// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Albüm Kritikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Albüm Kritikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

03 Nisan 2022

Immolation - Acts of God (2022)

 












Ölüm metali, diğer anlamda death metal’in o öldürücü gaddar oluşu hakkında söylenecek çok söz olsa da Tampa’dan Florida’ya uzanan gaddar bir kemik yapı var. Obituary,Morbid Angel ve dahasına uzanarak giden bir de New York’ta Suffocation ve Immolation gibi o vahşeti kusanlar bir yanda. Bundan önce bir röportajında Immolation dünyanın karanlık olmasıyla ve dini temalar hakkında şu ifadeyi kullanıyor; “biz daha çok insanlığın karanlık tarafına odaklanmaya başladık. Bunu zaten dini temalarla yaptık, çünkü bu tarihimizin çok karanlık bir parçasıydı.”

Vahşet,karanlık,gaddarlık, agresifliğin üst katmanları Immolation’ın “ Acts of God “ ile selamlıyor bizi. Albümün giriş şarkısı “ Abanmoned”  akustik girişiyle,çan sesleriyle intro vari şekilde karşılıyor. “An Act of God” ile Steve Shalaty’ın davulda  atak üstüne atak yaparak dayak attığını belgelermişcesine çalması apayrı boyut katıyor. Papalığa,kiliseye, vatikana karşı  inanç giysileri adı altında aldatılmışlıkların liriğini sunuyor Immolation. İkinci yarısında temponun da hızlanmasıyla kaos ortamına davet ediyor,arada hızlandırılmış sololarla da iyi bir karışım örneğini belli ediyor. The Age Of No Light” girişiyle riffsel yönden zengin içerik sunacağını bir şekilde belli ediyor. Gitarlar hakimiyetine sürdürüyor, vokalin gaddarlığıyla ilerliyor. Şarkının temasını “This insane crusade/Tragedy of doomed faith” nakaratları belirliyor.  Doomy rifflerde buram buram kendini belli ettiriyor.  Kaotik bir ortam yaratılıyor. Robert Vigna, Immolation için bir kahraman sayılsa da grupta her birine eşit görev dağıtılır hissiyle çaldıklarını idrak ediyorsunuz.

Kaotik,ağır, doomy/blacky riffler  “ Noose of the Thorns” un karanlığında devam ediyor. Ross Dolan ve Steve Shalaty uyumuyla birlikte gaddarlık seviyesi artsa da aralarda gelen kaotikliğin ruhu yükseliyor. İnsan ve insanlık hakkında olan şeylere bakan bir tarafta olan Immolation, burda da buna atıfta bulunuyor. “Shed the Light”  iki yüzlü dindar kitleye sözünü söyleyecek liriklerle işe başlıyor. Ağır ağır ilerleyen ama  doyuruculuk anlamında da üst seviye bir şarkı hissiyatıyla öne çıkıyor. “ Blooded “  ve “ Overtures of the Wicked” vitesi arttıran, agresifliğe selam çakan ağır toplardan oluyor.

 “Immoral Stain “ dinamiklik yönünden Ross Dolan’ın gaddar vokaliyle zirveye oynayan şarkı olmakla birlikte,riffsel yönden de ağır ağır ilerleyip de bombardıman atışına tutuyor. Kaotikliği,karanlığı, ve riffleriyle o karamsarlığı yayma işini alıyorlar.  “Incineration Procession” daha çok albüm genelinde de klas iş çıkaran Steve Shalaty’in el attığı parçalardan.  “Broken Prey”  Ross Dolan’ın mezarlıktan çıkarcasına gaddar vokali yönetircesine ilerliyor. Alttan gitarlar etkili olmaya çalışsa da Ross Dolan, vokaliyle gaddarlığını ortaya koyuyor. “ Derelict of Spirit “ devamında bu gaddarlığı devam ettiren Ross Dolan isminin önemine bir kez daha kulak kabartıyoruz. Dinin aldatıcı yüzü arkasında ikiyüzlülük gösterisi yapanlara lirikleriyle karşılık veriyor Immolation bu şarkıda.

  “When Halos Burn” liriksel yönüyle hiciv yönü ağır basan ve enstrüman yönünden hız sınırlarıyla yarışıyor. Dinsel ayinlere dair sözünü esirgemeden söylüyor Immolation. Dünya ile dünyadaki insanlığa dair, düzelmeyen çok şey adına sözü var. Karanlık vari liriklerin hakim olduğu “ Let the Darkness In”   -Olduğum şeyden nefret ediyorum, hiçbir acı gerçeklerden daha büyük değil “ cümlesiyle sesleniyor. Bazı kaynaklara göre şarkıda Dan Lilker vokal görevini üstleniyor. Albümün diğer ağır toplarına rağmen lirikler karanlıkla ilgili olsa da albümün vasat şarkılarından biri oluyor.  Sonrasında ki “And the Flames Wept” enstrümantel şarkılardan ve bununla birlikte gelen ilk paylaşılan şarkılardan olan “ Apostle”  albümün kapanış şarkısı olsa da herkesin övdüğü şarkı olsa da abartı yönü yüksek oluyor.

 Prodüksiyon’a gelirsek...  Immolation için death metal’in mezarlıktan hortlaşmıcasına ve üstüne karanlık ve kaotik bir atmosfer yaratarak cila olmadan sound yönünden gaddarlık seviyesine ulaşıyorsunuz. Paul Orofino ve  Zach Ohren klas bir kombinasyon yakalıyorlar.  Albümün yazım süreci de Covid’in olduğu iki senelik bir süreye tekabül ediyor. Bazı albümlerde eksik olan yer de bu defa grup üyeleri kendine daha çok zaman ayırmış gözüküyorlar.

 Sonuç olarak;” Immolation“ Act of God“ ile kendilerinin dediği gibi “ dindar zihniyetin devasa ikiyüzlülüğü” üstüne sözünü söylüyor, sound olarak da death metal’in o eski kazımalı, karanlık ve acımasızlığını ekleyerek geriye klas bir kayıt bırakıyor.

 

Kadro,

 

Ross Dolan – Bass,Vokal

Robert Vigna – Gitar

Steve Shalaty – Davul

Alex Bouks - Gitar

Cem Kurtuluş,2022

20 Mart 2022

Vio-lence - Let The World Burn (2022)


 











“Çocukların sahneden  atlayıp kafatasları üzerine indikleri şovlar gerçekleştirirdik. Düşüp kafalarını kırarlardı, ve ambulans gelip onları sedye ile götürürdü fakat şov asla durmazdı.”  diye açıklar Sean Killian 80’lerdeki thrash metal ortamını,tam olarak da ruhun fazlasını bu cümle net anlatabilirdi. Vio-lence’ın beyni dediğimiz Sean Killian’ın bu cümlesini yazmamak insafsızlık olurdu, kendisi bir süre önce karaciğer sirozu teşhisi konulmuş ve bununla  boğuşmuştu bu amansız hastalıkta pek çok kişi kendisine destek vermişti. Daha sonrasında da ameliyatın başarılı geçmesinden sonra sahnelere geri döneceğinin sinyalini vermişti.

 Mevzuyu kısa kesmek gerekirse; Vio-lence, Bay Area bölgesinde geride kalan grup olmakla birlikte sounduyla birlikte her zaman agresif ve şiddet dolu iş çıkardı. 1993’te çıkardıkları “Nothing to Gain “  albümünden bu yana 29 sene geçti. Vio-lence’da yıllar yılı Sean Killian, Phil Demmel ve davulcu  Perry Strickland daimi üyeler oldular. 29 sene sonra bu gruba katılan diğer iki isim Overkill ile sıkı işlere imza atmış Bobby Gustafson,Fear Factory’de  yılları geçmiş olan bassçı Christian Olde Worbers oldu. 29 sene sonra bir ürün çıkarmak başlı başına dezavantajları olan bir şeydir, ama mevzu bahis konusu Vio-lence ise işte bunun nasıl bir şey olacağına dair sezginiz yükselir bir şekilde. “Let The World Burn“ böylelikle çıkmış bulundu.

 Albümün açılış şarkısı; agresifliğiyle,şiddetin dozunu arttıran o old school soundun hamlığını bize hissettiren “Flesh from Bone“ oluyor. Bass’ta Christian ile Bobby’nin uyumu sonrasında Sean Killian’ın gaddar vokali,o saldırganlık hissi yıllar önce olduğu gibi kaldığı yerden devam ediyor. Karaciğer teşhisi konulan bir vokalin böylesine bir performansının agresiflik seviyesi oldukça yükseklerde.  “Pouring agony and blood onto my plate”  nakaratının da bulunduğu lirikleriyle de özetliyor olayı şarkı.

 “Screaming Always“ modernleşmiş thrash sounduyla karşılıyor, gitar hatlarının  güçlülüğüyle devam ediyor. Jenerik thrash gitar girişi adeta, sonra saldırganlaşmaya ve agresifleşmeye kaldığı yerden kaos vari şekilde duvara fırlatmasını bilen bir anlayışı yerine getiriyor. Bobby Gustafson farkını ortaya koyuyor; yeni çağa ayak uydurulmuş rifflerle birlikte, eski ile harman yapmasının eseri.

 İlk şarkı kadar akılda kalıcılık adına iş çıkarmasa da Bobby Gustafson’un yarattığı riffler adına tekrar dinletmesini bilerek Sean Killian’ın atak dolu vokalleri ile agresif yoldan devam ediyor, Slayer’dan Tom Araya’nın sesini duyuyoruz Sean’den yer yer. Slayer’ın soundunu biraz daha kaydırdığı, rap’e de yaklaştığı bir etkilenim bariz hissettiriyor. Hiçbir insanın hayatta kalmayacağı bir dünyadan bahsediyor liriklerde, şiddetin dozu da buna göre yerini belirliyor.

 ”Upon their Cross“  Sean Killian’ın o hardcore/thrash vari saldırgan vokaliyle kaosa davet ediyor. Phil Demmel bir röportajında Exodus’tan ilham alarak bazı şarkıların oluşturulduğunu söylüyor, bu söylediği bu şarkıdaki bazı riffler için geçerli olabilir. “ Fuck Love/Hate Love“ mottosuyla sesleniyor şarkı. Riffiyle saldırma talimatı veren, o hissiyle albümün en dinamik ve en kafaya oynayan şarkılarından “ Gato Negro “ o bilindik Vio-lence ruhuyla şaha kalkıyor. Albümün en kısa şarkısı olmasına rağmen en thrash, en gaddar,en saldırganlığın zirvesinde olduğunu kanıtlaması bir yana, Perry Strickland’ın döver gibi çaldığı davullara ayrı parantez hak ediyor. Albümün/EP’nin kapanış şarkısı albüme ismini veren “ Let the World Burn“ öfke resitali,kaosa tırmandırarak saldırganlığı bir an olsun elden bırakmıyor.Dünyadaki bütün pisliklerinin yanmasının temasına sahip liriklerle ders veriyor şarkı.

 Albümlerde bazı olaylarda prodüksiyon önemli nitelik taşır. Bu albümün prodüksiyon işinde Juan Urtega herkesi gaza getirdiğini söylüyor Sean Killian. Vokal için stüdyoya girdiklerini “ daha iyisini yapabilirsin “ diye uyarıda bulunup, davulcu Perry’de aynı uyarılarda bulunup motivasyonlarını arttırdığını söylüyor Sean Killian. 29 yıl sonra bu geri dönüşte Phil Demmel ve Sean Killian ne kadar etkiliyse, gruba yeni katılan Bobby Gustafson ve Christian Olde Worbers da bir o kadar etkili oluyorlar.

 Sonuç olarak; “Let The World Burn“ şiddetin,kaosun,agresifliğin soundunu yaratmaktan hiçbir zaman çekinmeyen komutan Sean Killian öncülüğünde 29 sene sonra gelen bir kaos ürünü.  Her şeyden önce Sean Killian’ın karaciğer sirozu konulmasından sonra Vio-lence’a geri dönmesinin ne kadar tutku dolu olduğunu nitelikte, ve Phil Demmel’in de daha işlerinin bitmediğini düşünerek yola koyulduğundan çıkıyor bu albüm bir nevi ve Phil Demmmel’ın dediği gibi “80’lerde yaptığımız o saf soundu yakalamak istedim” diye açıklıyor bütün olup biteni.

 

Kadro

Sean Killian- Vokal

Phil Demmel-Gitar

Bobby Gustafson- Gitar

Christian Olde Worbers-Bass

Davul- Perry Strickland

 Cem Kurtuluş,2022

06 Temmuz 2015

Possession - 1585 - 1646















Orta çağ müzikleriyle başlayan şeytani liriklerle devam eden ruh hastası adamlar  her zaman ilgimi çekmiştir.  Son zamanlarda  sıkı şekilde Black/ Death metal sahnesinden uzak kalsam da size tanıtacağım demo kafanızı duvara vurduracak cinsten.  Belçika’nın ruh hastası herifleri Possession,  eski old school kafalarında, 80’ler ve 90’lar Death ve Black metal sahnesinden etkilenen kafayı şeytanla bozmuş adamların işi.  2013 yılından itibaren kafayı yedirtecek cinsten kayıtlarla tabiri caizse ortalığın anasını ağlatan Possession son kaydıyla da “ buraların amına koyacak yine biziz”  dedirtiyor.

" 1585- 1646 "  ruh hastası Possession’nun çıkardığı son EP.  Archgoat, Sarcofago gibi eski kafa gruplardan etkilenen bu adamlar müziklerine de bu eski kafalılığı yansıtmışlar. Albümün isim mevzusu; Fransa’da 16.17 yüzyılda geçen bir cadı hikayesini anlatıyor.

Albüm  “Obscurity – Visitation “  ile açılıyor. Açıldığı gibi kilise çanları ve daha sonrasında  fırtına sesleriyle yükseliyor. Fırtına seslerini giriş riff’i takip ederek  bizi  ölüm metaliyle buluşturuyor, tabiri caizse daha ilk şarkıdan ortalığın amına koyacağını gösteriyor Possession. Ama bunun için beklemeniz gerektiğini işaret ediyor ve 6.30. dakikadan sonra film kopuyor. Bu şarkıyı daha sonra  Taş gibi bass’larla, yıkımla ve kaosla Gaddarlığını barbarca  “ Cerenomy “ ile devam ettiriyor Possession.  Saldırı bir an olsun sekteye uğramıyor, sürekli kaosun içinde kavrulup gidiyoruz.  

Kaos, öfke, hınç dolu saldırılar “ Guilty”  ile günahkar sözlerle devam ediyor, davul beynimize balyoz gibi iniyor, neye uğradığımız şaşırıyoruz. Eski kafa black /death metal kafalarını yakalıyoruz dinledikçe.  Ölüm metaline dair ne varsa uyguluyor Possession. Ortalığın amına koyuyor  tabiri onlar için hafif kalıyor. “ Ablaze “ ile kafamıza duvara vuruyoruz,  şeytani çığlıklarla kudurma noktasına getiriyor bizi Possession, ürkütücü bass sololarıyla  başlayan kısım ve sonrasında çığlıklarla sınırları zorluyor. 


Genel olarak kafayı yemiş bu heriflerin son çıkardığı ürününü değerlendirdiğimizde; Belçika’lı ruh hastaları, şeytani çocuklar “ 1585 -1646” ile 80’lerin ve 90’ların  Black/Death metal kafasında kirli ve leş bir kayıt alarak 24 dakikada 4 şarkıyla ortalığı nasıl kaos alanına çevireceğini ve nasıl  yıkım yapılacağını bu EP ile fazlasıyla gösteriyor.  Barbarca, Gaddarca ve Şeytani! Müziğin sesini yükseltin, eski  Death/ Black metal sahnesine hakimseniz bu ruh hastası heriflere  şans verin! 


Cem Kurtuluş,2015 

13 Haziran 2015

Şiirsel Kadından Şiirsel Seslenişler: İkinci Cihan - Birsen Tezer (2013)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“ İyi müzik” diye bir tanım vardır, bunu kategorize edemezsiniz, sadece  dinlersiniz ve sonra huzura varırsınız. O yüzden müzik piyasasında böyle müzisyenler için “ İyi Müzik”  tanımı cuk oturur, çünkü böyle kişiler popüler müzik tanımının içinde yer almaz, icraatlarını sessizce yer altından götürür ve sonra kitleye seslenir.

Birsen Tezer, su gibi sesiyle kalbimizi fetheden sizi bir deniz kıyısında ruhunuzu yıkayan, dokunaklı sözleriyle dinleyene yön veren bir isim. Başka bir tanım yapacak olursak, Tezer’in uçsuz bucaksız bir azınlığı var, bu tanım size de tanıdık gelecektir. ( Cenk Taner, Kesmeşeker kitlesini “ uçsuz bucaksız azınlık “ olarak tanımlar)

 1990 yılından beri müzik dünyasının içinde olan Tezer’i çoğu kişi  Ortaçgil’le yaptığı düetiyle tanıdı,sonra merdivenlerini yavaş yavaş tırmanmaya başladı. Bunca senedir bu müzik dünyasının içinde olmasına rağmen ürettiklerini biriktirdi Birsen Tezer, daha sonraları uygulamaya geçti. İyi bir iş çıkartmak istiyordu, bunu da sonraları ilk çıkardığı albüm olan “ Cihan” ile gösterdi.  Cihan anlamının neden önemli olduğunu şöyle anlatıyor Birsen Tezer; “ Cihan’’ adının anlamı benim için büyüktür. Hem o müzik düşündüğümüz ve ürettiğimiz dünyayı hem de bendeki anlamını düşünerek bu ismi koydum albüme.”

Böyle çıkmıştı Cihan albümü ortaya. Tezer bu albümden 4 yıl sonra da bir patlama yaptı, o albümün ismi “ İkinci Cihan “ oldu. “ Cihan “ albümünde bazı müzisyenlerin verdiği destek “ İkinci Cihan” albümüyle devam ediyor. Bu isimlerden bazıları Erkan Oğur, İlhan Şeşen, Bülent Ortaçgil, bunların haricinde Akın Eldes, Tarık Aslan, Birol Ağırbaş ve Özer Arkun.  Albümün tüm fotoğrafları Kadri Karahan’ın elinden çekilmiş. Albüm kapağının sırrını ise şöyle açıklıyor Birsen Tezer; “ Fikir şuydu; arabaya atlayıp güzel bir yer buluncaya kadar sürmek. Yol bizi nereye götürdüyse gittik, çamurlu çukurlu patikalara girdik sonunda bir ağaç gördük, arkasında da küçüğünü ve işte dedik “ Cihan’’ burada, arkasında da “ İkinci Cihan’’

Birsen Tezer bizi albümün açılışında “ Nefes “ ile karşılıyor, bu şarkının mimarlarından Erkan Oğur ile ortak çalışma yürütüyorlar, şarkıyla bize nefes veriyorlar.  “ Bir ömürlükse yaşamak ya seninle ya da sensiz “ diye noktayı koyuyor Tezer. Tezer’in kendi şarkılarını dile getirdiği kadar başka eserleri de dile getirdiğini görüyoruz. Zafer Cıngıl’a ait “ Delikanlı “ şarkısını bu defa Tezer’in sesinden dinliyoruz. Birsen Tezer’den aldığımız tad başka oluyor. Albüm çıktığından beri bağımlısı olduğum şarkılar arasında yerini alıyor “ Delikanlı” . aşkı için ölecek nerde kaldı öyle yürek “ diyerek şarkıyı özetliyor Tezer.  

Her sabah kalktığında bunalımlar geçiren bir varlığı  “ Kuş Misali “ şarkısında  “ Sustunuz, susmayınız sadece boktan bir sabah bu sabah “ sözüyle özetliyor Tezer. Özgürlüğe doğru “ Kusura Bakma” ile geçiş yapıyor Tezer, gitarda Akın Eldes eşlik ediyor Tezer’e.  “ Biraz bekleme zamanı ,İçine dönüp birikenleri atmak zamanı”

 Albümün en uzun şarkısı “ Şarkıcının şarkısı “  Sibel Köse ve Birsen Tezer ortaklığı ile albümün en’lerinden biri olmayı hakediyor. Şiir  gibi bir kadından umutsuzluk ve mutsuzluklara şiirsel bir dilde sesleniş ve geceden sabaha doğru bir acının habercisi gibi geliyor. “ Boşver “ ile Tezer her şeye rest çekiyor, “ Bize iç,iç, boşver boşver “ diyerek noktalıyor, ben de öyle yaptım zaten diyor. Fazla sözün harcanmadığı, sessizliğin hakim olduğu, intihara yaklaşmış olanlara sesleniyor Tezer.  

 Yarım kalmışlıklar, saf ve temiz kalmamışlıklar, dağılıp gidenler ve birçok şey. “ Ne Tuhaf “ söz ve müziği İlhan Şeşen’e ait olan Birsen Tezer’in can verdiği bir parça. Sessizliğin olduğu o zamanlar büyülü sesle seslenir İlhan Şeşen bize, Çello’da Özer Arkun bu parçanın takipçisi oluyor. Duyulması gereken sesleri Birsen Tezer albümün kapanış parçasında gerçekleştiriyor, bu sesin adı “ Kendi Kendime (Eylül) “ aynı zamanda geçmişe sesleniyor, çocukluğuna özlem duyduğunu hissettiriyor bizlere.

 Sonuç olarak;  bazı müzisyenler vardır çok konuşulmazlar, ama müzikle yaptıkları bir ömür boyu hatırlanır, kalıcı bir eser bırakırlar geride ve sonra üretmeye devam ederler. Şiir gibi bir kadından şiirsel seslenişleri  Birsen Tezer’in  “ İkinci Cihan’ın  da fazlasıyla dinliyoruz! 

 

 

Cem Kurtuluş, 2015

 

11 Haziran 2015

Hakettiği Değeri Bulamayan Albümler Köşesi: Journey ( 1975)






























Bazı gruplar vardır keşif gruplarıdır, zaman geçer geç keşif yapmanın üzüntüsünü hissedersiniz. Journey’de dinlediğim süre içerisinde  böyle bir grup oldu benim için. Dönem dönem yaptıkları müzikle fazlasıyla ilerleme kaydeden bir grup oldular. Progressive rock, jazz etkileşimleri ve Aor dönemi olarak  döneme ayrıldılar. Bazı grupların başında tek isim grubu evirmeye çevirmeye yetecek kadar güçlüdür. Journey’ın da mimarı Virtüözlükte iyi işler çıkartan Neal Schon abimiz. Kendisini solo projeleriyle tanıyanlar var. Grupların ilk albümleri bazı kişiler için prensip meselesi olmuştur.

Journey’in kendi ismini verdikleri albüm pek çok dinleyen tarafından başarılı bir albüm sayılmadı. Rakamlara göre de fazla satmadı. Journey yola çıktığında her kitleye hitap eden bir albüm yapmamıştı, ama bunun da sahipleri çıkacaktı. 1975’te çıkardıkları bu albüm Journey’in ismi gibi ilk seyahatiydi, bu seyahatte keyif alanlar olduğu kadar keyif almayanlar da oldu. En azından ben dinlediğim süre içerisinde keyif alanlardan olduğum, çünkü yeni keşfettiğim grupları ilk albümlerden dinlemeye başlarım (Keşfetme senesi 2015 değil) Journey’ın Aor olmadığı dönem için söylenecek çok söz var, çünkü bu dönemin dinleyicisi farklıdır. 

“ Journey “ albümü “ Of a Lifetime “ ile açılıyor. Progressive rock rüzgarını arkasına alan Neal Schon abimiz ve arkadaşları öyle duygu yüklü bir parçayla giriş yapıyor ki saykodelik düşünceleri zihnimizin içine yerleştiriyor, bunu yaparken melodilerle yapıyorlar. Gregg Rolie vokal ve klavyede, çift gitarda Neal Schon ve George Tickner’ın uçurucu gitar soloları hiç bitmese diye iç geçiriyorsunuz.

Parçada karakteristik bir özellik olacaksa bu Gregg Rolie abimizin hüzünlü sesi olmalı Bu şarkının daha sonraları Steve Perry tarafından söylenmesi tam tamına bir facia olarak değerlendirilebilir. Bazı şarkılar bazı seslere aittir, bu şarkıda Gregg Rolie’ye aittir yorumu cuk oturuyor şarkıya. Greeg Rolie abimizin emeğine şapka çıkartacağımız “ In The Morning Day” gece şarkısı olarak kayıtlara geçebilir. “ seni mutlu etmek istiyorum güneşin dünyayı mutlu ettiği gibi”  sözlerine sahip. Rock’n roll vari kısımları es geçmemek gerekir, sololarsa şarkının tuzu biberi.  “ Kohoutek” enstrümantel, Neal Schon ve Greeg Rolie imzası taşıyor. Daha çok Neal Schon abimiz sahneye çıkıyor, hünerlerini sergiliyor, solo şova ve  yerde sürünmeye davet ediyor bizi. 

Sazı eline Rolie abimizin almasıyla “ To Play Some Music “ ile eğlencenin dibine vuruluyor. Biraz şov,biraz eğlence ve sonunda ortaya çıkan şey rock’n roll!  Aynsley Dunbar’a ayrı bir parantez açmak gerekir, sadece bu parçada değil albümün genelinde  iyi iş çıkarıyor. Bu şarkıyı Bütün grup üyelerinin fırtınalar kopardığı “ Topaz “  takip ediyor. “ Devam et, Duraksa “ komutu veriyor hissine kapılmanız kaçınılmaz oluyor.  “In My Lonely Feeling/Conversations"  ile Rolie abimiz hem mikrofonu hem klavyeyi eline alarak duygu yoğunluğuyla  bizi başbaşa bırakıyor, Neal Schon’un uçucu sololarıyla yükselişe geçmesiyle hüzünlü bir ortamda buluyoruz kendimizi.

Sonuç olarak; 70’lerin başında progressive rock olayların içine giren Journey kendi adını verdikleri bu albümde sadece Progressive rock değil, bir çok müzik türüne selam çakıyor. Her ne kadar Journey, Steve Perry ile şaha kalkan bir grup olsa da Neal Schon abimizin öncülüğünde çıkan bu çalışmanın hakkının daha fazla verilmesi dileğiyle bu çalışmayı progresivve rock, jazz fusion severlere öneririm.

Cem Kurtuluş, 2015

25 Aralık 2014

Cehennem'den Gelen Kovboylar: Cowboys From Hell - Pantera (1990)























90’lar…

Bir yandan dünyada grunge patlamıştı, bir yandan heavy metal’in dinamiklerinden Judas Priest “ Painkiller”  gibi sikertici albümle sahalara geri dönüş yapmıştı, bir yandan da daha önceden kurulmuş gruplar albümlerini sıralamaya devam ediyordu. 1980’lerin sonunda Pantera’ya glam etiketi yapıştırılmasından sonra her şey karışmıştı, kendi özlerini bulması gerekiyordu.  1990’larda Pantera ortaya bir bomba attı, bu bombanın adı “ Cowboys From Hell “  

Cehennemin kovboyları böylelikle 1990’ların başında metal camiasında herkesin fikrini değiştirmeyi başarmıştı. Öfke, nefret, hırs her biri bu adamlar da vardı.  Pantera 80’lerde 4 glam albümünden sonra Cowboys From Hell ile gerçek kimliğine büründü. Albüm, albüme ismini veren “ Cowboys From Hell “ şarkısıyla açılıyor. 1990’larda  bu şarkı dünyada büyük yankı uyandırmıştı. Sokakta,konserde, barda, her yerde bu şarkıyla karşılaşan insanlar vardı. Dipnot olarak Cowboys From Hell’in çalındığı Moskova konseri unutulmazlar arasında yerini almıştır.

  “ Cowboys From Hell “ de Phil Anselmo tayfası  “ Durduğumuz yer ışıkların altı, kimse bize dokunamaz diye sesleniyor.  Teksas sokaklarında dönen cepçilikler,  yağmalamalara cehennemden gelen kovboylar albüme isime verdikleriyle parçayla yanıt veriyor. Cowboys From Hell’i  vinnie paul’un trampete hiç vurmadan ritim tutmasıyla Primal Concrete Sledge “ takip ediyor.

 Phil paşamızın “ Come  and with be with me “ sözleri kavgaya çağıran bir ses olarak beynimizde yer ediniyor.  Hayatlarımızda çifte standartlara dair sözler yer alıyor parçanın konusunda.   “ Psycho Holiday “ makineli tüfeklerle kuşatılmışız hissi veren bir parça olarak karşımıza çıkıyor. Öfke, saldırganlık, nefret duygularını güçlü bir şekilde yansıtıyor. Dimebag Darrel’in şarkıyı ne derece etki yaptığını attığı sololarla bir kez daha anlıyoruz. Psikopat birinin sözlerine tanıklık ediyoruz bu şarkıyla, “ Bütün insanları memnun edemezsin “ sözünü barındırıyor.

  “ Heresy “ saldırgan yapısıyla, kabul edilmiş dini reddeden sözleriyle öne çıkıyor. “ Cemetary Gates “   Hayata dair planlarımızda olanlar  şimdi çok gerçek dışı görünüyor cümlelerine yer veriyor, duygusallıkta da çığır açtığını söylemek yanlış olmaz.  Phil’in inişli çıkışlı tempoları parçanın gidişatını belirliyor.  “ Domination “ ile Moskova 1991 konseri akıllara gelir. Herkesin headbang yaptığı, anselmo ve tayfasının zirveye ulaştığı konser olarak kayıtlara geçmiştir. 

 “ Shattered “  Domination gibi etrafı dağıtma hissi uyandıran , sololarıyla baş döndüren parçaların başında geliyor. “ Class With Reality “ gaz riflerle donatılmış parçalardan.   Hayatı sokaklarda geçen, huzursuz aile ortamı için küçük yaşta evden ayrılan Anselmo’nun izlerini taşıyor bu şarkı. Albümün en taşaklı parçalardan biri olma özelliğini “ Medicine man “ taşıyor.   Şarkının başlarından itibaren masalvari bir hikaye anlatılıyor.  “ Message in blood “ anselmo dünyasındaki pis işlerle alakalı.  “ İt’s  a message in blood “ diye bağırdıkça öfkemizi durduramıyoruz.

Sonuç olarak; Cehennemin Kovboyları 80’li yıllarda çıkardığı 4 glam etiketli albümden sonra gerçek kimliğine “ CFH “ ile döndü, 90’lara darbeyi bu şekilde vurdu.

Cem Kurtuluş, 2009


11 Aralık 2014

Teslim Olmayanların Albümü : Peyk - Teslim Olma (2014)



“ Teslim Olma “  bir slogan, bir nevi sert bir ağıt niteliğinde sert bir sözcük. Kesinlikle sıkı bir albüm ismi. Daha önceki albümlerinde mesaj vermekten geri kalmayan Peyk sahalara gol atmak için yeniden döndü. Bu defa gol biber gazı yiyenlere, ağaçlar kesilmesin diye hürriyeti için savaşanlara geliyor. Umutsuz olmamayı öğütlüyor bu defa Peyk bize, albümün çıkış sürecinde Gezi dönemine dair pek çok mesaj yer alıyor.

Birgün gazetesinde verdiği röportajda grubun vokali İrfan Alış Gezi’nin ilk gününü şöyle anlatıyor; "Gaz yediğim ve kendimi kaybettiğim bir anda, iki genç koluma girip beni ara sokaklara götürdü... Beni taşıyan gençlerden biri 'Abi sırası değil ama, müziğin hastasıyım' dedi... Gözlerim iyi ki yaşlar içindeydi hali hazırda..."

Grup bu defa Sound’unu çeşitlendirmiş, Reggae ‘nin üstüne biraz soslu blues ekleyerek çok sesli bir albüm yaratmış. Grup üyeleri Gezi parkında gazı soluduğu için, “ gaz iyi geldi”  diyor bize. Şarkıların gezi döneminde yazıldığı düşünülmesin, çünkü daha öncesinde memleketin durumlarıyla alakalı.  Yeni albümde öne şarkılardan biri  “Bu Ben  “ samimiyetiyle önde. Peyk yine değişmiyor, mesaj niteliğinde şarkıları adrese yolluyor, gol yapıyor. Kendi içine dert yanıyor, kadınlardan dem vuruyor.

 Kaset takılma seslerine çağrışımı “ Karnım Aç” ile  şarkının başından itibaren hissettiriyor Peyk. Bunu yaparken sözler iğneleyici. Peyk kendi içindeki sorunlara el atıyor bu sözlerde.   “ Dünya kötü bunu gördüm,yaptım kendi yolumu “  bu sözlerle kendilerini anlatıyor Peyk.  O sözlerden   klavye tonları ve İrfan Alış’ın sesi şarkıya  muazzam hava katıyor. Yeniden düzenlenen şarkılarından biri “ İçimdeki İz “ bundan 3 sene önce çıkan albüme ismini veren şarkı. Alaturka melodilerle döşeniyor, Peyk bu melodilerle hoş nostalji yaşatıyor dinleyenlere. 

“ Kare Kafa “ ile Peyk bizi 60’li ve 70’li yıllardaki müzik dönemine götürüyor. Peyk sözünü sakınmıyor, politik söylemini devam ettiriyor.  Çalanlara, çırpanlara, halen koyun olanlara ayar vermeyi unutmuyor ve sonra ekliyor  “ İşin aslı böyle, figüransın sende, başı sonu belli  “  diyor ve “ al, sat ,iç ( adulation) “ diye devam ettiriyor. Şarkıları sıralayacağız, ama Peyk’in gezi direnişi döneminde konserle ilgili bir sözünü hatırlatmamız gerekir. "Gezi'de konser monser olmasın. Bunca insan ölmüş, yaralanmış. Ortada yas varken neyi kutluyorsunuz? Duyarsızlığımızı mı? "   

“ Yürüyor Sokak (Sobe II) “    “ Teslim olmak yok ,umut var ,direniş var “  mesajıyla Gezi dönemine ve o dönem yanan sokaklara selam ediyor.  “ Kim sana boyun eğ diyor “  sözüyle topu 90’a takıyor , yasakları eleştirmekten geri kalmıyor Peyk. Daha önce ki röportajlarında “ anaakım medyanın söylediklerimizi yayınlamadığınız halde kimseye röportaj vermeyeceğiz “ diyen bir grup duruşlarıyla alakalı durumunu özetliyor.

 “ İstanbul” da İçimdeki İz gibi alaturka melodilerle döşenen bir şarkı, bu şarkıyla da Peyk yeniden  güzel bir nostaljiyi  yaşatıyor.  “ Yıkama Kot “  vokalist İrfan Alış’ın kendini gösterdiği şarkılardan, blues tonları da şarkıda kolayca fark ediliyor.  “ Romantik Karate “ de klasik İrfan Alış tarzında, keyif veren, 1.15’ten itibaren baskın vokaller ve vokalleri takip eden klavye tonlamaları kendimizden geçmemizi sağlıyor.  

“ Ne Oldu Bana “ ‘ yeni versiyonu reggae tınılarıyla bambaşka bir hale gelmiş. “ Göçük “ ile göçük altında kalan madencilere sesleniyor, Soma’da faciada emekçi madencilerimize selam ediyor.  Bir Baba ve Anne’nin evladını toprağa nasıl koyduğunu betimliyor. Bunu yaparken sözleriyle acıtıyor dinleyeni. Peyk kapanışı “ Ölümsüzler “ ile yapıyor.  İrfan Alış bu şarkı sözlerinin nasıl çıktığını şöyle anlatıyor;

“  Ölümsüzler ben doğuda askerken, 19 yaşında ve savaş şartlarında yazılmıştır. Kutsallaştırılmış rezil bir savaşta dağlarda birbirine kırdırtılmış gençlerin; ki ben onlara bu toplumun günah keçileri diyorum, ölümlerine yapılmış bir ağıttır.. “

Öldürmeyen ve öldürtmeyen sisteme sesleniyor Peyk burada. Hepimizin sorununun aynı olduğunu söylüyor. Biz belki tam doğru dile getiremiyoruz, Ama Peyk bunu açık sözlülüğüyle dile getiriyor.

“ İçimdeki İz “ albümünden sonra  sahalara dönüş yapan Peyk, geziye selam edici bir albüm olan “ Teslim Olma “ isminin hakkını fazlasıyla veriyor. Hem gezi döneminden, hem de Soma Faciasında hayatını kaybeden emekçi madencilerimize selam ediyor Peyk.  

  CEM KURTULUŞ,2014




26 Kasım 2014

Geri Dönüşlerin Hastasıyız: Black Sabbath - 13 (2013)











“ Seneler sonra Black Sabbath  albüm çıkarıyor”  deselerdi ve bu albüm hayal kırıklığı yaratmayacak kadar iyi bir işe imza atacak deselerdi çoğu kişi buna kıçıyla gülerdi. Kıçıyla gülme meselesi rock/metal camiasının başarısız albümlerine bağlanabilir ancak.  Black Sabbath için söylenecek sözler  ise çoktan tükendi.70’li yılların korkutucu müziğiyle ön plana çıkarak yeterince ortalığı inletmişti Black Sabbath. Yeniden bir araya gelmelerinin ardından ister istemez çoğu kişide heyecan oluştu ‘ kesin boktan bir albüm geliyor’ düşüncesi de akıllardaki soru işareti.  Black Sabbath üyeleri arasında bir ton mevzu vardı,(Ozzy’nin Black Sabbath ismi için Tony’e dava açması)  bir türlü bir araya gelemediler.

 Heaven and Hell projeleri olmuştu daha öncesinde, ama Dio’nun ölümüyle Black Sabbath üyeleri için başka yol kalmamıştı. Eski kafalar olarak bir araya geldiler, bunu istemeyenlerden biri  Bill Ward hariç ekip yeniden  “ 13 “ isimli albümle döndü. Bill Ward’un öncesinde sözleşmesi beğenmemesi üzerine kadrodan çıkartılmasını da ekleyelim.

 Tony Iommi’nin bir süredir hastalıkla boğuşması nedeniyle albümün çıkması biraz süre olarak sarktı.  Black Sabbath’e en yakışacak albüm isimlerinden biri  “ 13” sanırım. Black Sabbath şeytani riff ve sözlerinden yola çıkarsak bunu söyleyebiliriz, ama Black Sabbath’a albüm kapağının yakışmadığının altını çizmek lazım. 

Ozzy müzisyen anlamda ne kadar karaktersiz bir herif olsa da, Black Sabbath’ı bir ton mevzuyla rezil etse de Black Sabbath’a hayat veriyor demenin gereksiz olmayacağı kanaatindeyim. Black Sabbath Sound’unu dibine kadar hissettiren Ozzy  karşınıza çıkıyor bu albümde.  Albüm “ End Of The Begining” parçasının  “Bu başlangıcın sonu mu yoksa sonun başlangıcı mı?”  cümlesiyle açılıyor. Ozzy’nin performansı şapka çıkarmalık, ıommi’nin soloları, Bill Ward yerine  yeni gelen davulcu da parçanın başından itibaren hünerlerini sergiliyor.

 “ End Of The Begining “ parçasını    “Tanrı yaşıyor mu öldü mü? “ cümlesiyle “ God Is Dead “ takip ediyor.   Şarkı  albümün ilk single olma özelliğini taşısa da çoğu kişiyi ters köşeye yatıran bir parça olmakla da albümün en iyilerinden biri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.  Sözleriyle de eski black sabbath dönemine selam çakıyor.“What the Good Book said?  Or is it just a holy fairytale 

6.20’den sonra tempo artıyor  ve adeta Black Sabbath’la afallıyoruz.    Black Sabbath yalnız bir adamın hikayesini “ Loner” ‘la anlatıyor. Mutsuz bir adamın portresini ıommi’nin sololarıyla çiziyor. Duygusallığa  “ Zeitgeist” gibi klas bir balladla geçiyor.  İommi’nin iyi işler çıkardığını “ Age Of Reason” ile bir kez daha anlıyoruz ki bu adam riff yazma konusunda ustalaşmış ve ölmesini istemeyeceğimiz biri.  Black Sabbath sözlerini parça da şöyle devam ettiriyor.

“ Politika, din
Para sevgisi de
Dünya bunun için yapıldı
Ama bizim için değil “

“ Live Forever”  albümün en zayıf şarkısı olarak karşımıza çıkarıyor, beklentiyi karşılamıyor.  Sonsuza dek yaşamak istemeyen ama bir yere sıkışmış insanı anlatıyor.  “ Damages Soul “ da Black Sabbath sounduna dair çoğu şey var,  armonika olduğunu dibine kadar hissediyorsunuz.  “ Din beni kurtarmaz “ cümlesiyle  şarkının teması   hakkında fikir veriyor. Ozzy başta  olmak üzere Butler ve Iommi uyumu net görülüyor.  Son söz olarak  “ Şeytan ve tanrı arasındaki savaşı kaybediyorum” sözüyle şarkıyı noktalıyor.

“ Dear Father” Ozzy’nin başrolde oynadığı parçalardan. Iommi her şeyi baştan yaratıyor bu parçada, Butler’sa eksik kalmıyor yanında. Parçanın harekete geçtiği kısımsa harikulade.  “ Methademic” Black Sabbath ve Ozzy vokaline gitmeyen parça olarak gözümüze çarpa olarak, eksi puanı bu şarkı hak ediyor.  “ Peace Of Mind “ Ozzy’nin vokalini kullandığı en iyi parçalardan biri olarak karşımızda. Albüm kapanışı “ Pariah” gibi klas ıommi rifflerine sahip parçayla yapıyor.


Yaşları 60’ı geçmiş, Heavy Metal tarihinde derin iz bırakan, halen iyi iş başarabileceklerini gösteren bir çalışmayla karşımıza çıkıyor Black Sabbath. Bill Ward gibi önemli bir davulcuyu para uğruna  harcamaları vefasızlık olsa da , onun yerine gelen Brad Wilk işin hakkını veriyor.   Black Sabbath ismiyle en son 1995 yılında albüm çıkaran Black Sabbath üyeleri bir ton mevzuya rağmen iyi bir geri dönüş yapmayı başarmışlar. Benim gibi albümü geç dinleyenlerdenseniz acele etmenizi öneririm!



CEM KURTULUŞ, 2014 

02 Nisan 2014

Yoldan Çıkmanın Bedelini Ödeyenler: Yoldan Çıkmış Şarkılar














Yoldan çıkmanın bedeli ağırdır, herkes için aynı olmayabilir bu bedel ama bedel ödeyenler bunu iyi bilirler. “ Doğdum Ben Memlekette” albümüyle Metin Kurt’a selam ederek bizi ceza sahasına sokan Cenk Taner ve tayfası bu defa denizin okyanuslarına doğru yelken açıyor, küreklerinizi çekin talimatı veriyor.  Bir kaptanın görevlerini fazlasıyla yerine getiriyor geminin kaptanı. Tayfası da kaptan’a eşlik ediyor. Albümün çıktığı zaman dilimi İstanbul’un cayır cayır yandığı, biber gazlarının  gökyüzünü kapladığı zamanlar, bu nedenle gezi sürecine dair ne varsa işlendi bu albümde. Bir nevi bu albüm Kaptan’ın dediği gibi “ Gezi ruhuyla kaydedildi”

 Bunların yanında yer alan albümün kartonetinde yer alan ve malum Kadıköy ruhunu gayet güzel anlatan fotoğraflarda ise Engin Güneysu imzası bulunuyor.“ İzin vermedi yalnızlık “ albümünde albümün genel havası itibariyle kaptan Değirmendere’ye selam çakarken bu albüm Cenk Taner albümü değil de Kesmeşeker albümü demek daha yerinde olur.


“ Yüzyüze söylemekten korkarız ama onu kitlelere söylemek daha kolaydır”  diyor geminin kaptanı. Ve Söylenecek sözü bitmeyenlerin sözüyle yola çıkıyor “ Yoldan Çıkmış Şarkılar”  Meselenin özü de burada yatıyor. Biraz biber gazını ruha  enjekte edilip albüme yansıyor. Karanlık günlerden, umutlu günlerin olduğu günlere doğru..

 Kaptan ve tayfası üretkenliğin fazlasını yapıyor bu albümde, edebi mevzulardan gidiliyor. Şairane bir adamdan çıkıyor bu sözler.  “ Bir Şehre Merhaba Dedim” şarkısıyla şehre merhaba diyerek giriyor kaptan mevzuya. “ dağları kitaplardan, yolları insanlardan, denizi gülümserken çizmişim yıllar önce” sözleriyle gol vuruşu yapıyor Kaptan.  İz bırakan kitap cümlelerinden iz bırakan şarkı sözlerinden bir kesit bu şarkıda yatıyor. "bana verdiğin acıyı düştüm tesellinden."

Kaptan bu defa edebi mevzularla Turgut Uyar’ı  “Felek Felemenk’ten Geçmiş” ile selamlıyor, bu selamlamayla  bizlerin feleği şaşıyor. Turgut uyar olunca mesele, mevzu derin ,sözler bünyeye tesirli,  diğer bir deyişle “Kesmeşeker de bir nevi akordu hafif kaymış bir ikinci yeni gitarı  değil midir ki?” sözüyle onaylanmış oluyor.  Ufak da olsa şarkıda yalnızlık mevzularına el atılıyor, sessizliğin sesiyle büyüyenlere  kaptan  “ bu sessizlik zuldür bize” diye sesleniyor. 

Mutlu Olmak İmkansız Derneği’nde kurucu üye sıfatıyla  karşımıza çıkıyor Kaptan, “ Özgür Olduğunda Marmara” ile içkiler Kaptan’dan, söylemek sizden.  Kaçkınlar defterine isimleri tek tek  yazdırıyor. “ Bizim denizde yüzmek bize yasak oldu” diye yasaklı bölgelere dair bir gönderme mevcut.  Bu göndermelerinden biri tahmini gezi parkı, İstanbul cayır cayır yanarken albümün çıktığını var sayarsak bu tahmin yanlış olmaz.

“ Aklımın Sibiryası”   ‘ Versem sana bir soluk aşk gülümser misin”  her zamanki Cenk Taner vari sözlerle  şarkı bizi eğlencenin dibine itiyor. Mızıkanın rolü büyük olsa da şarkıda, kaptan’ın tayfası iyi iş çıkarıyor.

“ Geyikli Baba Uzaylılar Şarabı”  bir Kadıköy ağıtı ya da bir Kadıköy atasözü.  Manifestosunda tek başına krallık yatan  ya da kendi krallığını ilan edenlerin “ şarap en büyük hakikattır” diyenlerin kendi manifestosunu yazdığı, köpek öldüren şaraplarının içilmesiyle edilen muhabbetlerin, elde avuçta ne varsa birleştirerek alınan ucuz şaraplarıyla  tarihi yazanların, şarkısı, “ 2 şişe ucuz şarap bir tarih yazabilir “ sözlerine ithafen de Metin Kurt’u analım.

 “ Kimseden çıkmamış şarap parası ihaleyi açmışız öyle almışız budur halimiz “   sözleri ve mızıka ile kendinizden geçişleri şaraba dahil edelim.  Aynı zamanda şarabi bünyeler geyikli babayı bekleyemese de bir manifesto olarak köşelerde bir yerde yerini alacaktır.

“ Her Şey Siyaha Giderken” mevzusunu genele yayarak özetliyor Kaptan. Her şeyin berbatlaştığı, üstümüze bombalar yağdığı  ve gazlarla çevrili olduğu zamanlara da gönderme yapıyor inceden. Anlaşılmayanlar, yanlış anlaşılanlar, yoksullar ve bir çok şeye dair perde aralıyor.  Kendi kendine kendinle savaşanlara,  kendini vuranlara kendi kendine  yenik düşmüşlere kendini hatırlatıyor kaptan.  Bunla sınırlı kalmıyor, aşksal mevzulardan yalnızlığa kadar uzanıyor Her şey siyaha giderken. Kendisinde de dediği gibi “ Siyah kir göstermez.”

"  Öyle İnce "  derinlik sarhoşluğundan gelen akıntılara doğru şairane sözlerle nokta atış yapıyor. Memlekete dair mevzulara değiniyor, ince mesajları içinde barındırıyor.  Kaptan  Şarkılarla politika yaptığını daha önce bize gösterdiği gibi bu şarkıda da gösteriyor.   “ Sonra bu herifler yıprattı beni. Dershaneler ,tershaneler, memuriyet falan derken yedi bizi..”

“ Tahta Kılıçlar “ sessizliğin sesiyle büyüyenlerin ruhuna  bir nevi insülin enjekte ediyor. Andıran Otu kitabında geçen adanmışlar sokağı, çay bahçelerinde dolanmacalar  ve en sonunda “ savaşmaktan çekinmezdik aslında  tahta kılıçlarla” sözü.   Her şeyden bir dem var. Hayatın içinde ne varsa  Cenk Taner sözlerinde de o var. Sessizliğin sesinde kaybolanlar, anlaşılmayanlar, yanlış anlaşılanlar,  yalnızlığın gölgesinde saklananlar,  gençlik zamanlarına göndermeler, engel olan geçmiş ve geleceği selamlamak  ve savaşmaktan çekinmeyenler… 

Eski albümlerinde futbol vari sözlerini Cenk Taner “ Yarın Olsun“ şarkısıyla tekrardan hatırlatıyor.   Eski dönemde yapılan mahalle maçlarında gazozuna oynanan maçlara selam veriyor kaptan.  Futbolun borsada değil, arsada güzel olduğuna dikkat çekiyor.  “Kadroda yıldızlar, önümüzde kupalar var sandın/ Oysa hep biz bizeydik, oynuyorduk forma aşkına / … / Oysa hep biz bizeydik, oynuyorduk tozlu sahalarda, gazozuna” 

Yıl 1993,  Irkçılığa olan tepkisini “ Güney Afrika” şarkısıyla dile getiriyordu Kesmeşeker.(Cenk Taner) Aynı zamanda Mandela’ya selam ediyordu. Sene 2013’ü gösterirken Cenk Taner ve Tayfası  “Kara Şair “ ’le 3 Mart 1992'de Zonguldak'ta meydana gelen grizu faciasında hayatını kaybeden  263 maden işçisini unutmuyordu.  Şarkılarla senelerdir politika yapıyordu Cenk Taner, bunu şarkı aralarında verdiği mesajla gösteriyordu. Almak isteyen bu mesajı net şekilde alıyordu.  Buradaki " Kara Şair “ işte geldim buradayım dökülmüş sıvalarım “ diye gerçekleri acı bir dille anlatıyor.  Kara şair aynı zamanda edebiyat güzellemesi olarak karşımıza çıkıyor.  kaptan “ diğeri bir lorca, vurulmuş otuz altıda” diyerek Lorca’yı Mandela gibi selamlıyor.   “ Huzursuz bir yatakta huzura yattın, ama öyle bir coğrafya ki hep kana bastın  “ diyerek  memlekette kana bastığımız yerleri işaret ediyor.

“ Silah Sesinde Yunuslar”  daha önce Andıran Otu kitabında karşımıza çıkan bir metnin şarkı hali olmasıyla birlikte ufak eklemelerle melodiye dönüşmüş hali.  ‘ Silah sesinde yunuslar, ağır ağır kaçıyorlar. Yardım edemedim, kurtulanlara sevindim’  sözüyle tehlike çanları çalıyor. Gazların etrafı sardığı bir dönemde yayınlanmıştı “ Yoldan Çıkmış Şarkılar “   

Özgür olan Marmara’yı düşleyenlerin, kendi manifestosunu  bir sokak köşesinde şarapla yazanların , kendi kendine yenik düşmüş olanların, umutların yeşerdiği bir dünyaya Turgut Uyarla selam eden, içinde direniş ve özgürlük barındıran, gezi ruhunu yaşayanların albümü  “ Yoldan Çıkmış Şarkılar. “

Yapım: Ada Müzik
Kayıt ve Mix: Anıl Çifter - Jinxx Productions
Temmuz - Ağustos 2013
Kayıt (8): Mayday Stüdyoları - Alper Ketenci
Mastering: Demirhan Baylan

Tüm Şarkıların Söz ve Müziği Cenk Taner'e aittir.

Düzenlemeler: Cenk Taner - Mehmet Şenol Şişli - Veysel Çolak - Anıl Çifter
Cenk Taner: Vokal, Akustik Gitar

Karabataklar:
Mehmet Şenol Şişli: Bas Gitar, Geri Vokal
Veysel Çolak: Elektrik ve Akustik Gitar, Harmonium, Melodika, Geri Vokal
Gökhan Özcan: Davul

Çağrı Büyükçoban: Davul (8)
Mert Fehmi Alatan: Trompet
Cem Dinler: Hammond
Kerem Sefil: Perküsyon
Ali İzzet Çalışkan: Mızıka (4, 5)
Gülce Altunel: Mızıka (9, 12)
Serhan Baki: Tabla

Fotoğraf: Engin Güneysu
Tasarım: Ergin Yavaş
Karabatak Çizim: Nihan Şişli
Tipografi: Volkan Şeker

Cem Kurtuluş, 2014






21 Ocak 2013

Genç Osman – ''Gökyüzü Masmavi' (2012)




















Bazı adamlar var müzik piyasasında paraya pula önem vermezler. Piyasaya görünmek gibi dertleri yoktur, farklı işlerle uğraşır. Tüketim çağının dışında kalmıştır. Kendilerine ait bir kitle yaratırlar. Bilinmedik şehirlerde kendi kitlelerinin karşısına çıkarlar. Albüm yapmış olmak için albüm yapmazlar, maddiyat kaygısı gütmez, farkındalıklarını hemen hissettirirler. Yaptıkları albümler seneler geçtikçe hatırlanır, kıymeti zaman geçtikçe anlaşılır.

Medyanın gözünde, televizyon listelerinde ilk sıraya girmezler, ama kitle tarafından o birinciliği hak etmişlerdir. Vakti evvel bazı kanallar belli bir grubun klibini yayınlatmazdı televizyonda, sonrasında klip yayınlatılmadığı için döneme ait şarkı sözleri yazılırdı. Seneler geçerdi klibi yayınlanmayan grupların klibi televizyondaki kanallarda yayınlanırdı. Bunlardan biri de popüler işler peşinde koşmayan geriye bir şeyler bırakan “Genç Osman”. Diğer padişah Genç Osman ölse de burada Kadıköy’lü Genç Osman’a “Padişah” lâkabını koysak yanlış olmaz.

Mevzuya gelecek olursak; “Mavi Sakal’ın eski solisti Genç Osman için 90’lardaki bulunmaz nimetlerden” demekte fayda var. Senelerce bekleyişten sonra Kadıköy insanı Genç Osman “Gökyüzü Masmavi” ile karşımıza çıktı. Öyle sert şeyler bekleyenler yanılacaktır.

Akustik mevzular dönüyor albümde, sözler köşeye yatırıyor. Albümü dinlemeye başladığınız andan itibaren samimiyeti hissediyorsunuz. Sözler vurucu, müzik vurucu. Genç Osman bize “samimiyetin olmadığı yerde müzik olmaz” mesajı veriyor. Aylin Aslım da Genç Osman’a albümde eşlik ediyor, bu eşlik albümü daha da güzelleştirmiş.

Aylin Aslım demişken Aylin Aslım piyasada çokça görünen isimlerden. Bu albümde “Dilek Tutmak” şarkısına eşlik ettiğini görüyoruz. Klibi ayrı klaslıkta olmakla birlikte dinlerken düşünceler sarıyor sizi. Şarapsız olmayacak şarkılardan. Geceler gider, düşünceler sarar, insan odasında kilitlidir, gece sürer bir hikâye misali. Engeller, farklar, takıntılar ve sabah güneş doğar. Sevginin sıcaklığını bizlere anlatıyor Genç Osman. “Belki de böyle sürer gider gece, düş ve düşüncelerle ve sabah güneş doğarken” diye özet geçiyor.

Kent ozanı sıralamasında benim için “Cenk Taner, Gökalp Baykal, Genç Osman” ilk üç sırayı alır.
“Affet Gitsin” şarkısıyla Genç Osman bize bunu kanıtlıyor. Ümitsizlik durumları, her şey gelip geçmişken geç uyananlar, halen rüyada olanlar, yolun sonunu bulamayanlar ve karamsarlığı vurgulayan bir şarkıda “Her şeyi unut affet gitsin!“ diyor Genç Osman.

Bazı dizeler vardır ki bir şiir gibidir. Aforizma bulmaya gerek kalmaz. Kayboluşlar, ihtiyaçlar, savaşmaktan yorulanlar, her şey küçükken başlar. “Daha Küçüksün” de bunlara yer veriliyor. Sakin sakin bir kayboluş beliriyor uzakta bir yerlerde. Şarkı bu hissiyatı dinleyiciye oldukça veriyor. Küçük kahramanların hikâyeleri kırılgandır temasına da yer veriyor. Savaşmaktan bıkanlar ve yorulanlar için ideal. Bıkmadan dinlenecek şarkılardan, bir köşede dursun. Cebinizde saklayın!

“Bu şehirden” Hindiba‘dan dinlediğinizde sakinlik her yerinize yayılırken, Genç Osman’ın solo albümünde sakinlik gitmiş. Kötü olmuş mu? Hayır. Farklı bir hava katmış ortama.
“Birden yoksun masal gibi büyüyünce unutulan” nakaratlarıyla “Dönüyor dünya“ şarkısı mesajı inceden veriyor. Kırılgan, hassas, anlık yaşananları sözsel olarak ifade ediyor Genç Osman.

Sakinliğin belirtileri geç fark edilir. Piyano ve gitarın tınısıyla Genç Osman şarkıyı öyle güzel seslendiriyor ki sakinlik denizine götürüyor hepimizi. Karmaşık ruh hallerimize dokundurma yapıyor “Gökyüzü Masmavi” şarkısı.

Hep aynı şeyler, aynı kandırılışlar, küçük farklar, küçük ayrıntılar, teselliler, nefretler, olanlar, olmayanlar, tersine dönenler, küçük farkların bizi özel yapmasına “Hepsi Aynı” şarkısında değiniyor Genç Osman. Nereden bakarsan bak hepsi aynı.

“Yalnızlık arkadaşım”, yalnız adam projesinden yalnız bir melodi, yalnız bir şarkı. Kendi kendine bırakılan, yıldızlara ulaşmaya çalışan adamın hikâyesi. “Yalnızlığım arkadaşım, bunu sen seçtin sen istedin” diyerek mesajı veriyor. Melodiler her zaman ki gibi kırılganlığını koruyor.

“Gökyüzü Masmavi” albümü yalnız bir albümdür. Kaçışlar, korkular, hayata tutunmalar, çırpınışlar, kayıplar, karamsarlıklar, kayboluşlar, telafiler, mücadeleden kaçan ama yenik düşmeyen insanların hikâyesi üzerine kurulu bir albüm. Kadıköy insanı Genç Osman bizi çıkmaz sokaklara sokup oradan da denizin derinliklerine yolluyor. Kadıköy insanı Cenk Taner’in bir dönem “İzin Vermedi Yalnızlık” albümüyle kıyaslama yapabilirsiniz ama bu kıyaslamayı yapmanız doğru olmayacaktır.

Yalnız bir adam, yalnız bir melodi ve Gökyüzü Masmavi.

Şarap içtiğiniz Kadıköy akşamlarına Genç Osman bu albümle selam ediyor. Albümü açın ve kendinizi gökyüzüne bırakın.

Cem Kurtuluş, Ocak 2013