// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Güney Kore Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güney Kore Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

02 Ocak 2016

" Kalbine Ulaşabilmek İçin Sönük Yıldızlarda Dolaştım " : Scarlet Innocence (2014)



















Hiç adından bahsedilmemiş, popüler köşelerde kendine yer bulamamış bazı filmler vardır. Film hakkında bilgiyi zor bulduğunuz filmlerdir bunlar. Bu filmler kıyıda köşede saklanması gereken filmler kategorisindedir. Güney Kore sineması da böyle filmlerde sınırları zorlayan işler çıkarmıştır.  Yim Pil Sung’un yönettiği Kore Masalı “ Simcheong Jeon” un günümüze uyarlaması olan  “ Sclarlet Innocence /Madam Bluff “  çalıştığı okulda iftiraya uğrayan bir edebiyat öğretmeninin küçük bir kasabaya taşınmasından sonra yaşananları anlatıyor.  Ama filmin başlarından itibaren iftiraya uğrayan öğretmenin okulu hakkında   seyirciye bilgi verilmiyor, bunlar  seyirciden filmin başından itibaren saklanıyor.

 Küçük kasabaya yerleşen  Hak-Kyu bu kasabada  yeniden yazmaya dair bir şeyler ararken bu kasabada kendine ait bir hayat kuruyor.  Bu kasabada dünya hakkında hiçbir şey bilmeyen, kadınlığı tatmamış,  “ Deokee “ adında genç bir kızla tanışıyor. Bu kızla tanışmasından sonra Hak-Kyu ve Deokee arasında  yasak aşka tanıklık ediyoruz.  Filmin ilk yarım saatinde Yeşilçam senaryosu hakim. Masum bir kız olan Deokee’nin saf aşkıyla tanışıyoruz. Bu aşkın içinde cinsellik fazlasıyla var.  Deokee, cinselliği Hak-Kyu ile keşfediyor. İlk kadınlığını böylece yaşamış oluyor, dokunmanın nasıl bir his olduğunu ilk o zaman anlıyor. Yönetmen ilk yarım saat içinde aşkı iyi bir şekilde işliyor, cinsellikte sınırları zorluyor. Özellikle cüretkar sevişme sahnelerinde erkek ve kadın vücutları seyirciden saklanmıyor, filmin içine yerleştiriliyor. Sevişme sahnelerini izledikçe aşkın içinde yer alan “ Tutku,Şehvet, Arzu “ kavramlarına yaklaşıyoruz. Bunları izlerken yönetmen gerçekçi bir üslupta çekiyor bu filmi. Çoğu erotik filmine göre daha gerçekçi sahneler yer alıyor. Sevişen iki karakterden biri olan Deokee’nin sevişirken gözlerinden akan gözyaşı aşk’ın, çıplaklığın büyüleyici tarafını gösteriyor bize.

Filmin ilk yarım saatlik diliminden sonra  eski mesleğine geri dönmek için Hak-Kyu kasabadan ayrılıyor. Deokee’nın Hak-Kyu’ya hamile haberini vermesinden sonra geriye masumiyetten hayalleri parçalanmış, annesini sevdiği adam uğruna kaybeden,  içindeki dünyayı mahvetmek isteyen  bir kadın kalıyor. Filmin ikinci yarısında film aşk ve cinsellikten konuyu  bir kadının bir erkekten nasıl intikam alabileceğine çeviriyor. Bu bölümde tanınmamak için Deokee, karşımıza “ Se-Jung “ karakteriyle çıkıyor. Aynı zamanda Hak-Kyu’nun görme yetisini yavaş yavaş kaybetmesiyle intikam daha kolay bir hale geliyor. Bir zamanlar Hak-Kyu’dan başkasını görmeyen Se-Jung’un Hak-Kyu’u kör ettiğini öğreniyoruz, ama   İlk yarım saatlik dilimde durağan anlatıma göre bu bölümlerde yaşananlar vasat bir şekilde aktarılıyor seyirciye.  Sonuç olarak; bir Kore Masalından günümüze uyarlanan “ Scarlet Innocence “  ilk yarım saatlik dilimde cüretkar sahneleriyle aklımızda  kalan, durağan anlatımı başarıyla aktaran, filmin ikinci yarısında seyirciyi hayal kırıklığına uğratan bir film oluyor.

Oyuncular:  Jung Woo Sung- (Hak –Kyu )
Esom ( Deokee, Se-Jung)
Park So Young / Cheong-Yi, Hak Kyu 'nun kızı
Yun Se Ah / Hak Kyu 'nun eşi,
Yönetmen: Yim Pil Sung
Tür: Melodram- Romantik
Süre: 110 dakika
Ülke: Güney Kore

İzlerken Altını Çizdiklerim:

“ Kalbine ulaşabilmek için sönük yıldızlarda dolaştım. “

“ Dünyaya karşı olanlar dönme dolaba biner “


CEM KURTULUŞ, OCAK 2016

29 Mart 2015

Kim ki Duk'un En Zayıf Filmi: One On One / Birebir (2014)



















Bazı yönetmenler çektiği filmlerle ilgi odağı olurlar. İlgi odağı olmalarının sebebi; şiddet, ensest konular, işkence vb konular üstünde kafa yormalarıdır. Bu yönetmenler her filmde seyirciden tam not alacaklarını sanarlar, ama bunun öyle olmadığına sonrasında seyirci karar verir. Bu bahsettiğimiz yönetmen Kim ki Duk. Rahatsız edici konularla ilgi çeken, ama gerçekleri anlatmaktan geri durmayan kafayı kırmış bir yönetmen.  

One On One (Bire Bir) Kim ki Duk sinemasının gerçekliğine dayanan, konu olarak 13 yaşında bir kızın vahşice öldürülmesinin ardından bir yeraltı örgütünün bu kızı öldürenlerden hesap sormasını anlatıyor. Filmin açılış sahnesi 13 yaşında bir kızın vahşice öldürülmesiyle başlıyor.   Bu vahşice öldürülmenin ardından yeraltı örgütüyle tanışıyoruz. Yeraltı örgütünün elinde bir liste var, bu listeye göre o listedekilerin çoğu cezalandırılmalı “ hükümet vermiyorsa bunların cezalarını biz vermeliyiz “ düşüncesi var filmin odağında.  Kızı öldürenleri yeraltı örgütünün kendilerini cezalandırmasıyla görüyoruz, bunun haricinde sadece kızın öldürülmesi sadece filmin açılış sahnesinden ibaret.

 13 yaşındaki kızı vahşice öldürenlerin söylediği tek şey; “  Hepsi bana emir verenin suçuydu” cümlesi oluyor.  Filmde bu cümleyi  “Sana ne söylense yapar mısın? Peki ama yanlış bir şeyse?” cümlesi takip ediyor.  Bu cümleler düşüncesinde vicdan yoksunu, acınası bir toplumda şiddet yine şiddet ile çözülüyor. Çünkü bir acıyı yok etmek kendisine acı vermekle mükellef olduğunu anlatıyor Kim ki Duk.  Film çelişkilere de konuk oluyor. İşkence yapanlar bir süre sonra pişmanlık duyuyor, işkence yaptıkları yerden ayrılma noktasına geliyorlar. 

Vicdan kavramı üzerine büyük laflar ediyor film, ama sonra kendiyle çelişme noktasına kadar geliyor. İşçi sınıfı-burjuva çatışması konusunda da Kim ki Duk söyleyeceğini söylüyor. “ Bu dünyada işçiler olmasa dünya yerinde sayar “ düşüncesiyle inceden de mesaj veriyor. Sisteme, sistemin kölesi olanlara, diktatörlere dair mesaj var.  13 yaşında kızı öldürenlerin ağzından şu cümle yayılıyor “ Ben ne yaptıysam bu toplumun iyiliği için yaptım”  İyilik için öldürmek, kendisi yaşasın diye öldürmek.. Hastalık dolu bir topluma Kim ki Duk’un gözlerinden bakıyoruz, ama senaryoda bozukluklar öne çıkıyor. Oyuncular göz doldururken filmin seyirciyi etkileyebilmesi zayıf kalıyor.

13 yaşındaki kızı vahşice öldüren, Şiddet uygulayanlara cevabını  şiddetle veriyor Kim ki Duk.  Kendi toplumundaki gerçekleri anlatmaktan çekinmiyor Birebir’de. Gerçekler üzerinden yola çıkıyor ama 2 saatlik zaman dilimi Birebir için uzun bir süre olduğu kadar bu film Kim Ki Duk'un konusu iyi olmasına rağmen en vasat filmlerinden biri. Yazıyı bitirirken Kim ki Duk seyirciye şöyle sesleniyor    "Bu film ülkem hakkında. Eğer kendinizi öldürülüyor gibi hissetmiyorsanız, bu filmi seyretmeyin”  


İzlerken Altını Çizdiklerim

“ Acı hissetmek insan olmanın parçasıdır “


“ ben ne yaptıysam bu toplumun iyiliği için yaptım” 

Filmin Adı: One On One
Yönetmen: Kim ki Duk
Oyuncular:  Dong Seok Ma, Young Min Kim, Dong In Jo, Teo Yoo
Yazan: Kim Ki Duk 
Yapım yılı: 2014
Süresi: 122 Dakika
Ülke: Güney Kore 

Cem Kurtuluş, 2015

06 Kasım 2014

Hollywood'a Sert bir Tokat : Silenced (Do-ga-ni /2011)


















Yaşanmış gerçek olaylara dayanan filmler sinemasal anlamda her zaman iyi iş çıkardığını söylemesek de her zaman ilgi çekici bir yanı olmuştur. Gerçek hikayeye dayanan filmlerin ağır dram yaşatması her ne kadar oyunculuklarla ilgisi olsa da, bu meselenin içinde yönetmenin de katkısını da unutmamak gerekir.

Ülkeler adına  tecavüzler, işkenceler kaçınılmaz bir gerçektir. Yaşanmış gerçek olaylara dayanan filmlerde bu mevzular üzerinden ilerliyor.  2005’te İşitme Engelliler Okulunda yaşanmış gerçek olaylara dayanan Silenced (Do-ga-ni) filmi,  günümüzde yaşanan olayları, çocukların nasıl işkenceye maruz kaldığını, dünyada “adalet “ kelimesinin sadece klişe bir sözden ibaret olduğunu önümüze koyan  Dong Hyeuk Hwang‘ın yönetmenliği yaptığı  Jee-young Cong‘un romanından filme uyarlayan Güney Kore sinemasının en çarpıcı örneklerinden.

Silenced’da filmin başından itibaren  Mujin’de Ja Ae Akademisi(İşitme Engelliler Okulu)’nde çocuklara şiddet ve cinsel istismar uygulandığını keşfeden resim öğretmeni In Ho Kang’ın hayatına tanıklık ediyoruz. In Ho Kang her şeyden habersiz, ilk başta sadece işine odaklanmış biri olarak karşımıza çıkıyor. Okula alışma sürecinde öğrencilerin çekimserliğini günden güne anlıyor. Okulda tecavüze uğrayan çocukların yaşamına film başından itibaren görüyoruz.

 Acımasızlığın, merhametsizliğin, vicdansızlığın  ve bir nevi  küfürsel tabirle orospu çocukluğunun tarihini yazan adamlarla filmin başından itibaren tanışıyoruz. Hiçbiri bize yabancı gelmiyor,  gerçeklerle bu filmi izleyince bir daha tanışıyoruz.  In Ho Kang bütün mücadelesini işkence gören çocuklara adıyor, ama ilk başta bunu başaramıyor. Çünkü polis dahil bütün herkes cinsel istismar uygulayan işitme engelliler okulu müdürünün yanında oluyor.  In Ho Kang olayların takipçisi oluyor. İşkence gören, tecavüz gören çocukların yaşadıklarını kamera kaydını alıp kendine delil oluşturuyor.  Okul Müdürü tarafından tecavüze uğrayan 9 yaşındaki çocuklardan biri  yaşadıklarını filmde şu sözlerle anlatıyor;

“ O gün  okuldan sonra  odama gidip üstümü değiştirdim. Sonra oyun oynamak için dışarı çıktım. Beraber oyun oynadığım Yoo Ri tuvalete gitmemi gerektiğini söyledi. Geri dönmeyince Yoo Ri’yi aramak için okula dönmeye karar verdim.Sonra müdürü gördüm ve beni çağırdı. Beni müdür odasına götürdü. Televizyon açıktı. Ekranda bir adamla bir kadının çıplak görüntüleri vardı. Müdür içeri girdikten sonra külotumu çıkardı”

 Çocuk karakterlerin filme fazlasıyla can verdiğini söylemek gerekir. Onları izlerken içinizdeki her şey siyaha dönüşüyor, her yer karanlık oluyor. Çocukların yaşadığı acıyı anlatmaya kelimeler yetmiyor, yetemiyor içimiz burkuluyor. Karanlık bir geceye doğru izlemişseniz içinizdeki acı daha da katlanıyor. Filme devam edecek olursak; Polis ile işbirliği kuran müdür ve görevliler yakın zamanda polislerin ağına düşerek hapisi boylama aşamasına geliyor. In Ho Kong’un filmin başında okuldayken işkenceye maruz kalan öğrencilerinin işkenceye kaldığını öğrenmesini okulda bir görevlinin sözüyle daha net anlıyoruz.

“ Yeni geldiğiniz için bilmiyorsunuz sanırım. Buradaki çocuklar tuhaf sesler çıkarırlar.”

Müdür ve görevliler hapise tıkılırken, In Ho Kong’un kamera kaydını aldığı çocuklardan biri yaşadıklarını bizlere şu sözlerle anlatıyor;

 “ Ölmeden önce kardeşine neler olduğunu anlatır mısın?
Park Bo Hyun öğretmen işten çıkınca beraber evine gitmemizi istedi. Gitmek istemiyorduk.Ama hayır dersek bizi döverdi. Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum. İç çamaşırımı çıkardı, sonra popomun içine…
Karşı koyamadın mı ya da karşı kaçamadın mı
Karşı koysaydım bütün  gece dayak yerdim
Daha önce de böyle bir şey olmuş muydu “
Öğretmenin evinde ve yurdun banyosunda. Erkek kardeşim çok hastaydı. Bu olaydan sonra acıdan doğru düzgün yürüyemiyordu bile”

Adaletin ikiyüzlülüğünü, ayartılmış avukat ve hakimleri müdürlerin işkence yaptığı mahkemede gözlemliyoruz. Mahkemede işitmeli engelli  çocuklara tercüman tutulmuyor, haksızlıklar devam ediyor. Polislerin uyarısıyla tecavüz eden müdürlerin korunması için önceden hakim olan bir avukat ayarlanıyor.  Mahkeme salonunda avukatın sarf ettiği sözlerde Türkiye’de yaşanılan olaylara göz kırpılıyor, yaşanılan gerçeklerin hiçbiri bize yabancı gelmiyor.

“ O yaşta bir çocuğun yetişkin bir erkekle ilişkiye girmesi mümkün mü? Mümkün olsa bile kızın rızası olmadan böyle bir şeyin olması mümkün değil! “

İşkenceler, yalancı avukatlar, sahte raporlar, Adaletin İkiyüzlülüğü ve bir çok şey “ Silenced” filminin bize bizim toplumumuzda yabancı gelmeyen şeyler.  Mahkeme salonunda işkence gören çocukların her biri yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor

“ İlkokul üçüncü sınıftayken başladı. İdare amiri o şeyi her yaptığında bana para verirdi. Her defasında bisküvi almam için 1000 won. İdare amiri külotumu çıkardı. Çok acıdığı için hayır diyip onu ittim. Çok korktuğum için kaçmaya çalıştım. İdare amiri beni sıkıca tutup masanın üstüne koydu, ellerimi ayaklarımı masaya bantladı.”

Gerçekler tam ortaya çıkıyor, o ara tecavüz gören çocuklarla uzlaşma isteği görülüyor. Ve film aynı zamanda  bize “ Sizin çocuğunuz işkenceye uğrasa, aynı şekil tecavüz edilseydi siz uzlaşmaya gider miydiniz” sorusunu seyirciye soruyor. Mahkemede gerçekleri anlatmaya hazırlanan bir çocuğun babaannesinin tecavüzcülerle uzlaşması sahnesini izleyince içinizdeki burukluk katlanıyor, sessizliğe gömülüyorsunuz.  Aynı filmin başlarında tecavüz edildiğinde çırpınan kızın dramı gibi… 

Filmin sonlarına doğru iki kavramı daha iyi anlıyoruz. Adaletin gelmediği zamanlarda insanın adaletini kendi yaratarak intikam duygusuna dönüştürmesi, ikincisiyse filmin sonlarına doğru alt metinde geçen  "Mücadele etmemizin sebebi dünyayı değiştirmek için değil,dünyanın bizi degiştirmesine izin vermemek için."  sözü...

Oyunculuklarıyla, senaryosuyla, başarılı kameralı açılarıyla, dramatik müzikleriyle bütün etkileyiciliğini bizlere sunan “ Silenced” Güney Kore sinemasının acımasız ve bir o kadar çarpıcı filmlerinden biri.  Güney Kore sinemasının olmazsa olmazı olan çocuk karakterler her zaman ki gibi filme can veriyor. Sonuç olarak; Hollywood tarafından mutlu sonlara alıştırılmış bünyeler için sert bir tokat niteliğinde acıtan bir film  " Silenced" (Do-ga-ni)  

Yaşanan gerçekliği çıplak gözlerle önümüze sermesinin yanında, bu gerçekliğe izin verdiği için Güney Kore hükümetine şapka çıkarmak gerekir!



İzlerken Altını Çizdiklerim:

“ Bir engeli oldu mu kendini eksik hisseder insan”

“ Ölmeden önce kardeşine neler olduğunu anlatır mısın?
Park Bo Hyun öğretmen işten çıkınca beraber evine gitmemizi istedi. Gitmek istemiyorduk.Ama hayır dersek bizi döverdi. Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum. İç çamaşırımı çıkardı, sonra popomun içine…
Karşı koyamadın mı ya da karşı kaçamadın mı
Karşı koysaydım bütün  gece dayak yerdim
Daha önce de böyle bir şey olmuş muydu “
Öğretmenin evinde ve yurdun banyosunda. Erkek kardeşim çok hastaydı. Bu olaydan sonra acıdan doğru düzgün yürüyemiyordu bile”

“ O gün  okuldan sonra  odama gidip üstümü değiştirdim. Sonra oyun oynamak için dışarı çıktım. Beraber oyun oynadığım Yoo Ri tuvalete gitmemi gerektiğini söyledi. Geri dönmeyince Yoo Ri’yi aramak için okula dönmeye karar verdim.Sonra müdürü gördüm ve beni çağırdı. Beni müdür odasına götürdü. Televizyon açıktı. Ekranda bir adamla bir kadının çıplak görüntüleri vardı. Müdür içeri girdikten sonra külotumu çıkardı”

19 Ağustos 2014

Kural Tanımaz Bir Yapım: Moebius (2013)












Güney Kore Sineması ile Hollywood arasındaki farkı göster deseler; kıytırık sinema bilgime dayanarak Güney Kore sinemasını bir adım öne çıkarırdım. Güney Korelilerin Yüksek bütçeli filmler yapmamaları haricinde sinemaya “ rahatsız edici” bir özellik kazandırdığını söylemek yanlış olmaz. Bu rahatsız edici filmlerin yönetmenlerinden biri  Kim Ki Duk.   Kim Ki Duk’un hayatı diğer yönetmenlere göre farklı, bu farklılık aynı zamanda filmlerine yansıdı. 

Kabataslak kendisinden bahsetmek gerekirse; Kim Ki –Duk bir taşra köyünde doğdu,  Yaramaz bir çocuk olan Kim-ki Duk eğitim hayatı için tarım eğitimi veren bir okula gönderildi, maddi yetersizliklerden dolayı okuyamayan Kim Ki Duk okuldan ayrılıp  fabrikalarda işçi olarak çalışmaya başladı.20 yaşında deniz kuvvetlerine katıldı, 5 yıl çavuş olarak görev yaptı. Bu da kendi hayatına birikimler sağladı.  Kim ki –Duk’un diğer yönetmenlerinden ayrılan bir özelliği vardı, bu da sinema eğitimi almayışı ve kimsenin yanında çalışmayışıydı.  İlk sinema deneyimi  Timsah’ı 1996 yılında çektikten sonra ağır eleştiriler aldı, ama bu eleştiriler kendisini yıldıramadı bu yolda iyi işler çıkardı. Ufak da olsa Kim ki Duk’un hayatı bundan ibaret.

Filmlerinde rahatsız edici, herkesin hazmedemeyeceği (şiddet, yaralama, kavga, acı, ensest ilişki,) gibi konular üzerinde durdu kendisi. Filmografisinde bütün filmlerini izleme şansım olmadı ama “ Moebius” filmi Kim ki-Duk sinemasına alışkın olmayanlar için hazmedilmesi zor bir film.  Rahatsız edici bir çok unsuru Kim ki-Duk filmin içine yerleştirmiş, hiçbir şeyden geri kalmamış.

 Moebius'un  diğer  özelliği  filmde hiçbir diyalog bulunmaması. Kim ki -Duk'un filmde    Diyaloglara yer vermemesi, replik bulunmaması hiç rahatsız etmiyor izleyeni. Kim ki Duk’un filmlerine alışık olanlar için geçerli bu, alışık olmayanlar için rahatsızlık söz konusu olabilir.  Filmde; diyaloglar yerine   Ağlama, gülme, bağırmalar  diyaloglardan daha çok şey anlatarak boşluğu dolduruyor.  

Filmin başlarından itibaren karısını aldatan bir kocanın karısı tarafından cinsel organını kesmeye çalışan bir kadını görüyoruz, kadının başarısız olması sonucu cezalandırılan çocuk oluyor.  Bu sahneden itibaren “ kan ve şiddete hoş geldiniz “ diyor “ Moebius .    Kadının çocuğunun cinsel organını kesmesi sonucu çocuk, sokakta ve okulda arkadaşları tarafından alay konusu oluyor. Cinsel organının kaybettiği kaygıyla çocuk bir canavar birine dönüşüyor, babasının önerileriyle mazoşist yeni alternatifler keşfederek acıdan zevk almayı öğreniyor. 

Şiddet üzerinden zevk vermeyi seviyor Kim ki- Duk.  Baba ve oğulun   taşı ayaklarına sürttüğü orgazma ulaştığı sahnelerde bunu görüyoruz.  Seyirciye şiddet üzerinden zevk yaşatıyor Kim ki Duk. Baba kendi penisini oğluna  naklediyor.   Çocuk penis nakliyle ilk denemesini babasının birlikte olduğu kadınla yapmak istiyor ama bunu başaramıyor.  

Anne karakterini oğlunun cinsel organını keserken gördük filmin başında, filmin sonlarında da oğlunu arzulayan bir anne olarak görüyoruz. Bu sahneler kadının erkeğin  cinsel organa karşı düşmanlığıyla bağdaştırılması yanlış sayılmaz, özellikle kocası tarafından aldatılmasının faturasını oğlundan çıkarması kadınların bakış açısıyla  “ bütün erkekler aynıdır “ sözüne denk geliyor.  Aynı zamanda çocuğun geçtiği  Odipus Kompleksi üzerinden anlaşılabilir, Odipus kompleksinde  her çocuk erken yaştan itibaren ebeveyne ilgi duyabilir.  Çocuğun sertleşme yaşadığı tek yer annesinin yanı.   Annesinin çocuğunu  boşaltması sahnesi , Annesinin çocuğunu  arzulaması kimi izleyiciler tarafından “ ahlaksız “ olarak nitelendirebilir, ama Kim  ki Duk’un uyguladığı bir yöntem bu seyirciyi rahatsız edebilir.

 Anne ve Oğul yaptıklarından dolayı pişman bir profil çizse de, filmin başlarından itibaren çocuğun penisini keserek cezalandıran anne ile Baba’nın  rolleri değiştiriyor.   Baba, annenin çocuğunu arzulaması nedeniyle çocuğunun penisini kesmek istiyor.  Filmin merkezinde Penis ve erkeklik var. Aile içi şiddet filmin başından  sonuna kadar sürüyor. Penisini kaybeden çocuk canavara dönüşüyor, penisini kaybettiği için baba  çocuk için çözüm yolu arıyor, annesi çocuğunu sertleştiriyor ve çocuğunu arzuluyor.  Çocuğunu arzulayan Anne’nin cezasını baba kesiyor, son olarak geriye sadece çocuk kalıyor. Çocukta  bütün bunlara sebep olan cinsel organına cezayı kesiyor.

Her şeyin sonunda  erkekte kadında organına takıntılı olduğunu anlatıyor yönetmen. Tüm bunları anlatırken konuşmuyor, diyalog kullanmıyor. Diyalogtan daha etkili yol izliyor,  oyuncular da iyi iş çıkarıyor.  Benim için rahatsız edici, sapkın derecesinde iğrenç bir film değildi “ Moebius “ Kim ki Duk’u tanıyanlar için kurallar yine alt üst edilmiş şekilde  karşımıza çıkıyor. Ne kamera çekimleri, ne kurgunun önemine takılmayanlar bu filmi sevecektir, çünkü kamera çekimlerinden önemli şeyler de vardır bu hayatta.  İşte o önemli şeylerden biri “ Moebius “  

 Cem Kurtuluş, Ağustos 2014

25 Ocak 2014

Dokunma yanarsın! : Psycho-metry (2013)



















Psikometrist; bir nesneye dokunarak, geçmişte o nesneye dokunmuş kişi ya da kişiler hakkında bilgi edinebilme yetisine sahip kişilere verilen sıfat.

“Dünyada en iyi filmleri biz çekeriz, en iyi sinemayı biz biliriz” diyen Amerikalılardan sonra sinemaya farklı bir boyut kazandıran Güney Kore sineması son zamanlarda yükselişe geçti. Çalıntı olmayan kendine ait senaryolar, oyunculuklar, kamera açıları, film arasındaki müzikleri ve pek çok detayla sinemaya farklı bir boyut kazandırdılar. Güney Kore sinemasına yeni başlamış olanlar için kaçırılmaması gereken bir yapım “Psychometry.”

Filmin konusuna dönecek olursak, Dedektif olarak 3 yıldır görevini yapmakta olan Yang bir polis memurudur, görev esnasında bir kızın kurban olmasını araştırırken gözlerden kaçan bir grafiti bulur. Bu grafiti aynı zamanda cinayetin senaryosunu yansıtmaktadır, Yang grafitiyi kimin yaptığını öğrenmek için yapanın peşine düşer. Filmin başlarından itibaren polis-hırsız kovalamacası şeklinde düşündüğünüz filmin seyri zaman geçtikçe şeklini alıyor.

Polis memurunun grafitiyi yapanı bulma çabası,pek çok olay gelişiyor bu zaman dilimi içinde. Grafiti burada bir metafor olarak seyirciye yansıtılıyor.

Mevzuya geri dönecek olursak, Polis memuru Yang kaçırılan kız katilleri bulmak için hem grafitiyi yapan adamı bulmak için yola düşüyor, hem de katillerin izini sürüp peşlerini bırakmıyor, kendilerini görevden alan amirine referanslar sunuyor. Amir, Yang’ın kendilerini kandırdığını düşünüyor. Yang araştırmaktan vazgeçmiyor.
Grafitiyi yapan çocuğun doğa üstü yetenekleriyle dokunduğu kişinin geçmişe dair bilgi edinebilme yetisi herkesi şaşırtıyor.

 Yang’ın eline dokunarak geçmişine gidiyor, bazen de grafitici’nin kendi geçmişinde yaşadığı olaylar hüzünlü sahneler olarak seyirciye aktarılıyor. Her dokunduğu kişinin Geçmişine gitmesinin ardından Yang, grafiticinin bu doğa üstü yeteneğini katilleri bulmak için kullanıyor.

Film, içinde bulundurduğu müzikleriyle seyirciye gerilimin içine itiyor. Bazı sahnelerle psikolojik unsurları gözardı edemiyorsunuz. Film boyunca katilin kim olduğu sorusu kafamızı kurcalaması, filmin başlarından itibaren katilin gösterilmemesi de filmde gerilimini ve gizemini arttıran unsurlardan. Aynı zamanda çoğu sahnede yerinizden kımıldamıyorsunuz; “hem ne olacak acaba?” sorusuyla karşılaşıyorsunuz, hem de “keşke böyle bir özelliğim olsaydı” diye iç geçiriyorsunuz.

Ayrı bir parantez açmak gerekirse Güney Kore sinemasında çocuk karakterler filmde hiç sırıtmıyor. Çocuk karakterler filmde en baş köşeye koyulması gerekir. Tatlılıkları, mimikleri, masumiyeti ve bir çok şey…Çocuk karakterlere hayran kalmamak mümkün değil. Hem masumiyetlerini seviyorsunuz, hem de bazı sahnelerde seyirciye hüzün yaşatıyorlar.

Filmde amiri oynayanların aptala yatıyor olması film adına sırıtan bir detay. Çoğu yerde memur Yang üzerinden ilerliyor film.

Oyunculuklara değinmek gerekirse Kim Bum ve Kim Kang-woo harika iş çıkarmışlar. Grafiti rolünde oynayan Kim Bum özellikle melankoli tavırlarıyla, dramatik yönüyle filmde oyunculuk olarak daha iyi iş çıkarmış. Bazı dövüş sahneleri daha iyi yapılabilirdi, ama bu filmin ahengini bozmuyor. Senaryosu başta olmak üzere her şeyi kendine özgü bir yapım olan “Psychometry” Güney Kore sinemasının son yıllarda dram-gerilim türü adı altında çıkan başarılı filmlerden biri.

Filmin IMDB’den 6.1 alması sizi şaşırtmasın, oyunculuklarıyla, kendine özgü senaryosuyla filmin hak ettiği değeri aldığına inanmayanlardanım. Türkiye piyasasında sinemalarda gösterime girmemesi de bu ülkedeki sinema severlerin genelinin popülist filmlere yakın olmasından dolayı.

Özet olarak, halen Amerika sinemasının kendini devasa aynada görmesi bir yana, kendileri de böyle klas filme imza atsalardı kendilerini dünyanın devi olarak görmekten vazgeçerlerdi sanırım.


Yazan: Cem Kurtuluş