// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

70'ler Türk Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
70'ler Türk Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2014

Yeraltından Yeryüzüne Seslenenler: Maden (1978)


















Toplumların kendi dertlerini anlatacak, yaşadıkları acıyı sinemalaştıracak hikaye anlatıcılarına ihtiyacı vardır. Bazıları bunu yapmaktan çekinir, bazılarıysa halkı uyandırmak için bunu yapar. Toplumun sinemacılarının asıl görevi de halkı uyandırmaktır. Belki çektikleri filmler çok satmaz ama istenilen mesaj bir yerlere gider. Sinemada da amaç bir yerlere mesaj vermektir. Bu tür filmler kısıtlı imkanlarla çekilir. Filmin meselesi görüntü kalitesinin düşüklüğü değil, mevzuyu ne şekilde anlattığıdır. 

Yavuz Özkan ismi herkese tanıdık gelecektir. Türk Sinemasında iyi işlere imza atmış ,iz bırakmış bir  yönetmen. 1978 yılında Maden Filmini çekti Yavuz Özkan. Bundan önce Yavuz Özkan Maden işçisi olarak çalışmıştır, ama aynı zamanda Yavuz Özkan “ Maden İşçisiyim demek Madencilere hakaret olur benim için” diyen biri.   Yavuz Özkan’ın “ Maden “ filmini çekmesinden seneler geçmesine rağmen o zamandan bu zamana hiç önlem alınmadı,  maden faciaları günümüze kadar devam etti.  O dönemin filmde oynamış oyuncularından Tarık Akan,  Maden filminin neden çekildiği sorusunu şöyle cevap veriyor;

“ 1978 yılında çektik bu filmi. Bu filmin tek amacı vardı. O da şuydu: Ey emekçiler sendikalı olun, sarı sendikaya girmeyin, sarı sendikalı olmayın. Sizin iş güvencenizi, iş garantinizi bir tek sendika gerçekleştirir. Bu sendika gerçekleşmezse ya da sarı sendika veyahut taşeron işçi olursanız başınıza işte bunlar gelir” 

“ Maden”  filminin asıl çekiliş amacı buydu. Türk sinemasında bir başkaldırı niteliği taşıyordu “ Maden” filmi. Madencilerin nasıl ezildiğine, patronların cebini doldurmak için neler yaptığına, işçilerin birleşmesi gerektiğine ışık tutuyordu. İşçilerin sendikaya girmesinden dem vuruyordu, sendikaya girdiklerinde örgütlü şekilde hareket ettiklerinde onlarla kimsenin başa çıkamayacağını  anlatıyordu. Filmin ana mesajıysa “ Ya birleşip bir oluruz, ya da yok oluruz” düşüncesiydi.

Madencilerin ne tür sıkıntılar çektiğine dönecek olursak; Madenciler her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalan kimselerdir. Patronlar madencilere değer vermez, çalıştırayım da üretim durmasın ne çıkarsa çıksın derler. “ Maden” filminin kahramanı da İlyas Karakteri. İlyas, madenci olarak çalışan işçilerin sözü dinlediği bir karakter. Aynı zamanda bir devrimci profiliyle karşımıza çıkıyor.  Diğer işçiler gibi hayatını buradan kazanıyor.  Filmin diğer göze batan karakteri Nurettin. Evli, çocuğu ve kurulu bir düzeni var. Diğer işçiler gibi Lojmanda kalmıyor.

 Dünya, İlyas kadar umrunda olan biri değil ama İlyas’ı kendine abi belliyor. İlyas ne derse onu yapıyor. İşçiler, İlyas’ın imza toplaması olayıyla ayağa kalkıyor. Ayağa kalkmaları patronları rahatsız ediyor. Patronun tek gayesi daha fazla üretim yapmak, daha fazla işçi öldürmek.  İşçiler ölürken bu patronun umrunda olmaz, patron kazanacağı paradan başka bir şey düşünmez. İlyas’ın işçileri örgütlemesiyle imza toplanmaya başlıyor, sonrasında İlyas ve işçileri patron anlaşmaya çağırıyor. Konuşma yapılırken İlyas’ın patrona karşı başkaldırısı her şeyi anlatıyor. asıl orospu çocuğu işçiyi sizin gibi satanlardır”

Bu konuşmadan sonra patronlar harekete geçiyor, İlyas’ı öldürmek için elinden geleni yapmaya başlıyor. Bu arada  Hale Soygazi karşımıza Halkacı kadın karakteriyle çıkıyor, aynı zamanda oynadığı rolün hakkını veriyor Hale Soygazi.  O saatten itibaren Nurettin ve halkacı kadın arasında bakışmalar başlıyor.  Nurettin evli olmasına rağmen kadına göz koyuyor ve “ sen orospu değil misin” sahnesiyle başlayan Hale Soygazi’nin  “ Orospuyum orospu “ sahnesi filmin unutulmaması gereken sahnelerinden. Bu aynı zamanda Masumiyet filminde Derya Alabora’nın “ orospuyum orospu “ sahnesini hatırlatıyor.  Ama ikisi konu itibariyle ayırmak gerekir.

 Nurettin’in kadınla yaşamak istediklerini İlyas’a anlatmasından sonra Nurettin, İlyas’ın gözünde uçkuruna düşkün biri olarak karşımıza çıksa da Nurettin için bu dönüm noktası oluyor. Çocuklarıyla ve karısıyla ilgilenmeyen Nurettin bir anda “ baba” olduğunu hatırlıyor.  Sadece ailesi değil, bu noktadan sonra Nurettin’in sert çıkışlarına şahitlik ediyoruz. İlyas’ın kurşunlamasından sonra kendini siper eden bir Nurettin karakteri karşımızda oluyor, her şeye öfkeleniyor, “ bu kadar uğraştık olmadı” işte’ye getiriyor olayları. Ama sonrasında abi gibi gördüğü İlyas’la sarılarak tatlıya bağlıyorlar olayı.

 İlyas’ın kurşunlanması  hiçbir şeyi değiştirmiyor, patronlar İlyas’ın  üstüne daha çok gidiyorlar.  En sonunda daha çok üretim isteyen patronlar İlyas’ı öldürmek için harekete geçiyor..  Patronun işçisiyle konuştuğu sırada “ Nasıl olsa Allah Korur” söylemi SOMA faciasında kader söylemini bize hatırlatıyor.   İşçilerin ölmemesi için önlem isteyen, direnen ve patronlara kafa tutan İlyas filmin sonuna doğru göçük altında can veriyor.   İlyas’ın işçiler tarafından Madenden çıkarılması sahnesi Türk Sinemasının en başarılı sahnelerinden. Bu sahnenin belki de başarısı 1 ay boyunca maden filminde oynayan oyuncuların film bittikten sonra etkilerinden kurtulamamış olmasıdır.  


1970’li yılların sonlarına doğru çıkan “ Maden” filminden bu yana, maden facialarını anlatan ciddi filmler yapılmadı. Ya sinemacılar sinemacı olduğunu unuttu, ya da  gişe rekorları kırmak için “ Aşk” konulu filmler çektiler. Toplumun aydınlanması için bu filmler geride kaldı. Maden işçisinin derdini anlatan bir film söyle deseler; çoğu kişi “ Maden” filmini gösterir.  Elde kalan belki de tek yapım. Bu kadar faciaya, önlenemeyen kazaları anlatan filmlerin fazla yapılması gerekirken  aşk ve türevi filmleri yapan yönetimler bu anlayışlarıyla sınıfta kalmayı başarıyorlar.

“ Maden” filminin ne zor şartlarda çekildiğini, nasıl bir süreçten geçildiğini Tarık Akan şu sözlerle anlatıyor;

Siz Maden filminde oynarken madenciliği bir ay boyunca yaşadınız, neler hissettiniz?

“ İnanılmaz zor bir şey. Biz bir kez bir ay Tunçbilek’te madenin altındaydık işçilerle birlikte. Dünyanın en zor emeklerinden biri, çok zor iş. Ama bunun tek bir güvencesi var o da doğru bir sendikaya üye olmak. Film değildi sanki o zaman çektiğimiz. Madenci olmuştuk bir aylığına. Set aralarında bazı arkadaşlarımız ağlardı. Yerin dibinden aydınlığa çıkınca ciğerlerimiz bayram ederdi. Film bittikten sonra etkisinden hiç kurtulamadım ve aklımda günlerce, aylarca o yerin altı kaldı. Hep o kardeşlerimi düşündüm. Bazen herkes mesleğinden şikâyetçi olur, sitem eder ya aslında bizim işimiz onların yanında iş değildi. Sendika diyorum başka bir şey demiyorum, diyemiyorum.”

1970’li yılların sonlarına doğru çıkan “ Maden” filmi Yavuz Özkan’ın hem bu tür konularda duyarsız kalmayacağını gösteren bir film olmakla birlikte, Cüneyt Arkın ve Tarık Akan için bir basamaktır. O zamandan bu zamana  Maden filmlerinin eksikliğini yaşayan Türk Sinemasında “ Maden” filmi  maden kazalarına değinmesiyle Türk sinemasına ışık tutmuştur. Maden işçilerinin verdiği mücadeleyi, sendikalaşmaya ciddi dokunuşlar yapmıştır. 

Not: Tarık Akan ve Yılmaz Güney’in tanışması bu film sayesinde olmuş. Akan, Maden’i Ankara’ya Sansür Kurulu’na götürürken hapisteki Yılmaz Güney’e bırakmıştır. Daha sonra arkadaşlıkları başlamıştır. Sizlerin de bildiği üzere, Yılmaz Güney’in senaryolarını yazdığı ”Sürü” ve ”Yol” Tarık Akan’ın kariyerindeki doruk noktalarıdır(Herkes O’ndan Söz Ediyor, syf 243).

  Kaynak: Ötekisinema
  
İzlerken Altını Çizdiklerim

“ Sıra nasıl bize de gelecek. Bugün onlara, yarın sana bana.
 5 senede grizu göçükte su baskınında kaybettiğimiz adamın haddi hesabı yok
Gümbür gümbür gidiyorlar, arkalarından üç gün acınıyoruz, sonra eski tas eski hamam”

“ Neymiş efendim azıcık gaz için üretim durdurulmazmış. Bir andan çalışılır,bir andan gaz boşaltılırmış
İbrahim Bey anlattı çalışıp dururken başıma ağrı saplandı diyor, kusmaktan içim dışıma çıktı diyor. Bu ne demek? Demek ki
Çalıştığı yerde gaz vardı,gaz olan yerde çalıştırılır mı İşçi? Şimdi söyleyin bunun neresi alınyazısı. Bu bal gibi patronun yazısı be!”

“ Burada tedbir yok mu ? var
Ama neyin tedbiri üretimi arttırmanın tedbiri
Anlayacağınız herif kârından başka bir şey düşünmez”

“ asıl orospu çocuğu işçiyi sizin gibi satanlardır”


Beyaz olmalı, duvarlar beyaz, perdeler, örtüler, bizim evimiz bembeyaz olmalı. Karanlık olmamalı.

Cem Kurtuluş, 2014

16 Temmuz 2013

Canım Kardeşim (1973)















1970’li yıllar Türk Sinemasında kategoriye ayıracak olursak her türlü kategorize edilecek bir dönemden bahsedebiliriz.  Bu dönemin önemli isimlerinden ve yönetmenlerinden Ertem Eğilmez, Türk sinemasında çığır açmış bir yönetmendir.  Bunu belirtmeye gerek var mı bilmiyorum ama yine de Türk Sineması tarihinde ayrı olduğunu sinemayı takip edenler için bilinen bir gerçektir.  Kendisi bir röportajında “ Ben aslında sinemacı değil yapımcı olacaktım”  sözü ile  her şeyi açıklıyor. Gülmece türünde harikalar yaratan, Hababam sınıfını sinemalaştıran,  ve birçok efsanevi filmde imzası olan bir yönetmen için bunlar hafif tabirler bile  sayılabilir.

O dönemler Ertem Eğilmez ekolü, dönemin ayrı mevzularındandı. Yıl 1973 Ertem Eğilmez sıra dışı bir filme imza atar. Ama öncesinde genellikle güldürü adı altında filmler sunmaktadır halka. Ama bunun içinde tarihi filmlerde yer almaktadır, bunlardan biri dönemin meşhur filmlerinden biri “ Tarkan –Altın Madalyon” filmidir, sonrasında  bir gün Tarık Akanla konuşurken; mevzu ödül kısmına gelince; Ertem Eğilmez, Tarık Akan’a dönüp “*Bir film çekeceğim. Öyle bir film olacak ki birçok ödül kazanacak. Sen de başrolünde olacaksın. Bir daha da o tarzda film çekmeyeceğim. Sırf sana ödül alabileceğimi göstermek için o filmi çekeceğim”  cevabını verir. Bu Filmin ismi “ Canım Kardeşim “ olur.  O dönem film ; “ Nihayet sahteliklerden, kalıp durum ve kişilerden, soyutlamalardan arınmış, iddiasız, içten, sıcak, temiz bir film çalışması. Severek, yaşayarak, duyarak, zorlamadan ve zorlanmadan anlatılan bir yaşam kesiti. Gecekondu sakinlerinden iki genç arkadaşın günlük işleri...” sözleriyle değerlendirilir.

Filmin ilk bölümü   bir abinin yakın bir dostu ile aylak şekilde dolaştığı hayata tanıklık ediyoruz. Bu hikaye,  küçük kahraman’ın hayatı üzerinden ilerliyor, bir de ailede kendini içkiye vermiş baba figürünün eklenmesiyle konu hafiften kendini belli eder. Baba figürü seyirciye pek gösterilmese de; çocuklarından şikayetçi, geceleri eve geç gelen babanın hüznünü yansıtır bize.  Televizyon olmayan bir evden yaşantılar sunar bize “ Canım Kardeşim”    İlk başta haylazlık ve aylaklık peşinde koşan iki dost gibi görünse de; filmin ilerleyen zamanlarında bir abinin yakın  dostuyla el ele verdiği bir dayanışmaya tanıklık ediyoruz. Yoksulluk,hüzünün sahici bulvarlarında yüzmüş oluyoruz.  Kahraman’ın masum hayatı, abilerinin kardeşi uğruna son arzularını yerine getirme isteğinde film sahici bir kimliğe bürünüyor. Seyircinin bu tablo karşısında tek cevabı “ Ah be kahraman oluyor “   Dramın köklü hali vücut bulmuş oluyor bu hikayede. Üşüdükleri bir anda “ koynuna gireyim be abi “ sözü kadar derin oluyor.  Filmin finaline doğru burukluk,hüzün, ve yoksulluk perdesinde her şey bütünleşmiş oluyor.

Oyunculuklara gelecek olursak;  Adile Naşit, Tarık Akan, Halit Akçatepe başı çeken oyuncular oluyor, bunların yanında  “ Kahraman “ karakterine can veren Kahraman Kıral öylesine masumiyetin ve hüznün doruklarına çıkıyor ki en az yetişkinlik döneminde oynayan Tarık Akan ve Halit Akçatepe isimleri kadar başarılı oluyor.  Bunların yanında  “ Kancı Mehmet “ lakabıyla başroldeki oyuncular kadar gözükmese de Metin Akpınar,  “ Yolcu “ karakterini oynayan Kemal Sunal’a ve Tuvalet sahnesinde gözüken İhsan Yüce’ye   ufak bir rol açılmış.  Ayrıca Tarık Akan’a “ Cüneyt Türel “ seslendirmesi, Halit Akçatepe’ye  “ Pekcan Koçar “   Kahraman Kıral’a  Nilgün Kasapbaşoğlu  seslendirmesi başarılı olmuş.

Sonuç olarak;  1970’li yıllarda gerek absürd film kuşağı, gerek fantastik sinemanın dışında sıra dışı bir film olan Sadık Sendil’in senaryosunu yazdığı, Ertem Eğilmez’in yönettiği  “ Canım Kardeşim”   çaresizlik, yoksulluk perdesinde burukluk adına 1970’lerin dram yönünü yansıtan sıra dışı filmlerden biri olmuştur.

Böyle bir film ancak bu topraklarda çekilebilirdi.

Filmi İzlerken Altını Çizdiklerim:



“ üşüyorum be abi
Montunu giy
Koynuna gireyim be abi”



 kahraman: bana bak, sana bir şey söyliyim mi?
moa: söyle
kahraman: kimseye söylemek yok ama!
moa: iyi ya söylemem.
kahraman: yemin et bakiyim.
moa: valla billa söylemem.
kahraman: ben ölücekmişim.
moa: ne var oğlum bunda yemin ettiricek?
kahraman: hiiiiç..ama abimle halit abim "duydun mu?" diye bağırdılar akşam bana. ben de korkudan "duymadım" dedim.
moa: sen sahiden ölürsen bilyalar nolucak?
kahraman: ne biliyim ben.
moa: bana versene?
kahraman: iyi ya, ölünce abimden alırsın.
moa: yaşa ulan! “


Filmin Adı: Canım Kardeşim
Yönetmen: Ertem Eğilmez
Yazan/ Senarist:  Sadık Sendil
Filmin Yayınlandığı Tarih: 1973
Oyuncular: Tarık Akan, Halit Akçatepe, Kemal Sunal, Metin Akpınar, Adile Naşit, Necdet Yakın, İhsan Yüce


Cem Kurtuluş,2013