// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2013

Türklük Kavramı ve Demokrasi zırvalamaları

Hayatta sevilmeyen bir şey varsa bu da Etnik Milliyetçiliktir. Bunu kabul etmeyenler, silaha sarılıp, silahla mücadele edip barışı silah adı altında yapanlarsa samimiyetten uzak bir anlayıştadır. Herkes ve her şey ayrıştırılmış bir durumda. Bugünlerde tartışılan bir kavram var “ Türklük “ kavramı.

Bu nedir ? Avrupa’da “ Are You Turkish” sorusuna sürekli denk gelmek, kaçak silahlarla yakalandığında Türküm, sınırı geçtin mi Türk değilim demek ne demek? İçinden çıkılması zor sorular.. Peki Türkiyelilik nedir? Türkiyeli olmak. Türkiye Futbolu, Türkiye Basketbolu, Türkiye Sporu, Türkiye Halkı ve son olarak Türkiye Bayrağı..

 Neden Türkçe konuşuluyor peki? Zorunlu bir şey değil. “Türk “ kelimesi ise ayrıştırılmış bir durumda şu aralar. Farklı bir isim getirilmek isteniyor. “ Türk Halkı, Türk Milli Takımı, Türk Halkı” kelimeleri yürürlükten kalkacak gibi gözüküyor. Yıllar beri süren politika “ faşist politika” olarak değerlendirildi. “Kültürünü yaşatmakta özgür olmalıdır insan” diyenler birden Türk kelimesine neden derin bir nefret beslediler?

Bayrak kelimesine derin nefret besleyenler başka devletler adı altında toplanarak neden kendi bayrağıyla yol bulmak istediler? Görünen o ki o yolu da başka devletlerden ettikleri gelirlerle sağlıyorlar. Malum politikacılar sayesinde de kendilerine yer edinmek istiyorlar. Demokrasi Barışı getirir mi? Barış silahlar bırakıldığında sağlanır değil mi? Senelerdir  devletin üstünden rant sağladığı bir terör sorunu varken nasıl bir barıştan söz edilebilir sizce?

 Barış, silahların susmasıdır öncelikle. Bir de yeni bir sorunumuz var. “ Türk bayrağı değiştirilsin” diye ayrılan grup var, “ Devlet bayrağı” olsun diyenler yani.. Öyleyse Dünyadaki bütün bayraklar değiştirilmeli değil mi? Sorular silsilesi devam ediyor. Öyleyse şimdi biz faşist mi oluyoruz? Yoksa bu soruların devam etmesi iyiye işaret mi? Sorular üstüne sorular. Bayrağa karşı olanların kendine ayrı bir ulus kurma çabası nedendir?

 Bir coğrafyada bu kadar ayrıştırma varken demokrasiden söz edilebilir mi? Bir arada olma isteği ancak demokrasinin içinde yer alabilir. Ayrıştırma demokrasiyi saf dışı bırakır. Afiyet olsun bir değeri yıkıp diğerlerini demokrasi altında savunanlara. Bir de unutulmamalıdır ki Türklük veya Kürtlük önemli değildir.

Önemli olan değerlerin yıkılmasına zemin hazırlayanlar, kendi zeminini kurmaya çalışanlar. “ Ben Türküm, Ben Kürdüm “ demek yasaya göre suç olmamalı, olacaksa da demokrasiyi tümüyle yıkma çabalarımız başlamalıdır.

26 Mart 2013

Abdullah Öcalan, Barış Süreci Ve Söylenenler..


21 Mart 2013’de  büyük Diyarbakır buluşması adı altında “ Barış süreci” adında mektup okundu bildiğiniz üzere.Bunun tarihsel bir önemi vardı. “ Barış Çağrısı” olarak değerlendiriliyordu.

Elbette bu Barış çağrısı geride  ölen masum insanları getirebilecek miydi? Yoksa bir çeşit  büyük pazarlıklar yapılmış mıydı? İnsanların merak ettiği nokta buydu.

 Onca gazeteci, onca teröristle mücadele adı altında mücadelesini vermiş albay içerideyken  bu Barış çağrısı” Öcalan Meclise mi girecek” düşüncelerine sevk etmişti insanları.

PKK'nın  en aktif dönemi 90’lı yılların olduğunu düşünürsek, yakalandıktan sonra da kendisi hep bir mesaj yolladı. Öcalan’ın mektubunda Peygamberler arası bir bağlantıda bulunuyor.  Uğur Mumcu’nun 20 kusur sene önce dediği “ Kürt-islam devleti sentezi kurulmak isteniyor ”  düşüncesi insanların aklına gelmiştir.

 Mektup uzunca bir metin ama mektupta “ Silahı bırakın” çağrısı yok. Daha doğrusu " silaha tekrardan sarılabiliriz" çağrısı da göze batıyor.

Ama istekler ardı ardına sıralanmış ve istenilen şeylere göre silaha sarılma politikası beliriyor. 90’lı yıllarda 33 Türk Askerinin ateşkes sonucu katledildiğini düşünürsek böyle bir antlaşma ancak kandırma politikası olabilirdi.

  Burada mesele “ 33 Türk Askerinin ölmesi değil” yapılan barış anlaşmasına göre hareket etmeyip 33 Askeri öldürülmesi. “Dağlardaki çocuklar bizim çocuklarımız derhal çekilmeli” diyen Demirel’i düşününce halen terörün devam etmesi hükümetlerin terörü devam ettirmesini istediği düşüncesini insanların aklına getiriyor.

 Aynı zamanda Barış ve Demokrasiyi söyledikleriyle  değil, uyguladıklarıyla göstermeli politikacılar…

Televizyonda birçok siyasetçi, milletvekili “ Abdullah Öcalan’ın “ serbest bırakılmasını savundu, kimileriyse bu düşüncelere karşı çıktı. 33 Askerin ateşkes barış anlaşmasıyla öldüğü gerçeği, 1.5 sene boyunca Pkk Kamplarına hapsedilen kamu görevlilerini düşününce Barış çağrısı böyle bir süreçte yapılabilir mi sorularını akla getiriyor.

 Barış en nihayetinde samimi bir ortamda gerçekleşebilir. Ateşkes içinde olmayı isteyip insanları rehin almak Barış’ın anlayışına ters bir hareket olmakla birlikte samimiyet olgusuna da terstir.

Aynı zamanda Avrupa’da Abdullah Öcalan’ın barış sürecine dair fikirlerini destekledi. Abdullah Öcalan’ın 1999’da “ Nasıl sorgulandığına dair” kitapta geçen “ Yunanistan’dan para ticareti, İran’dan silah ticareti, Hollanda’dan uyuşturucu ve para ticareti” kitapta geçen bazı unsurlar.

 Böyle unsurlar Pkk Kamplarına aktarılırken Avrupa’nın  Abdullah Öcalan’ın barış sürecini desteklememesi saçma olurdu. Barış sürecindeki fikirler olumlu gözüküyor, yalnız uygulanabilirse. Kitapta geçtiği gibi” Bir Kürt devleti kurulmasından söz edilemez” söylemi Abdullah Öcalan’a ait bir söylemdir.  Öcalan’ın 1999 yılında söylediği bir sözünde altını çizmek gerekir.

 “ Bu vatanda, kardeşçe, özgürlük içinde birlikte yaşamanın tek çaremiz olduğu açıktır “
-26 Nisan 1999/Abdullah Öcalan

Öcalan’ın böyle düşüncesi açıktır.  Bildiğiniz üzere Abdullah Öcalan çok zeki biri. Ve nerde , ne zaman, ne yapacağını kestirmenizse olanaksız. Barış sürecine ancak PKK’nın geri çekilmesiyle, silahların gerçek bir samimiyet adı altında bırakmasından sonra Barış sürecinin gerçekliğine inanılabilir.

  PKK’nın dağdan inmeden, silah bırakılmadan yeniden ateşkes adı altında askerlerin ve masum insanları yeniden öldürmeyeceğini  kim garanti edebilir? Burada Hükümetin ne büyük bir pazarlık yaptığı da önemli bir süreç olarak gözüküyor. Şimdilik görünen bunlarla sınırlı. 

Yazan: Cem Kurtuluş

23 Ocak 2013

İleri Demokrasiye Devam (!)


Abd askeri, Alman askeri, Suriyeli teröristler ülkemizde
Dokunmak, söz etmek yasak
Patriotlar, üsler, radarlar dolmuş. Bağımsız Türkiye

Özelleştirmeler, işten çıkarmalar tam gaz
 Maaş zamları sıfıra yakın
Vergiler ve fatura zamları dağ boyu...
 Türkiye'nin günlük yaşamı."

Müzik grupları yasak ve sakıncalı
Filmlerin afişleri sansürlü
Baskılar tam gaz devam
Alkole zam
Sigaraya zam
Göztepe parkını yıkıp oraya cami yapma fikirlerine devam
Moda'da ki çimleri kaldırıp betona döndürmek ve Halkın tepkisi olunca yeniden çimlerin yapılma fikri
Tribünde Pankarta yasak 
fişlemeye devam
6222 Yasağı
Deplasman yasakları
Her yönden ceza verme lüksüne sahip olma fikirleri
Gazeteciler hukukçular içeride tam gaz

Yargı kendi elinde
Asker elinde
Polis elinde
Susturma konusunda bir numara olduğunu inkar etmek yersiz olur
Protesto’nun hak olarak yazıldığı yerler sınır dışı
Çeşitli çeşitli yasalar kendi kadronu kurmalar
Halen içeride onlarca gazeteci
Hukuğun hiçe sayıldığı, egemenlik ve millet anlayışının sıfırlandığı Bağımsız Türkiye (!)
Tarihi binalar kül ediliyor
Önemli işletmeler kapatılıyor kendilerince
Hapishanelere Jandarma yerine Polis yerleştirilmesi
Tam gaz İleri Demokrasiye Devam, Tam gaz Fişlenmeye devam...


Cem Kurtuluş, 2013



08 Ağustos 2011

Memduh Bey'in Kürtlere Ağır Hareket Yazısı Hakkında


Bugün Memduh Bayraktaroğlu’nun Kürtlere ağır hareket adlı  yazısını okudum. Çokça ileri demokrasiden bahsetmiş. Kürt halkına haklardan bahsetmiş. Kendi diliyle eğitim istemekten,kendi tarihini öğrenememekten,kendi kendini yönetemeyen bir halk özgür olabilir mi demiş.  BDP’den bahsetmeyi unutmamış. Onların kendilerine ayrı bir devlet kuracağından bahsetmemiş.  Hep düşünmüşümdür altında son model Jeep’lerle gezen kürt iş adamlarının çocukları neden hastane köşelerinde bekler? Bu hep benim kafamı kurcalamıştır. Neden sadece acaba BDP ve yanlıları böyle şeyler ister. Kürtlerin aciz görülmesinden bahsetmiş ama böyle bir şey söz konusu değil. Neden Karadenizli vatandaşlarımız,Trakyalı vatandaşlarımız böyle isteklerde bulunmaz. Doğu’ya yatırım yapılmamıştır doğru bir tespittir bu,fakat kürt iş adamları son model jeepleri ile gezerken oradaki bölgelere yardım etmeyi hiç mi düşünmez. Ağalık sistemi neden devam eder? Ahmet Türk’ün ağalık düzenine karşı olmasından bahsetmiş ama Ahmet türk daha çok ağalık düzenine yardım da bulunan biri.  Barış mesajlarıyla ortalığı neden karıştırırlar?  Kürtler aşağılanıyor derken  Memduh bey ,ben Kürtlerin  aşağılandığını ya da ‘’Türkiye Zencisi’’ olarak görüldüğünü zannetmiyorum. Öyle bir şey olsaydı eğer Kürtler sokakta dolaşamaz sınır dışı edilir ve minibüslerde kendi dilini özgürce konuşamazdı. Ama herkes özgürce dilini konuşabiliyor. Arnavut kökenli olan Arnavutça ,Boşnak kökenli olan Boşnakça Kürt kökenli olan Kürtçe konuşabiliyor. Kürtler hak istiyor diye bahsetmiş o zaman diğer azınlıkların da fazlaca hak talep etmesi gerekiyor. Memduh Bey’in yazısını şiddetle kınadığımı belirtmek isterim. Ve bu kişiler yüzünden insanlar Kürtlere önyargı ile davranıyor...

Yazan:Cem Kurtuluş

30 Temmuz 2011

Taraf Gazetesinin Manşetleri Üzerine

Daha önce Gazeteciliğin temel ilkelerini belirtmiştim. Tarafsız olmayı gerektirir demiştim. Taraf gazetesini terbiye sınırlarını aşmadan inceleyelim. Yazarlarının taraflı olduğu bir gazeteden bahsediyorum. Birilerinin arkasına saklanan onlardan emir alan bir gazeteden bahsediyorum sayın seyirciler. Taraf gazetesinde yazıyorsan eğer içeri alınma gibi korkun olamaz çünkü alınamazsın.

Yazdıkların genellikle saldırı niteliğindedir. 2009 yılı olması gerek. Fenerbahçe Tribününde Mustafa Kemal’in askerleriyiz adında bir pankart açılmıştı. Ertesi gün taraf gazetesi bunu ‘’Ergenekon Fenerbahçe’de ‘’ manşetiyle duyurmuştu.  Daha sonra şike soruşturmaları adı geçen Fenerbahçe’yi ‘’Savcı 90’dan çaktı’’ diye başlık atmıştı.

 Unutmadan söylemeliyim ki taraf gazetesi’nin sitesine girince  ‘’Düşünmek taraf olmaktır ‘’ ifadesi var. Ama Düşüncelere kelepçe vurulur diye bir giriş yapılsa daha manidar olurdu.  4 Komutan’ın istifasını  daha karpuz kesecektik manşetiyle duyurdular.

 Bu başlıktan herhalde kimlere hizmet ettiğini anlamışsınızdır. Her şey ne kadar da açık değil mi. Ve bir taraf yazarı  ‘’Herkes yeni Türkiye’ye alışacak ‘’demişti. Yeni Türkiye derken ne demek istedi biliyor musunuz? Yargı biziz,asker biziz,ordu biziz, medya biziz.

 Hiç kimse bizim sözümüzden dışarı çıkamaz diyor. Yerinizde oturacaksınız bizi dinleyeceksiniz mesajı veriyor. Sıkıysa dinlemeyin o zaman kodesi boylarsınız mesajı gayet açık.  Yazarları genellikle demokrasi kelimesini ağzından düşürmez bir de ‘’Darbe,cuntacılık’’ kelimelerini de.

 Ne de güzel kelime oyunları değil mi. Taraf olmak ne demek bir de bunu öğrenebilseydiniz.   Gazeteciliğin temel ilkelerini uyguluyor musunuz hiç. Ama olur mu böyle başkasından söylenenleri uygulamak. Taraf derken biz kendi tarafımızdayız bize ekmeği kim verirse onun tarafındayız diye iletişim kısmına ekleseydiniz keşke..

 Herkes ekmek kim veriyorsa onun tarafındadır ama sizin ekmekler fazlaca geliyor anlaşılan. Başkaları da bunun bir yolunu bulması gerek. Ekmekler fazlaca geliyor derken bir tarafınıza fazla geliyor anlamındaydı. Bir tarafınız derken onu da anladığınızı düşünüyorum.


Not: Anlattıklarım da konu ''Ergenekon Fenerbahçe'de ''manşeti değil. Mustafa Kemal'in askerleriyiz pankartı da değil. Burada önemli olan gazeteciliğin temel ilkeleri. Gazeteci zihniyeti. Doğru dürüst araştırılmadan taraflı olarak manşet atılmasıdır.

Yazan:Cem Kurtuluş

Recep Tayyip Erdoğan'ın Fenerbahçe taraftarı ders almamış açıklaması üzerine

Şimdi  Recep Tayyip Erdoğan   bir takım açıklamalar yaptı şu Shakhtar Donetsk  maçıyla ilgili. Taraftarın yaptıklarından bahsetmiş ve ince ,ince dokundurmuş. Taraftar da şimdi çok korktu Recep Tayyip Erdoğandan. Ne üzüldük ne üzüldük bilemezsin Recep Tayyip Erdoğan.  Ama şunu bilmelisin ki Fenerbahçe taraftarı sadece Fenerbahçe'nin yanındadır. Fenerbahçe taraftarı olanlardan ders almamış derken ne demek istiyorsun anlayamadık.  Bir de daha önce başbakan ''olgunlukla karşılamalılar'' diye açıklama yapmıştı hatırlarsınız.   
                                                                                                                                                                       Hangi olgunluktan bahsediyorsun bak bunu da anlamadım. Hakları gasp edilen 104 yıllık bir camiadan bahsediyoruz, alın teri ile kazanılmış şampiyonluğa atılan iftiralar  mı olgunluk?  Şike ile suçlanıp elde kanıt olmaması mı olgunluk? Hangisi açıkla  da bilelim Başbakan  Fenerbahçe taraftarı da  rahatlasın. Ee olgunluğun da sınırı var değil mi ama?   Bir gün Fenerbahçeli değilim diyip sonra Fenerbahçeliyim demek midir olgunluk? Hangi birini yazayım karar veremedim artık. Bir de Fenerbahçe taraftarı ders almamış söylemi vardı bugün hatırlarsınız.

Fenerbahçe taraftarı neyden ders alacaktı onu da anlayamadık. Haksızlıklara karşı boynunu mu eğecekti yoksa, yoksa koyunlar gibi her şeye tamam cevabını mı verecekti.  Kulüp yöneticilerine seslenmiş bir de Recep Tayyip Erdoğan. Ama kulüp yöneticileri ne yapabilir ki? O zaman stada alınmadan taraftarlar uyarılmalı sert şekilde susmalı değil mi Başbakan? Hani nerede demokrasi? İnsanlar haklarını ararken bu talihsiz açıklamalar nedir? Ayrıca bedelden de bahsetmişin. O zaman Başbakan'ın milyonları karşısına alması gerek. Çünkü bedeli ödeyen kendisi olacaktır. 





Yazan:Cem Kurtuluş





13 Haziran 2011

Seçim sonrası aklımda kalanlar!

Seçim bitti
İktidar değişmedi
Yapacak bir şey yok
Böyle devam
İstikrar sürsün
Türkiye sürünsün 

Özgürlük dediler
Demokrasi dediler
Eşitlik dediler
Evet
Bunları
Yine
Diyecekler

Bdp meclise girdi
Ben kimsenin meclise girmesine karşı değilim
Ama bu terör örgütünü ve katilleri savunan bir parti olup
Ve özgürlük ,demokratik söylemleri ile halkı kandıran
Bir parti olursa söylerim

Biz her zaman ki içmeye devam edeceğiz
Ee yapacak bir şey yok dedik
Herkes de çok memnun
Görünen o
Tablo da onu gösteriyor
Tesettürler Türkiye!

Kime oy verdiğimin önemi de yok
Ne de olsa oy verince bir şeyler değiştirilmiyor 
Şimdi teröristler öldürmeye devam edecek,demokrasi söylemleri devam edecek,barış yanlısı gibi gözükenler özgürlüklerden bahsedecek, iktidar yine yalanlarıyla insanları boğacak ve bu böyle devam edecek!

13/06/2011

Yazan:Cem Kurtuluş

06 Mayıs 2011

Darağacında Üç Fidan İçin (6 mayıs 1972)

6 mayıs 1972..

Kimileri için umutların yeşerdiği bir gün, kimi için umudun söndüğü bir tarih
En önemli dava adamlarından biriydi Deniz Gezmiş ve arkadaşları
Yapacakları şeyler vardı birbirinden kopmayan bir arkadaşlık bağları vardı
Bağımsızlık uğruna kaç tane mücadele eden adam vardı ?
Devrim, mücadele edenindi 
Onlar her zaman mücadele eden taraf oldular
Ona, buna, şuna..
Haksızlığa karşıydılar
İşkence görüyorlardı
Sadece onlar değildi
Dar ağacında üç fidan acılarla, haksızlıklarla idam edildi
Ülkesini seven her genç gibi mücadele ettiler
Öldükleri gün  karaydı
Bunları asın talimatı veriyorlardı
Onun öncesinde o üç genç ailesine mektup yazmıştı ne için mücadele ettiklerine dair
Çünkü artık onları göremeyecekti
Bizler kitaplardan okuduk
Göremedik o tarihleri
Ama anlatılanlar hep doğruydu
Büyüklerimizin bizlere anlattıkları ve o dönemi yaşayan insanların kitaplara döktüğü cümleler
Dönem karanlık bir tarihti
Deniz gezmiş ve arkadaşları ve Türkiye uğruna mücadele eden her genç için öyleydi
Bu davaya gönül verenlere selam olsun!

Yazan:Cem Kurtuluş

06/05 2011





18 Eylül 2010

Hakkari'de olup bitenler

Geçen gün Hakkari’de yaşananlar manşetlerde yerini aldı. Kimileri faturasını Devlet’e kesti kimileride başkalarına kesti.  Ama özgürlük nidalarıyla meydanlara çıkıp  terör örgütünü savunanlar’ın devlet’e yüklenmesi bu olayın sorgulanmasını gerektirir. Sorgulanacak  mıdır, hayır sorgulanmaz.  Silah bırak çağrısı yapanlar ,barıştan kardeşlikten söz edenler hala silah ile barışıklar. Ne kadar özgürlük istiyorlar bu da ayrı muamma.

Onların istedikleri özgürlük değil ,en azından benim bildiğim özgürlük bu değil. Ne Polis’e destek veren biriyim ne de devlet’i seven  biriyim.  Devlet’in bu işlerde suçu yok mu ,elbette var.  Ama devlet’e bu suçu atanlar onlardan daha suçludur.  Bir de o çocuklara yasayı çıkaranlar ,şimdi nelerin olduğunu görmektedir herhalde. 

Polis orda çağrı yapıyor ,ama onları dinleyen yok. Polislere güvenen biri miyim hayır. Orada çocuklar  bazıları tarafından taş atmaya yönlendirilmiş durumda . Polis bunlara atmayın diye çağrı yapmasına rağmen  olan polislere oluyor. Kafasına gelen taşları sayabiliriz. Diyarbakır’da dershane bombalanması olmuştu hatırlarsanız, orda da bunu devlet yaptı denildi.

Her ne kadar devlet’e güvenmesemde , devlet’e bunu söyleyebilmek terör örgütüne destek sağlamak gibidir.Bazıları ise faşistler yine meydanda diyip dursun. Bu Ülkede eğer ‘’özgürlükten,demokrasi’den,eşitlikten söz etmek istiyorsan’’terör örgütünü savunacaksın. Onlarda meydanlarda dolaşıyor.

Hükümet uyuyor, olayların farkında bile değil. Devlet’e güvensizlik ortaya çıkıyor. Çünkü devlet hiçbir sorumluluğu yerine getirmiyor. Öncedende getirmiyordu ,ama milletten oy toplamak için insanları yalanlarıyla kandıranlar ikiyüzlülüğe devam ediyor. Hakkari’de yaşananlar devlet gerçeğini ortaya koyuyor,ama terör örgütünü savunup’’faşizm’in ekmeğine yağ sürenler’’konuşmasın.

18 Eylül Cumartesi

Yazan:Cem Kurtuluş




15 Nisan 2010

Ahmet Türk'e Yumruk














Bugünlerde efenim gündemde bir konu var ,Yumruk. Kime yumruk ,neden yumruk. Ahmet Türk efenim yumruk yedi ama ortalık karıştı yazarların biri bu yumruk atan kişiyi faşist olarak değerlendirdi kimileri farklı bir şey söyledi. Peki Deniz Bakkal’a yumurtalı saldırıya neden bir şey denilmedi,’’Ona yapılan da faşistliktir’’diyen biri çıktı mı,faşistlik demek ağır bir itham olur. Ve Ahmet Türk’ü bu ülkede seven insan sayısı azdır herhalde.

Samsun  vatansever ,milliyetçidir  de denildi,Ahmet Türk ü savunanlarda oldu. Ahmet Türk yine bu arkadaşı faşistlikle suçladı,sonra yine bildiğimiz hikaye Halkların kardeşliğinden bahsetti. Halkların kardeşliği elbette yumruk atmak değildir,ama şöyle bir şey vardır ki Ahmet Türk’ü sevmeyen  insan sayısı fazla,sen ‘’Pkk terör örgütünü’’savunursan yumruk yemen kaçınılmazdır.Ve sonra yine Türk milletini suçlaman ne kadar aciz olduğunu göstermektedir. Böyle yapmak kimseyi yükseltmez.

Başbakan’da geçmiş olsun diye aramış,doğru davranıştır yanlış davranıştır demem ama şöyle bir şey vardır ki aynısını neden’’Deniz Bakkal’a yapmadı’’hüsümetim var da diyebilirdi, ama bunu medya ya açıklamak ta ona kalmış. Ve Ahmet Türk’e yapılan saldırıdan sonra Pkk Terör örgütü yandaşları Otobüs yakmaya devam ettiler,demek ki sen haklıyken vuruyorken onlar haksızken yakıyor. Bu ülke de garip şeyler dönüyor.

Yazımdan ‘’Pkk Terör örgütünü savunduğum,Ahmet Türk’ü savunduğum,ve Halkların kardeşliğini savunduğum düşünülmesin’’. Bu ülkede Kürt,Türk,Laz,Çerkez,Arnavut,Boşnak,Ermeni yaşamaktadır ve hiçbir sorun yokken Kürt tarafından neden sorun çıkar anlamak ta güç.

 Daha doğrusu Ahmet Türk gibi insanlar yüzünden bütün bu şeylerin Kürtlere mal edilmesi üzücü bir şey. Şimdi soracaksınız Ahmet Türk e yapılan saldırıyı doğru buluyor musunuz ,’’İyi ki vurmuş,keşke daha sert vursaymış mı diyeceğim ama hak edene dayak atılmalıdır, hep barıştan bahseden Ahmet Türk otobüslere Molotof atan kişilere barış çağrısı yapsın, tabi onlar Ahmet Türk ü dinlerse.

Yazan:Cem Kurtuluş