gibi
İnsanlar gerçeği biliyorlar, paschendale dedikodusunu anlat."

Zalimlik bir insan kalbine sahip her adam kendi bölümünden sorumlu ,öldürmelerimizin dehşeti insan kalbi hala aç halde. İnsanlar hala aç ama savaşmak zorundalar. Başka çareleri yok başka yaşama şansları yok. Savaşmadığı takdirde ölecekler,savaşırlarsa yaşama dair bir şansları olacaktı.

"Yerimde son bir defa ayaktayım,
yorgunum ama silahım hazır bekliyorum
 emirin gelmesini ,gerginim daha fazla kan akıtmak için hücum emrini bekliyorum."
Kan gökten yağmur gibi yağmakta insanlar ölmektedir
Silahların sesleri utançlarını gizleyemiyor
Ve biz paschendale’da ölüyoruz."

Bir askerin ölüme yakın olmasını ıron maiden bize bu sözlerle gösteriyor

"Son anda kurtulduğum şaraphane parçası dikenli killerden direk top ateşinin olduğu yere doğru koşuyorum
 Ağlamaya başladım,ama sesimi duyan kimse yok.
 Savaşın içindeyim,ama kimse yardım etmiyor
 Kanın boğazımdan indiğinin farkındayım
 Ölüm hemen baş ucumda."

Evden uzakta olan askerlerin savaşın bitmesini bekleyip çok uzaklara gitme isteği ve savaşmazsa öleceğini düşünmesi..

"Evden çok uzaktayım yaşama şansım savaşın bitmesine bağlı
Uzaktayım ,eğer yaşayacaksam savaşacağım.
Başka şansımız yok."
Rüzgarda ruhumu görüyorum sınırların ötesinde tepenin arkadaşındayım
Paschendale’de ölen arkadaş ve düşman tekrar bir araya gelecek."

Gerçek hikayemiz sona erdi. Savaşın acı hikayesinin bir anlatılışı bu şarkıda yatıyor, hem de acımasızca.

Her seferinde farklı bir askerin ruhunu hissedersin dinlediğinde. Her seferinde o askerlerin nasıl öldüğünü hissedersin. Savaşların bitmesi için sadece dua eder ve yalvarırsın.

Iron Maiden The trooper şarkısında olduğu gibi savaşın kötü yönlerini bu şarkıda da bize anlattı.  Acımasızlıklar, ölen ve sakat kalan insanlar,sefaletler, yoksulluklar, kaybolan insanlar.
Şarkının ismi Passchendale isimli bölgede gerçekleşen 3.ypres savaşının isminden geliyor.

“ Face In the Sand”  Şarkının girişi blood brothers’a aşırı benzemektedir Dilim döndüğünce hikayeyi sizlere anlattım. Savaşların ne getirdiğini hepimiz biliyoruzdur. Özellikle Bruce’un performansını takdirlik. Şarkının başlarındaki melodilerde yükselişe geçiyoruz. Sessiz sessiz giriş. Sonra Bruce’un hızlı vokali  az da olsa harekete geçiriyor. 4.14’te ise şarkıya renk geliyor.

Savaşlar, savaşlar, Savaşlar.. Bu dünyadaki her şeye sebep olan tek şey dünyadaki savaşlardır. Nedeni ne olursa olsun, gerek toprak kavgası gerek bir şeyleri paylaşma isteği. Sonucu masum insanların ölümü...

“ Herkes bir şeylerin olmasını bekliyor
 herkes bir şeyleri görmeyi bekliyor
 Deliler daha büyük felaket gelecek diyor
 Herkes televizyondaki haberleri izliyor.
Spiralin ucundaki sahte hayatlar, diktatörler dünyayı yönetiyor
Herkes arıyor ama kimse bir şey bulmuyor Her şey gizlilik içinde
Herkes neden diye araştırıyor ,herkes sonraki yaşamı umut ediyor
Bir sonraki yaşamı düşünüyorlar. Herkes Gökyüzünden gelen ölüme bakıyor."
Kabus artık gerçek olacak insanlar gözlerindeki maskeyi çıkarıyor
Herkes dua ediyor yalvarıyor ama kimse inanmıyor
 İzledim ve bekledim sadece bir cevap için dua ettim
 Kavganın ve dünyanın sefaletine bir son için dua ettim.
Savaşların bitişini istediğim için dua ettim.
Ama dua etsem de o son asla gelmedi.
İnsanlar savaşmaya devam etti.
Mezarları kazıldı, silahlar dolduruldu sadece öldürmek için.
İnsanların bu dünyadan temizlenmesi için."


Trajedimizin gelecekteki hatırası bu kumlu yüz. Savaşın hatırası her zaman akıllarımızda kalacak.

" Age Of Innocence"  Şarkıya sessiz  bir şekilde giriliyor. Steve yine ustalığını mükemmel sözler yazarak gösteriyor. Davulda nicko harikalar yaratmış, Bruce ise olağanüstü performans göstermiştir. Gitarlarda vokalle uyum içinde bize eşlik ediyor.

Yalanlar ,aldatmacılar, günahlar ve iki yüzlü politikacılar. İnsanları kandırırla r,tuzağa düşürürler ,hatanın bedelini masum insanlar öderler politikacıların bu söylediklerimiz umrunda bile olmaz. Adaletsizlikler ve daha bir çoğu bu şarkının hikayesi. Grup bu şarkısıyla asi bir görüntü çiziyor. Politikacılara nefret kusuyor, devleti yönetenlere ,haksızlıklara uğrayanların haklarını savunuyor. Adaletin ve eşitliğin olmadığı dünyaya grup bu şarkıyla selam ediyor.

“ Journeyman”    Iron Maiden tarihinde ilk kez tamamen akustik bir şarkı .şarkının Kapanış parçasına da uygun şarkı. Iron Maiden bu şarkıda yeni şeyler denemiştir bunu da başarmıştır .

"Biz ölümü aldattık o da bizi "

2000’li yıllarda Metal Öldü diye bazı insanların söylemleri vardı. " Dance Of Death"  Metal’in ölmediğine bir kanıt.. Metallica’nın st.anger faciasından sonra Iron maiden’in dance of death’i insanları uyandırmaya yetecektir!

CEM KURTULUŞ, 2008

11.İstanbul İtü Rock Festivali/İTÜ MASLAK/2009



Açılışı grubun vokali Uğur'un resmiyle yapalım. İtü'nün düzenlediği bu gecede çok grup çıkmıştı. Ama ben Knigt Errant ve Crossfire için gelmiştim. Özellikle Crossfire için gelmiştim. Myspace adreslerinde 8'de çıkacaklarını duyurmuşlardır. Alana 7.30 civarı vardım,furkan denen arkadaşımla buluştum. Gruplar yeni yeni çıkıyordu. Alana geldiğimde baht denen bir grup çıkmıştı. Tarzlarını sevememiştim,amatör olabilir,bu işe gönlünüde vermiş olabilirler. Ama Brutal yaptıkları için sevemedim. Brutal'e birtürlü alışamadım. Orda bulunan arkadaşlarına şarkı hediye ettiler,sonra o arkadaşını birileri havaya atıyorlardı. Grup çok genç belki ilerde bu müzik adına birşeyler yapabilirler.



Gruplar çıkmaya devam ediyordu. İzmirden gelmişti bu grup, vokal yerinde duramıyordu. Herhalde tarzları grindcore idi nedense bu tarzıda sevememiştim. Ama kitleyi görünce bu müzik ilerlemez dedim. Grup pantera'dan da çalmıştı. Hatta birine şöyle bir soru yöneltmiştim. Bunlar ne diyor hocam dedim,çocukta dedi ki abi bağırıyor o yeter dedi. Sizce bir grubun sadece bağırması mı önemlidir. Bence bağırması önemli değildir. Bağırmak,çığırmak bana göre bunlar boş iştir. Vokal hatta bir ara o eğlenenlerle birlikte eğlendi. Kafa sallamaya başladı,tabi ne için kafa salladığını bilmeyen insanlarda vardı. Ritime göre değildi bence,zaten vokalin sesini hiç beğenmedim. Ne dediği anlaşılmıyordu.

Gece devam ediyordu. Yağmur yağıyor,insanlar içkilerini almış içiyordu. Islanıyoruz,donuyoruz ama bekliyorduk. Crossfire için bekliyordum. 11'de çıkacağını duyunca şok olmuştum. Ama buraya kadar gelip izlememek olmazdı. Arkadaşımı 9'da yolcu etmiştim o evine gitmişti. Knight errant için bekliyorduk. Yağmur yağmıştı,konser 15 dakikalığına ertelenmişti. İtü Rock sorumlularından biri Metalci üşümez diye insanlara gaz veriyordu. Grup sahneye çıkmış,enstürümanları kontrol ediyordu. Biraz bekledikten sonra konser vakti geldi. Şarkılarını çaldılar,büyük bir zevkle seyircilerde eşlik etti.

Knigh Errant Türkiye için önemli gruptur. Klasik parçalara yer vermişlerdi. Bunlardan en önemlisi Düş ağrısı şarkısıydı. Yağmurda konser gerçekten bir başka oluyormuş. Knigh Errant'ı geride bıraktıktan sonra en son grup olan Crossfire'ı beklemeye koyulduk. İnsanlar heyecanlı bir bekleyiş içindeydi. Tabi bende öyle. Ama 11'de yapılması benim açımdan çok kötü oldu. Ne araba var o saatte ne metro. Metrolar neden erken kapanır anlamam. 1'de kapanması lazım bence. Her neyse sahneye çıkmışlar,enstürümanları kontrol ediyordular. Hatta vokal üşüyordu. Ona üşümemesi için yanımdaki eleman bira uzattı içti,sonra sigara yakmaya başladı. Sonra seyirciyle konuşuyordu. Çok makara bir adamdı.

Bazen edebiyat yapıyordu ,ama seyirciye kendisini sevdiriyordu. Yine klasik şarkılara yer vermişlerdir. Ben alandan 12 gibi ayrılmıştım,belki benden sonra nigtwolf adlı şarkıyı çalmışlardır. Slave şarkısını çalmıştı,sonra yeni kaydettikleri bir şarkıyı çaldılar. Eve yetişmem için erken ayrılmıştım. Böylece bir crossfire konseri daha geride kaldı. Eğlenen eğlenmiştir zaten. Kitleye gelirsek her ne kadar gereksiz tipler olsada ,yine de iyi bir etkinlik olduğunu düşünüyorum.

Hazırlayan: Cem Kurtuluş

Enuff Z'nuff


















“ Enuff Z’nuff’” ı beraber kuran Chilp Z’nuff ve Donnie Vie 1983’te ortak bir arkadaşları sayesinde 15 yaşında tanışmışlardır. Bu tanışmayla birlikte Los Angeles’da 1984 yılında glam metal grubu kuracaklardır. Bu grubun ismi Enuff Z’nuff . Sonradan gruba gitarda Derek Frigo ve davulda Vikki Foxx dahil olmuştur. Bazı kişiler bu grup, Pop Rock veya hardrock gibi kategorilerinde değerlendirilebilir…

Çoğu kişi grubu “Mary Anne Lost her baby”  şarkısıyla tanıyor. Grubu tanımam "right by your side" şarkısıyla oldu. Grubun Etkilendikleri gruplara gelirsek The Beatles ,Queen,T.rex  gibi gruplar başı çekiyor.  Grup konserlerine devam etmektedir. Rocklahoma müzik festivalinde Poison’dan Bret Michaels ile Skid Row’dan Sebastian bach ile sahne almıştır. Fly high Michelle gibi önemli bir şarkı rock balladları arasında yerini almıştır. Hatta bir röportajında Donnie Vie: “ Biz heavy metal grubu değiliz" diyerek son noktayı koymuştur.  1989’da kendi adlarını taşıyan albümlerini çıkardılar. New thing şarkısı radyolarda çalınmaya başladı ve Mtv’nin favorilerinden biri oldu.

Albümleri

1989 Enuff Z'Nuff
1991 Strength
1993 Animals With Human Intelligence
1994 1985
1995 Tweaked
1996 Peach Fuzz
1997 Seven
1998 Live
1999 Paraphernalia
2000 10
2002 Welcome To Blue Island
2004 Favorites
2006 Greatest Hits


Grup üyeleri

Donnie Vie
Chip Z'Nuff
Randi Scott
Tory Stoffregan

Eski grup üyeleri

CJ Szuter
Derek Frigo
Vikki" Foxx
Gino Martino
Ricky Parent
Johnny Monaco
Jake E. Lee
Steven Adler



Cem Kurtuluş,2009

Zardanadam Röportajı (29 AĞUSTOS 2009)


















Uzuunnnn zaman önce çook uzak bir galakside bir grup varmış, hiçbir ticari kaygı gütmeden yayınladığı her eseri hayranlarına bedava ulaştırır; şöhreti ağızdan ağıza yayılırmış.... diye masalsı bir başlangıç sanırım en çok yerli Rock sahnemizin emekçi gruplarından Zardanadam'a yakışırdı. Devamlı söyleşmek istediğimiz ama her dakika karşımıza engeller çıkan süreçte (yazıda bahsedilen banka çalışanı rock dinleyicilerinden biriyim- Baran) grup ile delifişek yazarımız Cem keyifli bir söyleşi yaptı. Afiyet olsun...


CEM @ ROCK VAULT : Zardanadam kimdir? Sizi tanımayan ve bu satırları okuyan okurlarımız olduğu kesin. Bunun için bizi biraz bilgilendirir misiniz?

ZARDANADAM : Evden işe, işten eve doğru rutinleşen bir hayattan kurtulmak, çocukluk hayallerimizi gerçekleştirmek ve hayatlarımıza bir anlam katmak için bir araya gelen eski arkadaşlarız aslında. 2001 Ekim’de kurulduk. O günden bugüne 5 albüm, 2 single yayınladık. Bir çok şenlik, festival, bar performansı olmak üzere yaklaşık 100 tane konser verdik. Kurulduğumuzdan beri, websitemizde bütün şarkılarımızı ücretsiz ve aracısız olarak herkesle paylaşıyoruz. Ayrıca bütün albümlerimizi isteyen herkese CD olarak da gönderiyoruz. Sanatın satılmak zorunda olmadığını, başka bir dünyayı düşlemenin mümkün olduğunu gösterdiğimizi umuyoruz. Yaratıcı Ortak Mülklere ve yaratıcı bir ruhun diğerini tetiklemesinin güzelliğine inanıyoruz. Hedefimiz, bizim satmaya kıyamayacağımız kadar değerli bulduğumuz şarkılarımızı sizlerle paylaşabilmek ve her yeni albümde, şimdiye kadar yayınladığımız tüm albümlerden daha güzel albümlerle dinleyicilerin karşısına çıkabilmek.

Zardanadam grubu olarak Türk Rock Müzik piyasası hakkında neler düşünüyorsunuz?

Takip etmesi zor bir piyasa haline geldi. Teknolojinin gelişmesi ve ucuzlaması, internetin yaygınlaşması, toplumun da rock müziğe olan bakış açısının biraz olsun genişlemesiyle, ciddi bir çoğalma, büyüme yaşıyor Türk Rock müziği. Hatta şimdi ciddi paralar kazanmaya başlayan müzisyen arkadaşlarımız var, “rockstar” lar var bu ülkede. Birçok yönüyle güzel gelişmeler var. Yani en azından – türü ne olursa olsun – türkçe rock şarkılar duyabiliyoruz hayatımızda, gittiğimiz yerlerde, radyo, müzik kanallarında. Büyük festivaller, konserler izleyebiliyoruz bu sayede. Ama rock müziğin popülerleşmesi süreci, özellikle bu müziği üreten insanlar olarak zaman zaman bizi rahatsız edebiliyor.

Bize göre, rock müziğin popüler müzik endüstrisinin tetiklemesiyle patlaması, patlatılmaya çalışılması şık bir durum değil, yakışmıyor açıkçası rock müziğin özüne, felsefesine. Ama bu bütün dünyada böyle bir yandan, kaçınılmaz bir durum. Paranın çok döndüğü işler bize göre pis işler, sonu kötü olur gibi geliyor. Keşke Türk Rock müziği de bir şekilde kendi yolunu bulsa, kendi yöntemleriyle, yavaş yavaş ama emin adımlarla yeraltından yerüstüne çıksa ve sağlam bir şekilde kitlelere ulaşabilse ve uzun soluklu olabilse... Dileğimiz budur.

Zardanadam ismi ilginç ve artık sizinle bütünleşmiş bir isim. Bu ismin özel bir anlamı var mı, bu ismin ortaya çıkış süreci nasıl oldu?

İlk kurulduğumuzda isim arayışlarımız sırasında not aldığımız onlarca isimden biri aslında. Ekşisözlük’te bir başlık, görüp kenara yazdığımız. Bir yarışmaya katılacaktık o günlerde ve Tolga listeden gözüne kestirip, koşarak bu isimle başvurdu. “Noluyoruz?”, “Ne biçim isim oldu bu ya” falan olduk başlarda ama sonra alıştık ve bizimle bütünleşmeye, anlamlanmaya başladı. Artık zarlardan oluşan bir animasyon karakter zaten. Öyle bir adam, bizim gibi, zar gibi şeffaf, şansıyla hareket eden, çok fazla plan yapmayan, yapamayan, hayattan tat almak için kendini rüzgara kaptırmış, özgür ya da özgür olmaya çalışan bir adam.

Pek çok müzisyenin karşı çıktığı MP3 olgusuna grup olarak bakışınız nasıl?



Müziği sindire sindire dinlemek gerekli. Çok emekler ve çok paralar harcanarak yapılan prodüksiyonlarda albüm satışlarından doğal olarak büyük beklentiler oluyor. O işlerde çalışan onlarca kişinin hak ettikleri paraların ödenmesi için, belli bir miktarın da albüm satışından gelmesi gerekiyor. Ayrıca MP3 dönüşümünde müziğin kalite kaybına uğraması durumu var. Fakat olayın diğer tarafında da ciddi ekonomik sıkıntılar yaşayan insanlar var. Evet belki CD fiyatları verilen emek düşünüldüğünde çok da yüksek değil öbür taraftaki insanlar için, ama işin başka tarafında, ciddi bir müzik dinleyicisi ayda en az 8-10 CD alabilmeli ki piyasayı takip edebilsin ve müzik zevkini tatmin edebilsin. Müzik dinlemeye böyle bir bütçe ayırabilmek bu ülkede hiç mümkün değil. Özellikle ateşli müzik dinleme, takip etme yaş ortalamasının düşük olduğunu düşünürsek, durum iyice zorlaşıyor. Böyle olunca satın alım yapamayan insanlar, sevdikleri grupları nasıl takip edecek, tanımadıkları grupları nasıl tanıyacak sorunları ortaya çıkıyor. O sorunlar da sonunda konserlerin daha az dolu olmasına, bu kez oradan gelecek gelirlerin azalmasına neden olacaktır. Yani iki ucu b.... bir değnek. Sonuçta mp3, ücretsiz müzik paylaşımı kaçınılmaz bir oluşum. Bunu verilen onca çabaya rağmen, yıllardır izliyoruz. Müzik bir şekilde paylaşılıyor ve ücretsiz dinleniyor. Bunu kabul etmek ve iyi bir şey olarak görmek lazım. Dinlenmenin, tanınmanın, paylaşılmanın bir yolu, aracı gibi görmeliyiz. Yalnız MP3, download bombardımanı ile şarkıları, müziği çok hızlı bir şekilde tüketmenin de yanlış olduğu kanısındayız. Bir günde 10 tane albüm indirip, her şarkıdan 10 saniye dinleyip, bir kenara atılması durumunu da ciddi bir tehlike olarak görüyoruz. MP3’te olsa müziğin ciddi, sindire sindire dinlenebilmesi gerekir. O şarkılar bilgisayarlarımızda bir yerlerde kaybolmamalıdır. Her albüm, her şarkı en azından bir 2. dinlenmeyi hakeder.

Bazı gruplar var; ilk çıkış aşamasında kendi isteği doğrultusunda kayıtları yapıyorlar (sound ,söz vs.) Ama iş albüm çıkarmaya gelince neden popülerliğe kayıyorlar?

Valla bunu onlara sormak lazım. Laughing Ama popülerite duygusu ve popüler yaşam biçimi güçlü bir motivasyon olabilir çoğu kimse için. Ciddi paralar kazanmak, büyük hayran kitlelerine sahip olmak maddi, manevi çok büyük tatmin sağlayabilir insanlarda. Bunu yargılamak zor ve bize düşmez. Sanki bizlere düşen doğru bildiğimiz yollardan gitmek ve başka yolların da olduğunu göstermek.

Piyasamızda görmek istediklerinizi ve istemediklerinizi sizlerden alabilir miyim?

Samimi duygularla yazılmış şarkılar, sağlam soundlu albümler görmek istiyoruz, görüyoruz da artık zaten. Ayrıca güzel organizasyonlarla yapılmış daha çok sayıda ve daha kaliteli konserler, festivaller isteriz. İstemediklerimiz yukarıdaki cevaplarda anlaşılmıştır herhalde

Zardanadam'ın geldiği noktayı nasıl tanımlıyorsunuz? Popülerlik, yeraltı müziği vs.

Zardanadam kendi bildiği yollardan gidiyor, gitmeye devam edecek. Patlayıcı unsurları barındırmıyor pek bünyesinde Tabi ki ulaşabileceği en fazla insana ulaşmak, fazla insan tarafından sevilmek istiyoruz. Ama bunu klişe yöntemlerle, bize yakışmayan yollarla yapmayı düşünmüyoruz. Bu bir keyif projesidir ve neşemizin, keyfimizin kaçtığı yerde biter. Yer altında da yer üstünde de sevilmek, müziğimizi paylaşmak isteriz elbette. Yeter ki insanlar samimiyetimizi ve anlatmak istediklerimizi anlasın.

''Kafam seninle Güzel'' albümüyle ilgili gerek Müzik tarzınız, gerekse lirikler ve diğer konular hakkında biraz bilgi alabilir miyiz? Albümden beklentileriniz nelerdir?

Bu albümün aslında en büyük farkı biraz daha az neşeli olması, daha fazla gergin parça var eskiye göre. Nedeni de belli, hayat... Yani grubun ayrı ayrı bireylerinin yaşadıklarıdır albümü bu noktaya taşıyan. Ama tabi depresif bir albüm yok ortada, kararında bunalım diyelim Diğer bir önemli konu albümde süpervizör olarak Deniz Yılmaz’la çalışmış olmamız. Deniz’le 4 şarkıyı baştan düzenledik. Bir şarkıda sözlerde payı oldu, bir şarkıda vokallerde yer aldı. Kayıt başlamadan setup’ın kurulmasında bulundu. Amfi, gitar tonlarının seçimlerinde de çok yardımı oldu. Deniz ve Kurban grubu zaten Türkiye’de gerçekten ayrı tuttuğumuz insanlar. Bu anlamda Deniz’le çalışmak bizim için çok güzel oldu. Ayrıca son albümlerde mix ve mastering işlemleri için Avustralya’dan Mat Voigt ile çalışıyorduk. Bu albümde ise, yıllardır kayıtlarımızı yaptığımız Deneyevi stüdyosundan Taylan ve Ergin arkadaşlarımız bu işleri yaptılar ve çok da memnunuz açıkçası.

Beklentilerimizin başında çok kişiye ulaştırabilmek var albümü. Bunun için biran önce CD formatında çoğaltım aşamasına geçip, kapağıyla, sözüyle, herşeyiyle, albümleri postaya vermeyi bekliyoruz. Gerçi şu anda tüm albüm sitemizden zaten indirilebiliyor. Sonrasında albümdeki şarkıları konserlerde canlı canlı çalabilmek istiyoruz.

Sarışınlar Boktur şarkısını yaparken bir tepki bekliyor muydunuz? Bu şarkının bir hikayesi var mı?

Özellikle tepki almak için yazılmış bir şarkı değil. Utku’nun iki adet sarışın sevgilisi tarafından üstüste terkedilişi sonrasında çıldırmasıyla birlikte bir-iki saat içinde, bir anda çıkmış bir şarkı sadece
Genelleme falan da aslında, iki kişiye özel... Memlekette aşk acısı ve terkedilme öfkesi ve paniği yaşayan çok arkadaş varmış meğer Ama iyi oldu, en kötü konserde bile bir tepe anı sağlıyor, rock&roll bir parça, hep beraber coşuyoruz işte.

Zardanadam,dinleyicisine karşı çok samimi,mail attığında cevap alabiliyorsun. Daha doğrusu birilerinin samimiyetsiz olduğunu hissedebiliyoruz. Birilerinin cevap vermeyecek mertebeye çıkaran nedir?

Bu sorular zor oluyor, çünkü aslında bilmiyoruz. Ama tahminen zaman bulamıyorlardır arkadaşlar. Ama bize ulaşan herkes, cevap almayı hakediyor çünkü kolay ulaşımıyor bize, markette yokuz. Afişlerde yokuz, sağda solda, her gün çıkmıyoruz, görünmüyoruz. Demek ki, bir yerlerden bulmuş, dinlemiş, kafa yormuş sonra da bize ulaşmış, duygularını paylaşmış. Bu bizim için değerli ve bize sürekli devam etme gücü, inancı veriyor bu mailler. Dolayısıyla mutlaka yanıtlanmalı. Başka gruplar, sanatçılar da umarız cevap verme imkanları olduğunda cevap verecektir dinleyenlerine.

Müzik medyasının size karşı tavrı ne?

Ana damar medyanın pek ilgilendiği bir grup değiliz. Ne zaman ki, bedava müzik; tanınan gruplar, sanatçılar tarafından da destek görmeye başladı, o zaman kıpırdanmalar oluyor. Ama biz sürekli bu konuda ele alınan bir grup olmak istemiyoruz. Eğer biz bu yöntemle, yeni çıkan gruplar için cesaret verici olduysak bu bize yeter de artar. Kendi adımıza, yayınladığımız şarkılarla, sözleriyle değerlendirilmek, müziğimizle konuşulmak isteriz daha çok. Nasıl yaptığımız meselesini konuşmak, anlatmak hiç bitmiyor. Biri de çıkıp “şu şarkınızın şu kısmı enteresan, hangi efekti kullandınız?” demiyor. Yani sonuçta biz öyle ya da böyle bir müzik grubuyuz ve ne ürettiğimizin değerlendirilmesini, kritiğinin yapılmasını istiyoruz. Nasıl yaptığımızın bir pazarlama stratejisi gibi algılanıp, bunun irdelenip durmasını istemiyoruz artık. Çünkü bizim için müzik bedava olması gereken bir sanat dalı ve biz de bu yüzden onu, ürettiğimiz müziği paylaşıyoruz.

Müziğinizi insanlara neden ücretsiz sunuyorsunuz Barısarock'ta sahneye çıktınız, o günden bu yana festivalin amacından saptığını düşünenler var,bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

6 yıl boyunca düzenlenen Barışarock’ta her yıl sahen alan tek grup biziz galiba… Önemli bir işlev gördü bu festival, bu coğrafyadaki standart düşünme ve davranma alışkanlıklarına karşı olan insanları bir araya getirdi, birbirinden öğrenmeyi sağladı. Birçok kişinin sevdiği grupları ücretsiz dinlemesine aracı oldu. Bizim için de küçükken hayranı olduğumuz Cem Karaca, Bülent Ortaçgil, Moğollar gibi müzisyenlerle tanışma, aynı sahneyi paylaşma fırsatı oldu. Amatör bir organizasyon olduğu için çeşitli sıkıntıları vardı, 80-100 bin kişinin katılmaya başlamasıyla, ticarileşmeye, siyasallaşmaya, markalaşmaya yani amacından çıkmaya başladı. Ancak takdir etmek gerekir ki kendini eleştirmeyi ve feshetmeyi de başardı. Şu an Barışarock’un yarattığı bir boşluk olduğu da gerçek, ancak keşke Barışarock gibi organizasyonlara gerek kalamayan hayatlar yaşayabilsek…

Heavy Metal'in geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hepimizin yeri geldiğinde tüylerini diken diken eden, hala da etmeye devam eden heavy metal için deriz ki: “Asla bitmez, asla ölmez!” Ama özellikle bizimki gibi bir ülkede sürdürülebilir bir yaşam biçimi olamıyor malesef. Lise ve üniversite yıllarında çılgınlar gibi metal dinleyen, konserlerden çıkmayan insanların pek çoğu, bir anda bankalarda çalışan, kariyer peşinde koşmak zorunda kalan, kravatlı, arabalı, dokuz-altı insanlarına dönüşmek zorunda kalıyor ve malesef o kafalarda sallanacak hal bırakılmıyor. Ama arkadan gelen nesiller yine sahip çıkıyor ve bu böyle devrede devrede gidiyor ve bitmiyor. Sadece şekil değiştiriyor, belki biraz küçülüyor ama gücü, etkisi, devam edeceği tartışılmaz bizce.

Sırada klasik bir soru daha. Favori içki anını bizimle paylaşır mısınız?


Zardanadam bildiği yoldan gitmeye devam edecek. O kadar çok ki, belki bir gün bu hikayeleri de yazarız.Cool Genellikle biz bir aradaykendir bu anılar. Biz kederli de olsak paylaşmayı, dayanışmayı, hayatı daha katlanılabilir kılmayı başarmaya çalışan bir grubuz, o nedenle içkiyle, sarhoşlukla ilgili birçok komik, keyifli hikayemiz var… Mesela yıllar önce bir konserin ardından kafamız güzel olmuştu, Cem hariç hepimiz sahneden inerken birbirimizin üstüne düşmüştük… Favori anı seçmek ise zor, herhalde iyi bir konserin ardından içilen ilk yudum diyebiliriz…

Rock Vault'a göz attıysanız fikirlerinizi duymak hepimizi çok memnun eder?

Haberler, röportajlar, makaleler, albüm tanıtımları, etkinlik haberleri... Daha ne isteriz Bir kere özgün ve kendi yolu var. Herşey çok özenli ve güzel. Ne kadar çok emek verildiği çok belli. Dolayısıyla yer almaktan çok mutluyuz, teşekkür ederiz.

Son olarak hayranlarınıza söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Önceki sorularda da konuştuğumuz gibi onların mailleriyle, söyledikleriyle, desteğiyle, devam etme gücü buluyoruz ve her geçen gün artıyoruz. İnsanlar sevgi sözcüklerini duymak için bazen aylarca, yıllarca beklerken, biz her gün, bir sürü insanın, sevgisini hissediyoruz. O yüzden gerçekten çok sağolsunlar. Onlarla birlikte uzun yıllar devam edeceğimize, onlara daha iyi şarkılar vereceğimize inanıyoruz. Biz de onları çok seviyoruz !

CEM KURTULUŞ/ AĞUSTOS 2009

Zardanadam Konseri/Abbasağa Parkı




27 temmuz Pazartesi günü Zardanadam konserindeydik,bundan önce Küçükçekmece şenliğinde çıkacaklardı ama bazı sebeplerden dolayı konser iptal olmuştu,ama bu konser her şeyi unutturdu,Mekana daha önce gitmemiştim ama sorarak öğreniyorduk ,ben mekana geldiğimde ayarlar kontrol ediliyordu,Beşiktaş semtinin halkı orda bulunuyordu.Küçük çocuklar,gençler,yetişkinler herkes ordaydı. Festivalin elbette amacı vardı,abbasağa park’ı yanılmıyorsam otopark yapılmak isteniyordu bunun için bu konserin amacı buydu. Otopark olmaması için insanlar elinden geleni yapmak istiyorlardı,kısaca Beşiktaş halkı bütünleşmişti,Zardanadam’da bizleri kırmayarak konsere çıkmayı kabul etmişti.


Başlarda oturuyordum ama durmadan eşlik ediyordum özellikle davul ritimlerine ayak uydurmak harika bir şeydi. Rockn roll’da tek önemli olan şey müziğe ayak uydurabilmektir,bende bunu yaptığımı düşünüyorum.Erbatur’un Rock’n Roll dövmesi her şeyi açıklıyordu aslında,o güzel ses tonuyla erbatur konsere girişi yapmıştı.Playisti sıralamak doğru olmaz çünkü bazen şarkı seçemiyorsunuz.

Ama yeni albümden şarkıları çalmayı ihmal etmediler,bunun en basit örneği ‘’Beni seversen’’şarkısı.O şarkı çalarken şarkılara da eşlik etmeyi unutmuyorduk. Eski albümlerden de şarkılar çaldı,bunlardan biri tamamböceği idi,etrafa eğlence saçıyordu,gruptan gitarist tolga’da seyirciyi coşturmayı ihmal etmiyordu. Tolga başta olmak üzere diğer elemanlar seyirciyi eğlendirmeyi biliyordu.

Şarkılar ilerliyor idi ben tabi bir yandan " gidiyor gençliğim"  diye bağırıyordum,mükemmel bir sese sahip olan Utku’dan o şarkıyı dinleyecektik,albümde herhalde 50 defa dinlemişimdir,şarkı bağımlılık yapmıştı,şarkı insanı eski zamanlarına götürüyordu,ses sisteminde biraz aksaklık yaşanıyordu,ama yine de ses duyuluyordu.

"Ben gidiyor gençliğim" şarkısını beklerken,gözümün yaşını sildim ben şarkısını bekleyenlerde vardı ama gidiyor gençliğimi çalmaları beni çok mutlu etti,eminim başka dinleyicileri de mutlu etmiştir.Zardanadam,bizleri eğlendirmeyi devam ediyordu,yorumlarımı playiste göre yapmıyorum,ve şimdi sırada Küçük Şirin Bir Cuma Akşamı şarkısı vardı,o şarkıda sadece gitarlar konuşuyordu,bende gitarı takip ediyordum.Bugün Cuma saat 10 aşığım gerisi boş dediğinde erbatur,eşlik etmeye devam ediyorduk.Ama o kısımı nedense çok seviyorum.Konseri sarışınlar boktur şarkısıyla bitirdiler,sahneye bir küçük çocuğun çıkması da güzel bir görüntüydü,hatta tolga’nın gitarına küçük çocukların basması ayrı bir olaydı.Tolga,deniz diye bir kıza da pena vermişti, kız mersinden gelmişti. ..Şöyle kısa bir playist geçelim

Buradayım aslında
Tamamböceği
Sarışınlar Boktur
Gidiyor gençliğim
Beni seversen
Çelişkiler
Küçük Şirin Bir Cuma akşamı
Mayıs

Yazan:Cem Kurtuluş

28 Ağustos 2009

Rakiplerimiz S.Bükreş, Twente ve Sheriff



Biraz şanslıyız diyebilirim,sheriff takımı moldovya'dan,sheriff'i kolay bir rakip olarak görüyorum ama futbol oynanılmadan kazanılmıyor.Bu gruptan lider çıkmamız gerekir ,daha zorlu gruba da düşebilirdik ama zayıf bir gruba düştük.Birinci biz ikinci Steau Bükreş olur diye tahmin diyorum.Steau bükreş evinde iyi oynuyor hatta galatasaray'ı bile elemişlerdi,ne kadar iyi bir takım olduğunu göstermiştir.

Başarılar Fenerbahçem.


Maç programı da şöyle

17 Eylül Perşembe- Saat 22.05
Fenerbahçe – Twente

1 Ekim Perşembe
FC Sheriff – Fenerbahçe

22 Ekim Perşembe
Steaua Bükreş – Fenerbahçe

5 Kasım Perşembe
Fenerbahçe – Steaua Bükreş

2-3 Aralık 2009
Twente – Fenerbahçe

16-17 Aralık 2009
Fenerbahçe – FC Sheriff

Yazan:Cem Kurtuluş

Atma Ziya Atma!



Bu pankart umarım birilerine birşeyler anlatmıştır.Yönetim bundan birşeyler çıkarmıştır gerçi aziz yıldırım,pankartın inmesi için görevlilere talimat vermiş.Kimin astığını öğrenmek istemiş ama öğrenememiş. Pankart sokulması normalde stadımıza yasak,ne günlere kaldık önceden stadımız pankartlarla dolu oluyordu şimdi ise çok farklı.Ben buna şaşırıyorum. Fazla söz söylememek gerekir aslında bu pankart herşeyi açıklıyor.

Atma Ziya Biletler 55 Lira...

Yazan:Cem Kurtuluş

24 Ağustos 2009

KÜMEYE DİYARBAKIRSPOR



Diyarbakır maçları her zaman Fenerbahçemiz için zor geçmişti,açıkçası bu maçta puan kaybetcek diye korkuyordum,Trabzon maçında izlediğim diyarbakırspor ,çok sert,sakatlamaya yönelik oynuyordu,hatta oyuncularda sakatlandı,bu maçta da ondan korktum açıkçası o 8 numaralı oyuncunun sokakta görsem yüzüne tüküresim geldi adı Erdal mı neydi,hep ayağa çalışıyordu ama nedense oyundan bir atılamadı.

Zaten Diyarbakır taraftarlarını anlatmaya gerek yok bu terbiyesizler… bu lige çıkmasın artık ya da çıkarmasınlar bunlar 2.ligde’de aynıydı birinci ligde’de aynı hiçbirşey değişmiyor bunlar için.Maça iyi başladığımızı söyleyemem,çünkü Diyarbakır oynatmamak için sahaya çıkmış özellikle ayman ve Erdal denen kişiler sakatlamaya yönelik hareketlerde bulunuyordu.Bilika bana göre çok hata yapmıştır,onların zenci forvetlerinden biri ikide bir geçiyordu.

İlk gol’de volkan’ın hatası yoktu,Bilica o pozisyonda o adama top vurdurmadı,ama pozisyonu iyi takip edemedi,Lugano adamı tutmasına rağmen Bilica pozisyonu koruyamadı.İlk yarı kısık bir şekilde geçti,diyarbakır’ın o sert futbolu takımımızı biraz durdurdu sayılır.Gökhan gönül’ün muhteşem golü ile ilk yarı tamamlandı.

İkinci yarı başlayınca,diyarbakır’ın havası söndü,yine sert oynadılar ama bu defa yemedi,ikinci yarı yine çakmak,taş ne varsa o taraftarlar attı,hatta lugano’nun kafasına geliyordu,eğer kafasına gelseydi herhalde ölürdü,abartmıyorum ölürdü.Sadece ona mı christian baroni köşeye gidiyor korner kullanmaya ,ordan bile su şişesi geliyordu.Sonra maç hızlanmaya başladı kazım’ın golü biz Fenerbahçelileri ateşledi.

Semih son noktayı koydu penaltıyla,açıkçası penaltıya şaşırdım ben çünkü normalde bizim takıma bu kadar erkan penaltı verilmezdi hakem herhalde tırstı da penaltı verdi böylece diyarbakır’ı yerin dibine batırdık.Maç bittikten sonra olaylar sürüyordu,Diyarbakırlılar taş atıyordu,polislerde biber gazı sıkıyordu,bundan gazetecilerde nasibini aldı.

KÜMEYE DİYARBAKIR…

Yazan:Cem Kurtuluş

20 Ağustos 2009

Sion 0-Fenerbahçe 2



Sion-Fenerbahçe

Maça büyük eksiklerle çıktık,Alex,Memet topuz,Kart cezalısı Bilika Sion karşısında yoktu onun yerine Lugano oynayacaktı o da tam hazır değildi ,çünkü geldi gitti dedikodularından sonra takımda kalmıştı tabi Bilica yokken ilk 11’de oynayacaktı.Bir kaç kademe hatası yaptı ama fazla açık vermedi,Deniz’in sakatlanması biz Fenerbahçelileri üzdü,Roland Koch sanırım takıma çok yükleniyor,böylece sakatlıklar meydana geliyor.Önder,oyuna girdi,hatası yoktu nerdeyse,görevini en iyi şekilde yaptı.

Maça geçelim şimdi Fenerbahçe bugün kendini hiç zorlamadı,zorlamasına gerek yoktu ama oynadığımız futboldan memnun olduğumu söyleyemem kontratak futbolunu hiç sevememişimdir. Fenerbahçe ,bugün kontrataktan gol aradı başarılıda oldu herhalde Guiza,o pozisyonları kaçırmasaydı 5 olurdu.

Takımda beğendiğim üç oyuncu vardı Cristian ,Emre ve Santos idi,görevlerini çok iyi yaptılar,Emre,sahanın her yerine ayağını bastı,Cristian görünmeyen adam idi,gereken müdaleleri yaptı,onu yıkamadılar tersine o,adamları yıktı karşısında duramıyorlardı. Santos’u anlatmaya gerek var mı bilmiyorum,golüyle bir kez daha klasını konuşturdu,nefret ettiğim bir nokta ise bazı futbol dinleyicilerinin bu maçta devid’i yerden yere vurmasıydı,adam daha ne yapsın zaten sakat adam,yine de görevini en iyi şekilde yapmaya gayret gösterdi.

İlk yarı Fenerbahçeyi fazla beğendiğimi söyleyemem çok tırsak bir top oynadık sanki,rakip oynatmamak istiyordu ama çok sert top oynuyordular hakem de buna göz yumuyordu bize yapılanları görmüyor,adam kendini atınca onlara veriyordu.Kazım Kazım’ın adama dokunmadığında bile foul çalmıştı.O Paito denen adam,Kazım’ı kaç defa yere düşürdü ama hakem maçların sonlarına doğru sarı kart verdi,yaptığı foul ise kırmızı kart idi.Adamlar zaten bütün Afrikalıları kendi takımına getirmiş,toptan çakmıyorlar mı desem bilemiyorum çünkü direk adam sakatlamaya yönelik müdahelede bulunuyorlar.Carlos’a foul yaptıkları pozisyon beterdi,orda carlos profesyonel olmasa sakatlanırdı,akıllı adam biliyor işi.

Aslında ne denir bilinmez,lafı kısa tutmak gerek. Bir mucize olmasa turu geçeceğiz

Bütün Fenerbahçelilere sevgilerimle.


Yazan:Cem Kurtuluş

19 Ağustos 2009

W.A.S.P. - Helldorado



















W.A.S.P. özellikle okyanusun ötesi Amerika'da her dönem sevilen bir grup oldu. Ülkemizde ne kadar sevildiği aşikar, konserine bile 300 kişi gelmişti... Her ne kadar kariyerlerinin ilk aşamasında ve son dönemde faşizan çağrışımlı, seksist sözler yazsalar da Blackie Lawless her zaman kendini sol kanatta gördüğünü söyler - ) Kritik konumuz albüm 1999 yılında çıktı kimileri sevdi kimileri sevmedi. Blackie her zamanki o isyankar sesiyle yeri göğü inletiyor. Riff ve melodilerde de alışılageldik W.A.S.P kalitesi var albümde. Bu bariz albümün başından itibaren belli ediyor kendini.

 Albüm, kısa konuşmaların olduğu  motorsiklet seslerinin geldiği " Drive By"   açılıp “ welcome to hell “ mesajıyla karşılıyor bizi, bunun ardından eski W.a.s.p dönemlerini hatırlatan Blackie’nin yırtıcı vokaliyle “ Helldorado  ile yükseliyoruz. Temponun düşmediği, Blackie’nin üst performans gösterdiği haliyle kendine hayran bırakıyor.  Cehennem yolculuğuna davet ediyor şarkı bizi. Western filmlerinden bir parça bulmak mümkün. Blackie, isyankar sesiyle her zamanki gibi damga vuruyor şarkıya.

 Sapkınlık,seksüalite ve oral seks tabanlı lirikleriyle   “ Don’t Cry(Just Suck)"  Blackie Lawless yine kendini belli ediyor. “ You'll be my little whore “  nakaratlarıyla  konuyu özetliyor. Tempo yönünden durmuyor, enerji depoluyor. Bir rivayete göre şarkının lirikleri Chris Holmes’ın anıları üzerine yazılmıştır. Diğer şarkılara göre sakin bir girişe sahip "Damnation Angels" mid tempoda ilerleyen, klas ve lezzetli sololarıyla kendinden geçiren  günahkar olduğunu simgeleyen lirikleriyle cehennem yolculuğundan kesitler sunuyor.  
Klasik Blackie  yasaları  “ Dirty Balls”   liriklerinde kendini belli ediyor.  “High on the Flames” gitarlarda Ac/Dc  rifflerini hatırlatıyor. Albümdeki genel itibariyle denk geldiğimiz lezzetli sololara burda da rastlamak mümkün.

"Cocaine Cowboys"  albümün  enerji yönünden en yüksek şarkılarından biri oluyor. Blackie’nin yırtıcı sesiyle enerjisine yetişmek mümkün olmuyor, sesini öylesine sergiliyor ki gövde gösterisi yapıyor adeta.

Hızlı bir o kadar enerjik dinlerken insana keyif ve gaz veren  "Can’t Die Tonight"  alkole dair gecenin tadını çıkarmalık lirikleriyle, klasik lezzetli sololarıyla da iyi iş çıkartıyor.

Albümü toparladığımız zaman; “ Helldorado “ alkolün, seksin kol gezdiği daha çok seksülalite sözlerin hakim olduğu, Blackie’nin isyan çığlıklarını duyduğumuz, klas sololarla baş döndüren sıkı bir heavy metal klasiği. Her ne kadar bazı kişiler tarafından kötü bir albüm olarak lanse edilse de 90’ların sonuna  doğru çıkan en kıyak heavy metal albümleri arasında baş sıraya konulabilir.

Cem Kurtuluş,2009