// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2014

Bir şeylere İtirazımız Var: İtirazım Var (2014)
















Günümüzde yasak, sansür işleri sinema alanında o kadar kolay hale geldi ki sinemanın ders verme niteliği  unutturulur oldu, bu da haliyle gerçekleri anlatmak için yola çıkan yönetmenler için   işkence oldu.  Yasaklara karşı direnmeyi bilen ve bu işi kafaya koyanlar için o kuşağa söz dinletmeniz zordur, filmi çeken kişi 68 kuşağı gibi sorgulayan, “bu filmi önüme ne engel çıkarsa çıksın çekeceğim”  desturuyla bu işe girişen biri  olunca işler değişiyor. Daha kaba tabiriyle inandığı yolda inat eden biri   Onur Ünlü .  Her şeyi umursayan, kafa yapısı itibariyle bu işlere kafa yoran biri. Kafaya koyduğunu çekmek onun meselesi. Zaten bu işten dönseydi ona yakışmazdı demek de en gerçekçi tanım olur. Başlı başına bir hikayeyi başlı başına çekmek bile bir risk niteliği taşır.

 Leyla ile Mecnun ve Şubat dizilerinde Onur Ünlü bu riskleri göze alarak çekti dizilerini.  “ Sen Aydınlatırsın Geceyi” filmiyle iyi işler yaptığını gösteren Onur Ünlü yola “ İtirazım Var “ ile devam ediyor. Cesaret babında filmin ismi topu doksana asıyor. Bu defa Onur Ünlü Türk sinemasında yapılmadık bir işe el atıyor. Bir İmam karakteri yaratıyor, bu karakter üzerinden hem güldürüyor, hem de sorgulamayı başarıyor. 

 Konuya geçecek olursak;  İtirazım Var’ın açılış sahnesinde saz çalan ve daha sonrasında telefonuna gelen mesajla irkilen bir İmam karakteriyle  karşı karşıyayız. Öğle namazını kaçıran  Efrahim’in yerine aceleyle İmam Selman Bulut görevini yerine getirmeye gidiyor. Mevzuya dönecek olursak; Selman Bulut camide görevli olan  imam karakteriyle karşımıza çıkıyor. Namaz kıldıkları sırada Salih Kalyoncu adında biri camide vuruluyor, bu olaylar sırasında polisler işin peşine düşeceğine, cami imamı olayın peşine düşüyor. İmamın katilin peşlerine düşmesi hesabına yatırılan paradan sonra oluyor. Salih Kalyoncu’nun sonradan tefeci olduğu ortaya çıkıyor. Tefecinin ölümünden sonra bütün yük cami imamına kalıyor. Cinayetin soruşturmasına başlıyor İmam. Bu karakterle film bize yüzünü göstermiş oluyor. 

 Dedektif edasıyla katilin izini sürenlerin karşısına çıkıyor Selman ve mafyatik tiplemelerle karşı karşıya kalıyor. İmam Selman’ın dış sesinden gelen “insan  sadece suçluyken kaçmaz” cümlesi de  filmin ilk yarım saatinde en belirleyici cümle oluyor.

 Türk sinemasında daha önce görmediğiniz bir olaya imza atar “İtirazım Var”. Karakter imam olsa da , filmde anlatılmak istenen  İmamdan çok insan olma düşüncesi. Özündeki mesele devlet makamlarının pusu kurarak neler yaptığı, ceplerine indirdiği paraları kimse bilmediği ve bir İmam’ın gerçekleri araştırmak için yola koyulduğu düşüncesi. Bu bir doktor da olabilir, bir öğretmen de. İmam’ı burada metafor olarak görmek mümkün.

 İmam bir an olsun vazgeçmiyor yolundan, bu işin peşini bırakmıyor. Film boyunca günahı olmayan , suçlanan bir imamı izliyoruz, ama İmam kendisi hakkında sorulana yanıtı” ben sadece Allah’ın günahkar kuluyum” cümlesinden ibaret oluyor.

 İmam karakteri her açıdan filmde ayar vermeyi unutmuyor. Hırsızlıklar, banka hesapları, faizler vs…  gibi konulara el atıyor Onur Ünlü. İmam Selman Bulut’ da farklı bir karakteri meyhanede katili araştırmaya kalkarken yola düşmesi sonucu rakıyı besmele ile içmesi Selman Bulut karakteri hakkında bize fazlasıyla ipucu veriyor,bununla birlikte de gelişen diyaloglarda da küfür vari yolla “tefeciler orospu çocuğudur “ cümlesi de nokta atış oluyor. Hükümete ayarı  filmde geçen sözlerle veriyor Onur Ünlü. Filmin başında aklımıza kazınan “Hükümette tanıdığım olsa niye kredi çekmekten utanayım.”  demesini de biliyor. Aslında bu filmin başında da, ortasında da ve sonrasında da devamında da filmin anlatım dilini gösteriyor seyirciye.

 Camideki içki muhabbetlerine de inmeyi ihmal etmiyor. Kapitalist Müslüman bir hoca olan, vaazlarıyla da bilinen İhsan Eliaçık’ın “İh­ti­yaç­tan faz­la mal ha­ram­dır, hır­sız­lık­tır. Aç­lar, yok­sul­lar du­rur­ken vil­la­lar alı­nı­yor, cip­le­re bi­ni­li­yor. Kom­şu­su aç­ken tok yat­ma­mak için zen­gin ma­hal­le­le­re ta­şı­nan­lar var. So­kak­ta­ki aç­tan, yok­sul­dan ha­be­ri­niz var mı?” cümlesi ise filmin en kritik noktalarından birini oluşturuyor. Burada üst/alt tabaka, zengin/yoksul ayrımı ve adaletsizlik dünyaya karşı bir itiraz ve sitemi bu sözler üzerinden okumak kaçınılmaz oluyor. 

Filmin final kısmına yakın zaman diliminde filmin başından itibaren sorduğumuz soru “ Katil Kim” olmuyor, bu daha çok final bölümüne yakın derecede İmam Selman Bulut’un, damadı Gökhan ile konuştukları sekansta kendini ele veriyor. Bir nevi Dedektifliğin ince noktalarını istemediği halde araştırmak zorunda kalan İmam’ın Dedektifliğe uzanan sürecinin öyküsüne tanıklık ediyoruz. Filmin final kısmına bağlanışı ise başka bir hikayeden çıkan bir kahraman gibi lanse ediliyor.

 Oyunculuklara gelecek olursak… İmam Selman Bulut karakterine can veren   Serkan Keskin  vicdanı olan bir imamı oynuyor. Filmin bana kalırsa topu doksana asan karakteri de caminin İmamı Selman Bulut oluyor. Serkan Keskin yerine   İmam karakterini başka bir oyuncu oynasa bu kadar gerçekçi oynar mıydı bilmiyorum ama Serkan Keskin bu işin üstesinden geliyor. Vaazdaki kendi sesi ise en etkileyici sahnelerden birine imza atmış oluyor.  Hem güldürmeyi başarıyor, hem ciddiyetle oynuyor. Baştan sona kadar da “Dedektif” rolü altında başka profil çiziyor. Filmdeki ağırlık ise Serkan Keskin de oluyor, Onur Ünlü’nün bahsettiğine göre de aslında bu karakteri yaratmayı uzun zamandır istiyor Onur Ünlü ve filmde buna göre şekilleniyor. Bunun yanında yan oyuncular ufak roller biçilmesine rağmen sırıtmadan iyi bir iş çıkartıyorlar. 

Özellikle “Ferdi Demir” karakterine can veren Serdar Orçin filmin gizli kahramanlarından biri oluyor,bununla birlikte filmde Sırrı Süreyya’ya küçük rol verilmiş, daha önce F tipi filmine katkısı bulunan Süreyya’nın bu filmde de senaryoya katkısı var. Özellikle taş atan çocuklar göndermesi Süreyya’nın fikri olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bununla birlikte filmde iki kadın karaktere rastlıyoruz,bunlarıçoğu zaman göremiyoruz. Bu, Onur Ünlü’nün kadınlara daha az özgürlük vermesiyle değil, filmin genel hattında temayla örtüşebilir. Kadın karakteri yansıttığı bölümlerde de İmam Selman Bulut’un kızı rolünde Zeynep karakterine can veren Hazal Kaya; babasına karşı yükümlülükleri ağır bir genç kız profiliyle karşımıza geçiyor. Bu bölümlerde de imam nikahı konularına ağırlık veriliyor.

 Filmin müzikleri özenle seçilmiş ve bu filmin müziklerinde  Ahmet Kenan Bilgiç,Okan Kaya,Taner Yücel’in imzası var. Ayrı bir detaya girmek gerekirse; “İtirazım Var” +18 ibaresi sınırlamasıyla sinemaya giriyor ve Onur Ünlü bu durumu “ ekmeğimizle oynandı” diye açıklıyor,ki filmin genel sorunu adalet,hak,hukuk kavramları üzerinden olup bunun “İmam” üzerinden anlatılması teması belirgin filmin temelinde.

 Sonuç olarak  İtirazım Var’ın yanlış giden  bir şeylere karşı İtirazı var.  Ne tam olarak polisiye ne de komedi filmi. Politik hiciv adı altında, mizahı bol,  sinema salonlarını işgal eden gereksiz komedi filmlerine göre  kayda değer işlerden biri “ İtirazım Var”   

 ve filmin iç sesindeki sözler ise bu filmden geriye kalan oluyor

insan  sadece suçluyken kaçmaz bazen suçlandığın için de kaçarsın. Ama bir kere kaçmaya başladıysan  bir şeyleri de muhakkak kaçırırsın elinden. Bazen gençliğini kaçırırsın, bazen geleceğini. Bazen de aklını…”

Filmi İzlerken Altını Çizdiklerim

 “iş kazası mı?

Caminin altına fight club mı kurdunuz”

 

“bütün tefeciler orospu çocuğudur”

 

“aklını kaybedince korkularından da kurtulursun.”

 

“bütün korkaklar hakikatın esiridir”

 

“günah ile irtibatı kesilen kemal’e eremez” (İmam Selman )

 

“kitapsız bir imam oldum sonunda”

 

CEM KURTULUŞ,  Mayıs 2014

28 Ekim 2013

Aşk, Şimdi (Now is Good)












“Uyku yarı ölümse, Uykusuz mu kalmamız gerekir korktuğumuzda? Ya gözlerin istem dışı kapanıyorsa? Seni huzura yolcu edenler önemlidir yanı başında…”

“Hayatlarımız an serilerinden oluşur, bırakın aksın, bırakın aksın”

An’lar yerine yeniden getirebilmesi zor olan şeylerdir. Yaşarsın, biter, hatırlanır, tekrar yaşamak istersin, uğraşırsın, didinirsin ama o an’ları özlemekle geçirirsin zamanını. Yitirilecek hiçbir an bir daha gelmez, sadece biraz daha erteler ve sonra biraz daha yitirirsin hem kendini hem de özlediğin o anları.

Jenny Downham’ın “Ben Ölmeden Önce” romanından Ol Parker tarafından uyarlanan “Now Is Good” (Aşk, Şimdi ) lösemi hastası Tessa’nın  yaşantısına doğru bizi uzun bir yolculuğa çıkarıyor. Ol Parker yönetmenliğindeki filmde lösemi hastası kızın ölümü kabullenmesi ile ilgili süreç anlatılıyor. Diğer hastalıklı dram filmlerine göre başka bir havada geçen film ölümü kabullenen Tessa Scott karakteri üzerinden ilerliyor.

Hastalığını bilen, ölümü kabul eden Tessa karakteri film boyunca izleyiciye buruk sahneler yaşatmasının yanında, Senaryoda Tessa karakterine odaklı bir film var. Oyunculuğun dibine vurmasa da diğer oyunculara göre Dakato Fanning ismiyle tanıdığımız Tessa karakteri öne çıkıyor. Tessa, öleceğini bilmesine rağmen son günlerini eğlenerek geçirmek isteyen biri. Sonrasında ölmeden önce yapmak istediklerini hazırladığı bir liste görüyoruz.

Hikâye, Tessa’nın Adam ile tanışmasıyla belirginleşiyor, ikisi arasında duygusal bir bağ gerçekleşiyor. Genç kızın hastalığının son dönemleri Adam’a aşık olması  “ kendisini aşk iyileştirilebilir mi” sorusunu izleyiciye yöneltiyor.  Adam ile tanışmadan önceki süreç ile babasıyla radyo programına çıktıkları süreç  farklı.

 Filmin başlarında tecrübesi olmamasına rağmen tanıştığı kişinin kendisiyle cinsel ilişkiye girmek istemesi, tessa’nın buna hazır olmaması ve sonrasında kendisiyle sevişmek istediği kişinin hastalığını öğrenmesi Tessa’ya travma yaşattırıyor.

Bu bölümden sonra radyo programına çıkıp içini döktüğü radyo sunucusunun Tessa’ya fazla izin vermediği konuşma Tessa’nın hastalığına dair birçok ipucu veriyor film hakkında. Filmde aile işlevi fazla gözükmüyor, ama baba koruyucu bir görev üstleniyor, daima kızının yanında. Otoriter, ama Tessa karakteri kendisini ölüme kabul ettirdiği için babasını ve annesini umursamayan bir karakter olarak karşımızda.

Adam ile yaşadığı şeylere karşı çıkan otoriter babanın devamlı kamera karşısında olması bir yana, filmde ara sıra gördüğümüz  kızını umursamayan annenin dönüşü anlamlı. Ama Tessa karakteri sadece kendi yaşayacaklarını düşünüyor, Adam ile olduğu bazı zamanlar ölümü unutturuyor kendisine. Aşk bir nevi burada ölümü unutturma çabası olarak karşımıza çıkıyor.

Yaşayacağı kısıtlı zamanı umursamayarak , Adam’ı kaybetmeyeceğini bilerek Tessa kelimenin tam  anlamıyla ikinci  bahar yaşayarak  sonrasında kabullendiği ölümü bekliyor.

Özetlemek gerekirse kurgu olarak eksikliklerin göze çarptığı, Dakato Fanning’in oyunculuğuyla şaha kalkan, sountrack’in iyi seçildiği filmde  dram unsurunun çok ağır  bastığını söyleyemem ama izlenmeyecek filmler kategorisinde yer almayacağını söyleyebilirim. Filmin gösterime girdiği ilk zamanlarda gitmek istediğim filmlerden biri olmasına rağmen “iyi ki gitmedim” dediğim filmlerden biri oldu “Now is Good”.

Yazan: Cem Kurtuluş


06 Ağustos 2013

Film Eleştirisi: The Talking Of Pelham (2009)















Amerika deyince aklımıza daha çok kendi filmlerini öven, yüksek bütçelerle klas filmler ortaya koyan, milliyetçi politikalarla gişe rekorları kıran filmler geliyor. Ama “yiğidi öldür hakkını ver” söyleminin altında yatan gerçeği unutmamak gerekir. Çektikleri filmlerle izleyiciyi kendine çekmeyi başaran bir politikası var Amerikan sinemasının.

“Hey dostum bu bizim işimiz”  klişesinin ağızlardan düşmediği diyaloglarla süslüdür Amerikan filmleri. Her film için bunu söylemesek de çoğu filmde bunun gibi söylemler gözümüze sokulur. 

Konumuza dönecek olursak Denzel Washington ve John Travolta ismini duyar duymaz film izlesem mi izlemesem mi diye düşünecek fırsatım olmadı. “The Talking Of Pelham”  1974 yapımıyla sinema severlerin karşısına çıkan sonrasında günümüze uyarlanan gerilim, aksiyon tadında ve metro esnasında rehinelerin korkularını ele alan bir film. 1974 yapımı filmi izlemediğim için yorum yapmam doğru olmaz, ama John Travolta ve Denzel Washington gibi iki efsane ismin filmde oynadığı oyunculuk takdir edilesi.

Aksiyon sahnelerinin aşırıya kaçmamasının filmi daha izlenilir kılmasının yanında filmde görülen Ryder ve Garber ikilisinin yaptığı görüşmelerin sıkıcı olmaması, felsefi ve sorgulayıcı bir  nitelikte olması film adına olumlu hareketlerden.  John Travolta’nın oynadığı kötü adam, Denzel Washington’un kurtarıcı rolü filme başarılı şekilde yansıtılmış. Film bu ikili üzerinden ilerliyor, bir de yer yer rehineler ve Ryder karakterinde oynayan John Travolta’nın tetikçileri görülüyor. Filmin başından itibaren filmin sonunda ne olacağını ilk başta anlayamıyor olmanız yönetmen adına iyi bir yol izlendiğini bize gösteriyor.

Klasik fidye ve rehineyi konu alan filmde borsa mevzusuna da  değiniliyor. Ryder ve Garber karakterlerinin konuşmalarındaki aforizmalar dikkatlerden kaçmamalı. Özetlemek gerekirse John Travolta ve Denzel Washington’un başarılı oyuncuklarıyla süslenmiş filmde sürükleyici sahneler ve senaryo ile film izlenmeye değer bir film olmuş. 

Cem Kurtuluş, 2013



04 Ağustos 2013

Cemil Filmi Halktan Doğmuştur: Cemil & Cemil Dönüyor (1975-1977)





















“Cemil filmi halktan doğmuştur, sokakta acı çekenlerin hikáyesidir. Her şeyin talan edildiği çirkin dünyada, yalnızlıklar içerisinde sevgi ve umut arayan sen ve benim gibilerin öyküsüdür.” - Cüneyt Arkın-

1970’li yıllarda erotik/seks filmlerinin popüler olmasının yanında sosyal mesaj veren filmler izleyicinin karşısına çıktı. Filmlere değinmeden önce dönemin içinde bulunduğu duruma değinmek gerek. Dönem sağ ve sol görüşlü öğrenciler, emekçiler, insanlar açısından pek iç açıcı değildir. Kıbrıs barış harekâtı yapılmış, ülke ihracat yapamıyor, ihtiyaçlar karşılanamaz durumdadır. Ecevit’in iktidarda olduğu dönem olmasıyla birlikte 70’li yıllar tüp gaz kuyruklarıyla da ön plana çıktı.

Bu bilgileri geride bırakırsak; 70’li yıllarda seks filmleri furyasından sıyrılan sosyal mesaj veren bir film “Cemil” . “Bir sigara ver” repliğinin ağızlardan düşmediği, ulusalcı politikaların izlendiği filmin ilk serisinde Komiser Cemil karakteri insanlara iyiliği dokunan, yanlışlara ses çıkartan, ensesi kalın patronlara ayar veren bir profil olarak karşımıza çıkıyor. O dönemin yönetmeni Melih Gülgen, Cemil " filminin çıkışını şöyle anlatıyor; 1975 yılında politik bir polis filmi çekme fikrini kafa koymuştum. O zamana kadar yapılan bir kaç polis filminin başarı elde edememiş olması yapımcıların bu tarz filmlere pek sıcak bakmamasına yol açmıştı. Memduh Ün‘den Türker İnanoğlu‘na hiç kimse bir polis filmi yapmak fikrini kabul etmiyordu.” 

Tekrardan konuya dönersek; Ahmet Mekin’in sokak ağzı diyaloglarını ağzından düşürmediği ve Cemil’in yanında takıldığı filmde,  film Cemil karakteri üzerinden ilerliyor. Komiser Cemil karakter itibariyle namuslu, yardımsever,  uyuşturucu ve silah kaçakçılarının peşinde olan bir karakter. Filmin başlarında Komiser Cemil kumsalda genç bir kız cesediyle karşılaşıyor. Bu cesetle karşılaşmadan önce film Ecevit dönemiyle ilgili sözü “ Cumhuriyet Partisi karanlık bir teşkilat partisi haline gelmiştir " sözüyle anlamış oluyoruz.  Ölen kızın babası emekli subay, filmin başlarında dünyası yıkılan bir baba olarak görüyoruz, Komiser Cemil'de " yasaları ben yapmadım " diyerek hepimize dürüst polis profili çiziyor. Filmin ortalarına doğru " Polis Nedir " sorusuna Komiser Cemil'in " Polis, emekçinin karşısında bir iktidar memuru mu " sorusu da bir o kadar anlamlı oluyor. Halka karşı görevlerine getiren Polis ile iktidara dilenen bir polis arasındaki farkı Komiser Cemil filmde iyi irdeliyor bize. 

 İlk film bizlere aynı zamanda Eşref Kolçak’ın repliklerinde görüldüğü gibi adaletin olmadığından dem vuruyor. Ayrıca filmde Komiser Cemil ile Vehbi arasında geçen diyalog şöyle resmedilir bize

“- Ya gencecik bir oğlun olsa, esrar kullansa ve ölse, ne hissedersin?
- Ne mi? Her gün sürüyle insan ölüyor derim. Kader bu.”
  
Klasik Cüneyt Arkın senaryolarına hakim sahneler görüyoruz bu filmde de. Komiser Cemil büyük bir ders veriyor filmde, adaletsizlik üstünden dem vurup büyük patronlara kadar sözü oluyor. Filmin asıl temasını bu oluşturuyor.    " Cemil " filminin ana öykülerinde biri gerçek hikayeye dayanmış olmasıdır. Dönemin yönetmeni Melih Gülgen bununla ilgili şöyle diyor;  " Dönemin Hürriyet gazetesinde manşetten bir haber geçmişti. Uyuşturucu aldıktan sonra çıldıran genç kızın sahilde ölü bulunmasına ilişkin bir haberdi bu. Cemil filminin temelini oluşturan bu olay gerçek bir hikayeye dayanmaktadır." 

Türk Filmlerinde diğer filmlerin çekilmesi için sonlar ölümle resmedilir seyirciye. Filmin sonlarına doğru Başkomiser Cemil’in oğluna hediye alırken kapı önünde vurulması diğer filmin devamını aralıyor bizlere. Fillmde aksiyon vari hareketler yerine daha çok sorgulayıcı polis profili izliyoruz. Uyuşturucunun kullanıldığı yerler, seks partileri gibi konular filmin içeriğinde yer alırken, filmin genelinde bunları göremiyoruz. Müzik olarak, filmin genelinde oynayan karakterler olarak bu seride bu ilk film bunun eksikliğini yaşıyor. Daima Amerika ile ilgili söylemler, Polisin ne olduğu gerçekler yer alıyor. Toparladığımızda  Filmin ilk serisi " Cemil " genel olarak bize halktan biri olduğunu kanıtlayan, halkın isteklerini karşılayan, adaletin içinden gelen bir polis profili çiziyor.

__________________________________________________________

CEMİL DÖNÜYOR (1977)

Filmin diğer serisi 1977 senesinde çekilen film “Cemil Dönüyor”, dönem itibariyle Ecevit dönemine mesaj yollamaktadır ki, ilk filmde de bu görülmüştür.  O dönem iktidarda Ecevit ve CHP vardır.  Sol, Anti-emperyalist, CHP vurgusu “Cemil Dönüyor” filmde  daha çok gözümüze sokuluyor.  Anti-emperyalist bir politikayla mesleğine sarılan Cemil silah kaçakçılarının peşine düşüyor.

Komiser Cemil’in amiri olan kişinin patronlara yağ çekmesi yıllar boyunca polisin kimlere peşkeş çektiğini de izleyiciye resmediyor.  Sağ ve Sol görüşlü öğrencilerin birbirlerini vurması, gazete manşetlerini yerini almasıyla dönemin gerçeklerini ele alan film ilk filme göre daha çok ayrıntı veriyor izleyiciye. Bir yandan üniversitelerde şiddet artarken,bir yandan da Cemil'in kendi oğlunu hastane yatırılışıyla bir nevi film bize o ara " hangi derde Cemil yetişsin " izlenimi veriyor. Yine de film dönemin artan şiddet olaylarını filmin başından itibaren realist bir şekilde vermeye çalışıyor. 

Tekrardan serinin 1977 yılında çekilen filmine dönecek olursak;  “Cemil Dönüyor” filminin konusu, ülkedeki silah satışını artırmak isteyen bir holding, terör olaylarını körüklemekte ve getirdiği silahların pazarlamasını yapıyor. Komiser Cemil bunların karşısında oluyor. Ekibinden bir polisin öldürülmesiyle başlayan süreçte Komiser Cemil o hınçla solcu gençleri suçlasa da daha sonraları solcu gençlerle işbirliği yaparak katilin kim olduğunu bulmak için çabalıyor. Film, serinin ilk filmi olan Cemil'e göre  daha çok ayrıntı yaratıyor izleyiciye.Hem dönemin olayları,hem de karakterler pek çok ipucu veriyor. 

 Bu solcu gençlerle işbirliği sahneleri bir polisin mesleğinden atılıp gerçekleri ortaya çıkarmasını gösteriyor izleyiciye.  İşbirliği yaptığı gençlerden biri öldürüldüğünde Cemil işbirliği yaptığı gençlerin saklanmasını istiyor. Olaylar zaman geçtikçe karışıyor. Cemil bütün risklere göze alıyor. Baba-Oğul ilişkisine de değinen filmin bu serisi aynı zamanda Cemil ne yaparsa yapsın oğluna zaman ayıramadığını da bizlere anlatıyor. Cemil yaptığı polislik süresince ne ailesine zaman ayırmıştır ne de başkalarına. “Varsa yoksa mesleğim” diyerek şerefli bir mücadeleyi sürmüştür.

 Oğlunu uzaklara yollayan Cemil’in tren giderken oğluna duyduğu özlem, oğlunun tren camından kendisine bakmaması filmin en buruk sahnelerinden.  Silah kaçakçılarının öldürme politikalarını hızlandırması sonucu Cemil’in oğlu öldürülüyor. Cemil, hayata küsüyor bir şekil olayların peşini bırakmıyor. Filmin finaline doğru " Beyefendi" denilen kişiyle Cemil'in  " ben yenilmem " diyen kişiye karşı söylediği " Ya bir kez kaybedersen " sözü filmin sonunda filmin jeneriği/müziği ile birlikte üstümüzde derin hüzün bırakıyor. Herkesin bir gün yenilebileceğini, bunun engellemeyeceğini film her yönden bize aşılıyor. Ama bu ilk filmde müzik olarak da, konu olarak da eksik kaldığını söylemek gerekir. 

Sonuç olarak; " Cemil Serisi " (  Cemil - Cemil Dönüyor)   Cüneyt Arkın'ın " Cemil, Filmi halktan doğmuştur, acı çekenlerin hikayesidir " dediği,  70'ler dönemine damga vurduğu, aynı zamanda sol ve anti-emperyalist mücadeleyle birlikte verdiği mesajlardan geri durmayan, her ne kadar polis faktörü öne çıksa da dürüst bir polis profilini öne çıkaran bir film olma özelliğini taşıyor. İlk film olan " Cemil "  , ikinci film " Cemil Dönüyor " filmine göre hem oyunculuk bazında, hem de filmin içinde oynayan karakter bazında ve dönemin sağ-sol çatışmalarından geri kalmış bir film olarak göze çarpıyor. Bunun yanında filmin müzikleri de eksi puan olarak öne çıkıyor . İkinci film " Cemil Dönüyor " ile hem sağ/sol olayları, hak-hukuk-adalet kavramı, müzikal olarak Cahit Berkay'ın filme katkısı unutulmazlar arasında yerini alıyor. Bunun yanında ikinci filmde senaryo daha doyurucu olma özellğini taşırken,  iki filmin baş mimarı olan yönetmen  Melih Gülgen ismini de ayrı olarak  belirtmek gerekir. 

İzlerken Altını Çizdiklerim:

“Kanunları bu! Kiralıklar ölür, kiralayanlar yaşar, siz de dosyayı kapatırsınız”

“- Yalnız anlayamadığım bir şey var.
- Siz koskoca memleketinizi bırakıp neden burada fabrika açıyorsunuz?
- Çok şakacısınız. Az gelişmiş ülkeleri kalkındırmak için.
- Doğru az gelişmişiz, bir sigara versene.
- Hayret bir Amerikalı Türk sigarası içiyor.
- Sizin tütünleriniz çok güzel.
- Amerikalıların da kazıkları, bu bende hatıra olarak kalsın.”

“- Ya gencecik bir oğlun olsa, esrar kullansa ve ölse, ne hissedersin?- Ne mi? Her gün sürüyle insan ölüyor derim. Kader bu.”

“ Cumhuriyet Partisi karanlık bir teşkilat partisi haline gelmiştir “ filmin başı

“ Bu kızın ölümü ile seçim arasında ne gibi ilişki olabilir? “

“ yasaları ben yapmadım,onlar için de ben oy vermedim “ Komiser Cemil

“ bu namussuz dünyada çocukların ölümüne kimse aldırmıyor. Burası orman. Güçlü olan  bir yığın namussuz  çocukların güzelim hayatlarını yiyor. “

“ nasıl kullanmışlar esrarı
-nefes çekmişler? “

“ bir ülkede polis kötü, çirkin oldu mu o ülkede hiçbir şey güzel olamaz…”

“ bir ülkede halk polise güvenmedi mi reisi cumhuruna bile güvenmez. “


“ ülkedeki büyük patronlar yakalanmadıkça yaptığımız polisçilik oyunu faso fiso bence “ 

Cem Kurtuluş, 2013 Ağustos