// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

30 Ekim 2009

Good Morning Vietnam (1987)

























Savaş filmi deyince aklınıza hangi filmler gelir? Benim aklıma şüphesiz Steven Spielberg’in filmleri gelir, özellikle " Er Ryan’ı Kurtarmak” akılda en kalıcısıdır. Savaş fikrinden yola çıkan “ Good Morning Vietnam “  ilk başlarda disiplinle işleyen daha sonralarıysa orduya yeni katılan konformist DJ Adrian Cronauer’ın mikrofonu almasıyla başlıyor. Ordunun tam tersi fikirlerde giden, esprileriyle askerleri gülme krizine sokan Adrian Cronauer’ın ilk bölümlerde rock’n roll çalmasına tanıklık ediyoruz. Her orduda olduğu gibi bu orduda da rütbeliler Cronauer’i sevmiyor. Bu daha sonra Cronauer’e verdikleri emirle şekilleniyor. Hangi müzikleri çalacağını, hangi şeylerden bahsedeceklerini söylüyorlar, burada Cronauer’ın yapmak istediği tek şey; rock’n roll ve devamlı disiplin içinde yüzen askerleri bu bunalımdan çıkarmak. 

Filmde yasaklı sanatçılar arasında Bob Dylan ismi kısa bir detay olarak bize veriliyor. Bunların haricinde Cronauer nereye giderse gitsin insanları bir şeyler öğretme hevesi içinde olduğu kadar onları güldürme peşinde . Çinlilerle anlaşamayacağı üzere onlara Amerikan kültürünü öğretmeye çalışıyor. Bu bölümde Çinlilere öğrettiği kısımlarda seyirci de kahkaha atmış oluyor, buradan “ Robin Williams “ ın oyunculuğunun ne kadar büyük olduğunu anlamış oluyoruz. Aynı zamanda Adrian Cronoauer ismi Sisteme karşıt imajıyla da filmde farklılık yaratan karakterin başı oluyor.

 Film 60’lı yılların hitleriyle doludur, James Brown çalarken bir yerler bombalanıyor askerler de bir yandan kendinden geçiyor. Filmin ilk yarısı; şaka ve Adrian’ın yaptığı komikliklerle geçiyor, filmin ikinci yarısında patlayan bomba sonrası Adrian bunu radyoda herkese duyurmak ister, ama yine sansürler ve gerçeklerden kaçan, gerçekleri duyurmasını istemeyen bir sistemle karşı karşıya kalır. Adrian’e verilen cevap “ bu bir resmi haber değil, böyle bir şey olmadı “ sözünden ibaret oluyor. Adrian Cronouer yayına girdiğinde şunları söyler.” Bir bomba resmen patlamadı,3 asker resmen yaralanmadı, 2 kişi gerçekten ölmedi, bunları resmen bilmeseniz de olur yetkililer böyle” diyor diye gerçekleri özetliyor. Gerçekleri sunmak isteyen Adrian bir süre sonra ordudan uzaklaştırılıyor, yerine bir teğmen görevi alıyor ama askerleri güldüren, onlara enerji veren Adrian’a yaklaşamıyor. Filmin ikinci bölümünün en iyi sahneleri Adrian’ın mikrofonu alıp eski haline dönüp askerleri gülme krizine soktuğu anlardan ibaret oluyor.

Sonuç olarak; Robin Williams önderliğinde harika bir şov filmi olan “ Good Morning Vietnam “ savaşın gölgesi altında askerleri gülme krizine sokan sistem karşıtı bir DJ olan Adrian Cornuer’in “ Savaş, sadece savaşmaktan ibaret değildir “ dedirtiyor bize. Bunu yaparken diğer Vietnam saldırısı konulu filmlerden kendini ayırıyor. Savaş devam etse de, askerleri motive eden bir amaç uğruna şekilleniyor. Eleştiri var, kahkaha var, ve sadece Vietnam var. Hem rock’n roll, hem eğlence, hem Vietnam… O zaman “ Good Morning Vietnam “ sizin için biçilmiş kaftan!

Cem Kurtuluş, 2009



26 Ekim 2009

Fenerbahçe-3 Galatasaray-1




Bütün Dünya bu derbiyi bekliyordu.Derbi öncesinde kavgalar başladı,arda’yı hiç sevmem karakter olarak ,baroni’ye akıllı ol tarzında maç başlamadan hareket yaptı. Ve sonra tribünler aniden ayaklandı,sonra diğer futbolcular ortaya girdi.Ayhan ve Sabri araya girmeyi ihmal etmiyor ve aniden volkan ve bilica yardıma yetişti,ağızlarının payını verdi.

Maç başladı ataklarımız başladı,ilk 10-15 dakika rakip sahaya dağıldık,baskılı bir oyun anlayışıyla sahadaydık.Bu baskı bize golü getirdi,özellikle Kazım kazım bu maçta çok etkili oynadı.Servet’i maymuna çevirdi,hatta foul olmayan pozisyonlarda bile hakem foul verdi.Kazım ,servet’i yerde süründürdü,adamı beter etti,ayı boğan servet yerlerde süründü.Kazım,adamı böyle yapar işte.

Kaçırdığımız gollerin haddi hesabı yok,eğer kaçırmasaydık zaten fark olurdu.İlk gol çok güzeldi,wederson’un ortası carlos’un topun üstünden atlaması ve alex’in o şık golü.İkinci yarı daha sakin oynadık,galatasaray’ın üstümüze gelmesini bekliyorduk,ve o esnada galatasaray’ın golü geldi,golü Hakan balta attı.Durum 2 -1 olmuşken 74.dakika Keita atıldı,carlos a yaptığı ayıbın ayıbıdır ve hak ettiğini aldı. Galatasaray ondan sonra daha çok üstümüze gelmeye başladı bu sırada daum bir yandan oyuncu değişikliği yaptı.Alex,yerini santos’a bıraktı,santos da oyunda durduğu süre boyunca kötü oynamadı,guiza’nın attığı pası gol yapabilseydi daha güzel olacaktı sağlık olsun diyelim.

90+2 de guiza nın becerisiyle Durum 3-1 oldu bende bu sayede rahatladım.Gelenek bozulmadı.Fazla uzatmaya gerek yok.Fenerbahçem biz bunlara alışığız diyip bitiriyim.

Yazan:Cem Kurtuluş

24 Ekim 2009

Gökalp Baykal Band (23.10.2009)



23 Ekim’de Gökalp Baykal’ın konserini izlemek için Kemancı’nın yolunu tuttum. Gökalp Baykal daha önce Bursa ‘da festivalde çalmıştı, İstanbul’da olduğum için gidememiştim,( bu detay ne kadar gereksiz olsa da )  İstanbul’da konser olduğunu öğrenir öğrenmez mekanın yolunu tuttum. Konserleri pek sık olmadığı için bu konseri kaçırmak aptallık olurdu. 20.30 gibi  mekana geldiler,hazırlıklarını tamamladılar. Konserin başlama saati 21.30 olmasına rağmen  konserin saati biraz aksadı.

Mekan kalabalık değildi.  Konser sırasında bazı teknik sorunlar oluştu, gitarist Tanju  onları halletmeye çalıştı,davulcuyu  seyirciye karşı  samimiyeti oldukça yeterliydi.  Seyircilere ’’Canlarımsınız’’demeyi de ihmal etmedi. Gökalp Baykal," Bir Şans Daha, Kaldırımda, Akşamdan kalma"  gibi klasik şarkılarını çaldı." Senin gibi Bir Kadın" şarkısını da es geçmeyelim!



Cem Kurtuluş, 2009

22 Ekim 2009

Manowar-Thunder in the Sky (2009)



Sene 2005. Yer Yedikule Zindanları, İstanbul.Manowar hayranlarına müjdeli haberi verdi, "Yakın zamanda Türkçe şarkı yazacağız ve tekrar geleceğiz ‘’-Joey Demaio

Herhalde çoğu kişi “ hassiktir lan ordan’’ demiştir, çünkü gerçekten Türkçe şarkı yapmak her baba yiğitin harcı değil. Onlar sözlerini tuttu, ilk önce 15 farklı dilde kaydettiği Father isimli şarkıyı bizlere tanıttı, Bu şarkıların içinde Father(Baba) isimli Türkçe şarkı vardı.

Çoğu Kişi albümü sene sonuna beklerken, bir anda karşımıza Ep çıktı. İki cd'den oluşan ep'nin ilk cd'si 6 şarkıdan oluşuyor. Ep'ye de ismini veren Thunder In The Sky bilinen Manowar hızında, geneli itibariyle sabit tempoda giden bir yapım. Açıkçası eskiye bir dönüş söz konusu Gods of war’a hiç benzemiyor, gods of war’dan daha farklı bir şey olmuş. Şunu da eklemek istiyorum; Scott’un bazı sorunlar nedeniyle gruptan ayrılacağı , donnie hamzik ‘in scott’un yerine geçeceği söyleniyordu. Donnie,farkını hemen belli ediyor albümde, bu scott’u küçümsemek değil. Scott’da gerçekten iyi  işler çıkardı. Bazı rivayetlere göre Scott’un ayrılık sebebi bir kişisel problem yüzündenmiş. Bu Joey de Maio ‘dan kaynaklı olabilir.Sadece bir tahmin..

Eric Adams,Heavy metal tarihine gelmiş geçmiş en iyi vokallerden biri, bunu hiç abartısız söyleyebilirim,zaten zamanında da çeşitli dersler almıştır.

" God Or Man"  İlk önce diyebileceğim tek şey parçanın enerjik ve hızlı olduğu. Davul’da Donnie  iyi iş çıkarmış, İnsanlar Manowar’ın sözlerinden sıkılmış olabilir, ama onlar böyleler. Fanları da onları böyle seviyor. Manowar’ı bazı insanlar ilk zamanlar power metal olarak biliyordu,ç oğu şarkısında Power metal'e yakındı, sözlerse hep bildiğimiz sözler. Çoğu zaman bu durum can sıkıcı oluyor.

"Die With Honor"  şarkı single olarak ilk çıktığında şarkıyı sevmiştim, eski parçalara benziyordu. . Manowar’ın yabancı forumlarında en sevilen şarkılardan biri " let the Gods Decide"  oldu. Şarkı Donnie’nin yumuşak davul tonlarıyla açılıyor. Vokallerde kullanılan efektleri de daha önce Manowar'da duyduğumu hatırlamıyorum. Solonun finali ve geçiş rifi ise gerçekten  farklı. Aynı zamanda çok dilde söylenen şarkı olan Father, babasının ölümüne şahit olan bir çocuğun hikayesini anlatıyor.

Ep'nin ikinci cd'sinde ise 15 farklı dilde yazılmış olan Father isimli şarkının versiyonları bulunuyor. Tabi bunlardan sadece biri bizim için önem kazanmıştır. O da Eric Adams’ın Türkçe söylediği Baba şarkısı, Eric adams’ın sesinden Türkçe şarkı dinleyebilmek keyif verici. Gayet iyi seslendirdiğini düşünüyorum.


Oldukça "Heavy" bulduğum ep' beni tatmin etti. Beklentiyi yüksek tutmadığım için belki böyle olmuş olabilir!

Yazan:Cem Kurtuluş


21 Ekim 2009

Steaua Bükreş Maçı Öncesi

Steaua Bükreş Maçı Öncesi

Bu maç için şöyle şöyle diye skor tahmini yapmak istemiyorum ,çok sakat oyuncu var Alex yok Guiza yok bunlara Lugano ve Bilica’da eklendi ,kim oynayacak şüpheli,ama Daum’un yaptığı açıklamaya göre Bilica oynayabilirmiş,Ama Lugano’nun durumu belli değilmiş.Bu sakatlıkların nedeni nedir bilinmez ve aniden geldi ,aniden gelmesi de pek hayırlı değil.Umarım tez zamanda bu sakatlıkları atlatırız.Bükreş’e 20 kişilik kadroyla gittik.Kadro’da sürpriz bir değişiklik olacağını zannetmiyorum,ama Özer’e 20 dakika’da olsa bu maçta şans vermesinden yanayım.Memet topuz’u sağa kaydırıp,Kazım’ı kesebilir,bu sadece benim düşüncem.Takdir Sevgili Daum’un.

Steaua Bükreş kendi evinde taraftarın desteğiyle maça asılacaktır . Sahasında sherif ile berabere kalmaları kötü takımdır anlamına gelmez.Bükreş,galatasaray’ı elemiştir hatırlatırım,ama o zamandan bu yana kadrosunda değişiklikler var.Yenersek gerçekten çok rahatlayacağız ,ve bu galibiyetin coşkusuyla Galatasaray maçına ekstra motivasyonla çıkacağımızı düşünüyorum.Bu kadar sakatlığın üstüne umarım bu maçta sakatlık yaşanmaz da yolumuzda devam ederiz.

Bu maçı kazanmak en büyük temennim,iyi futbol da istemiyorumKazanalım Yeter!

Yazan:Cem Kurtuluş

AC/DC - Black Ice (2008)








Son albümün üzerinden geçen sekiz yıldan sonra Ancus ve Malcolm kardeşler Rock’n’Roll trenini beklemekte olduğu istasyondan tekrar harekete geçirmeye karar verdiler. Rock’n Roll’un demir yumruğunu 2008’de Motorhead atmıştı. İkinci yumruk ise sürpriz şekilde AC/DC’den geldi. AC/DC, 1973 yılında nasılsa,  bugün de sertlikten ve gürültüden tavizs vermeden, aynı ruhla hala burada. Grup emekçilerinin yaşları neredeyse 60’a dayandı ama ne mutlu onlara ki pes etmiyorlar. Bu yeni albümün olağan tartışmaların odak noktası olacağından şüphem yok. 

Kimileri AC/DC’nin müziğine hiçbir artı katmadığından dem vuracak, kimileriyse AC/DC’nin kemikleşmiş sound’u ve blues soslu şarkılarını  yeni bir soluk  olarak görüp kalbur üstü ilan edecekler. Kesin olan şu: AC/DC’nin bu saatten sonra değişeceği yok ki biz de kendilerini böyle kabul ettik zaten. Yıllar onlardan bir şey götürmemiş ve hala taş gibiler!

Metal Hammer tarafından 2008 yılının en iyi üçüncü albümü seçilmiş olan Black Ice, Vancouver’da bulunan The Warehouse stüdyolarında, yapımcı Brendan O’Brien tarafından kaydedilmiş. Tonla dev gruba hizmet etmiş olan Mike Fraser’ın da kayıt ve miks sorumlusu olması ayrıca önemli. Böylece ortaya harika prodüksiyon çıkmış. Artık Rock’n’Roll çılgınlığı başlasın, “Rock’n’Roll Train” eski dönemlere selam çakan bir parça, vokalist Brian 62 yaşında olmasına rağmen etrafa  enerji saçıyor. Sersemleten bir başlangıç olmuş, içinizi kıpır kıpır ettiren Angus Young riffleri  sizi karşılıyor. “Skies On Fire”  çok karışık ne olacağını kestiremediğiniz parçalardan. Angus’dan blues havası atan yakıcı bir solo, Brian’ın o neşeli vokali, son derece nizami giden davullar, her şeyin yolunda olduğunu gösteriyor.

“Big Jack” 
sanki seneler önce grubun yaptığı “The Jack” parçasına bir gönderme gibi. Jack kelimesine  takıntılılar mı bilmiyorum. Parça coşturmak için ideal, akılda kalıcı melodilere sahip, bu parçada Brain’ın vokali çok değişik, her ‘’Big Jack’’diyişinde kendimizden geçiyoruz, geçmemek elde  mi. “Anything Goes” dinlediğimden bu yana albümdeki favorilerim, delidolu bir çalışma olduğunu söyleyebilirim. Brian Johnson’In değişik vokal stili dikkatimi çekti. ’Brian Johnson’un ‘’Hey  Hey” dediği yerlere dikkat. Bu parçada “Big Jack” gibi akılda kalıcı melodilere sahip. Bu şarkı eminim ileride hitler arasına adını yazdıracaktır.

Bas gitarın dokunuşlarıyla açılan bir parça “War Machine” tıpkı eski AC/DC parçalarında olduğu gibi coşku dolu…. Parçanın öldürücü solosu her şeyi unutmaya yeter, bu parçada Cliff amcamız çok iyi iş çıkarmış. Yükselen ateş bu şarkıda final yapıyor. “Smash ‘n Grab” diğer parçalara göre daha yavaş yapıda, blues esintileri ve Amerikan sounduna kayış daha çok hissediliyor. Tüm şarkılar alışagelmiş AC/DC rifleriyle bezenmiş.  “Spoilin’ for a Fight” parçası ile 80’ler rock sahnesine dönüş geliyor. Sololar da cuk diye oturmuş ve Brian amcamız bizi eğlendirmeye devam ediyor. “Spolin for a Fight” ile birlikte en eğlenceli ve gaz şarkılardan biri de “Wheels”. Young kardeşler yapacağını yapmış, bize de dinlemek düşer. Oynak gitar melodileri, üstüne bir de Brian’ın neşeli vokali eklenince, parçayı sevmemek için geçerli tüm nedenler ortadan kalkıyor.

“Decibel” de biraz blues damarında gitmişler, diğer parçalara göre öne çıkması zor gibi görünüyor; tek söyleyeceğim çıldırtıcı sololara odaklanmanız. Cliff Williams amcamız yine harika bir giriş yapmış. Parça’nın sonlarına doğru gelen sololar, eski şarkılara bir gönderme niteliğinde. “Stormy May Day” i dinlerken 70’lere ani bir dönüş yapabilirsiniz, Albümde  blues havasının en fazla hissedildiği parça. Giriş riffi baştan her şeyi belli ediyor. Angus amcamızı ilk defa slide gitar çalarken dinliyoruz. En keyif aldığım parçalardan biri de “She Likes Rock’n Roll”. “She likes rock n roll, I like rock n roll!” nidalarıyla ve eksik kalmayan tamamlayıcı sololarla iştah kabartmakta. Brian Johnson’un dolu dolu vokallerini akla kazımamak işten değil.

Young kardeşlerin birbirine güzel gitar melodileriyle başlayan “Money Made” bizlere “hadi be oturmaya mı geldiniz kıçınızı kaldırın,eğlenmeye bakın” mesajları veriyor. Albümde genellikle enerjik ve eğlenceli şarkılarla karşılaştık, AC/DC’den duymaya alışık olmadığımız bir havası var biraz melankolik. Demek ki bir rock’n roll’cünün melankolisi de böyle oluyor. Gitarlarda hassas davranılmış,en ince ayrıntıya kadar inilmiş. 35 yıla meydana okuyan Efsane belli ki müzikal tavrından gram yitirmemiş.Herşey aynı.Her ne kadar bazı çevreler hep aynı AC/DC diye şikayet etse de bu albüm 2008’in en bomba albümlerinden biri olarak kayıtlara geçmiştir.

CEM KURTULUŞ

20 Ekim 2009

Kesmeşeker-Kum (2004)



Yedi numaralı Kesmeşeker albümü Kum'da Cenk Taner, Kent ozanı ruhunu dillendirmeye devam ediyor. Cenk Taner ve Kesmeşeker bu albümde bize erken kalkmak zorunda olduğumuz lodoslu sabahları, gitmek istediği deniz kumundan yerleri anlatıyor. Gerek Kesmeşeker albümlerinin gerekse Taner'in solo albümü İzin Vermedi Yalnızlık'ın en vurucu özelliği olan şarkı sözleri bu albümde de dinleyeni alıp götürüyor. Bu albüm Cenk Taner’in daha önce çıkardığı solo albüm olan İzin Vermedi Yalnızlık albümünün devamı niteliğinde... Ama bu defa sözler çok daha vurucu.

Kayıtlar ve düzenlemeler tek kelimeyle muhteşem. Demirhan Baylan tek kelime ile nefis iş çıkarmış, öyle ki özellikle gitar tonlarının ne denli kaliteli olduğunu ilk dinlediğinizde anlıyorsunuz. Bu albüme eleştiren pek çok kişi albümdeki ruh eksikliğinden bahsedip durur; fakat bana göre ruh konusunda albümün eksiği yok, hatta fazlası var! Söz konusu çalışma Kesmeşeker’in en iyi albümü olmasa da kesinlikle en önemli albümlerinden biri... Hayatın içinde mutluluk da var, hüzünde, ve depresyonda; işte bu albüm söz konusu duyguların hepsinden bir parça içinde taşımakta. Demirhan Baylan’a ayrı bir yer açmak gerekir. Bu adam Aşk ve Para albümünde de yer almıştı, albüm kalite kokuyordu. Bu albümde aynı öyle, fakat iki albümü karşılaştırmak doğru olmaz.

Cenk Taner’e boşuna “ Kent Ozanı”  demiyoruz. Kendisi sözcüklerle ve onların anlamlarıyla öyle güzel oynuyor, sözcükleri nefis evirip çeviriyor ki hayran kalmamak mümkün değil. "Ne Zaman Gitti Tren" şarkısına klip çekilmişti, ki bence doğru bir seçim. Güven Erkin Erkal bir gün radyoda Kesmeşeker’in Kum albümünden bahsediyordu, iki üç cümleden sonra Cenk Taner’i yayına bağladı ve Cenk Taner’de şarkıyı seslendirdi. Kesmeşeker her zaman aralarda boşluk bırakır, bu boşluğu dolduracak olan insanlardır der, oraya noktayı koyar. "Ders Bitti" bilinçaltınıza işleyen  ‘ sevişmenin bedeli ölmek miydi’ sözüyle topu 90’a asan,  tren vagonlarına selam, parasızlığa sitem eden her mesajı içinde barındıran şarkı olarak karşımızda. Bu şarkıda  Kesmeşeker dinleyicisi konserlerde konser alanını tribüne çeviriyor

“Eyalet Çocukları” isimli şarkıda savaş karşıtı bir durum var. Bildiğiniz üzere Kesmeşeker Barışarock festivalinin ilk dönemlerinde çıkmıştı, ama festival sonra amacından saptıktan sonra festivalde yerini almamıştı. Eyalet Çocukları'nda kaptan   Hatır şikelerine, 'içtiğiniz şarap mı sandın' diye sesleniyor . Albümün her köşesinde Kum geçiyor. Hep bir yerlere gitme isteği, bir deniz kıyısında oturup yıldızları seyretme ve  belki hayallerin ötesine gidebilmek isteği bir rafta duruyor.

Cenk Taner, bu albümde bize fazlasını veriyor.  “ Tek kişiyim Ben Hala “ ile kendini zengin sayanların, gençliğinden bir şeyler saklayanların, eksik olanların şarkısı.  Konserde şarkıların seyirci tarafından koro halinde söylediğinin altını çizelim. “ Taksim’den Kadıköy’e “ sözüyle Kesmeşeker ve futbol terimiyle deplasman havasını bize yaşatıyor. Hem dinlerken, hem konserde söylerken.

Cenk Taner’in dünyasında Japonya’ya dair bir durum var. ‘ Yeni başlayanlar için Japonca gibiydin’ sözüyle bir edebi mevzuyu ortaya koyuyor Kaptan . Cenk Taner bir röportajında; "Bizim mesajlarımız hep şarkı aralarındadır’’ demişti. “Yaşıyorum Ölüyorum”  da kaptan içimize sesleniyor, ‘ Kaptansız gemi neye yarar sanki ‘ sözleriyle başlıyor Kaptan.  Ayrı düşenlere,  gece başında radyosuyla başbaşa kalanlara selam ediyor Kaptan.


Kum’da  kaptan bize erken kalkmak zorunda olduğumuz lodoslu sabahları, gitmek istediğimiz deniz kıyılarını, radyo başında sabahladığımız günleri ve bir çok duyguyu hatırlatıp bünyemize enjekte ediyor. Bunu enjekte ederken içimizden bir parça koparmayı başarıyor. 



Parça Listesi

1. Ders Bitti
2. Ne zaman gitti tren?
3. Eyalet çocukları
4. Şeyler arasında
5. Deve
6. Bir avuç kum
7. Kalbi kırıklar bankasında
8. Yaşıyorum ölüyorum
9. Tek kişiyim ben hala
10. Duymuştum şehirdeydim
11. Japonca
12. Zaten

CEM KURTULUŞ,2009

08 Ekim 2009

Over The Rainbow İstanbul Konseri (7 ekim 2009 )



6.30 gibi Okuldan aceleyle geldim,Konsere geç kalacağım diye tereddüt içinde değildim,mekana daha önce gitmemiştim ,7.00 gibi evden çıktım,ama trafik olduğunu nerden bilebilirdim ki. Taksim otobüsüne bindim,Otobüs tam 40 dakika'da beni taksime getirdi.Sonra 25 t otobüslerini aradım,buldum der’ken tam orda da 15 dakika bekledik,zaman geçiyordu.Kapı açılış saati 20.00 idi,ama ben o ara hala otobüsteydim,arkadaşları aradığımda hala girmediklerini içkilerini yudumladıklarını öğrendim.Mekana gitmek için en kestirme yol Oto Sanayi denen yerden geçiyormuş.Bende Şoför’e ikide bir ‘’mekana nasıl ulaşacağımızı soruyordum’’çünkü saat ilerliyordu,konser başlıcaktı. Taksimde olduğu gibi Levent yolunda’da trafik vardı.20 dakika içinde de Mekan’a yakın yerde indim,arkadaşları aradım.Yaklaşık 200 -300 kişi vardı ,o mekana ancak bu kadar sığar.

Kapılar 9 gibi açıldı,insanlar içeri alınmaya başladı.O esna’da içkilerimizi yudumlamayı ihmal etmedik ,2 içki içip sırada yerimizi aldık.Hızlı hızlı içeri alınmaya başladı ama bu defa güvenliğe takıldık,sıkı arama vardı,kendinizi maçta sanarsınız ,bu arama neyin nesidir bende anlayamadım. Bir kızın çantasını öyle karıştır ki güvenlik görevlisi,bana çok garip geldi.Her neyse bu konuları geçelim.Konsere gelelim ön grup benim masstival’de izlediğim saints 'n' sinners grubuydu.Gayet eğlendirdiler,ama bazı seyirciler öküz gibi baktı orası ayrı,sanki konsere değil de sinema’ya gelmiş gibi robot gibi duruyordu. Saint’ n sinners çalarken şahsen ben yerimde duramıyordum.Ama bundan şikayet edenlerde vardı,ne biçim grup bu tarzında söylenenlerde vardı,Over the rainbow çıkmasın turner’in botokslu suratını göreceğime Saint n sinners’i izleyelim daha iyi diye söylenenlerde vardı.

Konsere Over the Rainbow için değil,sadece Saint’n Sinners’i izlemek için gelenlerde vardı.Her neyse Rainbow’u bekliyorduk,ve aniden Rainbow sahneye çıktı,Tarot Woman ile girişi yaptılar ama ses sistemi rezaletti ,bir şeyi duyamıyorduk,içimden saydırmışımdır.Bu kadar boktan ses sistemi hayatımda görmedim,Kemancı’nın bile ses sistemi bu mekandan daha iyidir.Bu yanlış anlaşılmasın,Kemancı’yı küçümsediğimden demiyorum bunu. Turner cem köksal zamanında istanbuldan iyi ekmek yemiş olucak habire istanbula olan aşkını dile getirip durdu gece boyunca.Dün jurgen blackmore'un doğum günüydü, Ön sıramızdaki genc arkadasların actıgı "happy birthday blackmore jr." pankartina da mest oldu.Turner happr birthday to you diyince bizde bu sözlere eşlik ettik.Turner ,sağ kolundaki dövmeyi göstererek,bunu Türkiye’de yaptırdım dedi,bize de gına geldi artık,tamam arkadaş Türkiye’yi çok seviyorsun anladık.Tarot woman’dan sonra kill the king’i çaldılar ,insanlar çılgınca eğleniyordu.

Elemanlar seyircilere karşı soğuk değildi.Turner,Surrender şarkısından önce seyirciye "bu sarkıyı bildiginizi biliyorum, bana eslik etmenizi istiyorum ‘’ gibi bir seyler söylediyse de bunu yapan kişi sayısını görünce tahminimce hayalkırıklıgına ugradı.Surrender şarkısı çaldığında biz arka taraftaydık,gayet eğleniyorduk , I surrender, I surrender
I'm giving up the role of pretender diye söylüyorduk işte.

Konserin kanımca en iyi anları da i surrender, stargazer ve long live rock 'n' roll calındıgı zamanlardı.Özellikle Long Live Rock’n Roll çaldığında insanlar yerinde duramıyordu,ama bu şarkıyı Dio’dan dinlemek isterdim,Dio daha farklı söylüyor.Dio,demişken önde Dio’nun tişörtünü giymiş bir eleman vardı, Greg Smith’ten pena kaptı,smith o elemanla şakalaşıyordu,tişörtünü ilk önce aldı sonra geri verdi. rondinelli'nin drum solosu da muhteşemdi, taş gibi calıyor adam valla,baget’lerin bir tanesini seyirciye yollasaydı güzel olacaktı.Ama atmadı işte.Adam bir ara kendini kaptırdı davula,dedim ne enerjiymiş be kardeşim.

İki kere bis yapmaları güzeldi,bir ara adamlar gitti bu defa gelmezler herhalde dedim,hemen klavyeci koşarak geldi,o elemanı da çok tuttum,seyirciyi çok eğlendirdi. Since You Been Gone şarkısını çalmıcaklar diye korkmuştum ve o şarkıyı da çaldılar ,o şarkıya eşlik ettim,bu şarkıyı canlı dinlediğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Yazan:Cem Kurtuluş

04 Ekim 2009

Fenerbahçe-3 Gençlerbirliği-0



8’de 8 yaptık yolumuza devam ediyoruz.Bugünkü maçtan ilk yarı heyecan alamadım,maçın ilk yarısı keyifsizdi,Guiza’nın Alex’i indirdiği pasla ,Alex golü attı.Yine klasını gösterdi.Alex,bu takımda ne kadar önemli artık anlatmama gerek yok herhalde.Her ne kadar bazı kişiler tarafından koşmuyor diye eleştirse de ,Alex İstatistik olarak Türkiye’ye gelmiş geçmiş en iyi yabancı oyunculardan biridir,bunu inkar edenin Futbol zekasından şüphe ederim.

Bugün sahanın en vasat oyuncuları Guiza,Santos ve Memet topuz idi,Özellikle Santos çok vasattı sanki 3 gün üst üste maç yapmış gibi,yüzünden az çok belli oluyordu.Memet topuz ise,topu kaleye götüremiyordu,Kayseride iken memet topuz böyle değildi,topu alır hemen kaleye giderdi,Guiza’da pozisyonlar yaratamadı,ama Alex’i verdiği pas klastı.

İkinci yarı heyecanlı bir şekilde başladı,ama ikinci yarı mücadeleden daha çok zevk aldığımı söylemeliyim.Gençlerbirliği ikinci yarı oyuncu değişiklikleri yaptı.Benim çekindiğim Futbolcu Hurşit girmişti,çoğu tanıdığıma bu adamda iş var demiştim,adam daha girer girmez bizim defans oyuncularını yere yatırdı,ama sonra bir varlık gösterdiğini söyleyemem.

Hakem’in kartları yerinde değildi,biz foul yaparken veriyordu ama onlar yaparken vermiyordu.Özellikle İlhan’ı atmaması büyük bir ayıptı.Bizim takıma gereksiz yerlerde kartlar verdi,bu da iyi olmadı bizim için.Dakikalar ilerledikçe gençlerbirliği saldırıyordu ,ama atamıyordu,Sonra daha da hücumdaki güçlerini arttırmak için sandro’yu aldı,o da o kadar etkili olamadı. İçimden Daum bu Özer’i niye almıyor derken,Özer’i aldı,Özer ise oyunda kaldığı 10 dakika boyunca verimli oldu,pas verdi ,aldı,pres yaptı,anlayacağınız çalıştı,daum’u mahcup etmedi.İleriki haftalarda daha iyi olacak,Daum,ondaki ışığı bugün görmüştür ve diğer maçlarda şans verecektir.

Başarılar Fenerbahçem,diyeceğim odur ki Kendi Rekorumuzu Kendimiz Kırarız.

Yazan:Cem Kurtuluş

Fenerbahçe-3 Gençlerbirliği-0



8’de 8 yaptık yolumuza devam ediyoruz.Bugünkü maçtan ilk yarı heyecan alamadım,maçın ilk yarısı keyifsizdi,Guiza’nın Alex’i indirdiği pasla ,Alex golü attı.Yine klasını gösterdi.Alex,bu takımda ne kadar önemli artık anlatmama gerek yok herhalde.Her ne kadar bazı kişiler tarafından koşmuyor diye eleştirse de ,Alex İstatistik olarak Türkiye’ye gelmiş geçmiş en iyi yabancı oyunculardan biridir,bunu inkar edenin Futbol zekasından şüphe ederim.

Bugün sahanın en vasat oyuncuları Guiza,Santos ve Memet topuz idi,Özellikle Santos çok vasattı sanki 3 gün üst üste maç yapmış gibi,yüzünden az çok belli oluyordu.Memet topuz ise,topu kaleye götüremiyordu,Kayseride iken memet topuz böyle değildi,topu alır hemen kaleye giderdi,Guiza’da pozisyonlar yaratamadı,ama Alex’i verdiği pas klastı.

İkinci yarı heyecanlı bir şekilde başladı,ama ikinci yarı mücadeleden daha çok zevk aldığımı söylemeliyim.Gençlerbirliği ikinci yarı oyuncu değişiklikleri yaptı.Benim çekindiğim Futbolcu Hurşit girmişti,çoğu tanıdığıma bu adamda iş var demiştim,adam daha girer girmez bizim defans oyuncularını yere yatırdı,ama sonra bir varlık gösterdiğini söyleyemem.

Hakem’in kartları yerinde değildi,biz foul yaparken veriyordu ama onlar yaparken vermiyordu.Özellikle İlhan’ı atmaması büyük bir ayıptı.Bizim takıma gereksiz yerlerde kartlar verdi,bu da iyi olmadı bizim için.Dakikalar ilerledikçe gençlerbirliği saldırıyordu ,ama atamıyordu,Sonra daha da hücumdaki güçlerini arttırmak için sandro’yu aldı,o da o kadar etkili olamadı. İçimden Daum bu Özer’i niye almıyor derken,Özer’i aldı,Özer ise oyunda kaldığı 10 dakika boyunca verimli oldu,pas verdi ,aldı,pres yaptı,anlayacağınız çalıştı,daum’u mahcup etmedi.İleriki haftalarda daha iyi olacak,Daum,ondaki ışığı bugün görmüştür ve diğer maçlarda şans verecektir.

Başarılar Fenerbahçem,diyeceğim odur ki Kendi Rekorumuzu Kendimiz Kırarız.

Yazan:Cem Kurtuluş

02 Ekim 2009

Whiplash-Unborn Again (2009)




















2000’li yıllar thrash metal adına  verimli geçiyor. Verimli geçiyor’dan kasıtım elbette Metallica ve Megadeth’in çıkardığı yeni albümler değil. Municipal Waste, At War, Sacrifice, Artillery gibi gruplar yeni albümlerini çıkardı. Whiplash’ten de bir atak geldi, yeni çalışmaları Unborn Again ile hayranlarını selamladılar. Bilenler bilir zamanında bu adamlar Power And Pain ve Ticket to Mayhem gibi sıkı albümler çıkarmış, bu albümlerle thrash metal tarihinde önemli bir yere sahip olduklarını göstermişlerdir. Buna rağmen o zamanlar fazla isimleri öne çıkmadı.  Zira o yıllarda gündemde Metallica, Slayer, Megadeth, Testament gibi Bay Area grupları vardı, Overkill hariç New York sahnesi hep arka planda kaldı. Neyse konumuz Bay Area sahnesi değil...

1998 yılında Thrashback gibi iyi albüm yapan ve daha sonra dağılan grup tekrar bir araya geldi. 11 senenin  ardından Whiplash  sahalara “ Unborn Again “ ile döndü. Bass gitarda  yer alan  Tony Bono’nun ölümünden sonra  yerine bass gitara  Rich Day ismiyle o boşluğu doldurdu. Albüm "Swallow The Slaughter" ile açılıyor. Daha çok thrashing etkiler değil, orduya katılan bir gencin savaş üzerinden durumu üzerine lirikler doğrultusunda  tek düze ilerliyor.   Aynı çizgide devam eden “ Snuff “  beklenilen Whiplash’dan uzak bir izlenim bırakıyor, ama Joe Cangelosi performansıyla göz dolduruyor. Farklılığıyla öne çıkan "Firewater"  Black Sabbath veya Candlemass etkili riffler, Deep Purple stili çığlıklarla birleşmesiyle altyapısı güçlü melodileriyle dikkat çekiyor.

 Bass girişiyle bizi karşılayan "Float Face Down"  tempo olarak thrashy atakların başlangıcını gösteriyor, diğer şarkıların önünde oluyor. Tony Portaro’nun vokali diğer parçalara göre daha başarılı ve daha yönlü olmasıyla öne çıkıyor.  Albümün tempo yönünden güçlü parçalarından  "Fight Or Flight"   savaş sırasında bombalar patlarken “ run,flee,escape “  nakaratlarında söylenen geri vokalleriyle şarkıdaki en kritik bölgeyi oluşturuyor.  Hızlı gitar rifflerinin etkisinde olan "Pitbulls In The Playground “  Kreator ve Sodom’dan tanıdığımız Frank Blackfire sololarıyla keyif veriyor.   Genel olarak başarılı performans ve akustik bölümüyle dikkat çeken “ Hook In Mouth”   ve kapanış parçası “ Feeding Frenzy “   saldırganlık ve kaosun yükselişine dair klas bir kapanış oluyor. 

11 sene sonra sahnelere dönen “ Unborn Again “ albümüyle geri dönen Whiplash, tamamen saf ve çiğ thrash sound vaat etmiyor. Zaten bu  geri dönüşümde saf ve çiğ thrash soundu yok, ama 2000’li yıllarda modern sounda saplanmış thrash gruplarını andıran bir iş de yok.  Bazıları kirli kayıtları severler,bazıları ise modern sağlam prodüksiyonlu işleri, ama prodüksiyon açısından da Whiplash bunun üstesinden geliyor. 

Ticket to Mayhem bekliyorsanız uzak durun!

Cem Kurtuluş,2010