// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Karalamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karalamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2024

"adi marmara" (24.05.2024)

 
-o böyle oldu/şu böyle oldu ilanlarıyla kendini kapattığın oda sana düşman olalı sahi ne kadar oldu?
meridyenin kendi fay hattını ruhsal bir ikilemde kırdın en kimsesiz zamanlarda
bir Marmara idi,ki adını “ kan” koydular
gerisini “irin” ile karıştırıp tarihin boş yerine salladılar
 
sessizliğin hüküm sürdüğü şarap lekeli yalnızlığın ve sancının arttığı odada
boşluk en tehlikeli silahın oldu
kimselere hükmetmedin, şarabın hakikatını  Marmara’nın adını şarapla yazarken anladın
bu ucuz bir şehir değil,fiyakalıydı
bunu da anlamadılar
 
“doldur,boşalt” yapılan bir çağdan
“cebindekinin hepsini çıkar” denilen bir yere geçişin faturası hep ağırdı
aksak halde çıkılan yokuşlarla ödetilen acının sızısı kendi halince yıllarını akıttı boş bir odada
bunların hepsini bildin, 1.80 yatağa serildin
rüyasızlıkların faturasını rüya görenlere sorarak ya da sormayarak büyük suç işledin
 
artık ne rüzgar hatırlar seni,ne rüya
ödenemeyen gsm hatları yalnızlığa neden bu kadar düşman oldu
neydi bu çağı bizden çalan
hangi kafanın eseriydi bütün bunlar pederson?
 
kanımızın rotası nerede bozdu bütün mevzuyu
kim kanıtlamak için çırpınır bunca cinayeti
cinayet mahallinde kaçan kimdi? kalan kimdi?
bütün bu soru silsilesi ne de yamulttu bizi.
 
falezlere atla
bu kıyılar kurtarmaz seni artık
kendi meyhanesini kurandan kork
bir de kendi bardağının içinden kendi kanını içenden.
 
-bu çağ fazlasıyla yamulttu bizi
 
Cem Kurtuluş, Mayıs 2024
 
 
 

02 Nisan 2024

Umutsuzluk Seremonisi (02.04.2024)

umutsuzluk seremonisinde sahaya sakat çıkan bir kaptan
kendi yarışını ne kadar sürdürebilir
ne kadar dahil olabilir kendince yaşamının içine?
 
bir merhametlik ve iyilik perdesi insana zuldür karşıdan karşıya geçerken
siperler boşunadır,insan da taklidin kendisinden başka nedir ki
 
yaşımı artık geriden say
çarpık ilişkilerde
perdeler terse dönünce asfaltlar yamuldu
birileri depara çıkarken birileri defansta kalır
bunu şiir sanırsın,ama şair orada kanını bırakmıştır
 
karanlık ve kan hep oradaydı
derin uykulardan hanene yazılan kanın içinde erimesi oldu
şimdi ileriye değil geriye say sayabildiklerini
vücut bile artık kanı geriden sayıyor
distortion ile soloyu birbirinden ayırt
ölüm ve yaşam gibi
kendi karanlığın nükselirken
tünel nerede son bulacak?
 
ölümün çizgileri ağırlaşıyor
kaygı koridoru genişledi
sahada saldırıya uğradık
ruh kendi içine doğru koştu
siper alanlar yenildi
 
çiçeklere karşı önlemini aldın
ruhuna bir koridor oluşturdun
bütün renkler karalaştı sisli odalarda
parka geri dönüyorsun
annene söyle seni yemeğe beklemesin
 

-üzgün bir çağın son atıkları bunlar

 Cem Kurtuluş,2024

 

17 Ekim 2023

Ucuz Gece

şimdi gülmek mi lazım bir yerlerde
bu yalnızlığa ölüm mü eklemek gerek
yoksa başka şeylerin sırasına mı girmek
ekonomi iflasa gelirken insan kendini düşünür mü hiç

birileri sana atılgan olduğunu söylemişken
"arkadaşların yok mu onlarla takılmıyor musun" diye cümleler sıraya girerken
hangisini seçeceksin
hangi soru tufanı seni izaha çeker şimdi?
 
 
-doksanlı yılların kasetlerine sar şimdi kendine
sonra yeniden başa sar
önüne karanlık bir yer çıkacak
perdeleri kapatıp kendine döneceksin yine
arada eğlenceli notalar geçecek aradan
sen yine kendine bakıp döneceksin
 
ucuz biralar da kalmadı bu devirde ucuz meyhanelerde
sıralamayı sen belirle
işşizliğine bir tokat da sen at böyle bir akşamda
bu şiir değil
ama sen yine de kaçıncı kitabını çıkardın söyle şair
ortalık dağınıkken
beynin tik tak yaparken
saatin yelkovanı nereye saplandı söyle şair
 
 
 Cem Kurtuluş, 07.08.2020

20 Mart 2022

metro raylarına ağıt...

geceleri alkol
alkol miktarı paranın miktarına denk
sabah olur, karanlıktır
kedi sesleri etrafa yayılır
her sabahın aynısı
dünün tekrarı
sık-sık ağır tütün
bas tütünü içine sonra geri çek
işe yaradığını ispatla
dağınık oda, dökülmüş  saç, yüze bakılmayan bir ayna
aynı sabahlara devam pederson!


metro peronları mutsuz surat portreleriyle dolu
şaka yapmıyorum, gir bak içine anlayacaksın
telaşlar, yağmurlu havada sadece yağmurdan yenilenen surat
önüne bak karanlık, ışıkları geç sonra dümdüz yamul
yolunu bulacaksın
yokuşu çıktıkça karanlık devam ediyor
sadece biraz daha yürü yamulduğunu hissetmek birkaç dakika.
biraz daha yürü kendine geleceksin.
sıkışık insan kalabalığı
berbat iş dönüşleri
buhran dolu/ bunaltıcı yol karamsarlığı
o ilanları/şu ilanları
duvara parmağını bas
seni yaşıyor sansınlar!


kıvrıl bir köşeye
kendi izana çekil
insanlar birbirinden konuşmaktan aciz
ve  bunaltıcı iş günlerinde
veya kendi hücrende gerçekten de her şey sıkıcı hale geldiğinde
siyah poşetleri eline takmışken
şarap/bira şişelerini taşırken
yokuş çıkarken anlayacaksın
her şeyi ya da hiçbir şeyi…

 

Cem Kurtuluş,2017


14 Temmuz 2020

ara pası...


gecenin akışını durdur, tüm ışıkları kapa
müziği değiştir, kendini soloya bırak
pas verilen nöbetlerde
alkolsüz ve parasız gecelerde
kolonya ve kahvenin dozunu arttır

öfkeli şarkılara geçiş yap
iki distortion geçişleri
sonra solo dönüşlerini hesabına yazdır

yalnızlık nöbetleri
kahvenin dozuyla
zihnin kaçamaklarına doğru yol al
geceyi vur sağ bacağından
kasti dönüşlere karşı borcunu öde
kırmızı kartlardan sakın

iki şarkı sözü çevir geceye anlam kazandır
şarkıyı tekrarla ya da başa sar
eksik dişlerini say
çürüyen dişlerini not et
uzamayan saçlarından dert yan
işşizliğine tükür
kolonyayı suyla karıştırmayı
kahveye üç şeker atmayı unutma

yaşamadığın hayata bir ara pası yolla

herkese iyi nöbetler


Cem Kurtuluş, 03.41 (13.04.2018)

23 Haziran 2020

ölü günleri sayarken...


fiili olarak ölmek bir çaba gerektirmiyor
bütün koşullar çabasızlık dahilinde
uyuşmuş bacaklar neticesinde gerçekleşiyor
kımıldamıyorum, arada hareket ettiriyorum kendimi
bir odadan diğerine geçmek en büyük hareketim oluyor
mecburi zamanlarda dışarı çıktığımı iyi biliyorum
günler geçerken perdenin kıpırdadığını görüyorum

yaşamsızlık sürüklüyor beni kapalı odalarda, o loş boşlukta
küserken kendime
daha da günü bitirmeye çalışırken

beş lira ile yapılan bahis kuponum bana gülmüyor
talihsizlik böyle günlerde belli olur
neticede uyuşmuşsan iyi bilirsin bugünleri
geriye sayarken

rüzgar çamaşırları uçuruyor
hepsine şahidim tekrarlanan müzikleri duyarken
boş bir odada kendimi de duyuyorum

ihtiyacım bundan fazlası
tekel bayiler veresiye’ye kapalı
işşizlik ve yaşamdan kopan heves boş bir odaya eşittir

matematik ölü zamanları anlayamaz
tarih böyle zamanlarda işe yaramaz
coğrafya insan kaderinden ötesi
yalnız, insan kendine gömülür
bunun tehlikesi fazladır insana
günleri, saatleri ölü şekilde sayarken

Cem Kurtuluş, Mayıs 12/18

31 Aralık 2019

otuz mayıs...


üçüncü dünya savaşında uyandım
kendi üçüncü dünya savaşım
etraf kan ve bulanık görüntülerle dolu
aralarında yaralı bir asker gibi kaldın
bunu iyi hatırlıyorsun

uykuların bitişini biliyorum böyle günlerde
ve günlerin ölülüğü de böyle günler de belli olur

üç emekli maaşının yetmediği bir ailedenim
iki senedir saçıma makas değmedi, berberim beni özledi
ayak tırnaklarım ve sakalım uzadı
iki yüz gün gereksizliğe yüz tutmuş telefon hattı iç-dış  aramalara kapatıldı
telefondaki ses “ hattınız aramalara kapatılmıştır “ diyor

işşizim kendimle ettiğim kavgalarda yenik saydım kendimi
son paramı son dakika kazanacağımı sandığım bir futbol maçında kaybettim
bahis beni yanılttı insan gibi 
hayat tarafından teğet geçildim
alkol-bahis eksenin de kayıplara karışarak
bir ringde kaybetmiş bir boksör gibi üzüldüm

defansa beklemiyorum sizi
kasti tekmeler hissettim yüzümde
faulsuzlüğe maruz kaldım
hakem büyük yanlışlar yaptı
defansın gerisindeyim hala

bir gün ölürsen sigortanı  yatırmayı unutma
dişlerini değiştirmezler
şimdilik eksik dişlerini saymayı
arada da duvarlarla konuşmayı öğrendin
şimdilik her şeyden muafsın
kendine kötü davranmayı sana böyle günler öğretti

-bahis şirketleri seni düşünüyor

Cem Kurtuluş, Mayıs 2018




01 Nisan 2015

Kim Terörist? Kim Kahraman?













Bir çocuk vurulmuştu haziran sabahında. Haziranın o görkemli çocuklarından biriydi. Adaletin yerin dibine girdiği zamanlardı. Önce terörist denildi, sonra türlü türlü kılıflar uydurdular. Sapanı var dediler, silahı var dediler, alevi dediler. Ama “ o daha çocuk” diyemediler. Diyecekleri tek şey buydu, bunu da beceremediler. Hastanede can çekişti, kolay teslim olmamıştı. Bütün medya kanalları penguen yayınlatıyordu adeta. Dünya görmüştü olan biteni, ama ülkedeki medyada çıt yoktu. Halkın bağrından koparmışlardı bir fidanı, bir annenin vatanını koparmışlardı kendisinden. Bir çocuk bir vatandı. Bunu da anlayamadılar. 

O haziran günlerinde filizlenen bu çocuğu kahpe bir gaz fişeğiyle katletmişlerdi. Hastanede can çekişen bu çocuk direniyordu, daha yaşayacak günleri vardı. Ama yaşamayı da çok görmüşlerdi o’na. Hastanede direnebildiği kadar direndi. Hastaneye de saldırdı o’nu katledenler. Hastaneye de gaz fişekleri attılar, yine can alma derdindeydiler.
Bir cenaze kalktı alevlerin ve öfkenin yükseldiği yerden. Binler, onbinler sel olup akmıştı. 

İdeolojisi “ insan “ olanlar oradaydı.  Caddeler kapanmıştı, dillerde bir slogan vardı “ Berkin Elvan on beşinde bir fidan “ bir fidanı uğurluyordu insanlar, gencecik bir fidanı. O fidanı solduranlarsa yine o fidanı uyuyacağı yerde rahat bırakmamaktaydı. Cenaze sonrası gencecik fidanı katledenler yine o gencecik insanlara nefes almayı yasaklayarak gaz fişeklerini sıralamaya başladılar. Gösteri, şov peşindeydiler yine, yine bir can alınabilirdi. İnsanlar kaldırımlara sıkışmış, nefes almakta zorlanıyor, yaşlılar bayılmış durumda hem içi, hem gözleri yanıyordu.

Gencecik bir fidanın ölümünden sonralarıydı. Adalet arandı, katillerin yargılanması istendi, imzalar toplandı, Taksim Anıtına ekmek bırakıldı. Ekmek bırakanlar, Adalet arayanlar Taksim Meydanı’nın ortasında işkence edilerek yerlerde süründürüldü. Tek aradıkları katillerin görüntüleri varken bu katillerin açıklanmasıydı. Devlet yine iş başındaydı. Adaleti eşit dağıtması gerekenler adaleti parçalayarak bir fidanın değil, daha sonraları gaz fişeğiyle ölecek bütün çocukları yok ediyorlardı. Adalet terazisi fazlasıyla parçalanmıştı, çocukların ölümüne sebep olanları ortaya çıkarmak varken  katiller neden ortaya çıkarılmak istenmiyordu? “ Emri ben verdim” diyenler öldürmekten büyük haz mı duyuyorlardı? Yoksa göz boyama politikaları onları ayakta mı tutuyordu?

Adalet zincirleri, adalet umutları kırılıyordu ama her gün sokaklarda “ Berkin Elvin’in Katilleri açıklansın “ diye insanlar adalet arıyorlardı. Polisler saldırılarını düzenliyor, her gün “ Berkin Elvan “ ismini haykıran insanları işkenceyle gözaltına alıyor, haklarında soruşturma açıyordu.


Tarih 31 Mart 2015 idi... Sokaklarda Berkin Elvan ismini haykıran 2 DHKC eylemcisi  Çağlayan Adliye sarayında Berkin Elvan soruşturmasındaki 4.savcıyı rehin aldılar. Savcıya hiçbir zarar gelmeyecekti. İstedikleri tek şey; Berkin Elvan’în katillerinin açıklanması. Katillerini besleyen Devlet/hükümet katilleri açıklamamakta ısrarlıydı. Savcı ölmeyecekti. 3 Polisin isminin açıklanması beklendi saatlerce, 3 saat süreverildi polislere. 3 saat içinde talepleri yerine getirilmedikleri takdirde savcıyı cezalandıracaklarını söylediler. 

Bu ek sürenin üstüne savcıyı öldürmediler. Telefon konuşmasında istekleri kabul edildi, özel harekat timleri eylemcileri sinsice pusuya düşürerek bombayla duvarı patlattılar. Gerçekleri açıklayacak tek savcıydı, devlet/hükümet gerçeklerin açıklanmasını istemediler. 

Şimdi Kim terörist, kim kahraman oluyor? Adaletin sağlanmasını katillerin isimlerinin açıklanmasını isteyenler mi? Yoksa gerçeği açıklayacak savcıyı devlet/ hükümet emriyle öldüren özel harekat timleri mi?    

Not: Savcı'nın ölümünden sonra  Savcı'yı öldüren kurşunların 5 kurşun olduğu söylenirken,adli tıp raporuyla bunun 10 kurşun olduğu açıklandı, bu da içeriye gaz bombalarıyla giren Özel Harekatın savcıyı öldürdüğünü kanıtlıyor. 

31 Mart 2015

19 Ağustos 2014

Bana Kahraman Olduğumu Söylüyorlar...

bana kahraman olduğumu söylüyorlar
onların hiçbir dediğini umursamıyorum
onların dediklerinin hiçbirisi değilim
ucuz bir köleyim şimdilik
hepsi beş para etmez
bedelli askerlik kadar pahalı hepsi
iş bulmamı, aile kurmamı söylüyorlar
iş dahil hepsini çöpe atmamı söylüyorum onlara
her şeye bir bok misali sifon çekiyorum…


anlatılanlar, yaşananlar
her biri ucuz
hiçbiri bir şarap şişesinden daha değerli değil
dayatılanlar kafamı sikmeye yetiyor
cebimin delik olmasıyla kimse ilgilenmiyor
hepsinin faturasını ödüyoruz beraber
karşıma geçip bir adam tarih anlatıyor
ucuz kahramanlıklar, leş dolu ölü parçalarını mezara gömen bir tarih
toprağın kokusunu içime  çekiyorum
kuruyan bir tahta kadar değeri yok tarihinizin
ucuz siyasi manevralarınızın
şaraba zam yapan düşüncelerinizin
katlettiğiniz çocukların…


uyuyorum/uyanıyorum
televizyonu açıyorum yine ölü seviciler iş peşinde
savaşın ortasında katledilen masum çocuklar, genç bir kıza tecavüz eden asker, gaz fişeğiyle çocukları katleden ahmaklar ordusu…
sosyalistler faşizm kokan hareketleriyle gösteri peşinde
faşistler her zaman faşist,
demokrat söylemler içinde meclise politikacılar seslerini yükseltiyor
bir yerlerde savaş sürüyor
savaş sürerken, faşist uygulamalar devam ederken sosyalizme inanıyor insanlar


askerler ölüyor kayıp yerlerde
hepsinin mezarı derin kazınıyor
küçük bir çocuk  haziran sabahı günlerce acı çekiyor, ölüm uykusuna yatıyor
insanların günleri onu beklemekle geçiyor
ölüseviciler öldürdükleriyle gurur duyuyorlar
hepsi kokuşmuş, hepsi berbat, hepsi kan emici


ruhumuzu kemiriyorlar, yok ediyorlar
ambulans sirenleri bir yerlerde çalarken
kayıp çocuklar mezarın en derinine kazınmışken
komutanlar/generaller, politikacılar, polisler, devlet zafer çığlıkları atarken
zamanın komünistleri gül kokulu tişörtleriyle polislerden kaçarken
kendi odama kapanıp onlara küfürler savurarak zamanımı geçiriyorum


Cem Kurtuluş,2014

Erol Abi...

Kadıköy’ün  güzel insanıydı Erol Abi. Üşümemek için kafasında siyah-beyaz bereden ve ayağında belediyeden aldığı siyah bottan başka bir şey yoktu. Elleri çürümüş taş tutmuştu,  soğuk havalarda kalın mavi eldivenini çıkarmazdı ellerinden. Kadıköy’de  ne yaptığına dair çeşit çeşit şeyler söylenirdi ama  herkes severdi onu. Kimseyi ayırmazdı. Şarap sevmezdi ama elinden birasını da eksik etmezdi.  Beyoğlu’ndaki tuborg kutuları ezen şeref abi gibi büyük nama sahipti.

Sokakta herkes onu tanırdı. Sokaktaki çocuklar selamı sabahı eksik etmezdi erol abiden. Tanıyanlar sadece onlar değildi.  Torbacısı, şarapçısı, anarşisti, emekçisi, eşcinseli, her biri onu tanırdı. 60’lı yıllarda   yoksul yaşamıştı, 70’li yıllarda askere gitti , 80’li yıllarda darbeyle tanıştı. Darbenin hak olduğuna inanırdı, Kenan evreni sevmezdi, devleti seviyordu, hükümeti sevmiyordu, polise öfkesi yutulur cinsten değildi.  Samsun Çarşambalıydı, oralarla ilgisini uzun zaman önce kesmişti.

Sokakta kalmasa, piyangoyu bulsa ilk yerleşeceği yer köyü olurdu.  Halen sokakta yaşamını sürdürüyordu. Bazen sığınacak yerin olmadığını bile bile yaşamak ve hayata gülümsemekti onun yaptığı..

 Bira kutularını biriktirir evinde saklardı. Memurlar da tanırdı onu.  Selam sabahı eksik olmazdı memurların. Arada mahalleye uğrar hal hatır sorardı insanlara. Böyle şeffaftı. Belki de her şeyini kaybetmişti. “ param olsa rakıdan başka bir şey içmezdim” diyen dert adamıydı. Oldukça görmüş ve geçirmişti. Ondan iyisi şam da kayısıydı.

 Rakı onu anlatandı, dertlendirendi. Diğerleri fasa fiso geliyordu. Zaten şarap da sevmiyordu.  Sokaktaki çocuklara yazılır iki bira kapar, diğer eksiğini eski tütünlerle kapardı sonra  sokaktan yaylanırdı. Anlatacağı şeyler bitmeyen biriydi. Köyünden bahsetmeyi ihmal etmezdi, imkanı olsa tek istediği  bu kalabalık şehirden kaybolup köyde tarlada iş peşine koşmaktı. Bunları anlatmaktan geri kalmazdı Erol Abi.

 Her defasında iç geçirirdi ama hiç fayda etmezdi. Gel zaman git zaman onu tanıyanların ondan şikayeti yoktu, daha doğrusu onu görmedikleri zaman merak içinde olurlardı. Mermer taşlarının üstüne oturmuştuk bir akşam, iki lafın belini kırmıştık. Çürümüş ellerini kıpırdatmadan kalın ses tonuyla “ çok yorgunum be evlat” derken sesi titredi…

 Kalın ses tonuyla yavaş yavaş saf bakır bulan bir adamı anlatmaya başladı. Adamın zeki olduğundan, bu işi bildiğinden köşeyi döndüğünden bahsetti. Anlatırken iç geçiriyordu aynı zamanda birasından bir yudum aldı, sönmüş tütününün yenisini sarmak için kollarını sıvadı. 


 Tütünü hızlı içiyordu, birası bitmişti, şarap istemedi. Saf bakır adamı anlattığındaki içtenlik herkesi etkileyecek cinstendi. Sonra adamın bir gün  battığından, bu işlerde bir gün yerin dibine gireceğinden söz etti tütününden bir fırt alarak. Ağır ağır oturduğu yerden kalkarak kalın ses tonuyla” gece uzun evlat burada fazla oturduk” diyerek uzaklaştı…

CEM KURTULUŞ 

18 Mart 2014

Mayho...

Benzini içmemişti, yutmuştu sanki. Etrafında sallanıyor, yaptığı hareketleri izliyordum. Caddenin ortasında yaptığı hareketler caddeden her geçen insanı önce ürkütüyor bense bunlara gülüyordum.Bu hareketler karşısında başka yapacak bir şeyim yoktu. Saçma sapan gülen insanların ardından aldığı ucuz votkasını bitirdikten sonra kendisine şarap ikram ettim. Bir dikişte kafasına dikti şarap şişesini.

 Bağırıp çağırıyordu yolun ortasında, ne dediğini anlamıyordum. Böyle zamanlar da bunu anlamak gerekmiyordu. Herkesin anlaşılmaz olduğu zamanlar vardı, ben de onu böyle idare ediyordum işte.

 Delilik bu adama en uygun tanımdı. İsmini cismini bilmiyordum ama uzaktan seslenenler “ Mayho” diyordu ona. Anlamı nedir, ne değildir henüz bu konuda bilgi sahibi değildim. Bildiğim tek şey delilikten nasibini aldığıydı.

Delilikten nasibini alanlar elbette bu deliliğe neden sahip olduğunu bilenlerdi. Ama başkalarının buna gülüp geçmesi şaşırtıcı değildi. Yaptığı hareketlerle ilgi odağı olmuştu. Hırlı hırsız, çirkin-güzel, genç-yaşlı her tür insan caddeden akıyordu. Bunların da açıklanacak bir yanı yoktu.

 Mayho’yu kimse iplemese de caddenin köşesinde takılan iki insan olarak ben onu ipliyordum. Böyle adamların anlaşılmaya ihtiyacı vardı, ama anlamak için çırpınmazdı böyleleri. Gerisini getirmek her zamanki gibi zordu. İnsanların caddeden halen onu anlamayarak geçmelerine şaşırmıyor, şarabımı çekmeye devam ediyordum. Kendisinin yanında votka ve kolası haricinde hiçbir şey yoktu.

 Yaptığı hareketlere başkası eklenmişti, insanların mayho'nun suratına bakıp gülmeleri sinirimi bozmuştu. Bunun açıklanacak bir yanı yoktu. Şarap ve votkamızı çekerken bir adam yanımızda çalıyor bu esnada biz kendimizden geçiyorduk. Mayho’yu tanıyan bir herif mayho’nun cebine " 2 bira alırsın" diyerek  10 kağıt  cebine sıkıştararak yoluna gitti.

 Cebine sıkıştırdığı parayı mayho hatırlamayacak derecede kafası kıyaktı, herhalde ertesi günün birinde herifin cebine sıkıştırdığı parayla yolunu bulacaktı. Sigara bulma konusunda da sıkıntı çekmiyordu mayho, yoldan geçen-giden sigara veriyordu kendisine. En sonunda saçma sapan hareketlerine ben de katıldım. Bir şeyler yapmaya çalıştım, beceremedim. Bunu becermem gerekmiyordu, en azından denemekten zarar gelmezdi.

 Saz çalan Ahmet Amca’yı dinleyip zamanın geçmesini beklerken mayho sessizce yanımdan uzaklaşmıştı. Nereye gideceğini ben dahil kimse bilmiyordu, belki kendisi de bilmiyordu. Ait olduğu yerler kaldırım kenarlarıydı. Kimse bunu anlayamazdı. Saz çalan Ahmet Amca’ya 1 lira atarak yoluma gittim. 1 liranın Ahmet Amca'ya  getireceği bir şey yoktu belki ama  gitmenin tek yolu buydu şimdilik.

Cem Kurtuluş, 2014

15 Mart 2014

Ölüler..

salı pazarında deplasman otobüsünün gelmeyeceğini bile bile beklemek  gibi  bayattı her şey

insan yığınları, futbol maçları, sokak magandaları, polis kaskları ve her tanımın tadı iyice kaçmıştı

kadıköy’de kokan fesleğen kokuları yerini lağım kokularına bırakmıştı

evsizliğin ne demek olduğunu Mustafa dededen iyi bilen yoktu

kırmızı tuborg kutularını ezen Şeref amca halen ayaktaydı

barakalarda yaşayan tinercilerin, sokak çocuklarını sayısı arttı

halk çığlık attı bodrum katlarından

halk bir şeyler bekledi

halk Islık çaldı

halk sevişti

halk sikildi

ali ismail öldü geriye ismi kaldı

ethem öldü katili sokaklarda elini kolunu sallayarak gezdi

kar topuyla oynayan küçük kahramana taksici çarptı cezasını veresiye defterine yazdılar

alkole, benzine, kadına, erkeğe, eşcinsele zam geldi

oklavayla çocuğunu öldüren adamın cezasını bir mahkeme çıkışında duvara astılar

devlet koş veresiye defterini çaldılar!

 

Cem Kurtuluş,2013


16 Şubat 2014

" Sikilmektir Günler "

sikilmektir günler
raylar ortadan ayrıldı
peronlar köşeye yanaştı
alkole zam geldi
kırmızı tuborg bulamıyorum
Yetişin!

tekel bayiler kapalı
her şeye zam geldi 
çaresizlik suratıma püskürüyor
şiirin bir önemi yok
karanlıkta kaybolan insanların, Işığın, çantaya koyduğun otun

fark etmeden kırılan bir şarap şişesinin geleceğe faydası yok
köfteci , çıkardığı dumanlarla birlikte  köftesini yapmaya devam ediyor
köfte dumanlarıyla ısınıyoruz
sesler yükselmiş
hükümet  halkı birlik olmaya çağırıyor
başbakan orta doğuda cirit atıyor
hepsi iğrenç, hepsi berbat, hepsi kokuşmuş!
herkes, hükümet  tarafından bir lağım kuyusuna atılmış şekilde fareler gibi sürünmeye devam ediyor
halen sürünüyoruz!

hükümetin halka doğru yönlendirdiği ağır toma  araçları tazyikli su sıkarak  üstümüze doğru geliyor
“ sık orospu çocuğu gazını, sık hadi karşındayım” diye yükselen bir ses
 Kimyasal gazlarla her şeyi bir kırmızı tuborg’un arasına sıkıştırıyorum

Komünizm manifestosuna uyarak hükümet    herkese eşit gaz dağıtıyor
hükümetler ,politikalar, partiler hepsi tiksindirici
havaya bakıyorum karanlık
hiçbir şeyin önemi yok artık
mahvolduk orospu çocuğu hükümetle
toma araçları, gaz bombaları götünüze girsin!
 
 
 
Cem Kurtuluş,2013

31 Ocak 2014

Evde Pearl Jam Çalıyor...

denizi gördüm, cebe sıkıştırılmayan bir şarap kadar mübahtır bazı şeyler
sakinlik rotasında denizde yüzen yunusların aksine yürüdüm
özgürlüğe aç güvercinler havada uçuyor
ucube çiftleri gördüm birbirlerini gözetliyor
martıları ıskalayanlar  var
botlardaki ağırlık, denizdeki dalga her biri birbirine zıt
yanımdaki kadın sigarasını yaktı rüzgarla ters düştü, ben olmayan bağcıklarımı bağladım
bazı şeylerin tutuk olması geminin batmaması kadar şans
insanın umuttan yorgun olmasını gösterecek parola daha kayıtlarda yerini almadı
bankalar alkolikleri kovuyor
vergi memurları göreve!
hükümet gaz kapsüllerini harcamak için yer arıyor
bakanlar yer değiştirdi birbiriyle
polis maaşlarına zam hükümet
oklavayla çocuğunu döven adam işsizlikten terfi oldu
defans-forvet hatları darmadağın
evde bangır bangır pearl jam çalıyor!

 

Cem Kurtuluş,2014

Celal Abi..

Karaköy’ün en  sahici adamlarından biriydi Celal Abi. Herkesi tanırdı. Fahişelerden tut esnafa kadar her türlüsünü tanırdı. Gerçek yeraltı adamıydı. Cebinde çoğu zaman parası yoktu ama misafirlerini boş çevirmezdi. Borç yapar yine boş sofrayı mezelerle donatırdı. Yanında takılan, sokaklarda sabahlayan Mustafa Dede’nin ondan aşağı kalır yanı yoktu. Sırdaşıydı, her şeyini onunla paylaşırdı. İstinye’de devletin inşa ettiği evsiz insanların kaldığı bir yerde kalıyordu Mustafa Dede.

 Balık –şarap aldığımız gün Mustafa dedeyi polisler kodese tıktı.  Yaşı 70 ama işi bitmemiş olanlardandı Mustafa Dede. Memurlara da postayı o gün koymuştu, elindeki kırmızı tuborgu bitirmeden teslim olmadı polislere. “ bırakın da biramı içeyim be” demişti o gün memurlara.

 Memurlar diğer memurlara göre anlayışlı davrandı, Celal Abi memurlara 20 kağıt sıkıştırdı, memurlar kabul etmedi. Memurlar bu defa iyi polisi oynuyordu. Kırmızı tuborgu içtikten sonra teslim aldılar Mustafa Dedeyi. İki gram ot çekip etrafı duman altı yapmıştı. Alınma nedeni de buydu. Memurlar otu bulamadı ama üflediği dumanın bıraktığı etki fazlaydı. Polis sonra aldı götürdü. İşi zordu. Zor yürüyor, zor yaşıyor, yaşamak için çırpınıyordu. Yaşadıklarını anlatsa roman olurdu herkes gibi.

Karaköy’ün bütün sokaklarını talan etmişti. Karaköy’ün alayı tanıyordu Mustafa Dedeyi. Kendisine ot satan kenan bile tanıyordu onu. İyi müşterilerindendi ne de olsa, torbacılar iyi müşterilerini kaçırmak istemezdi.

 O civarlarda derin iz bırakmıştı. Kırmızı tuborgu kana kana içmesi için o gün ben almıştım, sonra memurlar derken ortalık karıştı. Bunlardan 1 ay sonra Celal Abiye uğradığımda Mustafa Dede yoktu, ne yapacağımı bilmeden aylak aylak yürüyordum sokaklarda. 1 haftadır deniz havasını bırak, mahalle havası almamıştım. Oksijenden eksiktim. Celal abiyi buldum o gün.

 Her zamanki yerindeydi.  Görmüş geçirmiş adamdı, her şeyi yaşamıştı. Eski kaynakçıydı ama herkesle selam sabahı vardı. Denize tutsak adamdı, her yüzü tanıyordu. Arkadaşı Ahmet geldi çöktü yanımıza. Köpekler havlıyordu, o köpeklerin çoğunun ne yapacağını biliyordu. Ahmet  abiye sinirlenerek “ kalk şuradan rakı alalım” dedi. Bütün parayı rakıya yatırdık, cebindeki bozuk paraları çıkardı hepsini rakıya bastık.

 Yoksullar şarap, zenginler rakı içerdi ama bu defa yoksul olsak da rakıya ufaktan başlamıştık. Celal abi Görmüş geçirmiş adam olduğundan ne anlatsa eksik kalırdı ama  bunu kimse anlamazdı. Bir süre her şeyi siktir ettik, kendimizi bile.. Siktir edildiği her halinden belliydi, kendi başına olmak tehlikeli bir işti her zaman. Anlattıkça anlattı. O anlattıkça beynim sulandı.

 Yılların Celal Abisiydi, rakıyı sek içiyordu. Rakı daha etkisini göstermemişti. “ Ahmet varya kendini başkalarına siktiriyor dedi” kafamı salladım, sonra laflarını sıralamaya başladı. “ Bak evlat ben burda herkesi tanırım, onlarda beni tanır. Seni ezmelerine izin verirsen ensene yapışırlar, belanı sikerler” dedi. haklıydı. 5.dublesi bitmişti, 6.dubleyi doldurdum Celal Abiye. İbne diye bahsettiği Ahmet’ten  bir sigara almış hayatını siken insanları anlatıyordu.


Ağzı iyice bozulmuştu, rakısını bir dikişte bitirmeyi bilen adam olarak keyifle içmiyordu rakıyı. Ahmet abi  rakı içmek için yoluna gitti. Patates yemeği hariç masamızda hiç bir şey yoktu.  Karanlık çökmüştü, rakı içmeye devam ediyorduk. Kafası beş milyondu, ne dediğini bilmiyordu Celal Abi. 

Etrafta kaynakçılar hariç kimse yoktu. Celal abinin küfürlerine onlar alışıktı, ben alışık değildim. En azından alışık olduğum tek şey küfürbaz biri olmamdı. Kafası güzelken “ burada kimse kalmıcak ulan,  ben gittikten sonra kim kalırsa sikerim” diyordu rakıyı içerken.  Söylediklerini tekrarladı. Sakladığım rakıyı celal abiye vererek yaylanıp yoluma gittim…

Cem Kurtuluş, 2014 / Karaköy

Derin Mesafeler..

Psikolojik deneyler sonucunda onaylanmamış olabiliriz
Sosyolojik olarak halen şansımız var
Rakipler hızlıca üstümüze geliyor
Tren hatlarına karşı  eksikliğimiz var
Her şey batıyor yavaş yavaş
Barut gibiyiz be abi!
“Ofsayt Osman” güzel adamdı
 Gönül adamıydı
Gol kralındaki şaban tiplemesi tarihe  kara bir delik açtı
Ölümcül gol vuruşlarının
Derin mesafeli pasların
Uzunca kaleye doğru sürüklenen topların
taç atışlarının
yanlış hakemlerin
yanlış kararların
Rövaşatanın anlamı yok artık
Ofsaytta bekleyen adam daha şanslı sayılabilir şimdilik
ihtimallere izin ver
Kadıköy’e arada ışınlanıyoruz ama siz bilmezsiniz
İçilen sıcak bir şarap güneşten daha tesirli
Zencileri severim uche’den ötürü
Kademeye girişlerini unutmak mümkün değil!
Ayağı kırıldığında dünyanın en mutlu insanıydı
Kadınlara içkiyi tercih eden George Best ile Jim Morrison  aynı kadını düzüyorlardı 
Van basten Hollanda  milli takımıyla destanlar yazarken Hasan Vezir derbi maçında galatasaray’a gol atmıştı tribünden uçmuştuk
Sonra  kendi kalesinde golü gördü Hasan Vezir.
Bazı futbol takımları küme düşerken   ve şampiyonluğa oynarken bir mahalle köşesinde biz halen kırmızı tuborg içiyorduk
Ama onların bundan haberi yoktu
 Halı saha  tellerinden maçı takip eden adam kadar acıydı futbolun değişmez kuralları
“ İki taştan bir kale olmaz artık” 
atış serbest!
Yalnızlık   iki kale arasına top sıkıştırmak kadar kolay ve sahiciydi



-03.02.2013/Kadıköy