// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Tarık Akan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarık Akan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Ocak 2015

“ Hüznün sayısız tonu, birçok yüzü vardır " : Yol (1981) - Yılmaz Güney














“ Ben, bazı yakın arkadaşlarım aracılığıyla hüznü, sevgi ve kederi anlatmaya çalıştım; her ne kadar bazıları tarafından anlaşılmaz ve inanılmaz bulunsa da .”   Yılmaz Güney / Yol

Yılmaz Güney ismi mevzu konusu oldu mu   çoğunluk Yılmaz Güney’e saygı duyar, çünkü yaptıkları işler saygı duyulası işlerdi. Bir dönem ezilenlerin sesi olmuştu Yılmaz Güney, çoğu filminde de  bunu  göstermişti. Yılmaz Güney siyasi sembol haline gelmişti bir dönem, bazı insanların kendisini sevmemesi de bundan kaynaklıydı.  Yılmaz Güney’in senaryosunu ve diyaloglarını yazdığı “ YOL “ filmi bir dönemin tartışılan filmlerinden biriydi. Film ilk yazılmaya başlandığında filmin ismi “ YOL”  değil, Bayram’dı.

 Film ilk başta Erden Kıral tarafından çekilmeye başlanmış sonrasında Şerif Gören’e teklif edilmiştir. Şerif Gören bu filmde 12 karakteri beşe indirerek filmi yeni bir ekiple çekmeye başlamıştır. Filmin çekilen ham görüntüleri yurtdışına kaçırılarak Yılmaz Güney'in başında bulunduğu bir ekip tarafından kurgulanmıştır. Yılmaz Güney ayrıca filmin senaryosunu cezaevinde yazarak ismini o dönem dünya sinema tarihini yazdırmıştı, ama film yasaklı olduğu için Türkiye’deki seyirciler bu filmi bir türlü izleyemedi.  

Söylenenlere göre filmin restore edildiğinde  filmde mahkumlardan birinin doğu bölgesine gittiğinde Kürdistan levhası yazılı filmde daha sonra kaldırılmış.  Filmde dikkat edilmesi gereken diğer detay şu; cezaevi mahkumlarına seslenen cezaevi müdürlüğünde kullanılan sesin biri Aziz Rutkay’a ait, diğeri de söylentiye göre Yılmaz Güney’e ait .Filmin çekimleri Bingöl, Diyarbakır, Konya, Bursa ve İstanbul'da yapıldı.

Filmin tartışma konusu olan günlerinde birkaç olay daha olmuştu. 1989 yılında Samsun’da  bir evde video kasetle Yol filmini izleyen beş üniversite öğrencisi gözaltına alındı. Yol filminin en önemli meselesi gerçeklere el atıyor olması ve Kürt sorunuyla ilgili günümüze ışık tutuyor olmasıydı, bu ışığı söndürmüşlerdi. Çünkü film 1999 yılına kadar Türkiye’de yasaktı, daha sonra restore edilerek vizyona girdi. Bu bilgileri aktardıktan sonra  filme geçelim.   “ YOL” sıkı yönetimin, 12 eylül zamanındaki askeri rejimin etkili olduğu zamanlarda İmralı Adası Yarıaçık Cezaevi’nde verilen izinle köylerine ,evlerine gitmek isteyen beş mahkumun yolda yaşadığı zorlukları, dramları konu alıyor.

Filmi cezaevinin içi ve dışı olarak ayırmak mümkün.  Film cezaevi mahkumlarının sevdiklerinden mektup gelmesi sahnesiyle  başlıyor. Hapishane mahkumlarının otorite yönetimin yaşadığı dramla tanışıyoruz, hapishanede otoriter sahibi gardiyanların mahkumları nasıl köle gibi çalıştırdığını filmin başından itibaren gözlemliyoruz.   Cezaevlerinde  sesler üzerinden duyulan  “ Şanlı Ordumuz, kurallara uymayan kapalı cezaevine gönderilecek “ anonsu  Kenan Evren’in başında olduğu 1980 darbesini hatırlatıyor. Özellikle  “ Disipline uymayanları cezalandıracağım “ sözü otoriter hapishane ortamını gözler önüne seriyor. 

Mahkumlar evlerine gönderilirken, eve giden Seyit Ali’nin ( Tarık Akan)  sokağa çıkma yasağıyla karşılaştığı “ Askeriye varken bekçiyi kim takar “ sözü sıkı yönetimin nasıl olduğunu gözler önüne seriyor.  Askerlerin mahkumlara kimlik sorgusu yapıldığı sırada Yusuf’un yaşadığı dramla tanışıyoruz, Yusuf izin kağıdı olmasına rağmen izin kağıdını kaybediyor ve askerler Yusuf’u gözaltına alınıyor.

Filmde Yusuf karakteri ,filmin başlarında “ mektup bekleyen “ dışarıyı gözlemleyen biri olarak karşımıza çıkıyor. Filmin en vurucu imgesel anlatımlarından biri Muhabbet Kuşuydu. Bu kuş kader mahkumlarının  iç tutsaklığını ele alıyor. Diğer imgesel anlatıma sahip olan ağrıyan diş. Dişin yarattığı acıyı  kızgın şişle tedavi ederler, söylentilere göre dişin imgesel anlatımı “ otoritenin birey üzerinde yarattığı tahribat ve acının soyut anlatımı “ olarak geçer.

Filmin ilerleyen zamanlarında film bir çok konuya el atmayı başarıyor. Köylerdeki töre meseleleri, namus kavramı, toplumdaki erkek egemenliği ve bir çok şeyi filmin ilerleyen zamanlarında görüyoruz.  Filmin en can alıcı ve en çok acıtan sahnesi AT’ın öldürülme sahnesiydi. Bu konuda iki düşünce ortaya çıkıyor; birincisi seni yarı yolda bırakan birini öldürme düşüncesi, ikincisi donarak işkence çekmektense işkence çekmeden ölsün düşüncesi. 

 Seyit Ali’nin karısının kendisini aldattığını öğrenip karısını abisine götürmek istediği sahnede karısını aslında ölüme terk etmektedir, bu da Seyit Ali’nin karısını cezalandırma metodu olarak sayılır. Yönetmen o sahnede  erkeklik kültürünü “ At,Avrat,Silah “ olarak betimliyor. Tren yolculuğunda  Mahkumlardan Mehmet Salih ve  Emine’nin trenin tuvalet bölümünde sevişirken  tren insanları tarafından yakalanma sahnesi “ Sana göre rezillik, bize göre mecburiyet “  sözüyle mesaj içeriği taşıyor.  Film bitmeye yaklaşık 10 dakika kala Doğu Anadolu’da öldürülen insanlara sesleniyor, ve gerçekleri görmenizi istiyor.  Oyunculuklarda Tarık AkanHalil Ergün mükemmel bir oyunculuk dersi veriyor, filmde fazla gözükmeyen ama işin hakkını veren isimlerden Yusuf karakterini oynayan Tuncay Akça’yı da unutmamak gerekir.

Gerçekleri görmenizi isterken çok değil 2011 yılında  Uludere katliamını da bize hatırlatıyor.  Sonuç olarak; 12 Eylül darbesinin yarattığı toplumsal sorunlara ve Kürt sorununa değinen “ YOL “ filmi Doğu bölgesinde yaşananları, sıkı yönetim döneminde insanların nelerle karşılaştığını, gerçekleri görmemizi sağlıyor.   Başkaldırının önemli isimlerinden önce  Yılmaz Güney’e, sonra Şerif Gören'e   bu filmi bize kazandırdıkları için ve gerçekleri görmemizi sağladığı için  şapka çıkarmamız gerekiyor!


Filmi İzlerken Altını Çizdiklerim

“ Hüznün sayısız tonu, birçok yüzü vardır; çiçekler, kuşlar, rüzgarlar gibi “

“ Ben, bazı yakın arkadaşlarım aracılığıyla hüznü, sevgi ve kederi anlatmaya çalıştım; her ne kadar bazıları tarafından anlaşılmaz ve inanılmaz bulunsa da .”   Yılmaz Güney / Yol

“ Resme bak ya görende eli kanlı katil beller
Senin suçun neydi
Cinayet  (gülüşmeler)“

“ Askeriye varken bekçiyi kim takar “

“ Korkudan kendi ölüsüne bile sahip çıkamıyor insan hele kürt isen. “


Filmin İsmi: Yol
Kazandığı ödüller: Cannes Film Fesivali /Altın Palmiye kazandı
Oyuncular: Tarık Akan, Şerif Sezer, Halil Ergün, Necmettin Çobanoğlu
Tuncay Akça, Meral Orhonsay, Semra Uçar, Hikmet Çelik, Sevda Aktolga
Hale Akınlı, Turgut Savaş, Hikmet Taşdemir, Engin Çelik, Osman Bardakçı, Enver Güney
Yönetmen: Şerif Gören, Yılmaz Güney
Senarist: Yılmaz Güney
Yapımcı: Yılmaz Güney
Müzik: Zülfü Livaneli
Görüntü Yönetmeni: Erdoğan Engin
Stüdyo: Güney Film, Cactus Film, Maran Filmi
Yapım yılı: 1981
Süre: 114 Dakika
Filmin çekildiği yerler: Bingöl, Diyarbakır, Konya, Bursa ve İstanbul



Cem Kurtuluş, 2014

28 Mayıs 2014

Yeraltından Yeryüzüne Seslenenler: Maden (1978)


















Toplumların kendi dertlerini anlatacak, yaşadıkları acıyı sinemalaştıracak hikaye anlatıcılarına ihtiyacı vardır. Bazıları bunu yapmaktan çekinir, bazılarıysa halkı uyandırmak için bunu yapar. Toplumun sinemacılarının asıl görevi de halkı uyandırmaktır. Belki çektikleri filmler çok satmaz ama istenilen mesaj bir yerlere gider. Sinemada da amaç bir yerlere mesaj vermektir. Bu tür filmler kısıtlı imkanlarla çekilir. Filmin meselesi görüntü kalitesinin düşüklüğü değil, mevzuyu ne şekilde anlattığıdır. 

Yavuz Özkan ismi herkese tanıdık gelecektir. Türk Sinemasında iyi işlere imza atmış ,iz bırakmış bir  yönetmen. 1978 yılında Maden Filmini çekti Yavuz Özkan. Bundan önce Yavuz Özkan Maden işçisi olarak çalışmıştır, ama aynı zamanda Yavuz Özkan “ Maden İşçisiyim demek Madencilere hakaret olur benim için” diyen biri.   Yavuz Özkan’ın “ Maden “ filmini çekmesinden seneler geçmesine rağmen o zamandan bu zamana hiç önlem alınmadı,  maden faciaları günümüze kadar devam etti.  O dönemin filmde oynamış oyuncularından Tarık Akan,  Maden filminin neden çekildiği sorusunu şöyle cevap veriyor;

“ 1978 yılında çektik bu filmi. Bu filmin tek amacı vardı. O da şuydu: Ey emekçiler sendikalı olun, sarı sendikaya girmeyin, sarı sendikalı olmayın. Sizin iş güvencenizi, iş garantinizi bir tek sendika gerçekleştirir. Bu sendika gerçekleşmezse ya da sarı sendika veyahut taşeron işçi olursanız başınıza işte bunlar gelir” 

“ Maden”  filminin asıl çekiliş amacı buydu. Türk sinemasında bir başkaldırı niteliği taşıyordu “ Maden” filmi. Madencilerin nasıl ezildiğine, patronların cebini doldurmak için neler yaptığına, işçilerin birleşmesi gerektiğine ışık tutuyordu. İşçilerin sendikaya girmesinden dem vuruyordu, sendikaya girdiklerinde örgütlü şekilde hareket ettiklerinde onlarla kimsenin başa çıkamayacağını  anlatıyordu. Filmin ana mesajıysa “ Ya birleşip bir oluruz, ya da yok oluruz” düşüncesiydi.

Madencilerin ne tür sıkıntılar çektiğine dönecek olursak; Madenciler her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalan kimselerdir. Patronlar madencilere değer vermez, çalıştırayım da üretim durmasın ne çıkarsa çıksın derler. “ Maden” filminin kahramanı da İlyas Karakteri. İlyas, madenci olarak çalışan işçilerin sözü dinlediği bir karakter. Aynı zamanda bir devrimci profiliyle karşımıza çıkıyor.  Diğer işçiler gibi hayatını buradan kazanıyor.  Filmin diğer göze batan karakteri Nurettin. Evli, çocuğu ve kurulu bir düzeni var. Diğer işçiler gibi Lojmanda kalmıyor.

 Dünya, İlyas kadar umrunda olan biri değil ama İlyas’ı kendine abi belliyor. İlyas ne derse onu yapıyor. İşçiler, İlyas’ın imza toplaması olayıyla ayağa kalkıyor. Ayağa kalkmaları patronları rahatsız ediyor. Patronun tek gayesi daha fazla üretim yapmak, daha fazla işçi öldürmek.  İşçiler ölürken bu patronun umrunda olmaz, patron kazanacağı paradan başka bir şey düşünmez. İlyas’ın işçileri örgütlemesiyle imza toplanmaya başlıyor, sonrasında İlyas ve işçileri patron anlaşmaya çağırıyor. Konuşma yapılırken İlyas’ın patrona karşı başkaldırısı her şeyi anlatıyor. asıl orospu çocuğu işçiyi sizin gibi satanlardır”

Bu konuşmadan sonra patronlar harekete geçiyor, İlyas’ı öldürmek için elinden geleni yapmaya başlıyor. Bu arada  Hale Soygazi karşımıza Halkacı kadın karakteriyle çıkıyor, aynı zamanda oynadığı rolün hakkını veriyor Hale Soygazi.  O saatten itibaren Nurettin ve halkacı kadın arasında bakışmalar başlıyor.  Nurettin evli olmasına rağmen kadına göz koyuyor ve “ sen orospu değil misin” sahnesiyle başlayan Hale Soygazi’nin  “ Orospuyum orospu “ sahnesi filmin unutulmaması gereken sahnelerinden. Bu aynı zamanda Masumiyet filminde Derya Alabora’nın “ orospuyum orospu “ sahnesini hatırlatıyor.  Ama ikisi konu itibariyle ayırmak gerekir.

 Nurettin’in kadınla yaşamak istediklerini İlyas’a anlatmasından sonra Nurettin, İlyas’ın gözünde uçkuruna düşkün biri olarak karşımıza çıksa da Nurettin için bu dönüm noktası oluyor. Çocuklarıyla ve karısıyla ilgilenmeyen Nurettin bir anda “ baba” olduğunu hatırlıyor.  Sadece ailesi değil, bu noktadan sonra Nurettin’in sert çıkışlarına şahitlik ediyoruz. İlyas’ın kurşunlamasından sonra kendini siper eden bir Nurettin karakteri karşımızda oluyor, her şeye öfkeleniyor, “ bu kadar uğraştık olmadı” işte’ye getiriyor olayları. Ama sonrasında abi gibi gördüğü İlyas’la sarılarak tatlıya bağlıyorlar olayı.

 İlyas’ın kurşunlanması  hiçbir şeyi değiştirmiyor, patronlar İlyas’ın  üstüne daha çok gidiyorlar.  En sonunda daha çok üretim isteyen patronlar İlyas’ı öldürmek için harekete geçiyor..  Patronun işçisiyle konuştuğu sırada “ Nasıl olsa Allah Korur” söylemi SOMA faciasında kader söylemini bize hatırlatıyor.   İşçilerin ölmemesi için önlem isteyen, direnen ve patronlara kafa tutan İlyas filmin sonuna doğru göçük altında can veriyor.   İlyas’ın işçiler tarafından Madenden çıkarılması sahnesi Türk Sinemasının en başarılı sahnelerinden. Bu sahnenin belki de başarısı 1 ay boyunca maden filminde oynayan oyuncuların film bittikten sonra etkilerinden kurtulamamış olmasıdır.  


1970’li yılların sonlarına doğru çıkan “ Maden” filminden bu yana, maden facialarını anlatan ciddi filmler yapılmadı. Ya sinemacılar sinemacı olduğunu unuttu, ya da  gişe rekorları kırmak için “ Aşk” konulu filmler çektiler. Toplumun aydınlanması için bu filmler geride kaldı. Maden işçisinin derdini anlatan bir film söyle deseler; çoğu kişi “ Maden” filmini gösterir.  Elde kalan belki de tek yapım. Bu kadar faciaya, önlenemeyen kazaları anlatan filmlerin fazla yapılması gerekirken  aşk ve türevi filmleri yapan yönetimler bu anlayışlarıyla sınıfta kalmayı başarıyorlar.

“ Maden” filminin ne zor şartlarda çekildiğini, nasıl bir süreçten geçildiğini Tarık Akan şu sözlerle anlatıyor;

Siz Maden filminde oynarken madenciliği bir ay boyunca yaşadınız, neler hissettiniz?

“ İnanılmaz zor bir şey. Biz bir kez bir ay Tunçbilek’te madenin altındaydık işçilerle birlikte. Dünyanın en zor emeklerinden biri, çok zor iş. Ama bunun tek bir güvencesi var o da doğru bir sendikaya üye olmak. Film değildi sanki o zaman çektiğimiz. Madenci olmuştuk bir aylığına. Set aralarında bazı arkadaşlarımız ağlardı. Yerin dibinden aydınlığa çıkınca ciğerlerimiz bayram ederdi. Film bittikten sonra etkisinden hiç kurtulamadım ve aklımda günlerce, aylarca o yerin altı kaldı. Hep o kardeşlerimi düşündüm. Bazen herkes mesleğinden şikâyetçi olur, sitem eder ya aslında bizim işimiz onların yanında iş değildi. Sendika diyorum başka bir şey demiyorum, diyemiyorum.”

1970’li yılların sonlarına doğru çıkan “ Maden” filmi Yavuz Özkan’ın hem bu tür konularda duyarsız kalmayacağını gösteren bir film olmakla birlikte, Cüneyt Arkın ve Tarık Akan için bir basamaktır. O zamandan bu zamana  Maden filmlerinin eksikliğini yaşayan Türk Sinemasında “ Maden” filmi  maden kazalarına değinmesiyle Türk sinemasına ışık tutmuştur. Maden işçilerinin verdiği mücadeleyi, sendikalaşmaya ciddi dokunuşlar yapmıştır. 

Not: Tarık Akan ve Yılmaz Güney’in tanışması bu film sayesinde olmuş. Akan, Maden’i Ankara’ya Sansür Kurulu’na götürürken hapisteki Yılmaz Güney’e bırakmıştır. Daha sonra arkadaşlıkları başlamıştır. Sizlerin de bildiği üzere, Yılmaz Güney’in senaryolarını yazdığı ”Sürü” ve ”Yol” Tarık Akan’ın kariyerindeki doruk noktalarıdır(Herkes O’ndan Söz Ediyor, syf 243).

  Kaynak: Ötekisinema
  
İzlerken Altını Çizdiklerim

“ Sıra nasıl bize de gelecek. Bugün onlara, yarın sana bana.
 5 senede grizu göçükte su baskınında kaybettiğimiz adamın haddi hesabı yok
Gümbür gümbür gidiyorlar, arkalarından üç gün acınıyoruz, sonra eski tas eski hamam”

“ Neymiş efendim azıcık gaz için üretim durdurulmazmış. Bir andan çalışılır,bir andan gaz boşaltılırmış
İbrahim Bey anlattı çalışıp dururken başıma ağrı saplandı diyor, kusmaktan içim dışıma çıktı diyor. Bu ne demek? Demek ki
Çalıştığı yerde gaz vardı,gaz olan yerde çalıştırılır mı İşçi? Şimdi söyleyin bunun neresi alınyazısı. Bu bal gibi patronun yazısı be!”

“ Burada tedbir yok mu ? var
Ama neyin tedbiri üretimi arttırmanın tedbiri
Anlayacağınız herif kârından başka bir şey düşünmez”

“ asıl orospu çocuğu işçiyi sizin gibi satanlardır”


Beyaz olmalı, duvarlar beyaz, perdeler, örtüler, bizim evimiz bembeyaz olmalı. Karanlık olmamalı.

Cem Kurtuluş, 2014

13 Şubat 2014

Tele Kızlar (1985)

















1980’li yıllar sinemasının dokusunu oluşturan ilgi çekici konular genellikle “ Yozlaşmış gençlik, uyuşturucu, fuhuş, silah kaçakçılığı , kadın ticareti ” oldu . Dönem itibariyle konuların hepsi birebir aynı olmakla birlikte bu filmlerde oynayan isimlerde fazla değişiklik olmadı.  Halit Refiğ’in 1980’li yıllar sinemasının konu olarak bu tür mevzulara( fuhuş,uyuşturucu,yozlaşmış gençlik) startını veren filmlerden biri “ Beyaz Ölüm” filmiyle başlayan bu süreç  , 1984 yılında " Kayıp kızlar" filmiyle devam ederken,    " Kayıp Kızlar" filmi 1985 yılında yerini “ Tele Kızlar” filmine bıraktı.

 Oyuncu kadrosunda kızların gazozuna ilaç atıp küçük yaşta kızları kötü yola düşüren Nuri Alço , bu tür filmlerde sıklıkla komiser olarak tanıdığımız Tarık Akan (Şahin) , ve yardımcısı İhsan Baysal (Sedat) , Genelev işleten kadın rolünde oynayan Belkis Dilligil, Beyaz Ölüm filminde eroinmanı canlandıran Ahu Tuğba yerine bu filmde hayat kadını rolüyle iyi iş çıkaran Hülya Avşar karşımıza çıkıyor.

 Ayrıca , filmde pezevenkler, kadın ticareti yapan patronlar, fahişeler, temiz toplum idealini simgeleyen polisler boy gösteriyor. 80’li yıllardaki Türk Filmlerinin ortak özelliği polis övücülüğü. Bu dönemin çoğu filminde bu özellik karşımıza çıkıyor.  Filmin konusuna dönecek olursak; dönem;  uyuşturucu, pezevenklerin, kadın ticareti yapanların dönemidir, bu kirli işleri temizlemek için Komiser Şahin ve ekibi iş başındadır. Filmde; Komiser Şahin fuhuş ticaretini öldürmüş, yeraltı dünyası şahine meydan okumaktadır.  


Yusuf ; yakışıklılığıyla, parasıyla kızları kötü tuzağına düşürüp sonradan satan biri. Nuri Alço o dönemin kötü karakterlerinden biri, iyi kızların gazozuna ilaç atan kötü adamlardan.  Yusuf karakteriyle karşımıza çıkan Nuri Alço bildiğiniz Nuri Alço yine.   “ Sema “ Yusuf’un kurban ettiği kızlardan biri. Yatalak annesinin ilaçlarını almak için böyle bir yola başvuruyor. Dönemin yoksulluğuna bu açıdan selam ediyor film.  Sema  diğerleri gibi film yıldızı olacağını inanıyor ama daha sonra işin böyle olmadığını anladığında intihar ediyor. Bu da döneme bir gönderme niteliğindedir, dönem olarak kızlar hep şöhret basamaklarına tırmanacağına inanarak kandırılmıştır. Konumuza dönecek olursak; Sema’nın intiharından sonra Sema’nın yol arkadaşları Çağla ve Cansu saklanacak yer ararken Yusuf iki kızın peşine düşer.

 Sema’yı ölüme mahkum eden Yusuf daha sonra Cansu’yu komaya sokar. Bu süreçten sonra Çağla’nın polisle iş birliği yapması, komiser Şahin’le aşk yaşamasıyla başlayan bir süreç yaşanıyor, bu süreç Yusuf’un daha çabuk yakalanmasına neden oluyor.

 Süreç böyle ilerlerken Çağla’nın kızı Yusuf’un elindedir. Bütün Polis teşkilatı Yusuf’un peşine düşer, polis kahraman olarak seyirciye yansıtılır. Bu özellik de 1980’li yıllar sinemasının karakteristik özelliğidir. Film; döneme ait içinde bulundurduğu dans ve disko müzikleriyle, oyuncu kadrosuyla, ( Hülya Avşar’ın 80’li yıllardaki güzelliğine ayrı parantez açmak gerekir) klasik Yeşilçam senaryosuyla,ve polis övücülüğünü öne çıkaran filmlerden biri olmasına rağmen 1980’li yıllar sinemasının ilgi odağı olan filmlerden biri olmuştur.

 Filmde Altını Çizdiklerim;

 -Cansu, nerdesin lan!!
 - seni kalleş orospu seniii. polisle işbirliği ha! 

 -çağla : kiminle görüşüyorum?
 -yusuf: : celladınla kaltak. bir ölüsün sen artık, parça parça edeceğim seni, o polis dostun da kurtaramayacak!

Yönetmen: Osman F.Seden
Oyuncular:Tarık Akan, Hülya Avşar, Nuri Alço, Şehnaz Dilan, Zümrüt Cansel
Tür: Drama Polisiye
Yapım Yılı: 1985 (79 dk) 
Senaryo: Erdoğan Tünaş
Yapımcı Firma: Erler Film
Yapım Ülkesi: Türkiye
Orijinal Dil: Türkçe

Cem Kurtuluş,2014