// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Böyle Şeyler İşte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Böyle Şeyler İşte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2013

Güneş Yok Oldu..


Toplum kanımızı emiyor
Saldırıyorlar üstümüze
Taşşaklarımızı kesip elimize verdiler
Hareket edemiyoruz
Suratımız paçavraya dönmüş
Yatakta çift çorap
Uyanırken karınca kollarımızda geziyor
İç çamaşırlarımız etrafımıza saçılmış
Şiir yazmayı beceremiyoruz
Anlamıyoruz, Anlaşılamıyoruz
Sperm yutan kadınlar tanıyoruz
Bir herifin yolda kafasını baltayla uçurmuşlar
Haydarpaşa garında uyuduk
Bekçi geldi yaylan dedi buradan
Sokak köşesinde yer buluyoruz kendimize
Sarhoşun tekine sarhoş bir şekilde fotoğraf makinemi emanet ediyorum
Siktir olup gidiyor
Beynin işgalinin başladığı yer Kadıköy
Otlar,boklar,haplar alıyorum
Bünyemi sikiyor her biri
Beynime kan gitmiyor
Zayıflıyorum
Ucuz şarap, ucuz kerhane kadar fiyakalıydı o gece
Güneş yok oldu…

09.05.2013 / Cem Kurtuluş





09 Mayıs 2013

Bilmiyorum..



03.05.2013

Bilmiyorum
Ne olacak her şey
Ya da hiçbir şey
Kelimeler rayından çıktı
Virajlar yer değiştirdi
Kara parçası üzerindeki haritaların önemi yok
Spermleri yutan kadınların faydası yok geleceğimize
Kafaya dikilen votka tat değiştirmişken
Halen tavuk döner yemek için hesap yaparken ve bu hesabı ödeyememişken düşünceler zihnini allak bullak eder..
Otobüs sırasında başını  cama koyamamışken
Yaşlı ya da genç görünümlü kadınlar pişmiş gibi “ hadi kalk şuradan artık lanet herif” bakışı atarken
Sıcaklara dayanamayıp güneş olmayan bir odada uyanmayı hayal ederken
Şarap şişelerinin azaldığı bir gecede şarabın tadı erken biterken
Hesaplayacaklarımızın sayısı çok fazla..
Ormanın bir köşesinde uyurken
Karıncalar kollarını kemirirken
Sabah kalktığında vücudunda garip izlere rast gelirken
Yaptıkların ya da yapmadıklarının önemi yokken
Yaptığın her şey gereksizlik tablosu içinde ilerliyorken
Kaos, öfke, nefret üçlemi içinde her şey kana bulanmışken
Yorgun ayaklarında sabah büyük parmaklarının içi kan dolmuşken
Masalları dinlemeye devam et 
Suratı façalı adamların
Kahvehane köşesinde sert görünümlü ince bıyıklı amcanın derdi canından aşkınken
Sözlerin önemi yok artık!

Cem Kurtuluş


08 Mayıs 2013

Şeref Amca..



17 yaşındaydım.  Okula gidiyordum diğerleri gibi. Ergen yaşlardaydım. Kendimi bulmak istiyordum. Farklı müzik, farklı giyim, farklı düşünceler.. Hep farklılıklar adınaydı yaptıklarım. Çok zor günler geçirmiştim.
 Ailemle aram iyi değildi.  Evde çantadan gizlice para yürütüyordum. Bazen bu nedenle dayak yediğim olmuştu.

 Televizyondaki diziler, televizyondaki spikerler, televizyondaki modeller, porno kasetleri bir ton şey vardı hayatımda. Ama geçerli olan tek şey porno kasetleriydi sanırım. Onlara bakıp bakıp 31 çekiyordum, güzel geliyordu o zaman her şey, zamanla her şey farklılaşmıştı. 

 Bunları neden sıraladığımı bilmiyorum. Şeref amcayı o yıllarda tanımıştım.  Ama bundan birkaç gün öncesinde olmuştu bütün her şey. 3 gün Beyoğlu’nda sabahlamıştım. Ailemle  o zaman aramda bağlar kopuktu. Sokakta kaldığım günler  Yaz aylarıydı, sık sık şarap tükettiğim günlerdi. Şeref amca'da içerdi o şaraptan. Kıyak adamdı..

Herkese bir yol bulurdu. Yardım eli uzatırdı. Böyleleri için zordur her şey. Dünyanın en çok gülümseyen adamlarıydı böyleleri. Şeref Amca da onlardan biriydi.  Kaldırım köşesinde yatıyordu, onunla birlikte yanında beş kişi daha vardı.

 Yer değiştiriyorlardı bazen, bazılarının da kaldığı barakalar vardı herkesten gizli. Habersiz yaparlardı bu işleri. Şeref Amca pek uyumazdı ya da ben uyuduğunu görmezdim. “ Evlat hadi gidelim” derdi bana hep.
Bira şişelerini toplayıp bunları bir yerlere ulaştırır karşılığında para alırdı. Geçiminin tek kaynağı buydu şimdilik. 

Diğerlerinin de yaptığı şeyler vardı. Bazıları kağıt ezerdi o kağıtları biriktirirdi onlarla  geçimini sağlardı. Şeref Amca sadece bira şişesi toplayıp vermezdi. Galata’nın orada çok görmüştüm Şeref Amcayı.
 O akşam çok kötü olduğumu hatırlıyorum. Herkes çökmüştü aşağı elinde ne varsa onu içiyordu. Polisler oradaki ayyaşlara dokunmuyordu, o yoluda henüz kapatmamışlardı, birkaç sene sonra belediye oraya da el attı, ayyaşların hayatta içtiği keyif aldığı yeri kapattılar. 

 Müzik sesleri yükseldi birden, ben şeref amcaya bakıyordum. Dünyanın en güzel gülen adamıydı.  Muhtemelen  şeref amcayı bulamadığıma göre bir yerlerde  dolanıyor olmalıydı. Fazla konuşamazdık, ama konuşma ihtimalide zordu şeref amcayla. Bazen o anlatır ben dinlerdim. Onun kadar yaşayamamıştım sonuçta.

 Benden tecrübeliydi hayat anlamında. Böyleleri size çok şey öğretebilir, belki siz de ona öğretebildiniz. Ama bunun esamesi bile okunmaz bilirsiniz. Sizden büyük birine ahkam kesmektir bunun anlamı, bu her yerde işlemez..

 Galata’nın orada şeref amcayı yeniden yakalamıştım. “ Nerelerdesin be Şeref abi “ diye seslendim. “ Aynı evlat, yorgunum sadece” dedi. Tuborg kutusu eziyordu bu defa. Geçim şartları zordu. 

Şimdi ne halde nasıl bilmiyorum. O gün bana 2 şişe kırmızı tuborg verdiğini hatırladım. Parasız pulsuzdum.  Sabahı etmiştik kendisiyle. Galata civarındadır yine ama bira içmek orada yasaklandı. Şeref amca yine bira kutularını topluyor, eziyor, parasını kazanıyor olmalıydı, ama nerede yattığına dair bir fikrim yok şu anlık..

 Ama yine de kıyak adamdı şeref amca. Kendisine dair çok şey bilmedim,böylelerinin hayatlarına dair çok şey bilmeseniz de olurdu, ama gördüğünüzde içiniz sızlardı.  Beyoğlundaki temiz yüzler onu çok severdi.  Esmer yüzlü biri bana onu tanıdığını söylemişti bir defasında. Şaşırmamıştım. Çünkü  şeref amca ona da iyilik yapmıştı. Kendisine “ burada kal hava soğuk” dediğini anlattı bana. 

 Çok şey söylemişti o’nun hakkında. Anlattığı gün elinde birasını yudumluyordu, ellerim üşümesin diye montun içine sokmuştum ellerimi. Ama o diğerleri gibi değildi, barakada yatmıyordu. En azından o ara  barakalardan kurtulmuş olmalıydı . Neticede o da şeref amcayı tanıyor ve seviyordu. Muhtemelen yarın onu görecekti. Yanımdan ayrılmadan” şeref amcaya bir kırmızı tuborg al” dedim, o sever,sonra yoluma ilerledim. 

Cem Kurtuluş


07 Mayıs 2013

karanlığın ortasında kendinle kalmak...




karanlığın ortasındayım
köpek sesleri etrafı sarmış durumda
etrafımda çoğalan şarap şişeleri,  yanan ateş ve  bekleyen insan yığını..
herkes birbiriyle çene çalıyor
ağacın altında saklanmış durumdayım
bazıları kadınları düzmek peşinde
karanlıkta zehirli sarmaşıklar ardında kendi yolumu arıyorum..

şarabı kafama dikip öylece yürüyorum
bir kadın etrafımda yürüyor
bir kedi ağaca tırmanıyor
bir adam yanımda aşçı
etleri hazırlıyor, onları ateş altında hazır hale getiriyor
 
barbüke yapılan bir ormanda derisi yüzülmüş kadınları izliyorum
önümden geçiyorlar
hiç ses etmeden şarabımı kafama dikiyorum
gecenin ilerleyen saatlerinde birileri  çıplak şekilde denize giriyor
gecenin karanlığında denizin ortasında boğulurmuşcasına belki de sevişiyorlar birbirleriyle..


 ingilizcesi bozuk bir kadın birilerine bir şey anlatıyor
uzaktan da olsa sesini duyuyorum
bacaklarını sergilemek için insanların karşısına geçip duruyor
eteğini sıyırıyor berbat bacaklarına rağmen
viski, şarap ne varsa onları içmekle yetiniyorum
kendi içinde kaybolmanın faturasını ödüyorum

ormanda öylece durmak işe yaramıyor
kendi kayıplarım başlıyor
fotoğraf makinem kayboluyor gecenin ilerleyen saatlerinde
gözlerim kapalı bir şekilde sonra bulunuyor
çalılıkların arasından çıkıyor
kendine yenik düşüyor insan gece sonunda
bütün şaraplar bittikten sonra uyumak için vakit sayıyorum
ağaçların altında bir yerde zıbardığımı hatırlıyorum sadece
ormanın içinde " ben kimim"  demek ne kadar da aptalca…

Cem Kurtuluş