// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Sodom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sodom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2025

Herkese Eşit Miktarda Kan: Sodom - The Arsonist (2025)


 










“Herkese Eşit Miktarda Kan” Sodom – The Arconist

Bazı grupların hikayesi gaddarca sürer, ve bazı gruplar olabildiğince yazmaktan geri durmazlar. Mevzu “Thrash Metal” ise Sodom 40 yılı devirmesiyle birlikte saldırganlığından ödün vermeyen, savaşlara karşı lirikleriyle ve politikacılara yermesiyle herkes tarafından bildiği gruptur, bu kimse için şaşırtıcı bir yorum olmaz zira Tom Angelripper, başından beri söyledikleri hiç değişmedi kendi değişmediği gibi. Kızgın, öfkesi daima yükselmiş, gaddarlığı da demirden kızgın hale gelmiştir. 

“The Arsonist”  de Sodom’un son dinamiklerinden biri oluyor, “Arsonist” söz anlamında “kundakçı” anlamına çıkıyor.  Albüme geçecek olursak; albüm, girişini hüzünlü, bir o kadar epik bir giriş introsuyla yapıyor, bu Sodom nazarında pek nadir görülen ya da görülmeyecek nadir durumlardan biri olduğunu söylemek yanlış olmaz.  Hemen ardından “Battle  of Harvest Moon” ile atağa kalkarak kaosun içine davet ederek savaş vari sözlerle haykırıyor. Başlangıçta makineli tüfeklerin her yere yayıldığını,istila edilen yerlerden girip daha sonrasında “Bir strateji bulamadık, kaçmak için hiçbir seçenek yok”  sözünü  söyleyip daha sonrasında “ölen kalbi sarsacak hiçbir şey yok ” sözüyle noktayı koyuyor.  Kaynaklara göre şarkıda geçen hikaye; Quế Sơn Vadisi'nde gerçekleşen bir askeri operasyonu anlatıyor.

“Trigger Discipline”  Slayer etkisinin derinlere kadar hissedildiği, Tom’un kızgınlığının üst seviyede olduğu araya sıkıştırılmış sololarla da temponun azalmadığı bizzat saldırganlığın gövdesinde ders verircesine haykırıyor.  Kontrolünü kaybeden rastgele insanları öldürmekten keyif alan keskin nişancıyı merkeze yerleştiriyor Tom Angelripper. Keskin nişancı kendini atlatırken  “Tetik disiplini yok ben de “ diye anlatıyor bulunduğu ruh halini.  Ölümün soğuk parçalarını “The Spirits  That I Called” da hissetmeniz kaçınılmaz oluyor, burada da Blackfire ve Yorck Segatz’ın müthiş gitar çıkardığı rifflerde bunlara kanıt niteliği taşıyor.

“Witchhunter” 2008’de ölen davulcuları Chris Witchhunter’a adanan bir şarkı olma özelliğini taşıyor, “hüzünle dolu neşeli bir figür “ cümlesiyle anlatıyor Witchhunter’ı şarkı. “Scavenger” albümün gidişatı itibariyle Groove yönü olanlardan olarak yolunu belirliyor, içindeki karanlığıyla da yolunu çiziyor. “Gun Without Groom”  kaosa davet eden, Toni Merkel’in ataklarıyla saldırganlıktan ödün vermeyen, Tom’un hızlı ve bir o kadar  terör yarattığı durdurak bilmeyen temponun yükseldiği, liriklerindeki acısız bir ölüm isteğine karşılık “insanın yenilgiye uğradığı yerde  savaş şiddetleniyor” diyor.

“Taphephobia” Sodom’un yıllardır tematik olarak ölüm renginin sonuna kadar bizi derin çukura yolladığı hissiyatını veriyor. Bombaların acımasız yağdığı, et parçaların etrafa dağıldığı yerde herkese eşit miktarda kan parçası damlıyor ve bunun özetini Sodom; “ Tanrı'nın yarattığı en kötü şey, anormalliklerin yeniden doğuşu/ Kan sonsuza dek yağdığında rüyalarıma tek başıma giriyorum” nakaratıyla yapıyor. “Sane Insanity” Thrash Metal tahribatının saldırganlıkla birleştiği noktada albümün dinamitlerinden.  Ateşkesin reddedildiği yerde, kan damlaları gökyüzüne doğru yol alırken şarkının ruhu kaosla birleştirir bizi. 

“A.W.T.F”  2023’te ölen, “This Means War” albümünün yaratıcılarından orijinal Tank vokali  Algy Ward’a adanmıştır.  Motörhead ruhunun  da ağır şekilde hissedildiği şarkılardan biri oluyor. “Twilight Void” başlangıcıyla birlikte Slayer’dan Jeff Hanneman’ın  rifflerini anımsatıyor. “Püskürtüldüm ve ihanete uğradım/ Vietnam'da öldürüldüm” diye haykırıyor Tom Angelripper burada. Bu boşluk perdesinde geriye kalan unutulamayan ve hafızada kalanlar oluyor. Savaşın geride bıraktıklarıyla alakalı sözünü yaşayanların iç sesinden öfkeli şekilde anlatıyor Tom Angelripper. En azından alınan hissiyat bu yönde oluyor. 

Albümün finaline doğru “Obliteration OF The Aeons ve onunla birlikte gelen “Return to God In Parts “ da albümün gidişatının ilk başından ortalardan sonra değişime uğrayan şarkılardan oluyor. Buralarda Doom soundun ağırlığını hissetmek de kaçınılmaz oluyor. Bunu müziklerine yedirmenin de başarısı da ayrı klaslık barındırıyor.

Old School ruhlu gruplarda en önemli iş prodüksiyonda gerçekleşiyor, böylesine djitalleşen bir çağda halen old school’da sound da ısrar edip bunun üstesinden gelmek de kolay bir iş değil ve her şeyden önemlisi bunu halen istiyor olmak asıl Old School ruh nedir-ne değildir sorusuna bir cevap niteliği taşıyor. Albümün kapağı;  daha önce Ghost, Mayhem üzerine işleri olan Polonyalı sanatçı Zbigniew M.Bielak tarafından tasarlandı.

Sonuç olarak; Sodom’un bugüne kadar geldiği noktada savaş üstüne söylemediği söz kalmamıştı, her zaman sözlerini söylemekten geri çekinmedi ve  dile getirdi. Napalm Morning yazdığında da bu böyleydi, öncesinde de böyleydi. 2010 civarlarından bugünlere geldiğimizi düşünürsek;  Sodom ve komutan Tomangelripper öncülüğünde “Eski Okul Thrash ben yaşadıkça devam edecek” diye haykırıyor adeta, geriye böylesine dev albüm yarattıkları için bu ruhun içinde yükselmek bize kalıyor.

Vokal/Bass Gitar – Tom Angelripper

Gitar -Frank Blackfire

Gitar -Yorck Segatz

Davul – Toni Mertel

Prodüktör; Toni Mertel

 

Katkıda Bulunanlar; Sebastian Niehoff – Mixing

Joachim Heinz Ehrig -Mastering

 

Cem Kurtuluş, 2025 Haziran

04 Nisan 2023

Savaşın Ağır Tahribatı: Sodom - M16 (2001)


 








Kuşkusuz savaş tarihinin en kanlı savaşlarından biri Vietnam savaşıydı. Çocuğundan gencine uzanan bu savaştan çok kayıp vermesine rağmen Vietnam galip çıktı, buna rağmen 1.5 milyon insanını yitirdi. Ho  şi Minh savaşla ilgili "Tüfeği olanlar tüfekleri, kılıçları olanlar kılıçları, kılıçları olmayanlar küçük çapa ya da sopalarıyla savaştı. Her mezra ve cadde birer kale, her insan bir savaşçı, her parti hücresi bir kurmay heyeti gibiydi.”  diyordu. Vietnam savaşı mevzusunu çok uzatmazsak  bu savaşla ilgili tonlarca kitap yazıldı, bununla birlikte  albüm teması olarak müziklere acımasızca  yansıtıldı.  Bu demirbaş albümlerden biri de 2001 yılında Sodom’un savaş ruhunu hissettirdiği “ M16” albümüydü.

 Albüme geçmeden önce Sodom’un beyni Tom Angelripper’in Vietnam savaşı temasıyla ilgili söylediği “[M-16 aslında] bir konsept albüm değil. Bu sadece Vietnam hakkında sözleri olan bir Sodom albümü.” cümlesini belirtmek de yarar var. 

Pek çok kimse tarafından bu albümün konsept albüm görüldüğü bilinir. Albümün “M16” isminin seçilmesini “Benim için M-16 tüfeği, Vietnam Savaşı'nın bir simgesi. Silah tarihi ve Amerikan silahlarıyla gerçekten ilgileniyorum - avlıyorum, silah topluyorum. Silahlara karşı her zaman özel bir ilgim olmuştur” cümlesiyle anlatıyor Tom Angelripper.

 Albümün girişi “Among The Weirdcong”  bütün enstrümanların çalıştığı, saldırgan hissi veren  kaosa davet eden tempo yönünden dinamik makineli tüfek sesleri arasında atmosfere sokan savaşın tahribatı üzerine lirikleriyle şeklini alıyor. Parçalanmış beyinler,çürük etler, ölü adamlar da geride kalanlar oluyor. “I Am The War”  temponun düşmediği “I am The War” nakaratlarının tekrarlandığı saldırganlık hissiyatının devam ettiği, kafa koparmanın nasıl bir şey olduğunu gösterme hissiyatını vurgulayan Tom’un kızdırıcı vokaliyle zirveye çıkıyor. “No teardrop dims my savage eyes”  nakaratıyla  şarkının ana temasını açığa çıkarıyor. 

Albümün demirbaşlarından,dinamiklerinden, savaşla ilgili duygu durumunu en iyi ifade eden,melankolisi yüksek  şarkılardan ve bir o kadar agresifliğin önde olanlarından “ Napalm  In The Morning“  introdaki   "I love the smell of napalm in the morning/It smells like victory"  cümlesiyle açılıyor.  Aynı zamanda burdaki intro Apocalypse Now filminden alınmıştır. Napalm bombalarının katliam yarattığı vahşice insanları öldürmesini resmediyor şarkı. (Ek bir bilgi olarak 1965’te Vietnam’A karşı kullanılan bu bombalar 1980 yılında sivil halka karşı kullanılmış olduğundan yasaklanıyor. ) Tom’un kızgın vokali, Bernemann’ın riffine ayrı parantez açmak gerek.

 “Minejumper”  Bobby Schottkowski  ve Tom Angelripper’in başka boyuta geçtiği agresiflikten ödün vermediğine tanıklık ediyoruz. “Violence is just a friend”  liriğiyle  ana fikri özetliyor. İşkence ve imha edilmiş hayatlar, delilik perdesi, ve soykırımdan yaşanmış acıların toplamı “Genocide “ile haykırılıyor. Tom’un kızgın vokali, o öfke tufanına tanıklık etmek zor değil. “ Little Boy “ ile anti-god temasıyla özetliyor şarkıyı. Ölüm ile yaşam arasında kalmanın  arasında gidip gelmelerin rotasını çiziyor.  Albüme ismini veren, Tom Angelripper’in de M-16 tüfeğine hayranlığını anlatan “M16”  Tom’un kızgın vokalini devam ettirdiği, öfke ile yoluna devam ettiği şarkı oluyor.

 “Lead Injection” tempolu,agresifliğin devam ettiği, Tom’un nefret vari vokaliyle kaldığı yerden devam ediyor. Geriye kalan tek cevap “Creeping and crawling why do you cry?” nakaratındaki soru oluyor. “ Cannot Fodder” ile Tom tüm öfkesiyle ortalığı davet etmeye devam ettiğini göstererek ağır bir tahribat yaratıyor. Rus ruleti, patlayan bombalar ve Vietnam… “I got no power to survive/Empty thoughts of suicide.” nakaratıyla da ele veriyor bunu. “Marines “ askerlik mevzusunu göklere çıkartan, tempolu ve “Full Metal Jacket “ filminden bölümler içererek yanıt veriyor. “Düşünme,soru sorma, sadece öldür “ mottolu bir çizgide ilerliyor.

 Albümün final şarkısı olarak seçilen 1960 rock sahnesinde yer alan bir “The Trashmen“ şarkısı olan “Surfin Bird “ Sodom için o bilindik punk’a saygı şarkısına yakın bir iş oluyor.  Herkes için iyi bir seçim olur mu bilmem, sound olarak albümün dışında kalıyor. Bunun haricinde albümün bonus edisyonunda 1982 döneminden iki şarkıya yer verilir.

 Sonuç olarak; 2000’li yıllara gelindiğinde teknolojik boyutta Kreator’dan bir “Violend Revolution” gerçeği önümüzde duruyordu. Alman Thrash’i konusunda daima gaddarlığıyla bilinen komutan Tom Angelripper komutasında thrash metal’in en üretken konularından biri olan savaş temasını  “ M16” ile Vietnam Savaşını konu alarak gaddarca bir kayıt bırakıyor Sodom.

 Kadro

Bass/Vokal – Tom AngelRipper

Gitar – Bern “Bernemann” Kost

Davul - Bobby Schottkowski

30 Aralık 2020

Sodom - Genesis XIX (2020)


 










Alman thrash metal sahnesinin kuşkusuz en gaddar gruplarından biri “ Sodom “ oldu.  Ürettikleriyle,yazdıklarıyla başka bir kulvarda oldu. Leşlik ve gaddarlık arasındaki çizgiden de kolay kolay ayrılmadı. Tom Angelripper diğer anlamda bir başkomutan gibi grubu yıllarca ayakta tutan isim oldu. Kendisinin ikinci dünya savaşından başlayıp politik sözlerle haşır neşir olması da kimseyi şaşırtmaz.  EP’leri saymazsak dört yıl sonra Sodom  “ Genesis XIX “ ile geri dönüyor.  Tom her zaman dünya görüşü açık ve gaddarca bunu liriklerine yansıtan biri oldu. Dünyanın düzeni ve değişmeyen çoğu şey için Tom durumu albümün çıktıktan sonra verdiği bir röportajda  şöyle anlatıyor; “Bence her şey kontrolden çıkıyor. Politik değil, hiçbir şeyi değiştiremem, politik olarak aktif değilim “

Konuya geçersek; Sodom, Genesis XIX’de bir önceki albüm Decision Day’de denediği tek gitar olayından çift gitara geçiyor. Bu da Tom Angelripper’ın bizzat uzun zamandır düşündüğü bir iş,ki bunu daha önceleri yapmıştı.

  “ Partisan “ EP’sinde de yer alan Blackfire’ da kadroda yerini alıyor,ki Blackfire’ın yarattığı riffler konusunda tartışmaya açık olduğunu sanmıyorum. Çift gitarla yaratılan o muazzamlık seviyesini Sodom bize girişteki enstrümantal  “Blind Superstition” ’dan kısa süreli olaydan sonra “ Sodom &Gomorrah “ da gitar saldırılarının yükseldiği, 80’lerdeki o gaddarlığın devam ettiğini, o köklerin halen içinde olduğunu fazlasıyla gösteriyor. Bass seslerinin de açılmasıyla kendisine kolaylık sağladığını pek çok yerde dile getiriyor Tom. Şarkının içeriğiyle ilgili de “Sodom &Gomorra’nın Tanrı tarafından yok edildiğini sanmıyorum ama bu sadece bir Sodom şarkısı. “  yorumunu yapıyor Tom.  Şarkı bazı kaynaklara göre Quorthon  ve Chris Witchunter’a adanıyor.

 Saldırganlığın devamlılığı Blackfire’ın öne çıkmasıyla, davulların da o saldırıda eşlik ettiği Euthanasia” ile devam ediyor. Tom’un bu şarkıyla alakalı bahsettiği mevzu var ki o da Blackfire’a dair gitar tonlarının hiç değişmemesi olduğu bu da albüm genelinde bariz belirgin. “No amnesty, no faith in God “  nakaratlarıyla da mesajı veriyor liriklerle.  Albüme adını veren “ Genesis XIX “  gökgürültüsü seslerini duyabileceğimiz hissiyatta kasvetle birleşen aynı zamanda Black Sabbath’ın o kasvetli rifflerini anımsatan bir başlangıç yapıyor. Kasvetli bölümden sonra o agresifliğe dönüşen bir canavarla yüzleşiyoruz.

“ Nicht mehr mein Land “  şarkısı yazılmaya başlandığında Tom bununla ilgili şunu söylüyor; “ Bunu yazmaya başladığımızda İngilizce sözlerim vardı ama değiştirdik çünkü bir thrash şarkının Almanca sözlerine sahip olmak istiyorduk, çünkü ben bir Alman’ım “    liriklerde ülkesine dair içindeki duyguyu kaybettiğinden,geleceğe dair kaygılı olduğundan  dem vuruyor Tom. Bunu da vokallerinde haykırırken daha net anlıyoruz. “ Glock’n roll “ tipik bir Sodom şarkısı olmadığını bariz belli ediyor,bununla alakalı Tom Angelripper de aynı yorumu yapıyor. Bunun yanında şarkının hikayesi de bir atış poligonunda geçen  kısa bir sohbet üzerinden geçiyor. Başından itibaren agresif bir çıkıştan sonra inişe geçiyor. Albümde ayrı bir köşeye konulması gereken şarkılardan.

Albümün en uzun şarkısı olan “ The Harpooner “  Black Sabbath’ın rifflerini anımsatan bir giriş ve sonrasında saldırganlaşan bir halde ilerliyor. Şarkının mevzusu ise Moby Dick kitabının kahramanı Kaptan Ahap hakkında olduğunu söylüyor Tom. Zevk için avlanma ile yemek için avlanma arasında farkla alakalı bir durumu yansıtıyor.  “ Dehumanized “ bilindik o kasvetli girişindeki rifflerle başlıyor. Saykodelik havayı yakalamanızı istiyor,sonra yoluna agresifleşerek devam ediyor. Sololarıyla ayrı kıvrandırıyor, ve başka birine parantez açmak gerekirse sadece burda değil  ama Toni Merkel genel anlamda muazzam iş çıkarıyor. 

Occult Perpetrator “   “ Your life disappears, your body remains “ nakaratlarıyla da son noktayı bir aforizma edasıyla koyuyor. Tom’un gaddar vokalinde yatan o agresiflikle de bir dinamit gibi patlıyor. “Waldo & Pigpen”  epik, duygu dolu girişiyle mest ederek başlangıcı yapıyor. savaşın acımasızlığı üzerine birilerinin öldüğü,birilerinin şans eseri kalmasına inceden sözleriyle uyarısını yapıyor.  Blackfire’ın eseri olan “Indoctrination” punk yoğunluğunun fazlasıyla hissedildiği Tom’un da Blackfire’a istekte bulunduğu şarkı oluyor, kendisi de böyle söylüyor.Albümün kapanışı “ Friendly “ ile gerçekleşiyor. Tom’un atağa geçmiş gaddar vokali, davulda Toni Merkel’in albüm genelindeki performansıyla birlikte iyi bir iş çıkıyor.

 “ Decision Day “ albümüyle karşımızda üç kişilik bir kadro vardı. Bernemann gitarda, Makka davuldaydı. Daha sonra “ Partisan “ EP’siyle kadroya Blackfire geri geldi, Husky davuldaydı. 2020 kadrosunda da Toni Merkel davula geçerek kadro şeklini aldı.  Toni Merkel, grubun yaş ortalamasına bakarsak genç ama bir o kadar sıkı davulcu olduğunu kanıtlar nitelikte çalıyor.  Aynı zamanda Tom Angelripper’in Toni Merkel ile konuştuğunda Toni Merkel’ın Sodom’un efsane davulcusu Witchunter’ın bütün videolarını izlediğini söylemiş ve ek olarak Withchunter gibi bir davulcunun yerini alamayacağını da belirtmiş.

 Son çıkardıkları “ A Handful Of Bullets “  EP’si de albüm öncesi sıkı bir iş niteliğinde olduğunu söylemek gerekir.Sonuç olarak; “ Genesis XIX “  Tom Angelripper’ın çift gitar olayından ısrarcılığını devamlı getirdiği bir albümle birlikte, bir nevi bu müziğe ilk başladıklarından köklere dair de riffsel yönden dolu, bir o kadar gaddarca bir albüm.Albümün kapağını çizen Joe Petegno, önce şarkılar oluşuyor daha sonra kapağı çiziyor.  Bununla ilgili Blackfire “82’de hangi grupların albüm çıkardığını hayal etmeye çalıştık. “ açıklamasını yapıyor bir röportajda.  Kısaca daha da uzatmamak gerekirse;  Sodom’un albümde yaratmak istediği  80’lerdeki köklerine geri dönüş diğer bir anlamda, o agresif ruhu ve gaddarlığı sonuna kadar hissettiren bir işle dönmüş oluyorlar.

 Dünyanın boktanlığı konusunda Tom Angelripper dünyanın boktanlığı üzerine yaşadıkça yazmaya devam edecek!

Kadro

 Tom Angelripper / Bass, Vocal

Frank Blackfire / Lead guitar

Yorck Segatz- Rhytm Guitar

Toni Merkel – Drums

Sodom – Production

Joe Petegno – Album cover

Sigg Bemm-engineer ,mixing


Cem Kurtuluş,2020

18 Eylül 2020

Sodom - Decision Day (2016)





















Almanlar her zaman hayatlarına uyguladıkları disiplin metodunu her alanda icra etmeleriyle bilinirler. Gerek futbol,gerek endüstri, gerek müzik. Alman panzeri olarak geçmişte üstümüzden geçen,geçmeye devam eden yeni dönemde de yaptığı işlere alman panzeri “ Sodom “   Decision Day  albümü ile yola  devam ediyor. Tom Angelripper yanına Bernemann ve Makka’yı alarak üstümüzden geçmeye kararlı ve bir önceki albümde de aynı kadroyla karşımızdalardı.

 50 dakikaya tekabül eden Decision Day,   “ In Retribution “ ile açılıyor.  Thrashy rifflerin esareti altında agresifliğin ve saldırganlığın devam ettiği,  Tom Angelripper’ın nefret kusmuklu vokalleriyle savaşın boşluk yarattığına dair lirikler yerini buluyor.  Devamında “ Rolling Thunder “  aynı etkiye sahip bir parça olamıyor.  Solosuyla, Tom Angelripper’ın vokalleri ilk şarkıdaki gibi etkili olamıyor,bunda bütün ekipmanların katkısı büyük.  Albümle aynı isme sahip “ Decision Day”  yeni dönem thrash akımına kapılmış kreator usulünce ilerliyor. Albümün dinamiklerinden girişine sahip “ Caligula “   başta bass’ı öttürmesiyle sonrasında riffleriyle, temposuyla Motörhead’i selamlıyor.  Aynı zamanda Caligula, Tom Angelripper için 1979’daki “ Caligula “  filminden kendisine ilham kaynağı olmuştur.

“ Who is God “  koro vokalleri hariç genel olarak Tom’un kızgın vokalleriyle bir ihtişam yaratıyor. Devamında “ Strange Lost World “ albümdeki temposuyla, agresifliğiyle hafızada yerini koruyan dinamik şarkılardan. Bass tonlamaları, lirikleri, Tom’un vokalleri etrafı alt üst etmek için fazlasıyla müsait.   “ Tanrın sadece bir hayalet  sözüyle nokta atış yapıyor, solosuyla da mest ediyor. “ Belligerence “ kasvetli, ağır ağır ritimleriyle aniden yükselen temposuyla, saldırganlığıyla savaşta yerini alan askerin pozisyonunu hissettiriyor. 

“ Blood Lions “ temposuyla, agresifliğiyle, kaldığı yerden devam edeceğini gösteriyor. Hiçbir geri duruş yok.  Şarkının içeriği Tom Angelripper’e göre izlediği bir belgeselden sonra bir erkek aslanı öldürmek için binlerce dolar ödeyen avcılarla ilgili.  “ Sacred Warpath “ daha önce çıkan EP’lerden biri olmasına rağmen daha sonrasında Decision Day albümünde  yerini aldı.  Albüm kapanışını “ Refused to Die” ile yapıyor.  

Sonuç olarak “ Decision Day”  ile Tom Angelripper komutanlığında Sodom,  kendisinin de  dediği gibi dünyanın durumu ile ilgili yazmaya, dünyayı değiştiremeyecek olmasa bile şarkılarıyla çığlık atmaya devam edeceğini söylüyor.

 

10/6

 

Kadro

Tom Angelripper – Bass, Vocals

Bernemann – Guitars

Makka-  Drums

 

Cem Kurtuluş, 2020


10 Aralık 2010

Sodom - In War Pieces (2010)

Alman panzerler 13.stüdyo albümü “ In War  and Pieces “  ile karşımızda.  Sodom, thrash metal dünyasında müziğiyle ve duruşuyla dikkat çeken bir grup oldu her zaman. Bu yorum da onlar için klasik bir yorum olur.  Onları ya seversiniz ya nefret edersiniz ortası kolay kolay olmuyordu. İlk dinlediğimde alışamadığım gruplardan biriydi Sodom, dinledikçe alışkanlık yaptı.  Müziğinde black metal unsurlar daha çok gözdeydi,sonra punk karıştırmışlardı müziklerine. Onların müziklerinde bu hep vardı.

Bir thrash metal grubu nasıl olur herkese gösterdiler. Sözleriyle  hep nefret kustular. Din karşıtı düşünceleri,savaşlara olan karşıt düşünceleriyle ön plana çıktılar. M16 albümü duruş olarak en iyi albümlerinden biri olduğu söylenebilir ya da bu tartışma konusu olabilir.  Eğer Sodom’a ve bu türe uzak biriyseniz albüm ilk dinlenildiği  zaman sevilemeyebiliyor. Mevzu bahis  kritik konumuz “ In War and Pieces “   Bu albümün diğer bir özelliği Sodom’un  Tom Angelripper’dan sonra olarak en önemli isimlerinden biri olarak bilinen,grubun tarihinde de önemli işler yapan  Chris Withchhunter’ı  kaybetmeleridir.  Onun boşluğunu eski elemanları Bobby Schottkowski ile takviye yaptılar.

Akustik bir giriş ile başlayan “ In War and Pıeces’’  kısa bir sakinlikten sonra davulların kendini hafiften göstermesiyle Tom’un öfkeli vokalleriyle saldırıya geçiyor. 2000’li yıllardaki Kreator’un Violent Revolation sounduna dair vokalleri hatırlıyoruz . Temposuyla yardırma modunda olan “ Hellfire”  Tom’un başarılı vokaliyle önde oluyor. Her ne kadar Tom götürmeye çalışsa da parçanın ikinci yarısında vasatlığa dönüşüyor. Özellikle Sodom’un melodikleşmesi  Sodom ismine yakışmıyor.  Girişiyle yumuşak melodilerle açılan “ Through Toxic Veins “ thrash vari keskin riffler araya giriyor, Tom’un öfkeli vokali ile ortalık toza dumana katılıyor.

Hiçbir şeyin akıtılacak kandan önemli olmadığını vurgulayan “ Nothing Counts More Than Blood”   ortalığı karıştırmak ve kaosa davet etmek için Tom’un vokaliyle bütünleşiyor.Kafa koparmaya devam eden, gaz verici temposuyla öne çıkan  “ Storm Raging Up”   ve sonrasında “Feigned Death Throes”  albümde vasat parçalarından biri olarak öne çıkıyor.  Gerek girişi ve sonra parçanın gidişatı.  Girişini Sodom’a  göre değil. Öfkeli bir parça olan ’’Soul Contraband “ her ne kadar yüksek tempoda isyan içerikli parça hissi taşısa da bekleneni veremiyor.

Sonuç olarak; “ In War and Pieces “  Chris Witchunter ölümü sonrası davulcu değişikliğinin öneminin hissedildiği,diğer açıdan Sodom ruhu açısından thrash metal ruhunu karşılamayan bir albüm olsa da ortalama bir albüm oldu dedirtiyor.

Kadro:

Tom Angelripper - Bass, Vocals
Bernemann - Guitars
Bobby Schottkowski – Drums

Cem Kurtuluş, 2010