// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Accept etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Accept etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2024

Tutkunun Gecesi: ACCEPT & Saints 'N' Sinners Konseri Kritiği (17.10.2024)


 






Her hüznün arkasında bir kaos vardır. Debelenerek gidilen hayatın altında kaosu aramak en kaçınılmaz durum olur. Mevzuyu burada kısa kesersem; ACCEPT için biraz daha eskilere gitmek yerinde olacaktır. Heavy Metal tarihinde pek çok az grup vardır ki kitlesiyle büyüleyen ve o kitlesiyle de marş vari sloganları bugünlere kadar gelen, çeşitli tanımlama getirebiliriz ACCEPT için, bunlar belki de boş cümleler serisi gibi de gözükebilir.

2010’da  Sonisphere’a gelmelerine rağmen maddi olaylar patlak verince o konserde bulunamamıştım, sonrasında grubun buraya gelme girişimleri olmuştu 2016’da, son olarak da o girişimin çabaları sonuç vermişti, 14 yıl sonra ACCEPT bu defa karşımızdaydı. Kritiği sıkmamak adına mevzuya direkt bodoslama girmek yerinde olacak olsa da öncesinde bir sonbahar akşamında kalabalık ve kendini bilen bir kitlenin varlığıyla daha içeri girmeden coşkulu ve tutkulu bir konserin bizi beklediği aşikardı. 

DJ’de Adil Akbay’ın bulunması da ayrı bir motivasyon kaynağıydı,ki Running Wild,Motörhead ve sıralanan giden bir setlist mevcuttu. Pek çok kritikte konserin akışına göre sıkı setlistler hazırlayan DJ’lerin hakkı yeniliyor,bu konuyu es geçmemek yerinde olacaktır.

ACCEPT öncesi  “Saints ‘N’ Sinners” sahnedeki yerini alsa da, grubun fanatiği olmasam da dışarıdan sesleri işitiyorduk, grup son albümü “Rise of the Alchemist” üzerinden gidiyordu. Accept öncesi bizi nasıl ses sistemini beklediğinden habersiz olsak da, grubun kendi sesçilerini getirmesi bizler için ekstra motive kaynağı olmuştu,ki üstüne mekanın ses sisteminin iyi olması da eklenince bunun meyvelerini “Saints ‘N’ Sinners da  görmüş bulunduk. İlk grupta içeride olunmadığı için,sadece sesleri işittiğimiz için, bir de birkaç videodan aşina olduğumuz için kitleye iyi performansla karşılık vermişti ‘Saints ‘N’ Sinners.

Konser alanına girdiğimizde oldukça sıkı bir kitlenin, özellikle 30 yaş üstü kitlenin alanda olması da konser adına artı bir durum olmuştu. Konsere bodoslama bir giriş yaparak, “Humanoid” albümünün demir başlarından sayılabilecek “The Reckoning” ve sonrasında devam eden “Humanoid” bizi karşılamıştı. Daha başlardan itibaren adrenalin yükselmiş, herkes de olduğu gibi bizde de tutkulu  ve coşkulu bir konserinin devam edeceği aşikardı. 

Grubun kimyası,isteği, seyirciye verdikleri pozitif enerji ile birlikte durmaksızın seyircinin de buna karşın verdiği karşılıklı etkileşim ile hız sınırı artıyordu. Grubun ses mühendisleri/sesçileri ile gelmesiyle birlikte sesin muazzamlığı karşısında seyirci de keyif almaya devam ediyordu. “Restless And Wild” ve “London Leatherboys “ile birlikte enerji böyle bir sonbahar akşamında iyice yükselmişti. ACCEPT tarihinin olmazsa olmaz şarkılarından biri olan “Midnight Mover” ile gaza iyice basılmıştı, geri dönüş yoktu. Seyirci de bundan nasibini coşkuya karşılık vererek arttırıyordu tempoyu.

Sığdırılacak bir çok şarkı varken ACCEPT tarihine bütün şarkıları sığdırmak zor olacak olsa da, Thrash Metal tarihine yön vermiş  “Fast as a Shark” da delirmişlik seviyesi daha da sert hale gelmişti.  

Klasikleşmiş bir metal müzik marşı ve çoğu kişi için ACCEPT tarihinde bir klasik olan “Metal Heart” ve bununla birlikte terör estiren “Teutonic Terror” ile birlikte adrenalin/tempo gittikçe artmaktan kendini alamıyordu. Grubun turne rehberinde aslında bu konserde daha fazla şarkı çalınıyordu, grup da  seyirciye bu pozitifliğini geçirmiş çaldıkça çalmak istiyor, o tutkulu halini seyirciye gösteriyordu. Böyle konserlerde en önemli durum seyirciyle birlikte yakaladığın sinerji ve bunun devamıdır. Mark Tornillo öncülüğünde, Wolf Hoffman’ı bütün ekiple o sinerjiyi yükseltmesiyle seyirci de gaza basmış durmuyordu.  Sadece o değil, davulcu Christopher Williams seyircinin coşkusunu katlayarak devam ettiriyordu. 

Grubun sinerjisiyle birlikte yorgunluk belirtisi seyirciye geçse de gruptaki enerji kaldığı yerden devam ediyordu. Tahmini süre olarak turnelerde çaldıklarından az çalmalarını beklerken bunun daha fazlasını çalmaları da seyircinin enerjisini arttırıyordu. ACCEPT tarihinde kültlükte zirvede olan “Balls to the Wall” çalındığında seyircideki istek seviyesi daha da yüksek yerlere tırmanmıştı,ki grup bunu o kadar iyi çalmıştı,ki artık şaşmanın ötesine geçmiştik. Enerji,Sinerji,Tempo,Coşku,Tutku… Her biri bu gecenin içinde vardı,ki grup finali “I’m Rebel” ile bitirmişti.

 Bu gecenin tarifini yapacak olsaydım; “Tutkunun Gecesi”  tanımını koyabilirdim. Organizasyonun tıkır tıkır işlediği, özellikle ACCEPT’in sesçilerini getirmesiyle ses sisteminin böylesine muazzam işlediği, grubun ve seyircinin bir bütün halinde olduğu konserlerde samimiyet daha yüksek sesle haykırılıyor.

 Denizin ortasında, Sonbahar’da Heavy Metal’i doruklara kadar hissettiğimiz bir gece yaşadık ACCEPT ile.

 Kelimelerin bittiği yerde ACCEPT yeniden diriltir

Çünkü Heavy Metal bunun için var! 

Fotoğraf:T24

 Cem Kurtuluş, 2024 (17.10.2024)@Küçükçiftlik Park 


27 Mart 2022

"Ben, bir Heavy Metal Savaşçısıyım" Accept - Too Mean To Die (2021)


 








“Elinden gelenin en iyisini yazmaya çalışırsın ve sonra olan budur.” der Wolf Hoffman “ To Mean To Die “ albümünü anlatırken, bir nevi hayata bir özet geçer.  Bir süre ara verdikleri dönemden sonra vitesi arttıran,diğer bir anlamda bir komutan nasıl takımı toplar cümlesinin cevabını veren bir isim Wolf Hoffman. Kendisinin müziği bıraktığı dönemde kendisini müziğe döndüren isimlerden biri de Mark Tornillo gibi güçlü bir sese sahip olmalarından kaynaklı, albümün röportaj sürecinde Wolf böyle diyor. Buna kimsenin şaşıracağını sanmıyorum, kendisi de kendi tutkusundan haberdar ve hayranlarına bağlılığını da en açık sözleriyle dile getiriyor.

Pandemi döneminin araya girmesiyle birlikte pek çok grup işinde geri kaldı, pek çok grup da kendi işini öncesinden halletmişti. Bazıları için pandemi, kendilerine zaman yaratmıştı. Bununla birlikte grupta değişim olmuş, grup üçlü gitara çıkmış, yılların kemikleşmiş kadrosunda Peter Baltes gruptan ayrılmıştı. Wolf Hoffman bu konuda ne kadar üzgün olduğunu söylese de gruba gitar bölgesine  Philip Souse  ve  bass’a Martin Motnik takviye edildi. Grup için bu albüm aynı zamanda Peter Baltes ile çalışmayacak ilk albüm özelliğini taşıyordu. Sonda olanı başta söylemek gerekiyorsa; grup, yıllardır bu camiada metalhead’liğiyle bilinen Andy Sneap’le çalışıyor. Pek çok zaman Andy Sneap janjanlı sound’lar elde etse de burada durum tam tersi durumda.

Albüm,  çift gitarın esareti altında saldırdığı Mark Tornillo’nun dinamik ve güçlü kaosun içine davet eden “ Zombie Apocalypse”  ile açılıyor. Wolf her ne kadar grupta gitarda etkili olsa da burada Philip Souse gitar hatlarına saldırır pozisyonda.  Teknoloji çağındaki robotlaşan insanı anlatan lirikleriyle noktayı koyuyor Accept. Telefonla beyinleri zehirlenen insanlığa bir bomba fırlatıyor.” Too Mean To Die “ çift gitarın hatta bütün gitar hatlarını çalışmasıyla agresifliğin yükselmesiyle ve başlangıcında nakaratta dediği gibi “ ben, heavy metal savaşçısıyım “ diye haykırıyor. Solosu, çift yönlü gitarı, davulu ve tam bir kombinasyon ile Mark’ın ateş eden vokali yanar kıvamda devam ediyor.

AC/DC etkilenimli “ Overnight Sensation”  gazdan elini geri çekmeyerek “ ben ünlü olmak istemiyorum, sansasyonel haberler altında olmak istemiyorum” mottosuna dair lirikleriyle sözünü söylüyor. “No Ones Master  Accept’te klişeleşmiş koro vokalli soundla marş halini almış bir yerle devam ediyor.  “Medya, kitleleri kontrol ediyor” cümlesiyle açılıyor şarkı, müzik altyapısıyla soundsal yönden bekleneni vermese de tam olarak;liriksel olarak politikliğini konuşturuyor. Ballad vari girişiyle başlayan “ The Undertaker “ Wolf Hoffmann ve Mark Tornillo imzalı, aynı zamanda marş vari havasıyla ilerliyor. Binaları diken müteahhitlere karşın altında kalan insanlara dair sözünü söylüyor. Altyapı olarak bekleneni tam veremese de koro vokaliyle konserlerde seyirciyle söylenecek şarkılar arasında yerini alması muhtemel. “ Sucks To Be You”   kendi hakkında övünen insan ya da peygamber hakkında ya da buna yakın biriyle alakalı sözünü söylüyor.  “derinlerde senin içinde korkak ve yalancı biri yaşıyor “ nakaratıyla anlatıyor olan biteni.

"The Best Is Yet to Come" duygusal,dokunaklı,bir o kadar ballad vari eski Accept dönemlerini hatırlatmışcasına Mark Tornillo’nun duygusallığına tanık ettiğimiz bir şarkı oluyor. “How Do You Sleep “ albümün dinamit şarkılarından,yer yer koro halindeki agresifliğiyle yerini koruyor. Lirikleriyle de Accept’in dünyaya iğneleyici mesajını savaş üzerinden söylüyor. Sözlerin geçerliliğini yitirdiği bir dünyanın cehenneme gidişinden bahsetmek üzere haykırıyor. Gitar hatlarının ileri geri çalışmasıyla,solosuyla canlı olan “ Not My Problem “ akılda kalıcı şarkılar arasına giriyor. Albümün kapanış şarkısı “ Samson And Delilah” orta doğu ezgilerini anımsatan bir yapıda oluyor.

 Prodüktöre gelecek olursak... Andy Sneap camiada her ne kadar bazılarının nefret edilen isimlerinde olsa da bazı teknolojik sound olayına dokunsa da bu albümde anlaşılan grup tam istenilen verimi almış kendisinden. Mark Tornillo’nun haykırışları, gitarlarda thrash tınıları ile birlikte speed metal/heavy metal riffleri, davul ve bass’taki hünerler duyulabilecek kıvamda oluyor.

 Sonuç olarak “ To Mean To Die”  40 yıllık bir geçmişe dayanan Accept’in Wolf Hoffman komutanlığında üçlü gitara geçtiği ve  Peter Baltes’ın yokluğunda olgunca çıkardığı bir iş oluyor. Gerek virüsün yayıldığı dönemde, teknoloji manyaklığının ileri gittiği bir çağda sözleriyle ders vermesini bilen bir yapıda son zamanların heavy metali ileri taşıyan işlerinden biri.

 Kadro;

Mark Tornillo- Vokal

Wolf Hoffman- Gitar

Christopher Williams –Davul

Uwe Lulis – Gitar

Martin Motnik – Bass Gitar

Philip Souse - Gitar


Cem Kurtuluş,2022

28 Eylül 2014

Saldırı Devam Ediyor! : Accept - Stalingrad (2012)




















Bazı albümler hakkında ne kadar yazarsanız yazın eksik bir şeyler mutlaka vardır. Müzikten ziyade içinde barındırdığı anlamlar albüm bütünlüğü açısından önemlidir. Heavy metal tarihi boyunca önemli mevzulara değinen heavy metal grupları hep oldu, hep de olacaktır.  “ Blood Of The Nations” albümüyle etrafı kana bulayan, UDO’nun yerine Mark Tornillo takviyesi yapan Accept grubu dünya için mesaj vermeye devam ediyor. Bu mesajı da tarihin en kanlı savaşlarından biri olan Stalingrad savaşını ele  alıyor.  Albüme ismini veren “ Stalingrad” üstünde konuşulması gereken bir albüm.


 Blood Of The Nations ile iyi bir geri dönüş yapan Accept, Mark Tornillo abimizin öncülüğünde iyi işler çıkarmaya devam ediyor. Sound olarak melodik bir albümle karşı karşıya olduğunuz “ Hung, Drawn and Quartered” ile açığa çıkıyor.  Savaşın her türlüsünü çarpıcı şekilde anlatan şarkılar olsa da  Stalingrad” sözleriyle öne çıkıyor, ama  müzikal olarak sınıfta kalıyor.  Onuru için savaşanlar, Donan ve verilen emirleri uygulamakta olan  askerler, parçalanmış cesetler, ölümler ve  Stalingrad savaşının getirileri..

“ Hellfire “ ile yangın devam ediyor.   Gün ışığında güzelliği gören insanların birden bir küle döndüğünü anlatıyor. “ Blood Of The Nations” albümündeki şarkılara göre benzerlik gösteriyor.  Şarkının bitimine 2 dakika kala gelen sololar savaş psikolojisini halini yansıtıyor.

Bombardıman “ Flash To Bang Time” ile devam ediyor. Albümdeki favorilerimden. Güçlü sesiyle yeri göğü inletmeyi başarıyor Mark Tornillo abimiz. Girişiyle eski Accept albümlerine selam çakıyor.   Bilmeyenler için şarkının ismini askeri anlamda şöyle bir ifadesi var ;  “Ateş etmekte olan bir silah alevinin gözle görülmesi ile aynı silahtan çıkan patlama sesinin duyulması arasında geçen zaman”   Sololar albümün ilk şarkılarına göre vasat şekilde değil, çok da sırıtmıyor.

“ Blood Of The Nations “ albümünde ballad koymayı unutmayan Accept, bu albümde de “ Shadow Soldiers” ile selamlıyor bizi.  Duygu yüklü girişle açılıyor şarkı,  Özgürlüğü için savaşan askerler asıl tema şarkıda.  Wolf abimiz gitarda döktürüyor yine.  Wolf Hoffman bu şarkının yazılma nedenini bir röportajında şöyle açıklamıştır; but “stalingrad” is not a concept album; the band tackles numerous topics, such as ... the price paid by soldiers who died for rest in places like arlington national cemetery (“shadow soldiers”).

Wolf abimiz kaldığı yerden devam ediyor “ Revolution” ile. Ekonomik olaylardan tut açlık mevzusuna kadar geniş yelpazede değiniyor. Nakarat her şeyi özetliyor; “What's wrong, with this picture , The poor get poorer and the rich get richer “   Saldırı “ Against The World “ ile devam ediyor. Tornillo abimiz başta olmak üzere Accept tayfası üzerine düşeni yapıyor. 

Ballad değeri taşıyan duygusal noktalara taşıyan “Twist Of Fate” ile beraber yola devam ediyoruz. Vokalin iniş-çıkışları yerinde, Accept’in 1980 dönemlerine selam çakmasının yönünde adeta hard rock kokuyor.  Mevzuyu uzatmadan albüm hakkında söyleyebileceğim “ Blood Of The Nations” albümüyle karşılaştırılmaması olur. “ Her albümü yeni bir tad “ önerisiyle dinlemeye davet ediyorum sizi. 

Yazan: Cem Kurtuluş 

20 Ocak 2011

Accept - Metal Heart (1985)


Yıl 1985,  piyasa heavy metal albümleriyle ve demolarıyla kaynıyor. Plak şirketleri ise grupları kapmak için birbiriyle yarışıyor.   Accept, “ Balls to the Wall”  albümünden sonra dünyada saygın bir heavy metal grubu olmaya, konuşulmaya devam ediliyordu.  Çoğu otoriteden tam not almıştı, dünyayı sarsmıştı konserleriyle de fanlarıyla bağını daha sıkılaştırmıştı.  Balls to The Wall albümü sonrası gruptan ayrılan  Jörg Fischer “ Metal Heart “ albümüyle geri döndü. Grup için eleman değişikliğindeki yenilik buydu. Bu albüm aynı zamanda Accept’in ilk konsept albümüydü ve politik bildirilere yer veriyordu. Bunun yanında da fütüristik tema kullanılmıştı.  Ayrıca  gelecek kuşağa, bilgisayarlaşan ve hızla artan insan nüfusuna değinmeleri bu albümün meselesiydi. 

Albümün başlangıç parçası “ Metal Heart “  metal marşı kıvamında U.D.O’nun güçlü vokaliyle ve gitar oyunlarına tanıklık ettiğimiz, aynı zamanda robotlaşmış insanlara mesaj veriyordu. İçinde bulunan sample da Beethoven’dan alınmaydı, girişindeki intro Tchaikovsky’nin  Slav marşındandı.  Pek çok yerde şarkı “ metal marşı “ olarak anılmaya başlanmıştı.   Hoffman “ bu kadar popüler olacağını bilmiyordum “ yorumunu yapmıştı bununla ilgili.   Bir uyuşturucu anlatısı olarak sunulan ve uyuşturucu satıcısını  “ Midnight Mover “  Udo’nun yırtıcı vokaliyle, Hoffman’ın sololarıyla, davulun uyumuyla üst seviyelere çıkar.


 “ Up To The Limit “ albümün zayıf şarkısı olarak göze batıyor, U.D.O’nun vokali de kurtarıcı olamıyor. Kontrolü olmayan uçlarda yaşayan birini anlatıyor.  Gitarların girişiyle hakim olduğu  " Wrong Is Right’’  speed metal’in  klas örneklerinden.  “ Do never do what you don't like”   sözüyle şarkıyı özetliyor. Albümün  keyifli parçalarından biri “  Screaming For A Love-Bite’’   aşktan beslenen sözleriyle öne çıkıyor. Şarkı boyunca enerjik temposuyla, sololarıyla da albümdeki dinamit şarkılar arasında yer buluyor kendine. "  Too High To Get It Right’’  hızlı gitarların konuştuğu tipik Accept şarkısı olarak dikkat çeken  koro halinde söylenen nakaratlarıyla  desteklenen back vokalleriyle albümün sıradışı şarkısı konumunda.

Bass açılışıyla bizi karşılayan " Dogs On Leads’’ köpeklerin yaşantılarına dair sözünü söylüyor.   Neden saldırgan olup olmadıklarına dair sözler şarkının içeriğini oluşturuyor. Şarkı ilerledikçe tempo yükseliyor, Udo yine o tempolu ortamda yırtıcı vokaliyle esip gürleyerek resital sunuyor. Şarkının hakimiyetinde  Bass gitarist Peter Baltes yanında  bunun sonrasında gelen sololarla bir tırmanış oluyor. “ Teach Us To Survive”  devamlı sorular soran, yarınsız bir dünyaya doğru perde aralıyor. Neden sorularının yükseldiği bu perdede  Accept alışılmışın dışında bir metot kullanıyor bu şarkıda.  Pek çok kimseye göre “ jazz metal “ olarak tanımlanıyor bu.  

Çift gitarların hüküm sürmesi “ Living for Tonite “ ile devam eder. Bir yol şarkısı sözleri hakim şarkıda.   Scorpions etkilerine rastlamak mümkün.  Albümün finali “ Bound to  Fail “ ile  bitiyor, Manowar-Helloween benzeri melodileriyle eski power metal gruplarının notalarına yakınlığıyla bu şarkı bir albümün finali için hayal kırıklığı şarkısı olduğunu söylemek mümkün.

80’lerde Balls to the Wall döneminden sonra  “ Metal Heart”  ticari açıdan pek çok başarıyı yakaladı. Metal Heart şarkısı bir marş olarak yüksek sesle  söylendi, UDO bu albümden sonra “ Metal Heart “ adıyla anılmaya başlanmıştı.  Accept albüm sıralamasına göre kıyaslarsak  “ Restless  And Wild “ albümünün gölgesinde kalan bir albüm olmuştur “ Metal Heart “  Gerek sözsel , gerek de müzikal açıdan .   Ama “ Metal Heart “ yıllar sonra da olsa her daim hatırlanacak albümler köşesinde yerini almayı başarmıştır.
  


Cem Kurtuluş, 2011

18 Kasım 2010

Accept - Balls To The Wall (1983)





















1980 yılının  öncesinde dünyayı heavy metal ateşi sarmıştı. İngiltere öncülüğünde herkes söz tabiriyle gardını almıştı. İmajlar,sözler, duruşlar bir şekilde kendini belli etmeye başlamıştı.  Accept 1979 yılında  “ Accept “  1981 yılında “ Breaker “ albümüyle nam yapmaya başlamıştı. Başka olayların habercisi olacak albümü daha çıkmamıştı. Dünyada konuşulacak albümlerden olacak olan “ Balls To The Wall “  Heavy metal tarihine geçen  Accept grubunun beşinci albümü.

Albümde çoğunlukla lirikler  ; politika, seksüalite ve kilise temaları üzerine. Şarkı sözlerinin yazarı da Deaffy adı geçiyordu fakat daha sonra bu kişinin takma isim altında Gaby Hauke olduğu açıklandı. Gaby bu albümle beraber şarkıların resmi müellifliği hakkında hiçbir hak talep etmeden sözleri yazmaya devam etti.  Aynı zamanda Wolf Hoffman’ın eşidir Gaby Hauke

 Accept’in en önemli çıkışı  1981 yılında “ Breaker “  albümünü çıkardıktan sonra Judas Priest’le dünya turuna çıkmak oldu. O zaman daha fazla tanınmaya başladı . Judas Priest’le dünya turuna çıktıktan sonra , Accept’in hayranları  daha da arttı. U.D.O o dönemler için Accept için büyük bir güçtü.  80’ler Heavy metal rüzgarının estiği  yıllarda Accept albümlerini sıralamaya devam ediyordu. Herkes birbiriyle yarış içindeydi. Judas Priest “ British Steel “  Saxon  “ Wheels Of Steel” Motörhead  “ Ace Of Spades” ile dönemine damga vurmuştu. Böyle bir çağda “ Balls To The Wall” çıkmış oldu.

Albüm;  albüme ismini veren “ Balls To The Wall”  gibi demir yumruk misali, kafamıza inen balyoz gibi bir şarkıyla açılıyor.  Udo’nun yırtıcı vokallerinin hakim olduğu, dönemin çift gitarların saldırganlığıyla birlikte gruptaki herkes payına düşeni yapıyor.  Dünyadaki sisteme, insanları köleleştiren düzene sitemlerini bu şekilde iletiyor. Şarkı bir süre sonra koro haliyle,akılda kalıcı nakaratlarıyla öne çıkıyor. İsyankar çığlıklara tanıklık ediyoruz. Gitar saldırılarının devam ettiği “ London Leatherboys “ 80’lerin heavy metal kültürüne dair sözleriyle, east rider yaşam tarzını anlatmasıyla aynı zamanda “ gay metal “  diye ortalığın inletildiği zamanlara bu şarkı bir atıf niteliği taşır. 1980’lerde Judas Priest’in deri ceket ve motorlarıyla sahneye çıktığı zamanlar bu atıftan nasibini alır.  (-en azından bu konuda benim fikrim böyle) Stefan Kaufmann’ın söylediğine göre şarkı  deri ceket giyip -saç uzatan,rock’n roll dinleyen nesli temsil ediyor.  “They're the easy riders - but heroes die too fast “ sözüyle de ana fikri söylüyor.

Saldırı “ Fight It Back “ ile devam eder. U.D.O’nun güçlü yırtıcı vokalinin üst seviyelere çıktığı, ekip olarak bütün grup üyelerinin şarkıda kendini gösterdiği liriklerinde teslim olmamak üzerine değiştirmeyi denemen gerektiğini söylüyorlar.  Sessizliğin içinden bass’ların inlemesiyle “ Head Over Heels “    Wolf Hoffman’ın harikalar yarattığı, hünerlerini sergilediği bir şarkı olarak öne çıkıyor.  Liriklerde  kıskançlık-tutku-şehvet  üzeri sözler hakim.  Tekrarlanan nakaratların ağızlara sakız olması gibi durum oluyor şarkıda.  Çift gitarın hakim sürdüğü “ Losing More Than You’ve Ever Had “    hüznü hissettiren balladlardan biri oluyor.   Albümdeki bazı sözlerin haksızlıklarla olduğunu söylüyordu  Stefan Kaufmann 1983 ‘te yaptığı bir söyleşide.  Bunlardan nasibini alanlar da Eşcinseller oluyordu. Eşcinsellerle ilgili “ Onlar sadece farklı insanlar, farklı davranıyorlar hepsi bu. Bu herkesi ilgilendiren olağanüstü bir olay” diye sözlerini sürdürmüştü.  “ Love Child “ eşcinsel haklarını savunuyordu, tam belirgin olmasa da “ A woman or a man
Many troubles behind me “ sözleriyle bu durumu özetliyordu.   Hoffman’ın sololarıyla zirveyi tırmanır şarkı.
 

Seksüalite sözlerinin ağırlıkta olduğu,Udo’nun öne çıktığı, Hoffman’ın fark yarattığı   “Turn Me On”  aşkın basamaklarında şehvet ve tutku çemberinde  dolandırıyor.  “ Losers And Winners “  çift gitarların etkili olduğu, albümün genelinde olduğu gibi back vokallerin katkısı üst seviyeye çıkıyor.    “ Guardian Of The Night “  kederli bir şekilde karanlıklarda boğulmuş birini tasvir eder. “I'm a man that was born for the dark “ nakaratlarıyla da şarkı bir bakıma özetlenmiş olur.  Albümün kapanışı  Accept klaslığında  “ Winter Dreams” gibi klas bir balladla son bulur.  Liriklerdeki şairanelik, notalardaki duygu seli hüzne doğru yelken açtırır.


 Toparladığımızda; 80’li yıllarda heavy metal rüzgarı eserken, gruplar birbiriyle yarışırken plak firmalarıyla sorunlar ortadayken Accept “ Balls To The Wall “ ile kafamıza balyoz indirdi. Kapitalizm’den eşcinselliğe kadar uzanan bu dolu yelpazede  ezilen herkese sesini duyurdu,bunun yanında da balladlarıyla da bunu devam ettirdi. Birçok otoritenin gözünde de bu albüm o dönemin gençleri için yol gösteren bir albüm oldu.


Not: Albümdeki sözlerin bir kısmı  Deaffy takma adını kullanan  “ Gaby Hauke “ tarafından yazıldı. Ama bütün albümün besteleri grup üyesi ayırmaksızın Accept grubuna aitti. Gaby Hauke aynı zamanda Accept’in bir dönem yöneticisi konumundaydı.


Kadro

* Udo Dirkschneider - Vocals
* Herman Frank - Guitars
* Wolf Hoffmann - Guitars
* Peter Baltes - Bass
* Stefan Kaufmann - Drums



Parça Listesi

1. Balls to the Wall" (5:50)
2. "London Leatherboys" (3:57)
3. "Fight It Back" (3:30)
4. "Head over Heels" (4:19)
5. "Losing More Than You've Ever Had" (5:04)
6. "Love Child" (3:35)
7. "Turn Me On" (5:12)
8. "Losers and Winners" (4:19)
9. "Guardian of the Night" (4:25)
10. "Winter Dreams" (4:45)

Web Site: www.udo-online.de/




Cem Kurtuluş, 2010



02 Ekim 2010

Accept - Blood Of The Nations (2010)





















Accept'in power metal ve speed metalin vaftiz babası olduğu ve Alman sahnesinde türünün en etkili grubu olduğu birçok kişi tarafından onaylanmıştır. Pek çok kişinin gözünde de Accept'in sihiri vokalist Udo'nun sesinde gizlidir. Udo'nun ayrılma kararı sonrası doğal olarak yerine gelen her isim tartışıldı, 2000'lerde yaşanan kısa birleşme sonrası Udo ve Accept bir kez daha kendi yoluna gitti.  Ve bu kez Udo yerine onun kadar güçlü bir ses, seyirciyle iletişimi olan, sesinde adrenalin akan  Mark Tornillo geçti. Tabi ki yeni albüm yayınlanan dek çok tartışmalar yapıldı fakat şu gerçek ki albüm 80’lerde çıksaydı heavy metal piyasasına damgasını vururdu. Her ne kadar eski grupların yeni albümlerini sevmesemde bana kalırsa Overkill’in yaptığı Ironbound’dan sonra yapılan en iyi geri dönüş  albümü. Accept'in bir diğer temel taşı Wolf Hoffmann’ın yazdığı gitar riffleri ve buna yıldır grubu bir arada tutmak adına verdiği çaba onu alkışlamaya yeter bile.

Albüm açılışı "Beat the Bastards" ile geliyor Sololarıyla  mest eden, Mark abimizin güçlü sesiyle, ateş çıkartacak kadar güçlü. Şarkının vermek istediği mesaj isminde saklı... Acımak yok, yok et! İlk klip parçası olma özelliği taşıyan "Teutonic Terror" de özellikle vokalist Mark Tornillo'nun performansı mükemmel. Abartılı gelebilir ama şarkı şimdiden nazarımda Accept klasikleri arasında.  Şarkıya girerken girişte bizi darp edecek, mesaj yollayan sözlerden bir kesit

"Back to the frontlines., back to the night  Medieval marauders, under the lights , Back for the plunder., the thrill of the flames , The roar of the thunder, back in the game"

Albümde şarkılar ilerledikçe tempo artıyor. "The Abyss" sözleriyle dinleyeni delik deşik eden bir parça.  Dünya halleri, felaketler, tsunamiler, depremler, intihar füzeleri, gelecek ve geçmiş ,zamanın sonuna doğru sürükleniş... Mark abimizin o haykırışları parçayı daha mükemmel kılıyor , araya sıkıştırılan sololar lezzetli. Şarkıya damgasını ise Mark Tornillo'nun çığlıkları vuruyor.

İsim şarkısı "Blood of Nations" albümdeki favori şarkılarımda. Bass gitarist Peter Baltes bu şarkıda vokalleri üstlenmiş. Parçada geri vokallerde taş gibi olmuş,  Şarkı sözlderinde isimden anlaşılacağı gibi özgür kalmak, şeref, vazife gibi sözlerin parçada ön plana çıktığını görüyoruz. Daha doğrusu Ulusu için çarpışmaya çalışan birinin sözleride diyebilirim bunlara. "Shades of Death" albümün en uzun parçası, giriş sizi yanıltabilir. Ama daha sonra kendinizi nerede bulduğunuzu şaşırıyorsunuz. Girişleri yavaş sonradan hızlanan parçalar daha enerjik daha adrenalin dolu oluyor. Yine geri vokaller "Shades of Death’’ dizeleriyle parçaya yön veriyor. Sololarda fena olmamış. Yine Mark abimiz kıyametleri koparıyor ve "ölümün gölgesine hoş geldin" mesajı veriyor.

"Locked and Loaded" ile kaldığımız yerden devam. Hızlı, sürükleyici, uçurucu  sololarıyla dikkat çeken; Mark abimizin sesininin öncülüğünde albüme damgasını vuran parçalardan biri. Gitarda Wolf Hoffman ve Herman frank harikalar yaratıyor. "Time Machine" Türkçe meali ile zaman makinesı, giriş Iron Maiden parçalarının yavaş versiyonu gibi. Bruce Dickinson’un yavaşça girip, sonra hızlanması olur ya işte onun gibi. Mark Tornillo aniden giriyor parçaya bizide yolun ortasına atıyor. Her ne kadar girişi sarmasa da , sonra hızlı bir şekilde şarkının boyut değiştirmesi şoke etmedi değil. Bass bu noktada daha bi baskın hissediliyor.

"Kill the Pain"
uçuruma doğru sürüklenmek için birebir, tam intiharlık. Geçmişe ait olanlar, fotoğraflar, kalan izler.  Boş hisler, çukura düşmüş birinin hikayesini gözler önüne seren bir parça. Çok pis duygu yüklü. Ne albümmüş be dedirtecek cinsten. Ballad koymaları klas olmuş, albüm tek duyguyu barındırmıyor. Öfke de var, hüzünde var.

İşte istediğim giriş bu!  "Rolling Thunder". Gitarlar çok pis çalışıyor, durmadan. Mark abimizin devreye girmesiyle şarkı daha güzel bir hal alıyor.  Gitarlar,  akıcılığı ile dikkat çekiyor. Eski dönemleri bu şarkıyla anacaksınız. Taş gibi taş, sizi duvara atar ve duvardan geri dönersiniz o derece. 14 yılIN ardından böylesine bir albümle geri dönmek kolay değil, ama onlar bomba gibi döndüler. Albümün bana göre eleştirilecek yönü yok. Udo’nun yerine gelen Mark abimiz, performansıyla göz kamaştırıyor.  Eskiye göz kırpmışlar. Bu albüm inanıyorum ki, sizi 80’lere döndürecek.  80’lerden izler var. Ve Accept her daim Accept olduğunu bizlere gösterdi. Taş gibi albüm,mutlaka dinleyin.

Cem Kurtuluş,2010