// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Clint Eastwood etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Clint Eastwood etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2012

Yaş Kemale Erdikçe Eserler Farklılaşır: Gran Torino (2008)

















Ölüm nedir? Son mudur? Başlangıç mıdır? Yoksa hayatımızın devam ettiğini düşünerek yaşadığımız döngüler mi? 70 küsür yaşını geçmiş Clint Eastwood "Gran Torino" filminde bunlara cevap veriyor. Bu yaşa rağmen iyi işler çıkaran hem yönetmen hem oyuncu görevini üstlenen kişiler fazla kalmadı. Kuşağının son adamlarından biri Clint Eastwood.

 

Gran Torino'da adeta oyunculuk dersi veren Clint Eastwood bu filmde huysuz bir ihtiyarı canlandırıyor. İnsanlar yaşlandıkça mı huysuz, kaprisli çekilmez olur yoksa doğuştan gelen şeyler midir “ soruları bunlara bir cevap niteliğinde. Adını  1972 model Ford marka  Gran Torino’dan alan film başlangıcından itibaren  “ Ölüm bir son mudur,bir başlangıç mıdır “ sorusunu soruyor. Huysuz bir ihtiyar sert görünümüyle karşımıza çıkan  Walt Kowalski’yi ile de bu sayede tanışmış oluyoruz. Ters bir ihtiyar olan Walt Kowalski’yi böyle yapan karısının ölümü müydü yoksa hep böyle miydi sorusu da ayrıca sorduğumuz bir soru oluyor.

 Filmin başından itibaren gözümüze çarpan Amerikan Bayrağı ve oğluna karşı babanın söylediği “ Amerikan malı alsanız ölür müydünüz “ sorusu da aslında klasik vari Amerikan övücülük olayını öne çıkarıyor. Filmin ilk yarısında asyalılar karşımıza çıkıyor; “ Hmong “ adını verdikleri etnik grup filmin içine yerleştiriliyor. Filmin konusuna geri dönecek olursak;    huysuz ihtiyar film ilerledikçe gerçek karakterini gösteriyor. İlk başlarda huysuz, kendi kendine söylenen, insanlardan kaçan onlara kızan, ailesinden, çocuklarıyla iletişimi bozuk olan bir adamken sonrasında bir değişim yaşıyor. Ağırlığı,sert görünümü,soğukluğunun haricinde Walt Kowalski, Ford  fabrikasından emekli olmuş bir Kore gazisi. Kore’de öldürdüğü insanları aklından çıkaramamış bir adam.Karısının ölümünden sonra kilisedeki peder ile aralarındaki ölüm ve yaşam hakkındaki söz olan ;  “ kalkıyorsun ölüm ve yaşam hakkında vaaz veriyorsun fakat tek bildiğin ruhban okulunda öğrendiklerin “ cümlesi filmin ilk yarısında çok zaman geçmeden senaryoyla ilgili de fikrini veriyor.

 

Devam edecek olursak;  olaylar Thao isimli gencin kendi ırkının çetesine katılmak için Walt Kowalski’nin 72 model Gran Torino’sunu çalmaya yeltenmesiyle başlıyor,ama hiçbir şey istediği gibi gerçekleşmiyor. Sessiz bir çocuk olan Thao aslında bunları yapmak istemiyor; zorlanıyor akrabaları tarafından zorla götürülmek isteniyor; bunun sonucunda kore savaşında savaşan eski bir gazi olan Walt Kowalski’nin tüfeğini aldığında avladığı insanlar geliyor aklına,bir nevi Thao’nun hayatını kurtarsa da aslında kendi bahçesine girenleri dışarı atma meselesi oluyor bu. Walt Kowalski tarafından devamlı hırsız muamelesi görüyor. Walt her şeye nefret duyduğu gibi kendi ırkından olmayanlara da nefret duyuyor. Gran Torino’sundan başka sığınacak bir şeyi yok, Amerika kelimesini ağzından düşürmeyen bir adam karşımızda duruyor. Savaştığı yılları anımsarken, bunu “  Biz koredeyken  çığlık atan binlerce pislik  bizim topraklarımıza gelirken  polisi çağırmadık,harekete geçtik.”  cümlesiyle anlatıyor bazı durumlari. O yaşadığı hayata dair avladığı insanları da unutamadığının resmi oluyor.

 

Walt’ın bir aralar nefretle baktığı Hmonglular, bir süre sonra yakınlaştığı en yakın kişiler arasına katılıyor. “ Bu yabancılarla  kendi şımarık ailemden daha çok ortak noktam var “ diye anlatıyor bu durumu Bay Kowalski.  Kowalski’nin içindeki soğuk ihtiyar olmasında büyük hüzün yatmasının hissiyatı olabildiğince etkili işleniyor. Kan tükürürken de bu şikayetini oğlunu aradığında bir müddet sonra “ hiç “ diyecek kadar önemsemiyor. Filmin ikinci yarısında bir zamanlar öldüreceği kişi olan Thao ile Walt Kowalski’nin bir nevi dostluklarına tanıklık ediyoruz. Dostunu tehtit edenlere karşı bunun karşılığını vermek istiyor; çünkü Walt için haklılık her zaman daha önemli bir boyutta oluyor, filmde bunun hissiyatını iyi işliyor. İntikam denen soğuk yemek tabiri Walt’ın intikamında geri dönüşünde oluyor. Öleceğini bilerek yaşayan insan ölüme rahatlıkla gidebilirin mesajını veriyor film “ Walt Kowalski “ karakteri üzerinden.  Bunun tersini yapıyor. Binlerce çocuk öldürmüş, öldürmenin nasıl bir şey olduğunu bilen Walt Kowalski,filmin finalinde bunun tersini yapıyor, müziğin yoğun etkisiyle de burukluk yaşatıyor. Vasiyetinde belirttiği 1972 model Gran Torinosu, kendisinin yanında sadık arkadaşına bırakılıyor, aynı köpeğinin yanında olması gibi. Filmin bitişinde Gran Torino, Köpeği Daisy, ve  Thao’nun hüzün vari bakışı da klas final olduğunu gösteriyor.

 Oyunculuklara gelecek olursak; Walt Kowalski gibi bir karakterin soğukkanlılığı, hissiz ve donuk hali, bakışları,vücut hali,diyaloglarına fazlasıyla can veren “ Clint Eastwood “  80’ine yaklaşırken nasıl derin iz bırakacağının resmini çiziyor; bunun yanında filmin genelinde partneri ve yol arkadaşı olan Thao’ya can veren Bee Vang; sessizliği,ruh hali,iniş ve çıkışlarıyla Clint Eastwood yanında iyi bir uyum yakalıyor. Bunun yanında Hmong kültürüne yakın olan insanların filmde deneyimi az’dı, bazılarının ingilizcesi bile yoktu. Bee Vang ise ilk başta korktuğunu ve daha sonra oyunculuğa alıştığını söylüyor. Senaryo kısmına gelirsek; Nick Shenk tarafından yazılan senaryo Dave Johansonn’un bir hikayesinden alınıyor; ama Nick Shenk 1990’ların başında  Minnesota’da bir fabrikada çalışırken  Hmong’un tarihiyle ve kültürüyle tanışıyor. İkili bu hikayede “ ırkçı “ bir baş karakter koymak uygun olmasa da Eastwood bunun için “ tuhaf bir hikaye “ yorumunu yapıyor.

 Sonuç olarak; 80’lerine dayanan Eastwood’un en hissiyatlı; bir o kadar yönettiğiyle aile arasında kopuk ilişkilere,ırklar ve kimlikler arası çatışmlara, ölüm ve yaşam arasındaki yola çıkılarak aslında huysuz bir ihtiyarın nasıl oynanması gerektiğini gösteren “ Gran Torino “  hikayeyi anlatma konusunda klas bir işe imza atıyor.

 Filmi İzlerken Altını Çizdiklerim:

“ bir adamı en çok kovalayan şeyler  emredilmeden yaptıklarıdır “

“ huzur bulun

Ben huzurluyum zaten”

 

“ adam öldürmek nasıl bir şeydi?

Bilmek istemezsin “ 


Cem Kurtuluş,2012

12 Ağustos 2009

Namludaki Adalet: Pale Rider (1985)






















 Kovboy filmleri her zaman ilgi çekici, izlenesi filmler olup çocukluğunuzun bir dönemine damgasını vurmuş, bu  uzun süre devam etmiştir. Özellikle TRT Pazar kuşağındaki eski Western filmlerine bağlılığınız varsa sizin için tek tanrı “ Clint Eastwood “ olmuştur. Açılış sahnesinden kapanış sahnesine kadar, her karesi klasik Clint Eastwood her western filminde bizi etkisi altında almayı başarır. Mevzu bahis konumuz Clint Eastwood'un karizmasıyla  öne çıkan filmlerden biri “ Pale Rider”.  Türkçe’ye Namludaki Adalet olarak çevrilmiş.


Clint Eastwood filmde vaiz görevini üstleniyor. Filmin konusu;  Maden ocağı sahibi Coy LaHood , bağımsız çalışan maden işçilerini bölgeden uzaklaştırmak için terör saçmaya başlar, maden işçilerin yardımına bölgeye yeni gelen Vaiz yetişir.  Vaiz rolünü oynayan Clint Eastwood bir nevi Vaiz maden işçileri için bir kahramana dönüşüyor bu zaman diliminde. Filmin ilk yarısı Vaiz’in maden işçileriyle olan birlikteğini anlatıyor.  İlk yarısında Vaiz’in konuk olduğu maden işçisinin ve kadının kızının Vaiz’e aşık olduğuna tanıklık ediyoruz. 

Vaiz’in kızının beklentisine karşılılık bulamaması sonucu kızın Vaiz’e olan aşkı bir anda öfkeye dönüşüyor, bu da beraberinde Vaiz’in madencilerin yanından ayrılmasına neden oluyor, ama yine kızın yardımına yetişen Vaiz oluyor.  Filmin ilerleyen dakikalarında Kız’ın annesinin de vaiz’e aşık olduğunu öğreniyoruz.  Filmin ikinci yarısında aksiyon ve gerilim bir arada oluyor. Vaiz’i vurmak için vaiz’e düşmanlığı olan adamlar kiralanınca işler karışık hale geliyor. Bu sahnelerde yönetmen bizi aksiyona davet ediyor. Filmin finalinde küçük kız vaiz’e olan öfkesini ona sevdiğini söyleyerek ilan ediyor.

Sonuç olarak; “ Pale Rider “  Eastwood’un Cannes’ta yarışan ilk film olma özelliğini taşıyor, bu filmde Eastwood 5.kez isimsiz kovboyu oynadığının altını çizmek gerekir. 1976’dan beri çekmediği kovboy filmlerine geri dönen Eastwood yeniden atına binerek  Pale Rider’la 80’lere iyi bir Western filmi hediye ediyor. 

Filmde Altını Çizdiklerim:

“ Hem insana hem tanrıya hizmet edilmez
İnsan para demektir “

“ Dünyada daha fazla sevgi olsaydı
Büyük ihtimalle daha az insan ölürdü “

Cem Kurtuluş, Aralık 2009