// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

28 Mart 2011

Peyk - İçimdeki İz (2011)














2007 yılında “Suluşaka” albümü ile yakalanan başarı, 2. albüm ile pekişmeye hazır; Peyk, daha derin, daha yoğun bir albümle geri döndü. Kaldığı yerden devam ediyor. Albümün ismi “ İçimdeki İz’’ Suluşaka’ya göre bu albümde melodik alt yapı öne çıkıyor,  önemini yitirmiyor. Trompet, trombon ve akordeon ile müzikleri daha keyifli bir hale geliyor.   İlk albüme göre albüm biraz farklı bir noktada. Müziklerinde bariz hissedilen; bir önceki albümün üzerine koymak dediklerini “ İçimdeki İz “ albümünde Peyk ile görmek mümkün. Albüm;  kendisine ismini veren “ İçimdeki İz “ ile açılıyor.  Derinlerde yatan izlerden başlayıp “ her devrin ayrı “ sözüyle devam eder.


Politikliğini konuşturan ders niteliğinde adaletsizliğe inceden ayar veren  “ Dol Gözüm Dol’’  rock gruplarındaki protest tavrını bariz gösteriyor. Hukuk düzeninin hiçe sayıldığı, demokrasiyi çiğneyenlere “  arsız hırsızlar “ diye sesleniyor.“ Gamsız Öküz’’  ritimleriyle eğlendiren insanlığa sözleriyle sözünü söyleyen, “ Her yol roma’ya çıkmaz’’  n akaratıyla ağzımıza sakız oluyor.  

Albümün en popüler parçalarından biri  “ Sobe’’   aklınıza mahalle aralarında oynadığımız sobe gelmesi muhtemel. "kim sana bunu yap “ diye soruyu şarkı bize yöneltiyor, sorular içinde sobe oluyoruz. Saklanıyoruz ve sonuna yaklaşmadan sobeleniyoruz. Sistemin sorgulaması içerisinde ilerliyor. Dini imanı para olanlardan, yalan dolanlarla insanları kandıranların sözsel olarak ifadesi “ Don Kafa “ da vücut buluyor.   “Yok mama yok, din imanı para, Al bizi sat bizi, Olurumuz kaça? ”  sözüyle nokta atış yapıyor.

Piç bırakılmış insanlığın kendine sövdüğü bir şarkı “ Piç” kendi kendimize söylendiğimiz zamanlardan her yere kadar uzanıyor.  Eğlenceli ritimler şarkıda belirgin, dırım dırım  kısımları harekete geçiriyor.“ Yol”  son çalan telefonlar, yalnızlığa methiye ve süren yol üzerine düşündüren şarkı. Favorilerimden.“Tuşlar öyle uzak ki, öyle tuzak ki, öyle yasak ki, Yasak ki, yasak”  

Piyasada birçok  çıkan kötü albümden sonra Peyk’in bu albümü ilaç  gibi geldi . Dini imanı para olanlara Peyk ayar vermeyi ihmal etmiyor, sözleriyle ders veriyor, eski zamanlara selam çakıyor!  Yine sözünü söylüyor, yine sistemde  bozuk giden şeylere ses çıkarmasını biliyor!


Cem Kurtuluş, 2011




GRUP VİTAMİN

















90’lara damgasını vurmuş grupların başında gelir Grup Vitamin. İsmail şarkısıyla akıllara kazınmıştıır Şarkılarında her şeye eleştiri vardı. 90’ları anlatıyordu şarkıları. Her şeyi buluyordunuz şarkılarında.   Hem gülüyordunuz hem düşündürüyordu.  

Her ne kadar  onların çıkışı benim bebeklik dönemime denk gelse de seneler ilerledikçe onları keşfetmiştim.  Bir yerlerden duyuyorduk şarkılarını.  Popüler kültüre karşıydılar. Gökhan semiz grubun her şeyiydi. 

Herkesin gözünde de öyledir. O öldükten sonra her şey beter oldu. Büyük hüzün hakimdi. Sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. İsmail,dozer abuzer,rambo şarkıları  akıllara kazınmıştır.  Grubun ilk dönemleri  bombadır . Bizleri güldürmeye başarmışlardır. 

Ama Gökhan semiz’in ölmesi hiç iyi olmamıştı. Gökhan semiz ölmüştü ama iyi günler Türkiye albümünü grup çıkarmıştı.  Gökhan semiz öldükten sonra hiçbir şeyin tadı tuzu yoktu. Grubun ruhuydu,elbette diğer elemanlarında katkısıda vardı ama Gökhan semiz başkaydı. Ve dozer abuzer şarkısının sözlerini yazalım tam olsun.

lan abuzeeeeeeer... abuzeeeeeer

magandalık ırsi mi, gaciler benden tırsiy mi?
ben sevdim eller aldı, ellerim bomboş kaldı.

benim adım abuzer
arkadaşlar der dozer
kızın abisi çok üzer
"ellerim bomboş"

suç mu arabesk dinlemek?
ayıptır kıro demek
okuma yazma bilmemek... bir lisan, bir insan, iki lisan.. sakla samanı (...) yorganına göre şeeet.

lan abuzeeeeeer.. abuzeer
lan abuzeeeeeer.. abuzeer

beni hor görüyorlar! kötü davranıyorlar!
acep ne istiyorlar? (istedim de vermedin)
zonta fransızca mi? nedir bunun anlami? en sonda bizim dursun
(eline gözüne dizine de dursun)

kimse beni duymadı! bacılar bana bakmadı!
çok sevdim yine olmadı (olmadı olmadı gitti)
okumayı örgendim, çok kolaymış efendim. isterseniz biraz okuyim:
oku bakiim (aayı) oku bakiim (aayı)
oku bakiim (aayı) oku bakiim (aayı)
oku bakiim (aayı) oku bakiim (aayı)

lan abuzeeer.. abuzeer
lan abuzeeer.. abuzeer

telaffuz et (aayı) oku bakiim (aayı)
ismin neydi (aayı) oku bakiim (aayı)
burcun neydi (ayı burci!) nerelisin (aayı).
oku bakiim (aayı)

GRUP VİTAMİN, 90’ların unutulmaz gruplarından biridir. Onlar hakkında ne söylesek az olur. Söylenecek tek şey herhalde ‘’Çılgın çocuk iso peşindeyim’’ Olurdu.

28/03/2011

Yazan:Cem Kurtuluş

27 Mart 2011

Kill For You :Senin İçin Öldürürüm !!























Her şey benim için küçük yaşta başlamıştı. O zamanlar grup ismi bilmezdim. Babamın omzunda maçlara giderdim, çoğu zaman biletlerin pahalı olması nedeniyle babam maça götüremezdi, ama çocukluğumdan kalan anılar  aklımda kalmıştı. Meseleye gelirsek ben ve benim gibilerin çocukluğunda sempati duyduğu gruplardan biriydi Kill For You. Anlamı itibariyle, yaptığı icraatlerle çok şeyle.

Çoğu isimsiz kahramandı. Küçüklüğümden beri onları takip ettim, hep takip etmekle yetindim. Karşıdan izliyorduk. İlk önce numaralıdaydılar.  Her Galatasaray maçı öncesi galatasaraya olan nefretlerini görmeniz kendinizi onlardan biri görmenizi sağlıyordu. Onlardan biri derken; her Fenerbahçeli gibi.

 Numaralıdan sonra maratonda oldular.  O sarı montlular olarak aklımızda kalmıştı, sonrasında beyaz montlular. Yaptıkları pankartlarla önde oldular ama önde olmaları reklamcı bir tribün politikasında değillerdi.

Numaralıyı efsane yapan onlardı, Türkiye’nin bağıran tek numaralısıydı.  ama onun daha da öncesi vardı. Grubun resmi kuruluşu 1996 yılıydı. Onun daha öncesinde 80’lerde numaralıyı efsane yapan kadro aynı zamanda Kill for you’nun kurulma sebeplerindendi.

Onlar hiçbir zaman reklam yapmak için bu yola çıkmadılar (!)

Her şeyi derin ve sessiz hallettiler. Olmadığını düşündüğünüz anda onlar çıktılar. İsimsizdiler. Yapılan çoğu şey vardı bu icraatlerle birlikte.  Köprüde Galatasaray bayrağı kesen onlardı, fatih terim’e yendiğimiz maç sonrası ‘’iyi ki doğdun terim’’ diye sürpriz yapan onlardı. Yunanistan takımı panathinaikos ‘a karşı 1453 fatih sultan Mehmet pankartı açan yine  onlardı. 

1998 yılı Parma maçındaki efsane tribünde Kill for you yazılı tişörtlerle zihnimizde yer etmişti, sadece bunlarla sınırlı değildi. İlk kar maskesi onlar tarafından çıktı.  Taktığınız atkı ile onların giydiği ürünlerle ‘’KFY ‘’olunmadığını her Kill for you ruhunu bilen biliyordu. Onları özelliği Fenerbahçeye olan bağlılığı, isimsiz bir şekilde icraatlarını yapmasıydı. 

Kendinizi onlardan görebilirsiniz her Fenerbahçeli gibi. Onlar sessiz ve derinden yaptıkları icraatlarla bilindi. Gerisini söylemeye gerek yok.

KFY’nin küçüklüğünden beri sempatizanı oldum.  Seneler geçtikçe o KFY ruhuna sahip olan insanları tanıdım. Fenerbahçelilik ruhunun en büyük temsilcileriydi onlar. Kimileri sevdi onları kimileri sevmedi. Onlar birbirlerini uzun zamandan beri tanıyan insanlardı. Herşey underground olmakla başlamıştı zaten. Ama her şey şimdi çok başkalaştı, çünkü o underground ruh kayboldu…

27/03/2011

Yazan:Cem Kurtuluş


21 Mart 2011

Edip Cansever - İki Kent





















Dizlerinde kalırsın bir akşam vakti
Soluklarına uğrarsın, kısılmış gözlerine
Geçersin geçersin geçersin
Gökteki tek yıldızdan üşüyerek.

Görüyorsun değil mi
Ne kadar inceldi kent
Ansızın bir kent daha görünecek.

Bak işte, duyuyor musun
Öpüldün bırakıldın sanki
Bir değil iki türlü senin de soluğun.

EDİP CANSEVER

20 Mart 2011

Deplase Arena " İnandık Size Bu Sene " (20.03.2011)














Nereden, nasıl başlamalı anlatmaya tam bilememekle beraber hikayeye kolay bir giriş yapılamayacak olması oraya gidenlerin malumudur. Belki de böyle bir deplasman bir daha yaşanmayacak dediğimiz deplasmanlar vardır. O deplasmanlardan biriydi Arena deplasmanı. Deplasman demek doğru da değil,aynı il sınırları içerisindeki duruma da pek “ deplasman “ niteliği taşımaz. Her neyse konuyu kısa kesersek Arena deplasmanında  biletlerin internette satışa sunulmasından sonra çoğu kimse bilet alamamıştı.  Bir anda klasik olarak sistem çökmüştü,ama böyle maçlarda bağırmak için gırtladığını orada bırakmak için pek çok hazır durumdaydı. Biletler bir yerlerden çekilmiş olsa da,sistem çökse de bu maça gitmemize engel değildi.  Benim gibi en az 500 ya da 1000 kişinin bileti yoktu, belki de bu sayı bundan daha fazlaydı. Ama mevzu eğer otobüsün içine binmekse gerisi kendiliğinden gelirdi, ki Salı pazarında tayfalar yerini almıştı. Eğer otobüse biniyorsan maça girersin,bir şekilde zorlarsın sözü tam da bu maç için biçilmiş kaftandı.

İstikamet klasik olarak Salı pazarıydı, otobüsler 17.00,17.30 arası   yola çıkmak için yerini almıştı.  Biletli biletsiz bütün kafayı kırmış Fenerbahçe manyakları, tribünün en eski adamları yerini Salı pazarında almıştı. Eski biletlerle otobüslere daldık, camlar kırık ve o eski old school ruhunu yaşatan agresiflikle yola çıkılmıştı.  Eski deplasmanlara gidilen eski belediye otobüsleri tahsil edilmişti.  50 otobüs arka arkaya yola çıktı, belki de daha fazlası... Bunu orada olanlar herkes iyi biliyordu, dahasına da pek  de gerek yoktu açıkçası.

 Otobüs başına 200 manyak adam bugünü beklemişti.  Bunların haricinde ataköy civarından 10 otobüs hareket etti.  Stada gidişimiz olaydı zaten. Simalar kendini belli etmişti.   Stad yakınlarında agresif FENER tribünü kendini belli ediyordu.  Yanan meşaleler, kemerle aşağı inmeler, pek çok şey her şeyin habercisiydi. Yokuşa doğru otobüsler yerini almıştı, hepsi camsız sayılırdı. Yokuşta iner inmez  yukarıya kol kola " Fenerbahçe sen çok yaşa " tezahüratlarıyla çevik kuvvet eşliğinde gidiyorduk. Kimsede bilet yoktu. Bir şeyler olacağı bir şekilde belliydi. Fenerbahçe tribünü için Arena’da yapılacak ilk derbi deplasmanıydı.  

Bilet sırasına girdikten sonra az çok ne olacağını kestirebiliyorduk. Polisin biber gazı atması sonucu turnikelere yığıldık, mevzu orada patladı. Birileri üstlerden,birileri polis engelini yıkarak geçmişti. Simaların her biri barikatları yıkmak için ant içmiş gibiydi. Biz de oralarda bu tribünün bir parçası olmakla gururluyduk.Bir yandan spor büro içeri girenlere müdahale etmeye çalışssa da bunları başaramamışlardı.  " İnandık size" atkıları maçtan önce dağıtılarak görsel şölen oluşturulmuştu. Susmayan,agresif Fenerbahçe tribünü Arena'da yerini almıştı. Bir daha gidemeyeceğimizi bilsek de her şeyi yapmıştık. Delirircesine, çıldırasıya, Her şeyi göze alarak...

 Biz olayın maç faslında değil,tribün faslındaydık. Hakkını vererek; eskisi gibi gırtlağımızı orada bırakarak tamamladık bize verilen görevi…

 Cem Kurtuluş, 2011

18 Mart 2011

"Bu Zamanda Rock'n Roll Söylenir mi Kardeşim? " Grup Devil- (1987)













80’lerde memlekette sıkı yönetimin olmasıyla yasaklar gelmiş,diğer yanda da rock’n roll için ortaya çıkanlar vardı.  Grup DEVIL’in ortaya çıkış sürecinde Taşdöğen kardeşler olarak nam salan oyuncu olan Selahattin Taşdöğen dönemin kaynaklarına göre gruba bir takım yardımlar yapıyordu. 80’lerde sahne şovlarıyla kendinden söz ettiren bir Grup Devil gerçeği vardı, bunda da bahsedildiği üzere o dönemin oyuncularından Sebahattin Taşdöğen’in gruba katkısı vardı. Gazete manşetlerinde “ Bu da Bizim Kiss” yazıyordu Devil için.  Yıl 1987 olduğunda  kaydettikleri şarkıları  Armoni Plak aracılığıyla kasete dökmeyi başardılar.

Kendi isimlerini taşıyan albümleri  her yönüyle dönemin en iyi albümleri arasındaydı.  80’lerde dünyada NWOBHM etkisi hakim olmasından ötürü dönemin gençleri de bu akımdan etkilendi, bu da müziklerine yansıdı. Kimileri tarafından grup Whisky ‘nin gölgesinde kalmış yorumları da yapılmıştır. 

Albüm, açılışını; kasvetli notaların hakim sürdüğü, ağır ağır ilerleyen atmosferde “Kabus“ şarkısıyla yapıyor. Klavyenin baskın olduğu geçmişin izini süren bir hissiyatı vermesini biliyor.  Ağır ağır atmosfer yerini gitarların etkili olduğu, vokallerin de heavy metalin doruklarına çıktığı anlayışla karşılıyor.  Gitarlarda Ercan Birol’un yarattığı rifflerin döneminde ne kadar rock’n roll dolu olduğunu kanıtlıyor. Klavyenin de ne kadar önemli olduğunu Nejat Tekdal bize hatırlatıyor.

 İmkansızlıktan imkan yaratıldığı, ve darbeden sonraki çıkışta rock’n roll ile kafayı bulan gençlerin lirikerini konu alan “ Haydi Rock’n Roll “  dönemi anlatan bir şarkı olarak karşımıza çıkıyor. “ Yeter oğlum yeter, kafa derler buna “ sözüyle ailelere selam niteliğinde. Ercan Birol’un attığı soloların lezzetliliğine dikkat! Hüzünlü notalarda açılan “Neden Duruyorsun”  ballad niteliğinde duygusal yolculuğa çıkarıyor. Lirikleriyle dünyanın döndüğüne dair umut mesajı vermesinin yanında ayrı bir hüznü barındırıyor. 

Rock’n  roll ritimlerinin eğlenceye dönüştüğü “Delisin Sen Deli’’ lirikleriyle rock’n roll gençliğinin hikayesinin özeti. “Neden dedi ortalıkta hippi gibi dolaşıyorsun” nakaratıyla da nokta atış yapıyor!  “Rüya” klavyenin büyüleyici notalarıyla, hızlı ve bir o kadar ritmiyle durdurak bilmeyen melodilerle devam ediyor. Gasko lakaplı  Gazanfer Vatansever’e sözlere ait olan  “ Atom Devri Kızları’’ o dönemki kızlara ithafen yazılan bir şarkı. Bu şarkının kayıtları için Yugoslavya’ya gidiliyor.   Bir kez daha Ercan Birol’un ne kadar önemli gitarist olduğunun kanıtı bu şarkıda kendini belli ediyor.

Albümün hüzünlü şarkılarından  “Güzelim”  sıkı bir ballad. Klavyedeki melodilerin o duygusallıkta dokundurucu niteliği var.  ”Şaban " o dönemin hafızalara kazınan parçalarından biri olarak karşımıza çıkıyor, klavye'nin rolü büyük.  80 döneminde Avrupa'ya gidip zengin olacağını düşünen gençliğe sesleniyor bu şarkıyla Devil. 

Dünyada 80’lerde Heavy metal, Nwobhm etkileri sürerken, Türkiye’de  1980 darbesinin etkileri sürüyor, biy yandan da arabesk müzik hakimdi, ama bir de bir yanda konserlerde delice eğlenen, heavy metal’in doruklarında müzik yapanlar vardı. Küpe takmanın, uzun saç uzatmanın , rock müzik dinlemenin ağır ceza olduğu zamanlara selam ediyor  “Devil”  bu albümüyle.

 Kadro;

Sabahattin Taşdöğen – Vokal

Nizamettin Taşdöğen – Bass Gitar

Davul – Gasko (Gazanfer Vatansever)

Klavye – Nejat Tekdal

Tuncer Taşdöğen – Back Vokal

Ercan Birol – Lead Gitar

 

Cem Kurtuluş,2011

15 Mart 2011

D.R.I Konseri Ve Kritiği @14 MART 2011


80’li yılların thrash/hardcore ortamlarını bilenler o ortamlarda nasıl delireceğini bilen insanlardır. DRI’nin konser haberini aldığımda  beynimde şok etkisi yaratmıştı ve D.R.I’da ön grup Metalium’un çıkması bunu daha da tetikledi. Konser öncesi her zamanki muhabbetler sonrası Metalium’u gecikmeli olsa da yeniden izledik. Metalium’u en son 13 Ocak 2010 ‘da Studyo Live’da izledik çok da memnun kalmıştık bu konserde yıllar sonra sahneleri dönüşüyle herkesi fazlasıyla memnun etmişti.  Ard arda izlemek de bizler için klas olmuştu.  Metalium, hafızam yanıltmıyorsa bu konserde kısa süre almıştı,ama yıkımdan geri kalmayarak Denial,Pessimistic Warning, The Last Minutes, Suffer, Start The Slaughter, Behind The Power gibi dinamik parçalara yerini vermişti. 

D.R.I öncesi ısınma turlarıydı bunlar. Türkiye’nin en kült thrash gruplarından biri  olduğunu Metalium yine kanıtlamıştı bizlere.  Agresifliklerinden taviz vermediler, kısa da olsa delirtmeye yetti bizi.   Metalium sahneden indi  D.R.I’yı beklemeye koyulmuştuk.   Alkolik kafadan hatırladığım kadarıyla “ Beneath The Wheel”   ile girdiler konsere.  Ortalık tam thrash/hardcore konserlerinde olduğu gibiydi. 90’ların underground ortamlarında büyüyen nesil bu konserde yerini almıştı.  

“ Modern World,  Acid Rain, I Don't Need Society, Argument Then War, Beneath The Wheel, Who am i , Abduction “ çalınanlar arasında aklımda kalanlardı.   İki  saat boyunca hiç durmadan çaldılar bizdeki enerji bitti onlarda ki enerji bitmemişti.  Seyirciyi delirtmeyi iyi becermişlerdi.  Yere düşenler, burnu yamulanlar, ayaklarına darbe alanlar ,kendini kaybedenler,  tişörtünü çıkartıp sallayanlar her  şey vardı konserde. Hardcore konserlerinin özlenen tablosuydu bunların hepsi.  Kafamızda yükseklerdeydi. Muhtemelen  yaklaşık 20-30 parça çalınmıştır gece adına. Görülebilir en iyi thrash/hardcore konserinden birine tanıklık ettik 14 Mart 2011 gecesi.  3 defa kaşıma tekme yemem, 3 defa burnuma tekme yemem, ayaklarıma aldığım darbe ve bundan şikayetçi olmayacak kadar güzel bir gece… Belki daha fazlası olmuştur,ama daha az'ı olmuştur diyemem. Kısaca bize tam bir yıkım gecesi yaşattılar...

Cem Kurtuluş, 2011

12 Mart 2011

Kesmeşeker Konseri Kritiği@ 11 Mart 2011


 










Bir Kesmeşeker konserini daha geride bıraktık.  En son karga’da 20.yıl konseriyle kesmeşeker konserlerine start verilmişti ve bu start öyle devam etti. Şimdiki durağımız taksimdi, deplasmandaydık cenk taner’in deyişiyle.  Nedense Taksim’de kesmeşeker konseri oldu mu kesmeşeker dinleyicileri o kadar heyecanlanmaz. Hava değişikliği burada da kendisini gösterdi.  Mekana 22.00 gibi gittim 22.30 gibi kapıların açılacağını öğrenir öğrenmez daldık mekana. 

 Gruplar soundchecklerini bitirdi. Kesmeşekerden önce kırkbinsinek adlı bir grup sahneye çıktı.  Grubun performansını sevdiğimi söyleyemem. Bir an önce Kesmeşeker'in çıkmasını beklerken Kesmeşeker 00.30’a doğru sahneye çıktı. Bu sefer şarkı listesi  karışık gidiyordu. Yine kalabalıktı ama bu defa seyircinin performansı düşüktü.

İçenler, kargaşa içerisinde bulunanlar, kendini thrash metal konserinde pogo yapıyor sananlar, kafaları yerinde olmayıp rotayı kaptana çevirenler ve birçoğu…

  " Para pul,” ile kadıköy’den taksim arası mekik dokuyanlar ama gelemeyenler, “ çok film seyrettin oğlum kendine gel” ile cebimizdeki bozuk paraları saydık, eğlendik,yere düştük bazen. “Tut beni düşmeden” ile yükseğe çıktık, kendimizden geçtik az ve öz bir kitleyle. Güneşin olmadığı bir gece “işte güneş” ile ruhumuz güneşle doldu.

 Kadıköye selamımız aşklar bizi terk etti ile devam etti, treni kaçıranlar için ne zaman gitti tren paha biçilemezdi ve defterlerden onaylanmayanlar adına kendini sorumlu hissedenler adına “tek sorumlu” . Hepsi bu kadar değildi, “ Kaptan” ile kemerleri bağladık, uçuşa hazırlandık. Yağmurlu bir günden sonra maria ile kendimizle yüzleştik,özlediklerimizi “ gerçekten özleyince” ile yad edip acılara “ Acıların kralı” ile selam ettik.

 Şarkılar çalındı da çalındı.  Uzun konserleri özlemiştik. Ekip yine olduğu yerdeydi. Planlar dahilinde eğlendik.   00.30’da başlayan gece 03.15’te bitti  O saatten sonra da biz evlerimize döndük. 

Yine de güzel bir konsere tanıklık ettik. Kaptan’ın yorgunluğundan mı bilinmez bazı şarkılar uzatılabilirdi…

Yazan:Cem Kurtuluş