// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Aor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Temmuz 2011

AIRRACE























  Airrace  “ başlangıçta  Laurie Mansworth’ın çevresinde toplanan bir Aor grubuydu. Zaman geçtikçe gruba başka elemanlar geldi. Eski  girl vokalisti Phil lewis, Davulcu Jason Bonham , White Spirit klavyecisi Toby Sadler ve Moontier vokalisti Keith Murell geldi. Grubun kadrosu böylece şekillenmiş oldu.  İlk çalışmaları olan Shaft Of Lıght’ı  1984 yılında yayımladılar. Bu çalışmanın ardından  bir de bootleg yayınlandı. Senelerdir sesi soluğu çıkmayan grup 2011 yılında Back To the start adlı albümle geri döndü.   Bu albüm çıkarken Jason bonham grupta değildi. Onun yerine davula Simon Dawson geçti.  Grup yoluna devam ediyor

Diskografi
Shaft of Light (Lp-1984)
Live 1985 (bootleg- 1985)
Back to the start (2011)

Grubun son albümünde çaldığı kadro:
AIRRACE
Keith Murrrell – vocals
Laurie Mansworth – lead guitars
Simon Dawson – drums
Dean Howard – guitars
David Boyce – bass
Toby Sadler – keyboards

Cem Kurtuluş,2011

06 Mart 2011

Magnum - The Visitation (2011)



















Kökleri 70’lerin ortasına kadar uzanan İngiliz hard  rock grubu Magnum  bütün dönemlerini takip etmesem de 80’lerde çıkardığı çalışmalarını kıyak bulurum. İlk dönemleri Aor’a  (Album-oriented rock) kaydığı kadar son dönemlerde de çizgisinden sapmıyor,bildiğini okumaya devam ediyor. Bildiğini okuyor kısmı ise geleneklerine bağlı şekilde ilerliyor sözüyle orantılı. Hardrock ve progresif rock etkileri  olan bir grup olarak da  biliniyor Magnum aynı zamanda.  Çıkardıkları her albümde hit olmayı başarmış şarkıları var. Magnum grubunun 16.albümü olan  “ The Visitation’’   “ Black Skies “ ile açılıyor.

 Aor ortamlarının güçlü ve kadife sesi Bob Catley sesiyle büyüsü altına alıyor.  Albüme ismini veren şarkı “ The Visitation’’ albümün Bob Catley’in sesine uymayan şarkılardan biri, Magnum ruhunu da yansıtmak konusunda başarısız. Yazılan davul tonlamaları da bu konuda eksiklik yaratıyor.  “ Wild Angels’’ ile gösteriye tanıklık ediyoruz. Bob Catley’in güçlü sesini sergilediği, koro bölümlerinde seyircilerle söylenmesi için ayrı bir farklılık kazanıyor. AOR’un ruhunu  bu şarkının melodilerinde ve Bob Catley’in sesinde bulmak mümkün.  “ Gold ballad “ niteliği taşıyan şarkılardan, orta tempoda öne çıkan “ Spin Like a Wheel “  Bob Catley’in ses rengini üst seviyelere çıkardığı, aynı zamanda çocukluk zamanlarına dair atıfta bulunur sözleriyle. 

“ The Last Frontier “  Tony Clarkin imzalı bir hikaye anlatırmışçasına meydan okuyor, ingiltere’deki sıcak yaz günlerine,geçmiş zamanlara ithafen sözler içeriyor. bir hikaye anlatırmışçasına, Tony Clarkin ‘in yazdığı ingiltere’deki sıcak yaz günlerine ithafen sözler içeriyor.   “ Freedoom Day “   bass tonlarıyla,  Mark Stanway’ın klavyesiyle, Bob Catley’in güçlü sesiyle “ dünyada şarkı söyledikçe özgürlük yakın “ temalı sözleriyle dikkat çekiyor.


Magnum “ The Visitation “  albümünde gösteriyor ki Aor geleneğini devam ettiriyor, sürekli röportajlarında “ melodik rock “ yaptıklarını söylediklerinden geri adım atmıyor.

  Cem Kurtuluş,2011

08 Ekim 2010

Bir Rock Efsanesinin Doğuşu: Survivor (1979)















1970’ler rock müzik olarak  gençliğin hızlı olduğu zamanlardı. Stadyum konserleri oluyor, rockerlar serseri olarak görülüyor,kendilerinden LSD içerek geçiyorlardı. Bu dönemin kendine ayıran özelliklerinden biri hippi hareketi olarak bilinen yılları kapsaması ve 60’ların sonunda üniversitede “ Mayıs olayları “ bilinen hareket o dönemlerin gençlerinde etkili olmuştu. Sinemanın korku sinemasıyla bütünleştiği yıllardı.1976 yılında “ Rocky “ sinemaya bir dönem damgasını vurmuştu. 

Aynı yıllarda pek çok grubu da kendine yer bulmuştu. Bu gruplardan biri “ Survivor “ olmuştu. 1978 itibariyle  Chicago’da kuruldular. Daha çok gençtiler, yola koyulmamışlardı. Grup yetenekli elemanlardan kurulmuştu. Usta  gitarist ve klavyeci  ve aynı zamanda vokal Jim Peterik ve  vokal Dave Bickler grupta önemli bir konumdaydı.  Grup,kurulduktan bir sene sonra kendi ismini verdikleri albümleri yayınlar. Albüm “ Somewhere In America “  ile açılıyor. Survivor, Amerikalı olduğu için doğal  olarak şarkılarında Amerika’yı anlatan liriklere rastlamanız kaçınılmaz olacaktı.Klasik Aor/ Hardrock şarkılarında olan sözler bu şarkıda da göze çarpıyor. Huzurlu, uzaklara bir deniz kıyısına götürmüş gibi hislere sahip notalarıyla karşılıyor bizi şarkıda, aşka aç birinin istikametini bulmak için yön araması üzerine kurulu.

Yumuşak vokaliyle bizi kendine çeken David Bickler ‘in üstün performansıyla öne çıkan “  Can't Getcha Offa My Mind’’  enerjisi yüksek parçalar arasına ismini yazdırıyor.  Sürekli tekrarlanan nakaratla birlikte koro bari bir şov niteliğine dönüştürüyor.  “ Let It Be Now” Survivor dinlediğinizde mutlaka unutulmayacak bir konu vardır o da “ Aşk “ Hatta bir satırında  şöyle geçer.’ ’Çok fazla aşk geldi ve gitti artık’’. Sözlerde yine duygu yüklü nakaratlar öne çıkıyor.  Let İt Be Now’u “ Love Has Got Me “  takip ediyor.   Ateşi hissedeceğiniz , duygulu şarkılardan biri olma özelliğini taşıyor bu da .   “ There’s just no way to refuse tonight’’ sözü özetliyor şarkıyı.

“ Whole Town’s Talking “  Rock’n roll tabanlı olsa da Dave Bickler’in vokaliyle taçlanıyor,  Frankie Sullivan’lanın soloları arada kaynamasın.  “ Rebel Girl”   albümün kapanış parçası, ancak böyle iyi bir kapanış parçası seçilebilirdi. İnsanı harekete geçiren , kafanızda bir türlü sorun varken kafanızdaki sorunları atmaya sağlayan, abarttı gibi görünebilir ,ama öyle keyif veriyor ki..  Gözlerinde arzu olan ışığın ordan geldiğini söyleyen yaşamın yalnız başına koşturmaca olduğunu söyleyen sözler üzerine kurulu. “ Don't try to take her in! She says she runs her life alone’’   

Survivor, melodik rock diğer tabirle Aor anlamında kendi ismini verdikleri albümde duygu yüklü yolculuğa çıkıyor bizi. Hard rock’tan beslenen, üstüne gitar rifflerinin yumuşaklığı içinde sessiz bir yolculuğa çıkmak için biçilmiş kaftan!  70’lerin sonuna doğru kendi isimlerini taşıyan  albümü belki çok ses getirmedi, ama yapmak istediklerini yaptı Survivor, çünkü asıl patlama Rocky filminin müzikleriyle oldu.  


Cem Kurtuluş, 2010


14 Ocak 2010

W.E.T (2009)




















Jeff Scott Soto,benim gerek Takara, gerekse de Talisman grubu ile yaptığı işler ile benim her dönem takdir ettiğim  bir müzisyen oldu bu zamana kadar.  Soto, çıktığı her farklı projenin hakkını veren bir isim... Bu kez Work of Art klavyecisi Robert Sall, Eclipse gitaristi Erik Mattenson ile beraber kotardığı melodik rock projesi W.E.T. ile karşımızda...

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Jeff Scott Soto yıllara meydan okumaya devam ediyor. Albümde akustik versiyon da dahil olmak üzere toplam 13 parça bulunmakta ve neredeyse hepsi enerjik,hepsi dinleyiciyi harekete geçiren cinsten.

Albüm  "Invincible" ile açılıyor Jeff  şarkıda attığı çığlıklar ile kendisini tanımayanlara şık bir selam çakıyor. Ne mutlu ki geçen yıllara rağmen Jeff hala  sesinden bir şey kaybetmemiş. Gayet enerjik, gayet pozitif olan parçada  2.02’de giren soloya dikkat ! Albümü dinlediğimden beri beni  etkileyen parçalardan biri "One Love". Bir  defa akılda kalıcı melodilere sahip. Jeff’in o güçlü vokali başlangıçtaki ustaca yazılmış klavyeler  ve sonra davulun orta tempoyla şarkıyı ileriye götürmesi şarkıyı sevme nedenlerim arasında.

Buram buram AOR kokan bir çalışma "Comes Down Like Rain". Yer yer parça hızlansa da duygusallığını yitirmiyor. Parçanın girişindeki gitar ritmlerine ise özel dikkat lütfen zira nasıl bir şarkı geleceğini bize bu giriş gösteriyor. Şarkı yağmurlu bir günde yollarda tek başına dolaşan bir adamı çağrıştırıyor.

En az favori çalışmam "One Love" kadar değerli "Running from the Heartache" parçasında sıra.  Bir yabancı sitede bir müzik eleştirmeni bu parçanın gitar tonlarını ‘’tanrısal’’ ve vokalini "kusursuz" olarak nitelemekte. Aslında haksız da sayılmaz. Parça bir çok duyguyu içinde barındırıyor. Sözlerini etkileyici bulduğum "Brothers in Arms" albümdeki en başarılı parçalardan biri. Sözler birbirine sadık olan asker arkadaşı anlatmakta.  Anladığım kadarıyla iki arkadaş beraber olduğunda her şeyin çözüleceğini, dünyanın adil olmadığını, her fakat bir araya geldiklerinde her şeyin çözüleceğini söylüyor. Parçanın klibinde havadan geçen uçaklar, yerde ezilmiş arabalar, binaların yıkıntısı, insanların o binaların altında  kalması, deniz dalgalarının yükselip uçağı ordan uçurması gibi konular üzerinde durulmuş. Jeff’in parçayı söylerken diğer elemanlarında şarkıya  katılması harika olmuş, ortaya farklı bir şey çıkmış.

"I’ll be There"
 içinizi kıpır kıpır edecek melodilere sahip... ’’Hey You’’ diye başlıyor  güçlü vokal Jeff Scott. Ama şarkı biraz power metale göz kırpıyor gibi sanki... Sololar gayet yerinde. Eğlence devam etsin, nerde kalmıştık derken "Put Your Money Where Your Mouth Is" le yola koyulalım.

"One Day at a Time" 
gerçek anlamını yağmurda yalnız yürürken bulacak bir ballad. Son derece hassas olan bu parça dinleyeni kendine takılı bırakıyor. Buram buram AOR kokan şarkı sonrası son derece enerjik "Just Go" geliyor.

"My Everything" 
girişi ile Survivor ve Journey’i andırıyor. Parça kendini uzun süre  dinletebiliyor; hani bir parça dinlersiniz sonra atın çöpe dersiniz, ya "My Everythin"  öyle bir şey değil.

Uzun sayılabilecek değerlendirme sonunda albümü genel olarak tanımlamak gerekirse Jeff Scott’un büyülü sesiyle ve bir ekibin nasıl olması gerektiğini gösteren   bu albüm melodik rock harikası desek yerinde olur. Kendini dinleten nice albümüm mimarı Jeff Scott Soto’yu bakalım daha hangi projelerde göreceğiz?


Cem Kurtuluş, 2010

02 Aralık 2009

JOURNEY
























1970’li yıllarda bir çok rock grubu piyasaya adımını atmıştı. Pink Floyd,The Beatles gibi gruplar bir yana,bunların haricinde punk da patlamış bununla birlikte The Clash, Sex Pistols ve niceleri  vardı. Bunlardan biri de Journey idi. Journey’in kuruluşu 1973 yılına dayanıyor. Journey’in orijinal grup üyeleri  San Francisco’daki  eski Santana menajeri Herbie  Herbert’in himayesinde bir araya geldiler. Grup,kadroyu daha da şekillendirince 1973 yılının yılbaşı gecesinde halka açık ilk konserini vermiş oldu. Grubun ilk dönemlerinde beklenen albüm satışı pek iyiye gitmiyordu,bu süreçten sonra grubun müzikal tarzlarını değiştirmesi istendi.

 
1978 yılı Journey için her şeyin değişeceği yıl olmuştu. Grubun tarzı Steve Perry’nin katılmasıyla farklı bir hal almıştı. 1979 yılında “Evolution” albümü çıkar.1980 yılında iki albüm çıkardılar. “Departure” ve “Dream After Dream”

1981’de” ESCAPE”  albümü Journey’i ABD’nın en büyük gruplarından biri haline getirdi. AOR’un tüm kurallarını başarıyla uyguladılar. “Escape” albümü benim Journey’ı tanıdığım albümdü. Journey, akılda kalacak hit şarkılar yapmayı başarıyordu,albümde de dikkat çeken şarkılardan biri ise “Don’t stop Believin’” olmuştu.


1983 yılında “Frontiers” albümünü piyasaya sundular.Albüm eğlenceli,hayat dolu şarkılarla dikkat çekiyordu. “Separate Ways” ise albümün en harika şarkılardan biriydi.Bunların pek çoğu bilinen gerçek olsa da Journey iz bırakmaya devam ediyordu.


1985 te “Raised on Radio” albümü çıkar. Grup,tarzından ödün  vermemiştir. .90’lar boyunca varlığını devam ettiren grup 2005’te “Generations” albümüyle aramıza dönüş yaptı.



Cem Kurtuluş,2009