// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2012

Çok Mutluyken Şarkı Yazamam: Mabel Matiz (2011)
























Mabel Matiz, Şarkılarını ilk olarak internette dinleyiciyle  buluşturdu.   Müzisyen dediğin üretir tanımlaması Mabel Matiz için geçerli . Birkaç müzisyene de şarkı vermiştir kendisi. Bu açıdan Sezen Aksu ‘ya benzerlik taşıyor.     Bilmeyenler için Mabel Matiz’in gerçek adı Fatih karaca.  Mabel Matiz, yazdığı şarkıların çoğunu mutsuzken yazdığını röportajlarında da belirtiyor.

 Mutsuzluk, her zaman insana bir şey yazdırır. Mutsuzluk, yalnızlık ya da başka şeyler ama umutsuzluğu kendine yasaklamış.  80’ler ve 90’lar Türkçe Müzik dinleyerek bugünlere gelen birinden bahsediyoruz.  Albümde de bunun etkileri var.  Farklı bir tarzı  var. Ne tam olarak rock, ne de pop.

 Ama  albümün pop tarafı daha ağır basıyor. O, sadece kendi şarkılarını duyurma derdinde, samimi bir kitle istiyor.  Kalıcı bir şeyler yapmayı savunuyor.  Mabel Matiz’in şarkıları dinledikçe sevilen ve anlam kazanan şarkılar. Kendinizden çok şey bulabileceğiniz, yalnızlığın izlerini taşıyan şarkılar.

 Albümün çıkış parçası ile Mabel Matiz bizi selamlıyor . ‘’Arafta ‘’ melodisiyle, sözleriyle akıllarda kalıcı. Girişi inceden dokunduruyor. Gelmeler, gitmeler, kayboluşlar ve insanlığa dair çok şeyi anlatıyor. Günümüz insanını özetliyor.

 Albümde dikkat çeken  diğer parçalardan biri ‘’Öteki ‘’. Parça,  Hrant  Dink’in ölümü üzerine yazılmış. Ayrımcılığa karşı burada selam ediyor. "Birtakım farklılıklarımız, cinsiyetimiz, etnik kimliğimiz ve dini tercihlerimiz bizi birbirimizden daha değerli ya da değersiz kılmıyor. Aslında özünde hepimiz biriz.  Mesaj bu. Kimliklerimiz ve cinsiyetlerimizin hiçbir önemi yok.  ‘’Hangi kan affeder bayım, kalbinizdeki kili’’ diye mesajı veriyor.

‘’Barışırsa ruhum ‘’ albümdeki diğer şarkılardan. Müziğin susmayacağından ,şarkının bitmeyeceğinden bahsediyor. Burada ‘’Dünyada savaşlar olsa da müziğin bir şeyleri anlatacağı ‘’ hissi veriyor.‘’Filler ve Çimen ‘’  Mabel Matiz’i  bir arkadaşımın tavsiyesiyle bu şarkıyla tanıdım.  Şarkı içinde değişik duyguları barındırıyor. Lalala kısımları ayrı keyif veriyor.  ‘’İhanet aslında sadakatın tavrını sever ‘’ sözleriyle akıllara kazanmıştır. Aynı zamanda kaybedenin şarkısı da denilebilir.  Mutsuzluk üzerine yazılmış şarkılar sıralamasında  önde gider.

‘’Zaman’’  akıp giden zamandır sadece durdurmayı bilmiyorsan. Bu da böyle bir hisse sahip, sessiz bir oda’da daha farklı.  Birhan Keskin’e ait ayrıca sözler.

Albümü değerlendirmek gerekirse Mabel Matiz  farklı bir albüme imza atmış, imzayı atarken ayrımcılığın da karşısında olduğunu belirtmiş.



 CEM KURTULUŞ, 2012

17 Aralık 2010

Yenitürkü- Herdem Yeni (1996)





















Yenitürkü deyince akla ilk önce    hangi şarkı  gelir “ Açelya”  mı “ Maskeli balo”  mu “ Başka türlü bir şey”  mi ? Tercih size kalmış.   Eski bir gruptur Yenitürkü.  80’li yıllarda akıllara kazınmış şarkılarıyla gündeme oturmuştur  “ Herdem   Yeni “   adlı albümü 80’li yıllardan itibaren başlayıp, diğer albümlerini kapsıyor.  Hem içiniz hüzün dolacak, hem keyifleneceksiniz.   Sakin sakin dinlerken içinizde düşünceler harekete geçiyor.  Sözlerden bir kısım  ’’Denizin dibinde karanlıklar gibisin Işığın içinde saklıdır, bilmezsin’’.  Yenitürkü’nün denize özlem şarkılarından, denizi özleyenler için birebir.

“ Fırtına “  ‘  Denizlere çıkar sokaklar’    parolasıyla açılıyor. Hayatın tükenmediğini, ilelebet olduğunu sözleriyle vurguluyor. Fırtına’nın her zaman eseceğinden dem vuruyor.   “ Başka türlü bir şey”   bilmeyenler için bu bir Can Yücel şiiri. Yenitürkü’de iyi yorumluyor, bunun altını çizmek lazım.   Her dinlediğinizde geçmişe döndüren,  içinizde fırtınalar kopartan bir şarkıyla karşımıza çıkıyor. “ nerde gördüklerim nerde o beklediğim rengi başka , tadı başka’’ diyerek noktayı koyuyor YeniTürkü.

“ Maskeli balo”  Yenitürkü’nün unutulmazlarından ve şampiyonluğa oynayan şarkılarından biri.  Sahte yüzler,  basit insanlara ayarı vermeyi unutmuyor. Melodisiyle ‘ yaktım gemileri’ diyerek noktayı koyuyor.   “ İstersen hiç başlamasın”   Murathan Mungan’ın şiirinden şarkıya uyarlanıyor. Bünyede etkisi büyük olan şarkılardan.   “ Bana bir masal anlat baba “ dönemin unutulmayan dizilerinden biriydi, şarkıya konuk olmuştu, herkesin hafızasında yer edinmiş bir şarkı olarak albümde yerini alıyor.

“ Çember “    ‘Ya dışındasındır çemberin , ya da içinde yer alacaksın..’ sözleriyle açılıyor.  Melankolikten dem vuran şarkı olarak karşımızda, meyhanelerden dem vuruyor.   Bazı şarkıların ne kadar tesir ettiği bilinmez, o şarkılar yüreğini söker. Albümde yüreği söken şarkılardan biri “ Destina “  Lale Müldür şiiri olarak da bir köşede yerini alıyor.  “ Yağmurun Elleri “  YeniTürkü’nün mest etmiş şarkıların başında geliyor.   “ Yedikule “  Kumkapı semaları’nın inleten şarkılarından. ‘ Haber Uçtu devlete de beş yıl yattım hapiste’ cümlesiyle açılıyor.

90’ların ortasında 80’li yıllara, özleme, hüzüne, selam çakıyor Her dem.  b

 CEM KURTULUS,


11 Haziran 2010

Get Thrashed (2006)





















80’li yıllar bildiğiniz üzere metal müziğin  altın çağıydı. En sert, en hızlı, en gaddarca,  en ölümcül müziklerden biri de Thrash metal'di.  80’lerin başları gibi heyecanlı olan gençler barlarda çalıyorlar,daha sonraları bunlarla birlikte kendi demolarını yayınlamak için harekete geçiyordu. Saldırganlığın en üst seviyelerini içeriyordu. Konserlerde kan görmeniz normaldi, bu normalleştirilmiş bir hal almıştı. İşte Get Thrashed  tam burada başlıyor. Belgeselin ilk bölümlerinde Dark Angel’dan Gene Hoglan, Vio-lence’dan Sean Killian, Slayer’dan Kerry King ve Tom Araya, Overkill’dan Bobby Blitz karşımıza çıkıyor.

1980 ortaları gibi thrash kelimesinin nasıl çıktığını belgesel “ Thrash metal terimi müziği dinleyenlerin önüne çıkan herkesi yere yıkmak istemelerinden ortaya çıktı “ sözüyle anlatıyor. Saldırganlığın,adrenalinin yüksek olduğu durdurak bilmediği zamanlara ışınlıyor bizi “ Get Thrashed “  

Konserlerde kan görmek kaçınılmazdı, 80’ler ortaları gençlerin kanının hızlı kaynadığı zamanlardı. Herkes birbiriyle rekabet halinde, thrash konserlerinde kaosun yüksel olduğu zamanlarını izliyoruz. Overkill vokali Bobby Blitz thrash kelimesini ilk duyduğunda “ trash “ diye duyduğunu bunu bir hakaret gibi gördüğünü anlatıyor. Çoğu thrash grubu Motörhead, Black Sabbath, Judas Priest’i tanrıları olduklarını kabul ediyordu.  80’li yıllarda ana akımda bulunan medyanın thrash metal gruplarına olumlu gözlerle bakmadığı bölümlerde iki plak şirketinin bulunduğunu anlatırken, bu plak şirketlerinin sahiplerini bu bölümde “ paralarını inandıkları şeye yatıran insanlardı “ diye özetliyor.  

Belgeselin ilk bölümünde Metallica’nın thrash metal dünyasındaki yükselişini,isim yapmasını ve bunun ardından grup üyelerinden Dave Mustaine yerine Kirk Hammet’i almasıyla beraber Megadeth üzerine konuşmalar belgeselin bu bölümünü oluşturuyor. Ayrıca, Megadeth’in müziği için “ thrash’ın caz müzik versiyonu”  yorumu yapılıyor.   Metallica ile başlayan thrash metal sahnesinde aynı zamanda medyanın gözünde glam grupları sahneye çıkmıştı, thrash metal grupları olduğu unutulmuştu. Glam muhabbetini belgesel “ kız arkadaşlarımızı çaldıkları için birkaç tanesini pataklardık “ sözüyle anlatıyor.  

Thrash metal grupları tarafından pek çok glam grubu hoş karşılanmıyordu, bu durumu Kerry King “ Eğer Exodus konserinde bir Mötley Crüe tişörtü giyiyorsan dayak yemen kaçınılmazdı “ sözüyle anlatıyor.  80’lerin ortalarında Slayer’ın çıkmasıyla oluşan metal müzik ortamı dahasını kulüplerde düzenlenen metal müzik partilerinde çılgınca kalabalık, kavgaya girmişçesine olan ortamlara belgeselde tanıklık ediyoruz.  İlk dönem Metallica-Megadeth durumunu belgesel Slayer üzerinden de anlatıyordu. Thrash ortamını da “ thrash “ kelimesi üzerinden durumu “ Slayer olmasaydı LA’de pek thrash grubu görmezdiniz “ sözleriyle anlatıyor.

 Belgeselin bir diğer bölümü thrash metal tarihinin ilk grubu olma özelliğini taşıyan   Exodus’a yer veriyor. Thrash metal tarihi itibariyle kuruluş hikayesi en eskilere dayanan grup Exodus’dur, demo ve albüm bazında geç kalmışlıkları yönünden eksi bir durumdur. Exodus bölümünde  “ Sahnede kan görmek istedikleri zaman kan olurdu “ sözleriyle anlatılır Exodus konserleri. Slayer’ın de ilk dönemlerde konserlerine gidip “ bunlar gibi çalmalıyız “ sözü de Exodus’un thrash dünyasındaki yerini anlatacak niteliğe sahip.  Konserlerindeki mekanların tahrip edilmesi de Exodus’un döneminin en şiddetli thrash grubu olmasıyla alakalı bir örnektir. Paul Baloff, Exodus’un “ thrash “ denince akla gelen müthiş bir delidir, bu bölümde de bununla ilgili bölüm vurgulanıyor.

Belgeselin thrash metal fanlarıyla ilgili olan bölümünde Bobby Blitz; “ tipik thrasher neye benzer “ sorusuna “ 35 yaşında iki çocuk babası birisi olmalıdır “  olarak cevap veriyor. Bu bölüm aynı zamanda thrash fanlarıyla ilgili giyim tarzlarından tut, nasıl müziklerine bağlı olduklarına dair de sözünü söylüyor. Belgesel’de genelde üstünde durulan gruplar Big four grupları oluyor. Metallica,Megadeth,Slayer, Exodus’tan bahsedilirken; ilerleyen bölümde Anthrax’a yer verilir.

Anthrax anlatılırken grubun diğer sert,hızlı olay çıkarmak için thrash kelimesiyle birleştiğinden ziyade bu kısımda Anthrax’ın hiç kimsenin sounduna benzemediği anlatılır. Hardrcore ve metalhead kavgaları da diğer anlatılan konulardan. Dazlaklarla, uzun saçlıların savaşı olarak lanse ediliyor, ortada hiçbir sebep yokken çıkan kavgalar olduğu söyleniyor.  Amerikan thrash metal sahnesinden, Almanya sahnesine uzanır. Kreator,Sodom,Destruction’un başının çektiği, gaddarlığın üst seviyede olduğu yıllarda Kreator ismi öne çıkıyor. Kreator’un müziğini o zamanlar için “ Almanya’nın Metallica’sıydı “ diye özetler.  

1990 yılında Slayer ve Megadeth’in katıldığı  “ Clash Of The Titans”   turnesine  çıktıkları bölümle ilgili; thrash metal ve grunge hakkında pek çok detay geçiyor belgesel. Özellikle bu kısımda bu turneyle birlikte thrashin sonunun geldiğini, medya desteğinin thrash metal çıkardığını grunge ile birlikte daha sonraki dönemlerde  rap metal adını verdikleri numetal’in ortaya çıktığından bahsediyor.  Alice In Chains’in bu tura katıldığını, aslında katılması gereken grubun Death Angel olduğunu söylüyor belgesel.  Destek çekme  konusuyla ilgili durumu;  “ Medyadan hiçbir destek yoktu. Kalan tek şey dergilerdi. Metal dergileri “  sözüyle özetliyor.

Sonuç olarak; bir thrash metal fanatiğinin 2003 yılında gruplarla röportaj yaparak yola koyulduğu, belgeselin merkezine Big Four gruplarını yerleştirdiği  “ Get Thrashed “ thrash metal ortamlarının nerede başlayıp,nerede söndüğüyle; 1980 ve 1990 arası o dönemin gençliğine dair sıkı bir belgesel. Belki tek eksi yanı   Metallica,Megadeth’e fazla yer verilirken;  Almanya thrash metal  sahnesi ve Brezilya thrash metal  sahnesi hakkında  az yer verilmesinden kaynaklı, ama bu belgeselin kötü olduğu anlamına gelmez.   

Filmi İzlerken Altını Çizdiklerim

“ Partileri basmak, poz kesen adamları  öldürmek çok kolaydı. Öldürmek derken gerçekten öldürmeyi kastetmiyorum “ – Gene Hoglan/ Dark Angel

“ Çocukların sahneden  atlayıp kafatasları üzerine indikleri şovlar gerçekleştirirdik. Düşüp kafalarını kırarlardı, ve ambulans gelip onları sedye ile götürürdü fakat şov asla durmazdı.”  - Sean Killian / Vio-lence

“ Herkes kanı aksa da eğlenirdi. Onların kanı aksa da bende eğlenirdim “  Exodus / Gary Holt

“ İngiliz yeni dalga heavy metal müziğe sahiptiniz. Priest,Maiden ve  Motörhead gibi tanrılarınız vardı. Sadece olaya biraz Discharge  biraz da Exploited kattık “

“ Thrash metal terimi müziği dinleyenlerin önüne çıkan  herkesi yere yıkmak  istemelerinden ortaya çıktı “

“ Mesele çok farklı değildi. Herkes müzik marketler çevresinde toplandı. Ağızdan ağıza yayılan kayıtlar , kaset değiş tokuşu  her şeyi değiştirdi.”

“ Bu müziğe başladığımızda en ağır konularda  şarkı söylemek isteyen çocuklardık. Cinayet,şeytan,tecavüz,şiddet, ölüm ve doğal olarak nükleer savaş şarkıları söyledik “

“ Paralarını inandıkları şeye yatıran insanlardı.”

“ Mustaine olmadan Metallica thrash metal yapamadı”

“ Eğer Exodus konserinde bir Mötley Crüe tişörtü giyiyorsan dayak yemen kaçınılmazdı “

“ Glam olmadan thrash’ın amacı olmazdı “

“ Kadınların yaptığı karşı makyaja karşı makyaj yapıyorduk “ ( Glam Metal gruplarına ithafen )

“ Thrash diyince insanın hoşuna giden şeylerden biri de bu. Sahnede birbirinin pestilini çıkaran gençler “ (Tom Araya / Slayer)

“ Kanları aksa bile insanlar iyi vakit geçiriyorlardı, ben de öyle…”

“New York’ta heavy metal izleyici daha fazlaydı “ (New York'ta metal müzik yapmaya başlayacak thrash grupları için söyleniyor)

“ Ceset parçalamak gibi şeylerden bahsetmiyorlardı “ ( Antrax'dan bahsediliyor )

“ Reign in Blood “ piyasaya çıktığı zaman her şeyi değiştirdi. Thrash ortamı Slayer sayesinde  yeraltından çıktı.

“ Slayer olmasaydı LA’de pek thrash grubu görmezdiniz “

“ Bu adamlar deli ya da çılgındılar kafese kapatılmaları gerekiyordu “ (Exodus için söyleniyordu)

“ eğer metal müziği sevmiyorsanız geberin tavrındaydı” (Paul Baloff nasıl biri sorusuna cevap)

“ Thrash,söz konusu olduğunda onlar tekti. “ (Exodus için yapılan yorum )

“ Sahnenin üzerinde biraz kan görmek istiyorum,tamam mı? “ Paul Baloff’un Exodus konserinden

“ Sahnede kan görmek istedikleri zaman kan olurdu. “

“ Politik olmaya çalışan birçok thrash grubundan daha politiktiler “ (Hirax/ Katon)

“ Onların üzerine idrar şişeleri attıklarını hatırlıyorum “ (1990’da Alice In Chains; turne için Slayer,Megadeth ile olan turneye katılır)

“ Altı ay sonra “ Man In The Box”  çıktı. Ortalığı yıktı.  Ve onlara bira kutuları atan herkes albümlerini satın aldı . Böylece Alice In Chains intikamını dinleyicilerden aldı. “

“ Bu turneden sonra ortaya Nirvana çıktı “

“ Tanrı seni gitar solo yapmaktan men etti “


“ Grunge kesinlikle uzun saçlı  grup üyelerinden oluşan grupları öldürdü “ 

Cem Kurtuluş, 2010

30 Ocak 2010

Şebnem Ferah-Benim Adım Orman




















Çıkışı öncesi üzerinde fazla konuşulan bir albüm oldu Şebnem Ferah'ın son çalışması... Kimi albümün ismine takıldı, kimi de ilk bakışta benim de garibime giden kapağa. Öyle ki kapak çalışmasını black metal gruplarına benzetenler bile vardı. Açık olmak gerekirse ne kapak hoşuma gitmişti, ne de albümün ismi. Ama önyargılı olmamam gerekiyordu. Albümü dinlemem gerektiğini düşündüm. Çoğu kişi bu albüme karşı önyargılıydı. Ben hangi albümü dinlersem dinleyim, aklıma takılan şarkı olur.

Albümü ilk dinlediğimde "Yalnız", "İstiklal Caddesi kadar" şarkıları aklıma takıldı. Bu albümü ikinci defa dinleyişimden kaynaklıydı. İlk dinlediğimde hiç sevememiştim, ondan sonra  albüme dahada alışmak için albümü bir  daha dinledim. Şebnem Ferah karmaşık bir albüme imzasını atmış, ayrıca belirtmem gerek o çok tartışlan albüm kapağının tasarımını  Hale ve Hakan Utangaç çiftine ait. Prodüktörlüğünü ise bir kez daha Pentagram’dan tanıdığımız Tarkan Gözübüyük üstlenmiş.


Albümün halefi Can  Kırıkları daha farklı bir çalışma idi. Bu albüm biraz daha soft, Şebnem Ferah fanı değilim albümün eleştirilmesi gereken yerleri de var ve ne mutlu ki Şebnem Ferah‘da röportajlarında bunu doğal karşıladığını belirtmiş. Ayrıca bana göre hayran olmanın temel kuralı beğenmediğin noktaları rahatça söyleyebilmektir.

"İstiklal caddesi kadar"
parçasındaki Şebnem'in o içten sesi, şarkının başındaki trenden gelen çan sesleri şarkıya  renk getirmiş. Bence Şebnem Ferah şarkı yazma  konusunda ülkenin en iyi müzisyenlerinden biri değil, ama  söz yazarlığında başarılı bulduğum bir müzisyen. Bu şarkıyı Şebnem Ferah  sanki bir yere gidecekmiş gibi yazmış.

Şebnem Ferah albüm genelinde hayatın içindeki  şeylere yer vermiş. Eskimeyen değerler, özlem duyduğu şeyler ve aşka dair birçok konuya albümde değinmiş. Sözler iyi, beste yazma konusunda kaliteli bir müzisyen ama müzikal olarak bu albüm biraz  zayıf geldi bana. "İstiklal Caddesi kadar" parçasına bir daha değinmek gerek, sözler biraz amatörce ama müzikal olarak iyi bir çalışma.Bunun hakkını yemeyelim.

Albümün isim parçası "Benim Adım Orman" ne kadar iyi bir girişe sahip olsa da "Benim adım orman" kısmı hiç olmamış, farklı biçimde söylüyor.  Albümün çıkmadan önce dinleyicilerin  izlenimleri farklıydı. Kimileri albüm çıkar çıkmaz "Şebo yaparda biz dinlemez miyiz",  "enfes" gibi yorumlar yaptılar ki bu tip yorumlar çok çocukça geliyor bana.

Sakin, huzurlu  "Ateşe Yakın’’ malum albümde "İstiklal Caddesi kadar" parçasından sonra favori şarkılarımdan biri. Gitar, Şebnem Ferah'ın o kendine özgü sesi, sanki sözler birisini kaybetmişte ona yazılan bir şarkıyı anımsatıyor.

Ayrıca bazı belirtmem gereken şeyler var. Siz istediğiniz kadar yaratıcı sözler yazın, bunu iyi bir müzikal yapıya oturtmazsınız bir şairden öteye geçemezsiniz. Şebnem Ferah’ta bu geçerli, iyi sözler yazmış ama müzikal olarak albüm vasat kalmış. Albümde akılda kalıcı fazla şarkı yok, bunu da belirtmek gerek. Ama  internette okuduğum yorumlar genellikle albümün iyi olduğu yönünde, ama nedense albümü eleştirme cesaretini gösterememişler.

Eli yüzü düzgün bir albüm var karşımızda. Zaten şöyle adam gibi albüm yapan kaç kişi var ülkede diye düşünmek lazım biraz.  Albümde bazı şarkılar eski albümlere göz kırpıyor, tabi bu parçalar fazla değil.  Özet olarak herkese hitap edecek bir albüm değil 
" Benim Adım Orman"  daha çok senfonik bir albüm olmuş. On numara bir albüm değil, fakat senfonik severler için ideal bir albüm. 


Cem Kurtuluş, 2010