// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Fenerbahçe Tribünü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe Tribünü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2016

VEFA... #SefaKalya ( SEFA REİS )


























“ VEFA “ ne büyük bir kelime değil mi ? Dört harften oluşan   ama içinde yüzlerce kelime çıkar gibi hissettiren derin bir kelime. Eski zamanların dilinde olan  ama bazılarına göre bir semt ismini akıllara getiren bir kelime. Tribünlerde önemli  ve iz bırakmış isimler bu “ VEFA “ sözcükleriyle uğurlanırlar, çünkü kendileri aramızda olmadığında öyle bir uğurlayış olmalıdır ki bunun Adı VEFA’dır.  Tribünde emek/ emekçiliğiyle çoğu tribün adamının üzüldüğü insanlardan biriydi SEFA KALYA ( Sefa Abi ) Kimi kötü bildi, kimi iyi bildi.  Kimi siyasi kimliğiyle sevmedi, kimi insanlığıyla sevdi. 

Tribünlerde; kavgalar, ayrılıklar,hüzünler  oldu.  Ölüm haberini aldığımızdan beri çoğu insan nefes almakta zorlanıyordu, elbette kendisine en yakın olanlar bu duyguyu en iyi bilenlerdir. Çünkü bir yürek kadar yakındı çoğu kardeşi ona. Cenaze günü “ İyisiyle kötüsüyle bu kadar kişi buraya geliyorsa bu insan iyi bir insandır “ diyenler avludaydı. Galatasaray’lılar, Beşiktaş’lılar, Göztepe’liler, Trabzonlular, Kocaeli’ler ve ismini unuttuğum birçok tribünün önde gelenleri. Amaç tribün değildi, “ VEFA “ yı yaşatmaktı. Hepsi bunu böyle bir günde gösterdiler. 

Birkaç kez “ arkadaşlar 2 adım geri “ sesleriyle kulaklarımız bu sese alıştı. Avlunun etrafında o kadar kalabalık vardı ki izin verilmiyordu çoğu şeye, aslında bu bir sevgi seliydi. Çünkü bu insan iyi bir şey yapmış ki bu kadar insan toplanmış diyenlerin sesiydi hepsi. Kendisiyle kavgalı olan, kendisini seven veya sevmeyen herkes oradaydı. Sadece o duymuyordu bizleri.  “ En büyük vefasızlık unutulmaktır “ diyen bir sözü hatırladık hep beraber, çünkü bu söz bugünlerde daha anlam kazanıyor. Yaklaşık 25 yıldır Fenerbahçe ve Fenerbahçe Tribünleri  için tribünlerde emek veren, fire vermeyen bir insanı, bir tribün emekçisini  unutan sözümüz ona milyon dolarlık  eşşekler oldu. Kötü gününde destek çıkan tribün adamını bir günde hiçe sayarak en büyük vefasızlığı gösterdiler. “ Abi, Volkan Demirel’i tribüne çağırmayalım “ diyen insanlara karşı “ Çağıralım bizim kaptanımız o “ diyen bir Sefa Kalya’ ya böylesine yapılan bir vefasızlıktan söz ediyoruz.  

Kimisinin yakın olmadığı, sadece tribün raconundan ötürü saygı dediğimiz bir olay vardır ya, işte SEFA KALYA ( Sefa Abi ) bu isimlerden biriydi. Severdiniz ya da sevmezdiniz ama onca kavga durdurulmuşsa sayesinde olmuştur. Kendisine kızdığımız durumlar olmuştur. O’nun hataları olmuştur, bizim hatalarımız olmuştur. Artık bunların hepsi bir karınca gibi gözüküyor hepimize.  Varsın birileri bizi " SEFA KALYA " düşmanı ( ! ) sansın, lakin bizler tribüncülüğüyle bu tribünlere emek verenlere her zaman saygıyla eğileceğiz, çünkü bize öğretilen bundan daha da ötesiydi...

Cem Kurtuluş, Ocak 2016

01 Haziran 2015

Aziz Yıldırım, Recep Tayyip Erdoğan Ve Demokrasi : Fenerbahçe Başkanlık Seçimi (2015)

“ Demokrasilerde çare tükenmez “ derler. Bunu diyenler genellikle diktalık konusunda şampiyonluğa oynayan yöneticiler ya da halka düşmanlık besleyen politikacılardır. Bunu iki ayrı noktadan örnekle anlatmak gerekecek. İki kısa örnek vermek gerekirse; diktatörler korkak kişilerdir. Bu anlayıştan yola çıkarsak çok uzağa değil, yakına gitmek gerekir. Gezi Parkının Yıl dönümünde Halka parkı kapatan kendini diktatör görmeyen Recep Tayyip Erdoğan, Taraftara tribünü kapatan,bilet satmayan, stadını göstermeyen, kendini diktatör olarak görmeyen Aziz Yıldırım...

Bu iki isim arasında bir açıklamaya yer vermek gerekiyor

A.Y: "Fenerbahçe'de padişahlık olmaz. Demokrasi vardır."
Erdoğan: "Bana diktatör diyorlar. Ben diktatör olsam, bana diktatör diyemezlerdi."

Herkesin tahmin ettiği üzere Fenerbahçe’de Başkanlık Seçimi için bir kongre düzenlendi. Bu Kongrenin demokratik sözlerden dem vurduğu kadar demokratik olmayan bir çok yönü vardı. 1998 Yılından itibaren başkanlık koltuğunda oturan Aziz Yıldırım’ın yeniden seçileceği hiç şüphe yoktur ki kimseyi şaşırtmamıştır. Bu kongrede iki kesim ayrıldı. Birincisi; tribünden gelme, tribün kültürüyle büyüyen, taraftar değerlerini korumak isteyenler; bir diğer yanda sözlerini verip başkan  adayı olmak isteyenleri ihraç edenler…

Kongrede kürsüde konuşmalar yapılırken FBTV tarafsız bir yayın yapması gerekirken, kürsüde muhalif kongre üyeleri konuşurken o muhalif kongre üyelerini televizyonda  göstermeyip  başkalarını göstererek Kongre üyelerine saygısızlık yaptı. 

Kongrede Ali Koç'un diğer  başkanlık seçiminde aday olacağı kongre tarafından alkış tufanına neden oldu. Ama Ali Koç'un böyle bir ortamda Aziz Yıldırım başkanken başkan adayı olmaması eleştirilebilir,Aziz Yıldırım'in Veliahtı olarak ilan edilen Ali Koç'un bu seçimde başkan adayı olmaması ancak bu sebeple açıklanabilir. Böyle bir ortamda kaybedeceğini bile bile aday olan Hulusi Belgü ise cesaretiyle başkalarına örnek olmuştur. 

Kongrede cesaretiyle öne çıkan Hulusi Belgü ve Ekibi bu seçimde hem cesaret anlamında hem de nasıl konuşulması gerektiği anlamında büyük ders verdi, konuştuklarını kesmek isteyenler olsa da kendisi sözünü esirgemeden güzel bir üslupla söylenenlere cevap verdi. Mikrofonu Aziz Yıldırım aldığında   üslupsuz konuşma sergilendi. Kongre üyesi olup da tribünden yetişen, Fenerbahçe'yi tribünden seven insanları görmek herkesi sevindirdi. Bu nedenle Yönetimin bugüne kadar sessizliğine ses çıkaran  kongrede söz alan  Fırat Özben’e  de konuşmasından ötürü ayrı şapka çıkarmak gerekir. 

Kongre bittiğinde Aziz Yıldırım’ın fark atması konuşulmazken,  Aziz Yıldırım yönetiminin haksızlıklara ses çıkarmamasını eleştiren, Fenerbahçeliliğiyle taraftarın sesi olan Hulusi Belgü Ve Ekibi konuşularak, cesaretleriyle alkış aldı.

Not: Kongre izlenimimdir. 

Cem Kurtuluş, 2015

22 Nisan 2015

Yarı Yarıya Tribünlerdeki Atışmaları Özleyenler: Fenerbahçe - Beşiktaş : Deplase İzmir (18.04.2015)













Yarı yarıya maçların hasretiyle tutuşanlar için yarı yarıya maçların yeri her zaman ayrı olmuştur. Bu parolayla tribüncüler için de böyle maçlar kaçırılmaması maçlardan demeye pek de gerek yok.  Buna göre her şeyi ayarlayıp parolamızı buna göre çizdik. Çok olmasa da Fenerbahçe tribünü İstanbul’dan İzmir semalarına doğru 1 gece önce nevaleleri hazırlayıp yola çıktı. Böyle maçlarda her zaman tahmin edeceğiniz bişey vardır; o da maçların olaylardan dolayı oynanmayıp iki tribünün de dışarı çıkartılmasıdır. Maç öncesi iki tribününün de buluşma noktaları daha önceden belirlenmişti. 

İner inmez İzmir’in o güzel havası sonrası kahvaltı şeklinden sonra beklemeye koyulduk. Toplanacağımız yer Fenerium önünde demleniyorduk, zamanın geçmesini bekliyorduk. Böyle zamanlarda bir yerlerde rakip tribünle öyle ya da böyle karşılaşırsın. Maç öncesi takılırken çevik kuvvet daha ortalıkta yoktu,4-5 yunus polisin haricinde de ortalıkta olaya dair bir şey yoktu, ki Beşiktaşlılar yaklaşık 30 kişi  arka taraftan saldırmaya çalıştılar. Bu saldırının ardından  bira şişeleri,taşlar karşılıklı havada uçuştu, 3 Beşiktaşlı  bunun sonucunda yara aldı. Olaylar fazla devam etmedi, çevik kuvvet takviyesi geldi daha sonraları.  Mevzu anında en önemlisi 30 kişi saldırıyorsan 30 kişi kalma politikasıdır, ama Beşiktaşlıların o esnada arkadaşları vurulurken kaçmaları yanlıştı ve 30 kişinin 300 kişi Fenerium’un önünde bekleyen kitleye saldırması da bir o kadar kendileri için zararlı oldu. 

Bazı Beşiktaşlıların en büyük yanlışlığı da internetten” asarız  keseriz “ felsefesi yapmalarıydı. Bu olaylar bittikten sonra tribün olarak kortej halinde salona doğru ilerledik, Beşiktaş’lılar polis barikatını aşmaya çalışırken aşamadılar, karşılıklı atışmalar daha sonra salona geçtik. Fenerbahçe tribünü olarak, Beşiktaş tribününe göre sayıca fazlaydı bu sayı fazlalığını tribünsel anlamda da gösterdi. Salon içindeki atışmaları bu maçta nasıl özlediğini iki tribünde gösterdi. Küfüre küfürle karşılık vermeler, el-kol hareketleri, ve sonunda iki tribünden yükselen torpil sesleri ve en sonunda iki tribünün sahaya attığı meşaleler… Tribünün olmazsa olmazı olan bütün unsurlar bu maçta bir araya gelmişti. İki tribünde elinden geleni yaptı. Coşkunun daima yükseldiği, e-biletin olmadığı iki tribünde bu deplasmandan fazlasıyla keyif aldı. İki tribün dışarı çıkartılsa da iki düşman tribünün böylesine birbirine atışmaları olarak bu deplasman tarihe geçti.

Cem Kurtuluş, 18.04.2015 

30 Mart 2015

Söyleşi: Fenerbahçe Tribün Emekçisi Ercan Erel (Canadian) ile Fenerbahçe Tribünü Üzerine



















Eski tribün adamları  bir nevi dava adamlarıydı. Takımları uğruna koşmadıkları deplasman, girmedikleri mevzu ve sabahlamadığı gece kalmamıştı. İnandıkları dava uğruna Yara almış, yara vermiş, Mertçe dövüşmüşlerdi hepsi. Kahpelik içlerinde yoktu. Kim necidir herkes tanırdı o dava adamlarını. Bir de o dönemin canlı olaylarına şahit olmuş, sabahlamış,ama isim olarak geride olanlar vardı. Fenerbahçe tribünlerinden tanıdığımız Ercan Erel (Abi) diğer deyimle tribün dergiden tanıyanlarca Canadian. Ercan abiyle o dönemlere dair ben sordum, Ercan abi cevapladı. Kapalı kapma mevzuları, spor sergi, passolig’e bakış açısı ve birçok şey. Söyleşi tadında iyi bir şey ortaya koyabildiysek ne mutlu bize. Sözü Ercan Abiye bırakıyorum şimdi. 


Cem: Fenerbahçe tribünlerinde emekçi olarak değerlendireceğim birkaç kişiden birisiniz.  Fenerbahçe tribününü ilk ne zaman adımını attınız?

Ercan:  İlk olarak 1984 yılında Fenerbahçe stadına adım attım. Ama ilk maçım 70’lerin sonunda eski açıkta bir Fenerbahçe-Beşiktaş maçıyla oldu.

C: Mevzu Fenerbahçe tribünü olunca konu 80’li yıllara tekabül eden kapalı kapma mevzularına geliyor. O dönemi yaşamayanlar için sabahlamalar hakkında tribün gençlerini bilgilendirir misiniz?
E:O dönemler biraz farklıydı tabii. O günlerde Beşiktaşın kapalıyı vermeyi istememe durumu söz konusuydu. Ağabeylerimiz önderliğinde bu tahakküm kırılmıştı. Akabinde bu köşe kapmaca diyebileceğimiz süreç sürdü gitti karşılıklı.

C: Sabahlama dönemlerine dair  birkaç büyüğümden Beşiktaş’ın Kadıköy’e gelemediğini, tribüne giremediğini duymuştum. Bu rivayet mi, yoksa böyle bir şey oldu mu?

E: 90-93 yılları arasında Beşiktaş Kadıköy’de hiç varlık gösteremedi. Bahsettiğim Beşiktaş kapalısı. Yoksa polis destekli seyircileri elbette statta takımlarını izlemiştir ama bizim seyirciyle bir işimiz olmadığından muhatabımız değillerdi.

C:Sizin döneminizde mertçe mücadeleler olurdu. İnsanlar belaltına çalışmazdı. Yara verir  ama öldürmezdi. Fenerbahçe Tribününde sizin gözünüzde canlı şahit olduğunuz birkaç mevzuyu anlatır mısınız?
E:Bu konulara pek değinmek istemem belli sebeplerden. Tek diyebileceğim Fenerbahçe tribünleri bu günlere gelebildiyse o dönemin büyük Fenerbahçe sevdalılarının sayesindedir. Bu bayrak yarışını ilk nesil bizlere aktarmış biz de akabinde gelen kuşağa emanet etmişizdir.

C:Sizin döneminizde biletler semtlere gelirdi, başkanlar otobüs kaldırırdı. Ama takım, formanın hakkını vermiyorsa kralı olsa tepki verilirdi. O dönemde böyle bir ortam nasıl oluştu?

E:Valla ben hiç bedava bilet görmedim, almadım. Öyle bir ilişkim olmadı tribünde. Hatta Pazar günü oynanacak maçın biletlerini teberrulu şekilde Dereağzı’ndaki binadan parayla satın aldık hep. Kime ne geldiğine dair bilgim yok yani. O sebeple ben tepki koyduğumda kimseyle bir çıkar ilişkim olmadığından dolayı son derece müsterih bir şekilde hareket ettim. Sorunun asıl muhattapları bilet alanlar, ki bunu ayıplamam.

C:1980 darbesinin gelmesiyle pek çok konuda olduğu gibi futbolda da, tribünlerde de değişim oldu. Benim merak ettiğim Fenerbahçe tribününün o dönem polise karşı bakış açısı nasıldı?

E:Fenerbahçe tribünü daha ziyade milliyetçi hayat görüşüne sahipti. Lakin, ben sol tandanslı biriyim. Bu durum arkadaşlarım arasında hiç sıkıntı yaratmadı. Hep beraber polisle çatıştık. O dönemde milliyetçi gençler 12 Eylül darbecilerinin kendilerini kollaması gerektiğini düşünmüş ama darbeciler öyle davranmayınca büyük hayal kırıklığı yaşamışlardı. O sebeple sanırım tepkisiz asla kalmadılar. Ama her şeyden öte söz konusu Fenerbahçe olduğunda siyaset hep arka planda kalmıştır bizim tribünde.

C:Son senelerde Türkiye’deki tribün liderlerinin polise karşı yakınlaşmasını nasıl yorumlarsınız?

E:Ülkenin genel gidişatından çok ayrı tutmuyorum bu durumu. Kombine kartların çıkması ve yaygınlaşmasının ardından stat içinde onlarca kameradan sonra hızlı ve heyecanlı gençlerin önünde hep el freni olmuştur tribün liderleri. Ama onların da psikolojisini anlayabilirim bir nebze. Senin yahut benim yapacağım hareketin ceremesini karakol köşelerinde onların çekmesine de gönlüm razı değil. Zaten tribün mü kaldı ki lideri olsun !

C:Spor Sergi dönemlerini yaşamış biri olarak o dönemki tribünleri kısaca özetleyebilir misiniz?

E:Eskiden Fenerbahçe’nin çok iyi ve bilinçli basketbol taraftarı vardı. Beşiktaşlılar goool diye basketlere sevinirken biz hatalı yürümeyi ayıklardık. Ayrıca, sabahlama döneminde Spor Sergi içinde büyük mücadeleler olmuştur. Arşivimdeki bir takım görüntüleri izlemenizi öneririm. Orada lebaleb dolu tribünlerde hakiki taraftar vardır.

C:Eskiden yeni döneme geçecek olursak deplasman yasakları-pankart yasakları bir ton yasak geldi. En son da  devlet büyüklerinin sözde şiddeti önlemek amacıyla Passolig ( E-bilet ) çıkarıldı. Passolig’e bakış açınız nedir?

E:Passolig almadım, almayacağım ve elimden geldiğince almaya meyyal insanları yollarından döndürmeye çalışıyorum. Ama passolig’in asıl çıkış sebebinin tribünlerde gezi süreci sonrası hükümete duyulan öfkeyle yapılan protestolar olduğunu ve buna hükümetin önlem almaya gayreti olarak bakıyorum. Yoksa tribünlerde ortalığı vaveylaya verecek bir karmaşa yıllardır yok. Bu fırsatı ganimet bilen başta aziz yıldırım gibiler statlara “makbul” yahut kendilerince “muteber” bir kitleyi çekmek için açılan kapıdan bodoslama daldılar. Amaçları daha fazla endüstriyel futbol batağına kitleleri çekmek ve işi eğlence sektörüne çevirmek. Ürün satalım, daha konforlu statlar yapalım, yanına avm konduralım vs. Bu hengamede kimin umurunda giden ve yiten ruh yada pankartlar ?

C:Fenerbahçe tribününün baskıcı Aziz Yıldırım faktörüne rağmen tribün olarak geleceğini eski kuşaktan gelmiş biri olarak nasıl görüyorsunuz?

E:Karanlık görüyorum. Bu günleri mumla arayacağımızı düşünüyorum. Bu yoldan dönüş olmaz.

C:Bu soruların haricinde herkesin merak ettiği bir soru var. Sizi çoğu kişi tribündergi’den “ Canadian “ ismiyle tanıyor, bu isim nereden geliyor?

E:Kanada’da uzun yıllar yaşadığımdan bir anda aklıma geldi. Uzun uzadıya düşünmüş değilim. Ama çabuk adapte oldum ve başka bir mahlas düşünemiyorum.

C:Son olarak  eski kuşaktan gelme biri olarak Fenerbahçe tribünlerine neler söylemek istersiniz?
Üzgünüm diyebilirim ancak. Doğru düzgün bir ortam kalmadı onlara. Umarım geçmişi yalan yanlış ve efsaneleşmiş şekliyle değil, doğru ve yanlışlarıyla, eksikleriyle öğrenirler. Ve Fenerbahçe tribünlerinde yine eski canlılık ve ruh geri döner.


CEM KURTULUŞ, MART 2015