// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Ebilete Hayır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ebilete Hayır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2016

Passolig Yok, Parti Var ! : Türkiye Kupası Finali ( Away Antalya )














Yine bir deplasman arefesindeyiz. Kimimizin patronlarına yalan söylediği, kimimizin az buçuk parasıyla deplasman yollarını zorladığı dönemdeyiz. Hepsini bir araya topladık mı ortaya çıkan tek cümle “ Fedakarlık “ oluyor.  Böyle deplasmanın bizim için iki önemi oluyor; biri passolig yok, diğeri yarı yarıya olması. Passolig’in olmaması daha da önemli kılıyor, bir yandan da deplasman yasakları aklımıza geliyor. 2000 kusur adamı gönderemeyenler bu deplasmana aynı yola giden insanlara yasak koymuyor, buna da böyle bir dönemde şaşırmıyoruz.

Mevzuyu kısa kesecek olursak;  geceden hazırlanan nevalelerimizle birlikte bir an önce yola çıkmanın hazırlıklarındayız. Bütün şartlar hazır oluyor hepimiz için. Daha önceleri bu deplasmana gidenlerin kimisi biraz deniz’in keyfini çıkaralım düşüncesinde oluyor, bunda da haksız sayılmazlar ama tamamen tatil moduna girmiş olanlar için söylenecek pek  bir şey yok. Antalya’da havanın sıcak olmasıyla beraber, ellerimizde biralarla tezahüratları  yükseltiyoruz. Genel olarak ciddi bir karşılaşma olmuyor Galatasaray’lılarla, ufak tefek birkaç şey haricinde hatrı sayılır bir karşılaşma olmuyor.  Daha sonraları toplanma yerine geçiyoruz, orada da elimizden biralar düşmüyor.

Ortama bakıldığında tribün bazında  ilk başta iyi bir tribün izlenimi alamıyoruz , daha sonraları kortej halinde stada doğru yürüyoruz. Karşı taraftan Galatasaraylıları görünce tribün kendi adına refleks gösteriyor, o da fazla uzamadan stada giriyoruz. Yeni modern statlara Antalya ekleniyor en son. İçeriye girdiğiniz andan bunu hissediyorsunuz. Her kat ayrı olarak kategorileştirilmiş, bunlar yapılsa da tribün yardımlaşmasının mevzusunun birliğini hep beraber giriyoruz. Üst kattan alt kata atlayanlar, bu atlamanın sonucunda o insanlara yardım telaşında olanlar , polis olsa da halen bu mücadelenin içinde olanlar, kimseye adam vermemeler ‘le gidiyor bu mücadele. Daha sonralarında tribün tam şeklimizi alıyoruz.

 İki tribünde maç öncesi küfürlerle bu ortamı özlediğini gösteriyor.  Daha küfürlerle birlikte agresiflik devam ediyor, ama bu deplasmanda her deplasman olduğu gibi maraton tribünü Galatasaray ‘ın alması onları daha avantajlı yapıyor.  Fenerbahçe tribünü hakkında söylenecek çok şey var,  ama bu şeylerin başında birbiriyle ego yarışında olup set dediğimiz bölgede bir yığın olanlar oluyor. Herkes kendini göstermenin peşinde oluyor, özellikle Sefa Kalya ‘nın ( Sefa Abi’nin ) ölümünden sonra Fenerbahçe Tribününde neler değişti sorusuna Antalya’daki set gösterilebilir. 

Bu yaşananları bir kenara bırakacak olursak; tribünün ilk yarısında iki tribün tarafından meşaleler patlıyor, iki tribünde ne kadar özlediğini gösteriyor bu ortamları. Passolig’in olduğu maçlarda göremediğimiz meşale dumanını bu maçta fazlasıyla içimize çekiyoruz.  Burada aklımıza eski bir slogan’ı Türkçe’ye çevirmek gerekirse “ Passolig Yok, Parti var “ sloganını düşünüyoruz. Agresifliğimizi, tribününün özlediği meşale dumanını, bağırmayı özleyenleri bu maçta rahatlıkla görüyoruz.

Kısaca toparlamak gerekirse;  meşale dumanını fazlasıyla içine çektiğimiz, agresifliğin dibine vurulduğu, yarı yarıya tribünlerin tribünün hakkını verdiği bir deplasman olarak kaldı bizler için Antalya deplasmanı. Passolig’in olmadığı tribünlerin görsel şova dönüştüğünü de bu sebeple tekrardan hatırlatmak gerekir, belki passolig’i çıkaranlar bu şovları izler de biraz bu ruhlu tribünlere imrenirler.

Passolig’in olmadığı, yarı yarıya tribünlerin agresif olarak yaşandığı, meşale dumanını içine çekeceğimiz, kağıt biletin devam ettiği deplasmanlarda görüşmek üzere…

Selametle.

Cem Kurtuluş, 2016  Mayıs

25 Aralık 2015

Ruhumuz Abdi İpekçi! : Anadolu Efes 93 - Fenerbahce 84












Herkesin kendisini ait hissettiği bir yer vardır. Bu yerler içinde bol bol rutubeti barındırır, samimiyet akar tribünün omuzlarından bazı istisnalar hariç.  90’lardan itibaren Fenerbahçe Tribünü için anlamlı ve birçok kişinin hayatında önemli bir yeri olan Abdi İpekçi oldu mu mevzu tribünden kopmuş her kim olursa olsun burada oynanan maçları iple çeker. Gerek yarı yarıya, gerek başka maçlarda bu salonu doldurmak için elinden geleni yapmıştır.  Hepimiz  dün öyle bir gün yaşadık.  Efes’le oynanan maçın biletleri çıkar çıkmaz hemen  alalım ki bileti demeye kalmadan biletler bitmişti, daha sonraları Efes tarafından biletleri alarak maçın geleceği günü beklemeye koyulduk.  Salona gelir gelmez  o eski günlerdeki gibi köfte dumanlarını içimize çektik, Otoparkta içilen birkaç şeyden sonra Efes tarafından sıraya girdik. O esnada Efeslilerin “ noluyor kardeşim kaynak yapmayın “ derken hop içeriye dalmış oluyoruz . Bu söyleyenlerin çoğunu oluşturan Efes Tayfası salona girdiğimizde her zamanki gibi salonda kendi  ezikliklerini  hissettiler.  

Salona girer girmez tezahüratlarla birlikte uzun zamandır Passolig olayından ötürü tribünden kopanlar bu maçta yerini fazlasıyla alıyor.  Coşkulu tezahüratlar, atılan flashlar ve torpillerle  agresif bir tribün için yapılması gereken her şey yapılmaya çalışılıyor. Agresif tribün için bunlar önemli şeyler. Modern futbolun bizi çember içine aldığı, Spor büro ekiplerinin taraftarı fişlediğini düşünürsek bunlar tribünsel faaliyetler için tribün ruhunu ayakta tutar.  Bundan rahatsızlık duyulması ise kimseye yarar sağlamaz, çünkü tribüne “ RUH” veren de  tam olarak böyle şeyler. 

Tribün yer yer verdiği ıslık tepkileriyle, yer yer karşılıklı tezahüratlarla maçın içinde olmasını biliyor daha sonraları, hakemin yaptığı hatalar bizi delirtse de elden bir şey gelmiyor.    


Özet olarak; Ataşehir’de Popcorn ruhlu, müşterilere hitap eden bir profilin kaybolduğu nadir maçlardan biriydi bu Efes Deplasmanı ( Abdi İpekçi Deplasmanı). Deplasman demek doğru olmayacak olsa da burada Deplasman olarak gözüken taraf olunduğu için ancak “ Deplasman “ tanımı uyar. Abdi İpekçi’den -Coşkulu, bol flashlı ve torpilli, rakibe korku salan, yenilse de gırtlağını patlatan, elinde Popcorn olmayan,  Ataşehir’deki ruhsuz salonu değil, tribün için son damgasına kadar ter akıtan Fenerbahçe Tribünü vardı. Böyle amatör salonlardaki samimiyet ve tribüne aç bir o kadar tribüne delirmiş insanlar  var oldukça Fenerbahçe Tribünü de yoluna emin adımlarla gitmeye devam edecektir. 

Cem Kurtuluş, 2015 Aralık 



01 Aralık 2015

Bir Deplasman Uğruna Sen de Benim Gibi Yanma Arkadaş: Away Çanakkale/ Voleybol Deplasmanı
















“ Cumartesi günü başka ne yapıcaksın ki ?Lanet koltuğuna oturup pop idolleriyle mi tatmin olucaksın ?Seksten yoksun evliliğinde mücadele verirken sonra da karının bakışlarından kaçmaya mı çalışıcaksın?Sonra da paranı kebaplara mı yatırıcaksın , meyve preslerine ve sarılara ?Hadi canım boşversene .Ben ne yapacağımı biliyorum .Tottenham Deplasmanı”Bayılırım..” The Football Factory

“ The Football Factory “ filminden bir alıntıyla başlamak gerekir deplasman hikayesinin anlatışına. Bir Pazar sabahı.. 1 Hafta boyunca çalışmanın verdiği bunaltıyla birlikte yapılacak en iyi şey nedir diye kendimize soruyoruz. Planlar önceden hazırlanıyor! Ve akla gelen tek fikir deplase olmak. Belki biraz hayatın içinden sıyrılırız diyoruz. Nevaleler hazırlanıyor geceden, sabahında da bekleyişler sürüyor. Hepsinin arasından sıyrılmak isteyen, otobüse binildiğinde de dışardaki sıkıcı hayatı unutanlarımız var içimizde. “ Voleybol maçı için Çanakkale’ye mi gidiyorsunuz? Manyak mısınız lan siz “ diyenlere inat deplasman otobüsüne bindin mi nereye gittiğinin pek önemi olmuyor.

 Bu parolayla  yola çıkıyoruz . Alkoller alınıyor, makaralar yapıyor, dumanlı deplasman otobüsünde yolculuğumuza başlıyoruz.  “ Esrar çekiyorlar sessiz usulca “ diye eski bir beste canlanıyor bu deplasman otobüsünde . Otobüs tıkabasa dolu, susmak yok, makaralar devam ediyor. Yer yer çiş molaları, tekel bayi aramalar, petrol istasyonlarında yapılan işler ve bir çok şey. Vapura atlıyoruz, makaralarla birlikte Çanakkale’ye az kalıyor. Muhtemelen salona varan en son biz oluyoruz.

Şehrin birçok yanından Fenerbahçeliler geliyor, şehir istilaya uğramış durumda. İçerde de tribün adına büyük işler başarılacağını erkenden anlıyoruz. Hemen içeri dalıyoruz, tribünde yerimizi alıyoruz. Tribünde bir an olsun susmuyor, gırtlaklar patlıyor olabildiğince, tribünün hakkı veriliyor. Takımın galibiyeti her ne kadar önemli olsa da bizler için deplasmana geldiğimizde tribünde aldığımız galibiyet oluyor. Dönüş yolunda “ nerede yemek yiyeceğiz lan “ diye diye yemek bulacak yer bulamıyoruz, en yakın benzin istasyonundan su alarak bir nebze rahatlatıyoruz kendimizi, sonralarında otobüste “ Keşan “ diyen sesten sonrasını kimse hatırlamıyor. Bu esnada bir yere çöküyoruz, anlaşma mevzularını geride bırakarak çoğumuz çorba ve makarna’ya  tav oluyoruz.

Bir avuç adam İstanbul’dan geliyor sadece deplasmanı deplasman gibi yaşayabilmek için, bol dumanlı bir deplasman otobüsünü içine çekebilmek için. Deplasmanı ilk defa tadanlarsa “ Dumanlı deplasman otobüsüyle “ tanışmış oluyor.  İşte meselemiz bir deplasman otobüsünde çekilen bir dumanla etrafa yayılıyor, bir dumanla deplasman yolculuğunun sonuna geliyoruz. Her birimiz sabah yorgun şekilde iş yolunu gözleyecek olsa da Napolilerin dediği gibi “ Yarın yine borçlarım olacak ama bu gece kral benim” sözü her birimiz için bir deplasmanı anlatıyor.

Sonuç olarak; E- biletin olmadığı, tribünün tribün gibi yaşandığı, dumanı içine çekebileceğiniz deplasmanlar var oldukça, bizlerde var olacağız oralarda,buralarda…


Cem Kurtuluş, Kasım 2015



07 Kasım 2015

Adın Başlatır Bir İsyanı : Away Ajax (07.11.2015)















Hikaye’ye tam nereden başlanır bilmiyoruz. Bu yolculuğun hikayesi fedakarlıklarla dolu bir yol hikayesi üzerinden geçiyor.  Bu yol hikayesini anlatmanın tam zamanı şimdi.  Kiminin daha önce gittiği yurtdışı deplaseleri, kiminin ilk defa gidecek olması. Bu deplasmana gitmeden önce birçok fedakarlık yapıldı. Üçüncü sınıf iş’te çalıştığı bir parayla patrona söylediği yalanla bu deplasmana gelen de vardı, birikmiş parasının üstüne  bu deplasmanı zorlayan da. Saatler 17.45’i göstermeden önce passaport kontrolleri,  Duty Free’den alınan içkilerle ufaktan kafamıza alkolü enjekte edip  uçağa doğru yolumuzu aldık. Düşüncelerde geçen tek şey “ Bu deplasmanın hakkını verebilme “ konusuydu.   Yaklaşık önümüzde 3.5 saatlik bir deplase yolculuğu bizi bekliyordu.  Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan kendimizi Amsterdam’da bulduk. 

Herkes birbirine bakıyordu, “ bilet yok lan ne bok yiyeceğiz “ sorularıyla başlayan sorular çoğalıyordu sonra çaresini buluyorduk, daha sonraları otobüse atlayarak yerleşceğimiz yere doğru yolumuzu alıyorduk. Yerleşir yerleşmez’in ertesi gününde şaşırıyorduk bazı şeylere. Şehrin en rahatlatıcı olayı; bisiklet süren insan topluluğuydu, bu şehri oluşturan insan sayısının çoğunluğuysa turistlerden ibaret. Binalar renkli, insanların başkalarını garipseme durumu gibi bir durum yok ortada. Bu şehir’e ilk defa gelmişseniz kaybolma ihtimalinizse yüksek ihtimal, çünkü her sokağın birbirine benzeme lüksü var. Şehre yabancı olanlar olarak; bu şehirde es geçmemeniz gereken ve  yemeniz bir şey patates. Ayrıca illegal (yasadışı ) olan ne varsa bu şehirde var. Sokakların etrafından yayılan esrar kokularıyla birlikte içmeseniz bile dumanı içinize çekiyorsunuz. Her sokak köşesinde cigarayı kökleyen birini görmeniz çok normal, görmemeniz ise garipsenecek bir durum.  

Şehirle ilgili anlatılacak çok şey olduğundan bu muhabbeti yarıda kesiyorum. Karaborsa’ya düşen biletlerden ötürü herkes Karaborsa’nın peşine düşüyordu. Bu esnada Karaborsa yapmaya çalışan  biri de darp edildi.   Buluşma meydanı olarak DAMN meydanı seçilmişti.  Hollanda’nın yağışlı havası çoğumuza İnönü deplase havasını hatırlatmıştı. Kapşonlar takıldı, marketten biralar alındı ve bu biralara polis çökmeye çalıştı. Şişe bira içmek sokakta yasak, polisler bunun için tetikte. İçmeniz halinde polisler size “ Teröristlik” üzerinden işlem yapma hakkına sahipler. Türkiye’ye göre Polisler insanlarla konuşma hakkını seçiyorlar, eğer birçok kez tekrarlarsan aynı yaptığın şeyi seni tutuklamaya kadar gidiyor mevzu. Daha sonraları meydanın orada Polisle olaylar başladı. 

Fenerbahçe tribünü nerede olursa olsun, az da olsa çok da olsa kendisine yapılan haksızlığa karşı tepkisini Amsterdam’da da gösterdi.  Atılan meşaleler, atlı polisleri korkutmaya yönelik atılan torpiller, sandalyeler havada uçuştu. Bu olaylar olduktan sonra Kortej halinde bütün tribün yürümeye başladı eski günlerdeki gibi. Ellerde biralar, ağzımızda besteler yürüyoruz.  Bu yürümeyle birlikte FENERBAHÇE TRİBÜNÜ, metro turnikelerini işgal ediyor, bu işgal etmeden sonra bazı turistler metroda söylediğimiz bestelerin gazabına uğruyor. Metrodan sonra köprüde hepimiz bir çiş molasından sonra bestelerle stadın önüne geliyoruz. 

İstanbul,İzmir,Ankara, Europe Tayfa başta olmak üzere kimsede bilet olmuyor. Yönetimin taraftarını dışarıda bırakması bu maçta da tescilleniyor. İstanbul’dan gelip biletini 250-300 Euro’ya okutan sözüm ona kendini Fenerbahçeli gören herkes bu karaborsa olayı karşısında nasibini alıyor. Maç saati yaklaşıyor, bilete çözüm bulunamıyor. Ajax’ın  stadının modern bir stat olduğunu düşünürsek; kapılara biletsiz girmek yasak ve giriş yaptığınız takdirde karşısınızda atlı polisleri görüyorsunuz. Arkadaşlarını dışarda bırakmamak adına EUROPE Tayfası maça girmeme kararı alıyor. Kısacası; Ultras kültürünün gereğini yerine getiriyor EUROPE,ama onlara yapılan yanlışı da kimse sineye çekemez!  Stadın akustiğinden ötürü tribünsel anlamda ses TV'den takip edenlere fazlasıyla duyulmuş, ama tribünsel anlamda eksikliğin de hissedildiği bir deplasman olduğunu söylemek gerekir. 


Başta polisle başlayan mücadelede olan, kardeşini yarı yolda bırakmayan, İstanbul’dan buraya gırtlak patlatmak için gelen, karaborsa yapmayan herkese selam olsun…



















Cem Kurtuluş, 06.11.2015...

22 Nisan 2015

Yarı Yarıya Tribünlerdeki Atışmaları Özleyenler: Fenerbahçe - Beşiktaş : Deplase İzmir (18.04.2015)













Yarı yarıya maçların hasretiyle tutuşanlar için yarı yarıya maçların yeri her zaman ayrı olmuştur. Bu parolayla tribüncüler için de böyle maçlar kaçırılmaması maçlardan demeye pek de gerek yok.  Buna göre her şeyi ayarlayıp parolamızı buna göre çizdik. Çok olmasa da Fenerbahçe tribünü İstanbul’dan İzmir semalarına doğru 1 gece önce nevaleleri hazırlayıp yola çıktı. Böyle maçlarda her zaman tahmin edeceğiniz bişey vardır; o da maçların olaylardan dolayı oynanmayıp iki tribünün de dışarı çıkartılmasıdır. Maç öncesi iki tribününün de buluşma noktaları daha önceden belirlenmişti. 

İner inmez İzmir’in o güzel havası sonrası kahvaltı şeklinden sonra beklemeye koyulduk. Toplanacağımız yer Fenerium önünde demleniyorduk, zamanın geçmesini bekliyorduk. Böyle zamanlarda bir yerlerde rakip tribünle öyle ya da böyle karşılaşırsın. Maç öncesi takılırken çevik kuvvet daha ortalıkta yoktu,4-5 yunus polisin haricinde de ortalıkta olaya dair bir şey yoktu, ki Beşiktaşlılar yaklaşık 30 kişi  arka taraftan saldırmaya çalıştılar. Bu saldırının ardından  bira şişeleri,taşlar karşılıklı havada uçuştu, 3 Beşiktaşlı  bunun sonucunda yara aldı. Olaylar fazla devam etmedi, çevik kuvvet takviyesi geldi daha sonraları.  Mevzu anında en önemlisi 30 kişi saldırıyorsan 30 kişi kalma politikasıdır, ama Beşiktaşlıların o esnada arkadaşları vurulurken kaçmaları yanlıştı ve 30 kişinin 300 kişi Fenerium’un önünde bekleyen kitleye saldırması da bir o kadar kendileri için zararlı oldu. 

Bazı Beşiktaşlıların en büyük yanlışlığı da internetten” asarız  keseriz “ felsefesi yapmalarıydı. Bu olaylar bittikten sonra tribün olarak kortej halinde salona doğru ilerledik, Beşiktaş’lılar polis barikatını aşmaya çalışırken aşamadılar, karşılıklı atışmalar daha sonra salona geçtik. Fenerbahçe tribünü olarak, Beşiktaş tribününe göre sayıca fazlaydı bu sayı fazlalığını tribünsel anlamda da gösterdi. Salon içindeki atışmaları bu maçta nasıl özlediğini iki tribünde gösterdi. Küfüre küfürle karşılık vermeler, el-kol hareketleri, ve sonunda iki tribünden yükselen torpil sesleri ve en sonunda iki tribünün sahaya attığı meşaleler… Tribünün olmazsa olmazı olan bütün unsurlar bu maçta bir araya gelmişti. İki tribünde elinden geleni yaptı. Coşkunun daima yükseldiği, e-biletin olmadığı iki tribünde bu deplasmandan fazlasıyla keyif aldı. İki tribün dışarı çıkartılsa da iki düşman tribünün böylesine birbirine atışmaları olarak bu deplasman tarihe geçti.

Cem Kurtuluş, 18.04.2015