Hayat fena halde futbola benzer. Her şeyin yolunda gitmediği durumlar
vardır. Top her zaman istediğimiz yerden gelmez. Ofsaytta kaldığımız ve
dışarıya çıkamadığımız, düzken terse yatırıldığımız zamanlar vardır. Bir
edebiyat eseri niteliğinde " Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" içi
ise yalnızlığın son çırpınışlarını hatırlatıyor. "İyi bir takımın
yoksa kaybedersin" sözleriyle açılıyor film. Daha sonrasında flashback yapıp Torba Suat'ın Nurten'e yazdığı mektuptan sevgi sözleri duyuyoruz. Bu kısa bir gösterim oluyor sadece; film daha sonra asıl hikayesine odaklanıyor. Bir kaybediliş destanıyla karşımıza çıkıyor " Dar Alanda Kısa
Paslaşmalar"
" Üç Korner bir penaltı, abanan kaleye geçer" sözlerinden aşina olduğumuz zamanlara gönderme yapıyor. Tema futbol olsa da futbol orada sadece bir metafor. Topun nereden geleceği belli olmadığına dair sözünü söylemek istediğini dile getiriyor. Filmin başlarından itibaren aklımıza kazınan iyi bir takımın olması gerektiği. " Hacı" akıl hocası,iyi bir arkadaş ve hoca. Hacı'nın futbol takımına yaptığı ilk açıklama da " iyi bir takımın yoksa kaybedersin " sözleri oluyor. Beceriksiz futbol yöneticilerinin filmin başından itibaren takımın forması yokken transfer yapmasını çıplak gözlerle izliyoruz. Ama son noktayı film amatör ruhun çizgisinde " forma, uğrunda savaşılmazsa hiçbir şeydir " sözleriyle anlamını çiziyor. Futbol ile forma üzerinden aslında film hayatın rotasını çiziyor bizlere. Forma aşkını daha sonra daha fanatik hale getirerek Kaleci Torba Suat'ın ağzından dökülen " bu formalar gururumuz,icabında ölürüz onun için. " sözüyle film başından itibaren takım olmanın nasıl bir şey olduğunu sözlere bu şekilde döküyor.
Filmin ilk yarısında Hacı'nın ağzından dökülen kelimelerin ne kadar güçlü bir yalnızlık anlatısı olduğuna tanıklık ediyoruz. Kaleci Torba Suat'ın da bu hikayede yeri var. Hacı ve Suat filmin güçlü iki yalnız karakteri. " Aynur " hayat kadınlığı yapıyor, Hacı kendisinin peşinden sürükleniyor. Yüz vermeyen birine karşı mücadelesini sürdürüyor,sevdasını yaşatmasını biliyor. Kaleci Torba Suat ise aşık olduğu kadına attığı mektuplar karşısında kendi yıkık dünyasında yalnız kalıyor. Suat'ın kendi kendine güvey oluşunu " Bu kız acaba okuma yazma mı bilmiyor " sözüyle anlıyoruz. Yolladığı mektuplar karşısında saf sevgisi yıkık dökük bir dünyaya dönüşüyor.
Hacı -ve Torba Suat arasında kardeşlik bağından öte durumuna tanıklık ediyoruz bu süreçte. Hayatın tekmesini futbol terimleriyle anlattığını filmin başından beri anlıyoruz Hacı'nın. " Bak koçum belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. Artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. Sevgililer. Heh! Bizim olanlar ve olmayanlar hepsi iz bırakır " sözüyle nokta atış yapıyor ve dramın edebiyat yönünü çiziyor izleyene. Sahici, iç sızlatan ve çaresiz şekilde bir bekleyiş seansı gibi geliyor. Kaleci Torba Suat'ın aşık olduğu kızın evlenişine tanıklık ettiğini görürüz, yıllardır yolladığı mektupların adrese ulaşmadığını da bu bölümde öğreniriz. Artık her şey geride kalmamıştır ama Torba Suat'ın dediği " kapalı dükkana kira ödedik işte " sözünde olduğu gibidir. Filmin ikinci yarısında Hacı'nın mide kanserinde ölümüne tanıklık ediyoruz. Bu bölümü Hacı'dan önce ve sonra diye ayırmak mümkün. Amatör ruhun ne kadar derinlerde olduğunu hissetiriyor. Kulübün bir süre sonra satılacak olması üzerine sonra paraya dökülen futbol sektörüne de sözü oluyor filmin. Sadece bu değil; filmin merkezine yerleştirilen taraftarın amatörlüğü de ayrı iş görmekte, ve her maç sonrası otobüsü taşlanan takımın görüntüsü filmin atmosferini başka anlatıyor hepimize.
" Üç Korner bir penaltı, abanan kaleye geçer" sözlerinden aşina olduğumuz zamanlara gönderme yapıyor. Tema futbol olsa da futbol orada sadece bir metafor. Topun nereden geleceği belli olmadığına dair sözünü söylemek istediğini dile getiriyor. Filmin başlarından itibaren aklımıza kazınan iyi bir takımın olması gerektiği. " Hacı" akıl hocası,iyi bir arkadaş ve hoca. Hacı'nın futbol takımına yaptığı ilk açıklama da " iyi bir takımın yoksa kaybedersin " sözleri oluyor. Beceriksiz futbol yöneticilerinin filmin başından itibaren takımın forması yokken transfer yapmasını çıplak gözlerle izliyoruz. Ama son noktayı film amatör ruhun çizgisinde " forma, uğrunda savaşılmazsa hiçbir şeydir " sözleriyle anlamını çiziyor. Futbol ile forma üzerinden aslında film hayatın rotasını çiziyor bizlere. Forma aşkını daha sonra daha fanatik hale getirerek Kaleci Torba Suat'ın ağzından dökülen " bu formalar gururumuz,icabında ölürüz onun için. " sözüyle film başından itibaren takım olmanın nasıl bir şey olduğunu sözlere bu şekilde döküyor.
Filmin ilk yarısında Hacı'nın ağzından dökülen kelimelerin ne kadar güçlü bir yalnızlık anlatısı olduğuna tanıklık ediyoruz. Kaleci Torba Suat'ın da bu hikayede yeri var. Hacı ve Suat filmin güçlü iki yalnız karakteri. " Aynur " hayat kadınlığı yapıyor, Hacı kendisinin peşinden sürükleniyor. Yüz vermeyen birine karşı mücadelesini sürdürüyor,sevdasını yaşatmasını biliyor. Kaleci Torba Suat ise aşık olduğu kadına attığı mektuplar karşısında kendi yıkık dünyasında yalnız kalıyor. Suat'ın kendi kendine güvey oluşunu " Bu kız acaba okuma yazma mı bilmiyor " sözüyle anlıyoruz. Yolladığı mektuplar karşısında saf sevgisi yıkık dökük bir dünyaya dönüşüyor.
Hacı -ve Torba Suat arasında kardeşlik bağından öte durumuna tanıklık ediyoruz bu süreçte. Hayatın tekmesini futbol terimleriyle anlattığını filmin başından beri anlıyoruz Hacı'nın. " Bak koçum belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. Artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. Sevgililer. Heh! Bizim olanlar ve olmayanlar hepsi iz bırakır " sözüyle nokta atış yapıyor ve dramın edebiyat yönünü çiziyor izleyene. Sahici, iç sızlatan ve çaresiz şekilde bir bekleyiş seansı gibi geliyor. Kaleci Torba Suat'ın aşık olduğu kızın evlenişine tanıklık ettiğini görürüz, yıllardır yolladığı mektupların adrese ulaşmadığını da bu bölümde öğreniriz. Artık her şey geride kalmamıştır ama Torba Suat'ın dediği " kapalı dükkana kira ödedik işte " sözünde olduğu gibidir. Filmin ikinci yarısında Hacı'nın mide kanserinde ölümüne tanıklık ediyoruz. Bu bölümü Hacı'dan önce ve sonra diye ayırmak mümkün. Amatör ruhun ne kadar derinlerde olduğunu hissetiriyor. Kulübün bir süre sonra satılacak olması üzerine sonra paraya dökülen futbol sektörüne de sözü oluyor filmin. Sadece bu değil; filmin merkezine yerleştirilen taraftarın amatörlüğü de ayrı iş görmekte, ve her maç sonrası otobüsü taşlanan takımın görüntüsü filmin atmosferini başka anlatıyor hepimize.
Bunları izlerken filmde eski futbolcu Tanju Çolak'ı kamera gözüyle
görürüz sadece bu değil; Misafir oyuncular da Rıdvan Dilmen, Cüneyt Tanman, Rıza
Çalımbay, Metin Tekin,Ali Gültiken, Ayhan Akbin, Vedat Başaran,
Sadık Deda , Beyhan Çalışkan, Turgay Kardeş gibi isimleri
görürüz. Bunlar genel itibariyle futbolculuk geçmişi olan isimlerdir,
bunların yanında sanatçı geçmişiyle de Rafet
El Roman'ı " Serkan"
karakterini canlandırırken görürüz. Oyuncu kadrosundan büyülenmemek elde
değildir. Özellikle bu iskelet kadronun iki baş kahramanı “Hacı” karakterine can veren Savaş
Dinçel, " Torba Suat "
karakterine veren Erkan Can'dır.
Bunların yanında Aynur karakterine can veren " Müjde Ar " tanıdık isimler arasındadır.
Sonuç olarak; Serdar Akar
ve Önder Çakar’ın futbol ve hayatı
birbirine bağlayan metaforlarıyla yazdığı “ Dar Alanda Kısa Paslaşmalar “ iyi bir takımın yoksa kaybedersin mesajı
veren, amatör ruhu temsilciliğinde sözü olan,
hayata dair söyleyeceklerini söyleyen bir film. Hayatın tekmesi acı
olur;ama filmin de dediği gibi “ Hayat fena halde futbola benzer…”
Filmi İzlerken Altını
Çizdiklerim
“ konuşmamı
istemiyorsan konuşmam, içmek istemiyorsan da içme “
“ hep başkalarını
beklersiniz belki bir gün gelir “
“ forma uğrunda
savaşılmazsa hiçbir şeydir…”
“ bu formalar bizim
gururumuz,icabında ölürüz onlar için…”
“ bu kız okuma yazma
mı bilmiyor yoksa “
“ siz haftada bir
misafir gelmeyince ya da yengeden izin
alınca teşrif ediyorsunuz maça. Biz, ya biz hee ömrümüzü tüketiyoruz burda be “
“ Olmuyorsa olmadığındandır.
ne bekliyorsunuz?
Brezilya mı “
“ Bazı kadınlar gümüş
gibidir olmazsan kararırlar…”
“ değişmez
mıstık. Fark etmez. Dünya artık böyle benim için. O artık yok.
Belki de hiç olmadı.
Unuttum gitti. O da ayrı konu. Sen de unut bütün olanları.
Kapalı dükkana kira ödedik işte. “
“ seni kaybetmek
istemiyorum
Kaybetmezsin
Benimle evlenir misin
Hayır “
“ işte şimdi yenildik.
yenildik sonsuza kadar. Atıldık lan, ihraç edildik. Yenildik lan, adalet mi bu?
Başka adam mı kalmadı
hee?
“ biz ermeniyiz
kardeşim
Ne? Ermeni mi?
Hacı Abi’de mi?
Evet, kardeşim dedim
ya
Olur mu ya, herifi
biz yıkadık. Sünnetliydi
O doğuştan öyle”
“ Niye
böyle oldu be abi? Ben çok sevmiştim be abi, o kadar mektup gönderdim. insan
bir cevap yazar. Benim günahım ne be abi?
“ Bak
koçum belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. Artık acı
çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. Sevgililer. Heh! Bizim
olanlar ve olmayanlar hepsi iz bırakır. Bu izler şimdi senin ki gibi çok
derinini çiziyor. Hepsi kalır ama inan yeni izlerde olacak. Yaşlıları düşün
sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler. Ama öyle değil. Ne kadar acı çekersen
çek sunu hiç bir zaman unutma. Çizilecek bir yer hep
vardır ve çizecek bir yer " Ressam olur bazıları başkalarının kalbini
kazıya ,kazıya ya da resim olurlar senin gibi kazına kazına "
“ Bizim takım.. Hep yeşil kalan
çamlar ve hep sararan çınarlar. Hayat da torba.. Yeşil kalmak da var
sararmak da . Dağın rengi bunlar”
Cem Kurtuluş,2011








