Onlar Bay Area’nın
gururu, The Ultra
Violence albümünün yaratıcıları. Death Angel’dan söz ediyorum. Her şey
Filipinli beş kuzenin Amerika’ya göç etmesiyle başladı. Herkes gibi onlarda
başlarda müziğe büyük bir tutku ile başladı. Çok genç yaşta
yayınladıkları Heavy
Metal Insanity demosu ile ismin duyuran grup The Ultra Violence albümüyle
dünyaya açıldı. İlk demoyu
yayınladıklarında grubun en genç elemanı 11 yaşındaydı, ilk albümlerini
yayınladıklarında da 15 yaşındaydı. Bunu
baz alırsak nasıl bir tutku ile işini sadık yaptılar bunu anlamak mümkün.
Konuya dönecek olursak; bazı gruplar var ilk dönemlerinde iki albüm bırakıp,
bir süre sonra dağılıp sonra tekrardan toparlanıyor. Bu bazı gruplar da o kadar
iyi bir izlenim bırakmıyor. Death Angel
da bir açıdan dağılıp sonradan toparlanan gruplara örnek olabilir.
Şimdi Nuclear Blast etiketiyle yayınlanan Relentless Retribution albümünün üzerine konuşalım. Old school değil de new school desek artık Death Angel’a daha iyi olur. Killing Season sonrası davulcu değişikliğine giden Death Angel’ın müziğini epey etkilemiş gözüküyor,sadece bununla sınırla değil. Killing Season sonrası prodüktör olarak Jason Suecof ile çalışıyorlar. Albüme geçecek olursak; albüm kendi ismini veren "Relentless Revolution" ile açılıyor. Kreator’un 2000 yılından itibaren teknolojinin bulaşmasıyla modernlik adı altında sunduğu sound bu şarkıda baş gösteriyor. Temposuyla başlangıçta sevdiren “ Claws in so Deep” sonrasında arada vokallerin değişmesiyle hayal kırıklığı yaratıyor. Death Angel’a yakışmayacak şarkıların başında “ Opponents At Side” geliyor. Sıkıcı
ve sounduyla Death Angel ruhundan uzak. “
Truce “ uzun sololarıyla Death Angel
ruhunu öldüren diğer şarkılardan biri
oluyor. Modernliğin yürüdüğü albümde " This Hate " hızlı, saldırgan sounduyla Death Angel ruhunu hissedebileceğim bir şarkı oluyor.
Şimdi Nuclear Blast etiketiyle yayınlanan Relentless Retribution albümünün üzerine konuşalım. Old school değil de new school desek artık Death Angel’a daha iyi olur. Killing Season sonrası davulcu değişikliğine giden Death Angel’ın müziğini epey etkilemiş gözüküyor,sadece bununla sınırla değil. Killing Season sonrası prodüktör olarak Jason Suecof ile çalışıyorlar. Albüme geçecek olursak; albüm kendi ismini veren "Relentless Revolution" ile açılıyor. Kreator’un 2000 yılından itibaren teknolojinin bulaşmasıyla modernlik adı altında sunduğu sound bu şarkıda baş gösteriyor. Temposuyla başlangıçta sevdiren “ Claws in so Deep” sonrasında arada vokallerin değişmesiyle hayal kırıklığı yaratıyor. Death Angel’a yakışmayacak şarkıların başında
Bazı
gruplar vardır. Mesela Exodus, bu adamlar ne kadar iyi riff yazarsa yazsın ama
bir yere kadar oldukları konusunda pek çok kişi aynı kanıdadır. Exodus’un yaptığı müzikte grubu yıllardır
taşıyan Paul Baloff ve Steve Zetro Souza ismi sonrası gruba katılan Rob Dukes’ın
onlardan aşağı kalır yanı olduğunu gösteren bir etki var. Bunun yanında Overkill “ Ironbound “ albümüyle müziklerinin
üstlerine çıktılar. Teknoloji her ne kadar thrash metal ortamında Kreator gibi
grupların yeni sound istemelerinden ortaya kötü tablolar çıkarsa da bazı
grupların eski geleneklerinden kopup müziklerine başka sound katma çabaları gibi
geliyor. Sonuç olarak her ne kadar bazı çevrelerce bu
albümden yüksek not alan bir grup olsa da Death Angel, “
Relentless Revolution “ da kendi ruhlarından uzak bir müzik ortaya
koyuyorlar.
Cem Kurtuluş,2010









0 yorum:
Yorum Gönder