// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

80'ler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
80'ler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2015

Tine Turner'a Saygıyla: Mad Max Beyond Thunderdome (1985)



















“ Kavgalar katiller yaratır
Ve katiller de savaşı…”

Bazı filmler seri itibariyle beğenilir.  Bazılarının yerini ilki, bazılarınınsa bir diğeri tutar. Burada bahsini edeceğimiz mevzu; Mad Max Serisi. Serinin ilk filminin vasat derece olması, ikincisinin ciddi şekilde iyi bir iş ortaya koyması ve son olarak serinin 3.filmi olan “ Mad Max Beyond Thunderdome”  (1985) filmi. Bu filmde kahramanımız Max yine yollardadır, ama bu defa macerasını farklı bir yere taşıyor. Bu seride “ İki kişi girer, bir kişi çıkar “ felsefesi hakim. Filme eklenen Tina Turner ismi ise yabana atılacak bir isim değil.  Nükleer bir gelecekte  geçen Mad Max Beyond Thunderdome’da kahramanımız Max bir arayışın peşine yola çıkıyor, bu yolda Max’i birçok macera, ve tehlike bekliyor. Filmin başlarından itibaren Max hünerlerini girdiği yerde sergilemeye başlıyor, daha sonraları  kanun koyucu  Auntie Entity ismi ile tanışıyoruz. Bu bir nevi nükleer gelecekte yaşayan herkese emir veren bir hanımağa konumunda, Max de bu kanun koyuculara karşı ilk başta tuzağa düşürülüyor ve böylece Bartertown’a bu şekilde seyirci davet ediliyor.

 Bu tuzağa düşürülüşün ardından kanun koyucuya rakip olanlara karşı savaşma mecburiyetinde bırakılıyor. Bütün bu savaş  Bartertown'ın Thunderdome arenasında dönüyor.  “ İki kişi girer, bir kişi çıkar “ felsefesinin hakim olduğu bu arenada film bize bol bol aksiyon, heyecan vaat ediyor. Bu bölümlerde film durağan değil, akıcı bir anlatımla ilerliyor. Lav silahları, elektrikli testereler ve birçok silah filmin kahramanlarının kullandığı araçlar. Filmin heyecanını arttıran da bu tür faktörler oluyor.  

Filmin ilk bölümü bu heyecan dolu dövüş sahneleriyle geçiyor, filmin ikinci yarısında Max bir çöle bırakılıyor, bu çölde yapayalnız şekilde bırakılmış yolunu bulmaya çalışıyor. Birden kendini tanımadığı bir genç grubun arasında buluyor. Bu genç grup Max’in  Kaptan Walker olduğunu düşünse de bu yolculuğun sonu başka yerlere çıkıyor. Çünkü Max Barterdown’ı hafızasında silememiş, genç grubun hafızasına da Bartertown’u “ bok çukuru “ olarak tanımlıyor.  Bu filmde Mel Gibson nasıl bir kahraman olarak görülüyorsa, Tina Turner’da “ Teyze “ karakteriyle anılan ve filmin hakkını veren diğer oyunculardan. Rolünü öyle güçlü oynamış ki eleştirilecek bir şey bırakmamış bize, ama bu kişisel olduğu için değerlendirilmeye açık.  Bu kadar kahraman kelimesinin geçtiği yazı bize  Max serilerinde kahramanlık yaratan Max sayesinde olduğunu hatırlatmak gerekir. Ayrıca Tina Turner ablamızın şarkısına dikkatimizi vermek gerekirse; kendisinin de söylediği gibi  “ Başka bir Kahramana ihtiyacımız yok “  

Sonuç olarak; Mad Max Beyond Thunderdome; ilk bölümünde dövüş sahneleriyle kendinden söz ettiren,ikinci bölümünde durağanlığa geçen izlenebilirliğini halen kaybetmemiş Mad Max serisinin kayda değer filmlerinden.  Ota boka eleştiri yapan eleştirmenleri bir kenara bırakacak olursak Tina Turner ablamızın hatrına izlenmese gözü arkada kalır!


Cem Kurtuluş,2015 


30 Haziran 2015

Aksiyon, Macera, Cüneyt Arkın: Deli Fişek (1984)


















Yeşilçam’da bazı yönetmenler isimleriyle öne çıkarlar, bazıları ise tanınmasına rağmen geri planda kalmıştır. Bu yönetmenlerden biri Çetin İnanç.  1961’de Atıf  Yılmaz’ın yanına  yardımcı yönetmen olarak giren İnanç, daha sonra Lütfü Akad’la çeşitli filmler yaptıktan sonra  kendi tarzını yaratmak için 1967’de ilk filmini çeker. 1970’lerde de seks furyasının popüler olmasıyla birlikte 1970’leri de boş geçmez Çetin İnanç. 80’lere geldiğimizde Çetin İnanç vurdulu, kırdılı, aksiyon vari dövüş filmleri çeker, bu filmlerin olmazsa olmazsa jön adamlarından biri olan Cüneyt Arkın’ını da yanına alır. Çetin İnanç’ın bu dönemki önemli filmlerinden biri olan “ Deli Fişek,”     Acımasız bir katilin öldürmek için peşinde olduğu bir  kızı kurtarmak için kaçış ve macerayı konu alıyor.

Film başrollerini Dönemin kötü adamlarından Erol Taş, babacan ve kahraman adamlarından Cüneyt Arkın ve güzelliğiyle büyüleyen  Bahar Öztan ve bu dönemin eski adamlarından Baki Tamer paylaşıyor. Cüneyt Arkın’ı Abdurrahman Palay,  Erol Taş’ı Timuçin  Caymaz, Bahar Öztan’ı Jeyan  Mahfi Tözüm, Baki Tamer’i  Sadrettin Kılıç seslendiriyor. 
 
Filmin başlarından itibaren gizemli bir katil olan adamı siyah eldiveniyle, siyah şapkasıyla, gözlüğüyle tanıyoruz. İşini bilen  titiz çalışan bu katil daha sonra  rakibi olacak Murat’la tanışıyor. Seyircinin Murat’la tanışması Western filmleri izlerken oluyor. Gizemli katilin  Murat’la tanışmasından sonra macera dolu bir yolculuk başlıyor. Murat’ Bu yolculukta bol bol bol aksiyon var. Katilden kaçmak için hayatta tutunmalar, yapılan tuzaklar, bu kaçamaklarda otobüs ve tren sahneleri ise en görülmesi gereken sahneler olarak beynimize çakılıyor. Bahar karakterini oynayan “ Bahar  Öztan” masumane görüntüsüyle gönlümüzde ayrı taht kuruyor.

Cüneyt Arkın’ın filmlerinde saçmalık diz boyudur, bu filmde de geri kalmıyoruz, ama izletmesini başarıyor. Senaryo düz aksiyon bir filmin senaryosu olsa da oyunculuklar senaryodan daha iyi iş başarıyor. Yer yer Cüneyt Arkın’ın hızına yetişemiyoruz, kamera bi orada bi burada bizimle oyun oynuyor. Çetin İnanç’ın “ haftada dört film çekiyordum “ sözünü düşününce bunları garipsemek saçma olur. Bu filmde en önemli özellik; kamera çekim tekniği, senaryo’nun boşluklarını oyunculukların dolduruyor olması.  Filmin final sahnesi filmin başlarında Cüneyt Arkın’ı gördüğümüz sahneyle benzerlik gösteriyor, çünkü Cüneyt Arkın final sahnesinde Western’e selam çakıyor.,

Sonuç olarak; “ Deli Fişek “ Çetin İnanç’ın  haftada dört film çektiği dönemde  sürükleyici bir o kadar seyirciye aksiyon vaat eden bir yapım . 80’lerde bu ekolde bol bol çekilen filmleri düşününce, oyunculuk açısından da başarılı bir film olduğunun altını çizmek gerekir.

Yönetmen: Çetin İnanç
Senaryo:  Çetin İnanç
Oyuncular: Cüneyt Arkın, Erol Taş, Bahar Öztan, Baki Tamer,

Cem Kurtuluş,2015




04 Ağustos 2013

Katiller de Ağlar (1985)



















1970’li yıllardaki sağ/sol kargaşalarından kaynaklı sosyal mesaj veren filmler döneme damgasını vurmuştur.  Dönemin oyuncu kadroları hep aynı olmuş, bazı film kadrolarında elemanlar değişmiştir. Nuri Alço ile Coşkun Göğen karakteri çoğu filmde birbiriyle yer değiştirmiştir. Cüneyt Arkın ise 1970’li ve 80’li yılların vurdulu kırdılı kabadayı ve ülkenin yardımsever evladı olarak Yeşilçam izleyicilerinin karşısına çıkmıştır.Filmografisine bakacak olursa iyi işler ortaya çıkmış, her açıdan her filmde mesajlar vermiştir. Basit gibi görünse de o filmlerden biri “Katillerde Ağlar”.  

Arabesk etkilerin görüldüğü filmde başlangıç bir kuru soğana muhtaç bir ailede yetişen Yusuf Şahin’in çalıştığı yerde patronunun bir adamı vurmasıyla suçu üstlenmesiyle başlıyor. Bu filmdeki kuru soğan yedikleri sofra, bir ayakkabıya muhtaç olan bir kardeşin gösterildiği sahneler aynı zamanda dönem içerisindeki yoksulluğa selam çakıyor.  Film baştan itibaren çocuklarla ilgili çokça detay vermiyor,derine inmiyor ama girişi bu şekilde yapıyor. Konuya dönecek olursak; "Yusuf"  karakteri bütün sorumluluğu alarak alemde nam salmaya başlıyor. Artık bu işlere karışmayacağını söylese de bu işler peşini bırakmıyor. Bir ailede abinin neleri feda edebileceğini gösteren filmin ikinci kısmında uyuşturucu patronlarına karşı açılan savaş ele alınıyor. Bu uyuşturucu savaşının içindeki önemli isimlerden biri katil Yusuf Şahin’in kardeşi Kenan.  Kenan karakteriyle oynayan Kenan Kalav gerçek hayatta bir süre önce iki kilo eroin suçundan yakalanmıştır. Biri alemin güçlü komiserlerden, kimseye göz açtırmayan, mafya adamlarının nefret ettiği Kenan, diğeri bu alemin en güçlülerinden Yusuf Şahin. Senaryonun bu kısmında birbirinden habersiz iki kardeşin açtığı savaşa tanıklık ederiz.

“Ekipler amiri Kenan” anonslarının ağızlardan düşmediği filmde Yusuf Şahin karakteri filmde babacan bir karakter profili izlettiriyor bizlere. Ama buna kendisinden başkası inanmıyor.  Çoğu zamanını hapishane duvarlarında geçirmiş olanın Yusuf’un ailesini bulmak istemesi, oğlunu bulduğu anda oğlunun kendisini babası olarak görmemesi gibi pek çok detay yazabiliriz. Bu sahneler bir aile dramı veya babacan bir adamın hayatı olarak gösteriliyor. 

Gözü kara biri olan Yusuf, oğlunun eroin işine girmesini öğrendiğinde işler daha da karışıyor. Uyuşturucudan sorumlu mafya tiplemesiyle karşımıza çıkan Kerim bu olayların tüm sorumlusudur.Nuri Alço’yu izlerken oynadığı oyunculukla dönemin kötü adamları arasında olduğunu bu filmde bize gösteriyor. Aynı zamanda bu filmde akıllara bir soru geliyor “Tecavüzcü Coşkun şu filmde olsa iyi olmaz mıydı?”. Tecavüzcü Coşkun (Coşkun Göğen) o dönem “Beyaz Ölüm” filmiyle epey dikkatleri üzerine çektiğini hatırlatmakta fayda var.

Uyuşturucu aleminin bir numaralı ismi Kerim, kısa zaman içinde Yusuf ile işbirliği içine giriyor. Bu bölümlerde iki kardeşin birbirleriyle olan hesaplaşmasını izleriz.  Ekipler Amiri Kenan’ı öldürmeye giderken çocukluğunda aynı sofrada yediği yemek, kırdıkları kuru soğan yönetmen tarafından bize gösterilir. Yoksulluğun vurgusunu bu bölüm flashback olarak bize gösterilir,bu aynı zamanda filmin ilk başlarında da bize gösterilmiştir. 

Oyunculuklara geçecek olursak; filmde Yusuf Şahin  adlı bir   katili canlandıran  Cüneyt Arkın ismi ağır bassa da bunun yanında Aliye Rona da bir dönemin önemli isimlerinden biri olduğunu gösteriyor. Yusuf'un Annesi görevini üstlenen Aliye Rona; anneliğin ne fedakarlık bir şey olduğunu seyirciye izlettiriyor, bunun yanında Banu Alkan da başarılı bir profil çiziyor.Filmde çok görmesek de Banu Alkan’ın oyunculuğunun yanı sıra dönemin güzelliğiyle göz kamaştıran güzelleri arasında yerini alıyor. Filmin Cüneyt Arkın gibi kafa oyuncularından biri dönemin pek çok filminde kızların gazozuna ilaç atan ismiyle namı diğer Nuri Alço (Alkapon Kerim ) oluyor.  Oyuncu kadrosu başlı başına dönemin ruhunu yansıtıyor;bu dönemlerde daha çok polisin daha çok kahraman diye seyirciye gösterilir.  

Sonuç olarak; Yeşilçam sinemasının içinde bulunduğu dönem daha çok uyuşturucu temalı, polislerin daha çok filmlerde yüceltildiği dönemdir. 1980-1985 arası dönemde bu konular aktiftir; bolca hatalar olmaktadır;ama hataya değil de konuya odaklanılması gerekir. Bunun haricinde;  yeşilçamda 300 kadar senaryo yazan,senaryosu  bulunan Erdoğan Tünaş'ın yazdığı, yönetmenlik koltuğunda Orhan Elmas'ın olduğu " Katiller de Ağlar "  klas oyuncu kadrosuyla, içi cız ettiren müzikleriyle uyumlu aynı zamanda yoksulluğun temasını iyi işleyen, bir katilin de iyi biri olabileceğini resmeder bize. 

İzlerken Altını Çizdiklerim:

" Beraberliklerimiz ayrılıklara doldu Yusuf.. "

" Az önce vurduğun polisin fiyatını kim biçecek? zehirlendiğin gençlerin anaları babaları ne olacak? " 

" Neler kazandım,neler kaybettim. Göreceksin ki tüm kazandıkların,kaybettiklerin yanında hiç kalır..." 

Cem Kurtuluş,2013




30 Temmuz 2013

Beyaz Ölüm (1983)





















“Beyaz Ölüm”, Halit Refiğ’in 80’lerde çektiği yoz gençlik, kötülük yuvası diskolar, fahişeleri pazarlayan pezevenkler, tecavüz hastası fena adamların gösterildiği, aynı zamanda Tarık Akan, Ahu Tuğba gibi o dönemin şöhreti içinde yüzenlerin boy gösterdiği dram filmi. Kuşağın bu filmlerinde genellikle oyuncular aynıdır. Tarık Akan, Ahu Tuğba, Nuri Alço, Gülşen Bubikoğlu, tecavüzcü Coşkun tiplemesiyle Coşkun Göğen bu kuşağın filmlerinde boy göstermiştir.

 Beyaz Ölüm de konu ise uyuşturucu temalı bir hayata odaklanıyor. İçinde yozlaşan gençlik, diskolar ve uyuşturucu ticaretini sağlayan kişilere karşı polis teşkilatı. Filmde “içinde -beyaz var mi beyaz? –çok harmanım -sarı var sadece ve Damarlarım bomboş, kanım beyaza hasret”  diye muhabbetlerin devam ettiği, uyuşturucudan kıvranan   gençlerin kendi etini satarak uyuşturucu bulduğu, uyuşturucu baronlarının gençleri nasıl kullandığını ve gençlerin sonunda mezarı boyladığının resmidir Beyaz Ölüm.

Yeşilçam’ın kötü adam tayfasının yanında bir de temiz yüzlü, uyuşturucu baronlarının peşine düşen, gençleri bu zehirden kurtarmak isteyen Komiser karakteri vardır. Karakterler hep kötü tiplemedir. Pezevenk, uyuşturucu baronu, etini satan fahişe, genç ve uyuşturucu bağımlısı şov kızı ve birçok karakter…

Kabataslak mevzunun içine derin dalmak gerekiyorsa, uyuşturucu patronu Hacı Bey’in kuklası olan şov kızı ve uyuşturucu bağımlısı olan Meral kısa zamanda uyuşturucu mafyasını çökertmek isteyen Komiser Yılmaz ile harekete geçer. Yılmaz ile kısa zaman içinde ilişki kuran Meral bu tanışma sürecinde uyuşturucu Patronu Hacı Bey’in  muhbir görevini üstlenir. Uyuşturucudan deliren Corci polis tarafından konuşturulmak istenirken Meral’ın ispiyon etmesi sonucu öldürülür. Corci’nin öldürülmesi sonucu komiser, Meral hakkında tüm düşüncesini değiştirse de bu kısa sürer.

Meral komiser Yılmaz’a  “arabanda bomba var” diye ihbar etse de komiser Yılmaz arkadaşını kurtaramamıştır, bununla birlikte Komiser Yılmaz’ın Meral hakkında fikirleri değişir. Aynı zamanda Meral karakterinin Komiser Yılmaz’ı arayıp yağmur altında uyuşturucudan kıvrandığı sahneyle, Corci’nin hastane odasında kıvrandığı sahne film hakkında izleyiciye birçok detay veriyor.

Baskın sonucu Komiser’e yardım eden Meral’in  öldürülmesi, ölmeden önce içten gözlerine bakarak “seni sevdim“ demesi filmin buruk sahnelerinden. Filmin sonlarına doğru her bitiş gibi uyuşturucu baronunun yakalanmasıyla film son buluyor. 

İnternette okuduğum bir yorum döneme de kısa bir değinme yapıyor:

“Özalist politikalarla köşedönücülüğün, kendini kurtarmanın, işbitiriciliğin övülmeye, özgeciliğin (başkalarının hakları için uğraş vermenin) enayilik olarak görülmeye başlandığı bu dönemde, bunlar nasıl bir işlev gördü?“

 Her ne kadar 80’li yıllarda uyuşturucu ticareti başını almış gitse de üstte okuduğunuz yorum da bir polis övücülüğünün resmiydi. Sountrackleri ve rock balladlarıyla, temasıyla, oyunculuklarıyla döneme damgasını vuran gişe rekorları kıran Beyaz Ölüm o dönem eminim birçok kişinin ilgisini çekmiştir, halen ilgisini çekmeye ve izlenmeye devam ediyor.

O dönemki filmlerin teması yozlaşan gençliğe karşı bazı şeyleri kafalara sokmaktı. Beyaz Ölüm de uyuşturucu batağına saplanmış gençleri bu bataklıktan kurtarmak için yapılan bir film olmakla birlikte polis övücülüğünü öne çıkaran bir film olarak kayıtlara geçti. 



Cem Kurtuluş, 2013

11 Nisan 2013

Gerçek Aşkın İçinde Erotizmi Göstermek : Dokuz Buçuk Hafta (1986)













Bazı  tutkulu  sevişmelerin bünyede bıraktığı etki zaman fark etmeksizin kayıplara yol açar. Bu kayıpla birlikte kendi mezarınızı kazarsınız. “ Aşk, erotizmin biçimidir, erotizm’de aşkın bir biçimidir” diyen şair de buna atıfta bulunmuştu bir dönem. " Nine ½ Weeks " adlı filmde böyle bir yapım. 80’lerde adından epey söz ettiren filminde göz alıcı unsurlar dikkatimizi çekiyor.

 Kostümler, mekan seçimi, dönemin müzikleri gibi unsurlarla film 80’ler atmosferini yansıtıyor. Kim Basinger’a defalarca aşık olmamız da bizi şaşırtmaz. Gençliğinde şahane güzelliğiyle, kusursuz fiziğiyle dikkat çeken Kim Basinger başarılı performansıyla dikkat çekiyor. Sevişme sahneleri olmasaydı film izlenir miydi? İzlenirdi. Çünkü film hüzün ile izleyiciyi karşı karşıya getiriyor.

  Filmi özet geçecek olursak; New York’ta sanat galerisinde  çalışan Elizabeth  hakkında az şey bildiği Borsacı John tarafından baştan çıkarılıyor. İlk başta karşı karşıya geldiklerinde bakışmaları ve sonrasında gelişen tanışmaları, John’un hatunu takip etmesiyle devam ediyor.

 Elizabeth’in beğendiği bir şeyi fazla pahalı olması nedeniyle alamaması nedeniyle   John o beğendiği şeyi alarak Elizabeth’e sürpriz yapıyor.  Boşanmış, gerçek aşkın peşinden koşan güzel Elizabeth aşka yelken açmıştır. John’un her istediğini yapmaktadır.Bu ilişki aynı zamanda gerçek aşkı hissettirmekle birlikte seks oyunları üzerine kuruludur.

 Erotizm sahnelerini çoğu yerde görüyoruz.  Tanışma sahnelerinde John’un Elizabeth’i yatağa atacağını çoğu kişi düşünmüştür, ben de izlediğimde bunu düşündüm. Delicesine, arzulu bir kadın olan Elizabeth’in güzelliği karşısında büyülenmemek elde değil.

 Filmde en muhteşem sahnelerden biri de bir kadının teninde gözlerin kapanıp buzun başrol oynadığı gece, buzdolabı önündeki striptizci gibi dans edip filmde çoğu erkeğin başını döndürmesi kimseyi şaşırtmayacaktır. 

John’un Elizabeth’in karşısında farklı fanteziler sonucu film farklı sahneleri sinema izleyicilerine yaşatıyor. John’un farklı fantezilerine sonra balı Elizabeth’e tattırmasıyla erotizm sınırları yükseliyor.  John ve Elizabeth ikilisi maceralı yollardan geçiyorlar. Katıldıkları bir yemekte arzulu bir kadın olan Elizabeth’in John’un aletini tutması da ne kadar çılgın bir kadın olduğunu seyirciye gösteriyor.

 John’un Elizabeth’in hiçbir arkadaşıyla tanışmak istememesi “ seni ben yıkayacağım, seni ben soyacağım, seni ben giydireceğim, seni ben yedireceğim” sözleri de atlanmaması gereken detaylar arasında.

 John, Elizabeth’e karşı farklı rollerde bürünse de John burada aslında erotizme önem veren bir erkek rolünde. Daha doğrusu erotizm noktasında birleşen bir aşkı paylaşıyorlar. Muhteşem müzikleriyle Billy Holiday’ın filmde dinlemek de müzikal bir şölen olarak da değerlendirilebilir.

Elizabeth'; "Bu adamı çözemiyorum. ama bazen anlamak çok kolay. belki de taktığı kravattan, okuduğu ya da okumadığı kitaplardan. ama bilirsin; neyin ilişkiyi bitireceğini. o yüzden boyun eğer ve beklersin. bu durumu katlanılır kılar. ama bu adam. belki gerçek aşktır. belki."

Elizabeth’in her gün John’u düşünmesi ama John’un bu ilişkiyi çok fazla iplemediği gerçeği önümüzde duruyor.


Elizabeth’in erkek rolüne bürünmesi filmde rollerin  değiştiğini seyirciye gösteriyor. Sonrasında başları belaya giriyor, bir adamın kıçına doğru Elizabeth bıçağı saplıyor. O sahneden sonra  yağmur yağarken tutkulu sevişme sahnesi izlenmeye değer.

 John’un Elizabeth’in gözlerini kapatıp odaya bir kadın alıp o kadını soyma sahnesi Elizabeth’i kıskandırması da görülmeye değerdi. Daha sonrasında Elizabeth aynı şeyi yapmaya çalışması ama bunu becerememesi Elizabeth’in John’a olan sevgisinden kaynaklanmaktadır.


Gerçek aşkın içinde erotizmin saklı olduğunu yönetmen bizlere gösteriyor. John karakteri aslında filmde görüldüğü gibi erotizme düşkün ve mazoşist bir yapıya sahip, Elizabeth karakteri de bunların hepsini uygulayan ama sonrasında bu gibi uygulamadan sıkılan bir tip. Bunu da John’un tahrik olamadığını söyleyip Elizabeth’in sürünmesini istemesiyle görülmektedir.


Filmde detay ve ayrıntılar oldukça var, gözden kaçan detaylar olabilir. Filmin sonlarına doğru her filmde olduğu gibi bir son belirir. Elizabeth bu dayanılmaz durumlar karşısında artık pes eder. Dokuz buçuk haftalık ilişki sona eriyor. 

 John’un, Elizabeth' e; "Gidiyor musun? Kalmayacak mısın?" sorusu karşısında yanıt alamaması, sonrasında geçmişini anlatması da işe yaramıyor.  Filmde en etkili repliklerden biri John’un söylediği sözler;


John: “ Bak, bir şeyi bilmeni istiyorum. daha önce bir sürü sevgilim, kadınım oldu. ama inan bana hiç böyle bir şey hissetmedim. sen sadece kollarımdayken o duyguyu hissettim. bu beklemediğim bir şeydi. seni böyle seveceğimi aklımdan bile geçirmemiştim."

 Elizabeth; "Birimiz dur deyince sona ereceğini biliyordum. ama sen söylemedin. çok uzun süre bekledim. eşyalarım için birini gönderirim" 

John: “Lütfen gelir misin 50’e kadar  sayacağım “

Artık iş işten geçiyor. Elizabeth monoton yaşantısına geri dönüyor. 3 yıl beraber olduğu boşandığı kocası şirkette çalıştığı arkadaşıyla beraberdir..


Sonuç olarak; Erotik film kategorisinde gösterilen " Nine ½ Weeks "  Ateşli sevişmelerin aşk için önemli olduğunu göstermekle birlikte hüznü içinde barındıran, Kadın teninde buz gezdirmelerin, bal sahneleri de erotizm adına etkileyici sahnelerle kendinden söz ettirmeyi başarıyor. Oyunculuklarda   Kim Basinger ve Mickey Rourke döktürüyor, filmin izleyeni   80’ler atmosferine soktuğunu da söylemek gerekir. 


Yazan: Cem Kurtuluş




18 Mart 2011

"Bu Zamanda Rock'n Roll Söylenir mi Kardeşim? " Grup Devil- (1987)













80’lerde memlekette sıkı yönetimin olmasıyla yasaklar gelmiş,diğer yanda da rock’n roll için ortaya çıkanlar vardı.  Grup DEVIL’in ortaya çıkış sürecinde Taşdöğen kardeşler olarak nam salan oyuncu olan Selahattin Taşdöğen dönemin kaynaklarına göre gruba bir takım yardımlar yapıyordu. 80’lerde sahne şovlarıyla kendinden söz ettiren bir Grup Devil gerçeği vardı, bunda da bahsedildiği üzere o dönemin oyuncularından Sebahattin Taşdöğen’in gruba katkısı vardı. Gazete manşetlerinde “ Bu da Bizim Kiss” yazıyordu Devil için.  Yıl 1987 olduğunda  kaydettikleri şarkıları  Armoni Plak aracılığıyla kasete dökmeyi başardılar.

Kendi isimlerini taşıyan albümleri  her yönüyle dönemin en iyi albümleri arasındaydı.  80’lerde dünyada NWOBHM etkisi hakim olmasından ötürü dönemin gençleri de bu akımdan etkilendi, bu da müziklerine yansıdı. Kimileri tarafından grup Whisky ‘nin gölgesinde kalmış yorumları da yapılmıştır. 

Albüm, açılışını; kasvetli notaların hakim sürdüğü, ağır ağır ilerleyen atmosferde “Kabus“ şarkısıyla yapıyor. Klavyenin baskın olduğu geçmişin izini süren bir hissiyatı vermesini biliyor.  Ağır ağır atmosfer yerini gitarların etkili olduğu, vokallerin de heavy metalin doruklarına çıktığı anlayışla karşılıyor.  Gitarlarda Ercan Birol’un yarattığı rifflerin döneminde ne kadar rock’n roll dolu olduğunu kanıtlıyor. Klavyenin de ne kadar önemli olduğunu Nejat Tekdal bize hatırlatıyor.

 İmkansızlıktan imkan yaratıldığı, ve darbeden sonraki çıkışta rock’n roll ile kafayı bulan gençlerin lirikerini konu alan “ Haydi Rock’n Roll “  dönemi anlatan bir şarkı olarak karşımıza çıkıyor. “ Yeter oğlum yeter, kafa derler buna “ sözüyle ailelere selam niteliğinde. Ercan Birol’un attığı soloların lezzetliliğine dikkat! Hüzünlü notalarda açılan “Neden Duruyorsun”  ballad niteliğinde duygusal yolculuğa çıkarıyor. Lirikleriyle dünyanın döndüğüne dair umut mesajı vermesinin yanında ayrı bir hüznü barındırıyor. 

Rock’n  roll ritimlerinin eğlenceye dönüştüğü “Delisin Sen Deli’’ lirikleriyle rock’n roll gençliğinin hikayesinin özeti. “Neden dedi ortalıkta hippi gibi dolaşıyorsun” nakaratıyla da nokta atış yapıyor!  “Rüya” klavyenin büyüleyici notalarıyla, hızlı ve bir o kadar ritmiyle durdurak bilmeyen melodilerle devam ediyor. Gasko lakaplı  Gazanfer Vatansever’e sözlere ait olan  “ Atom Devri Kızları’’ o dönemki kızlara ithafen yazılan bir şarkı. Bu şarkının kayıtları için Yugoslavya’ya gidiliyor.   Bir kez daha Ercan Birol’un ne kadar önemli gitarist olduğunun kanıtı bu şarkıda kendini belli ediyor.

Albümün hüzünlü şarkılarından  “Güzelim”  sıkı bir ballad. Klavyedeki melodilerin o duygusallıkta dokundurucu niteliği var.  ”Şaban " o dönemin hafızalara kazınan parçalarından biri olarak karşımıza çıkıyor, klavye'nin rolü büyük.  80 döneminde Avrupa'ya gidip zengin olacağını düşünen gençliğe sesleniyor bu şarkıyla Devil. 

Dünyada 80’lerde Heavy metal, Nwobhm etkileri sürerken, Türkiye’de  1980 darbesinin etkileri sürüyor, biy yandan da arabesk müzik hakimdi, ama bir de bir yanda konserlerde delice eğlenen, heavy metal’in doruklarında müzik yapanlar vardı. Küpe takmanın, uzun saç uzatmanın , rock müzik dinlemenin ağır ceza olduğu zamanlara selam ediyor  “Devil”  bu albümüyle.

 Kadro;

Sabahattin Taşdöğen – Vokal

Nizamettin Taşdöğen – Bass Gitar

Davul – Gasko (Gazanfer Vatansever)

Klavye – Nejat Tekdal

Tuncer Taşdöğen – Back Vokal

Ercan Birol – Lead Gitar

 

Cem Kurtuluş,2011