// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

1960's etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1960's etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2013

Bonnie And Clyde (1967)




















1929-1930.. Dünyada Amerika’da borsanın çöküşüne ithaf edilse de dünyada ekonomik olarak bunalımda olduğu dönem. Bunalım en çok sanayileşmiş şehirleri vurmuş bu kentlerde işsizlik ve evsizlik sorunları yaratılmıştı. Büyük bunalımın olmasında Birinci dünya savaşının etkisini göz ardı edilemezdi. Bunalım, dünyada 50 milyon insanın işsizliğine neden olmuştu. Böyle bir dönemi anlatma nedenim “ Bonny ve Clyde” adlı filmin 1930’lı yıllarda yaptıkları casusluğu konu edinmesiyle  ilgili mevzusuna denk düşüyor.

 Savaştan çıkıldığında pek çok farklı ülkede değişimler yaşanıyordu. 60’larda endüstri değişiyor, dünyada çoğu yerde sosyal ve politik öğrenci hareketleri, başkaldıranlar oluyordu.  Filmler de  dönem itibariyle gerçeğe yakın. Öğrenciler isyanda,  filmler de cinselliğe daha çok yer veriliyor, daha cesur. “ Bonny ve Clyde” 1967 yapımı  Amerikan film, pek çok kimse filmin o dönem ne kadar iyi iş çıkardığından da haberdar. Başlangıçtan itibaren gerçekçi bir hikayeye uzanan film,bir takım bilgilerle başladıktan sonra kısa bir tanışma hikayesiyle birlikte Clyde Barrow ve  Bonnie Parker karakterlerinin dünyasına ışınlıyor bizi. Bu dünyada Clyde Barrow ilk başta görünen karakter olsa da; bir kadının kendisini numaracı görmesiyle hikaye başlıyor. Eğlenceli bir aşk hikayesinden ziyade; eğlenceli bir hırsız hikayesinin aşka dönüşmüş halini Clyde ve Bonnie’nin yüzündeki ifadelerde görmek mümkün. Country müziklerin filme yedirilmesiyle Clyde ve Bonnie için maceralı bir yolculuğa tanıklık ediyoruz.

 Aniden uyumu yakalayan çift bir süre sonra Clyde’ın Bonnie’ye bir takım silah nasıl kullanılır dersinin de anlatılmasıyla ilerliyor. Bu da eyalet eyalet neler yapacağını baştan açık eder. Filmin dili ise bir nevi “ o arabayla gelmişsek, o arabayla döneceğiz anlamına gelmez bu “ cümlesinde saklı oluyor.  Bonnie Parker’in ilk defa silah tuttuğunda hedefi tutturamaması ile Clyde’ın kendisine cesaret vermesiyle kendisine cesaret vermesiyle de aralarındaki bağı başından itibaren hissettirir bize. Filmin başlarında çıkılan yolculukta Bonnie Parker’in Clyde Barrow ile arabada sırnaş olmasıyla başlayan süreç Clyde Barrow’un bu işlerle alakalı olmadığını bize resmediyordu,daha sonralarında da daha önce sevişmeyen bir adama tanıklık ediyoruz.

Clyde Barrow’un sevişmeden bir adam olduğunu bize resmederken film bir yandan Bonnie Parker’ın zengin biri değil,aslında tutkulu ve arzulu biri olduğunu da bir yandan hissettiriyordu. Clyde Barrow’un abisinin de ekibe katılmasıyla işler büyüyor; polisle çatışmalar devam ediyor. Bir yandan da halkın güvenliğini değil, sadece banka soyanların peşine düşen polislere film mesajını iletiyordu. Başından itibaren haydutluğun kol gezdiği bir çağda maceravari bir hikaye anlatımıyla sunuyor “ Bonnie ve Clyde” bize.

 

Daha çok şiddet tırmanmalı derken hikaye aslında tam tersi şekilde aksiyon ekseninde ilerlerken karakterler de masumvari şekilde aktarılıyor. Kanun adamları ile ilgili meseleye Clyde Barrow’un söylediği “  bizi büyük gösteriyorlar ki yakalandığımızda onlar da büyük görünsün “ sözü bir nevi mesajı doğru yere yolluyor bir.

 

Filmin ilk yarısı Barrow çetesinin maceraları,soygunları, eğlenceli hayatlarıyla sürerken,ikinci yarısında şeriflerin barrow çetesiyle olan kıyasıya kapışması olarak yansıtılıyor. Acımasızca bir final sahnesine tanıklık ediyoruz. Her şey tıkırında giderken, her şey kaçmaya elverişliyken yapılan tuzaklar sonucu vahşice katledilen tarihte iz bırakan Bonnie ve Clyde ikilisinin finali de bir o kadar klas oluyor.

 Filmin bitmeden önceki sahnede Bonnie'nin Clyde Barrow'un  hayatını anlatması sonucu karaladığı şiirde görülmeye değer. Senaryoya geçecek olursak;  David Newman ve Robert Benton senaryonun merkezinde bulunan iki isim, ama kaynaklara göre “Film, 1930'ların şiddet içeren gangster filmlerinin modern film yapım teknikleriyle güncellenmiş romantik ve komik bir versiyonu olarak tasarlandı.”  Senaryonun ilk ele alınması ise 1960’lı yılların başında olup Fransız Yeni Dalga sahnesinden etkilenerek yapılıyor. Bazı kısımlarda bazı karakterlere Clyde Barrow ile ilgili sorular sorulması bunun bir diğer göstergesi oluyor. Fransız Yeni Dalga ile Amerikan Ganster tarzı birleştirilip daha sonrasında macercası bir hikaye anlatılma yoluna başvuruldu.

 Oyunculara gelirsek; Bonnie Parker karakterine can veren Faye Duneway , Clyde Barrow karakterine can veren  Warren Beatty asıl iskeleti oluşturan ve can katan iki isim oluyor,ki bunun için Warren Beatty neşeli tavırlarıyla, adrenalin dolu haliyle dikkat çekerken Faye Duneway ise masumluk ve tatlılık arasında mekik dokuyup mimikleriyle neşe taşıyor. Bunun yanında yan karakter olarak geride kalsa da  C.W.Moss karakterine can veren Michael J. Pollard yan karakter olarak en başarılı isimlerden biri oluyor. Bunun yanında  Blanche Barrow karakterine can veren  Estelle Parsons rol gereği cılız bir o kadar da saf numarası yapan birini canlandırıyor, yanında  Buck Burrow karakteriyle kendisine yol arkadaşı olan Buck Burrow bir o kadar iyi iş çıkarıyor.

Sonuç olarak; Fransız Yeni Dalga  ile Amerikan Gangster birleşiminden ortaya çıkıp döneminde şiddetinden beslenmek yerine bunu komedi usülü anlatmayı tercih eden “ Bonnie ve Clyde “  hüzün,mizah, acımasız ayrıntılarla gösteren 1960’ların hatırlanacak filmler arasında yerini ayırtıyor.




Cem Kurtuluş, 2013

11 Ocak 2013

Hollywood Sinemasına bir Başkaldırış: A bout de souffle (1960)




















Sinema dönemlerinde bazı  filmler vardır ki aşk kavramı filmlerin olmazsa olmazıdır o dönemler için. Bazı yönetmenler aşkı düz, bazıları imgesel olarak anlatır. 60’ların başında çekilen Godard’ın “A bout de souffle” (Serseri Aşıklar ) filmi , Godard’ın ismini Fransız Yeni Dalga akımına duyuran bir film olmakla birlikte Godard’ın temsil ettiği akım “Hollywood sinemasına karşı bir başkaldırışı” temsil ediyor. "Sıçramalı Kesme"  dediğimiz "Jump Cut" tekniği de bu filmde ilk olarak iki defa kullanılmıştır Godard. Bu teknik kaba bir tabirle; film kurgusunda  bir devamlı çekiminin orta bölümünün silinmesi ve  çekimin başlangıç ve sonunun beraber birleştirmesi anlamına geliyor Bunun kullanılma sebebi olarak; seyirciyi şaşırtmak fikrinin üstünde duruluyor

Filmin başlangıcıyla birlikte film “ Monogram Pictures’a ithaf edilmiştir “ ibaresiyle açılıyor. “Monogram Pictures” aynı zamanda 1930’lı yıllarda düşük bütçeli filmler üreten bir film stüdyosudur. Filme geçecek olursak; Film,gazetede bir kadın mankeni süzen “ben pisliğin tekiyim,aslında evet öyle olmalı,öyle olmalıyım “ cümlesiyle açıyor ve daha sonralarında bir otomobil çalarak girişi devam ettiriyor karakterimiz. Karakterimiz Michel Poiccard; daha baştan itibaren otomobil yolculuğunda tehlikeli bir işe kalkışacağının sinyallerini hafiften de olsa veriyor. “Sahil sevmiyorsanız,dağları sevmiyorsanız,şehri sevmiyorsanız siktirin gidin “ cümlesiyle de ülkesine dair de methiye düzerek daha sonrasında araba konusunda kadın sürücülere sözünü söylüyor.

 Başlarda otomobil hırsızlığı,polis öldürme derken hikaye başka yere evriliyor. Filmin ilk yarısında Patricia karakterinin de eklenmesiyle ikisi arasında uzun diyaloglu sekanslara tanıklık ediyoruz. Godard, başka kaynaklara göre “A bout de souffle “ filmini çekmeden önce depresyon geçirdi ve ölümü düşünen genç bir çocukla,ölümü düşünmeyen bir kızın filmini yapmak istedi. Filmin ilk yarısında da Michel’ın  “ Ölümü düşündüğün oluyor mu/Sürekli düşünüyorum” cümlesi oraya karşı söylenen sözdür.

 Kahramanımız kendi sorduğu sorunun cevabını da kendisi vermiş bulunuyor. Patricia ve Michel arasında sorular tufanı yaratıyor Godard. Çelişkiler,sebepler/sonuçlar,aşkı sorgulamalar ve birçok şey. Patricia; Michel’e söylediği “ aslında beni sevmeni istiyorum/ aynı zamanda sevmemeni istiyorum.  Ben çok özgür biriyim “ derken kadın karakterin kafa karışıklığına doğru yol alır Godard, Michel ise tam manasıyla biraz daha gerçekçi ve ölüm ile başbaşa depresif görüntü çizer. Filmin ikinci yarısında belli bölümünden sonra ilk yarısını polisi öldüren Michel’ın filmin bu yarısında polisler tarafından arandığı işleniyor.

 Hırsız/polis kovalamacasıyla devam ediyor. Müziklerin de önayak olmasıyla; iki serseri aşığın imkansızlıklardan imkan yarattığını gözlemleyebiliyoruz. Gerilim hissiyatına yardımcı olan çalan müzikler oluyor. Gecenin karanlığında arabasını süren Michel’ın o esrarlı araba sürüşlerine tanıklık ediyoruz. Aşksal durum sorgulamalar film boyunca devam eder Michel ve Patricia arasında. Sonunda birbirinden emin olamayan aşık gibi davranan ya da davranmayan iki karakterden bakarız dünyaya. Aşık olduğundan emin olmamaktan mı ihbar etmiştir Patricia diğer anlamda.

 Aşkın içindeki ihaneti göstermek istemiştir belki de Godard. Aşka ihanet eden bir daha aşkın peşinden koştuğunu da Michel’in ölme sahnesinde gösteriliyor. Senaryoyu gelecek olursak; senaryo sadece Godard’ın elinden çıkmıyor, Truffaut’da kendisine katkı sağlıyor ki Fransız Yeni Dalga akımında iki isim bilinen iki isim sırasında başlarda yer alıyor. Ayrıca   “ Truffaut'nun bu filmin senaryosunu Godard'a bir gazete ilanında görüp verdiği, oluşan projenin de 1 ayda 90.000 dolar bütçeye çekildiği bilinmekte.” (Kaynak ; Vikipedia)

 Godard, filmin  diyaloglarını çekimden önce yazdığını, çekimi kesmeden diyaloglarla devam ettiğini, bunun sinemaya gerçeklik kazandırdığını belirtir açıklamalarında. Filmde kurgu; tabiri caizse  puzzle kafasında ilerliyor. O dönemin isimlerine göre Godard aslında başka bir şey deniyor; bağımsızlık hareketini başlatıyor diğer anlamda. Makyajsız olduğu gibi çıplak söyleminde bir şeyler deniyor. Kendisinin de söylediğine göre “ A bout de souffle” filmine montaj çok şey borçludur. Bu da bir nevi puzzle’ları birleştirme yolunda ilerler.

 Oyunculuklara gelirsek; Filmdeki kahramanlarımız Jean Seberg ve Jean Paul Belmondo, “A bout de souffle” filmiyle şöhret basamaklarını -gazetelerin de katkısıyla- 60’lı  yıllarda kolayca tırmanıyor. Özellikle Jean Paul Belmando bir nevi çok üst düzey performansta zirveyi zorluyor. Yanında Jean Seberg ise mimikleri, kısa saçlı hali,masumluğu adına iyi bir partner oluyor. Bu iki oyuncunun haricinde de Paris’teki insanlardan da kesit sunuyor. Tam da Godard’ın yapmak istediği türden olduğunu kanıtlıyor. Bazı sahnelerde film çekilirken çevredeki insanların bakışları bunu kanıtlar nitelikte oluyor. Filmde göze çarpan başka şeyler  ise; Cadillaclar, Peugeotlar, Fordlar oluyor. Bunları da  Jean Paul Belmondo’nun arabaları aşırmasıyla görmüş oluyoruz.Müzikler ise Martial Solal’a ait, es geçilmemesi adına bilinmesi gerekir.

 Sonuç olarak; 1960’lara damgasını vurarak, Fransız Yeni Dalga hareketine önemli katkısı olan ve  dönemsel itibariyle bir devrim niteliği taşıyan “ a bout de Souffle” Godard’ın ilk uzun metrajlı filmi olmakla birlikte; sinemada pek çok yolu açan,bu yolda da sinemaya saf dil kazandırma yolunda sıkı bir yapım.

 

 Filmi İzlerken Altını Çizdiklerim:

 

“sahil sevmiyorsanız, dağları sevmiyorsanız, şehri sevmiyorsanız siktirin gidin “

 “ kadın sürücüler korkaklığın timsalidir.”

 

 “arabalarım sürmek için,durmak için değil. (Bugatti)

 

“ gençliğe karşı mısın

Karşıyım,ihtiyarları tercih ediyorum”

 “ Kadınlar 8 gün sonra seve seve yapacakları şeyi asla 8 saniyede yapmazlar . 8 saniyede ya da 8 gün fark etmez. Neden 8 asır olmasın”

 

“ neden benimle yatmak istemiyorsun?

Çünkü senden neden hoşlandığımı bulmaya çalışıyorum”

 

“ bana bakmaktan vazgeçinceye kadar gözlerimi senden ayırmayacağım...”

 

“ bir kız eğer  her şeyin yolunda gittiğini söyleyip  sigarasını yakamıyorsa  bir şeyden korkuyordur “

 “ Ölümü düşündüğün oluyor mu

Sürekli düşünüyorum”

 “ Keder saçmalıktır

Hiçliği seçerim “

 

“ en kötü kusur korkaklıktır”

 “ Amerikanlı kadınlar,erkekler üzerinde etkililer

Fransız kadınları henüz değiller “

 

“ erotizm aşkın bir biçimi

Aşk da erotizmin bir biçimidir...”

 “ hayatta iki şeyin vardır. Erkekler için kadınlar, kadınlar için para “

 “ muhbirler ihbar eder,hırsızlar çalar

Katiller öldürür,aşıklar sever...”

 

“ sana aşık olmadığımdan emin olmak için seninle birlikte oldum”

 

“ sana kötülük ettiğime göre sana aşık değilim demektir...”

 “ Hep bana göre olmayan kızlara ilgi duyuyorum”


“Kadınlar sekiz gün sonra çok isteyecekleri şeyleri asla sekiz saniyede yapmazlar. Sonuç gene aynı sekiz saniyedir,ya da sekiz gün.”

 -  Michel: Ne var?
-  Patricia: Bana bakmaktan vazgeçinceye kadar sana bakacağım.
-  Pichel: Ben de.
 -  Bir kız eğer her şeyin yolunda gittiğini söylüyor ve sigarasını yakamıyorsa, demek ki bir şeyden korkuyordur.

-  Patricia: Bana bakmaktan vazgeçinceye kadar sana bakacağım.
-  Pichel: Ben de.

"  Bir kız eğer her şeyin yolunda gittiğini söylüyor ve sigarasını yakamıyorsa, demek ki bir şeyden korkuyordur."


Muhabir - Brahms'ı sever misiniz?

W.Faulkner - Herkes gibi sevmemMuhabir - 

 

Hayatta en büyük amacınız nedir?W.Faulkner : Ölümsüzleşmek. Sonra da ölmek.

 Cem Kurtuluş, 2013