// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Metalium etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Metalium etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2021

Katliam Gecesi: DIABOLIZER, SULFUR ENSEMBLE,METALIUM (27.08.2021)


 







Beklenen gün gelmişti, en azından bir süredir bizler için sosyalliğin konser alanında kaosa karışmak gibi bir alışkanlığınız varsa bu kaçınılmazdı. Bir konser açlığı mevcuttu, bu açlığı gidermek de yerinde olacaktı. Mevzu bahis konusu bazıları için ve benim gibiler için “ Metalium” olsa da daha sonrasında “ Gaddar “ grubunun sağlık sorunları nedeniyle Diabolizer gibi köklü Kadıköy’de katliam yaratan bir grubun eklenmesi konsere ayrı bir ekstrem durum ve ayrı bir kaos niteliği taşıyordu.  Alelacele gelinen bir konser önünde en iyi iş; mekana hızlıca yetişip, alkolü hemen tüketip ve mekana hemen dalmaktı.  Bizim için tek çekince mekanda daha önce izlenilen konserde oturarak izleme sıkıntısıydı,bundan çekinerek konser alanına ulaşşak da geldiğimizde manzara eskisi gibi Park Orman’da düzenlenen konserleri anımsattı, bunun haricinde diğer konserlere nazaran “ Fotoğraf makinesi “  yasaklanmıştı,en son Overkill konserinde bununla karşılaşmamıştık.

Bu organizasyon şirketiyle mi alakalı bilmiyorum. Bu muhabbeti uzatmamak gerekirse; İlk grup Diabolizer çıktığında o gaddarlığın üst seviyelerini zorlanacağını biliyorduk ve öyle de ortamda kaos vari bir atmosfer; ama Diabolizer’ın kafa adamı Ali’nin sahnedeki o öfkeli performansı ve katliama giden delilikleriyle birlikte sahne ortasında genç kitle tabiri caizse hakkını veriyordu. Hunharca sıcağa rağmen grup bir an olsun frene basmıyor,daha da gazı arttırıyordu.  “Khalkedonian Death "  katliam yaratan son zamanlarda çıkan en  sıkı death metal albümlerinden biri olsa da ülke genelinde bunu canlı dinlemek de paha biçilemezdi. 

Albümde nasıl çalınmışssa, canlıda da bir an olsun geri fren yoktu, vitesi arttırıp fazlası için efor sarf eden bir katliam ekibi vardı sahnede. Zaten amaç da uzun zamandır konser açlığını dindirmek,bu açlığı da sahnede bir katliam yaratırmışcasına nefret halinde kusmak deyimi Diabolizer’in sahnesinde gerçekleşti.  “ Spearfuck the Throes of Treason”  ve  “Bringers of Khalkedonian Death” gibi albümün ağır dinamitleriyle birlikte ortamda kaos yükselmişti,sadece bununla sınırlı olmamakla ortama bir anda gençlerin arasına giren güvenliğin ayırmaya girmesi de ayrı bir durum olsa da bu neyse ki fazla uzamadı.

Diabolizer’in beyni diyebileceğim Ali’nin o delirtici ve öfkemsi performansıyla birlikte ortamda şiddet ve kaos artıyor, çoğunluk da bundan keyif alarak o kaostan besleniyordu. Karanlığın öfke hali Diabolier’ın katliamında tanıklık etmek ayrı bir delirticiydi. Diabolizer’ı Ankara’daki Heavy Stage sahnesinde kaçırmışken böylesine bir an’a tanıklık etmeye tabiri caizse büyük yıkım oldu!

Diabolizer’den sonra sahneye “ Sülfür Ensemble “ çıkmıştı. Daha önce canlı tanıklık etmediğim, merak ettiğim; sadece youtube vari izlediğim yerlerden çok da içine bulunamadığım bir gruptu Sülfür Ensemble. Sahne şovlarından her zaman söz ettirirlerdi. Erdem Çapar’ın büyük adrenalin seliyle devam ettirdiği Sülfür Ensemble; siyah bayraklar, türk filmlerinden alınmış örnekler, o karanlıkta yarattığı ambians, pek çok fantastik öğe ile geceye damgasını vuran grup oldu.   “Die Like John Entwistle” ve “ Daily Hate”  konserde pek çok kimsenin bildiği şarkılar olunca ve sahneyi yöneten Erdem Çapar ‘ın seyirciyle bütünleşmesiyle ayrı bir yol katedildi. Küçükçiftlik Park’ın sahnesinin hakkını verme deyimi Sülfür Ensemble’in yarattığı o harikulade şov da görmek mümkündü ve öyle de oldu.

Son grup, yıllara meydan okuyan, her konserde enerjileriyle gençlere taş çıkartan “ Metalium “ idi. “ Tenebris “ albümünün 25 yıl sonra çıkışından sonra bir lansman planlanmıştı, virüs olayının patlamasıyla büyük bir özlem ve büyük açlık oluşmuştu.

“Tenebris”  albümünden sıkı parçalarından çalınmasıyla başladı mevzu. Lucid Dreams, Critical Solstice,Testimony of Doom çalınanlardan bazıları oldu; bununla birlikte eskinin ağırlığını bilenler için Pessimistic Warning, Denial, Behind The Power, Draggin’ to Mayhem’ler ard arda çalındı,özellikle eski sıkı parçaların ard arda çalınmasıyla beynimizdeki ağırlıklar artıyordu. Suffer, The End, Circle of Despair da diğer beynimizde tahribat oluşturan ve öfkesinden kurtulamadığımız eskilerdendi. Eski-yeni karışımıyla da agresif,kaos dolu bir performansa imza atıyordu Metalium. 

Her konserde sıkı performansını denk geldiğimiz Metalium’da 55 yaşına gelmiş Mazhar Şiringöz, tabiri caizse yönetiyordu.” Virüs muhabbetinden dolayı da arayı çok arayı açtık biliyoruz,ama şimdi kaos zamanı “ minvalinde sözler söyleyince delirmek de içten oluyordu. Bununla birlikte en sıkı dostlarından biri olan, yol arkadaşı Akmar Pasajında yıllarını geçirmiş ve aileden biri olan metal müzik emektarı Çağlan Tekil’i sahnede selamlıyor ve anıyordu. Bunu yaparken aynı zamanda bu konserde emeği geçen Yüzdeyüz Metal ekibi olmak üzere sahnede harikalar yaratan her grubu selamlamak da bana kalırsa ayrı bir babacanlık örneğiydi.

Konserle ilgili kısa da olsa bahsedilecek konu; Metalium grubunun konser öncesi plak,cd,kaset imzalamasıyla birlikte fotoğraflamalar, kapı önünde merch,t-shirt standları kuran Hammer Müzik ve Diabolizer’ın ürünleri..

 Sonuç olarak; Diabolizer’ın yıkımıyla ve öfkesiyle başlayan gece, Sülfür Ensemble’ın görsel şovuyla birlikte bir ayine dönüşürken, bütün hepsinin birleşiminde “ Metalium” son olarak o kaosu devam ettirerek;üç grubun toplamıyla bir katliam gecesi yaratarak tarihe tanıklık ettirdi. Üstelik bu fiyat bazında bu üç grubun gürültüsünü dinlemek bir daha mümkün de olmayabilir.


Cem Kurtuluş, 2021 Ağustos


23 Mayıs 2020

Metalium Röportajı (23.05.2020)













Cem: Selamlar, ben konuya bodoslama girmek istiyorum. 80’lerin ortalarına doğru bazı thrash metal  grupları ortaya çıkmıştı. Bildiğim kadarıyla ilk thrash metal gruplarından biri Kronik idi. Darbenin sonralarına denk geliyordu bu durum. Metalium’un hikayesi nasıl başladı?  Grubun ortaya çıkış  sürecinden bahseder misiniz?

Tabi her şey dinleyerek başlıyor ve bir süre sonra artık yetmiyor ve çalmak istiyorsun. Konserlerine gittiğin gruplar gibi sen de sahnede olmak istiyorsun. Biz; yani ben, Kerim ve Mehmet Ali üniversite arkadaşıyız. Önce ders aralarında takılıp ,müzik dinleyip bolca dergilere bakıyorduk sonra biz de kuralım bir grup dedik. 1985 yılı önce adını koyduk ki M.Ali'nin bulduğu bir ad ,sonra da yine onun çizdiği logo ile işin önemli kısmını tamamlamıştık. Sonra enstrümanlarımız üzerinde çalışmaya başladık ustalaşmak için ki bu bitmeyen bir süreç tabi ki ömür boyu. Sonra yavaştan parçalar çıkmaya başladı. Ufaktan prova yapmaya da başlamıştık Kadıköy'de Çatı Stüdyosunda. O zaman bir şeylere ulaşmak ,bir şeylere imkanın olması o kadar zordu ki belki de o yüzden elde ettiğimiz her şey çok değerli ve korunması gereken şeylerdi bu bizi müthiş motive ediyordu. Kısaca hikaye böyle başladı.

C: 1989’da “ Servants of Death “ adında demo çıkardınız.  Bir sene sonra da  Behind The Power çıkmıştı.  Benim merak ettiğim diğer bir konu bu albüm Uzelli Müzik tarafından kaset formatında basılmıştı.  Adnan Şenses, Müslüm Gürses, Selda Bağcan ve bunun yanında sizin gibi formatta Kesmeşeker,Objektif rock gruplarına yer veren bir şirketin size bakışı nasıldı ya da o yıllarda bu konuda  ayrım yapılıyor muydu?

Servants of Death'i kendi olanaklarımızla kaydettik ve çıkardık. Ama bir albüm için mutlaka bir şirket gerekiyordu ve bu da o günlerin şartlarında çok zordu. Uzelli'nin 2. kuşağı İsmail ve Metin Uzelli bir proje yapmışlar ve o zaman Akbaba'nın menajeri Tuncay Özkınay ile görüşmüşler. Biz o dönem Akbaba'nın işlettiği bir stüdyoda prova yapıyoruz ve aynı binadaki cafesinde de takılıyoruz. Bir gün Tuncay bu projeyle geldi. Adamlar seri olarak Türk Rock gruplarıyla albüm yapmak istiyorlardı. O şartlarda neredeyse bulunmaz nimet tabi bu teklif hemen kabul ettik. Bütün prodüksiyon Uzelli'nindi ve gerçekten yaklaşımları da çok iyiydi. Rahat bir kayıt süreci geçirdik ama tabi ki kayıt esnasında belli bir zaman sınırlaman oluyor böyle durumlarda ve ilk ciddi kaydın bu yüzden bizim bir anlamda çıraklık dönemimiz oldu ama ilk albümdü ve anlamı bir başka tabi.

C: Eski kafalı biri olduğum için müzik konusunda konuya eskilerden girmek istiyorum. Çoğu kişinin yaşına denk “ Suffer “ albümü  benim için bu toprakların thrash/death metal sentezi altında  en gaddar kayıtlarından biri. O dönemler hatırladığınız kadarıyla bu albümün kayıt sürecinden  bahseder misiniz?  O döneme göre 90’ların başından itibaren dünyayı saran death metal ateşini bu albümde birebir hissediyorduk. Albüme tepkiler nasıldı?

Behind sonrası daha çok konserlerle geçti bir de bir takım değişiklikler oldu grupta. Behind kayıtları devam ederken Özgünay(Bas) ile ayrılmıştık ve Hakan gelmişti. Albüm sonrası bir kaç konser sonrasında da Melih(Davul) ile yolları ayırdık ve Ayhan geldi. Bu arada yeni parçalar vardı ve bir albüm çıkaracak kadar da malzeme oluşmuştu. Tabi yine kayıt ve prodüksiyon maliyeti vs. araştırmaya başlamıştık. Behind kayıtlarını yaptığımız SKS stüdyolarına kayıt maliyeti konuşmak için gittik orada Doruk Onatkut ile konuşurken bize albümün prodüksiyonunu kendi üstlenmek istediğini söyledi ve bu teklife hayır diyemezdik tabii kabul ettik. Yine aynı stüdyoda 2.albümümüzü yapacaktık ve bu bir avantajdı aslında.Biz de biraz daha ne istediğimizi biliyorduk ve daha fazla hazırdık ilk albüme göre. Klasik gece yapılan kayıtlar falan sanırım 1 hafta sonunda mix,mastering aşamasına gelmiştik. Ve kesinlikle sonuç o şartlar için gayet iyiydi ve içimize çok sinmişti. Evet o yıllarda Death Metal kasıp kavuruyordu ve biz de kayıtsız değildik ,dinliyorduk elbet.Bu Suffer'ın soundunda etkili olmuştur mutlaka.Yani Oldschool Thrash ve Death kendi içimizde harman olmuştu zaten ve parçalara da ve özellikle albüm sounduna yansımıştı. Gelen tepkiler olumluydu gayet hem kayıt anlamında hem parça yapıları ve sound.Bir nevi ustalık dönemi işi olarak görülüyordu. Hala bu ülkede yapılan en önemli albümlerden biri olarak gösterildiğine göre demek iyi bir iş çıkmış.

C: “Suffer”  albümüne dair ortalıkta bir dönem Circle of Despair’a dair klip çekildiği ama bu klipten haberdar olmadığı yazılmıştı bazı yerlerde, klibinde Ankara’da çekildiği söylenmişti. Bu konunun aslı nedir?

Evet o parça için bir klip çektik doğru Ankara'da. Fakat çekimler istediğimiz gibi olmamıştı bu yüzden de montajlamadan projeyi iptal ettik başka da bir klip çekimi vs olmadı. İşin aslı budur.

C:“Suffer”  albümüne dair Metalium liriklerinde dünyanın başına gelmiş sorunlardan  bahsediyordu. Aynı zaman diliminde dünyada  Bosna katliamı gibi bir gerçek vardı ve Metalium bunu kapağında yansıtıyordu.  Albümün geneli için konuşursak bu  lirikler savaşın devam ettiği yıllarda mı yoksa daha öncesinde mi yazılmıştı?

Suffer'daki lirikler hem daha önceleri hem de o yıllarda yazıldı aslında yani tam olarak belli bir dönemi yansıtmıyor.Her şarkı kendi döneminden etkilenerek yazıldı tabi ki ama şunu söylemeliyim bahsettiğimiz şeyler aslında dünyanın her döneminde yaşanabilen ve yaşanabilecek konular. Yani sorunlar her zaman var, insanlar her zaman o bahsedilen duygulara sahip olabiliyor.Mesla o sözleri şu anda da yazsak sırıtmazdı yine denk düşerdi bu döneme de. Ama evet kapak o dönem güncel olduğundan Bosna'daki o manzarayı içeriyor ve hala beni etkileyen bir manzaradır. Bir çocuk hiç bir zaman bunu hak etmiyor.

C: Metalium, Suffer’dan 15 yıl sonra “ Tenebris “ ile geri döndü. Albüm kapağını gördüğümde konsept albüm hissiyatı oluşmuştu benim için.  Albümün ismi nereden geliyor, albüm içeriği dahil kayıt sürecinden bahseder misiniz?

Önce adından başlayalım. Albüm içerik itibariyle karanlık bir dönemden ,distopik bir dünyadan ve kıyamete yakın gibi bir çağdan bahsediyor.Bu anlam etrafında isimler aradık herkes bir şeyler önerdi tam bir beyin fırtınası yani. Sonunda Ayhan bir gün Tenebris dedi ve daha iyisi de çıkmadı. Albümü gayet iyi anlatıyordu çok yalın "Karanlık". Latince oluşu benim ayrıca hoşuma gitmişti bu arada ve hepimiz fikir birliğine vardık. Konsept olayına gelince albüm tabi ki konsept bir albüm değil ama dediğim gibi içerik yani sözler,sound,kapak vs bakınca bir bütünlük var bu da başta söylediğim dünyanın karanlık ve sonuna yakın bir dönemini anlatıyor. Böyle bir anlam bütünlüğü mevcut.

C: Albümü ilk dinlediğimizden itibaren  alışagelmişin dışında  hem klasik hem de modern bir karışım söz konusu. Thrash sounduna sadık hem de içine yedirilmiş modernlik hakim.  15 yıl sonra geri dönüşte “Tenebris “  albümü hakkında aldığınız tepkiler nasıl?

Evet tam da böyle. Çünkü hem oldschool hem de yeni,modern soundları dinliyoruz. Mutlaka hepsi sizi etkiliyor ve yaptığınız işlere de yansıyor. Bir de şu var oldschool havayı kaybetmeden yeni ve modern bir şekilde yansıtmak istiyorduk bütün kitleyi, bütün jenerasyonları kapsayabilmek için. Sonuçta içinizden ne geliyorsa o çıkıyor aslında ortaya ve aldığımız tepkiler de albüm çıktığından beri bu yönde ,çok iyi tepkiler.Sonuçta biz hissettiğimiz ve istediğimiz şeyi yapıyoruz ve sunuyoruz bunun da olumlu karşılık görmesi çok sevindirici.

C:Albümün çıkış süreci tam da dünyayı saran Covid -19 salgınına denk geldi.  Bir lansman konseri olacaktı, virüsten ötürü olamadı. Bildiğim kadarıyla kaset basımı da olacaktı. Bu süreci atlattıktan  sonra konser,vs bizleri  neler bekliyor?

Maalesef öyle oldu ve Nisan ayında yapmayı düşündüğümüz lansmanı erteledik. Tabi gelişmelere göre bakacağız şu anda uzunca bir süre konser olamayacak gibi. Fiziksel kopyaları da lansmanda çıkaracaktık fakat bununla ilgili yeni bir planlama yapıyoruz. Sadece kaset değil tabi plak ve CD de var. Hatta başka materyallerin de olduğu bir Box-Set hazırlıyoruz. En uygun zamana ulaştığımızda albüm yeni çıkmış gibi bir re-lansman olacak.

C:Metalium’un daimi üyelerinden biri oldunuz hep.  Tenebris albümünde de gördüğümüz üzere o enerjiden bir şey kaybetmemişsiniz.  Gerçeği söylemek gerekirse ilerleyen yaşınıza rağmen  bu enerjiyle  bu coşkuyla devam etmeyi neye borçlusunuz?

Genler sağlam herhalde hahahaah...Valla seviyoruz bu müziği ve çalmayı,sahnede olmayı.Bunlar insanı müthiş motive ediyor ve işte o dediğin enerjiyi yüksek tutuyor.Ve ilk günkü gibi bu heyecanı hissediyoruz.

C:Bundan 10 sene öncesine dönmek istiyorum. Stüdyo Live konseri bizler için heyecanın tavan yaptığı bir konserdi.  “ 90’ların ruhunu burda görüyorum” diye seyirciye seslenmiştiniz o gün yanlış hatırlamıyorsam.  Yaş ortalamasının yüksek, bir o kadar sözün tabiriyle müziğe doyumsuz insanlardan oluşmaktaydı. O gün sizin için durumlar nasıldı?

Evet aynen o cümleyi kurmuştum ve gerçekten öyleydi.Ve belki de o gördüğümüz manzara bizi konserden sonra düşünmeye ve devam etmeye itti.O geceye mutlaka parantez açmam lazım burada çünkü bizi "Tenebris" e götüren yolun başlangıcıdır.O kadar etkilenmiştik ki o geceki enerjiden aslında hep içimizde olan çalma ve sahnede olma isteğini ortaya çıkarmıştı.Burada gecenin mimarı Şener Çetin'den bahsetmeden olmaz tabi ki tekrar teşekkürler.

C: 90’ların başından itibaren demo,albüm doyuruculuğu yönünden dönemsel olarak bütçelerin kısıtlı olduğu,   üretkenliğin zirvede olduğu yıllardı.  2000’ler için baz alırsak thrash metal grupları   bu üretkenlikten uzak bir görüntü çiziyor.  Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Her dönem kendi içinde bazı gerçekleri ve gelişmeleri barındırıyor tabi. Bunun cevabını herkes kendine göre farklı verebilir belki mesela daha az zaman ayırabilmek ,daha az bir araya gelmek veya her şeye daha kolay ulaşıp, daha çabuk tüketiyor olmak.Ve tabi ki her dönem müzikte çok farklı soundlar ve türler hakim olabiliyor ve ayrıca üretkenlik bunlardan etkilendiği gibi kendi içinde de körelebiliyor. Bütün bunlar bir araya gelince sanırım bahsettiğin sonuç ortaya çıkıyor.Ama yine de üretebiliyor olmak bence önemli olan bu, durmadan üretebilmek.

C:Benim sorularım bu kadar.  Virüsle boğuştuğumuz şu günlerde Tenebris’i dinlerken Metalium konserini  sabırsızlıkla bekliyoruz.   Son olarak ne söylemek istersiniz?

Şu süreçte yapılabilecek en iyi şey zaten dinlemek,bol bol dinleyelim ve normale dönüp konserler başladığında "Tenebris" i hep birlikte söyleyelim. Biz çok özledik sahneyi,herkes kendine çok dikkat etsin ve sağlıklı kalsın...

Cem Kurtuluş, 2020 Mayıs / Metalium Röportajı

24 Aralık 2019

Eskisi Gibi: Masters Of Thrash (21.12.2019)















Kuşkusuz 80’lerin ortasında imkanlar kısıtlı , ama gençlerin enerjileri daha hızlıydı.  Her ne kadar dönemin getirdiği zorluklar olsa da bazı gençler taşın altına elini koymuş metal müzik adına kıvılcımı yakmıştı. Yazıya böyle başlamam gerekecekti ; Masters Of Thrash adı altındaki geceye ancak böyle bir giriş yapılabilirdi. Bu her ne kadar abartı olacaksa da 80 ruhu da buna benzer cümlelerle anlatılabilirdi. Üzerinden geçmiş 30 sene olsa da bir araya geliş amacı o günleri hatırlamak.

Mevzu bahis konumuza gelecek olursak;  Metafor, Pentagram, Kronik, Metalium dörtlüsünden Metafor grubunun  demosu bilindiği üzere  ya çıkmadı/çıkamadı  ya da bazı kişiler sadece onları az verilen konserlerden bildi. Pentagram bu dönemin en evil sound  konusunda  yaratıcılarından biri oldu.  Ses getiren Metalium ile çıktıkları efsanevi Moda konseri herkesin malumudur. Kronik de keza 80' lerin ortalarında ilk Thrash Metal olma grubu özelliğini taşıyor. Pentagram bu konuda albüm çıkaran ilk grup  konumunda olsa da , Kroniğin kuruluş tarihi Pentagram’dan daha önde. Elbette burada amaç yarıştırmak değil, bu herkesin malumudur.  Kroniğin çıkardıkları ilk albüm Endless War’un bir dönemin tabiri caizse speed/thrash metal adı altında en delirtici albümler arasında rahatlıkla girer.  Masters Of Thrash gecesi ile ilgili yazılacak pek çok şey var. Bu  tam olarak bir kritik niteliği taşımasa da öncellikle kapı önü demlenmeceleriyle  ile konuya dahil olalım.

Maksimum alkolün geceye de sirayet etmesiyle Pentagram , başlardan itibaren  o eski dönemlere anmak mahiyetinde sıkı bir performans ile kendimizden geçirdi.  Bizler için mevzu da ilk başlarda o evil /gaddar sound’dı. Mikrofonu  eskilerdeki gibi Hakan Utangaç’ın alması  sonraları  Anatolia dönemi hitap etmediği için de biz biraz köşemize çekildik.  Demlenmeceler derken alkolün de yüksek miktar da alınmasıyla Metafor’u kaçırmış olduk, sonraları Metafor yeniden sahne alır mı bilinmez. Saatler yavaş yavaş geçerken  alkolün de artmasıyla Kroniğin sahneye çıkma zamanı gelmişti. Kronik; biz girdiğimizde  “ Kavga “ albümünden “ Canın Cehenneme “ ile ortama kısa bir dalış yaptı,   daha sonraları  eski ve kavga dolu günlere,  ucuz bira içilen zamanlara  selam etti ve elbette ki bu eski günleri anmaksa  Endless War dönemi es geçilemezdi,ki, asıl mevzu bahis konusu da o dönemdi.  Dönemin önemli isimlerinden biri de Hakan Şavklı idi , o da bu konserde sürpriz konuk olarak yerini aldı.  

En son grup herkesin bildiği üzere  gaddar soundu ile Metalium idi. Erken bir saat olabilseydi Metalium adına belki daha iyi olabilirdi,  ama onlar her konserde olduğu gibi gerekeni yaptılar. Kendi adıma  parantez açmam gerekirse; en son Metalium’u 2010’daki Stüdyo Live’daki  konserde izlemiştim,  yıllar sonra o konserdeki dönüşün izi bir yana sonrasında bir türlü denk getirememiştim. İsminin hakkını o gaddard sounduyla, Mazhar Şiringöz’ün frontmenliği ve grubun uyumuyla birlikte  adeta gecenin o saatine kalan insanların üstünden silindir gibi geçerek tekrardan görüşeceklerini söylediler. Bunun yanında  Suffer, Pessımıstıc Warnıng,  Star The Slaughter , The End derken grubun o gaddard sound’u  sahnedeki performansı görülmeye değerdi.  İnternet ortamına yeni düşen “ Fallen “  ı dinlemişken, daha sonraları “ The Frozen Souls “ şarkısı da tabiri caizse görücüye yeni çıkan ve  bu konserle birlikte dinlenilmiş olundu.

Sonuç olarak; alkolün maksimum seviyeye ulaştığı, grup performanslarından herkesin memnuniyet  duyduğu “ Masters Of Thrash “ umarım bir kez daha izlemiş oluruz. Bunun için daha öncelerinde Dr. Skull’un konser vermesinde emeği geçenler,bu konserde de iyi bir işe imza attıkları için onlar da en az bu konserin çalanları kadar teşekkür edilmesi gereken kişiler arasındadır

Cem Kurtuluş, 2019 Aralık 


27 Temmuz 2010

Metalium- Suffer (1995)


Onlar piyasaya çıktığı zaman belki okula yeni başlamış bir öğrenci,  belki daha yeni doğmuş birer velettik. Piyasaya “ Behind The Power “ gibi önce sıkı  bir albüm hediye ettiler,  dönemin şartları düşünüldüğünde bu kadar güç bir durumda prodüksiyon itibariyle o kadar iyi  olmayabilirdi,  ama o döneme göre en iyileri arasına girebilecek kalibrede olmuştur. Bunun öncesinde de 1989 yılında  “ Servants of Death “ demosunu yayınlamışlardı. Amerikada bir radyo istasyonunda çalınan  ilk Türk speed /thrash metal kaydı olma özelliğini taşır. 1990 yılına geldiğimizde Metalium 1990 yılında  “Behind The Power” albümünü yayınladığında, Pentagram’da “Pentagram’’albümünü yayınlamıştı. Bu albüm daha arka planda kalmıştı, Pentagram daha çok tanınıyordu. Ve 90’ların ortalarında Suffer albümü gelir.  Öldürücü, agresif, vahşi, saldırgan, yırtıcı, gürültülü, hızlı, teknik ve tabii ki Old School...

Thrash/death metal sentezi herhalde bir daha bu kadar iyi  olamayacak. İlk albüme göre Metalium müziğini üst seviyeye taşır , pek çok parça death metal’e göz kırpar. Özellikle  Alman thrash riffleri, , akıcı ritimler, yüksek tempolu ve aşırı yıkıcı davullar kendini gösteriyor.  Suffer'ın kapağında Saraybosna'da sokakta bir keskin nişancı tarafından vurulmuş, kanlar içinde yatan bir kız çocuğunun renksiz fotoğrafı var. Albüm kapağı bile her şeyi anlatmak için yeterli nedenler arasında.

Albüm “Denial”   ile açılıyor şimşek gibi . Saldırgan gitarlar , kükreyen vokal ve o yıkıcı davullar. Mazhar’ın’’Denial’’ diye haykırışları isyankarlığın birer göstergesi,her davul temposu kafa kopartıcı cinsten. Old school death metal’e ve alman thrash metal’ine göz kırpıyor parça. Dinlerin yalanlar üzerine kurulduğunu, savaşlarda ölen o kadar masum insanın din için parçalandığını resmediyor.  

“Pessimistic Warning”  ezici gitarların üstünlüğüyle başlıyor,   ona ahenk sağlayan davul temposuyla devam ediyor. İleriki bölümlerde  yıkıcı davul temposu araya giriyor ve araya sıkıştırılmış sololar  lezzetiyle klaslık resmediyor. Bir öfke patlaması resitali sunuyor.  Geleceksizliğe, dünyadaki düzene dair   söylenen sözler agresiflikle yer buluyor kendine.  Mazhar’ın “Ughh" demesi bizi daha da hırçınlaştırıyor. “ The Last 15 Minutes”   çekiç gibi davullarla giriş yapılıyor ,Mazhar’ın o kükreyen vokaliyle  dinleyicide “ acımak yok “ hissi yaratıyor. Sözlerde büyük nitelik taşıyor.  “believe in god/ in his angels/ in his messiah/ in his kingdom’’

Klibi çekilen ama kimsenin klipten haberi olmadığı “Circle Of Despair”   bass gitar kullanımının etkinliğine tanıklık ettiğimiz,  karanlık bir atmosferde ilerliyor.  Girişlerinden itibaren vokalin mistik havası, karanlık soundla birleşmesi cezbedici bir hale sokuyor. “ The End”    “ Acıyı derinliklerinizde hissediyorsunuz biliyorum’’ mesajı veren umutsuz liriklerin temsilcisi adeta.  Soloların ürkütücülüğü, bass tonları,  ölüm vokalleriyle gelen kusursuz karanlık hissiyatı…

Hızlı gitar saldırılarının üstünlüğü ile devam eden   “ Inhuman Conscious”  nükleer deneylerin ve radyasyonun dünyanın içinde bulunduğu tehlikeye karşı uyarıyor. 50’li yılların Londra’sından 90’lı yıllar Türkiye’sine kadar uzanan sözler albümün en önemli liriklerini içeriyor.  

Albüme ismini veren “ Suffer”  karanlık bass tonlarıyla açılıyor, daha sonraları saldırgan tempoya doğru ilerliyor. Kelime anlamıyla “ suffer “ acı çekmekten ziyade çekilen çilelere katlanmak anlamına geliyor.  Kükreyen nefretsi ve öfke dolu vokaller,şarkının altyapısındaki büyük nefret vurgusu hissiyatı dinledikçe yayılıyor.  

Hükümetlerin yarattığı korku ekseninin insanın geleceksizliğine vurduğu darbeye ve demokrasi yalanlarına dair sözünü söyleyen  “ Social  Desperation “  öfke ve nefret patlamasıyla kaosun içine davet ediyor. Albümün kapanış parçası “ X “  bir takım konuşmaların geçtiği geçmişi yad etme niteliği taşıyor, ve albümün ruhuna aynı soundla klas bir kapanış oluyor.   “ Ver Lan “ bestesi de grubun denetime takılan diğer bir parçası oluyor.

Sonuç olarak; 90’ların başında Pentagram grubu “ Pentagram “ albümüyle ortalığı inletirken, diğer tarafta  Deathroom, Death Oath, Death Project, Hazy Hill  gibi gruplar klas işler çıkarırken, 90’ların ortalarına doğru “ Suffer “   thrash/death metal sentezli temelinde öfke, ve agresifliğiyle, dünyanın içinde bulunduğu duruma lirikleriyle öfkesini gösteren  türk metal müziği için klas işlerin devamı niteliğindedir. 

Cem Kurtuluş,2010

14 Ocak 2010

Metalium ve Cenk Taner Konseri Kritiği (13.01.2010)

















90’lı yıllara damgasını vurmuş gruplardan biri olan Metalium’u izlemek benim için heyecan vericiydi.  Konsere amatör gruplar çıkmış, ama onları orda olmadığım için izleyememiştim, zira konser öncesi Kesmeşeker'in beyni Cenk Taner ile söyleşiye katıldım. Masada içkisini yudumlayan Cenk Taner ilerleyen dakikalarda şarkılarıyla ortamı renklendirdi. Damardan Kesmeşeker hayranı olan ben, idolüm Cenk Taner'i karşımda görünce şoke oldum. 
Her şey gitarı eline almasıyla başladı.    "Buradan Uzaklara", “ Şimdi Biz Buyuz", “ Tek Kişiyim Ben Hala’’ gibi  klasik şarkılar çaldı.  Söyleşi 20.15 gibi başlamıştı, bunu da belirtmekte yarar var. Metalium konserine geç kalacaktım, o yüzden 21.45 gibi mekandan ayrılmak zorunda kaldım. Cenk Taner  "Mazhar’a selam söyle" demeyi de unutmadı. Bu muhabbetler doğrultusunda konsere geç kalmama olayıyla birlikte acele kalkıp o durumda  Cenk Taner’e soru soramamıştım. Ama yeni albüm, yeni konserler olduğunu söylemeliyim!

Studio Live’a gitmek için yola koyuldum.  Konserin saati 22.00 yazmasına rağmen konser klasik olarak gecikmeli olarak  23.00 gibi başladı. Aslında bu doğal bir şey zira ülkede yabancı gruplar 45 dakika, yerli gruplarında  1, 1.5 saat rötarlı başlamasına alıştık. Bunları anlattıktan sonra biraz da konser analizini yapalım.
Mekana girmeden önce kapının önünde takılıyorduk . Dj Şener Çetin, seyirci Metalium'a beklerken Slayer, Dr. Skull, Soulfly ile ısındırmaktaydı. Sabırsız seyirciler Metalium diye bağırmaya başlamıştı. Biz de büyük bir heyecanla Metalium’u bekliyorduk.  En azından ben ilk defa izleyeceğim için heyecanlıydım. Derken Metalium sahneye çıktı, uzun zaman sonra sahnelere dönmüştü Metalium.  Neler çaldılar derseniz Suffer ağırlıklı gittiler. "X" çalarak girdiler. "The Last 15 Minustes", "Denial", "Circial of Despair", "Pessimistic Warning" birbiri ardına çalındı.  Ben de içimden "Nerde ulan 'Behind the Power'?!" derken malum albümün isim parçasının girişi ile yer yerinden oynadı. "Draggin' To Mayhem" ve "Start the Slaughter" ile Behind the Power günleri hatırlandı.

Konserin  diğer bir  güzelliği ise "Ver Lan" idi. Taş gibi, punk tınılı parçaydı. Benim gibi daha önce dinlemeyenler için de sürpriz oldu diyebilirim. Her yerim ter içindeydi. Eminim sadece orda olan ben değil, ön taraf çılgınlar gibi  headbang yapıyordu.  Hatta Mazhar "90’ların ruhunu burada görüyorum’’ tarzı bir şey söyledi. Konserde yaklaşık 100 150 kişi vardı, ama önde bulunan kitle ortamı canlandırdı.

 Onların içinde vardım,her şey gayet dinamikti. Konserde pit ortamlarının aranan ismi Naki yine efsaneliğini konuşturdu. Böylece çılgın bir Metalium konserini geride bıraktık. Bugün bu yazıyı okulda çizgili bir kağıda yazmıştım, ordan da buraya aktarıyorum. Anlatılmaz yaşanır diye buna denir. Burnu yamulanlar, burnu kanayanlar, atlarken yere düşüp belini acıtanlar. Tüm bunlar bu konserde vardı.

Teşekkürler Metalium, İyi ki Varsın…

Cem Kurtuluş,2010