// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Passolig'e Hayır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Passolig'e Hayır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2015

Ruhumuz Abdi İpekçi! : Anadolu Efes 93 - Fenerbahce 84












Herkesin kendisini ait hissettiği bir yer vardır. Bu yerler içinde bol bol rutubeti barındırır, samimiyet akar tribünün omuzlarından bazı istisnalar hariç.  90’lardan itibaren Fenerbahçe Tribünü için anlamlı ve birçok kişinin hayatında önemli bir yeri olan Abdi İpekçi oldu mu mevzu tribünden kopmuş her kim olursa olsun burada oynanan maçları iple çeker. Gerek yarı yarıya, gerek başka maçlarda bu salonu doldurmak için elinden geleni yapmıştır.  Hepimiz  dün öyle bir gün yaşadık.  Efes’le oynanan maçın biletleri çıkar çıkmaz hemen  alalım ki bileti demeye kalmadan biletler bitmişti, daha sonraları Efes tarafından biletleri alarak maçın geleceği günü beklemeye koyulduk.  Salona gelir gelmez  o eski günlerdeki gibi köfte dumanlarını içimize çektik, Otoparkta içilen birkaç şeyden sonra Efes tarafından sıraya girdik. O esnada Efeslilerin “ noluyor kardeşim kaynak yapmayın “ derken hop içeriye dalmış oluyoruz . Bu söyleyenlerin çoğunu oluşturan Efes Tayfası salona girdiğimizde her zamanki gibi salonda kendi  ezikliklerini  hissettiler.  

Salona girer girmez tezahüratlarla birlikte uzun zamandır Passolig olayından ötürü tribünden kopanlar bu maçta yerini fazlasıyla alıyor.  Coşkulu tezahüratlar, atılan flashlar ve torpillerle  agresif bir tribün için yapılması gereken her şey yapılmaya çalışılıyor. Agresif tribün için bunlar önemli şeyler. Modern futbolun bizi çember içine aldığı, Spor büro ekiplerinin taraftarı fişlediğini düşünürsek bunlar tribünsel faaliyetler için tribün ruhunu ayakta tutar.  Bundan rahatsızlık duyulması ise kimseye yarar sağlamaz, çünkü tribüne “ RUH” veren de  tam olarak böyle şeyler. 

Tribün yer yer verdiği ıslık tepkileriyle, yer yer karşılıklı tezahüratlarla maçın içinde olmasını biliyor daha sonraları, hakemin yaptığı hatalar bizi delirtse de elden bir şey gelmiyor.    


Özet olarak; Ataşehir’de Popcorn ruhlu, müşterilere hitap eden bir profilin kaybolduğu nadir maçlardan biriydi bu Efes Deplasmanı ( Abdi İpekçi Deplasmanı). Deplasman demek doğru olmayacak olsa da burada Deplasman olarak gözüken taraf olunduğu için ancak “ Deplasman “ tanımı uyar. Abdi İpekçi’den -Coşkulu, bol flashlı ve torpilli, rakibe korku salan, yenilse de gırtlağını patlatan, elinde Popcorn olmayan,  Ataşehir’deki ruhsuz salonu değil, tribün için son damgasına kadar ter akıtan Fenerbahçe Tribünü vardı. Böyle amatör salonlardaki samimiyet ve tribüne aç bir o kadar tribüne delirmiş insanlar  var oldukça Fenerbahçe Tribünü de yoluna emin adımlarla gitmeye devam edecektir. 

Cem Kurtuluş, 2015 Aralık 



07 Kasım 2015

Adın Başlatır Bir İsyanı : Away Ajax (07.11.2015)















Hikaye’ye tam nereden başlanır bilmiyoruz. Bu yolculuğun hikayesi fedakarlıklarla dolu bir yol hikayesi üzerinden geçiyor.  Bu yol hikayesini anlatmanın tam zamanı şimdi.  Kiminin daha önce gittiği yurtdışı deplaseleri, kiminin ilk defa gidecek olması. Bu deplasmana gitmeden önce birçok fedakarlık yapıldı. Üçüncü sınıf iş’te çalıştığı bir parayla patrona söylediği yalanla bu deplasmana gelen de vardı, birikmiş parasının üstüne  bu deplasmanı zorlayan da. Saatler 17.45’i göstermeden önce passaport kontrolleri,  Duty Free’den alınan içkilerle ufaktan kafamıza alkolü enjekte edip  uçağa doğru yolumuzu aldık. Düşüncelerde geçen tek şey “ Bu deplasmanın hakkını verebilme “ konusuydu.   Yaklaşık önümüzde 3.5 saatlik bir deplase yolculuğu bizi bekliyordu.  Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan kendimizi Amsterdam’da bulduk. 

Herkes birbirine bakıyordu, “ bilet yok lan ne bok yiyeceğiz “ sorularıyla başlayan sorular çoğalıyordu sonra çaresini buluyorduk, daha sonraları otobüse atlayarak yerleşceğimiz yere doğru yolumuzu alıyorduk. Yerleşir yerleşmez’in ertesi gününde şaşırıyorduk bazı şeylere. Şehrin en rahatlatıcı olayı; bisiklet süren insan topluluğuydu, bu şehri oluşturan insan sayısının çoğunluğuysa turistlerden ibaret. Binalar renkli, insanların başkalarını garipseme durumu gibi bir durum yok ortada. Bu şehir’e ilk defa gelmişseniz kaybolma ihtimalinizse yüksek ihtimal, çünkü her sokağın birbirine benzeme lüksü var. Şehre yabancı olanlar olarak; bu şehirde es geçmemeniz gereken ve  yemeniz bir şey patates. Ayrıca illegal (yasadışı ) olan ne varsa bu şehirde var. Sokakların etrafından yayılan esrar kokularıyla birlikte içmeseniz bile dumanı içinize çekiyorsunuz. Her sokak köşesinde cigarayı kökleyen birini görmeniz çok normal, görmemeniz ise garipsenecek bir durum.  

Şehirle ilgili anlatılacak çok şey olduğundan bu muhabbeti yarıda kesiyorum. Karaborsa’ya düşen biletlerden ötürü herkes Karaborsa’nın peşine düşüyordu. Bu esnada Karaborsa yapmaya çalışan  biri de darp edildi.   Buluşma meydanı olarak DAMN meydanı seçilmişti.  Hollanda’nın yağışlı havası çoğumuza İnönü deplase havasını hatırlatmıştı. Kapşonlar takıldı, marketten biralar alındı ve bu biralara polis çökmeye çalıştı. Şişe bira içmek sokakta yasak, polisler bunun için tetikte. İçmeniz halinde polisler size “ Teröristlik” üzerinden işlem yapma hakkına sahipler. Türkiye’ye göre Polisler insanlarla konuşma hakkını seçiyorlar, eğer birçok kez tekrarlarsan aynı yaptığın şeyi seni tutuklamaya kadar gidiyor mevzu. Daha sonraları meydanın orada Polisle olaylar başladı. 

Fenerbahçe tribünü nerede olursa olsun, az da olsa çok da olsa kendisine yapılan haksızlığa karşı tepkisini Amsterdam’da da gösterdi.  Atılan meşaleler, atlı polisleri korkutmaya yönelik atılan torpiller, sandalyeler havada uçuştu. Bu olaylar olduktan sonra Kortej halinde bütün tribün yürümeye başladı eski günlerdeki gibi. Ellerde biralar, ağzımızda besteler yürüyoruz.  Bu yürümeyle birlikte FENERBAHÇE TRİBÜNÜ, metro turnikelerini işgal ediyor, bu işgal etmeden sonra bazı turistler metroda söylediğimiz bestelerin gazabına uğruyor. Metrodan sonra köprüde hepimiz bir çiş molasından sonra bestelerle stadın önüne geliyoruz. 

İstanbul,İzmir,Ankara, Europe Tayfa başta olmak üzere kimsede bilet olmuyor. Yönetimin taraftarını dışarıda bırakması bu maçta da tescilleniyor. İstanbul’dan gelip biletini 250-300 Euro’ya okutan sözüm ona kendini Fenerbahçeli gören herkes bu karaborsa olayı karşısında nasibini alıyor. Maç saati yaklaşıyor, bilete çözüm bulunamıyor. Ajax’ın  stadının modern bir stat olduğunu düşünürsek; kapılara biletsiz girmek yasak ve giriş yaptığınız takdirde karşısınızda atlı polisleri görüyorsunuz. Arkadaşlarını dışarda bırakmamak adına EUROPE Tayfası maça girmeme kararı alıyor. Kısacası; Ultras kültürünün gereğini yerine getiriyor EUROPE,ama onlara yapılan yanlışı da kimse sineye çekemez!  Stadın akustiğinden ötürü tribünsel anlamda ses TV'den takip edenlere fazlasıyla duyulmuş, ama tribünsel anlamda eksikliğin de hissedildiği bir deplasman olduğunu söylemek gerekir. 


Başta polisle başlayan mücadelede olan, kardeşini yarı yolda bırakmayan, İstanbul’dan buraya gırtlak patlatmak için gelen, karaborsa yapmayan herkese selam olsun…



















Cem Kurtuluş, 06.11.2015...

12 Ekim 2015

Hayat, Deplasman Dönüşü Başlar: ( Deplase Samsun) Fenerbahçe- Galatasaray Bayanlar Basketbol Cumhurbaşkanlığı Kupası Finali







































E- bilet, deplasman yasakları, cart curt/ bir ton yasak varken her şeyden uzaklaştırılmıştık. Yeterince her şeyden uzak kalarak her şeyden soyutlanmış duruma gelmiştik, ama arada tribünün bütün unsurlarının geldiği maçlarda oluyordu. Bunlardan birini İzmir’deki  Beşiktaş voleybol maçında yaşamıştık, ikincisi de  Samsun’da oynanan  Fenerbahçe- Galatasaray Cumhurbaşkanlığı Kupası maçıyla oldu.

 Bu maç için önceden hazırlıklarımızı yapmıştık. Maddi yönden terso durumda kalsak da borç, harç herkes bi yerlerden parasını bi şekilde buldu, bütün imkanlar seferber edildi, iş için yalanlar söylendi.  Mevzu Galatasaray maçıysa, ve yarı yarıya tribünlerde bu maç hiç bahane edilmeden kaçırılmamalıydı.  Bizde bu düşünceyle  gittik bu maça. İstanbul’dan yaklaşık 5 araçla yola çıktık, daha fazla olabilirdi  ama bu da yeterli bir sayıydı.   Samsun'a indiğimizde yakın bir kahveye girdik.   Kahveye girer girmez " gençler öğrenci misiniz " muhabbeti daha sonra bizim " Biz Fenerbahçeliyiz" diyince kısa sürede sona erdi. Biz de uzatmadan bir süre sonra salona doğru yol aldık.  Samsun’a indiğimizden itibaren haberler etrafa yayılmaya başlamıştı. Yolda mahsur kalan Galatasaray’lılara  Fenerbahçelilerin saldırması sonucu 3 Galatasaray’lı yara aldı. Böyle maçlarda klasik olaylardan biridir bunlar. Sen yara vermezsen, birileri gelir sana yara verir. Bu işlerin genelde kuralları böyle işler.  Bunlar anlık olaylardır, çabukluğa bakar. 

Burada asıl konu içeride olabileceklerdi, içeriye girmeden önce polislerin saçma sapan nedenlerden ötürü bazı pankartları almaması saçmalık ötesiydi. Bunlardan biri E-bilete karşı tepki pankartıydı.  Bu muhabbetleri geride bırakırsak; ilk iki periyot Galatasaray tribününün üstünlüğüyle geçti, diğer periyotlarda daha da iki tribünün de şişeler atılması sonucu kaos ortamı oluştu. E-bilet’in gelmesinden sonra hemen hemen her maçtan geri tribüncüleri bu maçta böyle ortamları özlediğini gösterdi. Bir tribün ortamında ne yapılması gerekirse bu maçta da o yapıldı. 

Fenerbahçe tribününden Galatasaray tribününe yollanan meşale, Galatasaray tribününden Fenerbahçe tribününe yollanan sis, sonrasında iki tarafın birbirine attığı torpiller maçın kaosunu arttırdı. Çoğu kez başka şehirlerde maçın iptal edilmesinden ötürü; “ tekrar iptal olacak mı “ diye kendimize sorarken Emniyetin tribünleri dışarı çıkartmaması hepimizi şaşırttı. Olaylar bir süre devam etti.  Olması gerekenler oldu sadece. Fenerbahçe tribünü kısmında çok fazla ailenin olması tribünün performansını etkiledi. Lafı fazla uzatmadan; bu deplasman E-bilet’in yok sayıldığı, tribüncülerin istediklerini yapabildiği, Kaos’un içinde var olabildiği bir deplasmandı. Deplasman dönüşündeki yorgunluklar, deplasmandan döner dönmez işe gitmek de “ Hayat deplasman dönüşü başlar “ sözünü hatırlattı hepimize. Sabah kimileri tatlı uykusunda uyurken km'lerce yol tepen, bunun cefasını çekenler deplasman dönüşü iş'lerine doğru yola koyuldu. 

E-biletin olmadığı, tribünün tribün gibi hakkının verildiği, yarı yarıyaların daha agresif yaşandığı maçlarda görüşmek üzere...

Selametle 



Cem Kurtuluş, Ekim 2015



22 Nisan 2015

Yarı Yarıya Tribünlerdeki Atışmaları Özleyenler: Fenerbahçe - Beşiktaş : Deplase İzmir (18.04.2015)













Yarı yarıya maçların hasretiyle tutuşanlar için yarı yarıya maçların yeri her zaman ayrı olmuştur. Bu parolayla tribüncüler için de böyle maçlar kaçırılmaması maçlardan demeye pek de gerek yok.  Buna göre her şeyi ayarlayıp parolamızı buna göre çizdik. Çok olmasa da Fenerbahçe tribünü İstanbul’dan İzmir semalarına doğru 1 gece önce nevaleleri hazırlayıp yola çıktı. Böyle maçlarda her zaman tahmin edeceğiniz bişey vardır; o da maçların olaylardan dolayı oynanmayıp iki tribünün de dışarı çıkartılmasıdır. Maç öncesi iki tribününün de buluşma noktaları daha önceden belirlenmişti. 

İner inmez İzmir’in o güzel havası sonrası kahvaltı şeklinden sonra beklemeye koyulduk. Toplanacağımız yer Fenerium önünde demleniyorduk, zamanın geçmesini bekliyorduk. Böyle zamanlarda bir yerlerde rakip tribünle öyle ya da böyle karşılaşırsın. Maç öncesi takılırken çevik kuvvet daha ortalıkta yoktu,4-5 yunus polisin haricinde de ortalıkta olaya dair bir şey yoktu, ki Beşiktaşlılar yaklaşık 30 kişi  arka taraftan saldırmaya çalıştılar. Bu saldırının ardından  bira şişeleri,taşlar karşılıklı havada uçuştu, 3 Beşiktaşlı  bunun sonucunda yara aldı. Olaylar fazla devam etmedi, çevik kuvvet takviyesi geldi daha sonraları.  Mevzu anında en önemlisi 30 kişi saldırıyorsan 30 kişi kalma politikasıdır, ama Beşiktaşlıların o esnada arkadaşları vurulurken kaçmaları yanlıştı ve 30 kişinin 300 kişi Fenerium’un önünde bekleyen kitleye saldırması da bir o kadar kendileri için zararlı oldu. 

Bazı Beşiktaşlıların en büyük yanlışlığı da internetten” asarız  keseriz “ felsefesi yapmalarıydı. Bu olaylar bittikten sonra tribün olarak kortej halinde salona doğru ilerledik, Beşiktaş’lılar polis barikatını aşmaya çalışırken aşamadılar, karşılıklı atışmalar daha sonra salona geçtik. Fenerbahçe tribünü olarak, Beşiktaş tribününe göre sayıca fazlaydı bu sayı fazlalığını tribünsel anlamda da gösterdi. Salon içindeki atışmaları bu maçta nasıl özlediğini iki tribünde gösterdi. Küfüre küfürle karşılık vermeler, el-kol hareketleri, ve sonunda iki tribünden yükselen torpil sesleri ve en sonunda iki tribünün sahaya attığı meşaleler… Tribünün olmazsa olmazı olan bütün unsurlar bu maçta bir araya gelmişti. İki tribünde elinden geleni yaptı. Coşkunun daima yükseldiği, e-biletin olmadığı iki tribünde bu deplasmandan fazlasıyla keyif aldı. İki tribün dışarı çıkartılsa da iki düşman tribünün böylesine birbirine atışmaları olarak bu deplasman tarihe geçti.

Cem Kurtuluş, 18.04.2015