// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Speed metal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Speed metal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2022

Spitfire - Nigtmares ( 2022)


 










Ruhuyla,hızıyla, agresifliğiyle tartışmasız en güçlü icra edilen metal müzik türlerinden  birinin speed/thrash metal  olduğunu söylemek kendi adıma söylemek güç bir şey değil. Bu işin halen öldüğünü söyleyenlerin sayısının çok olduğunu söylemenin yersiz olduğunu düşünsem de “ yapan yapıyor “ desturuyla “ konuya dalmak yerinde olacaktır. Buradan yola çıkarsak Alman menşeli, speed/thrash metal icra eden “ Spitfire” kurulma aşaması 2014’e kadar uzanıyor. Spitfire adında yaklaşık 6 grup olduğunun da altını çizmek gerekir,ki 1984 yılında kurulan yunan grup Splitfire ile  karıştırılıyor. Burada mevzu bahis konumuz Splitfire’ın “ Nighmares “ albümü üzerine.  

Karanlık,kasvetli bir girişle karşılayan “Never Stop The Madness”  ilerledikçe Alman metalinin güçlü stilinin gitarlardaki  jilet rifflerle birlikte kendinden geçirmesini biliyor ve vokalin de kaosa katılmasıyla şeklini alıyor. Girişiyle Iron Maiden’ın “Running Free “ ye selam çakan ve bariz kendisini hatırlatan   “Tyrannic Reaper”  riffsel yönden değil de vokalin  delilik adına çığlıkları ve davulda Thunder Manne’ye ayrı parantez açtıran bir iş oluyor.

 80’lerin ortalarında ortamları kasıp kavuran bir Running Wild şarkısı olan  “Soldiers of Hell” albümde yorumuyla üst sıraları hak ediyor,ki bazı grupların bazı şarkılarını ruhuyla çalmak ruhtan fazlasını ister, Spitfire bunun üstesinden gelmesini biliyor.  

Albümün ilk single olma özelliğini taşıyan “ To Take A Life” başından itibaren  speed metal kaosuna davet ediyor. Temponun durmadığı, agresifliğiyle ders veren, jilet vari riffler üstüne uzun sololarla birlikte can alıcı bir iş çıkarıyor.

Gitarların kendini konuşturduğu,kaldığı yerden devam ettiği “The Nightmare “ ilk yarısıyla devamlı temponun düşmediği, konserlerin sıkı parçalarından biri olma özelliğini taşıyor. İkinci yarısıyla birlikte akustik gitarın devreye girmesiyle  konuk sanatçı olarak albümde yer olan  Francis Tobolsky olayı başka boyuta taşıyor. “Know Your Demons “ ismiyle de 80’ler ortası thrashy/speedy şeytaniliğinden izini gösteren bir anlayışla ismini belli ediyor. 1.26 ile başlayan riffler ile hız perdesi aralanıyor, bir kapanış misali 80’lerin ortamına nişanlanıyor.  

Agresiflik, kaos,hız üçgeninde birleşen “ White Walls “ süratli rifflerden bir tepetaklak hissiyat yaratıyor. “Forever Dying Free” isminde olduğu gibi özgürce ölmek isteyenlerin temasını belirliyor. Albümün final kısmı “Rebirth“ ile kapanıyor. Başından sonuna kadar albümün kapanışını sözsüz şekilde kapatıyor.

 Albümün prodüksiyon koltuğunda,mix master işlerinde  1 ve 5. Şarkılara eşlik eden Luke  Le Luke oturuyor.

 Bunun yanında Phil Schimpgen ismi de Luke Le Luke’a mix ve master işlerinde yanında olan baş aktör oluyor. Albümün çizimi,kapağı Josh Rudgier’e ait.  Albümün label işine bakan Witches  Brew firması 2002 yılında kurulmuş olup, amacı ismi duyulmamış klas işler çıkaran grupları piyasayı çıkarmayı hedefleyen bir şirket, bunun da duyurusunu buradan yapalım.

 Albümün prodüksiyon kaydına geçersek; cilalı bir kayıt yok ortada. 80’lerin ortalarında old school grupların karışımını “Nightmares “ albümünde görmek kaçınılmaz oluyor.  Bazılarının aksine  cilalı kayıtlara rağmen old school ruhu temsilen Almanların güçlü yanını “Spitfire “ Nightmares albümüyle fazlasıyla gösteriyor!

 Kadro

 Motörizer – Vocals

Bolz – Guitars

Dissident Agressor – Bass

Thunder Manne – Drums

 

 Cem Kurtuluş, Ekim 2022

 

09 Haziran 2016

Baphomet's Blood - In Satan, We Trust (2016)

















“  Biraz Motörhead, biraz Venom üstüne biraz şeytanilik biraz da rock'n roll    döşemeli bir kayıt  nasıl olurdu  “  böyle bir soru sorabiliyorsak bunun cevabı şüphesiz son senelerin speed metal ve eski ortamlardan beslenen,  bu işlerin tozunu attıran Baphomet’s Blood olurdu.   Eskilerden bir etkilenme söz konusuysa Baphomet’s Blood bunun mevzusuyla kapışabilecek gruplardan.  “ In Satan, We Trust “ Baphomet’s Blood’un son zamanlar piyasaya sürdüğü  en sıkı işlerden biri . Ortada bir yemek menüsü var; bu menünün içinde çeşitli lezzetler mevcut, ve sonrasına da farklı tatlar eklenmiş. Baphomet’s Blood’un tabirini böyle yapmak mümkün, çünkü onlar bu işi iyi biliyor. 

Tekrardan mevzuya dönecek olursak;   Baphomet's Blood'un son çıkardığı albümün ismi grubun mentalitesini diğer albümlerdeki gibi yansıtıyor.  Albüm, en uzun parçalardan biri olan, kilise seslerini andıran, eski korku filmlerini hatırlatan seslerin etkisini araya sıkıştırmış “Command In The Inverted Cross “  ile açılıyor. Eski albümlerde gördüğümüz Venom ve Motörhead etkileri bu şarkıda da beliriyor, birden camdan fırlatma hissini yaşatıyor bize Baphomet’s Blood.    Daha sonrası albüm, albüme ismini veren parça olan “ In Satan, We Trust “ ile devam ediyor.    Baphomet’s Blood’un ilk piyasaya çıktığı Motörhead etkili tarz bu şarkıyla daha belirgin oluyor, Lemmy’e bir nevi saygı babında oluyor bunların hepsi ve speed metal dediğimiz olay bu şarkıda açığa çıkıyor.  Speed metal, balyoz gibi kafamıza inen davullar, hız ve eski metal ortamlarının ruhu “ Hellbreaker “  ile tam gaz devam oluyor.  Bir şekil her dinlenildiğinde Motörhead ve Lemmy’nin o ruhunu yaşatıyorlar bize.  “ Underground  Demons “ ile Baphomet’s blood hızını alamıyor, nasıl oluyorsa yola öyle devam ediyor.   Albümde en Motörhead vari hissedebileceğimiz  parça “ Triple Six, “  Motörhead’in ilk dönemlerine bununla birlikte tanıklık ediyoruz.

Sonuç olarak; “ True Metal “ dediğimiz olaya  tanıklık etmek, poser’ların kıçını tekmeleyici bir şeyler, şeytani sözler ve sound olarak  rock’n roll ve speed metal’a yakın bir şey arıyorsanız bu tam olarak Baphomet’s Blood da var, “ In Satan , We Trust “  da isminden de anlaşılacağı gibi Baphomet’s Blood’un çizgisinde bir albüm ismi. Rock’n roll’un şeytaniliğini bu rock’n roll canavarlarında bulmamanız için hiçbir sebep yok.  O yüzden sözü daha fazla evelemeden gevelemeden rock’n roll’un bütün şeytaniliğini bu albümde hissedin,üstüne de kırmızı bira için sonra en yakın boş bulduğunuz yere itinayla işeyiniz. 

Cem Kurtuluş, Haziran 2016



30 Nisan 2012

Deathhammer -Onward to the Pits (2012)




















Cehennemin efendileri ortalığı kasıp kavurmaya devam ediyor.   Son zamanlarda hiç boş durmadılar.  İyi iş çıkardılar. Son çalışmalarından biri de “ Onward to the Pits’’ . Bizi pitin içine alıp o pitin etrafında başımızı döndürüp, pis ve ahlaksız sözleriyle bombalıyorlar.  Yüksek tempolu parçalar ve gaddarlık tam gaz devam ediyor.

  Yılın 2012 olduğunu düşünürsek bu adamların yaptığı normal değil. Diğer ürünlerinde  nasıl kafamıza balyöz gibi davullar indiyse bu albümde de bundan geri kalmamışlar. Tam gaz devam ediyor . Motörhead,  Kreator,  Venom , Sodom etkilerine devam demiş elemanlar.

Albümü dinlediğiniz andan itibaren cehennem kapıları size sonsuza kadar açılıyor ve her yere öfke saçıyorlar.  Cehennemin basamaklarında bizi dolandırıyorlarlar bu albümle.  Beynimizi uyuşturan sololar ve kafamıza inen balyöz etkisinde davullar, cehennem kapısını aralayan çığlıklar eşliğinde albüm devam ediyor.

Albüm “ Deathrashing sacrifice’’ ile açılıyor ve  girişiyle kaos un içine sürüklüyor.   Aynı zamanda vahşi poser avcıları bu parçayla  iş başına olduklarının mesajını da veriyor.  Hızlı gitarlar, balyöz etkisi davullar, eşsiz çığlıklar şarkının rotasını belirliyor. Ezici bir üstünlükte gidiyor ve kaos un içine doğru sürüklüyor bizi.   Poserleri tekmelemek için en  ideal şarkı!

“  Voodoo rites’’ ile kaos devam ediyor.  Kargaşa, merhametsizlik, terör, kaos, zombiler, katliam, acımasızlık, karışıklık, cehennem, kötülük  ve kargaşa hissini barındıran parçalardan biri.. bütün hepsini bir araya getirdiğimiz karşımıza sadece bir kelimenin karşılığı çıkıyor, o da “ Cehennem’’.   Cehennem çığlıkları parçanın içinde yükseliyor, Venom etkisi bariz belli oluyor diğer çalışmalarında olduğu gibi.

“  Fullmoon sorcery’’ black ile speed metal in birbirine karıştırıldığı ve anormalliğin yüksek tavan yaptığı, kaos ortamının çığlıklarla yükseldiği bir parçaya tanıklık ediyoruz.  Çürümüş cesetler etrafa dağılmış, onun pis kokuları insanlara yayılmış, bu yayılma sonrasında etrafta yükselen ahlaksızlık.   “ we rip the arms of jesus and eat his head’’ ise parçayı özetleyecek nitelikte..

“ Emperor of sin’’ günahkar orduların iş başına geçtiği ,ahlaksızlığın her zaman ki gibi yükseldiği, kutsallığın yok edildiği ,hiçlik üzerine sözlerin arttığı ve nefretin tavan yaptığı şarkı.  Parça girişiyle şaşırtıyor ve sonra harekete geçiriyor  bizi.  Arada gelen tuhaf melodiler ise lezzetli sololar kıvamında olduğunu söylemekte yarar var.

“ To the evil “ eski çalışmalarına selam çakan parçalardan.

Gitar ve davul temposunun hızlandığı, her yere öfkenin saçıldığı , kötülüğün ve   cehennem zillerinin yüksek sesle çaldığı,  cehennem  basamaklarının  hızlıca tırmanışıdır bu parça. Albümdeki favorilerimden.   Aralarda gelen  lezzetli sololar parçaya apayrı boyut katmış.

“  Final black mass’’ Ölüm çığlıkları, Kötülük, eziyet üçlemesi üzerine kurulu bir parça. Çığlıkların yükselmesiyle öfke, şeklini alıyor. Bu da bizi kaos un içine sürüklüyor. To the evil tadında ,eski çalışmalarındaki parçalara benzettim bu parçayı da .

“ Army of Death “  şeytan ve ölüm arasında bağlantının kurulduğu, çığlıkların öfke ile birleştiği parçalardan.  Bu adamların şüphesiz akli dengesi yerinde değil ve burada da yıl 2012 değil 80’lerin ortaları gibi bir şey sanırım.. akli dengeyi zorlayan herifler.

Albümün geneline baktığımızda ve yılın 2012 olduğunu düşünürsek bu adamlar şüphesiz kafayı yemiş.  Şeytaniliğin bu kadar ön plana çıktığı bir grup son senelerde yok denecek kadar az ve Deathhammer şeytaniliğin önplana çıktığı gruplardan. 2012 yılının şüphesiz en iyi şeytani kayıtlarından biri.  Kayıtsız kalmayın!

CEM KURTULUŞ, 2012


08 Mart 2011

BAPHOMET'S BLOOD





İtalyan pure speed metal grubu Baphomet’s blood’un kuruluşu 2003 yılına dayanıyor.  Vokal, gitar ve basta Necrovomiterror, davulda R.R. Bastard tarafından oluşturulan grup tarz olarak Thrash metal, Speed Metal ve Rock'n'Roll öğelerini birleştirerek ve liriklerinde şeytan, seks, alkol, anti-hristiyanlık gibi öğeleri temel alarak bu tarzda son yıllarda çıkan gruplar arasında. Grubun vokali tam bir lemmy taklitçisi. Gruptaki elemanların hepsi birer Motörhead hayranı. 

 Grup, Motörhead,Tank,Exciter,Sodom,Venom gibi dev gruplardan büyük ölçüde ilham almıştır. Özellikle Venom ve Motörhead etkileri bariz belli oluyordur. Grup 2003 yılında kurulmasından sonra 2005 yılında " Satanic commando"  adında bir demo yayınlar.  Hiç vakit kaybetmeden 2006 yılında " Satanic metal " atacak albümünü yayınlar. Albüm speed metal’in bütün öğelerini içerir. Hızlı gitarlar,speed metal ritimleri,kirli vokaller.. Her şeyiyle mükemmel albüme imza atmışlardır. Şarkı sözleri ise antihristiyanlık,alkol,seks ile ilgilidir. 

Grup 2007 yılında 7 parçadan oluşan bir toplama albüm yayınlamıştır. Albümün içinde Satanic Metal Attack albümünden parçalarda bulunur. Bu toplama albümden sonra grup yeni albüm çıkarmaya karar verir. 2008 yılında second strike adında albümleri yayınlanır. Grup yine tam gaz yoluna devam etmektedir.   

Grup bu albümden 1 sene sonra " Metal damnation"  albümünü yayınlar. Yalnız grubun şöyle bir takıntısı var sanırım albüm hangi plak şirket'ten  çıkıyorsa o  plak şirketiyle ilgili şarkı var.  Metal damnation albümüyle ne kadar iyi yolda olduklarını bizlere gösteriyorlar.  Grup şu ara biri live olmak üzere 2  ep çıkaracak. Ep’nin ismi Back from the fire diğeri Live In Italy.

Grup Üyeleri;

Necrovomiterror - Vocals, Guitar, Bass
R.R. Bastard - Drums
A.Trosoramanus - Guitar
Speednecromancer - Bass




Diskografi;

Satanic Commando (Demo), 2005
Satanic Metal Attack, 2006
Blood Vomit and Satan (Toplama), 2007
Second Strike, 2008
Metal Damnation (2009)
Back from the Fire EP, 2011
Live in Italy EP, 2011

CEM KURTULUŞ,2011

Baphomet's Blood - Satanic Metal Attack (2006)
















İtalya’da metal müzik piyasası ne alemde bilmiyorum. İtalya denince benim aklıma  defansif bir futbol ülkesi geliyor. Böyle bir ülkeden “ Baphomet’s Blood”  gibi bir grup çıkar. Pure satanik  speed metal canavarlarının kuruluşu 2003 yılına dayanır.  Kafayı şeytanla bozmuş olan bu leş adamlar 2005 yılında   Satanic Commando adında demo çıkarır. Bundan 1 sene sonra  Satanic Metal Attack adında albüm çıkarırlar. Albüm şeytanidir,elemanların hepsi Motörhead  hayranlığını dibine kadar gösterir. Vokal tam bir Lemmy taklitçisi.Ama bu taklit özentilik adı altında değil, iyi müzik icra etme açısından.

Speed metal adına son senelerde çıkmış en sıkı çalışmalardan biri "Satanic Metal Attack" .  Albüm bir cover olmak üzere 8 parçayı içinde barındırıyor.Vokalleri Lemmy taklitçisi olduğu kadar Lemmy’ede benzer. Müziklerinde Motörhead,Venom,Sodom,Tank,Exciter gibi gruplardan etkilenmeler var, bu da bariz müziklerinde kendini belli ediyor.NWOBHM riffleri, speed metal ritimleri, kirli vokaller albümde göze batıyor.  

Albüm anti-religion temasının hakim olduğu  “ Satanic Commando’’ ile açılıyor.  Satanik komandolar mevzuya sert giriyor.Gitarlar
takır takır işliyor bildiğimiz speed metal ritimleri ,kirli vokaller başrol oynuyor.  Satanik   işler peşinde koşan elemanlar sözlere de ayarı veriyor inceden. "  Kill, burn, destroy Rape, thrash, sacrifice  In the name of satan’’  nakaratlarıyla mevzuyu özetliyorlar.

Satanik komandolar “ Blood, Vomit and Satan’’  ile   delirmecelere devam ediyor. Cehennemin kapıları bize bu şarkıyla açılıyor hatta ayarı da vermesinin yanında   " şeytan bize güç verir"   lirikleriyle mesajı  veriyor.  Gitarlar yine takır takır iş başında  , kirli vokaller her zaman ki gibi başrolde.  Alkoliklerin rahiplere alt etmek için verdiği mesajlara yön veriyor şarkı.  Seri katil  Richard Ramirez’e dayanan  “ Nightstalker” şarkının başlarında introsu “Nightstalker”  filminden alınmıştır.Şarkı başlarken filmden geçen konuşmalarda   “ Fucking kill me "  sesleri yükselir ve ,testere sesleri gelir. Sonra Motörhead’i hatırlatan davul girişiyle şarkıya girilir.

Alkolik mevzuların  hızıyla devam eden “ Satanic Beerdrinkers’’   “ We are fucking satanic beerdrinkers”  lirikleriyle  yükselişe geçiyor. Gitarlar,davul,vokal ve sololarıyla her şeyiyle bütün bir şarkı dedirtiyorlar.. Alkolikler yine yapacağını yapmış, şarkı içinde geğirme sesleri de gelir. Yine yok etmek üzerine kurulu bir şarkı  “ Kill the Monk “  hızlı gitarların hakimiyetinde tam gaz devam ediyor. İsminden de anlaşılacağı gibi “anti religion”  temasıyla sözünü söylüyor ve "   cehenneme hoş geldin’’ dedirtiyor. 

Speed metal canavarları ortalığı dağıtmaya “Speed metal warriors “ ile devam ediyor.  İntrosunun “ Conan “ filminden alındığı saldırganlık içinde  poserları yok etmek için işe koyulan bu alkolikler bu şarkıda poserları nasıl avlayacaklarını, ayrıca “ biz speed metal savaşçılarıyız”  diye mesajı veriyor.


İki kişinin elinden çıkan, 2000'li yılllar adına metal müzik adına icra edilmiş en klas işlerden biri " Satanic Metal Attack " satanik komandolar eşliğinde, şeytancılık oynuyor Baphomet's Blood.  Ortalıkta kaos oynamak istiyorsanız bu klas işi kaçırmayın!  

 

Kadro:

 

R.R. Bastard: Davul

Necrovomiterror-Vokal,Gitar, Bass

 

Cem Kurtuluş,2011

06 Mart 2011

Running Wild - Branded And Exiled (1985)




















" Karada Manowar, Korsanda Running Wild " diye bir tanımlama vardır,ilki herkes için geçerli mi tartışılır ama ikincilik konusunda çoğu kişi aynı fikirdedir.  1980'lere geldiğimizde heavy metalin altın çağı olmakla beraber dünyada Nwobhm ile birlikte beraberinde speed metal'in etkisinde olan grupları da ortaya çıkarmıştı. Bu gruplar aynı zamanda daha önceki dönemde heavy metal gruplardan aldığı ilhamla ileride bunu yaptığı işlere göstereceğini gösteriyordu. Alman speed /heavy metal efsanesi Running Wild için her şeyin başlangıcına gidecek olursak; ilk demoları 80'lerin başında gerçekleşir.  Bunun üstüne birçok  demo çıkarırlar. Başka gruplarında yer aldığı Split'te kendilerine yer bulurlar. 1984 yılında ilk albümünü yayınlar Running Wild,   hiç vakit kaybetmeden biz işe koyulalım derler ve 85 yılında  Branded and Exiled albümünü yayınlarlar.

Running Wild , Almanya’da "Accept ve Scorpions ile birlikte en saygı duyulan grupların başında geldiğini söylemeye gerek var mı bilmiyorum. Prodüksiyon dehşet verici olmakla birlikte ilk albümde ağırlıklı olan satanik imaj, şeytani sözler bu albümde fazla gözükmez.  Aynı zamanda albüm çıkarken gitarist değişikliği olur.  Preacher’ın yerine Majk Moti katılır gruba. Gitarlar etkili olsa da ilk albüme göre farklılık gösterir.   Rock’n  Rolf yine üstün bir vokal olduğunu albümde bizlere gösteriyor.   Bu albüm Heavy ve speed metal’in yükselişte olduğu dönemde çıkmış korsanlar  bize yine iş başında olduğunu gösteriyor.

Albüm “ Branded And Exiled’’ ile giriş yapılır.  Rolf’un o enfes vokalleriyle kendimizden geçiyoruz.  İlk albümdeki gibi güçlü gitarlara tanıklık etmesek de  şarkının gitar girişi jilet gibi.  Sololar dikkat çeker, heyecan verici sololara tanıklık ediyoruz. Rolf’un vokaliyle bütünleşmesiyle enfes bir şarkı ortaya çıkıyor.  Şarkının lirikleri sürgüne gönderilen ve orada damga yiyenleri anlatıyor.  Ancak bir arada durabilirlerse karşı güçlerle başa çıkabileceklerini anlatılıyor.

“ Gods Of  Iron’’  gitar saldırılarının hakim olduğu, “  Evrenin yöneticilerine meydan oku’’ diye mesajı veriyor.  Kölelik, isyan edenler ve özgürlük için kavga edenler şarkının teması oluyor. Mitolojik unsurlarla şarkı sözlerinin bağlantısı yüksek.  Rock'n Rolf'un güçlü vokaliyle zirveye ulaşıyor.  " Realm Of Shades’’  klas bir gitar girişiyle açılan parça sonra şekil değiştiriyor. Rolf yine görevini yerine getiriyor.    “Biz,tüm dünyanın yalanlarından sıkıldık " sözüyle de ana fikrini ortaya koyuyor. 

“ Mordor’’ bir marş edasıyla akılda kalıcı notalarla, sololarıyla kendinden geçiren şarkılardan biri olarak öne çıkıyor.   Dünyayı esareti adı altına alan bir düzende yalancı yöneticilere,kendilerini savaşata götürenlere, zulüm ile baskı altına alanlara     “ Fight the Oppression”  ile sözünü fazlasıyla söylüyor. Çift gitarın etkili olduğu riff bolluğuyla  Rolf’un güçlü vokaliyle, baş döndüren sololarıyla da klasını konuşturuyor.   

Judas Priest etkilerine  rastladığımız “ Evil Spirit “ gücü elinde bulunduran statü sahiplerine, şiddetten beslenenlere  money and fame were his conviction” sözüyle  sesleniyor.  Şarkının genelinde Judas Priest etkileri görmek mümkün, ki  80’lerin ortalarında heavy metal ile yolu kesişen  çoğu grupta Judas Priest etkileri görmek mümkün.  Albümün genelinde de Downing-Tipton etkileşimli rifflere denk geliyoruz. 

 Gitarların hakimiyetinin sürdüğü, Rolf’un da güçlü vokaliyle  enerjisini yaydığı albümün dinamiklerinden “ Marching to Die “  nedensiz savaşa sürüklenen nedenini sormadan   soykırım yapan insanlığa sesleniyor. Albümün finali  80’lerde deri ceket giyerek- motor sürerek konserlerde hunharca eğlenen, headbang yapan gençliği “  Chains  and Leather “ ile selamlıyor.  Bunu ilk yapan gruplardan biri de Judas Priest’ti, albümün genelinde Downing-Tipton rifflerinden etkilenme olduğu bariz belli oluyor.

Toparladığımızda;  1984’te Running Wild şeytani sözlerden biraz daha toplumsal olaylara, nedensizce savaşa yollayan savunma bakanlarına sözünü söylüyor. 1985 itibariyle Majk Moti grubun soundunun gelişiminde farklılık yaratıyor.  “ Branded And Exiled “ 80’lerin en iyi heavy metal albümü değil ama 80’lerin ortalarında çıkan işler arasında konuşulması gereken başarılı bir albüm olmasıyla klasını konuşturuyor

Cem Kurtuluş, 2011

27 Ocak 2011

Deathhammer - Phantom Knights (2010)
















2 sene aradan  sonra Deathhammer şeytani  bir dönüş yaptı.   Phantom Knights"   Son yıllarda çıkan en şeytani, liriksel olarak en sikici  çalışmalardan biri.  Sene 2011 olmuş ama bu adamlar kafa olarak 80’lerde yaşıyor. Böyle şeytani,leş  işleri çıkaranları el üstünde tutmak gerek. Müziklerinin üstlerine koyuyorlar. Bazıları gibi kendilerini tekrarlamıyorlar bazılarından kasıt, retro thrash grupları.Adamların etkilendiği gruplar  Sabbat, Bathory, Venom, eski Sodom, Destruction, Kreator,vs. Hal böyle olunca bu adamların şeytanilikten ödünç vereceğini nasıl düşünebiliriz?  Böyle albümler üreten kaç grup kaldı ki zaten ,ama bu adamlar şeytanilikte sınır tanımıyorlar.   Şimdi Deathhammer kanınızdaki alkol oranını artırmak için yeniden karşınızda...

2 çılgın adamın işi bunlar.  Cehennemden gelme bu adamlar  öyle bir ziyafet sunmuş ki bize “  cehenneme hoşgeldiniz’’ mesajı veriyor.  Ölümüne saldıran  yüksek tempolu parçalar, nwobhm esintili gitar melodileri, kafamıza balyöz gibi inen davul atakları bunların hepsi bu iki adamın işi. Cehennemin kapıları “ Gates Of Hades’’ ile  sonuna kadar açılıyor. Davullar kafamıza iniyor, tempo bir an olsun düşmüyor. Davulda  Sadomancer mükemmel iş çıkarıyor.  Gaza gelmemek mümkün değil. Şeytani bir giriş, keskin gitarlar ön planda. Çığlıklarla bizi daha da delirtiyorlar.

  "  Blood Token’’ ile yola devam ediyoruz ve tempo bir an olsun düşmüyor. Delik deşik sololar şeytanilik tam gaz devam ediyor.  "  Arise! from the vast pits of death!’’ diye şarkıya giriyorlar müthiş gaz veriyor. Din karşıtı sözler yine ön planda.  " Haçı inkar et "  diye mesaj gönderiyor.Girişiyle beni mest eden “ Devilish dirge " ile şeytanilik tam gaz devam.  Ölüm,acı,cehennem üçgeni içerisinde dönüyor şarkı, o şeytanilikten biraz olsun taviz yok.  Gitarlar iyi çalışıyor, davul gümbür gümbür geliyor. Bu iki adam sınır tanımıyor

 Lucifer’in arkadaşları başrolde şeytanilik "  Armoured Assassins’’ ile  devam ediyor.  Delirmelik bu şarkı, çığlıklar delice davul atakları saldırma hissi uyandırıyor. Can yakıcı soloları da unutmayalım.  Bize Cehennemden sesleniyor. Yok etmek için hazır ol " Ready for destroy’’ ile devam.  Öfke,nefret,acı ,intikam her biri bu parçada toplanmış. Arkana bakma yok et mesajı veren bir şarkı.   Şeytanilik,gaddarlık,acımasızlık, anti-christ sözler 80'lerin evil atmosferini yakalamayanlar için " Phantom Knights" 2010 yılının en şeytani,en leş, en old school kayıtlardan biri!

Cem Kurtuluş,2011

20 Ocak 2011

Accept - Metal Heart (1985)


Yıl 1985,  piyasa heavy metal albümleriyle ve demolarıyla kaynıyor. Plak şirketleri ise grupları kapmak için birbiriyle yarışıyor.   Accept, “ Balls to the Wall”  albümünden sonra dünyada saygın bir heavy metal grubu olmaya, konuşulmaya devam ediliyordu.  Çoğu otoriteden tam not almıştı, dünyayı sarsmıştı konserleriyle de fanlarıyla bağını daha sıkılaştırmıştı.  Balls to The Wall albümü sonrası gruptan ayrılan  Jörg Fischer “ Metal Heart “ albümüyle geri döndü. Grup için eleman değişikliğindeki yenilik buydu. Bu albüm aynı zamanda Accept’in ilk konsept albümüydü ve politik bildirilere yer veriyordu. Bunun yanında da fütüristik tema kullanılmıştı.  Ayrıca  gelecek kuşağa, bilgisayarlaşan ve hızla artan insan nüfusuna değinmeleri bu albümün meselesiydi. 

Albümün başlangıç parçası “ Metal Heart “  metal marşı kıvamında U.D.O’nun güçlü vokaliyle ve gitar oyunlarına tanıklık ettiğimiz, aynı zamanda robotlaşmış insanlara mesaj veriyordu. İçinde bulunan sample da Beethoven’dan alınmaydı, girişindeki intro Tchaikovsky’nin  Slav marşındandı.  Pek çok yerde şarkı “ metal marşı “ olarak anılmaya başlanmıştı.   Hoffman “ bu kadar popüler olacağını bilmiyordum “ yorumunu yapmıştı bununla ilgili.   Bir uyuşturucu anlatısı olarak sunulan ve uyuşturucu satıcısını  “ Midnight Mover “  Udo’nun yırtıcı vokaliyle, Hoffman’ın sololarıyla, davulun uyumuyla üst seviyelere çıkar.


 “ Up To The Limit “ albümün zayıf şarkısı olarak göze batıyor, U.D.O’nun vokali de kurtarıcı olamıyor. Kontrolü olmayan uçlarda yaşayan birini anlatıyor.  Gitarların girişiyle hakim olduğu  " Wrong Is Right’’  speed metal’in  klas örneklerinden.  “ Do never do what you don't like”   sözüyle şarkıyı özetliyor. Albümün  keyifli parçalarından biri “  Screaming For A Love-Bite’’   aşktan beslenen sözleriyle öne çıkıyor. Şarkı boyunca enerjik temposuyla, sololarıyla da albümdeki dinamit şarkılar arasında yer buluyor kendine. "  Too High To Get It Right’’  hızlı gitarların konuştuğu tipik Accept şarkısı olarak dikkat çeken  koro halinde söylenen nakaratlarıyla  desteklenen back vokalleriyle albümün sıradışı şarkısı konumunda.

Bass açılışıyla bizi karşılayan " Dogs On Leads’’ köpeklerin yaşantılarına dair sözünü söylüyor.   Neden saldırgan olup olmadıklarına dair sözler şarkının içeriğini oluşturuyor. Şarkı ilerledikçe tempo yükseliyor, Udo yine o tempolu ortamda yırtıcı vokaliyle esip gürleyerek resital sunuyor. Şarkının hakimiyetinde  Bass gitarist Peter Baltes yanında  bunun sonrasında gelen sololarla bir tırmanış oluyor. “ Teach Us To Survive”  devamlı sorular soran, yarınsız bir dünyaya doğru perde aralıyor. Neden sorularının yükseldiği bu perdede  Accept alışılmışın dışında bir metot kullanıyor bu şarkıda.  Pek çok kimseye göre “ jazz metal “ olarak tanımlanıyor bu.  

Çift gitarların hüküm sürmesi “ Living for Tonite “ ile devam eder. Bir yol şarkısı sözleri hakim şarkıda.   Scorpions etkilerine rastlamak mümkün.  Albümün finali “ Bound to  Fail “ ile  bitiyor, Manowar-Helloween benzeri melodileriyle eski power metal gruplarının notalarına yakınlığıyla bu şarkı bir albümün finali için hayal kırıklığı şarkısı olduğunu söylemek mümkün.

80’lerde Balls to the Wall döneminden sonra  “ Metal Heart”  ticari açıdan pek çok başarıyı yakaladı. Metal Heart şarkısı bir marş olarak yüksek sesle  söylendi, UDO bu albümden sonra “ Metal Heart “ adıyla anılmaya başlanmıştı.  Accept albüm sıralamasına göre kıyaslarsak  “ Restless  And Wild “ albümünün gölgesinde kalan bir albüm olmuştur “ Metal Heart “  Gerek sözsel , gerek de müzikal açıdan .   Ama “ Metal Heart “ yıllar sonra da olsa her daim hatırlanacak albümler köşesinde yerini almayı başarmıştır.
  


Cem Kurtuluş, 2011

26 Kasım 2010

Running Wild - Gates To Purgatory





















" Karada Manowar  denizde Running Wild “ diye vakti evvel bir tanım okumuştum. Running Wild’i ilk dinlediğimde de bu konuda yanılttıklarını söyleyemem. Grupların ilk albümleri her zaman bir grubu tanımak için kriter olmalı. Mevzu bahis konusu benim için Running Wild olduğunda da böyle oldu. Kısaca bahsedecek olursak; Running Wild kendi ismini almadan önce   1976 yılında Granite Heart   adıyla  okul grubu kuruyor. 1981 yılında Running Wild ismini aldı.  1980’lerin başında  ilk demolarını kaydettiler, ve bununla birlikte ardından üç demo daha kaydettiler. Uzun şarkılardan oluşmuyordu her biri. Grubun kadrosu da bu sayede yavaş yavaş oluşuyordu.   Bazı şarkıları bu demolarda kaydettiler daha sonra EP’leri çıkmıştı. 80’lerde NWOBHM gruplarının çoğalmasıyla birlikte bir heavy metal çağı yaşanıyordu. Yıl 1984’ü gösterdiğinde Gates To Purgatory’ı çıkardı Running Wild.  

Albüm; delik deşik eden riffler, saldırgan gitarlar  “ Victim Of States Power’’ ile açılıyor. Gitarların dur durak bilmediği, Rolf’un vokaldeki güç gösterisiyle birlikte ıslıkta  şarkıya apayrı hava katıyor. Dönemin şeytani sözlerin şarkılara enjekte edildiği bir dönemin gerçeğini yansıtıyorlar. Yalancı din adamları, politikacılara, özgürlüğünü kısıtlayanlara sesleniyor. Şeytandan aldığı talimatı “ Black Demon “ ile devam ediyor. Kiliselerin bozguna uğradığı, ahlak kurallarının hiçe sayıldığı sözlerle yolunu belirliyor. Albümde şeytani liriklerin temayı belirlediği atmosfer “ Preacher “   şarkısında 13. Cuma gecesi sözleriyle başlayan ve sonrasında  şeytani yeminlerin edildiği,ayinlerin yapıldığıyla  öne çıkıyor. “ Preacher “ takma adıyla da   Gerald Warnecke’nin klas soloları şarkıda belirleyici durum oluyor.

 “ Soldiers of Hell’’ albümün en dinamik şarkılarından biri. Rolf’un güçlü vokali, klas sololarıyla , durdurak bilmeyen gitar saldırılarıyla hızlı temposuyla dikkat çekiyor.    Acımasız şeytani kuvvetler yine iş başında  olduğunu ’’Diabolic Force’’  ile gösteriyor. Hızlı, saldırgan temposuyla şarkı daha sonra ağır tempoda ilerliyor.  “Vultures of death are flying, under their cry the evil's dying-Destroying society of hate, like thunderstorms they bring their fate”  sözleriyle şarkı özetlenir.   Güçlü temposuyla, davul ataklarıyla, Rolf’un durdurak bilmeyen enerjik vokaliyle öne çıkan “ Adrian S.O.S “ bir rivayete göre 1968 yılında  Polanski’nin "Rosemary’nin Bebeği " adlı yapımında Adrian karakteri burada “ şeytanın çocuğu” olarak anlatılır.   

1981 yılında Iron Maiden’ın “ Genghis Khan “ şarkısından sonra, Running Wild tarihsel olaylara girer.  Moğolların kurucusu, imparatoru “ Genghis Khan “ şarkısıyla anlatır. Kendisinin lider özelliklerinden, korkusuz olduğundan bahsedilir şarkıda. Devamlı  dört bir nala saldırma hissi veren melodileriyle ,özellikle saldırgan tonlamalarla bir savaşın ortasında savaşan asker gibi hissettirir. “He was a man like you and me- His era was his fate”  sözleriyle de Cengiz Han’ı kısaca özetler. Albümün kapanış parçası ” Prisoner of Our Time”  80’li yılların metalci gençliğini özetler. Ters haçlar,serseri ruhlar, sadece kendi gibi yaşamak isteyen gençliğin isyanını anlatır bir nevi.

80’li yıllarda  metal müziğin bütün şeytaniliğini yansıttığı, çift gitarlarıyla saldırıldığı ve  serseri ruhların kolaçan gezdiği bir ortamda çıkıyor “ Gates to Purgatory “  İngiliz heavy metal gruplarının, Nwobhm akımının hızlı olduğu zamanları düşünürsek söylenecek tek şey; albümün diğer albümler gibi övülmemesinin tek nedeni geç çıkmış olmasıdır.

Kısaca toparlarsak; çift gitarların şeytani liriklerle birleştiği şov bu albümün iskeletini oluşturuyor, bu albüme halen tanıklık edememiş olmak bir kayıp olarak sayılabilir. 

Fazla söze gerek yok; kavganın içine bu albümle girin!

“ We are  Running Wild “

 Cem Kurtuluş, 2010


14 Kasım 2010

Venom - Hell (2008)





















Seçilmiş insan cronos ve tayfası  bulundukları çizgiden  sapmadan ilerliyor. Kirli,pis ,gaddarca ve şeytani bir şekilde devam. Cehennemden bahsetmeye devam ediyorlar.   Albümde 13 parça var ,hepsi cehennemden fırlama daha agresif bir albüm sizi bekliyor. Çıkalı 2 sene oldu.  Albümün ismi ‘’Hell’’ bilmeyenler için grup kadrosunuda yazalım ve albümü değerlendirelim.

Cronos (Vokal - Bass gitar),Rage (Gitar), Antton Lant (Davul).

 Cronos paşa coşturmaya devam ediyor.  ‘’Straight to hell’’parçasıyla cehennemin derinliklerine doğru yolluyor.  Albümün sözleri tanrı,şeytan ,kötülük  üçgeninde şekil buluyor.’’ You're going straight to hell’’

‘’ The Power And The Glory’’devam ediyor. Burada daha agresif bir vokal var. Daha pis daha kirli sound gözümüze  çarpıyor.  Sololara dikkat!  Tempo düşmüyor, tersine tempo yükseliyor. Cronos’un o kirli vokaline ne denilebilir ki.

‘’Hand of god’’ sözleriyle  giydiren bir parça ,parçanın isminden de anlaşılıyordur. Ve o sözler

 ‘’ All the misery - Hand of God, Violence and disease - Hand of God, Population losing faith ,Devastating crime - Hand of God No respect for life - Hand of God Challenges that we must face - by the Hand of God’’.

 Pis ve kirli vokaller farklı bir hava estiriyor. Her yönüyle harika bir işçilik.

‘’Fall from Grace’’ Burada ise çıldırmaya devam diyor, tempo giderek yükseliyor. Davulların uyumuda  güzel, cronos paşamızın vokali yadsınamaz. Ayrıca sake sake diyişi ayrı güzel ve burayıda ‘’ Sake - sake - fall from grace’’diyerek bitiriyorum.

‘’Hell’’Fırlamaya hazır olun. Cehennemin bütün pislikleri ve cehennemin sıcaklığını ensenizde hissedeceğiniz bir parça. Ayrıca şarkının bazı kısımlarında cronos’un haha diye kahkaha atmasıda atlanmaması gereken bir nokta. Cronos’un ’’Helllll’’diyişi bile  yeter. ‘’ Hell - Satan on his throne of fire’’diyerek bitiriyim.

‘’Usa for satan’’favorilerimden biri. Albümdeki taş parçalardan biri. Amerika aleyhine yazılmış bir parça olduğunu da atlamayalım. Sololarıda gayet klas.

 ‘’ Dark recession poverty Gangsters prohibition breeds Angels ride on bikes from Hell Terrorists with bombs to sell’’. 

Burası herşeyi anlatmaya yeterli.

2008 yılının en baba albümlerinden biridir . Cehennemin sıcaklığını ensenizde hissetmek istiyorsanız bu albüm birebir.

Yazan:Cem Kurtuluş



02 Ekim 2010

Accept - Blood Of The Nations (2010)





















Accept'in power metal ve speed metalin vaftiz babası olduğu ve Alman sahnesinde türünün en etkili grubu olduğu birçok kişi tarafından onaylanmıştır. Pek çok kişinin gözünde de Accept'in sihiri vokalist Udo'nun sesinde gizlidir. Udo'nun ayrılma kararı sonrası doğal olarak yerine gelen her isim tartışıldı, 2000'lerde yaşanan kısa birleşme sonrası Udo ve Accept bir kez daha kendi yoluna gitti.  Ve bu kez Udo yerine onun kadar güçlü bir ses, seyirciyle iletişimi olan, sesinde adrenalin akan  Mark Tornillo geçti. Tabi ki yeni albüm yayınlanan dek çok tartışmalar yapıldı fakat şu gerçek ki albüm 80’lerde çıksaydı heavy metal piyasasına damgasını vururdu. Her ne kadar eski grupların yeni albümlerini sevmesemde bana kalırsa Overkill’in yaptığı Ironbound’dan sonra yapılan en iyi geri dönüş  albümü. Accept'in bir diğer temel taşı Wolf Hoffmann’ın yazdığı gitar riffleri ve buna yıldır grubu bir arada tutmak adına verdiği çaba onu alkışlamaya yeter bile.

Albüm açılışı "Beat the Bastards" ile geliyor Sololarıyla  mest eden, Mark abimizin güçlü sesiyle, ateş çıkartacak kadar güçlü. Şarkının vermek istediği mesaj isminde saklı... Acımak yok, yok et! İlk klip parçası olma özelliği taşıyan "Teutonic Terror" de özellikle vokalist Mark Tornillo'nun performansı mükemmel. Abartılı gelebilir ama şarkı şimdiden nazarımda Accept klasikleri arasında.  Şarkıya girerken girişte bizi darp edecek, mesaj yollayan sözlerden bir kesit

"Back to the frontlines., back to the night  Medieval marauders, under the lights , Back for the plunder., the thrill of the flames , The roar of the thunder, back in the game"

Albümde şarkılar ilerledikçe tempo artıyor. "The Abyss" sözleriyle dinleyeni delik deşik eden bir parça.  Dünya halleri, felaketler, tsunamiler, depremler, intihar füzeleri, gelecek ve geçmiş ,zamanın sonuna doğru sürükleniş... Mark abimizin o haykırışları parçayı daha mükemmel kılıyor , araya sıkıştırılan sololar lezzetli. Şarkıya damgasını ise Mark Tornillo'nun çığlıkları vuruyor.

İsim şarkısı "Blood of Nations" albümdeki favori şarkılarımda. Bass gitarist Peter Baltes bu şarkıda vokalleri üstlenmiş. Parçada geri vokallerde taş gibi olmuş,  Şarkı sözlderinde isimden anlaşılacağı gibi özgür kalmak, şeref, vazife gibi sözlerin parçada ön plana çıktığını görüyoruz. Daha doğrusu Ulusu için çarpışmaya çalışan birinin sözleride diyebilirim bunlara. "Shades of Death" albümün en uzun parçası, giriş sizi yanıltabilir. Ama daha sonra kendinizi nerede bulduğunuzu şaşırıyorsunuz. Girişleri yavaş sonradan hızlanan parçalar daha enerjik daha adrenalin dolu oluyor. Yine geri vokaller "Shades of Death’’ dizeleriyle parçaya yön veriyor. Sololarda fena olmamış. Yine Mark abimiz kıyametleri koparıyor ve "ölümün gölgesine hoş geldin" mesajı veriyor.

"Locked and Loaded" ile kaldığımız yerden devam. Hızlı, sürükleyici, uçurucu  sololarıyla dikkat çeken; Mark abimizin sesininin öncülüğünde albüme damgasını vuran parçalardan biri. Gitarda Wolf Hoffman ve Herman frank harikalar yaratıyor. "Time Machine" Türkçe meali ile zaman makinesı, giriş Iron Maiden parçalarının yavaş versiyonu gibi. Bruce Dickinson’un yavaşça girip, sonra hızlanması olur ya işte onun gibi. Mark Tornillo aniden giriyor parçaya bizide yolun ortasına atıyor. Her ne kadar girişi sarmasa da , sonra hızlı bir şekilde şarkının boyut değiştirmesi şoke etmedi değil. Bass bu noktada daha bi baskın hissediliyor.

"Kill the Pain"
uçuruma doğru sürüklenmek için birebir, tam intiharlık. Geçmişe ait olanlar, fotoğraflar, kalan izler.  Boş hisler, çukura düşmüş birinin hikayesini gözler önüne seren bir parça. Çok pis duygu yüklü. Ne albümmüş be dedirtecek cinsten. Ballad koymaları klas olmuş, albüm tek duyguyu barındırmıyor. Öfke de var, hüzünde var.

İşte istediğim giriş bu!  "Rolling Thunder". Gitarlar çok pis çalışıyor, durmadan. Mark abimizin devreye girmesiyle şarkı daha güzel bir hal alıyor.  Gitarlar,  akıcılığı ile dikkat çekiyor. Eski dönemleri bu şarkıyla anacaksınız. Taş gibi taş, sizi duvara atar ve duvardan geri dönersiniz o derece. 14 yılIN ardından böylesine bir albümle geri dönmek kolay değil, ama onlar bomba gibi döndüler. Albümün bana göre eleştirilecek yönü yok. Udo’nun yerine gelen Mark abimiz, performansıyla göz kamaştırıyor.  Eskiye göz kırpmışlar. Bu albüm inanıyorum ki, sizi 80’lere döndürecek.  80’lerden izler var. Ve Accept her daim Accept olduğunu bizlere gösterdi. Taş gibi albüm,mutlaka dinleyin.

Cem Kurtuluş,2010