// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Death metal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Death metal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2022

Vader - The Ultimate Incantation (1992)


 










1990 eski okul death metal sahnesi hakkında konuşacaksak Florida bu işin demir sanayi bölgesi görevi görür. Herkesin buradan etkilendiği bir gerçektir. Dönemin ilk gruplarının sonrasında çıkan gruplarda katkısı fazladır. Bu herkes gibi bilinen bir gerçek olsa da asıl konu Polonya’nın demir baş gruplarından olan Vader’in tarihsel içeriğine bakmak lazım. Vader, başlangıçta heavy/speed metal grubu olarak yola çıkmış. Death Metal’in öncüleri sayılan Death ve  Possessed gibi 1983 yılında kuruluyor, ki 1983 yılında bir altın çağ yaşanıyor. Bu altın çağın eskilerinden biri olsa da Vader, albümlerinin çıkış süreci 1990’a kadar uzanıyor.1986’da ilk kayıtlarını alıp ilk demolarını 1988 yılı gibi yayınlarlar. 1990 yılında “Morbid Reich“ demosu döneminin en çok kopya satan ürünleri arasında yer olarak zirvedeki yerlerini ufaktan sağlamlaştırmış olurlar.

 1992’de ortalığın death metal ateşiyle parladığı anlarda özellikle Florida’da acımasız albümlerin olduğu bir çağda çıkarıyor “The Ultimate Incantation”  albümünü yayınlamaları. Albüm, “Creation” adlı enstrümantel intro ile başlıyor, daha sonrasında death metal sahnesine hakim olacaklarının sinyalini veren Morbid Angel,Deicide etkilerinin yüksek şekilde hissettirildiği “Dark Age“ ile etrafa kötülük saçarak gaddarlığı simgeleştiriyorlar.Piotr Wiwczarek, diğer adıyla bilinen Peter’ın gaddar dolu vokali öfke tufanına davet ediyor. 1990’ların o gaddar vokalleri arasına ismini bu albümde kanıtlıyor.

 Bütün enstrümanların kendini gösterdiği, riffsel bombardıman Jaroslaw (China) ve Jacek’in alt üst eden performanslarıyla birlikte Doc’un davulda yarattığı üstüne eklenince geriye sadece Peter’in öfke saçan vokalleri kalıyor.Liriklerde delilik,akıl yitmesi bir tür trans hali hakim. “Vicious Circle”  davulda gümbür gümbür atakların kesilmediği, öfkenin tam gaz devam ettiği, hızlı soloların atağı sürdürdüğü liriklerde “cehennem yok ama , cennette yok.” sözleriyle karşılık veriyor.

 Albümün demir başlarından “ The Crucified Ones” blast beat etkilerinin fazlasıyla önde olduğu,bir o kadar old school Sepultura dönemini hatırlatmakla vokallerde Peter’in, Max Cavelara’yı da hatırlatır. “Leave your life and join the dead in hell.”  nakaratlarıyla bir nevi son sözünü söyler burada şarkı.  “The Final Massacre” saldırganlık,öfke, nefret üçgeninde bir patlama sesiyle ilerliyor. Thrash/death metal sentezinin fazlasıyla etkisinin yükseldiği şarkılar arasında 1990’lardaki ekole en yakın örnek olur. Liriklerde de kazananın ölüm olduğu resmedilir.

 Albümün ilk yarısının son şarkısı olan “Testimony”  thrash/death metal sentezinin devamı niteliğinde  orta temposuyla, liriklerinde “Creatures dreaming in the dark/Remember the time before the time/They're still waiting at the gates -Find the wisdom in the starlight! “ nakaratlarıyla özetliyor bir nevi.  Kaotikliğinde içinde savrulup giden ve Peter’in vokallerindeki öfkeli hali hissetmemeniz için bir neden yok.

 Albümün çoğu kaset versiyonunda yer almayan albümün en uzun şarkılarından  "Reign Carrion" diğer şarkılara göre aynı seviyede bir şarkı olmuyor. Ardından gelen “Chaos“ tam da kendi ismine uyarak kaosa davet edici bir yapıda tehtitkar şekilde ilerliyor. Thrash vari yapının etkisini albümde bazı şarkılar aldığımız gibi bu şarkıda da fazlasıyla alıyoruz.

 “One Step to Salvation” Slayer’ın Angel of Death’ini anımsayan bir kıvamda ilerliyor. Davullar gümbür gümbür gelse de albümde blast beat tekniği fazlasıyla kullanılıyor ve bu bazı şarkılarda yedirilmesi biliniyor. Şeytani lirikleriyle adıyla da belli ettiği gibi   “Demon’s Wind“ bombalamaya devam ediyor. Davuldali gaddarlık,araya sıkıştırılan sololar ve Peter’in evil vokali eklenince bütün hissiyat yok etmek üzerine kalıyor;tek eksi yanı ise aslında prodüksiyon aşamasında alınan kayıt oluyor. Bunu sonradan dile getirecek olsam da;grup bu albümü kaydettiğinde elindeki ekipmanlara göre davrandıklarını söylüyor ve böyle bir kısıtlı zamanda bu da ekipmanlarda kaynaklı soundlarına yansıyor.

 Devamında gelen “Decapitated Saints”  saldırının devam ettiği blastbeat’ın durmadan devam ettiği,ki bu albümün genelinde uyguladıkları bir metod. “No hope I must die and turn to ashen dust, My soul will fly away to realms of dead” nakaratlarıyla da lirikleriyle şarkıyı özetliyorlar. Albümün kapanış parçası“Breath of Centuries” kaotik riffler ve karanlık çağın atmosferini yansıtıyor daha fazla gaza basarak saldırmaya devam ediyor.

 Albümün ikinci yarısında sona gelen blastbeat atakları fazlalılaşıyor bu konuya ayrı parantez açmak gerekirse; grup 1992 yılında kayda girdiğinde Sunlight Stüdyosunda ne plak şirketi ne Vader sonuçtan memnun değildi. Thomas Skogsberg, Vader grubuna göre harika bir adam olsa da death metal uzak biri olduğunu söylüyor Peter, durumu anlatırken. Bu sayede grup verilen ekipmanları kullanmak zorunda kaldı. Davulcu Doc bazı ziller ve pedallar getirdi ve grubun profesyonel enstrüman kullanabilmesi için parası da yoktu. Grup daha sonra Paul Johnson ile Rhytm Stüdyosunda kayda girdi. Prodüksiyon açısından  bass gitar’ı duyabildiğimiz alan az ve albüm süresi 50 dakikada değil de 40 dakikada tutulabilse yerinde olurmuş. Grubun etkilenimlerinde Slayer,Morbid Angel, Deicide gibi grupların etkileri fazlaca bariz hissediliyor.

 Sonuç olarak; 90’larda esen, durdurak bilmeyen acımasız gaddar death metal sahnesinde o kadar kısıtsızlık,bütçe sorununa rağmen  Vader, “The Ultimate Incantation”  albümünü piyasaya saldığında piyasada gaddar bir etki bırakmıştı. Bu albümdeki blast beat kullanımlığı bir yana, death/thrash metal sentezli bir karışımın gaddarlık gösterisini 1992 yılında fazlasıyla göstermişti VADER!


Not: Yazıdaki pek çok bilgi vikipedia'nın İngilizce sayfasından kaynak olarak alınmıştır.

 

Kadro

 Piotr "Peter" Wiwczarek – ritim gitar, lead guitar, bass guitar,[5] lead vocals, lyrics

Krysztof "Doc" Raczkowski − drums

Jacek "Jackie" Kalisz − bass guitar

Jaroslaw "China" Labieniec − rhythm guitar, lead guitar

 

Paweł Wasilewski − lyrics

Paul Johnson − sound engineering, producer

Dan Seagrave − cover artwork

Francesca Hollings − photography

Tomek Malinowski – photography

 

Cem Kurtuluş,2022

30 Ağustos 2021

Asphyx - Necroceros (2021)


 










“54 yaşındayım ve halen sahneye çıkıp öfkelenip delirebiliyorum, tabii ki sonrasında kendimi tamamen bitkin hissediyorum ve ondan kurtulmam bir veya iki gün sürüyor, ama yine de yapabiliyorum böyle yaparak! Bunu yapabildiğim sürece, yapacağım çünkü evet, bu bir tutku, bu benim içimde, küçüklüğümden beri ve yedi-sekiz yaşımdayken ilk Kiss albümümü satın alıp dinledim ve bu değişmedi , bu yüzden bunun için gerçekten çok memnun ve minnettarım.” diyor Asphyx’in hırçın ve öfkeli adamı,beyni Martin Van Drunen. 

Death metal sahnesinde yıkıcılığı, öfkeleriyle birlikte her albümlerinin üzerine çıkmayı başardılar bu sahnede. Old school ruhun ne demek olduğunu Hollanda sahnesini sıkı şekilde  gösterdiler. İlk demolarını 1988’de çıkardıklarını farz edersek Asphyx için 33 yıllık dolu bir zaman. 

 Mevzumuz, 2021 yılında çıkan Asphyx’in “ Necroceros “ üzerine. Albüm, “ The Sole Cure Is Death “ ile açılıyor. Saldırgan,agresif, dinamikliğiyle ölüm vari lirikleriyle baştan itibaren kaosun içine yerleştiriyor. Ölüm vari liriklerin yanında dünyada şiddete,tecavüze uğrayan suçsuz şekilde salınan ve bunu cezalandırmayanlar hakkında da sözünü söylüyor. Bunun tedavisinin ölümden geçtiğini savunuyor Asphyx bu şarkıyla. Asphyx’i bilenler için death/doom olayının farkında olduğu için pek bu noktaya çok fazla parantez açmamak gerekir. Devamında gelen Black Sabbath’ın o karanlık riff yapısını “ Molten Black Earth “ ile kabarıyor. Savaş dolu lirikleriyle,özellikle “Blitzkrieg” denilen almanların savaş taktiğini de liriklerde geçiriyor. Ağırdan alıp birden savaş pozisyonuna sokacak kadar etkili,düşmana “ bizi yenersiniz “ mesajı verip atağa kalkacağının hissiyatıyla ilerliyor. 

 Mezardan hortlamışçasına bir soundun hatırlatıcısı “ Mount Skull “ ile ağır ağır kendini hatırlatıyor. İlk yarısından ikinci yarısına geçtiğimizde saldırganlık kendini gösteriyor. “ Knights Templar Stand “ albümdeki dinamitlerden biri olduğunu kanıtlıyor. “Three Years of Famine“ albümün doom metal yönünden riffsel yönden  Black Sabbath ve türevlerini karşılayacak bir şarkı olduğunu ispat edercesine ilerliyor.Akustik bölümlerle birlikte albüme ağırlığını koyuyor şarkı.

Albümün en ağır toplarından, death/doom metal sentezliğinde farkını koyuyor ortaya. Saldırganlığına devam eden “ Botox Implosion “ kaos bari bir iş olduğunu göstermekte kararlı. Kaos olduğu kadar kendini ameliyat masalarına yatıran, sahte dramvari hareketlerde bulunanlara lirikleriyle sözünü söylüyor. Martin’in vokalleri ise kısa bir tabirle etrafa öfke saçıyor. Hastalıklı vokalini şiddetli şekilde kusuyor.

” In Blazing Oceans “ her ne kadar bir önceki parça kadar sıkı olmasa da biraz vasat vari konumda oluyor. Şiddetli etkiler ikliminde denizde gelişen bir savaşvari lirikler üzerine egemen oluyor.” The Nameless Elite“ klibiyle ayrı damga koyan albümün önemli dinamitlerinden olsa da şarkı yönünden beklentiyi karşılayamıyor, kötü bir şarkı değil ama bazı klas şarkılara göre geride kaldığını söylemek yanlış olmaz.Martin’e göre “ sizin ve benim için savaşan kadınlar ve erkekler hakkında “ cümlesi önem taşıyor. 

Candlemass’ın izlerini taşıyıp, death metal motifleriyle birleştirseler de bir eksiklik yaratıyor şarkı kendi çapında. Bunun devamında gelen “ Yield Or Die “ da aynı benzerlik içinde ilerliyor. Kötü şarkılar olarak değil de ilk yarıdaki albüm hakimiyetine göre başka havada ilerliyor. Albümün kapanış parçası,albüme ismini veren “ Necroceros “ oluyor. Albümün ismi de kurgusal fantastik bir canavar üzerinden yola çıkıyor.Yaşayan herşeyi tüketen, ve evreni de tüketecek olanlar hakkında. Albümün kapağı Axel Hermann’ın elinden çıkma, miks işlerine de Sebastian “ Seeb” Levermann bakıyor, ki albüm genelinde uyumu iyi koparmışlar. 

Sonuç olarak; Hollanda’nın ağır topları “ Asyphx”, Necroceras ile savaş ortamını, doom metal’i de müziklerine yedirmesiyle ne klas iş çıkardıklarını fazlasıyla kanıtlıyorlar,ki bu da  Asyphx’i dinleyenlere yabancı bir iş değil. Teknolojinin böyle ilerlediği bir çağda böyle klas soundtan geri kalmamaları da kendi istedikleri bir iş olsa gerek,ki bu da bizler için ayrı bir  klaslık içeriyor.

 Cem Kurtuluş,2021

12 Ağustos 2021

Diabolizer - “ Khalkedonian Death” (2021)


 











“ Ölüm Metali “ diğer anlamda Death Metali icra etme konusu sıkı bir iştir, bunun olayında da o ölüm kokusunu içinize çekmeniz gerekir, bunu o hayvansı soundda aramak gerekir. Kadıköy’de Ölüm Metali 2000’lerin ortalarında beri yükselişteydi, ama pek çok yerde az kişiye konserler oluyordu. Teknolojinin de gelişmesiyle bu durum yükselmeye başladı.Ölüm metalini değil, sadece “ metal “ kelimesinden yola çıkarak devam edersek; bu müziği icra etmek sıkı arkadaşlık gerektirir, bunun akabinde de o istediğini bilen kişilerle o yolda bir cehennem vari tabaka oluşur, bu da hayvansı ve öfkeli bir şekilde müziğe yansır.

Pek çok ortak grupta da beraber çalışmış olan bir arkadaşlıkprojesi olan  Diabolizer’ın son ürünü olan “ Khalkedonian Death”  o bilindik Diabolizer’ın o yıkıcı,cehennem vari ateşleriyle bir köşeye sıkıştırıp alevli toplar yollayıp insanlığa nefret kusacak şekilde bir bombardıman yapacağını ilk çıkış şarkısıyla biraz belli ediyordu. Albümün giriş şarkısı “ Dawn Of Obliteration”   bombardıman davul atakları akabinde, Ali’nin nefret kusan vokalleriyle öfke katmanlarını yükseklere çıkarıyor. Cehennem vari bir kaosta yıkım eyleminin fazlası gerçekleşirken final cümlesindeki “Rise, Diabolos rise!/Obliterate all life with wrath! “ cümlesi şeytani ordulara selam yolluyor.

Kasveti selamlayan “ Maelstroms Of Abhorrence “ o girişiyle aslında old school vari duruşundan taviz vermeden dinamik bir şarkı olduğunu kanıtlıyor. “Death to mankind  cümlesiyle olayı özetlese de, bu şarkı için bu sözden fazlasını söylüyor Diabolizer. Başlangıçtan itibaren gelen o kasvet vari riffler, yerini 2.17’de yine o karanlık rifflere çeviriyor. Mustafa’nın çıkardığı klas işi yabana atmadan hatta abartarak zirvelere çıktığını söylesek  yanlış olmaz. Malik’in bass’ta çıkardığı hünerlerle gelen Ali’nin o cehennem vari kükremeleri akabinde insanlığa kusan liriklerle de acayip iş çıkarıyor. Ürkütücü kahkahalara tanıklık ettiğimiz  “Cloaked In An Aura Of Madness”  eski ölüm metalini yaşatan, tavizsizliğiyle devam eden; liriklerde de dediği gibi “ Cain “ i selamlayan bir iş oluyor. “ Cain “ katil, kabil gibi anlamı olsa da tarihteki ilk cinayetin kendileri tarafından işlenmiştir Kabil’in, şarkı da liriklerini buradan alıyor gözüküyor.

Albümün  en uzun şarkısı olan  “Mayhemic Darkness And Possessed Visions”  Mustafa ve Can işbirliğiyle muazzam bir iş çıkarılmasının yanında “ tek adalet ölüm” şiarıyla da meseleyi özetliyor. Cannibal Corpse etkileri de bariz hissediliyor. (-Albüm çıkmadan önce Karga konserinde de söylenmişti )

Karmaşık rifflerin odağı olan “Sulphuric Vengeance”  Engin’in davulda hızlı ataklarıyla, Mustafa’nın rifflerde yardırmasıyla 2.28’de yükselen o hayvansı cehennem vari kükreyişlerle ardı sıra sololarla da bir iç hesaplaşmayla “No holy words, nor a prayer “ cümlesiyle özetleniyor. Gitarların saldırganlığını göstermesiyle de şiddet körüklenmiş oluyor.

“Bringers Of Khalkedonian Death “  pislikler içinde yüzen lağım dolusu atıkların şehire akıtılmasına dair lirikleriyle ağır bir ders veriyor.  Kıytırık bir tercümesini yaparsak  “ hayatlarımız akıyor,kanalizasyondaki bir pislik gibi “ cümlesi de nokta atış oluyor. Canice saldırgan öfke kusan davullar, Ali’nin o cehennem vari vokalleri, devam eden saldırganlık ve o zehirli sound durdurak bilmeden hangi istikamete gideceğini iyi biliyor.

Nefret,öfke,ölüm üçgeninde birleşen “Spearfuck The Throes Of Treason” Mustafa ve Can’ın klas işbirliği,Engin’in boyun kopartıcasına hızlı atakları, Ali’nin saldırgan vokalinde yarattığı cehennem vari gaddarlığıyla kaosun ortasına atıyor. Albümün kapanış parçası  “Perishing In His Oceans Of Blood “  sınırları zorlamasıyla hiçliğin girdaplarına doğru mekik dokuyor.

Albüm kaydına gelirsek; Covid19/Pandemi olayının ağır bastığı günlerde  gitarlar ve bass gitarlar ayrı ayrı grup üyeleri tarafından kaydedildi, vokaller “ Mezar Sound “  da kaydedildi. Davullar, Deadhouse stüdyosunda Ozan Yıldırım tarafından kaydedilmiştir, ki  kayıt,miks,mastering olayı da Ozan Yıldırım’ın elinden geçiyor.  Böylelikle  kayıtın hayvani bir old school ruhuna sahip olduğu da gayet açıktır.  Bunun yanında  albüm  kapak resmi  Jon Zig’e ait.

Sonuç olarak; Eski kafa death metal’den beslenen, o şeytani gücün meşalesini taşıyan Diabolizer’in  “ Khalkedonian Death “ i  tam anlamıyla  “ Kadıköy Cehennemine hoşgeldiniz piçler “ dercesine;  vahşi, mezarlıktan hortlamışcasına, boğukluklarla, hırıltılarla yıkım,vahşet ve kaos vaad ediyor.  Mezarlıktan fırlamışcasına sound arayanlar için, ölümün soğuk nefesini duymak isteyenler için!  

Kadro;

Abomination - Vocals

Mustafa - Guitars

Can - Guitars

Malik - Bass

Aberrant - Drums

 

 

Cem Kurtuluş,2021

05 Haziran 2020

Cannibal Corpse - Eaten Back to Life (1990)





















Bir röportajında Alex Webster  “ insanlar  bize metalcore grupları kadar satıp satmadığımız için hayal kırıklığına uğrayıp uğramadığımızı soruyorlar. Ben de tam olarak değil diyorum onlara.  Kaplumbağa ve tavşan senaryosu gibi bakıyorum. Kariyerimiz yavaş ve istikrarlıydı ve daha önce  başkalarının bizi geçtiğini gördük. Hiçbirimiz Lamborghini istemiyorduk, günlük işlerde çalışmak istemediğimiz için mutluyuz “ diyor.  Aynı zamanda bu sözler Florida Death Metal sahnesinde  klas işler yapacağının sinyaliyle ilgili sözünü söylüyordu. Grubun tek sabit üyesi olan Alex Webster aynı zamanda Cannibal Corpse  ismiyle özdeşleşen ve grubun ismini koyan biriydi.   

80’li  yıllarda esen thrash /death metal fırtınası beraberinde yeni grupları ortaya çıkarmıştır. Kreator, Slayer, Morbid Angel  dinleyerek bundan esinlenen genç isimler  bunları ileriki zamanlarda müziklerini taşıyacaktır. Cannibal Corpse,  1989 yılı itibariyle demoyla başlıyor bunun devamını  “ Eaten  Back To Life “ ile devam ediyor.  1990 yılında hızlı death metal sahnesi bu albüm ile  daha da  hızlanmaya devam ediyor ve  demoda yer alan şarkılar daha sonra bu albümde kendine yer buluyor.

Albüm kapakları konusunda  çoğu kişinin gözünde iğrenç,tiksindirici,korkunç bulunan Cannibal Corpse ilk albümünde sözleriyle de bunu anlatıyordu.  Albüm kapaklarından dolayı da çoğu ülkede albümleri ve konserleri yasaklandı.  O zaman 20-21’li yaşlarda olan grup üyeleri fikir olarak korku dolu unsurları ile iç içe olduğunu söylüyor. Farkındalık yaratmak için bunu yapmanın doğru olacağını vurguluyorlar. Sözleri yazan Chris Barnes; kadınlarla ilgili yazdığı sözlerle ilgili “ kadın düşmanı “ olmadığını da dönem içinde vurguluyor.  Grup,  albümü  Amerika’nın ilk yamyamı olan  Alferd Packer’a adıyor. Albümün kapağı çizgi roman sanatçısı  Vince Locke’a ait.  


Albüm;bir ailenin bir araba kazasında ölümünü ve acı dolu  hikayesini anlatan  “ Shredded Humans “ ile açılıyor.  Çocukların ölümünü, ne gibi acılar çektiğini resmeder.  O durumu “ Her intestines stretched from the car down the road for a quarter of a mile” sözüyle özetler.  Chris Barnes’in üstün vokali, saldırgan davullar,  döneminin thrash metal etkileri ve riff bombardımanı ile birlikte soloların klaslığıyla  bariz belirgin olur. Gitar saldırganlığının devam ettiği, riff manyaklığıyla  kafaların sallandığı, ölüm muharebesi adı altında  “ Edible Autopsy “    bir nevi grubun kimyasını sözleriyle belli ediyor. Özellikle neden Alferd Packer’a adandığını burdan anlamak mümkün.  

Cannibal Corpse’ın  ilk demosunda   yer verdiği  “Put Them  to Death “  işkenceden eğlenenleri anlatan temasıyla crossover etkisiyle, barnes’ın öfkesiyle önde.  Bütün öfkenin dört bir yana saldırdığı, davul temposunun hiç düşmediği, Glenn Benton'un da katkı sağladığı “ Mangled “   tam bir öldürme makinesi lirikleriyle , gore temasıyla Cannibal Corpse’un albümdeki genel olayından bahsediyor.  Girişiyle itibaren Slayer’a selam çakışıyla birlikte kasaplık yapmaya  “Scattered Remains, Splattered  Brains “ ile devam ediyor Cannibal Corpse.   “carve, chop, hack. Toss them into a sack”  nakaratları da belirleyici oluyor. 

Ölülerle seks temalı lirikleriyle öne çıkan “ Born ın a Casket “  aynı tempo ile devam ediyor yoluna. Barnes yine yapacaklarını fazlasıyla gösteriyor.  Barnes’ın hızlı,vokaliyle terör estirdiği “ Rotting Head “   klasik Cannibal Corpse usulü beyinden çorba yapma temasıyla önde,ve sololarıyla da ayrı klaslık gösteriyor. Temponun düşmediği, daha da saldırganlığın arttığı Jack Owen ve Alex Webster imzalı  “ The Undead Will Feast “  gore temalı sözleriyle bir kaosun içine sokuyor bizi.

“Blood is everywhere, what a retched sight “ nakaratlarıyla liriksel yönden ne istediğini anlatan  “ Bloody Chunks “  kaos Chris’in terör vari vokaliyle  devam ediyor.   Öldükten sonraki mezarda insanı yiyen kurtçukların olduğunu söyleyen ve  lirikleriyle kendinden söz ettiren  A Skull Full of Maggots “ albümdeki diğer güçlü şarkılardan.  Albümün kapanış şarkısı “ Buried in the Backyard”   kasaplığa devam ettiğini lirikleriyle gösteriyor.

1980’lerde  thrash metal ile birlikte  death metal’in öncü grubu Death  1983 yılında kurulmuş, 1987 de gore temalı “ Scream Bloody Gore” albümüyle piyasaya girmişti, bununla birlikte pek çok death metal grubu çıktı. 1990’lara gelindiğinde  bu durum  çoğalmaya başlamıştı. 1990’lar başındaki death metal rüzgarı sert esmeye başlamıştı. “ Eaten Back to Life “  death metal fırtınasının estiği Cannibal Corpse’un death/thrash sentezli, gore lirikleriyle öne çıkan ortalığı dağıtan bir albüm oldu. Albüm, pek çok ülkede yasaklanmasının yanında bu albümün diğer özelliği Amerika’nın ilk yamyamı olan Alferd Packer’a adanmış olmasıdır.

Kadro

Chris Barnes – vocals /Lyrics (Tracks 1-11)

Bob Rusay – guitar
Jack Owen – guitar /Lyrics (Tracks 1,5,7,8)
Alex Webster – bass /Lyrics (Tracks 8 )
Paul Mazurkiewicz – drums

Glen Benton – backing vocals on "Mangled" & "A Skull Full of Maggots"
Francis H. Howard – backing vocals on "Mangled" & "A Skull Full of Maggots"



 Cem  Kurtuluş, 2020

06 Temmuz 2015

Possession - 1585 - 1646















Orta çağ müzikleriyle başlayan şeytani liriklerle devam eden ruh hastası adamlar  her zaman ilgimi çekmiştir.  Son zamanlarda  sıkı şekilde Black/ Death metal sahnesinden uzak kalsam da size tanıtacağım demo kafanızı duvara vurduracak cinsten.  Belçika’nın ruh hastası herifleri Possession,  eski old school kafalarında, 80’ler ve 90’lar Death ve Black metal sahnesinden etkilenen kafayı şeytanla bozmuş adamların işi.  2013 yılından itibaren kafayı yedirtecek cinsten kayıtlarla tabiri caizse ortalığın anasını ağlatan Possession son kaydıyla da “ buraların amına koyacak yine biziz”  dedirtiyor.

" 1585- 1646 "  ruh hastası Possession’nun çıkardığı son EP.  Archgoat, Sarcofago gibi eski kafa gruplardan etkilenen bu adamlar müziklerine de bu eski kafalılığı yansıtmışlar. Albümün isim mevzusu; Fransa’da 16.17 yüzyılda geçen bir cadı hikayesini anlatıyor.

Albüm  “Obscurity – Visitation “  ile açılıyor. Açıldığı gibi kilise çanları ve daha sonrasında  fırtına sesleriyle yükseliyor. Fırtına seslerini giriş riff’i takip ederek  bizi  ölüm metaliyle buluşturuyor, tabiri caizse daha ilk şarkıdan ortalığın amına koyacağını gösteriyor Possession. Ama bunun için beklemeniz gerektiğini işaret ediyor ve 6.30. dakikadan sonra film kopuyor. Bu şarkıyı daha sonra  Taş gibi bass’larla, yıkımla ve kaosla Gaddarlığını barbarca  “ Cerenomy “ ile devam ettiriyor Possession.  Saldırı bir an olsun sekteye uğramıyor, sürekli kaosun içinde kavrulup gidiyoruz.  

Kaos, öfke, hınç dolu saldırılar “ Guilty”  ile günahkar sözlerle devam ediyor, davul beynimize balyoz gibi iniyor, neye uğradığımız şaşırıyoruz. Eski kafa black /death metal kafalarını yakalıyoruz dinledikçe.  Ölüm metaline dair ne varsa uyguluyor Possession. Ortalığın amına koyuyor  tabiri onlar için hafif kalıyor. “ Ablaze “ ile kafamıza duvara vuruyoruz,  şeytani çığlıklarla kudurma noktasına getiriyor bizi Possession, ürkütücü bass sololarıyla  başlayan kısım ve sonrasında çığlıklarla sınırları zorluyor. 


Genel olarak kafayı yemiş bu heriflerin son çıkardığı ürününü değerlendirdiğimizde; Belçika’lı ruh hastaları, şeytani çocuklar “ 1585 -1646” ile 80’lerin ve 90’ların  Black/Death metal kafasında kirli ve leş bir kayıt alarak 24 dakikada 4 şarkıyla ortalığı nasıl kaos alanına çevireceğini ve nasıl  yıkım yapılacağını bu EP ile fazlasıyla gösteriyor.  Barbarca, Gaddarca ve Şeytani! Müziğin sesini yükseltin, eski  Death/ Black metal sahnesine hakimseniz bu ruh hastası heriflere  şans verin! 


Cem Kurtuluş,2015 

27 Nisan 2013

Brezilya'dan gelen sert ataklar: Skullkrusher

















Brezilya’dan 1980-90 yılları arası çıkan gruplar hep iyi işler çıkaran gruplar oldu. Çoğu grup  yeraltından işlerini yürütmüştür, ticari kaygıları olmadığından piyasada tutunamamıştır.  Bazıları 1-2 demo çıkarıp dağılmış bazıları da yoluna devam etmiştir. Skullkrusher’de 2 demo çıkarıp dağılan gruplardan. Death/thrash metal grubu skullkrusher  Osasco, São Paulo’da kuruldu. Grubun kaç yılında  kurulduğuna dair bir bilgi yok ama grubun çıkardığı ürünlerden bahsedelim.

 Skullkrusher, 1988 yılında Walking To Disgrace adında bir demo yayınlar. Demo’nun içinde 3 parça bulunuyor. Cayır cayır gitarlar, jilet gibi riffler, death/thrash etkili vokallerle kasıp kavuruyor. Bu çalışma daha çok death/thrash metal etkilerinin ağırlıklı bastığı bir çalışmadır. Kayıtta o döneme göre  cayır cayır,leş bir kayıt.

Yıkıcı ve agresif bir çalışma olduğunu söyleyebilirim bu demo için. İkinci çalışmaları 1990 yılında yayınladıkları  Protect Your Skull  demosu. Bu ilk çalışmadan biraz daha farklıdır. İlk kayıt death/thrash etkilerinin fazla olduğu bir demo olur iken bu death metal etkilerinin daha baskın olduğu bir demodur.

 Bu demo içinde 4 parçayı barındırır. Eski moda death metal gruplarından etkilenme göze çarpmaktadır. Aralara sıkıştırılmış enfes sololar, kükreyen vokaller demo için söylenebilecek şeyler arasındadır. Demoda thrash metal etkileri hissedilir.  Eski okul kafasında bir şeyler arıyorsanız Skullkrusher tam size göre. Grup faaliyetlerini uzun süre önce bıraktığından dolayı aktif değil.

Discography
1988 - Walking To Disgrace Demo
1990 - Protect Your Skull Demo

Kadro:
Andre:Bass
Marcos:Davul
Fabio Jhasko:Gitar
Sidney Becky:Vokal


Not: 2010 yılında yazdığım bir yazıydı.

Yazan:Cem Kurtuluş

02 Şubat 2012

Abhorrence - Evoking the abomination (2000)




















Brezilya piyasasının yer altı çeteleri bitmek bilmiyor. Bunlardan birisi de  “  Abhorrence “   1997 yılında kurulan grup  death metal ‘in  öldürücü atmosferi  içinde barındırıyor.  Öldürücü sound,   ölüm  kusan vokaller, liriklerde  satanizm, savaş, ölüm temaları…   Asıl patlamayı  “ Evoking The Abomination’’  albümüyle yapıyorlar.  Bu grubun aynı zamanda üç demo kaydettikten sonra ilk albümleri olması özelliğini taşıyor.

Albümün açılış şarkısı olan  “ Abattoir’’  albümün nasıl gideceğine dair fikir veriyor.  Makineli tüfek gibi davullarla sarsan soundla   bir cehennem yaratılıyor. Sepultura, Morbid Angel eski okul dönemlerinin etkilerini bariz hissediyoruz.  Davulda Arroyo sınırını zorluyor, üç kişilik ekipte riff manyaklığı araya sıkıştırılan sololarla cehennem vari ortam yaratılıyor. “ Evoking the Abomination’’  tahribatıyla, Arroyo’nun davulda  kafamıza indirdiği balyozun devamı niteliğinde sözlerinde anti-religion teması hakimiyetinde, ki bu albümün geneline yansıyor.  Nefret ,bütün hızıyla “Sacrificial Offerings’’ ile  devam ediyor.  Kötülük, nefret, şeytan ve kiliselere duyulan nefret azalmıyor- büyük nefretle devam ediyor ve  " Rise Satan! Master of evil enthroned!’’ sözüyle özetleniyor.

Kaos’un içine  blasphemy temalı sözleriyle  bizi karşılayan bir yok oluş resitali sunan “  Hellish Annihilation’’ Fernando Arroyo’nun ölümcül davul darbelerinin devam ettiğini göstererek,vokalin ölüm kusmaya devam ettiğinin kanıtı.   Bunu takip eden nefret ordularını harekete geçiren sözleriyle “ Storming Warfare “ kaosun içinde kalmamızı sololarıyla da kendinden de söz ettiriyor.  “ Abhorrer Existence’’   Arroyo kardeşlerin delice performanslarıyla devam eden İsa’nın  lanetinden, şeytanın yeniden doğuşundan bahseden temasıyla öne çıkıyor.

Sepultura, Morbid Angel,Deicide gibi grupların bariz etkilerini hissedeceğiniz, Blashhemy temalı sözleriyle  kin kusan “ Evoking The Abomination”   Abhorrence grubunun ilk icraatı. Arroyo kardeşlerin öncülüğünde terör,pislik ve kaos karmasyonu vaat ediyor bize.  Güney Amerika death metal- brutal death metal  ihtişamını yaşamak için   yarım saatlik kaosa tanıklık edin!


Cem Kurtuluş, 2012

12 Ekim 2011

Morbid Flesh - Reborn in Death (2011)





















Siyah beyaz kapaklar her zaman ilgimi çekmiştir. Grubu bilmeyenler için kısa bir özet geçelim. 2007 yılında kurulan İspanyol Old School Death Metal grubu 2009’da bir demo yayınlamış, 2011 yılında ilk albümleri olan  " Reborn In Death"  albümünü yayınlarlar. Kronolojik sıralama olarak grubun bu ikinci ürünü. Ruh sağlıkları bozuk olan bu herifler " biz karanlık işlere bakarız’’ mesajı vermişler.

 Sound olarak eski okul izinden gidiyorlar. Bolca Dismember, Autopsy,Bolt thrower,Entombed etkileri var grupta. Grup ,İsveç death metal’inin karanlık yönünü almış.  Hızıyla birlikte o kükremelerle mezarlıkların içine dalmak istiyorsanız  Beneath the Earth’’ i  es geçmeyin derim, o kasvetli ve karanlık sololarıyla da başınız dönebilir bunun tedbirini alın veya almayın. Şarkının sonlarına doğru kendinizi mezarlığın içinde bulacaksınız.

Kendinizi hem kilisenin içinde gibi hissettiren hem zombilerle savaşıyor gibi hissettiren parçalardan biri de  Dying Lapidation’’. Yavaş tempoyla  başlayıp ,daha sonra tempo yükseliyor bu da delirmemiz için iyi bir neden.  Delirmeye  Impaled Ratzinger’’ ile devam ediyoruz, uğultulu gitar melodilerinin davulun hızı ile birleşmesiyle kendimizi mezarlıkların arasında buluyoruz.

  Aradaki o ilahi konuşmalar şarkıyı daha enfes hale getirmiş.  Mezarlık hikayeleri devam ediyor.    Walking With the Undead’’ yaşayan ölülere ithafen diyelim.   Şarkının karanlık yönü daha ağır basıyor aralardaki  enfes gitar sololar mezardakileri bile ayağa kaldırır.

“ Endless Hate’’ nefret,öfke,intikam üçgeninde birleşen bir şarkı. hız olarak bizi uçuruyor, kendimizi kontrol edemiyoruz.  Şarkı bitmeden gelen enfes sololara diyecek yok. Sonuç itibariyle  Eski okul death metal olarak yapılmış sağlam çalışmalardan biri " Reborn In Death " 

  Mezarlıklar sizi bekliyor, içine dalın!

Cem Kurtuluş, 2011



26 Mayıs 2011

Miasmal - Miasmal (2011)



















" Testereyle beyin kazımak " diye bir deyim var mıdır  bilmem ama böyle bir deyim varsa   bu deyimi kesinlikle Miasmal'ın kendi ismine verdiği albüm için  söyleyebiliriz. Eski moda death metal kafasında, testereyle beyin kazımak için bu yola başvuran , d-beat davullar,öfkeli ve oturaklı vokal,fantastik sololar, kaos,intikam,nefret üçgeninde birleşen bir çalışma. İsveç’in 80’lerdeki crust havaları da albümde mevcut. Albümde 14 parçayla bulunmasının yanında Miasmal' ın eski çalışmalarından şarkılar da mevcut. 

 “ Mesmerized’’ ile dalıyoruz ortama. Yavaş yavaş başlayan parça daha sonra hızlanıyor.  Cehennemin öfkeyle yandığını alevlerin yükseldiğini bizlere anlatan bu parça acıyı ruhumuza işliyor.  Ortalığı karıştırıyorlar crusty death metal kısımları ortalığı karıştırmak için müsait.  Parça’nın  sonlarına doğru gelen fantastik soloyla parça bitiyor.
Kaos’a  “  Equinox 432’’ ile devam.  Bodoslama şarkıya giriliyor,davullar iyi iş çıkartıyor. Parça  bitmeden önce gelen sololar epey delirtici. Öfke solodan sonra da devam ediyor. Adamlar işlerini biliyor.

" Blissful Cannonades’’ ile devam ediyoruz yola. Punk etkilerinin daha fazla hissedildiği parçalardan biri.  Gaddar vokaller ,death metal’in crust’ın birleşimi ve farklı bir atmosfer.   
“ We will live forever’’ bodoslama ,yüksek tempo , kaos’un hakim olduğu parçalardan biri,evil death metal kafasında giden parça etrafa öfke saçıyor.  Hep  yüksek tempo gittik  şimdi akustik intro ile başlayan parçalardan biri ‘’Mist’’ile karşı karşıyayız.  Yalnız parça daha sonradan yüksek tempo ile devam ediyor bu da parçayı özel kılıyor. “ Toxic Breed’’ Yardırmaya devam ediyoruz, kaos ve nefretin hakim olduğu parçalardan biri. Gitar riffleri tam delirmelik. 

Eğer modern bir şey ya da melodik şeyler arıyorsanız bu albümden uzak durun. Bu albüm sizi çarpabilir. Eski moda death metal arıyorsanız bu albüm  tam size göre! 


Cem Kurtuluş, 2011





01 Kasım 2010

Autopsy – The Tomb Within (2010)




















Zamanında ‘’ Severed Survival ‘’albümüyle death metal piyasasına damgasını vuran Autopsy uzun bir süreden sonra yeni çalışmasını  yayınladı. ‘’ The Tomb Within’’ adlı ep 13 eylül’den itibaren  piyasaya sürüldü.  Ep’den 1000 tane basıldı yanında posterde hediye.

Kapak fena bir şey . Kapak Matt Cavotta’nın eseri.  Death metal’in paşaları güzel bir dönüş yapmış. Ne kadar death metal ile çok aram olmasada bu ep’nin çok kaliteli çalışma olduğunu başta belirtmem gerek. Ölüyü mezardan kaldırıp  soğuk havada koşturacak kadar güçlü bir çalışma.

 Autopsy’i Uzun bir aradan sonra böyle bir çalışmayla görmek güzel. Taş gibi parçalarla karşı karşıyasınız. ‘’ The Tomb Within’’ile açılışı yapıyoruz  ,aynı zamanda tabutu açan parça oluyor. Tempolu başlıyor, o  karanlık aynı zamanda isyankar haykırışlar ve lezzetli sololar .  Ve şarkının başlarındaki  o haykırışlar ölüyü yerinden kaldırır.

My Corpse Shall Rise, taş,gaddarca  bir parça. Old school death metal’in  son yıllardaki en sağlam parçalarından,davullar balyoz gibi kafanıza iniyor, vokaller kükrüyor içinizde bir aslan çıkartıyor bir bölümünde parçanın slayer etkileri aldım.

Seven skulls, ve 7 kuru kafa aynı zamanda albümün en ölümcül parçası, gitar riffleri ise adamı terletir.  Sıkı bir death metal hayranıysanız bu parçadan sıkılacağınıza ihtimal vermiyorum. 2.kısımda gelen gitar riffleri baş döndürür, dönme dolap gibi.

Human genocide,Autopsy'nin ilk demosunda yer alan parça. Yeniden çalmışlar, taş gibide çalmışlar. Adamlara yıllara meydan okuyor,yine çürümüş ceset kokan bir parçayla ortalığı mahvediyor. Bu adamlar bu işin hakkını veriyor.

Mutant Village, parça ağır açılıyor. Elemanlar bu parçada çok karanlık takılıyor. Çürümüş cesetlerin kokusunu alıyorsunuz. Mezar kadar karanlık tanımı bu parçaya cuk oturuyor.

Autopsy iyi  iş çıkarmış.. Dinlemenizi öneririm.

Yazan:Cem Kurtuluş

09 Eylül 2010

Sepultura - Bestial Devastation (1985)




















80'li yılların başında metal hayranı dört genç bir Brezilya’nın sahil şehri Belo Horizonte’de bir araya gelir ve Sepultura’yı kurarlar. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Igor kardeşler grubu kurarken Motörhead'in  " Dancing on your Grave " şarkısını baz alıp grubun ismini şarkının isminde geçen " Grave " sözcüğünün karşılığı Sepultura olduğu için grubun ismi de böyle atılır.  Bu dört genç daha yolun başındadır o zamanlar. Gençken sadece ilerlemek isterler. 80’lerin başındaki heavy metal ortamında her genç  Iron Maiden,Judas Priest, Motörhead gibi grupları dinleyip onlar gibi olmak isterler, belki müziklerinin üstüne koyup daha da sert müzik yapmak isterler. Igor kardeşler tam da bu fikirle yola çıkar.  Özellikle Venom ve Motörhead müziklerinde etkili olduğunu öncesinde söyler, Venom gibi daha sert şeyler dinleyince Iron Maiden dinlemeyi bıraktığını söyler Igor. 

Thrash metal sahnesinin hızlı olduğu zamanlarda thrash /death sentezi altında “ Bestial Devastation “ piyasaya çıkar. İki farklı formatta yayınlanır bu .  1985 baskılı ilk formatta yayınlanan ürün de 5 şarkı bulunur (Max, Jairo,Paulo,İgor ) şeklindedir kadro. Daha sonra 1990 yılında çıkarılan EP’de  1986 yılında Morbid Visions albümünden  “ Troops of Doom “ şarkısı bu EP’de kendine yer bulur.  Albüm (EP)  “ The Curse “ adında kükremeler üzerine kısa süreli bir intro vari açılıyor.(grubun dediğine göre bu parçayı dışardan gelen bir arkadaşı seslendiriyor,ama kimin olduğunu hatırlamıyorlar )

 EP’ye ismini veren “ Bestial Devastation “  şeytaniliğin nirvanalığına doğru yolculuk yapıyor. 15 yaşında bir çocuğun yaşının ne kadar üstünde brutal vokal yapabileceğinini gösteriyor Max, vokaldeki gaddarlık pek çok az kişinin başarabileceği bir şey.  Kötü ruhların lejyonlarını, şeytanın ordusunu lirikleriyle harekete geçiriyorlar. Death/thrash sentezi altında klaslık sunuyorlar.  

Sepultura’nın kurulma aşamasında Lamonier imzalı  “ Antichrist “  Max ın o kükremesiyle etrafa korku salan,Igor’un o davul ataklarıyla bizi çılgına döndüren parça olmayı başarıyor. Gitarın arı gibi çalıştığı ve klasik bir tabirle de davulun boş durmadığına tanıklık edeceksiniz. Kiliselere yakılacağını söyleyen lirikler tam da konuya hitaben işaret ediyor,bunda da sonrasında 80’ler ortasında Sarcafogo’yu kuran Lamanoier’in imzası fazlasıyla var.  “ Kiliseleri yok edeceğim, Ekseni parçalayacağım, O küfür içinde gülüyor ,egemenlik ölüme benzer’’ nakaratlarının sahibi de bizzat kendisi oluyor,bu sözlerini Sarcafogo grubunda rahatlıkla gözlemliyoruz.

  “ Necromancer”    terör havası yaratan, old school havasının en klas örneklerinden olduğunu Max’ın cehennem vari vokaliyle, Igor’un davulda iş çıkartmasıyla, ve klas sololarla gösteriyor. Nefret ve öfke labirentinde yaşlarından fazla sorumluluk alıyorlar.  Şarkının yapıldığı dönemde ortada çokça death metal’e yön gösterecek albüm ve şarkı yer almazken bu şarkı buna örnek teşkil ediyor.

 “ Warriors Of Death”  Igor’un 15 yaşında davulda meydan okuduğu bizi psikopata bağlaması , dinlerken bizi kendimizden geçirmesi şarkıyı anlatmak için yeter bile.  “ Ölüme yürüyen savaşçılar ,intikam için kararlı’’ mesajı veriliyor.

80’lerin ortalarında Motörhead, Venom dinleyerek büyüyen Max kardeşlerin yola çıkış parolası olan “ Bestial Devastation “ ortada fazlasıyla death metal grubu yokken, death/thrash sentezi altında barbarlığın kitabını bu Split ile tarihe yazdırıyorlar. Diğer bir yönden parasızlıktan ötürü de arkadaşlarından ödünç alarak çıkıyor bu kayıt ve  bu albümün diğer bir özelliği de grup elemanlarının o zaman İngilizce bilmemeleri yönünde belirtiliyor. Grup, sözlerini Portekizce yazıyor daha sonrasında ingilizce’ye çevriltiliyor. O döneme göre  en asi,gaddarca, şeytaniliğin önde olduğu bir albümdür " Bestial Devastation


Kadro

Max "Possessed" Cavalera – vocalsrhythm guitar
Jairo "Tormentor" Guedz – lead guitar
Paulo "Destructor" Jr – bass guitar
Igor "Skullcrusher" Cavalera – drumspercussion

Cem Kurtuluş,2010