// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2020

Deplase Ankara (15.02.2020)
















Bir deplasman sabahı. Maça giremeyeceğini bildiğin halde hiçliğe dönüşmüş hayatında bineceğin deplasman otobüsündesin.  Oraya girdiğinde bütün her şey değişir. Oraya binen herkes bilir neyin nasıl karşılanacağını ya da mevzuya hakimdir kısaca bütün olanların. Hava çıtırdan soğuk, haberleri de öyle alıyoruz. Yıllar eksildikçe insandan insan kendi başına  fırtınalar koparmak istiyor; mevzu maça girmek/girmemek konusundan ötesinde.  Yıllar geçse de bu durum değişmiyor. Bu nedenle pek çok insan bunu saçma buluyor ve akıbetinde  giden yaşamın yıllar sonra da aynı çizgide devam ediyor. Mevzuyu da çok uzatmayalım.

Otobüs geliyor, nevaleler hazır bir şekilde yola koyuluyoruz. Yolların sisli olduğu haberi geliyor. Bir yandan da alkolün dozu arttıkça ve dumanlı deplasman otobüsünde yolumuza bakmaya devam ediyoruz.  Ankara’nın yeni yolunu bilenler için ilerleyen saatlerde  alkolün bulunmaması sıkıntıya neden oluyor.  Birkaç kısa devreli mola derken yola devam ediyoruz.  Tezahüratlar ve makaralar yükseliyor; pencere kenarındayız ve camlar buğulanmış, dalgın düşünceler seyrinde belki de herkes,kim bilir bunu?  Dumansız otobüs de olmaz deplasmanlarda,giden de kalan da iyi bilir bunu. Her şey öyleyken kendimizi Ankara’da buluyoruz, arama noktası bir yana stadın dışında çok da sıkı aramaya rastlamamak bizim açımızdan iyi oluyor.

 Köfte satanlar yerlerini almış, tribün yavaştan içeriye damlıyor. Karakol bulma derdi benim seyrimde ilerliyor; çok uzak olmasa da karakol bulma telaşına düşüyorum. Merkezin uzağında olunca bulmak da zor oluyor.  Maç iyi gitmiyor; biletsiz giden tribüncülerin de içeri girdiği haberi de kıyak bir haber oluyor. Her ne kadar yenilgi; deplasmana gidenin canını sıksa da aslında deplasman da giden de biliyor bu işin yenilgi işi olduğunu. İnsan kazanmak da istiyor. Maçla ilgili yorum yapmak benim işim değil; olayımız da zaten deplasman otobüsünün içindeki hava, deplasman durumu,vesairesi.  Dönüş yolunda tekel bulamamanın hüznü otobüste canlanıyor haliyle. “ Işıkları kapa kaptan “ edasıyla derin uyku moduna geçen de var, beste söyleyen de var.  Ziyadesiyle cezalı girilemeyen bir deplasmanı hanemize ekledik. Mevzu maça girmek dersen yanılırsınız; bu saydıklarımızın çok ötesinde.

Cem Kurtuluş, 2020 Şubat Ankara



26 Kasım 2014

Efsaneyi Yaratanlar Ölümsüzdür: KÜÇÜK FİKRET (FİKRET KIRCAN)



















Herkesin çocukluğunda çalınan marşlar vardır. Kimi bir takım marşı, kimi milli marş, kimi de siyasi sloganların olduğu marşlardır. Çocukluğunuzda ,gençliğinizde, yaşlandığınızda o marşlar devam etmiştir . Küçük Fikret ismini ilk o marşı dinlerken duymuştum . Fenerbahçeli olarak kan bağımızın oluştuğu çocukluğumuza denk geliyordu bu marşlar.“Cihatlar, Lefterler, Canlar, Fikretler  Hala sevilen birer abidedirler  “ diyordu…Fenerbahçe tarihindeki efsaneler geçidine selam ediyordu bu marş. 

Fikret Kırcan diğer adıyla namı diğer Küçük Fikret bu marşla anılıyordu Küçük Fikret taraftarlarca "Kefal Fikret" diye lakap takılan bir isimdi. Fenerbahçe’ye gelişini Küçük Fikret, diğer namıyla Kefal Fikret şöyle anlatıyor. “Yıl 1934. 14 yaşındaydım. Küçük antrenman sahası vardı, orda futbol oynardık bir gün çağırdılar. Fikret Arıcan, “Gel, başla Fenerbahçe’de sen de Küçük Fikret olursun” dedi.Amatör ruhun geçerli olduğu, sahaların çamur içinde olduğu ama forma namusunun olduğu zamanlarda oynamıştı Küçük Fikret. Formanın ağırlığını iyi biliyordu, çünkü yokluğun geçerli olduğu zamanlardı, formaya saygı verdi, sevgi vardı. O bunu iyi biliyordu işte.

Formasının kirlendiği tek yer sahada basmadık yer bırakmamasıyla alakalıydı.  “ '1934'te Fenerbahçe'ye geldim. 14 yaşındaydım. 1956'ya kadar oynadım.Hiç para almadım. Kulüp tabii ki futbolcularına para veriyordu. Ama ben hiç almadım. “  Şimdiki futbolcular yanına yaklaşamazdı, paraya değil formanın armasına tapan bir isimdi Küçük Fikret. Asaleti vardı, büyüklüğü vardı, bu büyüklüğün Fenerbahçe’den büyük olmadığını bilirdi. Fenerbahçe’yle ilgili anıları bitmiyor Küçük Fikret’in o anılara bir röportajda şöyle yer vermişti.

“ O zaman Haydarpaşa Lisesi’nde öğrenciydim. Büyük Fikret Fenerbahçe takımının kaptanıydı. O gün bana “Bugün seni oynatacağım” dedi. Ben heyecanla bekliyordum, bir baktım benim yerime kardeşi Semih’i oynattı. Ben ağlayarak oradan kaçmıştım. O maçta Fenerbahçe 3-0 mağlup olmuştu. Rahmetli Gündüz Kılıç ve Haşim ağabey beni Galatasaray’ın idmanına götürdüler. O an için üzülüp kızmıştım. Artık Galatasaray’da oynayacaktım. O sıralarda Zeki Rıza Sporel geldi. “Senin yerin Fenerbahçe dedi " 

Bir sözü meşhurdu Küçük Fikret’in, günümüz futbolcularının kulağına küpe olur bu söz, amatör ruhun paranın geçerli olmadığı zamanlardan sesleniyor bize Küçük Fikret. Diyor ki Maçtan evvel bana sorarlardı: “Ne yapalım” diye. “Yenilmek yok” derdim. " Böyle bir kuşağın amatör ama paraya yenilmemiş ismiydi . 22 yıl kusur Fenerbahçe formasını giydi, en uzun bu formayı futbolcu olarak tarihe geçti, teknik direktörlük yaptı, yöneticilik yaptı. 

Hak ettiğinden fazlasını verdi.  Paraya ihtiyacı olmadı, Fenerbahçe sevgisi için oynadı, Fenerbahçe için yaşadı.  “ Cihatlar, Lefterler, Canlar Fikretler” döneminden Ulu Çınardı. Lefter’e, Serkan Acar’a, Selçuk Yula’ya, bütün Fenerbahçelilere selam söyle Küçük Fikret.  Efsaneyi yaratanlar her zaman ölümsüzdür, sen de o ölümsüzlerden biri olarak kalacaksın!  

 CEM KURTULUŞ,2014

23 Kasım 2014

Saltanatın Yıkılır, Zulmün Biter ! : Dardanel - Fenerbahçe (U14/U15)




















E-bilet, deplasman yasakları, yasalar, Aziz Yıldırım’ın yıldırıcı politikalarıyla deplasmansızlık hasreti çekiyorduk, bu hasreti en son Manisa’da delmiştik ama Manisa’dan sonra deplasmana gidememiştik. Manisa sonrasında Aziz Yıldırım’ın salon maçlarına bilet çıkarmamasından dolayı  çoğu şey önümüzdeki en büyük engeldi. Planlar öncesinden yapıldı, deplasman fikstürü duvara asıldı.

Bu defa istikametimiz Çanakkale’ye doğruydu. Kimimiz Burhan Felekte, kimimiz Ankara’da, kimimiz de Çanakkale’deydi.  Aramızda deplasman yolculuklarını unutulmazı, sizden geç gidip stada erken varan kardeşimiz vardı. Bir süre önce polisin gaz atması sonucu yaralanan kardeşimiz bizimle birlikte geldi bu deplasmana.  Yazıya devam edecek olursak; Geceleri yola çıkmanın keyifli olduğunu düşünenlerdenim her zaman. Karanlık yollar ardında söylenen besteler ve makaralarla yola devam ediyorduk. Bu defa şoförümüz  değişmişti, gelen şoför ‘ ağzı vardı,dili yoktu’ derler diye tanım vardır ya tam da bu tanıma uyuyordu.

 Deplasmanların vazgeçilmezi ‘ Köfteci Yusuf’ bizi bekliyordu, uğramadan olmazdı.  Uğradık, köftemizi yiyoruz, deplasmana bestelerle, türkülerle yolumuza devam ediyoruz. Çanakkale  yakın bir yerlerde sabah çorbamızı içtikten sonra yeniden yolumuza  devam ediyoruz.  Sabah çorbası her zaman iyi gelir bünyeye, çorbamızı içip yolumuza bakıyoruz. İndiğimizde sahile inip biraz etrafı geziyoruz, bundan sonra  fazla süremiz olmuyor. İstanbul’a göre o kadar soğuk hava yok Çanakkale’de. Bir süre sonra tribünde yerimizi alıyoruz.

Pankartlar asıldı, takımın sahaya çıkması beklendi. Tribünün akustiği tam istediğimiz gibiydi. Kapasite olarak 80-100 kişi sığıyordu tribüne. Tribüne girer girmez takımı tribüne çağırıyoruz. Yaşları ufak ama yürekli insanlara sesleniyoruz.  İkinci maç başladığında biraz yorulmuştuk ama pes etmemiştik, kaldığımız yerden devam ediyoruz tribüne.  Sonrasında meşalelerle, sislerle Fenerbahçe tribünü adına ortaya iyi bir iş çıkartmak istiyoruz. .  Meşaleler patlarken Fenerbahçe taraftarının maça gitmemesi için elinden geleni yapan Diktatör Aziz Yıldırım önderliğindeki Yönetime “ Saltanatın Yıkılır, zulmün biter “ pankartıyla mesaj yolladı Fenerbahçe taraftarı. Sislerle, meşalelerle endüstriyel futbola, yasalara meydan okundu. Endüstriyel futbolun bütün kuralları yıkıldı bu deplasmanda! 

Özetlemek gerekirse; Voleybola Aziz Yıldırım bilet çıkarmıyordu, futbol maçlarına hem bilet çıkarmıyor hem de e bilet / passolig  vardı, bütün engeller önümüzü kapatsa da bize tek çıkar yol bırakmışlardı, o da amatör branş/altyapı maçlarına gitmek. Bu deplasman da böyle olmuştu nihayetinde. Dönüş yolunda ne kadar yorgun olsak da karanlığın erken çökmesiyle makaralar yapılıyor, türküler ve besteler söyleniyor, istediklerimizi yapmanın gururuyla evimize dönüyorduk.

Cem Kurtuluş,2014

27 Ağustos 2014

Road To Manisa:(25.08.2014)




















Bazen yollar  bitmez,  çocukluğunda maçlarını izlediğin takımın peşinden kilometrelerce gidersin hiçbir çıkar gözetmeden.  İki  ay önce planlar hazırlanmış maç için havaya girmiştik. Son maçımız mı olacaktı bunu bilmiyorduk ama  Fenerbahçe yalnız bırakılmamalıydı Manisa’da ve Manisa sokaklarında. Her şey hazırlandı Manisa’ya gitmek için gece toplanıldı. Sabah yola çıkmamanın iki negatif yönü vardı; biri erken kalkamayacak olmak, biri de  güneşe yakalanmamak. Bu düşüncelerle yola çıktık. “ Şoför abi bas şu gaza, Çok kralsın Abdurrahim” tezahüratlarıyla hafiften başlamıştık. Bursa’ya gidilirken Feribot’ta yakılan meşaleler, atılan fişekleri vapura biner binmez uygulamaya geçirdik.  Feribot’tan indikten sonra Bursa’ya gelelim de Köfteci Yusuf’a uğurlayalım dedik. Köfteci Yusuf  bizi bekliyordu.

Ne zaman feribota binip Bursa civarından gitsek Köfteci Yusuf bütün tribün için  olmazsa olmazdır.  En erken yola çıkan ilk otobüstük. Anında köfteler geldi, acılı ezmeyi yedik,  çaylar içildi, yolumuza devam ettik. Kaybedecek vakit olmasa da Manisa’ya yaklaşırken sıcaklık oldukça yüksekti.  Çevik Kuvvet  gelen otobüsleri bekletiyordu, ilk gelen otobüs olduğumuz için yaklaşık 1.5 saat beklettiler, bizle birlikte gelen diğer otobüsleri de bekletip erkenden saldılar. Hal gibi yer vardı bekletildiğimiz yerde, hal'in arkası tellerle çevriliydi çıkış yolu yoktu, eğer çevik kuvvet söylediği zamanda salmasaydı bizi bir kamyona atlayıp oradan ayrılmanın yolunu bulacaktık. 

 Sıcak tepemizde yürüdükçe yürüyorduk. Ara sokaklardan birine daldık. Ara sokaklardan nadiren bir otobüse 30 kişi bindik yolumuza devam ettik. Bu sıcakta otobüs bulmak bizim için büyük şanstı. Şehir merkezine gitmenin tek yolu buydu. Bu sıcaktan kurtulmanın tek yoluysa bir park bulup çimlere uzanmaktı. Maç öncesinde olanlar orada oldu, bunlar her maç öncesi ve sonrası gerçekleşen abartılmaması gereken olaylardan, ama gazeteler, internet siteleri öyle abartıyor ki “ 5 ölü, 2 ağır yaralı” var zannedersiniz, ki çoğu insan böyle zannetti. Medyanın insanları aldatması, kandırması burada başı çekiyor. Olayları geride bırakırsak stat önlerinde demlenmeye başladık. Sıcağın tepemize vurması sonucu gölge bir yere çekildik. Her statta olan şeyler orda da vardı doğal olarak. Köfteciler,Pilavcılar vs...  

Kimimiz maça girdi, kimimiz girmedi. Biletli olanlara ufak da çevik kuvvetin gaz saldırısı oldu, bir süre polisle arbede yaşandı. Sonra tribünün çoğu geç de olsa içeri girdi. Maçla ilgili analizi yapacak değilim. E-biletin uygulanmadığı bir deplasman olduğu için çoğu tribüncü tribündeki yerini aldı, meşaleler yandı, flashlar atıldı, su şişeleri atıldı. Her derbi öncesi olan şeyler bu maçta da olmasına rağmen  medya bu olayları abarttı. Bunlar tribünün olmazsa olmazı. Tuzu biberi desek daha doğru olacak. Bu deplasmandan sonra kendimize şunu soracağız

” E-biletten önce nasıldı tribünler, e-biletten sonra nasıl olacak? " 

Cem Kurtuluş, 2014

23 Aralık 2013

Deplase Karabük@2013: Soğuktan üşüsek titresek bile sana olan aşkımız bitmez FENERBAHÇE















Fıotoğrafta görüldüğü gibi; Karabükte ilk önce Karabük  tribününe girip karabük tarafından destek veren sonrasında emniyet tarafından tampon bölgeye alınan cefakar Fenerbahçeliler..

“ Bu karda bu kışta bu kıyamette senin için burdayız biz FENERBAHÇE..Soğuktan üşüsek titresek bile sana olan aşkımız bitmez FENERBAHÇE”

Mesele Fenerbahçe olunca Fenerbahçe için   bütün engellerin  aşılacağı gerçeği vardır.  Bu engellerden biri Karabük deplasmanında Fenerbahçe kulübü tarafından alınan biletlerin taraftarın önünü kesme çabalarıydı. 6222 yasasının daha çok taraftara işlendiği ama yöneticilerinin görmezden gelindiğini de söylemek gerekir.

 Bütün hazırlıklar yapılmış, önümüzde 2 ay deplasman olmayacağını düşünürsek Karabük deplasmanı için gecenin geç saatlerinde kafalarımızı camlara yaslayarak, buğulu camlar ardında titreyen ellerimizde karabük’e doğru yola koyulduk.
  Soğuk işlemedi hiçbirimize, görünen şimdilik buydu. Tezahüratlarla kendimizi ısıtmaya çalışıyor, makaranın dibine vuruyorduk.  Tekele girip tedarik yapamadık, şoföre de dur demedik bastı gaza.  “ Bas gaza şoför bas gaza” sözü her zaman olduğu gibi kanıtlanmış oldu derken sonrasında  tezahüratlar, makaralar yerini uyku moduna bıraktı.

 Kafamızı buğulu camlara yaslayarak sabah saatlerinde  buz gibi bir şehri selamladık. Yemek yiyecek yer bulalım derken kurulduk en yakın pastaneye oradan da ısınacak bir kahveye sığındık.

 Karabüğün her yerinde eczanelerin olduğunu düşünürsek sabahın erken saatlerinde kahve bulmak isabetli buldu. Karabüklü abilerin soru bombardımanına kalmak iyi olmasa da “ öğrenciyim” diye  geçiştiriverdim. Misafirperverlerdi. Stada doğru yola koyulduk. Kahveden çıktığımızda kahve ile stat arası mesafe epey vardı, götümüzün donmasını  bir yana bırakın en sağlam botu giyseydiniz ayaklarınızın donmama ihtimali yoktu.

Bu düşüncelerle ilerledik stat çevresine doğru.  13.00 civarlarında güvenlik tedbiri fazla yoktu, saatler geçtikçe çevik kuvvet stat çevresine çöktü. Çevik kuvveti kafaya almaya çalışanlar yok değildi. Statta fotoğraf çekilenler, tribünde oturanlar, öylece takılanlar vardı. Saklanalım derken polis hepimizi dışarıya paketledi. Dışarıda zaman geçmek bilmedi.  Bilet telaşından ötürü dolanıp durduk. Polis, ev aralarında geçenleri kovalıyor, ortaya komik bir görüntü çıkmıştı. Bütün girişler ve çıkışlar kontrol altına alındı.

 Dışarıda kimse kalmamış, kulüp tarafından alınan biletler nedeniyle Karabük tarafındaydık. Karabük taraftarıyla ufak tefek tartışmalar, atışmalar oldu, bu da bizler için keyifliydi.  Fenerbahçe tribünü için bir şey söylemek gerekirse ; Karabük tarafında olan Fenerbahçelilere bir kesim hariç destek veren olmadı, bunu da not etmek gerekir. İkinci yarıda emniyet bizi tampon bölgeye alarak iyi bir iş yapmış oldu, oradan desteğimizi sürdürdük. Vasat tribün yaptık, daha iyi tribün olabilirdi. 

 Oynadığımız futbola gelince iyi  futbol oynayamadık, diğer maçlarda ciddiyeti elden bırakmadan daha iyi mücadele etmemiz gerekir..

Son söz olarak karabüğün -10 soğukluğunu gören, elleri titreyen biz Fenerbahçelilerin söylediği gibi “ Soğuktan üşüsek titresek bile sana olan aşkımız bitmez FENERBAHÇE! “

Yazan: Cem Kurtuluş



12 Kasım 2013

Deplase Bursa (12.11.2013)















Konya derken deplase yolculuklara Bursa ile devam ediyoruz.  Yola  sabah 10'da çıkalım derken bekle abi bekle 11.30 gibi yol alıyoruz. Poğaçalarla kahvaltımızı ediyor, deplasman yolculuğuna başlıyoruz.  Bursa yolculuklarında es geçilmemesi gereken olay gidiş-dönüşteki tek gerçek olan  Köfteci Yusuf’a uğramaktır diyerek Köfteci Yusuf’a uğruyoruz. Bu her maç öncesi veya sonrası klasiklerden.  Yol esnasında Köfteci Yusuf’a uğramamız iyi olsa da yol boyunca alkole çözüm bulamamak bünyemize iyi gelmeyerek” boş kafayla gidiyoruz” sorularına sebep oluyor.

 Bursa'ya yaklaştığımızda otobüsler yerlerine park ediliyor, yavaş yavaş toplanma yerinde bekletiliyoruz. Parkın içinden toplu " Fenerbahçe sen çok yaşa" tezahüratlarıyla ilerliyoruz. İlerlerken bir başkomiser bir taraftarı tekmelemeye çalışıyor,sonra o karışıklıkta bir şeyler oluyor sıraya giriyoruz. Her sene olan ufak tefek şeyler yine kendini tekrarlıyor. Çoğu kişi biletli olmasına rağmen sırada baygınlık geçirenler olacaktı derken yola devam ediyoruz.  Biletli olmasına rağmen taraftara işkence eden polisin bu tavrına alıştığımız için ne desek boş! Mevzu büyütülebilirdi, büyütmüyoruz. Bir yerden farklı talimat aldıkları belliydi,biz de buna alışıktık. 

 Biraz biber gazı,  biraz cop, taraftarın tepkisi, tribünün içinde bulunan yere girdikleri anda sevinçlerimize karışmaları sonucunda bunun sonucuna katlanmaları diyelim siz de anlayın. İlk yarı Fenerbahçe Tribünü olarak iyi bir performans gösterdiğimiz söylenmez, ama ikinci yarı hem takımın hem de tribünün performansı yükseldi.  Goller sonrası gol sevincini tanımadığımız insanlarla paylaşmak, kısılan ses sonrası içilen suyu paylaşmak ve atlayamayacağımız pek çok detay vardı. Bu da tribünün olmazsa olmazıydı. 

En çok direklere tırmanan taraftarların 3.gol sonrası Bursa’nın numaralı tribününde 2-2 diye el işareti yapan elemana  gereken cevabı Fenerbahçe tribünü  vermiştir. Sanıyorum ki o eleman rüyasında Fenerbahçe tribününün gol sonrası demire tırmanan rahatsızlarını görmüştür. Maç dönüşü Köfteci Yusuf’a uğramayı ihmal etmiyoruz.” Bağıran biz haykıran biz deplasmanda aç kalan biz” diye Köfteci yusuf'u inletirken hem yemeklerimiz erken geliyor hem de çayımızı keyifli içiyoruz. Vapurda Fenerbahçe dolu tezahüratlara devam ediyoruz. 

Deplasman, hapsolduğun dünyadır

Cem Kurtuluş, 02.11.2013


21 Ağustos 2013

Deplase Konya: (21.08.2013)


Kayseri deplasmanında  geçen 35 saat yolculuktan sonra bu haftaki  istikametimiz Konya oldu. Biletlerin 40 lira açıklanmasının ardından  biletlerin sadece Konya'daki biletix’ten çıkacak olması hepimizi olumsuz yönde etkiledi. Öyle derken herkes imkanlarını zorlayıp istikametini Konya olarak belirledik.   Sabahın erken  saatlerinden itibaren yola çıktık.

   Daha İstanbul dışına çıkmadan nevaleleri alıp tezahüratlara  başladık. Sıcağın bunaltmasıyla birlikte yol devam etti.  Çiş molaları, tezahüratlar, molalar, makaralar, alkolün kafasında olanlar derken yolun mesafesi azaldı.  Şoförümüz makara, Raşit abimiz desen neşe kaynağı, onun haricinde alkoller ortada herkesin keyfi yerinde, yoldayken tek düşündüğümüz şey maçı kazanmaktı.

 Bu düşünceyle yola devam ettik.  Otobüste konuşulan başka muhabbetler ise  Konya’da bizleri bekleyen misafirler. Konya’ya varmadan Cihanbeyli’de Fenerbahçe tayfası olarak etli ekmek yiyoruz.  Sabahtan beri yemek yemediğimizi hesaba katarsa etli ekmek oldukça bizleri doyuruyor.  2 Gün yemek yemeyeceğimin garantisini verebilirim etli ekmek için. 

Konya’ya indik biletlerimizi alıp tribüne bir an önce girdik.  Tribün olarak fena değildik, ama tribündeki insanların ayrı gayrı hareket etmesi  tribün adına olumsuz hareketti ve bu olumsuz hareket Konya’da  görüldü. İlk 45 dakikada iyi bir oyun çıkarmamıza rağmen 2 farklı önde olduğumuz maçta maçı 2-3 kaybettik.  Diyecek başka bir söz bulamamış, ağzımı açamamıştık. 

 “ Her yer Taksim,her yer DİRENİŞ” sloganlarını siyasi olarak değerlendirenler MURSI” denen Amerikan uşağına pankart açtı. MURSI’ye açılan pankart bilinmelidir ki bütün FENERBAHÇE tribününü kapsamamaktadır.  Sözcü gazetesinin “ Geziye Fenerliler karşı” haberini hatırlatırsak sözcü’nün büyük bir yanlışa düştüğünü söyleyebilirim . Gezi parkıyla ilgili pankartlar içeri giremezken, MURSI yazılı pankartın nasıl içeriye girdiği sorgulanmalıdır! Mısırda ölen insanlar insan da , Gezi parkında ölen insanlar, yaralanan ve polis tarafından darp edilen insanlar insan değil mi?   Fenerbahçe tribünü ne olursa olsun” HER YER TAKSİM,HER YER DİRENİŞ” diye stadı inletmeye devam edecektir. 



Cem Kurtuluş, Ağustos 2013

14 Ağustos 2013

Deplase Kayseri: (11.08.2013)

Deplasman yolculuklarına çıkanlar iyi bilir ki her türlü sorunla karşılaşmaları kaçınılmazdır. Bu kaçınılmazlığa alışmak zaman alabilir. Kayseri deplasmanında bizim otobüs dahil birçok otobüs birtakım arızalarla  karşılaştı. İki defa motoru yanan ,hidroelektriği bozulan, aküsü biten otobüs,30 saat geçen bir yolculuk ve  birçok şeyi sıralanabilir Kayseri  deplasmanı için... 

 Kimisi için sabahın beşinde şoförün vazgeçmesi sonucu yola çıkamadı başka otobüs ayarlandı, kimisi ise başka sorunlarla karşılaştı.  Mevzuya dönecek olursak sorunlar peşimizi bırakmadı.  Sabah 6’a doğru sabahın köründe polisin alkol testi yapması” ne oluyor memur bey” cevabına dönüştü sabah saatlerinde.  Bütün bunlar oluyorken  yola çıktık. Makaralar, besteler, alkolik olarak takılanlar, çiş molaları, yerde yatanlar, sevdası için beş kuruş parası olmayıp da takımını yalnız bırakmayanlar…

 Şoför abi’nin ismini “ Webo” olarak değiştirmemiz, kendisine yaptığımız besteler yolu mesafe olarak azaltır düşüncesi işe yaramadı. “ Webo ve Aragones” amca laflarının akıllarda kalması, amcamızın “ gözünüzü seveyim orta kapıyı açmayın” demesi, klimasız bir deplasman yolculuğuna devam ediyor olmamız çoğu kişiyi sıksa da “ yollar mesafe tanımaz “ cümlesi bu açıdan önemliydi. Dağları,  şeritleri geçiyorduk halen yolun bitmemesi bizim adımıza faciaydı, ama bizden daha kötüleri “ ikinci otobüslerinin motorunun  yanmasıyla sarsılmıştı. Buna da iyi dedik, makaraya devam ettik. "40 Kilometrenin üzerine çıkarsam ceza yeriz” diyen Webo amcaya sitemlerimiz olsa da diyecek pek bir şey bırakmamıştı kendisi.


 Arada şoförler bizi umursamıyor, kulağına pamuk tıkamış gibiydi.  Arada şoför değişse de  webo amca’yı gözlerimiz aradı.  Yol bitti derken aynı yerde olduğumuzu görmek “ ne yolmuş ulan” soruları klasik deplasman olayını özetlerdi.  Kayseri sınırlarına akşam yaklaşmışken geldik, polis kontrolünün fazla sürmemesi sonucu stada doğru yol aldık. Stat çevresinde takılıp şehre adım attıktan sonra  yemek yiyip stada girip ve  atmosferi koklayalım dedik. Tribün olarak iki tribünde gollerin gelmesini bekleyerek tribün yapmayı planladı. Vasat bir tribün oldu  iki tribün açısından.  İbne Galatasaray” diye uzatmalarda tezahürata girilmesi, torpillerin patlaması ve meşalelerin yanması insanları gaza getirdi. Futbolun endüstriyel düzenini az da olsa yıkmış olduk!

İçimizi acıtan yenilmemiz değil, bazı Fenerbahçeli futbolcuların Galatasaraylıları tebrik etmesi oldu. Maç  biter bitmez, "otobüs kalksa da yolumuza gidelim"  düşüncesi hepimizi sarmış, otobüste yola çıkıldığı andan itibaren kimseden ses çıkmadı. Sesler kısılmış, Fenerbahçe’si uğruna yollara düşen insanlar ellerinden geleni yapmıştı. Dönüş yolunda yine Webo amcayla yola çıkacağımızı biliyorduk, bu defa Webo amca klimalara masraf yaptırmıştı. 

 Gereksiz mola verilmesi, akünün bitmesi, yaklaşık 15 saat sonunda İstanbul’da olmamız sonucunda efsanevi Kayseri deplasmanını tamamlamıştık. Her şey bir yana pastırma ve mantı yiyemedik belki ama Webo ve Aragones amcayı takma adlarınla hatırlayacağımızın garantisini verebilirim. Son söz olarak “ Sen şampiyon olmasan da kupaları almasan da, cimbomboma koymasan da seviyoruz işte var mı diyeceğin”  maçın özeti olarak kayıtlara geçebilir

Cem Kurtuluş, 2013

06 Ağustos 2013

" İleride Selçuk Yula Var"





















Bir neslin kahramanıydı
"Fenerbahçe için her şeye varım" diyen Fenerbahçe neferiydi
80’li yılların radyolarında “ Hadi be Selçuk diyenlerin” kahramanı.
 Galatasaray’da futbol oynadığında dahi ” Ben Fenerbahçeliyim” deyip Fenerbahçe ruhunu ortaya koyan
taraftarla arasında sıcak köprüler ören amatör ruhun temsilcisiydi..
Galatasaray'a gitmek zorunda kaldıktan sonra, "Fenerbahçe'ye karşı forma giymem" diyen ve bu yüzden futbolu bırakmak zorunda kalan isimdi Selçuk Yula

Haksız penaltıyı auta atacak kadar yürekliydi..
Bir Sarıyer maçı  4 -0 yenik durumdayken takım golü atanlardan biri Selçuk Yula'dır
Tribüne sevinmeye gelenleri iten amatör ruhlu bir kahramandı.
Radyo günlerinin  o muhteşem çocukları Selçuk’un golüyle  Bordeaux zaferinde sevinç çığlıkları attı
Sokaklar doldu taştı sarı lacivert
Tarihi hem Fenerbahçe yazdı, Hem Selçuk yula, hem de çubukluyla sokaklara yığılan taraftar..
Senin kuşağına yetişememiş seni izlememiş her biri de senin deplasman otobüsünde nasıl sevindiğine tanıklık etti

Önce Lefter gitti, Sonra Serkan Acar, şimdi de sen Selçuk Yula..
Vedalar dayanılmaz olur bilirsin
Önce Çağlayan’da beraberdik
Sonra Beşiktaş adliyesinde
Ve yahut bir deplasman yolunda..
Hadi kalksana FENER’in maçı var bugün
Penaltıyı kim atacak?
İyi penaltı atarsın sen
Başlama vuruşunu sen yap!
Sen gittin şimdi ama!

Amatörlük tarihin en derin yerine gömüldü bu amatör ruhun güzel insanı
Taraftarın yanına gelemeyen futbolcular yığını var artık
Ama sen uyan da onları canlandır Kaptan!
Ve kendisinin de dediği gibi 

“Fenerbahçeli olmayan hiç kimse bizim iyiliğimizi istemez. "yıldızlar yalnız yaşarlar"

Her yıldız yalnız yaşardı
Yıldızların değeri öldükten sonra bilinirdi
“ Selçuk Yuvaya “ diye bağıran taraftarı unuttun mu kaptan?
Kalk kaptan, kalk! FENER’in maçı var!
Cemal Süreya bu satırları senin için yazmıştı sanki
Sen de erken gittin.

“Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...

Üstü kalsın...”

Son golü attın ve  gittin Kaptan

 uğurlar ola…

Cem Kurtuluş, 2013

01 Ağustos 2013

Salzburg-1 Fenerbahçe -1: Burak Yıldırım Burda!


















Salzburg ‘un oynadığı son lig maçını izledikten sonra yaptığım yorum “ Bu takım Fenerbahçe’yi zorlar” olmuştu. Yeni sezona yeni teknik direktörle girilmesi, yeni bir sistemin oturacak olması epey zaman alacak gibi gözüküyor. Fenerbahçeli taraftarların  stadı doldurması sonucu bize bir soruyu sordurttu “ Onlar mı deplasmanda biz mi” 

 Salzburg, maçın başından itibaren sert oyun anlayışıyla, atak futboluyla göz doldurdu. Hakem Salzburglu oyuncuların bazı sert müdahalelerine prim tanıdı. Emre uzun zaman sonra bu kadar kötü oynadı. Gerek savunmada, gerek hücum yönünde etkisizdi.

 En çok hata yaptığı kısım ise attığı geri paslar oldu. Alper Potuk ve Meireles kaptırdığı toplarla vasatın üzerine çıkamayan oyuncular arasındaydı. Emre’ye bütün faturayı kesmek haksızlık olur. 

Takımda birçok oyuncu  sahada döküldü. Kadlec  Fenerbahçeyle çıktığı ilk ciddi maçında bekleneni veremezken, Alves yaptığı kademelerle ,sert oyun anlayışıyla taraftarın gözüne girdi.  Webo çok çalışıp ileride baskı yapsa da Webo’nun gerisinde oynayan oyuncuların baskı yapamaması sonucu Webo bekleneni veremedi.

 Volkan’ın yaptığı kurtarışlar farkın açılmasını önledi. Baroni’nin oyuna girmesiyle oyun şablonu değişti.  Sow’un da oyuna  katılmasıyla gol geliyorum dedi. Maçın bitmesine dakikalar kala Sow penaltı kazandırdı. Taraftar rövanş maçı için umutlandı. Bekleyip görmemiz gerek.

12 Mayıs’ta öldürülen Burak Yıldırım’ı unutmayan , Salzburg’u susturan Fenerbahçe tribününe selam olsun…

Cem Kurtuluş,2013

27 Nisan 2013

Bitmesin Bu Rüya : Fenerbahçe-1 Benfica 0


Amsterdam yolları yarılandı
Her şey harikaydı
Taraftar
Futbolcuların inancı ve her şey..
Maçtan önce Amsterdam’a dair açılan koreagrafi maç öncesi futbolculara enerji depoladı
Bir türlü gol gelmedi
Direkler bunu engelledi
Futbolcular ellerinden geleni yaptı
Benfica’nın pozisyonu yoktu
Taraftar heyecanlıydı
Tribünde tek ses ve nefesiyle birlikte bütün olmuştu derken gol geldi
Gol sevinciyle süperman gibi havada kalanlar buna örnekti
Benfica’ya top göstermedi Fenerbahçe takımı
Orta saha iyi çalıştı, defans da aynı şekilde
Kuyt’un direği, penaltı kaçırılması maçın kırılma noktalarıydı
O kadar haksızlığa rağmen, Platini’nin yaptıkları karşısında Fenerbahçe takımı yoluna en iyi şekilde devam ediyor
Dün gece Fenerbahçe takımı “ İşte gerçek Fenerbahçe bu” mesajını verdi
Daha önceki haftalarda defansif oyundan sıkılan taraftar böyle bir oyun bekliyordu
Tek dezavantajımız kaçan penaltı ve direklerdi
Ah ah diye kendimize gelemedik
Umarım Benfica deplasmanında iyi bir sonuç elde edip Amsterdamda büyük zafer yaşarız
“ Kan ağladı bu yürekler,uykusuz geçti geceler” derken bu taraftar çok acı çekti ve böyle bir zaferi hak ediyor
Her şey böyleyken unutulmaması gereken bir şey var.
Fenerbahçe yönetimi Benfica deplasmanına gitmek isteyen  GFB europe grubuna parasıyla bilet talebini reddetti
Taraftarı Fenerbahçesinden ayıranlara yazıklar olsun…
Yazımı bitirmeden tek diyeceğim “ Bitmesin bu rüya”


 Yazan: Cem Kurtuluş