// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

30 Ağustos 2010

Eyyvah Eyvah (2010)






















Ata Demirer’in her zaman oyunculuğu benim için ayrı köşede olmuştur. Avrupa Yakası dizisinde kendinden söz ettiren Ata Demirer daha sonrasında bu gelişimini  albüm çıkararak taçlandırmaya devam etmiştir. Bu defa Ata Demirer “ Eyvah Eyvah”  filmiyle karşımızda.  Senaryosu kendisine ait olan “ Eyvah Eyvah “  sandalda kafaları çeken aynı zamanda şen şakrak arkadaşlarıyla eğlenen ama hayatı umursamamış gibi davranan  gemilerinin üstlerine gelince kendilerini denize atan insanların sahnesiyle açılıyor.  Filmin ilk bölümünde film bize Çanakkale’nin Geyikli köyüne davet ediyor. Klarnetçi Hüseyin ve arkadaşlarının üzerine konumlanan film ilk bölümüyle Müjgan’a olan sevgisiyle, babasını arayışlarıyla devam ederek sürdürüyor bu  bölümü. Çaldığı klarnetle bağını " derdimizi tasamızı üflüyoruz içine gidiyor " sözüyle anlatıyor. 

Bu bölümden itibaren Hüseyin’in İstanbul’da babasını arayışları, büyük şehirde yaşantısı ve bunun üzerine Firuzan’la tanışmasıyla süreç işleniyor.  Hüseyin’in babasını arayışlarıyla, maceralar üzerine şekilleniyor film.  Bir tür macera arayışında oluyor ve bu noktada ilerliyor. Daha çok filmin dili küfürün kullanıldığı değil, ince esprilerin dokunuşuyla gerçekleşiyor. Filmin içine bir takım mafya adamları da yerleşiyor, ama olmasa da olurmuş da dedirtebiliyor. Filmin kapanışı da filmin isminin neden " Eyvvah Eyvah " olduğuna dair cevabını veriyor.

Oyunculuklara gelirsek;Ata Demirer, filmde  trakya şivesinin altından başarıyla kalkıyor  bunun yanında partneri olan sık sık gördüğümüz isim Demet Akbağ filmdeki baş isimler.  Yan oyuncular da Bir Demet Tiyatro ekibinden ve tiyatro dünyasından   Bican Günalan’da filmde öne çıkan diğer isim oluyor.  Bütün oyuncuları saymamak adına film oyuncu kadrosu açısından  doyurucu bir nitelik taşıyor.

Ata Demirer’in Avrupa Yakası dizisinden sonra sahalara geri dönüş yaptığını resmiyette belli eden yönetmenliğini Hakan Akgül'ün yaptığı  ve  Recep İvedik gibi bol küfüre değil de samimiyete, sıcaklığa yer verdiği   “ Eyvah Eyvah “   gerek müzikleriyle, gerek esprileriyle hunharca kahkaha atacağınız değil, yer yer ince esprileriyle donatılmış  Ata Demirer’in klas işlerinden biri olmayı başarıyor. Belki bir başyapıt değil, ama gülmece türünün nasıl yapılması gerektiğine dair sözü olan bir yapım oluyor.

Filmi İzlerken Altını Çizdiklerim

" Menisküs olmuş bu Yakup Abi
futbolcu mu bu menisküs olsun " 

" Aşktan geçen günlerimi ömürden saymıyorum " 

" -Hayat sürprizlerle. Uzun vadeli planlar yapmıyorum
-Ben hiç yapmıyorum
-Neden
-Tutmuyor"

" derdimizi tasamızı üflüyoruz içine gidiyor " 

" güzel olan her şey zor be Müjgan. Emek vereceksin. "


 Cem Kurtuluş, 2010 

25 Ağustos 2010

F.K.U. - Where Moshers Dwell (2009)



 Kuşkusuz sinema tarihinin  en efsanevi seri katillerinden biri  Freddy Krueger’dır. Ya da en bilinen desek daha doğru olur.  F.K.U. konsept konusunda işini hakkıyla yapan bir grup. Müziklerinde Nuclear Assault, Anthrax, ve D.R.I  etkileri bariz görülüyor. Korku unsurlarının görsel tasarım hali albüm kapaklarında belirgin. Korku teması  rock müziğin vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu söylemek klasik tekrarlama olacak olsa bile kapağın muhteşemliğine şapka çıkarmak gerekir. 

Bu korku dünyasına giriş  Black Sabbath ile başlayıp  sonraları Alice Cooper, Rob Zombie  gibi isimler bunun devamını getirmişti. En azından benim hatırladığım kadarı bu kadardı.   F.K.U  da grup olarak bu işlerin peşinden giden bir grup oldu. Albümde 17 parça olmasına rağmen , sizi ölüyken diriltebilecek kadar güçlü bir tempoya ve enerjiye sahip söylenebilecek tek şey olabilir. F.K.U tarihine ufaktan iniş yapacak olursak;   F.K.U,  1987 çıkışlı   12 yıl gibi uzun süreden sonra ilk albümünü yayınlamıştır. 1987 çıkışlı olmasına karşın grup bir ara verip daha sonra 1997 gibi Larry ile karşılaşınca işleri farklı yere taşıdı.  80'ler thrash metal sahnesi, korku filmleri, pizza, ucuz bira bu çizgide kendilerinin meseleleri oldu. 

Albümde 17 parçasında çoğu birbirinden adrenalin dolu, saldırma hissine sahip.“The Pit And The Poser “  saldırma hissinin yüksek olduğu, geri vokallerle şarkıya marş vari bir hareket ve  coşku getiriyor, poser tokatlama adlı lirikleriyle de öne çıkıyor. Girişinde gitar rifflerinin hızlı olduğu,sololara yer verilmeyen “Sleepwalker Texas Ranger”  albümün tempolu parçalarından biri, ki albümde buna benzer pek çok parçaya denk geliyoruz. 

Elemanlar 80’lerden fırlama zaten, bunu müziklerini dinlerken hissetmeniz kaçınılmaz oluyor.  Bedilia - Back For Cake ise brutal vokal’in iyi kullanıldığı ve favori parçalarımdan biri, Brutal vokal’in kullanıldığı  “I want my cake, Give me my cake’’ nakaratlarıyla  dinletmesini biliyor.  Ne kadar komik sözler barındırsa da bir şekilde şarkının içinde kalmamızı fazlasıyla sağlıyorlar . Şarkının içindeki hikaye Stephen King’in  kitabından uyarlanan “ Creepshow “ filmdeki Nathan karakterine atıftır.

 “Hate Your Guts (Love  Your Brain ) hızıyla,saldırganlığıyla, thrashy riffleriyle, tek düze davullarıyla zombi mevzuları üzerine yoğunlaşıyor. Kısaca genel özet geçmek gerekirse; gitarların saldırganlığının devam ettiği,yer yer brutal vokallerin yedirildiği,geri vokallerin klas performansıyla mosh alanı hissiyatının yaratılmasıyla birlikte bass gitarlarda da fena iş çıkarılmamış ama albümde solonun olmaması pek de önemli bir eksiklik yaratmıyor, hızlı rifflerden bu açığı kapatıyorlar. 

 40 dakikaya 17 parça sığdıran  “ Where Moshers Dwell “   saldırganlıkla old school thrash metal gruplarını anımsatan, zombilerin dünyasındaki mosh ortamına davet ediyor!

 Cem Kurtuluş, 2010

23 Ağustos 2010

AXE WITCH

















İsveçli Heavy metal grubu Axe witch, 1981 yılında  Linköping civarında  kuruldu. Vokalist  Anders Wallentoft, gitarlarda Magnus Jarl ve Mikael Johansson , bas gitarda Tommy Brage , davulda Mats Johansson ile aynı ilkelerde bir araya geldiler.  Hiç vakit kaybetmeden 1982 yılında  Pray for metal adında bir ep yayınladılar.  Yayınladıkları bu ep ile isimlerini duyurmayı  başardılar.

 Bu Ep’de o kadar başarılı olamadılar. Bu sadece ‘’bizi tanıyın’’diye çıkardıkları bir ep idi. O dönemler grubların ismini duyurması çok önemlidir. Bunlarda bu ep’yi çıkararak yola koyuldular. 1 sene sonra  ilk uzun metrajlı  albümünü yaptı. Albümün ismi The Lord of Flies idi. Albüm her yönüyle harika albümdü.
















Anders Wallentoft her yönüyle harika bir vokal, gitarlar durmadan çalışıyor ve dönemin o harika müziğini Axe Witch gözler önüne seriyor.  Dinlerken hiçbir şarkıdan bıkmıyorsunuz ,ama bir şarkı var ki o benim için bambaşka. Hight Power albümde öne çıkan parçalardan biri, isminden anlaşılacağı gibi güçlü,dinamik. Gitarlar az önce bahsettiğim gibi durmadan çalışıyor , o coşkuyu bizlere veriyor.


 











Grup,  hiç zaman kaybetmeden 1984 yılında  Visions of the Past  adında ikinci uzun albümünü yayınlar. Gruptaki tüm üyeler vokal anders wallentoft’u  bunların haricinde tutar, ve Magnus  jarl grubu bırakır. 1985 yılı gelir yine grup iş başındadır."Hooked on High Heels adlı albümünü  yayınlar. 2008 yılında grup  Sweden  Rock festivaline çıktı. Şu an ise yeni albüm üzerine çalışıyor.

Diskografi

    * 1982: "Pray for Metal" (EP)
    * 1983: "The Lord of Flies"
    * 1984: "Visions of the Past"
    * 1985: "Hooked on High Heels"



Grup üyeleri
Anders Wallentoft (lead vocals)
Magnus Jarl (gitar)
Mikael A'delid (gitar)
Lasse Fallman (bass)
Mats Johansson (davul)

Grubun eski üyeleri
Tommy Brage (bass)
Klas Wollberg (gitar)
Magnus Hedin (bass)


Yazan:Cem Kurtuluş

 



Cynic - Re Traced (2010)














Florida bölgesine Death metal’in ana vatanı desek yanılmış olmayız herhalde. Asıl mesele bu bölgede bir grup var ki Cynic , elemanlar müziklerinde death metal’den tut, jazz,fusion dokunuşlarıyla derinleştirerek kendilerine özgü bir tarzı yaratmış bir gruptur.  Focus albümü her ne kadar efsane albümler sıralamasında çoğu kişi tarafından ilk sırayı alsa da benim ısınamadığım bir albümdür.   Bu elemanların thrash metal’in daha baskın  hissedildiği 1989 yılında çıkan Reflections of a Dying World demosunu daha çok tutarım.

 Elemanlar Focus albümünü yayınladıktan sonra 15 yıl bekleyip  hayranlarına  Traced in air albümüyle dönüş yaptılar .  Kısa bir aradan sonra  çıkardıkları  Re Traced ep’si ile karşımıza çıktılar.  Cynic, tarzının dışına çıkarak metalden arındırıp parçaları yorumluyor. Brutal vokaller yerini sakin gitar melodilerine bırakmış.  Ep’de tekrar yorumlanan parçalar arasında “ King”  , favori parçalarımdan biri oldu. Ayrıca  Jazz altyapılarının en çok hissedildiği parçalardan biri olmuş.

“ Integral “ ’da   akustik gitar tınılarıyla bizleri rahatlatan parçalardan biri olmayı başarıyor. “ Space,”  daha önceki albümünde sevemediğim gibi bu ep’de de tekrar yorumlamasına rağmen sevemediğim parçalardan biri oldu.  Sözün özü şu ki  Cynic için dinleyeni deneysel bir çalışma bekliyor.  Cynic ile fazla aram olduğunu söyleyemem , ama Cynic’i sevenler için Focus albümü baş tacı olduğunun altını çizmek gerekir. . Elemanlar yine de fena iş çıkarmamışlar. Denemekte fayda var!

CEM KURTULUŞ


20 Ağustos 2010

Turgut Uyar/ Binlerce


Binlerce pazartesi geçti ömrümde
hangisiydi o çıkaramıyorum
bir kiraz yediğimi hatırlıyorum kurtluydu
demek oldukça eski
bir de saçma sapan şeyler
bir kızın diz altını örneğin
bir adamın çirkin sigara içişini
nasıl yaşanıyor bu vesayetli dünyada
hangi çılgınlar nasıl dayanıyor buna
kimsenin soyunu sopunu bulmak görevim değil
kendi öykümü düzenlemek yetiyor bana
güzel bir öğle vakti
eski güzel bir akşamı hatırlayarak
sonra dopdolu şeyler
damacanalar gibi
içim kabarıyor
sonu olsun diyorum
neyin sonu ama
hiç değilse bu taş basamakların
Turgut Uyar

19 Ağustos 2010

Deivid de Souza Flamengo'da














Kimileri Deivid'in 2 yıldır gereksiz işler yaptığını söyleyebilir. Ama hiçte öyle değil. Deivid bu takımı tek başına çeyrek final' e taşımış, birçok başarıda pay sahibidir.
İnter maçında attığı o harika golü ve diğer maçlarda golü hiçbir zaman unutmayacağım.
Deivid'i bırakanlara yazıklar olsun diyorum, bu da yönetim oluyor.
Guiza hala şu takımda ama Deivid yollanıyor. Bunun mantıklı bir sebebi olamaz.
Deivid'in yerine büyük ihtimalle  savunma oyuncusu alınacak.
Birkaç gün önce söyleniyordu gideceği, ama ben ihtimal vermiyordum. Ama Deivid artık flamengo forması için ter dökecek.
Yolu açık olsun...

Yazan:Cem Kurtuluş

Can Yücel / Sevgi Duvarı

sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
CAN YÜCEL

17 Ağustos 2010

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi















O günü hiçbir zaman unutmadık. Unutmayacağız.
En büyük mal kaybı ve can kaybı Gölcük civarında oldu. Heryer beter oldu, bunda Devletin suçu daha çok var. O zamanki binalara bakarsınız , çökecek binalardı.
Tam 11 sene öncesi, korkunç bir depremdi. Çoğu kişi yakınlarını kaybetmişti. Bizler ise ev yerine okullarda kalmaya başlamıştık.
Depremde ailelerini kaybeden binlerce insan oldu, ama bunlara yardım bile yapılmadı yazıklar olsun.
Hep onlar kendi cebini düşündü. Hiç bu yoksul insanları düşünmedi.
 Herşey devrilmişti. Bu kötü bir gündü.
Gölcük'te şahit olmadım buna, ama televizyonlardan o çığlıklar geliyordu.
Devletin suçu bunda çok büyük, kendilerine özel uçak almayı bilenler o zaman bu şeyleri düşünmediler. Umurlarında mı  şimdi, kesinlikle HAYIR.

Yazan:Cem Kurtuluş

15 Ağustos 2010

Can Yücel - Herşey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlıs...ın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir

Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...


CAN YÜCEL

13 Ağustos 2010

Bir Holigan'ın Hikayesi: Cass (2008)
















“ Ölmek isteyeceğim son yer  nehrin güney kısmıydı,  Milwall ülkesinin Lowlife şehrinde. Binlerce kerelik hayatlarınızda yaşayabileceğiniz en büyük acıları yaşadım. Her zaman kavgadan uzak durmam gerektiğini düşündüm. Vuruldum, bıçaklandım, acımasızca tekmelendim. Ama bununla başa çıkabildim ve öcümü hak edenlerden aldım. Bu mücadele o ana kadar oyunun bir parçası oldu.”  -Cass Pennant


Bir Holiganın nasıl holigan olduğunun öyküsü Cass Pennant’ın hayatı.  80'li yıllarda Holiganizmin patlak verdiği İngiltere dönemleri. Dönemin en azılı iki düşman takımı Milwall ile West Ham. Öldüresiye kendileriyle yarışan iki holigan takımın taraftarları. 70'li yılların ortalarından sonra zamanın değişmesi sonucu Futbol tribünlere taşınmıştı bu da beraberinde İngiltere'de  holiganizmi getirdi. Diğer insanlardan acımasız olan bir West Ham gerçeği vardı, Milwall'ın da o dönemler onlardan farkı yoktu.

  Gazetelerde West Hamlılar için " Acımasız caniler " diyorlardı. Steven Hougan 'dan kalan boşluğu 80'li yıllarda Cass Pennant almıştı. İngilterenin etrafı holiganlarla çevriliydi ve bu uzun seneler devam etti. Leeds Unıted, Chelsea, Cardiff, Milwall, West Ham çoğu takımın taraftarı mevzu çıkarmak için bir sebep arıyorlardı. Mevzuya  anlatmaya dönecek olursak;  Yaşlı bir çift tarafından yetimhaneden evlat edinilen siyah bir holiganın hayatını ele alan “ Cass”  insanın içindeki şiddet duygusunu bizlere sunuyor.

 Filmin kahramanı Cass’ı şiddet yanlısı biri olarak görüyoruz film boyunca. Küçük yaşlardan itibaren  ırkçılığa maruz kalıyor Cass,  Londra’da beyaz bir bölgede hayatına devam ediyor. Cass ismini kendi kendine veriyor, çünkü Carol’un bir kız ismi olduğunu düşünüyor. Ailesine isminden dolayı rahatsızlığını dile getiriyor. Film bu açıdan da futbolun ırktan da üstünlüğünü resmediyor izleyene. 

Filmin başlarında Cass'ın West ham ile ilgisi yok , babası West Ham United fanatiği. Cass’ı götürdüğü barda Cass’ın  kuzey çetesinin coşkulu tezahüratlarını duyunca West Ham'a karşı ilgisi artıyor.  80'li yıllarda West ham United'ın kuzey çetesi diye tabir ettiği gruba katılıyor, diğer adıyla Icf. Olaylar bu mevzuda gelişiyor. Cass, çılgın  ve manyak bir West ham taraftarı.  Zaman geçtikçe West Ham United takımının ülkedeki bir numaralı azılı grubu icf'in efsane tribün liderliğini ve başkanlığını yapmaya başlıyor, kavgaların içinde oluyor.  Kavgalarda hep başta. Cass Filmin başından itibaren bir liderin nasıl olması gerektiğini  seyirciye gösteriyor .

Cass ve arkadaşları için tek kültür West ham United. Gözleri West Ham'dan başka bir şeyi görmüyor. Onunla yatıp onunla kalkıyorlar. İnsanların dini inanışları gibi Cass ve arkadaşları içinde inandığı tek şey West Ham Unıted. Cass’ın tek kabul edildiği yer West Ham United, çünkü orada ırkçılık yok, bu yüzden de  Cass’ın inandığı tek şey West Ham United. 
Aynı zamanda  tam bir futbol fanatiği. Gazete manşetlerini dolduruyorlar. Bir gün Chelsea taraftarının gazetede manşetini görünce kafası atıyor, ekibi toplayıp baskına gidiyorlar. Aksiyon olarak filmin en kıyak yerleri de bu sahneler oluyor.  

Bazı rakip takımları Cass ve ekibine karşı tuzaklar kuruyor, ama ICF bunun karşılığını fazlasıyla veriyor. Newcastle tayfasının eski mevzularını unutmayan Cass Newcastle tayfasının bulunduğu barı tayfasıyla bastığında dünyada en tehlikeli biziz mesajı verip kodesi boyluyor.  O sahne görülmeye değer. Cass, grubuna liderlik etmeye devam ediyor. Thatcher hükümetinin holiganizme uyguladığı yasalar bir süre sonra tribünlerde holiganizmin önünü kesiyor. Bu olaylarla beraber Cass 4 yıl ceza alıyor.

 Kaldığı yerde ırkçılığa maruz kalıyor, kaldığı yerde “ Benim için tek kültür West Ham United” sözü Cass Pennant için her şeyi özetliyor. Kendi hayatını yazan Cass Pennant kodesten çıkarken yazdığı şeyleri gardiyan çöpe atıyor, bir nevi Cass Pennant’ın hayatı çöpe atılıyor. Cass’ın kodesten çıkması sonucu hayatı bir kadınla tanışması sonucu değişiyor, Cass eski hayatından biraz uzaklaşıyor. Cass tanıştığı Elaine ile yeni bir hayata başlasa da CASS’ın peşini olaylar bırakmıyor. Arkadaşlarını haince pusuya düşürülmesinin ardından Cass deliye dönerek yine bildiği yoldan yürüyor.  Bu iş aynı zamanda Cass’ın son işi oluyor. Kodeste yakın arkadaşı Ray’den yardım isteyerek bodyguarlığa başlıyor bir kulüpte. Holigan arkadaşları için de bu bir başlangıç oluyor. 


 1980'lerin sonu geldiğinde Bayan Thatcher'ın başında bulunduğu Britanya holiganlara yaptığı suçlar karşılığı 10 yıldan başlayan cezalar veriyor, futbol holiganizmini bitirmek için elinden geleni yapıyor. Bu işte Thatcher başarılı oluyor.  Artık CASS eskisi gibi holiganlık işlerine bulaşmıyor, kulüplerde korumalık yapıyor. Çünkü Thatcher filmde olduğu gibi İngiltere'de altkültür olarak yürüyen bütün işleri kapatıyor. 

  İngiltere'nin en cani holiganlarından biri olan Cass Pennant'ı  unutmayanlar vardı. İngiltere'de ün elde etmek isteyen birkaç adam tarafından Cass'ın vurulduğu gün herkes üzüntü içerisinde oluyor. Cass'ın öldüğünü düşünürler ama Cass ölmemiştir.  Cass,  hastanedeyken babası tarafından annesinin öldüğü haberi geliyor. Cass için  hayatın anlamları eksilmeye başlıyor. Cass, annesinin istediği her şeyi yapmıştır. Evlenmiş, çocuk yapmış, iş sahibi olmuştur.  Ama o  vurulduğu günü unutamamıştır bunu eve yansıtmıştır. Kırık dökük yaşantısı içinde vurulduğu güne dair rüyalar görüyor, o rüyayla yüzleşmek istiyor.

 Evdeki öfkesini çocuğuna göstermiş bunun sonucunda kadını Cass'ı bir süre yalnız bırakıyor.  Kendisinin de buna ihtiyacı vardı herkes gibi. Kendisini  vuran veletin işini bitirmek için yola çıkan  Cass  karısına söz verdiği için bunu yapamamaktadır. Cass’ın söylediği şu söz filmin en can alıcı yerlerinde biri olarak hafızamızda yer ediniyor.

“ Hep belanın beni takip ettiğini düşünüyordum ve kurban hep bendim. Ama hep belanın içinde olmamalıyım değil mi? Bütün bunlara sebep olan bendim. Zor hayat şartlarına ben katlanabilirdim, ama biliyorum ki Çocuklar ve Elaine yapamazdı. Onlar için çete kültürünün kuralları hiç önemli olmadı. Sert adam imajına da önem vermediler. Beni sadece ben olduğum için sevdiler. O gün kendimi bulduğum gündü. İşte o gün gerçek adam olduğum gündü”



 Sonuç olarak; 80'li yılllarda West Ham Unıted'ın en acımasız liderlerinden biri olan Cass Pennant'ın kendi yaşamını ele alan " Cass" Jon S.Baird'ın " Green Street Hooligans" ile birlikte iyi iş çıkardığı filmlerden biri. Nonso Anozie'nin başarılı oyunculuğunun da altını çizmek gerekir.  Cass'ın çocukluğundan itibaren yaşadığı zorlukları, ırkçılığa karşı ne kadar güçlü ayakta kaldığını, Thatcher dönemindeki baskıcı politikalarla, ağır yasalarla  holiganların bu işleri nasıl bıraktığını, bir holiganın holiganlıktan vazgeçeceği tek unsur ailesini gözümüze sokuyor " CASS"  bunu yaparken bu işin hakkını veriyor. Gerek anlatım yönünden, gerek oyunculuk bazında eksik bir yön bırakmıyor. 


İzlerken Altını Çizdiklerim:

" Bu  ülkenin medyası holiganizme odaklanmış durumda. Çoğu sansasyonel işler, çünkü gazete sattırıyor, size de daha çok haber çıkıyor. İtiraf etmeliyim, orta sınıf insanlar, takım elbiseli bayların arkasından bakmakta. Onların güvenli huzurlu salonlarına ulaşmak için 7 tane aşamadan geçmek zorundalar.  Biz kimseyi kırmıyoruz. Bizler gidip yaşlı kadınları taciz etmiyoruz ya da uyuşturucu için kapkaç yapmıyoruz. Bu iş cumartesi günleri biz gençlerin gidip yapabileceği bir aktivite. Bütün hafta bu amaç için çalışıp bekleyen bizlere saygı gösterin. Bizler gerçek suçlular değiliz.Bundan kısa bir süre öncesine kadar bizim abilerimiz askeri kıyafetlerle dolaşıyordu,ve sizler onlara kahraman diyordunuz. Bizler savaşçı bir ırkız, savaşmak için doğmuşuz. Sokakta işsiz 3 milyon insan var, yapabilecekleri ne var? Herkes bir şeylerle uğraşmak zorunda, öyle değil mi? Bazıları gider uyuşturucu kullanır, bazıları da alkoliktir. Bazıları günde 60 dal sigara içer. Bana onların çalışıp vergilerini ödemek için çabalamadıklarını mı söylüyorsun? Öyle mi? " 

“Benim için tek kültür West Ham Unıted’dır” 

 “ Cezam süresinde gardiyanlar bizleri ülke genelinde görülmüş en büyük üniformalı holigan grubuyla ezdi geçti. Heysel stadının faciasından sonra, hatta IRA’nın popülerliğinin en üst seviyede olduğu dönemlerde  bile anketlerde futbol fanatizmi öndeydi. Thatch’lar karşılarında duran herkese futbollarıyla ve şiddetleriyle korku salıp epeyce yüksek seviyelere ulaştılar. “

“ Evet elimden gelenin en iyisini yaptım. Evlendim, çocuklarım oldu,Evim oldu ve bir işimde oldu. Annemin benim için istediği her şeyi yaptım. Ama bazen geçmişinden ne kadar kaçarsan kaç bir işe yaramıyor. Peşini hiç bırakmıyor ve seni her an yaralıyor “

“ Hep belanın beni takip ettiğini düşünüyordum ve kurban hep bendim. Ama hep belanın içinde olmamalıyım değil mi? Bütün bunlara sebep olan bendim. Zor hayat şartlarına ben katlanabilirdim, ama biliyorum ki Çocuklar ve Elaine yapamazdı. Onlar için çete kültürünün kuralları hiç önemli olmadı. Sert adam imajına da önem vermediler. Beni sadece ben olduğum için sevdiler. O gün kendimi bulduğum gündü. İşte o gün gerçek adam olduğum gündü”



Cem Kurtuluş, 2010


09 Ağustos 2010

Scorpions - Sting of the Tail (2010)

Scorpions , bu albümün son albümleri olacağını ve veda edeceklerini bir süre önce açıkladı. Kariyerleri boyunca birçok başarılı çalışmaya imza atan grup hardrock tarihine ismini altın harflerle yazdırdı. Gerek aşk şarkılarıyla gerek savaşlara olan karşıt düşünceleriyle insanları etkilemeyi başardı. Onlar kurulduğunda bizler daha dünyada bile yoktuk. Bundan 3 sene önce çıkardıkları Humanity:HourI albümünü dinlediğimde ilk başta hiç ısınamamıştım. İlkte vasat gibi geldi, ama dinledikçe güzelleşen bir albüm olacağını tahmin edemezdim. Ve Babalar 3 sene sonra “ Sting in the tail”  albümünü piyasaya sundu ve bu albüm onların son albümü. Onlar artık olmayacaklar, ama onları biz her zaman hatırlayacağız!

Şimdi konumuz “ Sting In The Tail”  albümü. Bir süre önce albüm paylaşım sitelerinde yerini aldı. İlk dinlenildiğinde vasat bir albüm gibi duruyor. Albüm zaman zaman sizi Scorpions’un eski dönemlerine götürüyor.

Albümü dinlediğimde 10-15 defa fonda çalan şarkılardan biri “ The Best is yet to come “ oldu. Eski dönemlere götüren ballad değeri taşıyan ve favorilerinizden olabilecek bir şarkı.  The best Is Yet To Come’dan sonra klasik bir ballad niteliğinde olan bağımlılık yapan “ Sly “ albümün ağır toplarından.  Rahatlatıcı ,huzur verici , sonsuzluğa giden birini hissettiren notalara sahip.  Klaus Meine o olağan üstü sesiyle yine damgayı vuruyor. Bu şarkı için kullanacağım tanım ’’şarabını alıcan gidicen deniz kıyısına’’

Bir şöyle albümün enerjik parçalarına göz atalım. " Raised on rock"  Babalar için cuk oturmuş. Her ne kadar sevemesem de, enerji dolu hardrock melodileriyle öne çıkıyor. Albüme ismini veren parça Sting in the tail’de  Klaus’un vokaliyle vasat parça görünümünde. Bu albüm için her ne kadar Scorpions son albümlerini olacağını belirtse de, sonrasında albüm çıkarmaya devam etmiştir.    Scorpions balladlarını özlemişsseniz " Sting Of The Tail " size iyi gelecektir, ama eskiye dair şeyler de arıyorsanız eski albümlerden izleri hissedeceksiniz. 

CEM KURTULUŞ, 2010

Yalnızlık Şiiri - Orhan Veli

Bilmezler yalnız yaşamayanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler.


Orhan Veli Kanık

The Broadsiders- Pressed To Kill (2010)



















Dallas’ın çılgın çocuklarını size 2008 yılında çıkardıkları Against the World albümüyle tanıtmıştım. Sıcağı sıcağına masaya yatırdığımız 2010 tarihli çalışma iser sadece internet üzerinden satışa sunulmasına rağmen kısa sürede paylaşım sitelerine düştü. Türkiye’de bu gruptan kaç kişi haberdar bilmiyorum, ama bu çokta önemli değil. Bu adamlara kendi ülkelerine elbet değer veriliyordur. Eminim bizim ülkede böyle bir grup olsaydı uçup gitmişti, ki böyle bir grup ülkemiz sınırlarında yok. Albüm çıkmadan önce "bu albümde kesin coşku ve enerji dolu olacak demiştim" ve ne mutlu ki albümü dinlerken yanılmadığımı anladım.

İlk albüme göre farklılıklar var tabi, ilk albümde marş gibi şarkılar tezarühat eşliğinde parçalar mevcuttu. Kısacası kendinizi Liverpool tribününde hissetmemeniz kaçınılmazdı. En azından elemanlar bana o coşkuyu veriyordu. 2010 tarihli  Pressed To Kill albümünde de  yine hızlı yine coşkulu yine dinamik parçalar mevcut. Adamlardaki enerji görülmeye değer. "Castle Law" ile girerler ve parça eski dönemi andırmasada vokal her zamanki gibi dinleyiciyi zıplattırıyor. Kesinlikle vasat bir parça değil ama eskiyi andırmıyor o ayrı.

"Southern Identity"
de sözlerin hep tekrarlanmasıda gayet keyifli. Sololar kısa da olsa hoş. Girişteki gitarlar bana AC/DC ‘yi hatırlattı. Vokal yerinde durmuyor. Bizi coşturmak için elinden geleni yapıyor. "1836" coşkulu gitar melodileriyle açılıyor. Elemanlar "durmak yok yola devam" düsturu ile hareket ediyor. Malum parçanın direksyion başında dinlenmesi tehlikeli belirtmeden geçmeyeyim. Davullar bi yukarı bi aşağı tadında, vokalde zaten enerjisiyle coşturmaya devam ediyor, back vokalleride unutmayalım.  Back vokal adamı hasta ediyor bu parçayı canlı dinlemek isterdim açıkçası, belki bir gün o da olur.

Coşku "Lion’s Den" ile devam ediyor.  Tekrar eden nakaratlar, vokalin coşku dolu performansı ile favorilerimden biri oldu. Bununla birlikte "Face Value" ve "Modern Times" da albümde en sevdiğim parçalar. Olay şudur ki elemanlar yine kaliteli bir albüme imza atmışlar. Punk, direniştir ölmez. Böyle gruplar olduğu sürece kaliteli işler çıkacaktır.


Yazan:Cem Kurtuluş

08 Ağustos 2010

Ruha Dokunan Düşünceler - Dostoyevski





















Dostoyevski edebiyat dünyasında büyük çığır açmış Oğuz Atay’ın etkilendiği  yazarlardan biri. Çoğumuz onu Suç ve Ceza ,Yeraltından notlar adlı kitaplarıyla tanıdık. Şimdiki konumuz Dostoyevski’nin Esra Uluç tarafından çıkarılan  " Ruha Dokunan düşünceler " adlı derlemesi. Bu derleme Dostoyevski’nin eserlerinden ve alıntılardan oluşuyor. Okurken sayfaların içinde kaybolabilirsiniz. Bu kitabın içine ne ararsanız var. İlk başta toplumdaki sorunlardan bahsediyor derleyen kişi.

Kitabın ilk bölümünde suçsuz yere mahkum olan, aynı zamanda zevk için mahkum olmak isteyenleri okuyoruz. Kimi suçu yokken kodes’e tıkılmıştır kimi de insan canına kıydığı için. Ama çoğu zaman suçlular az suçsuzlar daha fazla ceza almıştır. Sırf zevk için cinayet işleyenlerde vardır. Birde kendini korumak için insan öldürenler var, onlar kendine göre haklıdır. Ama aradaki fark çok büyüktür.

Hatta bazıları bu işlediği cinayetlerle övünürler, diğerleriyse  haksız ceza aldığı için kahrolurlar. Onlar kapalı kapılar ardındadır ve çıkış yoktur oradan. Onlar için zaman geçmez ama diğer caniler oraya aittir hiçte orada sıkılmazlar. Evi gibi hissederler orayı.

Hayat boyunca çalışmak. Çalışmak, didinmek ve seneler geçse bile eline bir şey geçmediğini görmek. 

Sefalet..  İnsan hayatında sefalet’ten daha beteri yoktur. Fakirlik belli bir süre belki iyidir ama bu duruma düşmeyen kimse bunu anlayamaz. Ama kalacak yeri olmayan bir insandan kötüsü yoktur. İnsan hayatının olmazsa olmazıdır  acı. "  İnsan acılara dayanan bir yaratıktır"  derler, bu söz bunun için yeterli olacaktır.  Artık acı’yı kendi içimizde kabul etmişiz, kısacası Acı’ya alışmışızdır.

İşkence.. Bunun suçlular gibi iki türlüsü vardır. Birisi işkence ederken zevk alır diğeri ise başkasına onun cezasını kesmek için işkence yapar. Aşk meselesi herkes farklı kategoriye sokabilir. Barda duran tabure, bulutların üstüne çıkan insan ve çoğu şey. 

Her zaman önemli olan akıl değildir.

 Ruhunu, bedenini her şeyini seversin. Hiçbir şeyini önemsemezsin onun, açıklarını kapatırsın. Yanlış olan bir şeyi bile doğru olarak gösterirsin. Fedakarlık vardır aşk’ta, karşılık beklemeden seversin. Bunlar klişe olarak gözükebilir, ama durum bundan ibarettir genellikle.  Ama karşılıklı olmalıdır, yoksa bir anlamı olmaz. Ama en büyük aşk ise karşılıksız olandır, hiçbir şey beklemeden olandır. Aşk’ın diğer bir adı Acı’dır. Acı çekersin, kahrolursun bu aşk’ta olmazsa olmazındır. Ne kadar aşk’ı anlatmaya kalkarsan kalk, Aşk’ı tanımı tam olarak bulunamamıştır.

Mutlu olmak.. Mutluluk bir çok sığdırılabilir. Bunun nedenleri fazlasıyla sıralanabilir. Bunun açıklamasını yapmak uzun olacaktır. Derleme de “ Derleyen” bize zenginler mi mutlu yaşar , namuslular mı sorusunu bize yöneltiyor.  

Derleyen kişi Aile’de mutluluk mevzusuna da az da olsa açıklık getiriyor, bize de bunun hakkında yorum yapmak düşüyor.  . Evlenirsin, çocuğun olur hayata güzel bir başlangıç yaparsın. Çocuk anne’sinin kucağında annesi’nin memesinden beslenir, ama babası geldiği zaman güler, bu belki de utangaçlıktır. Mutluluğun kaynağı sanırım aileden kaynaklanıyor,  birde maddi imkanlar. Evlilikte işler yolunda gitmese de karı-koca yine de evliliği iyi sürdürmeye çalışırlar. Bu bir fedakarlıktır bir nevi.

Sevgi , yüce bir öğretmendir. Onu elde etmek gerek ama bu zordur. Fedakarlık ister, basit bir şey değildir bu, bir kağıt gibi atamazsın. Bir yaprağı kopardığın gibi koparamazsın. Kısa bir süre için değil ebediyen sevmek gerekir,

Mahpusta paradan daha değerli şeylerde vardır bu hayatta,  bu da kişinin hürriyeti ve özgürlüğüdür.  Bu meseleye derin bir şekilde değiniliyor kitapta. Mahpusta Hürriyetten daha önemli şey yoktur, ya da Hürriyetin hayali. Parada  önemlidir , ama Hürriyet’ten daha önemli olacak şey yoktur. Eğer mahpus’a yeni düşmüşsen hemen sana dadanırlar. Çay içiyorsan ve de yeni gelmişsen onu bile senden kıskanırlar. Tabi mahpus kabadayılarını es geçmemek gerek bu mevzuda.

Son olarak; Kitap  Rus yazar Puşkin'e övgüler yağdırıyor.  Puşkin, Rus edebiyatı tarihinde romantizm akımını başlatan yazardır bunu da ek olarak belirtelim. Bu kitapdan daha ayrıntılı kitaplar çıkmış olabilir, onları okumadım ama kitap Rus edebiyatına yönelik iyi şeyler sunuyor okuyucuya.



07 Ağustos 2010

XYZ (L.A kulüp savaşlarının kıdemlileri )


















XYZ, 80’li yıllara damgasını vuran  bir hardrock grubu. 4 albüm yayınladılar her birinden farklı tadlar alabileceğiniz yeri geldiğinde coşturan, deliye çeviren yeri geldiğinde duygusala bağlayan bir müzikleri var. Ek olarak bir de demo yayınladılar.  Xyz’e sadece hardrock grubu demek yanlış olur, glam etkileri de mevcut. Don’t say no parçası buna örnek gösterilebilir.  O dönemler çoğu grup Los angeles’taki barlarda kendini müziğiyle tanıtıyordu. Xyz ‘de bunlardan biriydi. İlk başta grubun kadroda şu elemanlar yer alıyordu. Vokalde Terry Ilous ,  gitarda Bobby Pieper  , bass’da  Patt  Fontaine  ve davulda  Joey Pafumi’den  oluşmaktaydı.

Enuff Z'Nuff ve Alice Cooper ile tura çıktılar.  Bu onlar için daha başlangıçtı. İleride daha büyük başarılara imza atacaklardı. Xyz , 80’lerin ortalarında Los angeles’ta bazı kulüplerde çaldı. 89ların basında «Enigma Records» un dikkatini çeken grup Don Dokken’ın de övgülerini aldı ki, grubu çok beğenen Don Dokken grubun sahnelere girişinde yapımcı rolünü almak istedi.

Albüm orta bir başarıydı. Albümde öne çıkan parçalar ise What Keeps Me Loving You ve After the rain idi.  Bu albüm hardrock tarihinin en mükemmel albümlerinden biridir. Terry Ilous’un kendine has vokali dinleyicileri parçalamıştır. Xyz grubunun 1989 ve 1990 arası  mtv’de  yayınlanan iki parça  Inside Out" ve  "What Keeps Me Loving You" olmuştur. After the rain çok klas balladtır. Yağmurda yürürken elinizde içkiniz varsa daha güzel olur. Ya da seyahata çıkarken bu parçayı müzik listenize koymayı unutmayın. Tam bir yol parçası. Xyz grubunda bir şey var ki  o da Terry Ilous’un vokalinin Don Dokken’e benzemesidir.  Onları tanıdığım albüm 1991 yılında Hungry albümü idi.

Kimi için hayal kırıklığı kimi için sağlam bir albümdü. Albümde öne çıkan birçok parça vardı. Bunlardan bazıları Face Down in the Gutter, Don’t say no,Fire and water idi. 1991’de çıkan Hungry albümünde ticari başarı daha azdı. Ama neşeli şarkılar daha çoktu. Bu albümün ne kadar enerjili ne kadar dinamik olduğunu gösteriyordu. Glam metal etkileri bu albümde daha fazlaydı. Ama elbette diğer albüm daha iyiydi. Ve uzun bir aradan sonra 2003 yılında Letter to God albümü çıkar.  Hungry sonrasında çıkan bu albüm sönük bir albümdür. Marc Diglio ‘nun yokluğu hissedilmiştir.


Her ne kadar terry iyi bir vokal olsada marc diglio olmadan işler yolunda gitmiyor.Marc Diglio’nun apayrı gitarist olduğunu söylemekte yarar var. 2005 yılında Rainy Days albümü gelir. Bu bana göre Letter to god albümünden daha iyidir. Rainy days albümde klas şarkılardan biridir, onun haricinde albümde dynamite,crazy,where did w ego wrong gibi güzel şarkılarda mevcut. Her ne kadar letter to god albümünü sevmesemde bu albüm ona göre daha güzeldir, ama  ‘’Hungry’’ albümüyle ya da ondan daha önceki ‘’Xyz’’adlı albümle kıyaslarsak bu albüm  sönük kalır.


Ayrıca Letter to god albümünde Letter To God», adlı şarkı  Terry Ilous’in oğluna adanmıştır. XYZ , Hardrock tarihindeki başarılı gruplardan biridir. Dinleyin eminim keyif alacaksınız.

Albümleri:

XYZ (1989)
Hungry (1991)
Letter to God (2003)
Forbidden Demos (2005)
Rainy Days (2005)


Yazan:Cem Kurtuluş

Can Yücel - Ellerimde Bir Göztaşı

Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum 
Ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu 
Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde 
Giritli bir ölümüm varmış, bir balıkçı fitil gibi 
Patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim 
Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mı 
Ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç 
Kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış 
Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık 
Sabahcı kahvelerde bir çiroz ötüyordu 
Ve dalgalarımı geçen o deniz şoförleri 
Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler 
Uyuklar gibi üstünde mermer masaların 
Bir tahta parçasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış 
Yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında 
Öbür tahtalara öbür insanlara doğru 
Cumhurdu mürekkep balığı, simsiyah yüzüyordum 
Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu 
Ağardım, nisanlayınca gece, ve yavrulayan yalnızlık 
Ya da ilk insanın doğduğu, öldüğü dağdı Moby Dick 
Nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan 
Çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu 
Alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri 
Dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde 
Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum 
Ne bileyim, bir türkünün böyle Veysel olduğunu 
Açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde.

CAN YÜCEL...

05 Ağustos 2010

Giden - Özdemir Asaf

Bir gecedir bütün geceler gibi
Saçlarında,tanıdığın ellerin en ağırı
Gözlerinde maceraların en derini...
Sana anlatırlar geçenle kalandan
Bir gecedir bütün geceler gibi
Karanlıklardan,aydınlıklardan

Ne varsa kendincedir
Pencere camlarında ışıklar parlar
Halıda yatar eşyanın gölgesi
İç içedir artık sokaklar,evler,odalar
Duvarlar bakışları keser,kapılar sesi
Ne varsa kendincedir

Ve senin,üzerinde binbir düşünce,günden
Oynaşır hatıranla,kalbinle,ümitlerinle
Herşey düşünmektedir seninle
Birden,bir rüzgar eser,sana doğru senden
Seninle çoğalmaya başlar kendisiyle bitenler
Hatırlayan ellerinle,unutmayan gözlerinle

Değişir sezilecek kadar yavaştan
Değişir istenen istenmeyen
O koruyan zor yalanlar silinir
Büyür kolay bir doğru,bilinen,söylenmeyen
Uyuyanlar uyanmış,ölüler dirilmiştir
Bir gecedir sana doğru senden

Bir gecedir sana doğru senden...
Geçen yaşadığındır,yaşarken anlamadan
Kalan bir gerçektir belki
Bir iğne gibi kaybolan,bir bardak gibi kırılan
Gelen sanki beklediğindir
Ve giden,en tatlı,en sıcak,en kocaman..
 
Özdemir Asaf