26 Mayıs 2020
Savulun Battal Gazi Geliyor (1973)
27 Mart 2020
" İki Plak Çal da Kalbimiz Pansuman Olsun " : Serseri (1967)
Sinemada “ sahicilik “ diye bir kavram vardır. Bu sahicilik, oyuncunun oynamasından ziyade oyunu yaşayan oyuncuyla birlikte hayatın bütün evresine yayılır. Öyle kelime oyunları kurulur ki içiniz cız eder, bir 70’liği içersiniz böyle yapıtlar karşısında. Bunlar az zamana yayılan, aynı zamanda tabiri caizse söz icabı içinizden geçen yapıtlardır. Sadri Alışık’ı kim nasıl bilir bilmem, ama tabiri caizse Yeşilçam kuşağının, siyah beyaz filmlerin en has delikanlısı benim için kendisidir. Kendine has özelliği vardır Sadri Alışık’ın, insan olan nasibini alır onun sinemasından. Gözünde yaşla birlikte ,izlerken acının, hüznün merkezine yerleştirirsiniz. Lafı çok uzatmamak gerekirse; bir dönemin içini cız ettiren 1967 plaka “ Serseri “ filmi senaryolarıyla tanınmış, ve senaryolarına acı, hüzün ,dramı ekleyen ama bu acıyı basitliğe değil vurucu şekilde, harbici ve sahici şekilde işleyen Safa Önal’ın büyük emeğinin olduğunun altını baştan çizmek gerekir.
30 Haziran 2015
Aksiyon, Macera, Cüneyt Arkın: Deli Fişek (1984)
11 Haziran 2015
Bende Öğrendim Artık Bu Düzende Yaşamanın Sırrını: Asiye Nasıl Kurtulur ( 1973 & 1986)
Her
dönemin kendine has bir özelliği vardır. Bu dönemler siyasi, ekonomik ve
benzeri şekilde kategorize edilebilir. Bu açıdan düşünecek olursak Yeşilçam
dönemine ayrı parantez açmaz gerekir. Yeşilçam'da bu dönemler kendi
içinde dönemlere ayrıldı. Seks Furyası, Fantastik filmler, Kovboy
filmleri vs…
Mevzu bahis konumuz dönemine damga vuran, kimlik bunalımı gibi sorunlarına yön veren iki versiyonuyla görücüye çıkan “ Asiye Nasıl Kurtulur “ filmi. “ Asiye Nasıl Kurtulur “ Vasıf Öngören tarafından 1969 yılında yazıldı, bu oyun daha sonrasında 1970 yılında Vasıf Öngören rejisi ile Ankara Birliği Sahnesinde görücüye çıktı. Filmin iki versiyonu sonrasında beyazperdeye taşındı. Bu iki versiyondan birincisi 1973 yılında Türkan Şoray’ın başını çektiği, Nejat Saydam Filmi.
Diğer
versiyona geçmeden bu versiyon hakkında birkaç söz söylemek gerekir.
1973 yapımı Türkan Şoray’ın başrol oynadığı yapımda tiyatro havasında değil, film havasında geçiyor her şey. Türkan Şoray o dönemlerin masumane kızları rolünde burada. Annesinin fahişe olduğunu öğrenmesiyle büyük bir yıkım yaşıyor. Filmde her sahne ince ayrıntısına kadar inceleniyor. İlk filmde klasik anlatı kullanılırken, ikincisinde çağdaş anlatıya yer veriliyor. 1973 yapımı “ Asiye Nasıl Kurtulur “ versiyonunda Asiye’nin nereye giderse gitsin yakasının kötülükten kurtulmadığını, her çalıştığı yerde erkekler tarafından tacize uğradığını, bu namussuz hayatta namuslu yaşama çabasını izliyoruz.
Filmin en hüzünlü sahnelerinden biri; kimsesi kalmayan Asiye’nin bir delikanlıyla nişanlandığı sahnede, nişanlısının ailesinin Asiye’nin annesinin fahişe olduğunu öğrenmesiyle Asiye saf bir kız olmasına rağmen Annesinin bedelini kendi ödüyor. Suçu olmamasına rağmen annesinin fahişe olmasından dolayı suçlu yine kendisi oluyor. Bu saatten sonra ne kalacak bir yeri oluyor, ne de gidecek kimsesi. En son çare olarak Asiye, kurtuluşu eski öğretmenin evine giderken arıyor. Asiye bu defa bu evde paylaşmayı, sevmeyi, iyi insanların bu dünyada halen olduğunu düşünüyor, ama aralarında güzel bir yuva hasretini gördüğü delikanlının bir süre sonra evli olduğunu öğrenci yine yıkıma uğruyor ve sonra birbirini seven iki genç hapse mahkum oluyor. Film boyunca hep darbe yiyor, namuslu yaşıyor. Kendisine dokundurtmuyor, kendisine tehlikeli olacağını düşündüklerinden kaçıyor.
Yönetmen bu filminde namuslu bir kadının namusuna nasıl düşkün olduğunu
gösteriyor seyirciye. Hapiste bir süre kalan Asiye’nin hayatı içerde kendisini
kollayan “ dışarıya çıkınca bana gel “ diyen kadın tarafından
yeniden bozguna uğruyor. Bu da Yeşilçam sinemasının karakteristik
özelliklerinden biri olarak yansıtılıyor bize. Asiye hep kaçmak
zorunda bırakılıyor. Kadınları pazarlayan bu kadının tuzağına düşen Asiye’nin
bu tuzaktan kurtulması uzun zaman alıyor. Hastanedeki hayat
kadınları gibi olmadığını, muayene esnasında döktüğü gözyaşlarıyla ne kadar
masum olduğunu görüyoruz Asiye’nin, sonra yine Fuhuşla mücadeleden gelmiş bir
kadınla tanışıyor, inanıyor ama yine darbe yiyor. Çünkü bütün umutları
yok oluyor. Ne kadar kaçsa da Asiye yine kurtulamıyor beladan, bela
peşini bırakmıyor. Filmin finaline doğru sevdiği delikanlı
Asiye’yi günlerdir arayıp sonunda bulsa da Asiye, kendini namussuzluğa
bulaştıran Kara Mustafa’ya faturayı kesiyor, sonunda elinde bıçağıyla polise
teslim oluyor.
Oyunculuk adına Türkan Şoray’ın ne kadar drama yaşattığını çıplak gözlerle izliyoruz film boyunca. Masumane rolünü öyle etkileyici oynuyor ki kelimeler kıfayetsiz kalıyor kendisi karşısında. Orçun Sonat’ta filmde Türkan Şoray’a başarılı bir şekilde eşlik ediyor hiç sırıtmıyor bu rolde, hatta bunun üstesinden fazlasıyla geldiğini söylemek gerekir.
Asiye
Nasıl Kurtulur’un
1986’da çekilen versiyonunda hayata kötü başlayan bir kadının nasıl
ayakta kaldığı anlatılıyor. Kabataslak konuya girmek gerekirse; filmin
başlarından itibaren karşımıza çıkan Nazlı’nın hikayesi filmin ilerleyen
zamanlarında Asiye’nin hayatına dönüşüyor, çünkü Asiye’nin nasıl kurtulacağı bu
oyun sonucu belli olacaktır. Filmin bu versiyonu Bir tiyatro sahnesinde oynanan
oyun olarak gösteriliyor bize. Bütün oyuncular yerlerini alıyor.
Kötü
kadınlar, kötü erkekler, pezevenkler, bu bataklıktan Asiye’leri kurtarmak için
görevlendirilenler burada var. Var olan sistemden kurtulmanın bir yolu
olmadığını söylüyor film, hatta bu sistemden kurtulmanın tek yolunun bu
sistemle devam etmek olduğunu söylüyor. 80'lerin seks furyası olduğu zamanlar
olduğunu düşünürsek Asiye Nasıl Kurtulur'un 1986 versiyonu 80'ler
atmosferini yansıtıyor. Fuhuş batağında olan Asiye'yi müzikal açıdan
şu sözlerle anlatıyor film
“ Biz aşk satarız, sermayedir etimiz.
Biz aşk satarız, emeğimiz terimiz.
Artık aşk paradır,
Gönlümüzde yaradır,
Alnımızda karadır,
BİZİM GİBİLER İÇİN.
Biz et satarız.’’
Anlatıcı olarak Ali Poyrazoğlu Ve Nuran Aktar anlatıyor bu filmi bize. Çünkü Asiye’nin hayatı böyle şeklini alıyor. Filmin 1973 versiyonunda Türkan Şoray üzerinden anlatılan film bu versiyonunda tek bir kişi ağzından anlatılmıyor, yardımcı oyunculara da yer veriyor. Müjde Ar, Ali Poyrazoğlu, Hümeyra Akbay’ın başrol oynayan filmde en az onlar kadar yan rolde oynayan oyuncular muhteşem bir performans sergiliyor. Diyaloglar, müzikler, film içindeki danslar filmin puanını daha da yükseklere çıkartmayı başarıyor. Filmde eksiklikler de yerini koruyor.
İlk filmde Asiye’nin ne tür zorluklarla karşılaştığına dair daha çok yer veriliyor, ama ikinci filmde Asiye’nin hayatı bir oyun üzerinden anlatıldığı için fazla düşünülmüş olabilir. Filmin ilk versiyonunda Asiye namusunu koruyup namusuna leke sürmeye çalışan Kara Mustafa’yı öldürüp hapse girerken, ikinci filminde Asiye bu hayattan nasıl kurtulacak diye soru yöneltiliyor, bu soru yöneltilirken Asiye bu hayattan kurtulmak isterken zengin bir adamın paralarına çöküyor. İki Asiye arasındaki fark burada belli oluyor.
İki filmde de “ Kara Mustafa” karakterini oynayanlar arasında ben tercihimi Yaman Okay tarafından kullandım. Hikmet Taşdemir’den daha iyi oyunculuk sergilediğini, diyaloglarla ve mimikleriyle tam kabadayı rolüne yakıştığını söylemek yanlış olmaz. İki film arasında farklılıklar bulmamız kaçınılmaz oluyor. Oyuncu farkı, müzik farkı, diyalog farkı vs sıralayabiliriz. Düzene dair bir çok şey sıralıyor, filmin ilk versiyonu değil de Atıf Yılmaz imzalı ikinci versiyonu politikliğini daha çok konuşturuyor. Yazımı bitirmeden film adına düzenle ilgili birkaç sözünün olduğunu şu sözlerle haykırıyor film.
“ Bende kurtuldum işte. Bende öğrendim artık bu düzende yaşamanın sırrını, karınların nasıl doyduğunu, sırtların nasıl pekleştirildiğini, yarın korkusu olmadan kimlerin yaşayabildiğini nasıl yaşayabildiğini biliyorum artık. Bu düzende yaşamanın sırrı. Davrananı yok edin, direneni gebertin. Ezin, vurun,öldürün devam etsin bu hayat. Bende kurtuldum işte. Bende öğrendim artık nereden geldiğini değirmenin suyunun, nerelere para yatırmak gerektiğini, ve bir seferde kolay yoldan bilmem şu kadar paranın nasıl kimlerin cebine girdiğini biliyorum artık. Bu düzende yaşamanın sırrı.”
28 Mayıs 2014
Yeraltından Yeryüzüne Seslenenler: Maden (1978)
Cem Kurtuluş, 2014
30 Temmuz 2013
Beyaz Ölüm (1983)
28 Mart 2013
Üçkağıtçılar (1975) Piç Rıza, Deve Ömer, Horoz Ali !
bir sen, bir ben, bir de allah..." Tazı Niyazi film adına farklı karakterlerden, para kokusu nerede Niyazi de orada oluyor.
Bu üç elemanı (Piç Rıza, Deve Ömer, Horoz Ali ) film boyunca birbirleriyle rakip halinde olup , birbirlerine tuzak kurar pozisyonda görüyoruz sürekli. Paralar ikide bir el değiştiriyor. Bu üç kafadarın peşinde Fil Abbas’ın adamları oluyor,ama çoğu yerde Fil Abbas'ın adamları yerine Piç Rıza, Horoz Ali, Deve Ömer'i görüyoruz. Filmin başlarında “ Piç Rıza” yolda iki hatun ayartarak bu adamlardan parayı alan ilk adamdır. Sonrasında Deve Ömer ve Horoz Ali arasında para şekil değiştiriyor, filmin seyri bambaşka yöne kayıyor. Filmde konu yok, sadece paraya sahip olmak isteyen üç kafadar, ve bir mafya lideri var. Filmde Deve Ömer ve Piç Rıza, Horoz Ali'nin peşindeyken otelde kavga ettikleri sırada bir karı kocanın odasına girmesi sonucu boşta kalan kadınla sevişmeye başlayan sahne filmin en absürt ama bir o kadar en eğlenceli yerini oluşturuyor. Bu sahneler doğrultusunda ilerleyen filmde Horoz Ali kurnazca bir yöntem kullanarak devamlı evlenmek için kandırdığı Cemile adlı kızın karnına paraları bir yastığa doldurarak Hamile numarası yaptırarak kızı köye gönderir. Aynı zamanda bu sahnelerde ve bir önceki sahnelerde karşımıza çıkan Karadenizli Cemile filme can veren karakter arasında yerini alır.
Filmin en büyük özelliği de bu döngü içinde ilerlemesidir, zincirleme bir halka gibi herkes paranın peşinde.
Filmin sonuna gelmişken ve herkes paraların peşindeyken polis baskın yapar Fil Abbas ve adamlarını tutukluyor , son kalanlarsa bu üç kafadar oluyor. Havuza paraların dökülmesi sonucu paralara bu üç kafadar atlıyor, sonrasında polisleri karşılarında buluyorlar “ Kanunlara karşı gelmediklerini, paraları polisler için topladıklarını” polise ima ederek filmin bitişini gösteriyorlar bize . Bu aynı zamanda bize filmin başlarında hapise atılan üç kafadarın bir daha suç işlemeyeceklerini polise söz veren sahneyi hatırlatıyor.
Filmde aksiyon durmuyor, devamlı filmdeki elemanlar koşuşturma içinde oluyorlar. Yönetmen de tam olarak bize bunu vaat ediyor. Filmde üç karakter oyunculuğunu konuşturuyor, yönetmen ise bu filmde daha çok aksiyona yer veriyor. Natuk Baytan bu konularda hakkı verilmesi gereken isimlerden. Devamlı bir aksiyonun peşinde, vurdulu kırdılı ekolü temsil eden akla gelen ilk isimlerden desek yanılmayız. Filmin diğer bir eksiklik senaryo. Üç karakter haricinde diğer karakterlere pek yer verilmiyor, filmde siyah takım elbise giyen adamlar ancak " salak ile avanak " rolunde görülüyor. Diyalogtan ziyade aksiyona yer veriyor Yönetmen. Oyunculuklara geçtiğimizde; Piç Rıza karakterindeki Robert Widmark giydiği kostümlerle, yaptığı hareketlerle, kadınları ayartmasıyla “ Piç” kavramını bir nevi belli ediyor, bunun haricinde Deve Ömer (Rıza Fazeli ) ; deve gibi kuvvetli olduğunu, Horoz Ali ( Cüneyt Arkın ) 'de devamlı piçlik peşinde koştuğunu bize iyi yansıtıyor.
Sonuç olarak; Konusu olmamasına rağmen, absürtlükte sınır tanımayan, defalarca izlenmesi gereken 70'li yılların klasik filmlerinden " ÜçKağıtçılar " çocukluğunuza dönmek istiyorsanız izlenecek vurdulu/ kırdılı sahneleriyle kendinden geçiren üstüne komedi harmanlanan bir yapım, ama senaryo olarak sınıfta kalan bir yapım. Kesinlikle kusursuz bir yapım değil, ama her izlenildiğinde gülmeyi garanti eden yapımlardan!
Natuk Baytan'a Saygıyla...















