// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Deplase Keyifler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deplase Keyifler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2025

"Ölümü Bile Göze Aldık..." Deplase Göztepe (16.08.2025)


 








“Ölümü bile göze aldık” Deplase Göztepe (16.08.2025

 

 

“Dostlar azalmış, tutkular yasaklanmış; ortalık boştu” diyordu François Nourissier  “Köpeğime Mektup” adlı metninde. Bu Ahmet Erhan’ın “Köpek Yılları “ kitabının arka kapak kısmında derin bir vurguyu işaret ediyordu. Bu bir nevi hayattan elini eteğini çekme gibi olarak yorumlanabilir ya da insanın kendi derin yorgunluğuna da çıkabilirdi. Tam olarak böyleydi, ve “yaşımın ilerlediğini merceğimin gevşediğini gördükleri için yoldan çıkacağımı sanan kalpazanların alnını karışlarım” diyordu İsmet Özel “Savaş Bitti” şiirinde. Bunların her biri her ne kadar bir hüznün temsilcisi olsa da belli yaştan sonra umutsuzlukla sınananların öyküsü ve bir nevi kendi kavgasında kendine yenilmiş, kendiyle savaşmış bir neslin hikayesiydi. “Ruhun Tutkuları “ adlı kitabında da Descartes bu mevzuda pek çok sözünü esirgememiştir,direkt mevzuya edebiyat ağırlıklı girilse de bu diğer anlamda hayata karşı bir yitirilmişlik kavgasına denk geliyordu.

 İşte böyle bir günde işşiz,parasız,pulsuz ve yıllara dayanan hayatsızlığı olan insanların tutkusu bir Göztepe Deplasmanı için kesişmişti. Bununla ilgili birçok laf salatası tabiri yerinde üretilebilir ya da başka şeyler; öncesine kadar olmayan düşmanlık bir anda  yapılanlarla birlikte gün yüzüne çıkmış oldu. Bununla ilgili çok da delip deşmenin alemi de yok açıkçası.  İzmir Emniyetinin 1 hafta öncesine kadar deplasman tribünü kapasitesini indirme çabaları, daha sonrasında   YALI grubunun bir tribüncüye yakışmayan hareketleri yapmasıyla iş artık rayından çıkmıştı, ama son anda kararın değişmesiyle deplasman tribünü biletleri, bireysel değil daha çok tabiri yerindeyse tribün kovalayan grupların himayesine alınmıştı. Kendi kişisel kanaatimi de yazıya dökersem; ne olursa olsun bir tribüncü hiçbir zaman yönetimin tarafını tutmamalı, tribüncü kesimden yana olmalıdır, gün geldiğinde geride kalacak olan tribüncülerdir. Bu faslı geçersek… Böylelikle bütün biletler tribün gruplarına verilmiş olup hazırlıklar yapılmıştı.

 Sıcak bir Cumartesi’nin erken saatlerinde nevaleler alınmış, gerekenler hazırlanmış, otobüs beklenmeye başlanmıştı. Sıcağın bizleri yakmasıyla birlikte damarlarımıza akıttığımız alkolle, dumanlı otobüs sahasındaki söylenen bestelerle makaralar hayatsızlığın köşesinde olanlar için tek gerçek şeydi. İzmir’e yakın noktasına ulaştığımızda arama kontrolleri başlamış bulunuldu, klasik olarak deplasmanların olmazsa olmazı; emanetler zula şekli minvalinde arama-tarama faslı bitmeye yakınken yönetim üzerinden taraftarın az eziyet manası çekmesine karşın köfte-ayran merasimi bittikten sonra yola doğru koyulmaya başlamıştık. 

Bizler yola koyulurken pek çok yer pusu atmaya müsaitti.  Stadın yakını,çevresi her yerde güvenlik oldukça vardı. 1 haftadır internet ortamında klavyesini hızlı kullanan Göztepeliler bunu başarmıştı, zaten bir şey yaşanacaksa yaşanacaktır,bu kadar yazma çizme peşlerinde olması bu kadar güvenliğe zemin hazırlamıştı.

 Konum gereği mahallelerinin içinde olan statta, bu kadar güvenlik olsa da böylesi bir konumda bu kadar yazma çizme işlerine düşmüş Göztepeliler için kendilerine handikaptır. Stada ulaştığımızda tribünün yarısı girmiş,diğer yarısı da girme üzerindeydi. İçeri girmiştik, atışmalar başlamıştı. Fenerbahçe Tribünü olabildiği gibi “nasıl geleceksiniz” diyenlere karşın yanıtını tribünde fazlasıyla veriyordu,  haftalardır yazan Göztepe Tribünü o kadar beste çeşitliliğine sahip olmasıyla bilinen tribün olmasına rağmen pek de varlık gösteremiyordu. 

İç sahada daha da tribün olarak iyi düşündüğüm Göztepe Tribünü, başarının gelmesiyle belli ki endüstriyel tribün kültürüne yenilmiş oldu ve kulübün haklarını yabancılara satanlar önce kendi kimliklerini kontrol etmeliler. Tribün ne istediğini bilerek Göztepe’ye gelmişti, ikinci yarıyla birlikte tribünün olmazsa olmazı deplasmandaki meşale dumanıyla birlikte tribün agresifliğini daha da arttırarak adrenalin patlamasına karşı yol alıyordu.

 Mevzuyu özetlemek gerekirse; Fenerbahçe Tribününün gidemeyecek hiçbir yer yoktur, yeter ki koşullar hazır olsun.

Fenerbahçe Tribünü; savaşa hazır olmasıyla bilinir her zaman! 

 Cem Kurtuluş, Ağustos 2025, Göztepe Deplasmanı

09 Aralık 2024

"Seviyoruz işte var mı diyeceğin" DEPLASE İNÖNÜ (08.12.2024)












Umutsuzluğun kabardığı, umudun tükendiği bir yerde dumanlı yollar ardında “Deplasman” eklemek herkesin bildiği olsa da, umutsuzlar için bunun anlamı büyüktür, bir de yalnızlığın damarı daha da artıp kendinden eksildikçe bununla ilgili istediğin kadar methiye düzebilirsin. Bu anlatılanların her biri aslında birer Deplasman lugatına yakın cümleler olsa da bizim bu defa gideceğimiz bir deplasman sayılmaz. Çünkü her Fenerbahçe Tribüncüsü bilir ki İnönü Deplasmanı ve Beşiktaş Tribününe konuk olarak çıktığın yer gırtlağını bırakacağın yer olmalıdır. Ama bundan sonrasında da Fenerbahçe Yönetiminin bilet politikası ile ilgili tribüncülere  haksız şekilde yapılan bilet kayırmasıyla birlikte pek çok kişi açıkta kaldı.

Kongre üyesi olup, üstüne deplasman karnesinde en yakınından en uzak deplasmanına türlü türlü cefa çeken tribüncüye reva görülen bu uygulama daha önceleri Aziz Yıldırım döneminde devam ediyordu, şimdi de Ali Koç döneminde devam ediyor.  Burada devreye giren söz ise” Ve her şey bittiğinde  hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil,dostlarımızın sessizliği olacaktır” cümlesidir.

 Sokağa inildiğinde tanıdık yüz gördüğümüz kadar, görmediğimiz yüzler de vardı. Otobüslerle harekete geçildi.  Maçın kritiği değil, tribünün kritiği daha mühimdir böyle zamanlarda. Maçtan kısaca bahsetmek gerekirse;ilk yarı atılamayan goller sonucu yenik durumda olsak da tribüne uygulanan bilet politikası da önemliydi. Bazen tribün, takımı oynatır. Bazen de takım, tribünü oynatır. Bu defa takımın tribünü ayağa kaldırması gibi bir olaydan mahrumduk. Bir yerde;istek,azim tribünü ileriye götürür. Ve kimse takım,tribünü harekete geçirmiyorsa 90 dakika aynı tempoda olmasını bekleyemez,ama bunların sebebi de tribüne uygulanan bilet politikası olur.

Tribünün ilk yarısında takımın daha iştahlı olması, özellikle korner olduğunda tribünün takımı ittirecek besteleri girmesi ikinci yarı pek öyle gitmedi,yine de Fenerbahçe Tribünü için İnönü deplasmanı demek sabahlama dönemlerinden bu yana sesini orada bırakmak demektir. Zaten deplasmana giden her tribüncü oraya gittiğinde sesini orda bırakmasını iyi bilmelidir.

 2024 sonunun son derbi deplasmanı olarak İnönü Deplasmanı daha iyi olmalıyken, hem takımın oyun kalitesi, hem de Fenerbahçe yönetiminin bilet politikasıyla sınıfta kaldı. Derneklerin de fazlasıyla bilet aldığı, internet üzerinden bazı aracılar üzerinden biletlerin karaborsa yapılması da tribünü de geriye iten unsurdu.

 Belki bir avuntu cümlesi olacak,ama eski bestede dediği gibi;

 

“Seviyoruz işte var mı diyeceğin”

 

 Cem Kurtuluş,2024 Aralık

21 Ekim 2024

Senleyiz Ölene Kadar: Deplase Samsun #AlemdeFener(20.10.2024)


 










En umudun ölü olduğu, kendinden yitik zamanlarda “deplasman” gidilmesi gereken yoldur. Böyle zamanlarda duman yükselir,alkol yükselir,insan kendinden geriye doğru sayar.

Bu mevzuyu kısa kesmek gerekirse;üzerinden deplase olmayalı epey süre geçmişti, bunda da yönetimin bilet politikaları işin içine girince sadece kendimiz değil,bizler gibi bu uygulamadan epey kişi nasibini almıştı Dumanlı hava sahası,diğer tabirle deplasman otobüsünün içi gece yola çıkılması için uygundu. Ufaktan bekleyişlerle birlikte nevaleler yüklenilip otobüs saati beklenilmeye başlandı. En kıyak deplasmanlar güneşin değil,karanlıkta çıkılan alkolün  dumanla karıştırıldığı deplasmandır diyerek “SAMSUN” için yola çıkılmıştı.

Alkolün miktarı arttıkça, besteler başka boyut değiştiriyor, sesin yükselmesiyle birlikte atmosferde herkesin bildiği üzere klasikliğini koruyordu.  Kısa yapılan karanlık esnasındaki çiş molaları birlikte sonra yerini hafif de olsa KÖFTECİ YUSUF’ta yol üstünde uğramamızla halini almıştı. Orda da mideyi doldurmuştuk böylece. Yol esnasında yağmurunda artmasıyla tribünsel bir ortam için her şey hazırdı. Şehir merkezi ile stat arasında 20 KM’e yakın bir mesafe söz konusuydu, pek de TEKEL BAYİ’ye denk gelememiştik,derken bir yerden tekeli yakalayıp ilerledik.

Emniyet noktası diğer deplasmanlara göre bizim gördüğümüz uygulamadan farklıydı. Bu kısmı kısa geçersek;erkenden içeri dalıp yerimizi almıştık. Ufaktan beste atıştırmaları ile maç saatini beklemeye koyulduk. Takımsal meseleleri bir kenara bırakırsak;ilk yarıdaki takımın da iyi olmasıyla tribünde buna refleksini vermiştik. Karşılıklı bestelerle birlikte tribün her zaman olduğu gibi deplasmanda tribün jargonuyla hakkını veriyordu. “Beraber yürüdük biz bu yollarda” diyerek sesi arttırıyorduk. Pazar günü olmasına karşın, onca yol tepenler enerjilerini tribüne vermekle yükümlüydü. Sonuç kısmından hariç bakmalı mı bilinmez,ama deplasman dönüşlerinde de sonuç pek çok kişi için hüsran olduğunu söylemeye gerek yok.

 Halsizlik,yorgunluk, ve sonra deplasman otobüsünde oluşan sessizlik ve bunun da üstüne deplasman dönüşünde otobüs tekerleğinin patlak vermesi sebebiyle yolun uzamasına sebep oldu. Deplasmanın olmazsa olmazı gidilen otobüsle çıkılan arızalardır. Bir Pazar gecesinde giderken kimileri iş telaşının peşine derken aksaklıklar peşimizi bırakmadı.

Bütün yorgunluklar,belirtiler,sonuçlarla birlikte “Bunca yol gitmeye değer mi” sorusu elbette fazlasını içeriyordu hepimiz için. O otobüse binildi mi herkes birbiriyle eşit, alkolünü ve yemeğini beraber paylaşır ve geriye çekilen CEFA kalır!

Bir bestede dediği gibi

“SENİN için FENER, senin için…”

 Cem Kurtuluş, 2024 Ekim

06 Eylül 2023

Hüzünlü Deplasmanlar Serisi: Deplase Bandırma (28.01.2018)








Bir Pazar sabahı. Herkesin derin uykuda olduğu/ keyifle kahvaltısını yaptığı bir pazar günü bizim için hüzünlü zamanların üstüne ancak bir deplasman ekleyebilirdik, belki de kötü olan zamanlardan bir nebze de olsa böyle uzaklaşabilirdik. Son zamanlar yapılan Eskişehir ve Bursa deplasmanlarının üstüne de şansımıza çok uzak olmasa da yine Bursa civarlarına yol göründü. Para ve puldan dertli bir deplasmanın olacağı hepimizin nazarında belliydi, ama kimse de bunu dert edecek pozisyonda değildi. “Deplasman otobüsüne bindin mi bir şekilde halledilir “ sözünü bu maçta da bir şekil halletmiş olduk. 

Nevaleler alındı, yola çıkmak için hazırlıklar yapıldı, arabesk besteler harekete geçti şoför de önceki deplasmanlarda gittiğimiz makara biri olunca yolun daha çekilir hale geleceği kanıtlandı. "Geç mi kalacağız  erken mi gideceğiz" derken aldığımız alkolle, havasız duman sahasıyla, makaralarla, tezahüratlarla yolumuza devam ediyoruz. Feribota yaklaştığımızda makaralar yine kaldığı yerden devam ediyordu, aslında burada bulunan herkesin özelliği çok mutlu olması değil, deplasmana çıktığında o mutluluğun tarifi olmaması gerçeğiydi.

Vapurun havası, tezahüratlar, sarhoş olanlar,  derken yolumuza devam ediyoruz. Yolda kısa bir çevirmeyle karşılaşıyoruz ama bu çok önemli olmuyor, sadece tedbir amaçlı diye düşünür derken “emanet “ konusu düşüyor dillere. Bunu da kısa sürede atlatıyoruz. Daha sonralarında acıkan mideler bir süre yerini sıcak bir çorbaya bırakıyor, kaldığımız yerden yol faslındayız tezahüratıyla, havası ve havasızlığıyla. Bir şekilde sonra şehire ulaşmış oluyoruz, herkes içeri girmiş oluyor bu süreçte biz hariç. 

Pankart kontrolleri derken amirin “Bu, tribün lideriniz biliyorum” demesi hiç sorun çıkartmıyor, ama çoğu deplasmanda gördüğümüz sıkı arama kontrolünden doğan “ayakkabıları çıkart bozuk para var mı bakalım “ demesiyle birlikte  bıkkınlık geliyor hepimize. Tribüne girer girmez yerimizi bir şekilde alıyoruz, pankartlar asılıyor.

İstanbul’dan gelen tek otobüs olduğumuz gibi gelen 30 kişi tribünün hakkını vermeye çalışıyor. Tribünlerde bir “ Abi “ görevi üstlenen, verdiği emeği tartışmayacağımız kişi olan  Dadaş Mehmet’i de unutmuyoruz, tribünün içinden kendisine selam ediyoruz. Tribünde genel bir kitle tribüncü kesimden değil de münferit bir kesimden oluşuyor, bunun da eksilerini daha sonraları anlıyoruz. Bandırma tribün yeri tribün olarak küçük bir yer olmasına rağmen yine de maçın gidişatı dahilinde  yerinde tezahüratlar olmasına dikkat ediyoruz. Arada da birkaç münakaşa/ tartışma ortamı oluyor, hiçbir şey yokken güvenlik ve polisin sanki düşmanmış davranmasına aslında şaşırmıyoruz. 

Pankart konusunda bile sanki biz Banvit’lilere saldırcakmışız gibi davranış tutumu içinde olmaları da bunu kanıtlar derecede oluyor. Tribün içinde el işareti yapan arkadaşın da  ufak tartışma neticesinde dışarıda bize yönelik  “Bunlar Fenerbahçe’li değil, terörist “ söylemi karşısında kendisi de bir şekil  hakkını alıyor. Tribün jargonuyla kendisi  ancak polis arkasından eser gürlemek zorunda kalır bundan sonra, ama karşılaştığında da hakkını verecek birileri çıkar. Bununla birlikte dönüş yoluna geçiyoruz.  Dönüş yolunda çoğumuzun sesi kısık, karanlık çöktüğünde girilen bestelerin hastası olduğumuzu buradan tekrardan yineliyoruz.

 Dönüş yolunda otobüsten ötürü de bir aksilik yaşanıyor, kısa süre sonra yolumuza devam ediyoruz. Bu deplasmanın kahramanı olan “ Koe” kardeşimizin de  herkesi kahkahadan geçirdiğini söylemek gerekir,ki o her zaman içimizden biri. Herkesin karnı acıkmış, yaklaşık 10 saattir yemek yemeyen insanların haklı bir isyanı olarak daha sonrasında klasik olarak Köfteci Yusuf’ta oluyoruz.  

Karanlık yolda bize Gülden Karaböcek'den "Ben Olmalıydım"  şarkısı eşlik ediyor bazen, bazen de o karanlık gecelerde söylediğimiz bestelerle kendimizden geçiyoruz. Gece, şehre indiğimizde kısılan seslerimizle iyisiyle ve kötüsüyle dumanlı ve hüzünlerimizin üstüne bir deplasman daha eklemenin gururu içinde oluyoruz. Söyleneceği gibi; gidilecek bir yolun kalmamışsa kendini deplasman otobüsüne bırakman en iyisi…

Cem Kurtuluş, Ocak 2018

05 Eylül 2023

"Yıllardan sonra,Yollardan Sonra" Deplase Ankara (03.09.2023)

 









“Hayat,deplasman dönüşü başlar “ sözü deplasman kültürü için klişe bir söz olsa da yine de hayatsız kalmış, geleceğe kaygılı bakanların işidir deplasman. Bunların her biri klişeden ibaret olsa da gerçeğin değişmediği malumdur. Herkes için aynı olmasa da bazıları için aynı kapıya çıkar. Bir bestenin söylediği gibi  “terso kalsak deplasmanda” bestesi aslında tribün jargonunu az çok bilenler için borç-harç alınıp deplasman şartları zorlanır. Birilerinin parası yoktur,çıkışmıyor başkasına verir ve bu muhabbet böyle uzar gider. Pandemi dönemi dahil yasakların olmasından ötürü, hem bilet fiyatları hem de Fenerbahçe yönetiminin tribün politikası nedeniyle  bir süredir deplase olamamıştık.

Çok uzak olmasa da bir süredir deplase olamamanın getirdiği durumla birlikte Ankara yoluna doğru nevaleleri yükleyip yola çıktık. Bunaltıcı sıcakların etkisini de göz önüne alırsak kısa süreli yağmuru görmek de yolda bir nebze iyi geldi derken, terse dönüp sıcaklar basmış oldu. Ufak bir servis içinde bağırmayı kendine dert edinenler olarak yola düştük. Tribünün belli kesmi erken çıkmıştı yola,bazısı da geç yola düşmüştü. Maçın da geç olması sebebiyle bu nedenle biz de geride kalanlardandık.

Ankara’yı önceleri gidildiğinde bolca tekel görme muhabbeti bu defa yoktu, yeni yolla birlikte kestirme yol biliyorsanız şoföre de durumu anlatırsanız şanslı sayılırsınız. Mevzuyu çok uzatmamak adına;önceleri 19 Mayıs Stadyumu daha kıyak yerdeydi. Şoförün kıyaklarından biri de aslında Emniyet ile çok dalavere içine sokmamasıydı bizi. Ankara’ya indiğimizde belli noktalar hariç, stada biraz da geç ulaştığımız için bu mevzuları kolay atlattık.

Stada girdiğimizde klasik olan polisin zorluk çıkarması ve 800 kişilik deplasman tribününe karşı işini becerikli şekilde yapılmaması ve bununla birlikte polis kaskları ve didişme derken zarla zorla da olsa yerimizi aldık,bununla birlikte polisin de biber gazı kullanımı oldu ki, deplasman tribününün az sayıda olduğu yere bu kadar eziyet çekiliyorsa diğer türlüsü nasıl olur malumdur.Tribüne çıktığımızda en üst noktalar her zaman tribün için en iyi noktalar desturu bellidir. İstanbul Tayfası olarak bağırmak için ciğerini orada bırakmış olanları görüyoruz. Bizimle birlikte de önemli olan çokluğun değil,niteliğin önemli olduğu kanıtlanıyor.

 Farklı şehirlerden gelmiş tonlarca insan bağırmaya aç şekilde tribünde tribünün hakkını vererek ve o coşku ile bunu kanıtlıyor. Yıllardır olduğu gibi Fenerbahçe Tribününün deplasmanda ezici üstünlüğü bu deplasmanda da devam ediyor. Biz de deplasman tribününde ses tellerimizin yok olurcasına hakkını verdiğimiz için deplasman otobüsüne bindiğimizde ışığı kapatarak,ilk biramızı yudumlayarak bestelere devam ediyoruz. Yorgunluğun hayatsal tarafı daha ağır olsa da yine de “yıllardan sonra,yollardan sonra” diyerek şoför abi çorba bulmak için yola düşerken,bizler de besteye devam ediyoruz…

 Ne de olsa hayat telaşında yorgun, bir o kadar bitkin olan deplasman otobüsünde sabah o kısık sesleriyle işe gidecek olanlar var daha,ama yine de bunun anlamında saklı olan şeyi herkes idrak edemez.  #AlemdeFener

Cem Kurtuluş, 2023 Eylül

13 Ağustos 2020

Hüznün üstü deplasman yolları... ( Deplase Göztepe)
















Gece vardiyasındasın, yaşanan bir hayatın yok, her şeyden kopmuşluğun zirvesindesin. İyi gelen şeyler yok, ve tek düze hayatını devam ettiriyorsun.  Sonra deplasman üzerine konuşuldu, ve bir gün de deplasmana gitmeye karar veriyoruz. Biletlerin sıkıntısı ayrı, otobüsü tutmak ayrı oluyor hepimiz için. Biletlerde açığımız çıksa da bir şekilde halletmeye çalışıyoruz. Sonunda eksiği tamamlıyoruz, geceden kalma yorgun bedeninle birlikte sabah yola düşüyorsun/düşüyoruz. Otobüslerin hepsi aynı noktada, yüzler yorgun ama gideceğimiz yolun önemi daha büyük. Nevaleler bir şekilde yükleniyor, Göztepe deplasmanının önemi vurgulanıyor, besteler bazen hızlı bazen yavaş şekilde akışına bırakıyoruz. Otobüste paralar toplanıyor, ilerleyen saatlerde “ açık çıkacaktır “ sözü çıkıyor ağızlardan. Bu düşünceyle yola çıkıyoruz, bıktırıcı bir sıcak var oluyor ama besteleri söylemeye devam ediyoruz. 

Kendi sıkışan hayatımızı deplasman otobüsünden bir nevi sıyırmak istiyoruz. Maksimum alkol, bol dumanlı hava sahası, yükselen tezahüratlarla birlikte yolumuza bakıyoruz. Şehirlerden geçiyoruz, sıcaklık dozunu arttırıyor. Akhisar’da bir kahvede duruyoruz, herkes kahveye giriyor. Yaşlı amcalar da bir şaşkınlık var,ama maça geldiğimizi biliyorlar. Giriyoruz, oyun oynayanlar oluyor. Sonra çay, soda, boyoz derken en sonunda kahveden kavun ikram ediliyor. Sıcak bizi eritirken bir yandan da bira içiyoruz. Emniyet’ten haber gelmedikçe içmeye devam ediyoruz, en kesin çözüm bu gözüküyor.  İzmir’e yaklaşmadan önce otobüslerden birinin sigortasız olması nedeniyle bekletiliyoruz,  daha sonra da emniyet bölgesine geçiyoruz. Köpek araması dahil aramalardan geçiyoruz. Temiz olduğumuzu anladıktan sonra escort halinde stada doğru yol alıyoruz.  Pusu kurmaya müsait bölgelerden geçiyoruz ama hiçbir aksilikle karşılaşmıyoruz. Beklentimiz boşa çıkıyor bu sayede. 

300 kişilik tribüne girmeye çalışıyoruz ama polisin zorluk çıkarması sonucu bir süre geriye gidiyoruz. İzmir Emniyetinin davranış biçimi de her şeyi belli ediyor. Bir şef geliyor o da art niyetli şekilde insanların elinde bileti olmasına rağmen giremediğini söyleyen insanlara tepki veriyor. Bir süre sonra 5’erli 10’arlı şekilde içeri giriyoruz. Ayakkabı çıkartan bir güvenlik anlayışı olduğunu söylemek gerekir, bu hemen hemen her statta karşılaştığımız sorunlardan biri oluyor. Biz girdiğimizde tribün dolmuş oluyor, sıcaklık seviyesi üst seviyelerde. Maç başlar başlamaz 300 kişiye göre hakkını vermeye çalışıyoruz. İlk yarının ortalarından itibaren tribün iyi bir ivme kazanıyor, ikinci yarıda da bunu devam ettiriyor. Takımın kötü futbolu da ister istemez insanları geriye çekiyor. İyisiyle kötüsüyle tribünde hakkını vermenin gururuyla üzerimizde ölü bir yorgunlukla geri dönüyoruz.

Hüznün üstüne bir deplasman daha ekliyoruz böylelikle. Hüzün, yorgunluk, hepsi birleşince sadece deplasmanın ismi kalıyor geriye.

Cem Kurtuluş, 25 Ağustos 2018/ Göztepe Deplasmanı

26 Mayıs 2020

Deplase Ankara (15.02.2020)
















Bir deplasman sabahı. Maça giremeyeceğini bildiğin halde hiçliğe dönüşmüş hayatında bineceğin deplasman otobüsündesin.  Oraya girdiğinde bütün her şey değişir. Oraya binen herkes bilir neyin nasıl karşılanacağını ya da mevzuya hakimdir kısaca bütün olanların. Hava çıtırdan soğuk, haberleri de öyle alıyoruz. Yıllar eksildikçe insandan insan kendi başına  fırtınalar koparmak istiyor; mevzu maça girmek/girmemek konusundan ötesinde.  Yıllar geçse de bu durum değişmiyor. Bu nedenle pek çok insan bunu saçma buluyor ve akıbetinde  giden yaşamın yıllar sonra da aynı çizgide devam ediyor. Mevzuyu da çok uzatmayalım.

Otobüs geliyor, nevaleler hazır bir şekilde yola koyuluyoruz. Yolların sisli olduğu haberi geliyor. Bir yandan da alkolün dozu arttıkça ve dumanlı deplasman otobüsünde yolumuza bakmaya devam ediyoruz.  Ankara’nın yeni yolunu bilenler için ilerleyen saatlerde  alkolün bulunmaması sıkıntıya neden oluyor.  Birkaç kısa devreli mola derken yola devam ediyoruz.  Tezahüratlar ve makaralar yükseliyor; pencere kenarındayız ve camlar buğulanmış, dalgın düşünceler seyrinde belki de herkes,kim bilir bunu?  Dumansız otobüs de olmaz deplasmanlarda,giden de kalan da iyi bilir bunu. Her şey öyleyken kendimizi Ankara’da buluyoruz, arama noktası bir yana stadın dışında çok da sıkı aramaya rastlamamak bizim açımızdan iyi oluyor.

 Köfte satanlar yerlerini almış, tribün yavaştan içeriye damlıyor. Karakol bulma derdi benim seyrimde ilerliyor; çok uzak olmasa da karakol bulma telaşına düşüyorum. Merkezin uzağında olunca bulmak da zor oluyor.  Maç iyi gitmiyor; biletsiz giden tribüncülerin de içeri girdiği haberi de kıyak bir haber oluyor. Her ne kadar yenilgi; deplasmana gidenin canını sıksa da aslında deplasman da giden de biliyor bu işin yenilgi işi olduğunu. İnsan kazanmak da istiyor. Maçla ilgili yorum yapmak benim işim değil; olayımız da zaten deplasman otobüsünün içindeki hava, deplasman durumu,vesairesi.  Dönüş yolunda tekel bulamamanın hüznü otobüste canlanıyor haliyle. “ Işıkları kapa kaptan “ edasıyla derin uyku moduna geçen de var, beste söyleyen de var.  Ziyadesiyle cezalı girilemeyen bir deplasmanı hanemize ekledik. Mevzu maça girmek dersen yanılırsınız; bu saydıklarımızın çok ötesinde.

Cem Kurtuluş, 2020 Şubat Ankara



03 Ocak 2020

Biz Seninle Ölümüne Deplasman Yollarında ( Deplase Bursa, 21.01.2019)





















Tutunamadığın hayat, bir türlü sorunlar, ümitsizlikler, ve sonu çıkan tek yol “ Deplasman “ cümlesi. Bu kaçıncı diye kendimize sormuyoruz, kaç olduğunu unuttuk. Biz de şehirleri saymıyoruz, otobüsün içindeki duman sayılarını sayıyoruz.  Birilerinin babasının rahatsızlığını patrona anlatması, birisinin yalandan hastaneden rapor alması hafta içi deplasmanlarına en uygun reçete oluyor. Takımın durumu o kadar kötü ki bizler için bunun önemi yok. Dumanlı deplasman otobüsünde her şey mümkün, 45’likle sallana sallana gidiyoruz. Bir anda kendimizi o alkolün verdiği etkiyle arabalı vapurda buluyoruz. Sonra tribün olarak esir alacağımız şehre doğru adımlarımızı atacağımız. İnsanların karnı zil çalıyor ama bütün emniyet birimleri bütün yolları kapatmış şekilde gidiş yolunda uzağa doğru bir yere gidiyoruz neyse ki orada karnımızı az da olsa doyurmuş oluyoruz. 

Zaman kısıtlı, tekel bayi arıyoruz sonra mendil satan çocuklara satıyoruz “ abi içme, gençsin kendine yazık “ diyorlar biz tekel aramak için yola düşüp sonradan otobüsle Bursa stadına doğru yolumuza devam ediyoruz. İstanbul’dan gelen 20 otobüsle birlikte son kalan otobüslerden biri oluyoruz. Alkol içenleri üfleteceğiz muhabbetine emniyet uyarısını veriyor, çoğu yerde bu yapılamıyor, ama bunun daha kötüsüyle karşı karşıya kalıyoruz.  Sanki savaş çıkacakmış gibi bütün emniyet birimleri metro, sokak aralarını her yeri tutmuş şekilde insanı bir hapisteymiş hissettiriyor. 

Maç saatine yarım saat kala otobüsleri park ettirmek için yer aranıyor sonra otobüslerden toplu şekilde stada doğru yol alıyoruz. Bu defa statta görülmemiş bir şey oluyor, kimlik kontrolleri eşliğinde içeri alıyorlar bizi, emniyete sorun çıkarmamak adına kimse sesini çıkarmıyor haliyle . İçeri giriyoruz, takımın kötü olması bir yana bizler yerimizde “ Sefa Reis “ yazılı ufak bezlerle Fenerbahçe Tribünlerinin Lideri  Sefa Kalya’yı yad etmiş oluyoruz.  Tribün adına da bazen geriye düşsek de , gol atıldıktan sonra rakip tribün düşüşe geçiyor bizler de devamlı yükselişte oluyoruz. Son dakikalarda hakemin yaptığı hata ile bize yine hüzün yolları gözüküyor. Kiminin ağzını bıçak açmıyor otobüste, kimi açlıktan, kimi de uykusuzluktan otobüste yorgunlukla başbaşa kalıyor. Dönüş yolunda emniyetin yolları kapatması, ve tesislere Fenerbahçe taraftarının almamasını da söylenecek söz kalmıyor. Bize yine hüzün kalıyor. Hep hüzün, hep deplasman…

Cem Kurtuluş, 21.01.2019/Bursa Deplasmanı

Fenerbahçe O Eli Lavabona Sokar: ( Deplase İnönü / 25.02.2019)
















Ayazlı bir gün, klasik İnönü deplasmanlarının vazgeçilmezlerinden biri denilir böyle havalar için ve hep de böyle oldu. Maçın haftanın başı olması hepimizi sarssa da biletler konusunda pek çok sıkıntı yaşasak da geldi çattı o gün…  herkesin gönlü vapurdan yana olsa da bu seçenek yine yarınlara kaldı. Kadıköy’e geldiğimizde herkes de Beşiktaş’a küfür etme hevesi derbi maçlarının olmazsa olmazı havasına sokuyor bizi… maç ne kadar geç olsa da bir yığın insan var sokaklarda. Herkes işi gücü bırakmış durumda maça konsantra… otobüslere atlıyoruz, full dolduruyoruz. Alkollü ve cigaraları kafalar neticesinde tezahüratlar da gırla akıyor. Derken kendimizi statta buluyoruz. 

Polisin taraftarları teker teker alması, daha sonrasında içeri girerken ufak izdiham klasik deplasmanın klasik hikayeleri arasında yerini alıyor derken sesleri duymamızla içeri girmemiz bir oluyor. Tribün girer girmez Beşiktaş tribünüyle atışmalara başlıyor,bu da herkesin tam istediği şey. Maça iyi başlayamıyoruz, ilk golü yiyoruz atağımız yok sonra iki gol daha yiyoruz. Herkes de bir sinir hali hakim. Bir kaos,bir saldırma hali en yakınımızda, en uzağımızda. Ama halen inanç saklı bir yerlerde, bu hırsla ikinci yarı başlıyor. Takım hızlı başlıyor, ikinci yarı tribün daha da yükseliyor. Hiç ses kesmiyor. 

Sesler ne kadar kısılsa da o kadar bağırıyoruz. Karşı tribün  takımları üç farkla önde olsa bile bizi dinlemekle yetiniyor. Derken golleri buluyoruz. 20 dakikaya 3 gol sığdırıyoruz, ama bu  forma ile alay edenlere, umutsuz kaldığımız anda o umudu karşı takıma gösteren bir hikayede belirgin.  Galibiyeti kaçıran taraf biz oluyoruz, ama deplasmanda tribün olarak yenilmeyeceğimizi bütün aleme gösteriyoruz. Ve İslam Çupi’nin de dediği   “ Fenerbahçe O Eli Lavabona Sokar “  sözü mıhlanıyor hafızalara, sadece bize değil bütün herkesin dilinde bu söz oluyor ve tribünüyle ve savaşçı oyuncusuyla bunu yapacak kudrete sahip olacağını gösteriyor..





Cem Kurtuluş, 25.02.2019


Ömrümüz Geçiyor Deplasman Yolunda: Deplase Ankara ( 07.04.2019)






















Bazı deplasmanların hikayesi olmaz, öylece çıkarsın yola. Boşlukta kaldığın yorgunluğun bedeli biraz ağır olsa da önünde bir yol vardır, ve bu yolu bitirme isteği vardır içinde. Kendini deplasman otobüsünün içinde attığında dumanlı hava sahasıyla beraber atmosfer seni farklı yerlere taşır. Ankara deplasmanı kararı da bizim için öyle oldu. Maçın erken olması biraz tetikledi bizi, biletler de sıkıntı çıksa da sonra şansın yardımıyla bunu da halletmiş olduk. Nevalelerin bir gece önce alınmasıyla, ve bir gece uykusuz kalmayla beraber uykulu gözlerle yola koyulduk. Güneşin vurmasıyla yüzlere alkolün girişi yapıldı, çoğumuz sabahın köründe yorgun olsa da bir şekilde bu da atlatılacaktı. 

Hafiften uyku modlu çoğunluk olsa da bestelerle yola devam etmeyi bildik.  Ankara yolunda sürekli uğradığımız tekeller bu deplasmanda yol güzergahından ötürü bizleri geride bıraktı. Yol boyunca ne tekel ne de market bulunabildi. Ankara’daki stadın Ankara merkezine uzak olması sebebiyle de maç saatine yakın bir şekilde stada giriş sağladık. 1000 kişiyi tek kapıdan geçirmek isteyenlere de fazla bir şey söylenemez. Girilir girilmez yerimizi alarak hafiften beste atıştırmaları başladı ve Ankaragücü tribünleri ile karşılıklı besteler söylendi. 

Trafik kazasında ölen Ankaragüçlü arkadaşların ismi anıldı ve maç başlamasına yakın zaman kala tekrardan Gecekondu, vefanın bir semt ismi olmadığını Fenerbahçe Tribünlerinin lideri Sefa Kalya’yı unutmayarak gösterdi.  Tribüne gelecek olursak; maçın başından itibaren şevk dolu bir Fenerbahçe tribünü vardı ortada; golün yenmesiyle geri çekilsek de takımın baskı yapmasıyla tribün, baskısını arttırdı. Zaman zaman kısa ve etkili bestelerle bunlar oldu,ki deplasmanda da bu önemli bir noktadır. İkinci yarının başlamasıyla birlikte,tribün performansı daha da yukarılara çıktı. Takımda yapılan değişiklik golün habercisiydi; ve sonrasında atılan golle birlikte tribün aynı performansı devam ettirdi. 

Maç sonuna doğru oyunun karışmasıyla bu olay  tribüne de yansıdı. Ankaragücü ve Fenerbahçe tribünü arasında karşılıklı koltuk fırlatmalar başlamıştı. Polisin daha çok Fenerbahçe Tribününe baskı kurması ne kadar çok olsa da çoğunluğunu çocukların oluşturduğu Ankaragücü tribününün tamamını kapsamasa da bu dediğimiz bölümü sınıfta bıraktı. Mevzular fazla sürmedi. "Dışarda taşlanırız " düşüncesi içimizden geçse de polisin  yoğun önlem alması sonucu böyle bir şey yaşanmadı. Dönüş yolunda karınlar aç, sesler kısık ve işe dönmenin yorgunluğu bambaşka bir hal aldı; ama hiçbir  sevgi, cefa çekmeden olmaz  sözünü de burada not düşelim.

Bir deplasman hikayesi de böylece sona erdi. Hikayeler belki sona erebilir, ama dumanlı hava sahasında nefes almaya çalıştığımız deplasman otobüsündeki hikayeler kendini başka belli eder... yaşayanlar zaten bilir de, yaşamayanların sesi daha fazla çıkar... 

Cem Kurtuluş, 07.04.2019 / Ankara Deplasmanı


13 Ekim 2016

Passolig'siz Deplasmanlar; Away Uşak




















Sıkıcı ve klasik bir Pazar günü. Full mesailerden bunalmış, yeterince rutine dönüşmüş hayatın son çıkışlarındasın, ve yapılabilecek ne var diye kendine soruyorsun, soruyoruz. Akla gelen tek şey; “ Deplase olmak  “ neresinin olduğunun önemi yok  “ deplasman olsun da ne olursa olsun” diyoruz çoğumuz. Listeler hazırlanıyor, planlar yapılıyor, müdüre yalanlar söyleniyor. Müdür bunu yemiyor ama bir şekilde izni kopartıyorsun, kopartmasan bile kafaya koymuşsun gideceksin başka yol yok.  Gecenin geç saatlerinde yolu beklemenin hazırlığına geçiyoruz. Dumanlı ve sis bulutlarının kapladığı bir gecede bizi buğulu camlar bekliyor.

27’lik otobüste 35 kişi sığmaya çalışıyoruz, bir şekil kimse bunu şikayet etmiyor. Herkesin amacı bir, böyle deplasmanlarda Passolig de olmayınca deplasman daha çekilir oluyor.  Yüksek sesli bestelerle yolumuza ilerliyoruz, alkol dur durak bilmiyor, kafalar kıyak bir şekilde ilerliyoruz yolumuza. Her duman çekişimizde besteler daha da yükseliyor. Şoförümüz kıyak çıkıyor,  çoğu şeyi sıkıntı yapmıyor. Bu deplasman işlerini bilen bir kafaya sahip olunca tayfa da şoförle iyi anlaşıyor. Bir klasik olan Köfteci Yusuf’a uğruyoruz, kıyak kafalarla köfteler yeniliyor yolumuza devam ediyoruz. Uşak’a indiğimizde ciddi bir tribün potansiyelini görüyoruz.

İçeri girmeden önce Uşak geneline parklarda memurlar içki konusunda katı olduklarını şehire geldiğimiz andan itibaren hissettiriyorlar bize, sonrasında da bunun çabası şikayet oluyor. Bu faslı geçersek Uşak’a gelenler için tek yorum herhalde “ Uşak’a geldim kendimi sorguluyorum “ cümlesi oluyor. Derken tribüne giriyoruz, akustik olarak muazzam bir salona sahip Uşak’ın salonu. Modern yapıya uzak, taraftarla bütünleşmek için bütün her şey bir arada. Tribüne girdiğimiz andan itibaren yer bulamıyoruz, bir kesim diğer bölgeye geçiyor. Bu bölgede polis oradaki taraftarı çıkarmak isterken arkadaşını vermemek uğruna mücadele edenler oluyor. Sonrasında olanlar oluyor. Fenerbahçe tribünü bu maçta tribünlere sığmadığını gösteriyor. Ataşehir’deki modern ve taraftar kültürüne uzak  salona biat etmeyenler yerini alıyor bu salonda aslında.

 Sonuç olarak; Passsolig’in olmadığı deplasmanlar her daim doyurucu oluyor hepimiz için.  Dönüş yolunda bayılanlar da olsa, bu baygınlıklar sonucunda sabahında işe gidecek olanlar içinse sabahında tek söz geçerli oluyor; “ Hayat, deplasman dönüşü başlar “

Tam da böyle bir noktada sonlandırıyoruz bu deplasmanı, çünkü ertesi günün yorgunluğunun tarifi hepimiz için leş ötesi oluyor, hayatın ağırlığında ezilsek de “ yine olsa yine gideriz “ düşüncesinde oluyoruz hepimiz. Ve son olarak ;  seni yolundan edenler olmuşsa, yarı yolda bırakanlar olmuşsa, yolsuz kalmışsan ve gidecek yol kalmamışsa gidilecek tek yol deplasmandır!

Passolig’siz deplasmanlara selam, yola devam.

Selametle.


Cem Kurtuluş, Ekim 2016

28 Mayıs 2016

Passolig Yok, Parti Var ! : Türkiye Kupası Finali ( Away Antalya )














Yine bir deplasman arefesindeyiz. Kimimizin patronlarına yalan söylediği, kimimizin az buçuk parasıyla deplasman yollarını zorladığı dönemdeyiz. Hepsini bir araya topladık mı ortaya çıkan tek cümle “ Fedakarlık “ oluyor.  Böyle deplasmanın bizim için iki önemi oluyor; biri passolig yok, diğeri yarı yarıya olması. Passolig’in olmaması daha da önemli kılıyor, bir yandan da deplasman yasakları aklımıza geliyor. 2000 kusur adamı gönderemeyenler bu deplasmana aynı yola giden insanlara yasak koymuyor, buna da böyle bir dönemde şaşırmıyoruz.

Mevzuyu kısa kesecek olursak;  geceden hazırlanan nevalelerimizle birlikte bir an önce yola çıkmanın hazırlıklarındayız. Bütün şartlar hazır oluyor hepimiz için. Daha önceleri bu deplasmana gidenlerin kimisi biraz deniz’in keyfini çıkaralım düşüncesinde oluyor, bunda da haksız sayılmazlar ama tamamen tatil moduna girmiş olanlar için söylenecek pek  bir şey yok. Antalya’da havanın sıcak olmasıyla beraber, ellerimizde biralarla tezahüratları  yükseltiyoruz. Genel olarak ciddi bir karşılaşma olmuyor Galatasaray’lılarla, ufak tefek birkaç şey haricinde hatrı sayılır bir karşılaşma olmuyor.  Daha sonraları toplanma yerine geçiyoruz, orada da elimizden biralar düşmüyor.

Ortama bakıldığında tribün bazında  ilk başta iyi bir tribün izlenimi alamıyoruz , daha sonraları kortej halinde stada doğru yürüyoruz. Karşı taraftan Galatasaraylıları görünce tribün kendi adına refleks gösteriyor, o da fazla uzamadan stada giriyoruz. Yeni modern statlara Antalya ekleniyor en son. İçeriye girdiğiniz andan bunu hissediyorsunuz. Her kat ayrı olarak kategorileştirilmiş, bunlar yapılsa da tribün yardımlaşmasının mevzusunun birliğini hep beraber giriyoruz. Üst kattan alt kata atlayanlar, bu atlamanın sonucunda o insanlara yardım telaşında olanlar , polis olsa da halen bu mücadelenin içinde olanlar, kimseye adam vermemeler ‘le gidiyor bu mücadele. Daha sonralarında tribün tam şeklimizi alıyoruz.

 İki tribünde maç öncesi küfürlerle bu ortamı özlediğini gösteriyor.  Daha küfürlerle birlikte agresiflik devam ediyor, ama bu deplasmanda her deplasman olduğu gibi maraton tribünü Galatasaray ‘ın alması onları daha avantajlı yapıyor.  Fenerbahçe tribünü hakkında söylenecek çok şey var,  ama bu şeylerin başında birbiriyle ego yarışında olup set dediğimiz bölgede bir yığın olanlar oluyor. Herkes kendini göstermenin peşinde oluyor, özellikle Sefa Kalya ‘nın ( Sefa Abi’nin ) ölümünden sonra Fenerbahçe Tribününde neler değişti sorusuna Antalya’daki set gösterilebilir. 

Bu yaşananları bir kenara bırakacak olursak; tribünün ilk yarısında iki tribün tarafından meşaleler patlıyor, iki tribünde ne kadar özlediğini gösteriyor bu ortamları. Passolig’in olduğu maçlarda göremediğimiz meşale dumanını bu maçta fazlasıyla içimize çekiyoruz.  Burada aklımıza eski bir slogan’ı Türkçe’ye çevirmek gerekirse “ Passolig Yok, Parti var “ sloganını düşünüyoruz. Agresifliğimizi, tribününün özlediği meşale dumanını, bağırmayı özleyenleri bu maçta rahatlıkla görüyoruz.

Kısaca toparlamak gerekirse;  meşale dumanını fazlasıyla içine çektiğimiz, agresifliğin dibine vurulduğu, yarı yarıya tribünlerin tribünün hakkını verdiği bir deplasman olarak kaldı bizler için Antalya deplasmanı. Passolig’in olmadığı tribünlerin görsel şova dönüştüğünü de bu sebeple tekrardan hatırlatmak gerekir, belki passolig’i çıkaranlar bu şovları izler de biraz bu ruhlu tribünlere imrenirler.

Passolig’in olmadığı, yarı yarıya tribünlerin agresif olarak yaşandığı, meşale dumanını içine çekeceğimiz, kağıt biletin devam ettiği deplasmanlarda görüşmek üzere…

Selametle.

Cem Kurtuluş, 2016  Mayıs

21 Mart 2016

“ Şu Deplasman Yollarında Seni Yaşamak Var ya…” : Away Karşıyaka















Planlar önceden hazırlanmıştı, önümüze ne çıkarsa çıksın bu deplasmana gitmenin planlarını daha önceden yapmıştık. Önümüzde öyle çok engel vardı ki, bu engellerinde bi şekil çözüleceğini bilerek bu deplasmanda olmamız gerektiğine inandık. İstanbul, Ankara başta olmak üzere terör olayları patlak verdi, bir yandan çoğu kişiyi ister istemez korkular sardı, ama bu da bizi yolumuzdan etmedi. Başta “ Passolig “en büyük belamızdı, deplasman yapamaz hale gelmiştik. Bir avuç adam İstanbul’dan bu düşüncelerle Karşıyaka’ya doğru yola düştü. 

Nevaleler alındı, yol boyunca karanlığa teslim olurken bir yandan alkolümüzü tüketiyor bir yandan buğulu camlara bakıp bestelerimizi söylüyorduk. Menemen’de yapılan iyi bir kahvaltıdan sonra buluşma noktasına geçtik yavaştan. İzmir’de in cin top oynuyordu geldiğimiz saatlerde. İstanbul ve Ankara’da patlayan bombalar burayı da etkisi altına almıştı. İstanbul’daki serin hava yerini İzmir’de güneşe bıraktı bizim için. Alsancak’tan otobüslerle toplu şekilde salona geçtik.  Kağıt biletin sona erdiği bir dönemde bu maça kağıt biletlerle girip anı tazeliyoruz yavaştan. Passolig’in olmadığı nadir yerlerden biri olması bu deplasmanı özel kılıyor, çünkü tribünün tribün gibi yaşanılan yerler çok az kaldı ve Sonda söyleyeceğimi başta söylemeliyim; Karşıyaka deplasmanı tribün kovalayanlar için gidilmesi gereken deplasman listesinde ilk sıralarda yerini rahatlıkla alır. Hem deplasman tribününün bulunduğu yer, hem de salonun genel yapısı her şeye müsait. Ama salonun içinde ter içinde kalmamız da bunun çabası.  

Bunu geride bırakırsak; Salona girer girmez pankartlar asıldı, tribüne ısınmak için besteleri söylemeye başladık. Girer girmez her iki tribünde İstanbul’da ve Ankara’da patlayan bombalara tepkilerini verdi. Karşıyaka tribününde her maçta dolu olan tribün maç günü boştu. Bu faslı geçersek; Fenerbahçe tribünü yaklaşık 250 civarı taraftarla yerini aldı. İnişli çıkışlı bir grafik çizildi tribün adına. Çoğu zaman kendimizden geçiyoruz, enerji patlaması yaşıyoruz tribünde. Karşıyaka’lıların küfürlerine de küfürle karşılık veriliyor ve bunun altında kalınmıyor. Salonda Karşıyakalılar sahaya etki etme konusunda iyiler, yer yer iyi ses çıkarıyorlar ama bu maçta sınıfta kaldılar.

Maçın sonlarına doğru ortalık kızışıyor.” Bize Her yer Trabzon “ atkısının açılmasıyla tribün bunun karşılığını verme noktasına geliyor. Herkes öfke patlaması yaşadı birden, orada bir amirin “ Karşı tarafın ne yaptığını sorgulamıyorum “ gibi cevabı da gülünç derecedeydi hepimiz için. Mevzu daha fazla büyümüyor o olaydan sonra, Karşıyakalılar şov vari hareket yapmaya çalışıyor. İstanbul Tayfalarına karşı  bugüne kadar ezilen Karşıyaka tribünü bu maçta da ezilmenin tadını yaşıyorlar. 

Maç sonrası İstanbul’dan yaklaşık 1000 kusur km gelen bizler seslerimiz kısık şekilde araca biniyoruz, araçta da besteler dilimizden düşmüyor, sesler kısık bir şekilde yola devam ediyoruz.  Arada kaynamasın diye bize İzmir'e indiğimiz andan itibaren " Group İzmir"  tayfasına ayrı selam ediyoruz bu yazıyla. Her şey bir yana , sabah ölü bir şekilde işe gidecek olsak da bu deplasmanın hakkını vermenin mutluluğunu yaşıyoruz, sözü  karanlık bir deplasman dönüşü bir bestenin  kısa sözüyle bitiriyorum “ Şu Deplasman Yollarında Seni Yaşamak Var ya…” 

Cem Kurtuluş, 20.03.2016/ Karşıyaka 

25 Aralık 2015

Ruhumuz Abdi İpekçi! : Anadolu Efes 93 - Fenerbahce 84












Herkesin kendisini ait hissettiği bir yer vardır. Bu yerler içinde bol bol rutubeti barındırır, samimiyet akar tribünün omuzlarından bazı istisnalar hariç.  90’lardan itibaren Fenerbahçe Tribünü için anlamlı ve birçok kişinin hayatında önemli bir yeri olan Abdi İpekçi oldu mu mevzu tribünden kopmuş her kim olursa olsun burada oynanan maçları iple çeker. Gerek yarı yarıya, gerek başka maçlarda bu salonu doldurmak için elinden geleni yapmıştır.  Hepimiz  dün öyle bir gün yaşadık.  Efes’le oynanan maçın biletleri çıkar çıkmaz hemen  alalım ki bileti demeye kalmadan biletler bitmişti, daha sonraları Efes tarafından biletleri alarak maçın geleceği günü beklemeye koyulduk.  Salona gelir gelmez  o eski günlerdeki gibi köfte dumanlarını içimize çektik, Otoparkta içilen birkaç şeyden sonra Efes tarafından sıraya girdik. O esnada Efeslilerin “ noluyor kardeşim kaynak yapmayın “ derken hop içeriye dalmış oluyoruz . Bu söyleyenlerin çoğunu oluşturan Efes Tayfası salona girdiğimizde her zamanki gibi salonda kendi  ezikliklerini  hissettiler.  

Salona girer girmez tezahüratlarla birlikte uzun zamandır Passolig olayından ötürü tribünden kopanlar bu maçta yerini fazlasıyla alıyor.  Coşkulu tezahüratlar, atılan flashlar ve torpillerle  agresif bir tribün için yapılması gereken her şey yapılmaya çalışılıyor. Agresif tribün için bunlar önemli şeyler. Modern futbolun bizi çember içine aldığı, Spor büro ekiplerinin taraftarı fişlediğini düşünürsek bunlar tribünsel faaliyetler için tribün ruhunu ayakta tutar.  Bundan rahatsızlık duyulması ise kimseye yarar sağlamaz, çünkü tribüne “ RUH” veren de  tam olarak böyle şeyler. 

Tribün yer yer verdiği ıslık tepkileriyle, yer yer karşılıklı tezahüratlarla maçın içinde olmasını biliyor daha sonraları, hakemin yaptığı hatalar bizi delirtse de elden bir şey gelmiyor.    


Özet olarak; Ataşehir’de Popcorn ruhlu, müşterilere hitap eden bir profilin kaybolduğu nadir maçlardan biriydi bu Efes Deplasmanı ( Abdi İpekçi Deplasmanı). Deplasman demek doğru olmayacak olsa da burada Deplasman olarak gözüken taraf olunduğu için ancak “ Deplasman “ tanımı uyar. Abdi İpekçi’den -Coşkulu, bol flashlı ve torpilli, rakibe korku salan, yenilse de gırtlağını patlatan, elinde Popcorn olmayan,  Ataşehir’deki ruhsuz salonu değil, tribün için son damgasına kadar ter akıtan Fenerbahçe Tribünü vardı. Böyle amatör salonlardaki samimiyet ve tribüne aç bir o kadar tribüne delirmiş insanlar  var oldukça Fenerbahçe Tribünü de yoluna emin adımlarla gitmeye devam edecektir. 

Cem Kurtuluş, 2015 Aralık 



01 Aralık 2015

Bir Deplasman Uğruna Sen de Benim Gibi Yanma Arkadaş: Away Çanakkale/ Voleybol Deplasmanı
















“ Cumartesi günü başka ne yapıcaksın ki ?Lanet koltuğuna oturup pop idolleriyle mi tatmin olucaksın ?Seksten yoksun evliliğinde mücadele verirken sonra da karının bakışlarından kaçmaya mı çalışıcaksın?Sonra da paranı kebaplara mı yatırıcaksın , meyve preslerine ve sarılara ?Hadi canım boşversene .Ben ne yapacağımı biliyorum .Tottenham Deplasmanı”Bayılırım..” The Football Factory

“ The Football Factory “ filminden bir alıntıyla başlamak gerekir deplasman hikayesinin anlatışına. Bir Pazar sabahı.. 1 Hafta boyunca çalışmanın verdiği bunaltıyla birlikte yapılacak en iyi şey nedir diye kendimize soruyoruz. Planlar önceden hazırlanıyor! Ve akla gelen tek fikir deplase olmak. Belki biraz hayatın içinden sıyrılırız diyoruz. Nevaleler hazırlanıyor geceden, sabahında da bekleyişler sürüyor. Hepsinin arasından sıyrılmak isteyen, otobüse binildiğinde de dışardaki sıkıcı hayatı unutanlarımız var içimizde. “ Voleybol maçı için Çanakkale’ye mi gidiyorsunuz? Manyak mısınız lan siz “ diyenlere inat deplasman otobüsüne bindin mi nereye gittiğinin pek önemi olmuyor.

 Bu parolayla  yola çıkıyoruz . Alkoller alınıyor, makaralar yapıyor, dumanlı deplasman otobüsünde yolculuğumuza başlıyoruz.  “ Esrar çekiyorlar sessiz usulca “ diye eski bir beste canlanıyor bu deplasman otobüsünde . Otobüs tıkabasa dolu, susmak yok, makaralar devam ediyor. Yer yer çiş molaları, tekel bayi aramalar, petrol istasyonlarında yapılan işler ve bir çok şey. Vapura atlıyoruz, makaralarla birlikte Çanakkale’ye az kalıyor. Muhtemelen salona varan en son biz oluyoruz.

Şehrin birçok yanından Fenerbahçeliler geliyor, şehir istilaya uğramış durumda. İçerde de tribün adına büyük işler başarılacağını erkenden anlıyoruz. Hemen içeri dalıyoruz, tribünde yerimizi alıyoruz. Tribünde bir an olsun susmuyor, gırtlaklar patlıyor olabildiğince, tribünün hakkı veriliyor. Takımın galibiyeti her ne kadar önemli olsa da bizler için deplasmana geldiğimizde tribünde aldığımız galibiyet oluyor. Dönüş yolunda “ nerede yemek yiyeceğiz lan “ diye diye yemek bulacak yer bulamıyoruz, en yakın benzin istasyonundan su alarak bir nebze rahatlatıyoruz kendimizi, sonralarında otobüste “ Keşan “ diyen sesten sonrasını kimse hatırlamıyor. Bu esnada bir yere çöküyoruz, anlaşma mevzularını geride bırakarak çoğumuz çorba ve makarna’ya  tav oluyoruz.

Bir avuç adam İstanbul’dan geliyor sadece deplasmanı deplasman gibi yaşayabilmek için, bol dumanlı bir deplasman otobüsünü içine çekebilmek için. Deplasmanı ilk defa tadanlarsa “ Dumanlı deplasman otobüsüyle “ tanışmış oluyor.  İşte meselemiz bir deplasman otobüsünde çekilen bir dumanla etrafa yayılıyor, bir dumanla deplasman yolculuğunun sonuna geliyoruz. Her birimiz sabah yorgun şekilde iş yolunu gözleyecek olsa da Napolilerin dediği gibi “ Yarın yine borçlarım olacak ama bu gece kral benim” sözü her birimiz için bir deplasmanı anlatıyor.

Sonuç olarak; E- biletin olmadığı, tribünün tribün gibi yaşandığı, dumanı içine çekebileceğiniz deplasmanlar var oldukça, bizlerde var olacağız oralarda,buralarda…


Cem Kurtuluş, Kasım 2015



07 Kasım 2015

Adın Başlatır Bir İsyanı : Away Ajax (07.11.2015)















Hikaye’ye tam nereden başlanır bilmiyoruz. Bu yolculuğun hikayesi fedakarlıklarla dolu bir yol hikayesi üzerinden geçiyor.  Bu yol hikayesini anlatmanın tam zamanı şimdi.  Kiminin daha önce gittiği yurtdışı deplaseleri, kiminin ilk defa gidecek olması. Bu deplasmana gitmeden önce birçok fedakarlık yapıldı. Üçüncü sınıf iş’te çalıştığı bir parayla patrona söylediği yalanla bu deplasmana gelen de vardı, birikmiş parasının üstüne  bu deplasmanı zorlayan da. Saatler 17.45’i göstermeden önce passaport kontrolleri,  Duty Free’den alınan içkilerle ufaktan kafamıza alkolü enjekte edip  uçağa doğru yolumuzu aldık. Düşüncelerde geçen tek şey “ Bu deplasmanın hakkını verebilme “ konusuydu.   Yaklaşık önümüzde 3.5 saatlik bir deplase yolculuğu bizi bekliyordu.  Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan kendimizi Amsterdam’da bulduk. 

Herkes birbirine bakıyordu, “ bilet yok lan ne bok yiyeceğiz “ sorularıyla başlayan sorular çoğalıyordu sonra çaresini buluyorduk, daha sonraları otobüse atlayarak yerleşceğimiz yere doğru yolumuzu alıyorduk. Yerleşir yerleşmez’in ertesi gününde şaşırıyorduk bazı şeylere. Şehrin en rahatlatıcı olayı; bisiklet süren insan topluluğuydu, bu şehri oluşturan insan sayısının çoğunluğuysa turistlerden ibaret. Binalar renkli, insanların başkalarını garipseme durumu gibi bir durum yok ortada. Bu şehir’e ilk defa gelmişseniz kaybolma ihtimalinizse yüksek ihtimal, çünkü her sokağın birbirine benzeme lüksü var. Şehre yabancı olanlar olarak; bu şehirde es geçmemeniz gereken ve  yemeniz bir şey patates. Ayrıca illegal (yasadışı ) olan ne varsa bu şehirde var. Sokakların etrafından yayılan esrar kokularıyla birlikte içmeseniz bile dumanı içinize çekiyorsunuz. Her sokak köşesinde cigarayı kökleyen birini görmeniz çok normal, görmemeniz ise garipsenecek bir durum.  

Şehirle ilgili anlatılacak çok şey olduğundan bu muhabbeti yarıda kesiyorum. Karaborsa’ya düşen biletlerden ötürü herkes Karaborsa’nın peşine düşüyordu. Bu esnada Karaborsa yapmaya çalışan  biri de darp edildi.   Buluşma meydanı olarak DAMN meydanı seçilmişti.  Hollanda’nın yağışlı havası çoğumuza İnönü deplase havasını hatırlatmıştı. Kapşonlar takıldı, marketten biralar alındı ve bu biralara polis çökmeye çalıştı. Şişe bira içmek sokakta yasak, polisler bunun için tetikte. İçmeniz halinde polisler size “ Teröristlik” üzerinden işlem yapma hakkına sahipler. Türkiye’ye göre Polisler insanlarla konuşma hakkını seçiyorlar, eğer birçok kez tekrarlarsan aynı yaptığın şeyi seni tutuklamaya kadar gidiyor mevzu. Daha sonraları meydanın orada Polisle olaylar başladı. 

Fenerbahçe tribünü nerede olursa olsun, az da olsa çok da olsa kendisine yapılan haksızlığa karşı tepkisini Amsterdam’da da gösterdi.  Atılan meşaleler, atlı polisleri korkutmaya yönelik atılan torpiller, sandalyeler havada uçuştu. Bu olaylar olduktan sonra Kortej halinde bütün tribün yürümeye başladı eski günlerdeki gibi. Ellerde biralar, ağzımızda besteler yürüyoruz.  Bu yürümeyle birlikte FENERBAHÇE TRİBÜNÜ, metro turnikelerini işgal ediyor, bu işgal etmeden sonra bazı turistler metroda söylediğimiz bestelerin gazabına uğruyor. Metrodan sonra köprüde hepimiz bir çiş molasından sonra bestelerle stadın önüne geliyoruz. 

İstanbul,İzmir,Ankara, Europe Tayfa başta olmak üzere kimsede bilet olmuyor. Yönetimin taraftarını dışarıda bırakması bu maçta da tescilleniyor. İstanbul’dan gelip biletini 250-300 Euro’ya okutan sözüm ona kendini Fenerbahçeli gören herkes bu karaborsa olayı karşısında nasibini alıyor. Maç saati yaklaşıyor, bilete çözüm bulunamıyor. Ajax’ın  stadının modern bir stat olduğunu düşünürsek; kapılara biletsiz girmek yasak ve giriş yaptığınız takdirde karşısınızda atlı polisleri görüyorsunuz. Arkadaşlarını dışarda bırakmamak adına EUROPE Tayfası maça girmeme kararı alıyor. Kısacası; Ultras kültürünün gereğini yerine getiriyor EUROPE,ama onlara yapılan yanlışı da kimse sineye çekemez!  Stadın akustiğinden ötürü tribünsel anlamda ses TV'den takip edenlere fazlasıyla duyulmuş, ama tribünsel anlamda eksikliğin de hissedildiği bir deplasman olduğunu söylemek gerekir. 


Başta polisle başlayan mücadelede olan, kardeşini yarı yolda bırakmayan, İstanbul’dan buraya gırtlak patlatmak için gelen, karaborsa yapmayan herkese selam olsun…



















Cem Kurtuluş, 06.11.2015...

12 Ekim 2015

Hayat, Deplasman Dönüşü Başlar: ( Deplase Samsun) Fenerbahçe- Galatasaray Bayanlar Basketbol Cumhurbaşkanlığı Kupası Finali







































E- bilet, deplasman yasakları, cart curt/ bir ton yasak varken her şeyden uzaklaştırılmıştık. Yeterince her şeyden uzak kalarak her şeyden soyutlanmış duruma gelmiştik, ama arada tribünün bütün unsurlarının geldiği maçlarda oluyordu. Bunlardan birini İzmir’deki  Beşiktaş voleybol maçında yaşamıştık, ikincisi de  Samsun’da oynanan  Fenerbahçe- Galatasaray Cumhurbaşkanlığı Kupası maçıyla oldu.

 Bu maç için önceden hazırlıklarımızı yapmıştık. Maddi yönden terso durumda kalsak da borç, harç herkes bi yerlerden parasını bi şekilde buldu, bütün imkanlar seferber edildi, iş için yalanlar söylendi.  Mevzu Galatasaray maçıysa, ve yarı yarıya tribünlerde bu maç hiç bahane edilmeden kaçırılmamalıydı.  Bizde bu düşünceyle  gittik bu maça. İstanbul’dan yaklaşık 5 araçla yola çıktık, daha fazla olabilirdi  ama bu da yeterli bir sayıydı.   Samsun'a indiğimizde yakın bir kahveye girdik.   Kahveye girer girmez " gençler öğrenci misiniz " muhabbeti daha sonra bizim " Biz Fenerbahçeliyiz" diyince kısa sürede sona erdi. Biz de uzatmadan bir süre sonra salona doğru yol aldık.  Samsun’a indiğimizden itibaren haberler etrafa yayılmaya başlamıştı. Yolda mahsur kalan Galatasaray’lılara  Fenerbahçelilerin saldırması sonucu 3 Galatasaray’lı yara aldı. Böyle maçlarda klasik olaylardan biridir bunlar. Sen yara vermezsen, birileri gelir sana yara verir. Bu işlerin genelde kuralları böyle işler.  Bunlar anlık olaylardır, çabukluğa bakar. 

Burada asıl konu içeride olabileceklerdi, içeriye girmeden önce polislerin saçma sapan nedenlerden ötürü bazı pankartları almaması saçmalık ötesiydi. Bunlardan biri E-bilete karşı tepki pankartıydı.  Bu muhabbetleri geride bırakırsak; ilk iki periyot Galatasaray tribününün üstünlüğüyle geçti, diğer periyotlarda daha da iki tribünün de şişeler atılması sonucu kaos ortamı oluştu. E-bilet’in gelmesinden sonra hemen hemen her maçtan geri tribüncüleri bu maçta böyle ortamları özlediğini gösterdi. Bir tribün ortamında ne yapılması gerekirse bu maçta da o yapıldı. 

Fenerbahçe tribününden Galatasaray tribününe yollanan meşale, Galatasaray tribününden Fenerbahçe tribününe yollanan sis, sonrasında iki tarafın birbirine attığı torpiller maçın kaosunu arttırdı. Çoğu kez başka şehirlerde maçın iptal edilmesinden ötürü; “ tekrar iptal olacak mı “ diye kendimize sorarken Emniyetin tribünleri dışarı çıkartmaması hepimizi şaşırttı. Olaylar bir süre devam etti.  Olması gerekenler oldu sadece. Fenerbahçe tribünü kısmında çok fazla ailenin olması tribünün performansını etkiledi. Lafı fazla uzatmadan; bu deplasman E-bilet’in yok sayıldığı, tribüncülerin istediklerini yapabildiği, Kaos’un içinde var olabildiği bir deplasmandı. Deplasman dönüşündeki yorgunluklar, deplasmandan döner dönmez işe gitmek de “ Hayat deplasman dönüşü başlar “ sözünü hatırlattı hepimize. Sabah kimileri tatlı uykusunda uyurken km'lerce yol tepen, bunun cefasını çekenler deplasman dönüşü iş'lerine doğru yola koyuldu. 

E-biletin olmadığı, tribünün tribün gibi hakkının verildiği, yarı yarıyaların daha agresif yaşandığı maçlarda görüşmek üzere...

Selametle 



Cem Kurtuluş, Ekim 2015